Sociological analysis
184 theses under this subject heading
Yerleşim yerlerinde yavaş değişmenin sosyolojik analizi: Köyceğiz örneği
Kasabalar tarım, turizm, sanayi ve ticaret gibi potansiyellere sahip, kendine özgü yapısı olan yerleşim yerleridir. Cumhuriyet sonrasından günümüze doğru hızlı bir değişim sürecine girilmiştir. Bazı kasabalar değişim sürecinden kaynaklı çeşitli dinamiklerin etkisiyle bu potansiyellerden bir ya da birkaçı ile ön plana çıkmışlardır. Bu hızlı değişime rağmen bazı kasabalar yavaş değişmekte, mevcut yapısını ve statüsünü korumaktadır. Muğla İlinin Köyceğiz Kasabası da değişimin yavaş olduğu kasabalardan biridir ve mevcut yapısını, tarihsel statüsünü, kültürel dokusunu korumaktadır. Köyceğiz tarihsel süreç içerisinde tarım, ticaret, eğitim, idari gibi alanlarda merkez konumunda olmuştur. Ancak 1980 sonrasında daha önce kendisine bağlı olan iki yerleşim yeri Köyceğiz'den ayrılarak ilçe konumuna gelmişler ve hızlı bir değişim sürecine girmişlerdir. Bu çalışmada Köyceğiz Kasabasının kendine özgü yapısı, yavaş değişimi altında yatan temel dinamikler nicel ve nitel yöntemler kullanılarak incelenecektir.
Göçmen gençlerde kültürel dönüşüm üzerine sosyolojik bir analiz: İnegöl Huzur Mahallesi örneği
Bu çalışma, Doğu ve Güneydoğu'nun kırsal bölgelerinden 1990'lı yıllarda göç ederek, Bursa'nın İnegöl ilçesinde Huzur mahallesine yerleşen Kürt göçmenlerin kültürel dönüşümlerini analiz etmeyi amaçlamaktadır. Araştırma, Kürt göçmenlerin ve çocuklarının deneyimledikleri kimlik oluşum süreçleri, kent yaşamına uyumları, toplumsal cinsiyet, geleneksel ve dinsel davranış örüntüleri ve sosyal bütünleşme boyutlarındaki deneyimlerine referansla göçün mekan kaynaklı meydana getirdiği kültürel dönüşümleri ele alacaktır. Kürt göçmenlerin ikinci kuşak gençlerinin yaşadığı kültürel dönüşümler çalışmanın odak noktasını oluşturmaktır. Çalışma sonucunda, ikinci kuşak gençlerin deneyimledikleri kültürel dönüşüme bakıldığında, bu konuda gençlerin tahmin edilenden çok daha güçlü bir rol üstlendikleri gözlenmiştir. Huzur mahallesinde ikamet eden ikinci kuşak gençlerin kendi davranışlarını şekillendirirken, çoğu durumda ebeveynlerinin bilinçli olarak kaçındığı kentin popüler kültürünü örnek aldıkları görülmektedir. Diğer taraftan, ikinci kuşak gençlerin kendi anadillerine hakim olmamaları, tam anlamıyla Türkçeye hakim olmayan ebeveynleri ile aralarındaki iletişimi zorlaştırmaktadır. Bu durum birinci ve ikinci kuşak arasındaki duygusal bağların zayıflamasına ve dolayısıyla zaman zaman evde bir yabancılaşmaya neden olabilmektedir. Ayrıca, ikinci kuşak genç kadın ve erkeklerin geleneksel ilişkilere yönelik tutumlarında bazı durumlarda farklılıklar göze çarpmaktadır. Kadının toplum içindeki geleneksel konumu ikinci kuşak kadınlar tarafından daha fazla eleştirilmektedir. Bunun yanında, çalışmada ikinci kuşak erkeklerin kendi ebeveynleri ile ikinci kuşak kadınlardan daha fazla çatıştıkları gözlenmiştir. Bu çalışma, ikinci kuşak gençlerin her ne kadar ebeveynlerinin bazı kültürel kodlarını ve habituslarını taşıyor olsalar da, karşılaştıkları kent ortamı ve kültürüne uyumları açısından "geçiş kuşağı" özellikleri göstermekte olduklarını öne sürmektedir. Alan araştırmasının verilerine dayanan bu çalışmanın örneklemi, Bursa'nın İnegöl İlçesinin Huzur mahallesinde adrese dayalı nüfus kayıt sisteminden yararlanarak rastgele seçilmiş Doğu ve Güneydoğu'dan göç eden birinci kuşak göçmenler ve onların çocukları olan ikinci kuşaktan oluşan 300 kişidir. Yüz yüze uygulanmış olan anket formu, birinci kuşak göçmenlerin ve ikinci kuşak gençlerin kültürel normlarını ve geleneksel değerlerini şekillendiren temel öğelere, kültürel davranış kalıplarına ve siyasal ilgilerine odaklanan sorulardan oluşmuştur. Ayrıca, birinci kuşak göçmenler ve ikinci kuşak gençlerin içinde yaşadıkları kente uyum süreçlerindeki kültürel ve sosyal koşulların ayrıntılı bilgisine ulaşmak için bu gruplardan seçilmiş 30 kişi ile derinlemesine mülakat ve odak grup görüşmeleri yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Göçmen Kürtler, Gençlik, Kimlik Oluşumu, Aidiyet, Kültürel Dönüşüm, Kent, Bursa
Sosyal sermaye ve akademik başarı arasındaki ilişkinin sosyolojik bir analizi: Şanlıurfa'da bir alan araştırması
Bu çalışma, Şanlıurfa İl Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı farklı lise türlerinde (fen,Anadolu, düz, meslek) öğrenim gören öğrencilerin akademik başarı(sızlık)larını sosyal sermaye, kültürel sermaye ve eğitimde uygulanan politikalardan kaynaklanan yapısal faktörlere odaklanıp sosyolojik olarak analiz etmeyi hedeflemiştir. Araştırmada, bu karmaşık ilişkileri çözümlemek amacıyla, hem nicel hem de nitel araştırma yöntemleri birlikte kullanılmıştır. Bu kapsamda Şanlıurfa'nın farklı lise türlerinde okuyan 410 öğrenciye anket uygulanmış; öğretmen, idareci, öğrenci, veli ve farklı sendika temsilcilerinden toplam 49 kişi ile derinlemesine mülakat yapılmıştır. Çalışmada, ailenin sahip olduğu sosyal ve kültürel sermayenin bazı unsurları ile akademik başarı arasında güçlü bir ilişki olduğu gözlenmiştir. Bu unsurlar; ailenin çocuğun eğitim sürecine katılımı, beklentisi, tutumu, sahip olduğu sosyal ağlar, bireyin doğduğu yer, konuştuğu dil, edindiği habitus, yaşadığı çevre ve eğitime yönelik motivasyonudur. Bununla birlikte, dezavantajlı bazı bireyler dini cemaatler ve STK gibi sosyal ağlara dahil olarak yaşadığı akademik başarısızlığı sınırlı da olsa telafi edebilmektedir. Ancak, sosyal sermaye ile eşleşen ve Şanlıurfa'da sosyal ağlar üzerinden kazanılan yüksek oranda var olan güven ve yakın sosyal ilişkiler vb. unsurlar ile akademik başarı arasında ciddi bir ilişki bulanamamıştır. Bununla birlikte, okulun sahip olduğu sosyal sermaye akademik başarıya pozitif yönde, yapısal faktörlerden doğan birçok sorun da negatif yönde etki etmektedir. Anahtar Kelimeler: Sosyal sermaye, kültürel sermaye, yapısal faktörler, akademik başarı, Şanlıurfa
Türkiye'deki bilişim suçlarının sosyolojik bir analizi: Tehditler ve çözüm stratejileri
Bu çalışmanın amacı, teknolojik gelişmeler sayesinde hayatımızın her alanının dijitalleştiği günümüzde, bilişim suçlarının nedenlerini ve yarattığı riskleri, faillerin özellikleri ve motivasyonlarını sosyolojik açıdan analiz ederek, bilişim suçlarının izlediği seyir hakkında genel bir bilanço çıkarmaktır. Bu kapsamda bilişim suçlarının teorik açıklamaları, mevzuattaki yeri, bilişim suçlarıyla mücadele yöntemleri, sosyal medyanın bilişim suçu içindeki rolü ve suç öncesi koşullar ayrıntılı olarak soruşturulacaktır. Çalışmanın bulgularına göre, sosyal medya ve bilişim teknolojileri sayesinde işlenen suçların arttığı ve bu kapsamda bilişim suçlarından çocuk istismarı ve kişisel bilgilerin farklı amaçlarla suiistimali suçlarında ciddi düzeyde artış olduğu anlaşılmaktadır. Son olarak, bu çalışmada bilişim suçlarındaki genel bilançosu değerlendirilerek eğitim, denetim, uluslararası işbirliği ve mevzuat ölçeğinde çözüm önerileri getirilerek, Türkiye'deki bilişim suçlarıyla mücadele edebilmek için bireysel ve kamusal ölçekte uygulanabilecek tedbirlere yer verilmiştir. Ayrıca, bilişim suçlarına yönelik devlet eliyle yapılacak denetimlerin yeterliliği ve yerindeliği konusu tartışılarak, denetimlerle kişi hak ve özgürlükleri ihlal edilmeden verilecek bir mücadele için nasıl bir yol izlenebileceği hakkında öneriler sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Bilişim, Bilişim suçu, Sosyal medya, Suç, Fail, Türkiye.
Türkiye'de "Sivil itaatsizlik" üzerine sosyolojik bir inceleme: Sivil Cumalar örneği
Bu çalışmanın amacı; Türkiye'de son zamanlarda gerçekleştirilen en önemli sivil itaatsizlik eylemlerinden bir olan sivil cumalar üzerine sosyolojik bir analiz yapmaktır. Çalışmanın temelinde sivil cumaların ne ölçüde bir sivil itaatsizlik hareketi olarak değerlendirilebileceği sorusu yatmaktadır. Bu sorunun cevaplanması için öncelikle sivil itaatsizlik kavramı ve teorileriyle ilgili literatür analizi edilecek. Daha sonra özel olarak sivil cumaların hangi gerekçelerle gerçekleştirildiği, hangi rahatsızlıklardan yola çıkıldığı veya hangi amaçların hedeflendiği sorularına cevap aranacak. Çalışmanın saha araştırması kısmında iki farklı grup ile mülakatlar yapılacak. Öncelikle sivil cumaları organize edenler ve sivil cumalara katılanlarla yapılacak mülakatlar aracılığıyla bunların hangi gerekçelerle sivil cumalara katıldıkları, hangi rahatsızlıkların ortadan kaldırılmasını talep ettikleri ve hangi hakları elde etmeyi hedefledikleri tespit edilmeye çalışılacak. Diğer taraftan, sivil cumaların düzenlendiği kentlerde yaşayıp sivil cumalara katılmayanlarla yapılacak olan mülakatlarla öncelikle sivil cumalara katılmayanların da aynı rahatsızlıkları paylaşıp paylaşmadığı ve aynı hakları talep edip etmedikleri tespit edilecek. Bununla birlikte, bu kişilerin sivil cumalara neden katılmadıkları da yine bu mülakatlarda tespit edilmeye çalışılacak. Çalışmanın sonuç ve değerlendirme bölümünde mülakatlarda elde edilen bulgular özellikle kavramsal çerçeve ve teorik arka plandaki tartışmaların ışığında analiz edilecek. Bu analiz sonucunda, sivil cumaların ne ölçüde bir sivil itaatsizlik eylemi olarak değerlendirilebileceği; sivil cumaların arkasında yatan gerekçelerin neler olduğu; hangi talepler veya hangi haksızlıkların sivil cumaların gerekçesi olarak ileri sürüldüğü ve sivil cumalarda ortaya çıkan rahatsızlıkların ne ölçüde bir tarihsel arka plana sahip olduğu soruları cevaplanmaya çalışılacak. Bu noktalarla bağlantılı olarak İslam'da sivil itaatsizliğin yerinin ne olduğu da özellikle literatürdeki tartışmalardan yola çıkılarak tartışılacak. Anahtar Kelimeler: Sivil cumalar, sivil itaatsizlik, kamu vicdanı, Kürtçe hutbe
Trafik suçlarının suç kuramlarındaki yeri ve sosyolojik analizi
Bu çalışmanın amacı trafik suçlarının suç kuramları içindeki yerini tartışmak ve temelinde yatan sosyolojik nedenleri incelemektir. Çalışma 2013-2014 yılları arasında Eskişehir'de yürütülen bir alan araştırmasının verilerine dayanmaktadır. Nicel yöntemi izleyen araştırmanın verileri 300 anketle toplanmış, SPSS yardımıyla çözümlenmiş ve 12 yarı yapılandırılmış görüşme ile desteklenmiştir. Araştırmada cinsiyet, yaş, eğitim, meslek ve gelir gibi değişkenlerin yanı sıra trafikte sürücü veya yaya olmanın trafik kazalarına ve trafik suçlarına yönelik düşünce ve davranışlar üzerindeki etkisini ortaya koymaya yönelik sorular sorulmuştur. Çalışmada ayrıca ölümlü veya yaralanmalı trafik kazası geçirmiş olma deneyiminin trafik suçlarına yönelik bakış açısı üzerindeki etkisi de araştırılmıştır. Bu amaçla, araştırmada özellikle kendileri veya yakınları ölümlü veya yaranmalı trafik kazası geçirmiş olan katılımcılarla geçirmemiş olan katılımcıların trafik kazaları ile trafik suçlarının nedenlerine ve çözüm önerilerine yönelik görüşleri karşılaştırılmıştır. Çalışmada trafik suçlarının sosyolojik nedenleri dört ana başlık altında toplanmaktadır. Bunlar; modern dünyanın maddi unsurlarıyla maddi olmayan unsurlarının eş zamanlı gelişmemesinin küresel ve ülke bazında yol açtığı sonuçlar, toplumda trafik kazalarına ilişkin kültürel bir hafızanın gelişmemiş olması, trafik suçlarının toplumda etnik, sınıfsal ve sosyal tüm kesimler ve gruplar tarafından işlenebilen bir suç olması ve son olarak trafik suçlarının kapitalist bir ekonomide satılabilir riskler olmamasıdır. Bulgular cinsiyet, yaş, eğitim, meslek ve gelir düzeyi gibi değişkenlerin trafik suçlarına yönelik düşünce ve davranışları etkilediğini ortaya koymaktadır. Öte taraftan bulgular, katılımcıların ölümlü ya da yaralanmalı trafik kazası geçirmiş olmalarının trafik kazaları ve trafik suçlarının nedenlerine ve çözüm önerilerine yönelik görüşleri üzerinde önemli bir etki yaratmadığını da ortaya koymaktadır. Trafik suçlarının ışık ihlalinden taksirle ölüme sebebiyet vermeye kadar uzanan farklı suç türlerini içinde barındırması birçok suç kuramının kavramsal bütünleşmesiyle açıklamayı gerektirmektedir. Dolayısıyla bu çalışmada trafik suçları caydırıcılık teorisi, rutin aktiviteler teorisi ile nötrleştirme teknikleri gibi bazı sosyal öğrenme ve süreç teorilerinin belirli kavramlarıyla açıklanmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Suç, suç sosyolojisi, suç kuramları, trafik kazaları, trafik suçları
Türk düşünce dünyasında Osmanlı devlet ve toplum yapısı tartışmaları üzerine tarihsel sosyolojik bir değerlendirme
Bu çalışmada, Türk düşünce dünyasında Osmanlı devlet ve toplum yapısı tartışmaları üzerine ortaya atılan farklı görüşlerin sistemli bir biçimde analiz edilmesi amaçlanmıştır. Bu amaç çerçevesinde döneminde kendi çağdaşlarını etkileyebilmiş özgün çalışmalar incelenerek tartışmaya ışık tutulması hedeflenmektedir. Bu çalışma, betimsel bir araştırma türü olup çalışmada doküman/belge tarama tekniği kullanılmıştır. Bu bağlamda çalışma Türk düşünce dünyasında Osmanlı devlet ve toplum yapısı üzerine geliştirilen tahlillerin dönemsel sınırlılıklarını göz önünde bulundurarak Osmanlı İmparatorluğu'nun devlet ve toplum yapısını tarihsel sosyolojik bir çerçevede değerlendirmiştir. Bu çalışmada, öncelikle Osmanlı toplum yapısını anlamak için tarihsel sosyolojik bir bakış açısının nasıl olması gerektiği üzerinden bir tartışma yürütülmüş ve sonrasında bu bakış açısından hareket ederek Osmanlı Devleti'nin kuruluş süreci, devlet yapısı ve üretim biçimi farklı düşünürlerin düşünceleri etrafında değerlendirilmiştir. Bu nedenle bu araştırmada Osmanlı Devleti'nin toplum yapısını açıklamak için kullanılan feodalizm, doğu despotizmi ve Asya tipi üretim tarzı (ATÜT) kavramları karşılaştırılmıştır. Bu bağlamda çalışmada, alanyazındaki önde gelen tarihçi, sosyolog, iktisatçı ve siyaset bilimcilerin Osmanlı devlet ve toplum yapısı hakkında olan değerlendirmeleri karşılaştırmalı bir biçimde ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Asya Tipi Üretim Tarzı, Doğu Despotizmi, Feodalizm, Osmanlı Toplum Yapısı, Tarihsel Sosyoloji
Afganistan'da kadınlara yönelik şiddet üzerine sosyolojik bir inceleme
Afganistan farklı etnik gruplardan oluşmuş ve tarihsel olarak farklı siyasal, toplumsal ve ekonomik süreçlerden geçmiş bir ülkedir. Bu değişim süreci içinde kadınların durumu ve onlara yönelik şiddetin düzeyi, türü ve oranı da farklılaşmıştır. Bu çalışmanın temel amacı Afganistan'da kadınlara yönelik şiddeti sosyolojik olarak incelemektir. Bu inceleme şu sorular etrafında yapılmıştır: Tarihsel süreç içinde Afganistan'da kadınların toplumsal konumu nasıl değişmiştir? Bu değişime bağlı olarak Afganistan'ın farklı siyasal dönemleri içinde kadın yönelik şiddetin yönü ve boyutu nedir? Son dönemde Afganistanlı kadınlar toplumda ve aile içinde ne tür şiddete maruz kalmaktadır? Kadınların şiddete maruz kalma nedenleri nelerdir? Kadına yönelik şiddetle mücadelede gelinen durum nedir? Bu sorular feminist kuram çerçevesinde irdelenmiş ve ataerkillik kavramı temelinde analiz edilmiştir. Bu analiz birincil ve ikincil kitaplara, makalelere, dergilere, resmi raporlara, internet haber kaynaklarına ve araştrımacının tanıklık ettiği olaylara dayanmaktadır. Anahtar kelimeler: Ataerkillik, Şiddet, Kadın, Afganistan,
Ebeveynlerin çocuklarının boş zamanlarını organize etme tutumları üzerine sosyolojik bir inceleme: İstanbul'da bir saha çalışması
Bu çalışmanın amacı, İstanbul'daki farklı gelir gruplarından ebeveynlerin ortaokul çağındaki çocuklarının boş zamanlarını organize etme davranışları ile sahip oldukları sosyal, kültürel ve ekonomik sermayeleri arasındaki ilişkiyi sosyolojik olarak analiz etmektir. Ebeveynlerin çocuklarının hane içi ve hane dışı sosyalizasyonlarına yönelik tutumları çocukların eylemde bulunabilme kapasitesi (agency) odağında ele alınmaktadır. Çalışmanın örneklemi, 2016-2017 akademik yılında İstanbul'a bağlı Üsküdar ilçesinin farklı mahallelerindeki iki ortaokula giden çocukların ebeveynleridir. Nitel yöntemin benimsendiği bu çalışma kapsamında, amaçlı örnekleme tekniğiyle belirlenen 365 ebeveyne anket uygulaması yapılmış ve kota örnekleme tekniğiyle belirlenen 37 ebeveyn, öğretmen ve idareciyle yarı-yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Saha çalışmasından elde edilen veriler ışığında orta gelirli ailelerinin çocuklarının sosyalizasyon ortamlarının büyük ölçüde sokak gibi kurguya açık alanlardan kapalı mekânlara dönüştüğü ifade edilebilir. Sürekli hedef koyan pragmatist eğilimlere sahip ebeveynler, çocukların meşgul oldukları faaliyetleri daha yoğun ve çok yönlü biçimde gözetim altına almaktadır. Çocukların kendilerine özgü akran kültürü oluşturma süreçlerinin ebeveynlerin otoritesine doğrudan bağımlı olduğu tespit edilmiştir. Yeni medya araçlarının, ebeveynlerin evde ve dışarıda çocuklar üzerindeki denetim ve tahakküm alanlarını genişleterek bir süper gözetim aygıtı haline geldiği bulgulanmıştır. Anahtar Sözcükler: Çocuk, Boş zaman, Ebeveyn Otoritesi, Çocukluk Sosyolojisi,İstanbul.
Alev Alatlı'nın fikirlerinin sosyolojik açıdan değerlendirilmesi
Türkiye'de edebiyat, Batı'daki değerinin aksine uzun yıllar sosyal bilimlerin odak noktasının dışında kalmıştır. Oysaki edebiyat disiplini, felsefe ve sosyal bilimler, özellikle de sosyoloji için çok değerli bulguların yer aldığı bir bilgi deryasıdır. Türkiye'de, romancı kimliğiyle tanınan Alev Alatlı, ülkemizdeki çoğu sosyal bilimcinin aksine, toplumsal konuları ve sorunları tahlil ederken, edebiyat alanından önemli ölçüde istifade etmiştir.Alatlı, Aristoteles mantığının tek düzeliğine karşın "saçaklı mantık"ın önemine vurgu yapan, bütüncül düşünce biçimini öne çıkaran, anti-pozitivist, gerçekçi bir romancıdır. Alatlı, Doğu-Batı ayrımı hakkındaki düşüncelerini, coğrafyadan ayrı olarak, biyofilik ve nekrofilik yönden kâinatı algılama tarzındaki farklılıkların üzerine kurmuştur. Alatlı'ya göre, Türk toplumu, Doğu ve Batı arasında arafta kalmış, ahlâk yapısı kapitalist sistemin zorlamasıyla göreceli ahlâka kurban gitmiş, değerler dünyasında büyük karmaşalar yaşamış, genç nüfusu cehalete yenik düşmüş, insanları Batılılaşmanın tesiriyle çeşitli açmazlarla karşı karşıya kalmış, kimlik bunalımı yaşamış, fertleri birbirine yabancılaşmış bir toplum haline gelmiştir.Alatlı, Türk toplumunun Batılılaşma süreciyle nekrofilik bir ruha büründüğünü, kendi yapısına ve dokusuna ters düşen bir yabancılaşma yaşadığını iddia etmiştir.Alatlı, Türk insanının derin kültürel bağlarında yatan özgürlük ruhuna vurgu yapmıştır. Alatlı, dünyayı tahakküm altına alan yağma düzenine eleştirel bakmıştır. Türk toplumunu dünyanın emniyet supabı olarak görmüştür. Alatlı, Türk toplumunun sahip olduğu değeri ve önemi fark etmiştir. O, Türk toplumunun özünü bulması için eserler kaleme almıştır.Tezimiz, Alatlı'nın kaleme aldığı yazıların ışığında, Türk toplumunu hangi dinamikler açısından nasıl değerlendirdiğini konu edinmiştir. Bunun yanı sıra tezimizde, Alatlı'nın toplum sorunlarına bakışını, Doğu-Batı ayrımına, Türk toplumuna ve insanına dair fikirlerini tahlil etmeyi amaçladık. Türkiye'de edebiyat dünyası ve sosyal bilimlerde önemli bir yere sahip olan Alatlı'nın görüşlerini genel ivbir çerçeveye oturtmaya çalıştık. Tezimiz, genellikle edebi yönüyle ele alınmış olan Alatlı'yı, sosyolojik bir perspektifle bütün yönlerini incelemiş olan ilk çalışmadır.Anahtar SözcüklerAlev Alatlı, Aydınlanma, Modernizm, Postmodernizm, Pozitivizm, Oryantalizm, Yabancılaşma, Biyofili, Nekrofili, Batılılaşma, Türk Toplumu, Türk İnsanı, Aydın, Bütüncül Düşünce, Kavram Kargaşası, Saçaklı Mantık, Rölativistik Ahlâk, Murat
Hollywood sinemasında Türkiye'ye yönelik oryantalist bakışın sosyolojik analizi
Oryantalizm, Batı toplumlarının düşünce sistemini meydana getiren bir tür ötekileştirme biçimidir. Doğunun az gelişmişliğine vurgu yapar. Sistematik bir düşünce üretmekle birlikte kurumsallaşmış yapılara da sahiptir. Batının kendi varlığını inşa etmek için, Batı dışı toplumları tanımladığı din, dil ve etnik temelli ötekileştirici bir söyleme sahiptir. Yedinci sanat dalı olarak kabul edilen sinema, bu söylemin kullanıldığı araçlardan biridir. Sinema, insanların dünyaya bakışını şekillendirmekte, izleyicilerin algılarını değiştirmekte ve düşünce mekanizmalarını etkilemektedir. Bu yönüyle Doğu toplumlarına karşı oryantalizmin kullandığı biz ve öteki algısını oluşturmada oldukça etkili bir sanat olarak kullanılmaktadır. Özellikle Hollywood sineması, oryantalist temsillerin aktarımında önemli rol oynamaktadır. Bu çalışma, Hollywood sinemasının Türkiye ve Türklere yönelik ortaya koyduğu oryantalist bakış açısını inceleyerek, sosyoloji literatürüne katkıda bulunmayı amaçlamaktadır. Bu bağlamda çalışmada, Gece Yarısı Ekspresi, Arabistanlı Lawrence, Dehşete Yolculuk, Takip-2 ve Hapishane Ateşi filmleri ele alınmıştır. Filmlerde sunulan oryantalist ideolojiler ortaya konulmaya çalışılmış ve Hollywood sinemasında oluşturulan hayali Doğu imgesi olarak Türkiye incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Hollywood Sineması, Oryantalizm, Öteki, İdeoloji, Türkiye
Tüketim toplumu-narsisizm ilişkisine sosyolojik bir bakış
Toplumsal yapıda meydana gelen dönüşümler bireyin ruhsal yaşamını etkileyerek benliğini şekillendirmektedir. Bu nedenle her toplumsal sistemin kendi yapısına uygun yaygın bir kişilik örgütlenmesi vardır. Günümüzde giderek yaygınlaşan, psikanalitik kuramın en önemli kavramlarından biri olmakla birlikte gündelik yaşamda da sık sık kullanılan narsisizm, çağımızın psikopatolojisi haline gelmektedir. Narsisizm sadece psikolojik bir kavram değil aynı zamanda kültürel bir durumu ifade etmektedir. Dolayısıyla son yıllarda giderek artan narsisizmi tek bir açıdan ele almak diğer etkenlerin yok sayılmasına neden olur. Bu nedenle narsisizmi, toplumsal yapıda meydana gelen değişimler ve kültürel yapı içerişinde ele alıp değerlendirmek gerekir. Bu bağlamda tez; günümüz tüketim toplumunun bireyin yaşam tarzını ve kimliğini dönüştürerek narsisizmi hangi koşullarda tetikleyip beslediğini ve bu durumun toplumsal yaşama nasıl yansıdığını incelemektedir. Birinci bölümde, narsisizm kavramının anlamı açıklanarak kökeni, türleri ve boyutları üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde, tüketim toplumunun gelişim sürecine ve tüketim kültürüne değinilmiş, tüketimin kimlik üzerindeki etkisi incelenmiştir. Son bölümde ise tüketim toplumu unsurları ile narsisizm arasındaki ilişki analiz edilerek yaygınlaşan narsisizmin toplumsal sonuçları ele alınmıştır.
Dinî sembollerin sosyolojik analizi: İslamcı dergilerde Ayasofya örneği
Bu çalışma, İslamcılar için sembolik anlamı olan Ayasofya'yı önemli kılan hususları ortaya koymak ve sembollerin gruplar üzerindeki etkilerinin tespitini amaçlayan bir araştırmadır. Çalışma metodu olarak nitel araştırma yöntemi benimsenmiştir. Daha kapsamlı araştırma yapmak için içerik ve söylem analizi tekniği kullanılmıştır. Çalışmanın örneklem grubunu, İslamcı yazarlar oluşturmaktadır. Bu araştırma, Ayasofya'nın müze olduğu 1934 tarihinden sonraki söylemleri içermektedir. Çalışmanın birinci bölümünde Ayasofya'nın sembol olması sebebiyle kimlik ve toplumsal hafıza ile olan ilişkisi kavramsal bir çerçevede ortaya konulmuştur. Son bölümde ise İslamcı yazarların Ayasofya söylemleri ile ilgili sınıflandırmalar yapılarak analiz edilmiştir. Bu bölümde Ayasofya'nın sembolik gücünün kaynağının tespit edilmesi ve toplumu etkileyen önemli unsurların belirlenmesi amaçlanmıştır.
Şehitlik olgusu üzerine sosyolojik bir analiz
Şehitlik kavramı günümüzde, pek çok farklı olayda, farklı bağlamlarda, çeşitli nitelendirmelerle yer almaktadır. Esasında dinî bir terim olan şehitlik, dinî olduğu kadar politik ve ideolojik çatışmalarda da sıkça başvurulan bir kavram haline gelmiştir. Bu çalışmada şehitlik olgusunun bu geniş kullanım alanına yayılma süreci ele alınacaktır. Çalışmanın temel amacı, şehitlik olgusunun, belli bir zamana ve belli bir dinî ya da kültürel geleneğe özgü olmayıp, dinler ve kültürler üstü, insanî bir olgu olduğunu ortaya koymaktır. Bu amaçla, öncelikle monoteist gelenekte şehitliğin ortaya çıkışı, teolojik ve sosyo-kültürel inşası ele alınmıştır. Sonrasında Greko-Romen kültürde asil ölüm ideali incelenmiştir. Böylelikle bugün ulus-devletleşme sürecinde şehitliğin kazandığı yeni anlamların kök uzantıları işaret edilmiştir. Çalışmada, nitel araştırma paradigmasına dayanan deskriptif bir yöntem benimsenmiştir. Çalışmanın veri kaynaklarını şehitlikle ilgili birincil ve ikincil kaynaklar ile kutsal metinler, ilahiler, şarkılar, destanlar, hikayeler gibi kültürel unsurlar oluşturmaktadır. İlgili metinler, şehitlikle ilgili tarihsel kırılma niteliğindeki olaylar bağlamında incelenerek yorumlanmıştır. Elde edilen verilerden hareketle şehitlik olgusunun bir toplumun kuruluşunda, kriz zamanlarının üstesinden gelebilmesinde, birlik ve bütünlüğünün sağlanmasında önemli rol ve işlevlerinin olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bunun yanında şehitlik olgusunun toplumsal hareketlerin vazgeçilmez bir unsuru olduğu anlaşılmıştır. Ayrıca şehitlik, dinî bir kavram olmasının yanı sıra, tarih boyunca farklı bağlamlarda politik olanla iç içe olmuştur.
Türkiye'de gençlik sosyolojisi ve gençlik üzerine yapılmış çalışmaların gelişimi
Bu çalışma, toplumu oluşturan kategorilerden biri ve en önemlisi olan gençliği ve gençlik konusunu ele almaktadır. Bu açıdan çalışmada genç ve gençlik kavramları tanıtılmış, toplumsallaşma ile ilişkisi ele alınmış ve bir kategori olarak gençliğin tarihsel süreç içerisindeki yeri tespit edilmeye çalışılmıştır. Çalışmada gençlik ve modernleşme ilişkisi analiz edilerek gençliğin bir kategori olarak ele alınmasına ilişkin serüven, sosyolojinin alt dallarından biri olan gençlik sosyolojisi üzerinden takip edilmiştir. Dolayısıyla bu çalışma temel olarak, Türkiye'de gençlik sosyolojisi oluşumunun, ana hatlarının ve bulunduğu bağlamın incelenmesini ve tanıtılmasını amaçlamaktadır. Türkiye'de gençlik sosyolojisi çalışmalarının ana hatları ve bağlamı ele alınarak, alana ilişkin yapılan çalışma örnekleri değerlendirilmiştir. Alana ilişkin örneklerin temsil ettiği temel harita, Türkiye'de gençlik sosyolojisinin tarihi, konusu, temelleri, teorik yönelimleri, metodolojik ve temel karakteristiklerini tespit etme amacını temsil etmektedir. Bu amaç doğrultusunda bu çalışma gençlik sosyolojisi alanına ilişkin bir analiz biçimi olarak değerlendirilebilir. Anahtar Kelimeler: Genç, Gençlik, Türkiye'de Gençlik, Türkiye'de Gençlik Çalışmaları, Gençlik Sosyolojisi, Türkiye'de Gençlik Sosyolojisi Çalışmaları
Türkiye'nin demokrasi kültürü üzerine sosyolojik bir inceleme
Demokrasi düşüncesi Antik Yunan'da doğmuş, fakat modern yorumunu Amerikan ve Fransız Devrimleri ile bulmuştur. Demokrasi kavramı, farklı yorumları içerisinde barındırmaktadır, o yüzden üzerinde halen belirli bir tanımlamaya ulaşılamamıştır. Demokrasinin yoruma açıklığı, maalesef, demokrasiye farklı bakış açıları sunmaktadır. Yani, bazıları kendi anlayışları üzerine, kendi çıkarları adına, demokrasinin evrensel kurallarına dikkat etmeden demokrasiyi yorumlarlar. Demokrasinin evrenselliği açısından aktörün dönüştürme kapasitesi esastır.Sosyal değişimler de artık demokrasiye ihtiyaç duymaktadır. Demokrasi kavramı hemen her söylemde, sivil toplumun kimlik temelli politika sorunlarında tartışılmaktadır. Türkiye de neoliberal dönüşümlerden ciddi anlamda etkilenmiş ve bu etkilenme, siyasette, ekonomide ve toplumsalda kendisini göstermiştir. Bu neoliberal dönüşümler, Türk toplumunu anlamak adına sosyal bilimleri yeni arayışlara zorunlu kılmaktadır. Ancak, pek çok açıdan başarısız iddialar ortaya atılabilir. Neoliberal dönüşümlerin Türk toplumunun karakteristik özelliğini zayıflattığı öne sürülebilir. Daha da önemlisi, bu liberal dönüşümlerin demokrasinin temel ihtiyaçlarını oluşturduğu duygusu oluşabilir. Bu tezde, demokrasinin temelinin liberalizm değil, cumhuriyetçilik olduğunda ısrar edilmiştir.Anahtar Kelimeler: Demokrasi, Demokrasi Kültürü, Düşük Yoğunluklu Demokrasi, Liberalizm, Muhafazakarlık.
Darbeler sorgulanıyor: Filmler ve diziler
Son on yıldır Türk siyasi tarihindeki askeri darbeleri konu alan sinema filmleri ve televizyon dizileri çoğalmıştır. 2000'lerden itibaren, 27 Mayıs 1960 darbesini, 12 Mart 1971 muhtırasını ve 12 Eylül 1980 darbesini konu alarak yapılan televizyon dizilerine, izleyicilerin gösterdiği yoğun ilgi, yine aynı konuyu içeren yeni sinema filmlerinin yapımında etkili olmuştur. Televizyon dizilerine olduğu gibi, sinema filmlerine de ilgi oldukça fazladır.Sinema filmleri ve televizyon dizilerinde, darbeler sırasında ve sonrasında oluşan baskıcı düzen, darbeler sırasındaki sorgulamalarda ağır psikolojik ve fiziksel tahribe uğramış insanların hayatları eleştirel bakış açısıyla sunulmaktadır.Sinema filmleri ve televizyon dizilerine ilginin yoğun olmasının nedeni de bu eleştirel bakış açıdır. Ayrıca yakın siyasi tarih öğreniminin eksikliğinden kaynaklanan toplumsal belleğin oluşturulması işlevini üstlenmesi, sinema filmleri ve televizyon dizilerine olan ilginin artmasını sağlamıştır. Genç kuşak, yakın siyasi tarihimizde yapılan askeri darbeleri ve darbelere zemin hazırlayan siyasal, sosyal ve ekonomik koşulları, bu filmler ve diziler aracılığıyla öğrenmektedirler.Anahtar Kelimeler: Askeri Darbe, Politika, Filmler ve Diziler, Toplumsal Hafıza.
Kütahya ilköğretim okullarındaki öğrencilerin şiddet algısı üzerine sosyolojik bir çalışma
Şiddet gerek sosyal, gerekse psikolojik açıdan pek çok olumsuz etkileri olan, bireyin yetenek ve becerilerini kullanmasını etkileyen, dolayısı ile bireysel hedeflere ulaşmayı engelleyerek önce bireyleri, sonra da toplumu sosyolojik açıdan etkileyen bir konudur. Hem şiddet uygulayan, hem de şiddete maruz kalan birey açısından geçerli olan bu durum, etkisini en fazla eğitim kurumlarında, özellikle ilköğretim çağında göstermektedir. Bu nedenle ilköğretim okullarında şiddet ve şiddet eğiliminin tespit edilip, çözüm için bir dizi önerilerin getirilmesi önem arz etmektedir. Öte yandan ülkemizde yapılan sınırlı sayıdaki alan çalışmaları ve bilimsel araştırmalarda, şiddet ya mesleki boyutları ile bir bilim disiplinince ele alınmış, ya da durumun daha çok teorik kökenleri üzerinde durulmuştur. Bu araştırmaların genelinde daha çok ekonomik durum üzerinde durulmuştur. Oysaki şiddetin gerek sosyoekonomik, gerekse sosyokültürel alanda oldukça geniş bir çerçevede değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu açıdan bakıldığında şiddetin temel nedenlerinin sosyolojik açıdan ele alınması daha doğru olur.Bu araştırmada, Kütahya ilindeki ilköğretim okullarındaki öğrencilerin şiddet algıları ve bu algıyı etkileyen demografik etmenler araştırılmıştır. Araştırmada, Kütahya ilinde ilköğretim okullarındaki 123 öğrenci üzerinde anket uygulaması yapılmıştır. Araştırmanın sonuçlarına göre annenin eğitim durumu ve kardeş sayısı ile şiddet algısı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunurken, babanın eğitim durumu ve cinsiyete göre bir ilişki gözlemlenmemiştir.Anahtar Kelimeler: Şiddet; İlkokul; Eğitim; Sosyoloji.
Kütahya'da intihar olgusu: Merkez ilçe alan araştırması
İntihar olgusu insanlık tarihi boyunca varlığını devam ettiren ve sonuçları itibariyle insanları derinden etkileyen bir davranış biçimi olarak karşımızda durmaktadır. İnsanın dünyada olma amacına aykırı bir hareket olan intihar davranışı kişisel bir eylem gibi görünmesine karşın, intihar eden kişinin ailesini ve yakınlarını ilgilendirdiğinden son tahlilde toplumsal bir eylem biçimine dönüşmektedir.Nedenleri ve sonuçları itibariyle karmaşık ve çok yönlü bir eylem biçimi olan intihar davranışı modern zamanın en önemli sorularından birisini teşkil etmektedir. Her yıl bir önceki yıla oranla intihar ve intihar girişimi sayılarındaki artış, intiharın yaygınlaşması ve toplumsal alanda yaptığı etkilerde dikkate alındığında artık bu davranışın göz ardı edilemeyecek kadar mühim bir sorun teşkil ettiği açıkça görülebilmektedir.Hem dünya genelinde hem de ülkemiz genelinde son dönemde gözle görülür bir artışın yaşandığı intihar ve intihar girişimi vakaları yerel ölçekte ele aldığımız Kütahya ilinde de aynı ölçüde bir artış göstermektedir.Günümüz toplumları açısından bu denli kritik bir öneme sahip olan intihar ve intihar girişimi davranışını sosyolojik perspektifte ele almak, bu problemin daha iyi anlaşılıp, analiz edilmesini ve bu sorunun en aza indirilebilmesi için çözüm yolları bulunabilmesini sağlayacaktır.Anahtar Kelimeler: İntihar, İntihar Girişimi, İntihar Teorileri, Sosyal Değişkenler, Sosyolojik Perspektif, Kütahya
Yeni Türk sineması: 2000 sonrası Türk sinemasına sosyolojik bir bakış
Bu çalışma Türkiye?nin ekonomik, toplumsal, politik ve kültürel hayatında yaşanan değişimlerin toplumsal alanda nasıl ifade bulduğunu ortaya koymak adına Türk sinemasının elverişli bir alan olduğu savından yola çıkarak hazırlanmış ve 90?ların ikinci yarısından sonra oluşan yeni Türk sinemasındaki sektörel artışı sosyolojik bağlamda incelemeyi kendine problem edinmiştir. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde sinemanın Türkiye?ye ilk girişinden 80?li yıllara kadar olan dönem, tiyatrocular dönemi, geçiş dönemi, sinemacılar dönemi ve genç Türk sineması dönemi şeklindeki bölümler halinde ifade edilmiştir. Sonrasında bir taraftan bastırılırken diğer taraftan konuşan Türkiye sloganlarıyla var olan 80?li yıllar Türkiye?sinin siyasi, ekonomik, toplumsal durumundan ve bunların Türk sinemasına yansımalarından bahsedilmiştir. İkinci bölümde 90?lı yılların siyasi, ekonomik, toplumsal etmenleri ve tüm dünyayı saran popüler kültür ve tüketim kültürü olgularının Türk sinemasına etkileri ifade edilmiştir. 90?lı yıllarda artık öldü denilen Türk sinemasının `Eşkıya? ile geri dönüşü söz konusudur ve `Eşkıya?nın açtığı yolda oluşan yönetmen sineması kavramıyla değişen sinema anlayışı ifade edilerek yeni Türk sinemasının ilk izleri verilmiştir.Üçüncü bölümde ise 2000?li yılların siyasi, ekonomik, toplumsal durumundan ve bir anlamda Yeşilçam?dan kopuşu ifade eden yeni Türk sineması anlayışından bahsedilmiştir. Bu bölümün son kısmında ise yerli ve yabancı film sayıları, yerli ve yabancı seyirci sayıları, sinema salon ve perde sayıları, dijital sinema salon ve perde sayıları, devlet desteği miktarları şeklinde niceliksel verilerle çalışmanın probleminde belirtilen artış ifade edilmiş ve artışın nedenleri sektörün içindeki kişilerle yapılan söyleşiler ışığında yorumlanarak çalışma sonlandırılmıştır. Anahtar Kelimeler: Türk Sineması, Yeşilçam, Yeni Türk Sineması, Devlet Desteği, Popüler Kültür, Sektörel Artış
Slovakya doğrudan demokrasi referandumlarının sosyolojik analizi
Bu tez çalışmasında Slovak Cumhuriyeti'nde doğrudan demokrasi konusu ele alınmış ve referandumlara doğrudan demokrasinin ana aracı olarak odaklanılmıştır. Tezin yöntemi, doğrudan demokrasiye geçildikten sonraki referandumların analizidir. Bir başka deyişle tez bu referandumlarla ilişkili sosyal olayların ve kampanyaların tanımlanması ve analizinden oluşmuştur. Tezinin sonucunda referandumların özgünlükleri ve aile meseleleriyle ilgili gerçekleştirilen son referandumun özgünlüğü arasındaki benzerlikler ile farklıklar analiz edilmiştir. Zira bu özgünlük sivil faaliyetlerde yeni bir eğilim gösterebilmektedir ve siyasi tartışmaları ahlak alanına daha da yaklaştırmaktadır.
Türk hukukunda adli yıl açılış konuşmalarının sosyolojik analizi (1943-2001)
Türkiye'de her yıl adli yıl açılış töreni ve Yargıtay Başkanı tarafından yapılan açılış konuşması ile yeni bir adli yıla girilmektedir. 1943 yılında başlayan ve 1956 ilâ 1960 yılları arasında kısa bir süre terk edilen bu uygulama, günümüzde de devam etmektedir. Türkiye'de, yargı erkinin toplumsal olaylara bakış açısı genel itibarıyla, adli yıl açılış konuşmalarında somutlaşmaktadır. Bu konuşmalar bazen yargısal sorunların dile getirildiği, bazen siyasal rejim kaygılarının körüklendiği, bazen de topluma veya hükümete istikamet çizme gayretlerinin somutlaştığı nutuklar olarak ortaya çıkmıştır. Hem Cumhuriyet'in kuruluş dönemlerindeki ulus devlet olma sürecinde hem askeri darbe dönemlerinde, yargı erki yaşanan siyasal ve toplumsal süreçlere kayıtsız kalmamıştır. Dost-düşman ikilemi çerçevesinde ortaya konulan toplumsal tehlike algısına ilişkin de yargı erki tarafından bir çok değerlendirme yapılmıştır. Öte yandan yargı erki yıllar itibarıyla bu konuşmalarda, yasama ve yürütme erkinden karşılanmasını talep ettiği ihtiyaçlarını hem kamuoyuna hem de muhataplarına deklare etmiştir. Bu çalışmada yargı erkinin toplumsal ve siyasal olaylara bakış açısı, yasama ve yürütme erkleriyle olan münasebetleri ve bu bağlamda kendine atfettiği misyon adli yıl açılış konuşmalarından hareketle ortaya konmaya ve hukukun üstünlüğü, bağımsızlık ve tarafsızlık gibi evrensel hukuki prensiplerin yargı erkinde ne derece hâkim olduğu anlaşılmaya çalışılmaktadır.
Batı Afrika'da iklim değişikliği ve göç: Nijer bağlamının sosyolojik analizi
İklim değişikliği, 21. yüzyılın en karmaşık ve rahatsız edici olaylarından biridir. İnsanın kaderini ve çevresini belirleyen gezegensel bir fenomendir. Bu nedenle çevre kalitesi ile insan yaşamı arasındaki ilişkiyi sorgulamak gereğinden daha fazladır. İklimsel tehlikelerden kaynaklanan göç hareketleri, nüfusun yaşamayı zor bulduğu karmaşık bir gerçekliği temsil etmektedir. Bu iklim gerçeği şu anda tüm toplulukları savunmasız hale getirmekte ve bireyleri, aileleri, toplulukları ve tüm köyleri hayatta kalmalarını sağlamak için geçici veya kalıcı olarak göç etmeye zorlamaktadır. Batı Afrika'da ve özellikle Sahel'de, iklim sorunları giderek daha ciddi ve meşru endişelere yol açmaktadır. Bu bölgede kuraklıklar, seller, yüksek sıcaklıklar, sağanak yağmurlar, rüzgarlar dünyanın geri kalanından daha şiddetli ve yıkıcı olmaktadır. Bu tekrarlayan doğal afetler, zaten sınırlı olan doğal kaynakları bozmaktadır. Nüfusun hayatta kalması için gerekli olan bu doğal kaynaklar, ekonominin güçlü halkasını oluşturmaktadır. Bu nedenle, bu iklimsel tehditler ve bunların nüfusun yaşam kalitesi üzerindeki sonuçları altında, genellikle bu coğrafi bölgede kontrolsüz göç akışları gözlemlenmektedir. Bu çalışmanın konusu olan, tarımsal-pastoral bir bölge olan Nijer, insan eyleminin birleşik etkisi altında iklimsel tehlikelerden muzdariptir. Nitekim Nijer, dünyadaki en çok tarıma ve hayvancılığa bağımlı ülkelerden biridir. Tarım ve hayvancılık da büyük ölçüde iklim koşullarına bağlıdır. Nijer nüfusunun yaklaşık %85'inin yağmurla beslenen tarım ve hayvancılık tarafından istihdam edildiği düşünüldüğünde çevresel değişikliklerin ülke üzerindeki potansiyel yıkıcı etkilerini anlamak daha kolaydır. Bu çalışma, iklim değişikliğinin Nijer'deki göç üzerindeki etkilerini anlamak için yapılmaktadır. Bu amaçla, ülke genelinde sekiz büyük şehirde, aynı zamanda göç alanındaki özelliği nedeniyle Kantché vilayetinde 49 kişiyle derinlemesine yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılmıştır. Görüşme sonunda elde edilen veriler ortaya çıkan temalara göre gruplandırılarak yorumlanmıştır. Son olarak, elde edilen veriler QDA yazılımı ile analiz edilmiştir. Bu çalışma, iklim değişikliğinin Nijer'deki göç üzerindeki etkilerini anlamak için yapılmaktadır. Bu amaçla, ülke genelinde sekiz büyük şehirde, aynı zamanda göç alanındaki özelliği nedeniyle Kantché vilayetinde 49 kişiyle derinlemesine yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılmıştır. Görüşme sonunda elde edilen veriler ortaya çıkan temalara göre gruplandırılarak yorumlanmıştır. Son olarak, elde edilen veriler QDA yazılımı ile analiz edilmiştir. Saha araştırması, yerel nüfusun göç üzerindeki iklim etkilerine ilişkin görüşlerine odaklanmıştır. Bu bölümde iklim değişikliğinin göçü nasıl etkilediğini anlamaya çalışmaktayız. Bu fenomenlerle başa çıkmak için geliştirilen stratejilere özellikle vurgu yapılmıştır. Bu fenomenler nüfusun yaşam tarzlarını ve kültürel tarzlarını nasıl etkilemektedir? Tüm bu veriler, derinlemesine bir görüşme yöntemi ve diğer ek teknikler kullanılarak toplanmıştır. Araştırma; bilimsel katkı ve siyasi ve sosyal karar vericiler için yol gösterme açısından önemlidir.
Çocuklu kadınların iş yaşamına ilişkin davranışlarının sosyolojik açıdan değerlendirilmesi: Niğde örneği
Tarihsel süreç içinde aile kurumu ve kadınlar günümüz toplumuna kadar birçok değişime uğramış ve kadın, çalışma hayatının önemli bir bileşeni olmuştur. Bu anlamda çalışan annelerin hane dışındaki üretime katılması mikro boyutta aile kurumunu, makro boyutta ise toplumsal yapıyı ilgilendiren modern dönemlerin yeni bir sorun alanı olarak tartışılmaya başlanmıştır. Çalışan annenin diğer mesai arkadaşlarından farklı sorunlarla karşı karşıya gelmesi çoğunlukla doğurganlık ve çocuk sahibi olması ile ilişkilendirilmiştir. Çalışma hayatını doğrudan ilgilendiren aile ve çocuk arasındaki ilişki; annenin işi ve kendisi için oldukça önemlidir. Bu çalışma nitel araştırma yöntemlerinden fenomenolojik yaklaşım deseni ile tasarlanmıştır. Fakat çalışma içinde ele alınan her kuramın çalışmaya ışık tuttuğu, çalışmanın kuramsal teklik içermediği niteliksel olarak fenomenolojik kuram çerçevesinde modelleştirildiği belirtilmelidir. Araştırmanın örneklemini Niğde ilinde en az 2 yıl çalışma yaşamında yer alan 15 anne oluşturmuştur. Çocuk sahibi çalışan kadınlara uygulanan 18 soruluk yarı yapılandırılmış görüşme formu ile katılımcıların aile ve çalışma hayatına yönelik görüş ve düşünceleri kendi ifadeleri ile anlaşılmaya çalışılmıştır. Araştırma bulguları çerçevesinde ana temalar oluşturulmuş ve bu temaların üzerine yoğunlaşan betimsel analizler gerçekleştirilmiştir. Verilerin analizi, kod açma yöntemi kullanılarak yapılmış ve ortak örüntülerin belirlenmesiyle birlikte çıkarımlar sağlanmıştır. Elde edilen veriler, kamu sektöründe çalışan annelerin karşılaştığı zorlukları ve duygusal deneyimlerini açık bir şekilde vurgulamaktadır. Çalışmanın önemli bulguları arasında, çalışan annelerin çocuklarıyla yeterli vakit geçirememeleri, iş yerinde izin taleplerinde zorluk yaşamaları ve devlet politikalarının geliştirilmesi gerekliliği yer almaktadır. Bu bulgular, kamu sektöründe çalışan annelerin karşılaştığı zorlukları ve duygusal deneyimleri açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Araştırmanın sosyoloji literatürüne ve çocuk sahibi çalışan kadınlara yönelik yapılacak uygulamaların belirlenmesine katkı sağlayacağı düşünülmektedir.