Sosyal politika
200 theses under this subject heading
Türkiye'de çalışma ekonomisi ve endüstri ilişkileri öğrencilerinin sosyal sorunlara bakış açıları
Küreselleşmenin yarattığı baş döndürücü hız sosyal sorunları bir yanıyla kadimleştirirken, diğer yanıyla da yeni sosyal sorunların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Sosyal sorunlar karşısında dezavantajlı kesimlerin giderek artan kayıpları, sosyal sorunların saptanması ve bu sorunlara yönelik bakış açısının ortaya konması da yaşamsal bir öneme taşımaktadır. Sosyal sorunların belirlenmesi ve çözüm sunulması bağlamında sosyal politika anahtar roldedir. Sosyal sorunlara çözüm arayarak refahın sağlanmasını hedef alan sosyal politikanın anlamı ve geleceği yalnız uygulamalar değil, akademik çalışmalarla da yeniden ve yeniden sürekli olarak oluşturulmaktadır. Böyle düşünüldüğünde, sosyal politika çalışanlar sosyal sorunlara nasıl bir anlam vermekte ve nasıl yapılandırmakta sorusu daha da önemli hale gelmektedir.Sosyal politika geleneğinin ülkemizdeki temsilcileri olan Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri (ÇEEİ) bölümü öğrencileri sosyal sorunların tanımlanmasında özel önem taşımaktadır. Çünkü; ÇEEİ bölümü ile sosyal sorunlar, hem disiplinler arası yaklaşım hem de sosyal politika eğitimi temelinde bağdaşmaktadır. Bu nedenle bu çalışmada; ÇEEİ eğitiminin mevcut durumu incelenerek, sosyal politika eğitimi alan ÇEEİ öğrencilerinin hem sosyal politikanın konu alanları içerisinde yer alan sosyal sorunlara bakışının hem de bölüme yönelik algılarının incelenmesi ile birlikte ÇEEİ'nin sosyal politika geleneğinden uzaklaşıp uzaklaşmadığı tartışmasına katkı sunmak amaçlanmıştır. Nicel çalışma yöntemlerinden anket yönteminin kullanıldığı bu çalışmanın örneklemini ÇEEİ bölümü dördüncü sınıf öğrencileri oluşturmaktadır. Bu araştırmada veri toplama araçları olarak araştırmacı tarafından geliştirilen "Sosyal Sorunlara Bakış Ölçeği" kullanılmıştır. Bu araştırma sonucunda; ÇEEİ öğrencilerinin sosyal sorunlar karşısında sosyal politika yanlı yanıtlar verdiği görülmüştür. Bununla birlikte alan içinde tartışılan "sosyal politika geleneğinden" uzaklaşma konusunda sosyal sorunlara bakış bağlamında bir uzaklaşma olmadığı görülmüştür. ÇEEİ öğrencilerinin sosyal sorunlara bakışına etki eden değişkenleri analiz edildiğinde, cinsiyete, yaşam idamesi durumuna, barınma durumu, kardeş sayısına, baba istihdam durumuna, ailedeki engelli birey varlığına, ailedeki sendikal katılıma ve not ortalamalarına göre sosyal sorunlara bakışın değişmediği görülmüştür. Diğer yandan sosyal sorunlara bakışın yaş grupları, ebeveyn medeni hali, ebeveynlerin eğitim durumu, gelir yeterliliği, gelir durumu, anne istihdam durumu, ebeveynlerin gelir durumu, eğitim gördükleri üniversite ve bölüme yönelik algılarına bağlı anlamlı değişiklik göstermektedir.
Türkiye'de sosyal harcamaların yoksulluk üzerine etkileri:Ampirik bir inceleme
İnsanlık tarihi kadar eski bir sorun olan yoksulluk, günümüz küresel koşullarında da varlığını ve önemini korumaktadır. Bir tarafta kişi başına düşen GSYİH'nın 100.000 Dolar'ın üzerinde olduğu gelişmiş ülkeler (Lüksemburg, Norveç, Lihtenştayn, Monako) öte tarafta ise bunun 1.000 Dolar'ın altında olduğu (Eritre, Kenya, Afganistan, Nepal, Bangladeş) çok sayıda ülke bulunmaktadır. Ayrıca ülkelerin kendi içlerinde de yoksul ile zengin arasındaki gelir farkı kabul edilen sınırın ötesine geçmiş durumdadır. Konunun öneminden dolayı yoksulluk ve yoksulluğu önleme politikalarını içeren çeşitli araştırmalar literatürde bulunmaktadır. Bir taraftan yoksulluk olgusu ve nedenleri incelenirken bir diğer taraftan da yoksullukla mücadele politikaları bölgesel, ulusal ve uluslarüstü kuruluşlar bağlamında oluşturulmakta ve yürütülmektedir. Yapılan çeşitli çalışmalarda erişilen ortak bulgular, küreselleşen dünyada yoksulluğun sadece az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde rastlanılan ve kalkınma süreciyle ilgili kronik bir problem olmaktan ziyade tüm ülkeleri derinden etkileyen global bir sorun haline geldiğini göstermektedir. Türkiye'de yoksullukla mücadele bağlamında gerçekleştirilen sosyal harcamaların yoksulluk düzeyini ne derecede etkilediği ise bu çalışmanın temel amacını oluşturmaktadır. Bu bağlamda, İstatistiki Bölge Birimleri (26 bölge) temel alınarak derlenen 2004-2011 yıllarına ait sosyal harcama ve yoksulluk oranı verileri panel veri analizi yöntemleri ile incelenmiştir. Bu çalışma, sosyal harcamaların yoksulluğu etkilediği, kısa dönemde yoksulluğu azalttığı, uzun dönemde ise beslediği sonucuna varmaktadır. Anahtar Kelimeler: Yoksulluk, Sosyal Harcamalar, Sosyal Politikalar, Beşeri Sermaye, Sosyal Güvenlik Harcamaları, Bölgesel Analiz
Çalışan yoksulluğu ve güvencesiz çalışma ilişkisi: Dünyada ve Türkiye'de uygulanan çalışan yoksulluğu politikaları
Yoksulluk olgusu insanlık tarihi kadar eskiye dayanmakla birlikte yakın dönemde işsizlik ile ilişkilendirilmektedir. Ancak günümüzde bireylerin iş sahibi olmaları, yoksulluk riskine maruz kalmalarını engellememektedir. Dünyada ve ülkemizde bir iş sahibi olmasına karşın yoksulluktan kurtulamayan çalışanların sayısı artmakta, bu durum "çalışan yoksul" kavramını ortaya çıkarmaktadır. Bu çalışmada; çalışan yoksulluğuna sebep olan faktörler ile işin, mesleğin, güvencesiz çalışmanın çalışan yoksullukla ilişkisi incelenerek dünyada ve Türkiye'de çalışan yoksulluğunun boyutu ele alınacaktır. Aynı zamanda çalışan yoksulluğuna yönelik uygulanan politikalar incelenecektir.
Türkiye'de yerel yönetimlerde sosyal belediyecilik: Üsküdar Belediyesi örneği
Tarihin her döneminde insanlar birbirlerine yardımcı olmayı dini bir sorumluluk olarak görmüşler ve varlıklı kimseler hayırseverlik anlayışı doğrultusunda yoksul, yardıma muhtaç kimselere el uzatarak onların insanca yaşamalarına katkıda bulunmuşlardır. Ancak sosyal politika için Sanayi Devrimi ayrı bir önem taşımaktadır. Nitekim Sanayi Devrimi ile birlikte sosyal politika bir bilim dalı haline gelmiş ve devrim sonrası ortaya çıkan işçi sınıfı ile işveren arasındaki huzursuzlukların önüne geçmek için birtakım düzenlemeler gerçekleştirilmiştir. Değişen koşullar, çeşitlenen ihtiyaçlar karşısında ise sosyal politika kapsamını genişletmek durumunda kalmış ve birçok grubu kapsayan politikalar üretmeye başlamıştır. Günümüzde merkezi yönetimler, dünyada yaşanan değişimlerin etkisiyle birlikte kamu hizmeti sunumundaki görev ve sorumluluklarını yerel yönetimlerle paylaşmaktadırlar. Ülkemizde yerel yönetim birimleri içerisinde ön planda bulunan belediyeler, klasik belediyecilik hizmetlerinin yanında artık kendi sınırları içerisinde yaşayan vatandaşların huzuru, refahı için çeşitli yardımlarda bulunmakta ve hizmetler sunmaktadırlar. Belediyelerin bu tür sosyal yardım ve sosyal hizmet karakterli uygulamaları ise sosyal belediyecilik anlayışını ortaya çıkarmaktadır. 2004 sonrası değişen yerel yönetim yasalarıyla birlikte belediyeler, sosyal politika taşıyıcısı olma noktasında oldukça önemli sosyal sorumluluklarla donatılmış bulunmaktadırlar. Bu çalışmada; Türkiye'de yerel yönetimlerde sosyal belediyecilik anlayışı Üsküdar Belediyesi örneği üzerinden incelenmiştir. Bu kapsamda çalışmanın ilk iki bölümünde sosyal politika, sosyal devlet, sosyal belediyecilik ile ilgili kavramlar geniş bir biçimde açıklanmaya çalışılmıştır. Üçüncü bölümde ise Üsküdar Belediyesi'nin dezavantajlı gruplara yönelik uygulamış olduğu sosyal belediyecilik hizmetleri değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Yerel Yönetimler, Sosyal Politika, Sosyal Belediyecilik,Sosyal Hizmet, Üsküdar Belediyesi.
AB entegrasyonu sürecinde Türkiye'nin sosyal politikasındaki dönüşüm ve uyum analizi
Ekonomik bir birlik olma fikrinden yola çıkan, zamanla siyasi ve kültürel bir birlik haline gelen AB, genişleyerek ?çeşitlilik içinde birlik, birlik içinde farklılık? sloganıyla entegrasyonu derinleştirme çabası içerisine girmiştir. Sözü geçen derinleşmenin ve toplumsal boyutun vurgulandığı en önemli politikalar, hiç kuşkusuz sosyal politikalardır. 2005 sonu itibarıyla üyelik müzakerelerini başlatan Türkiye'de AB Komisyonunun yayımladığı Katılım Ortaklığı Belgesine Ulusal Programı ile cevap vermiş, kısa ve orta vadede yapacağı reformları taahhüt altına almıştır. Sosyal politika uyumunun en temel kriteri olan Maastricht Kriterleri önemli ölçüde gerçekleştirilmiş, özellikle çalışma hayatı, ILO Sözleşmesi başta olmak üzere, yeniden yapılandırılmaya başlanmıştır.Toplumun genel durumuna yönelik sosyal ilişkilerin bütünü olan sosyal politika; toplumda sosyal barış, adalet, sosyal denge ve yaşama koşullarının iyileştirilmesine yönelik devletlerin sosyal sorumluluğunu oluşturur. AB'de sosyal politikalar, ekonomik ve sosyal hedefler ile beraberce yürütülür. Sosyal politikalar yaşama koşullarının iyileştirilmesi, sosyal denge, sosyal adalet, sosyal refah, demokrasi ve insan hakları ile Avrupa Toplum Modelinin değerlerini yansıtır. AB sosyal politikası sadece müktesebat ile sınırlı kalmayıp Avrupa Sosyal Modelinin dayanaklarını, sendikal hakları da kapsar. AB'ne üye olmak isteyen Türkiye'nin sosyal politikalarının Birliğe uyumlu olması, Türkiye'nin de sosyal durumunda iyileştirme sağlayacak, Türkiye'nin önemli toplumsal problemlerin çözümü içinde destek yaratacaktır. Türkiye bu yönde çeşitli mevzuatlarında değişiklikler yaparak, yeni mevzuatlar getirerek, Anayasa değişiklikleri ve uyum programları ile çalışmalarını yoğunlaştırmaktadır.Bu bağlamda çalışma, AB sosyal politikalarını tüm detayları ile sosyo-politik bir analize tabi tutmakta ve Türkiye'nin bu politika alanı ile ilgili fotoğrafını çekerek, üyelik sürecinde sosyal politikanın kapsamına giren alanlarda gözlemlene değişim ve dönüşümü karşılaştırmalı olarak sunmayı hedeflemektedir. Siyasi ve hukuki entegrasyon tartışmaları, tabiatıyla, çalışmanın dışında tutulmuştur.
Türklük ve Kürtlük bağlamında birlikte yaşama ve iç içe geçişler: Başakşehir örneği
Toplumlarda yaşanan hızlı değişimler sonucunda, hayatın her alanında olduğu gibi sosyal alanda da soru ve sorunlar ortaya çıkmaktadır. Toplumsal alandaki en önemli sorunlardan biri de çokkültürlülük ve etnisitedir. Bu alanda meydana gelen toplumsal sorunlar genellikle birlikte nasıl yaşanabileceği sorusunu gündeme getirir. Oluşan bu sorunlar genellikle ayrışma yaratan sorunlardır. Toplumda yaşanan ani dönüşümler, ani kırılmalar bilim adamlarını yeni kavramlar üretmeye zorlamaktadır. Bu çalışma böyle bir birikimin birlikte yaşama kültürüne katkı sağlaması bakımından önemlidir. Etnikliğin Türk toplum yaşamındaki uygulaması ile Batı tecrübesi ve yaşantısındaki örnekleri birbirinden farklıdır. Türkiye'deki etnik gruplar Anadolu'nun yerel halklarıdır; Batı'nınkiler ise sonradan göç etmiş etnik gruplardır. Türkler tarih boyunca farklılıkları bir arada yaşatmayı bilmiş, Batı ise ötekileştirerek, asimile ederek kendi amaçlarına uygun davranmaya zorlamıştır. Eğer etniklik eksenindeki bu sosyolojik derinlik dikkate alınmazsa herhangi bir sonuca ulaşamayız. Etnisite hakkında Türkiye'de ve tüm dünyada inceleme konusu yapılabilecek birçok topluluk vardır. Bu çalışmanın konusunu etniklik bakımından Türklük- Kürtlük bağlamında birlikte yaşama ve iç içe geçişler oluşturmaktadır. Bu iç içe geçişler toplumsal bütünleşmeyi sağlamak için çok önemlidir. Böylece toplumdaki farklı etnik grupların birbirlerine olan önyargılarının, korkularının ve kuşkuların giderildiği bir güven ortamı oluşturulabilecektir. Anahtar Kelimeler: Etnisite, Kültür, Çokkültürlük ve Politikaları, Ulusçuluk, Kimlik, Kürt Kimliği, İç İçe Geçişler.
Evaluation of integration and interoperability opportunities of e-government projects concerning social work practice: An action research into Ministry of Family and Social Policies
There are many Institutions and Ministries working on social welfare directly or indirectly, aiming to provide better life conditions for all citizens in Turkey. Although the center of the social policies is the Ministry of Family And Social Policies, the Ministry needs to work in cooperation with other government institutions and voluntary organizations in order to fulfill the tasks given. An effective way of coordinating the services provided by diversity of institutions is using integration opportunities presented by information technologies. Almost every institution use E-Government systems that are convenient means of integrations, for managing and organizing their business and E-Government Gateway for serving citizens. It is regarded as a straightforward process to integrate/communicate systems. But, in practice, beyond and besides the technical aspect, there exists difficulties about implementing the official prerequisites and to "understand" and convert the information of each other due to internally complex and unfamiliar organizational business rules. Aim of this research is to expose the key points and the problems of interagency information sharing and integrations in social service welfare besides the benefits, from the perspective of MoFSP members. Keywords: Integration, Interagency Information Sharing, E-Government, E-Government Gateway, Social Policy
Sosyal belediyecilik uygulamaları: İstanbul Büyükşehir Belediyesi örneği
Eğitim, sağlık, konut gibi temel sosyal ihtiyaçların karşılanması sosyal devletin birincil görevlerinden birisi sayılmaktadır. Ne var ki, küreselleşme ve küre-yerelleşme olgularıyla birlikte gelen dönüşüm süreci ve bu temelde söz konusu sosyal hizmetlere olan talebin sürekli artışı, yerel yönetimlerin de sosyal politikalara dahil edilmesini getirmiştir. Hatta, yerel yönetimler yerel nitelikli hizmetlerin yürütülmesinde verimliliği ve etkinliği sağlayan kurumlar olarak sosyal politika alanında başat aktör olmaya başlamıştır. Bu süreç, sosyal politikayla birlikte belediyelerin de "sosyal belediyecilik" kavramı temelinde yeniden yapılandırılmasını beraberinde getirmiştir. Sosyal belediyecilik kavramı literatürde yaygınlaşmış ve belediyelerin sosyal politika alanındaki işlevleri gün geçtikçe artmıştır. Tez çalışması, Türkiye'de sosyal belediyecilikte iyi uygulama örneklerinden biri olarak gösterilen İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin (İBB) uygulaması üzerinden sosyal belediyeciliğin bütçe - faaliyet ve örgüt açısından "performansını" değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Bu doğrultuda çalışma üç ana bölümden oluşmaktadır: ilk bölümde doğuşu, gelişimi aşamalarıyla birlikte amaçları, işlevi, vb. temelinde sosyal politika ve sosyal belediyeciliğin kavramsal çerçevesi çizilmektedir. İkinci bölüm Türkiye'de sosyal belediyecilik uygulamasına ayrılmıştır; Türkiye'de sosyal belediyeciliğin tarihsel gelişimi, yasal çerçevesi ve kurumsal yapısı aktarılmıştır. Üçüncü bölümde ise İBB uygulaması birimler bazında ve 2010 – 2014 dönemini kapsayacak şekilde üç ana başlık altında çalışılmıştır: (a) faaliyet başlığı altında Stratejik Plan ile Faaliyet Raporları temelinde sosyal politika faaliyetlerine ilişkin değerlendirmeler yapılmış, (b) bütçe başlığı altında belediye bütçesi içerisinde sosyal bütçenin payına bakılmış, ve (c) örgüt başlığı altında belediye örgütü içinde sosyal politika birimlerinin personel – organizasyon yapısına odaklanılmıştır. Tez çalışması sonucunda, sosyal belediyecilik uygulamasının geliştirilmesi için çeşitli bulgulara ulaşılmış ve söz konusu yönetsel öneriler, faaliyet, bütçe ve örgüt olmak üzere üç başlık altında ortaya konulmuştur. Anahtar Kelimeler: Sosyal Politika, Sosyal Belediyecilik, Sosyal Hizmet ve Yardım, Sosyal Bütçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi
Suriyeli mültecilere meslek kazandırılması ve bu sürecin ekonomik etkilerinin incelenmesi
Yoğun sığınmacı maruziyeti ile birlikte Türkiye'de son yıllarda göç yönetimi konusuna yeni bir bakış açısı getirilmiştir. Bu doğrultuda, politikalar ve uygulamalar bu etki neticesiyle düzenlenmekte, değiştirilmekte ve yeniden oluşturulmaktadır. Yapılan düzenlemelerle birlikte ülkemizde bulunan mültecilere yönelik sosyal politika çerçevesinde sunulan bazı haklar bulunmaktadır. Bu haklar sağlık, eğitim, çalışma, sosyal yardım ve hizmetler şeklindeyken yükümlülükler ise evlenme ve boşanma gibi her vatandaşı ilgilendiren konuları içermektedir. Bu bağlam içinde değerlendirildiğinde Türkiye, Suriyeli mülteciler için bir geçiş ülkesi haline gelmiştir. Bu bağlamda Türkiye Suriyeli sığınmacılara insani olarak birçok konuda yardım etmiştir. Bu noktada meslek edindirme üzerine de çalışmalar yapılmaktadır. Bursa'da yaşayan göçmenlerin meslek yapılarına bakılacak olursa, çok çeşitli meslek yapıları olduğu görülmektedir. Bundan sonra açılacak kurslarda özellikle katılımcıların mesleki yetkinlikleri, aldıkları meslek eğitimleri, dil bilme düzeyleri mevcut projelerin başarısını arttıracağı ve istihdama olumlu anlamda katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Meslek sahibi olan Suriyeli mültecilerin kendi mesleklerinin öğretilmesi ve bilinçlendirilmesi hem kursun mahiyetinin amaca yönelik gerçekleşmesine sebep verecek hem de kursiyerin doğru meslek kursuna katılmasını sağlayacaktır. Bu da doğalında istihdamla ilgili olumlu yönde katkı sağlayacaktır.
Erişilebilir üniversiteler kapsamında engelli öğrenci birimlerinin engelli öğrenciler açısından değerlendirilmesi
Engelli bireyler için engelsiz ve eşit bir toplum düzeni oluşturabilmek günümüzün devlet politikalarının en önemli konuları arasındadır. Günümüzde engellilik sadece engelli bireyin kendisini ilgilendiren bir konu olmaktan çıkmış toplumun her kesimini ilgilendiren bir konu haline gelmiştir. Engelli bireylerin bedensel olarak farklılıkları dışında diğer bireylerden hiçbir farkı yoktur. Farkı yaratan, engellilere karşı toplumun bakış açısı, algıları ve tutumlarıdır. Toplumsal düzenin her boyutunda engelli bireylere yönelik eşitsizlikler mevcuttur ve engelli bireyler sürekli bu eşitsizlikler ile mücadele etmek durumunda bırakılmaktadır. Eşitsizliklerin en çok mevcut olduğu yer ise eğitim kurumlarıdır. Engelli bireylere yönelik olumsuz tutumlar, mimari yönden engeller, eğitim materyallerinin engel durumuna uygun olmayışı vb. gibi nedenler dolayısıyla engelliler için eğitim sürdürülemez hale gelmektedir. Bu çalışmanın amacı, üniversitelerdeki engelli öğrenci birimlerinin, engelli öğrencilerin eğitimi esnasında karşılaştıkları sorunların çözümünde ne ölçüde destek sağladıklarını engelli öğrenciler yönünden incelemek ve değerlendirmektir. Bu çalışma, genel tarama modelinin tekil tarama türünde bir çalışmadır. Çalışmanın evrenini, Türkiye'deki özel ve devlet üniversiteleri oluşturmaktadır. Bu çerçevede, bütün üniversitelere ulaşılması hedeflenmiştir. Örnekleme katılan 13 Üniversite'de 92 engelli (fiziksel engelli, görme engelli, işitme engelli vb.) öğrenci, örneklem içinde yer almıştır. Çalışmanın verileri; online oluşturulan ve demografik bilgiler ile engelli öğrenci birimleri hakkında görüşleri içeren önceden yapılandırılmış soru formundan elde edilen bilgilerden oluşmaktadır. Bu çalışma ile engelli üniversite öğrencilerinin 2006 tarihinde "Yükseköğretim Kurumları Özürlüler Danışma ve Koordinasyon Yönetmeliği" ile üniversitelerde kurulması zorunlu hale getirilen engelli öğrenci birimlerinin eğitim hayatında etkinliği incelenmiştir. Ayrıca engelli üniversite öğrencilerin üniversite hayatında karşılaştıkları problemlere yönelik engelli öğrenci birimlerinin faaliyetleri ve çözüm yolları hakkında mevcut durum ortaya konulmaya çalışılmıştır. Çalışmadan elde edilen bulgular sonucunda, yükseköğretim kurumlarında engelli bireylerin eğitim hayatında karşılaştıkları bütün sorunlara yönelik başvurabilecekleri bir birimin olması öğrenciler açısından hem güven duygusu yaratmış hem de karşılaştıkları sorunların çözümleneceğine ilişkin inanç oluşturmuştur. Engelli öğrenci birimleri ile engelli öğrencilerin ihtiyaçları doğrultusunda bilgiye ve bilime erişilebilirliği kısmi olarak sağlanmıştır. Ayrıca engelli öğrenci birimleri üniversitelerde engelliğe yönelik farkındalığın oluşmasına katkı sağlamıştır. Ancak engelli öğrencilerin eğitim hayatında yaşadığı sorunları tamamen ortadan kaldırmadığı ve eğitim hayatını tam anlamıyla kolaylaştırmadığı ortaya çıkmıştır.
Türkiye'de Suriyeli sığınmacı çocukların sosyo-kültürel uyum düzeylerinin tespiti ve geliştirilmesine yönelik sosyal politikalar önerileri Kırşehir örneği
2011 Arap Baharı'ndan bu yana, yaşanan iç savaşlar, çatışmalar, şiddet ve bunların getirdiği ekonomik yoksunluk vs gibi sebepler, yeni bir yaşam umuduyla etkilenen kitleler Türkiye'yi dünyanın en fazla göçmen kabul eden ülkesi haline getirmiştir. Resmi rakamlara göre 3,5 milyondan daha fazla göçmen barındıran ülkemizde göçe bağlı yüzlerce sorunu çözmek zorunda kalan yetkililer her krizde en kırılgan gruplar olarak karşımıza çıkan dolayısıyla en çok etkilenen kadınlar ve çocukları ayrıca yönetmek ve analiz etmek zorunda kalmışlardır. Sığınmacı çocukların göç sürecinde maruz kaldıkları insani olmayan koşullar tüm dünya tarafından bilinse de bu sorunlara yeterli düzeyde müdahale edilememesi çocuklar üzerinde telafisi güç kalıcı izler oluşmasına neden olmaktadır. Araştırmanın temelini oluşturan veriler 2021 yılında, Kırşehir İlinde sığınmacı olarak yaşayan 150 Suriyeli çocuk arasından toplanmıştır ve bu çalışmada çocukların sosyokültürel uyum düzeyleri incelenmiştir. Araştırmada kişilerarası iletişim, akademik/iş performansı, kişisel ilgi alanları ve toplumsal katılım, ekolojik uyum , dil yeterliği alanları ile ilgili sorular sorulmuştur. Yapılan analiz sonucunda çıkan sonuçlar Suriyeli sığınmacı çocuklara yönelik geliştirilecek sosyal politikalara Kırşehir özelinde ve en nihayetinde Türkiye genelinde katkıda bulunması hedeflenmiştir. Elde edilen sonuçlar kısaca Kırşehir'de yaşayan Suriyeli sığınmacı çocukların sosyal uyum düzeyinin yüksek olduğunu işaret etmiştir. Çocukların farklı yaşam tarzlarına ayak uydurma ve etkinliklere katılım sağlama konusunda problem yaşamadığı verilen cevapların analizinde görülmüştür. Korelasyonel değerlendirmede ise dil yeterliliği ile ekolojik uyum ve kişisel ilişki arasında negatif yönlü uyumsuzluk olduğu görülmüştür. Bu da sosyal uyumun sağlanmasında dil öğrenmenin önemli bir ölçüt olduğunu ortaya çıkarmıştır. Bütün bu veriler ışığında çalışma Suriyeli sığınmacı çocuklar için geliştirilecek sosyal politikalara alternatif çözüm önerileri ile sonlandırılmıştır.
Türkiye'de çocuk koruma politikaları ve 2000 sonrası uygulanan yeni modeller
İnsanlık için tarihsel sürece bakıldığında, tarım toplumundan bilgi toplumuna, şehir devletlerinden imparatorluklara, imparatorluklardan ulus devletlere ardından küreselleşmiş dünyaya doğru geçiş yaşanmıştır. Günümüzde de tüm dünyada neredeyse her alanda bu değişim ve dönüşüm çok yönlü bir şekilde devam etmektedir. Devlet ilk kurulduğu dönemlerde sınırlı alanlarda hizmet sunan bir yapı idi. Başta güvenlik olmak üzere savunma, adalet gibi alanlarda sunulan hizmetler yaşanan değişimler ve dönüşümler sonucu Sosyal Devlet olgusunu ortaya çıkardı. Günümüz modern devletlerinin vazgeçilmez bir parçası haline gelen sosyal devlet kavramı toplumsal katmanları bir arada tutan bir çimento vazifesi görmeye başladı. Dezavantajlı kesimler olarak ifade edilen, sosyal ve ekonomik değerlere ulaşmada yoksunluk çekenlere yönelik uygulanan politikalar günümüzde çok çeşitlenmiştir. Engelliler ve yaşlılar başta olmak üzere aile bütünlüğü içerisinde olması gerektiği düşünülen kadın ve çocuklara yönelik pek çok hizmet planlı ve programlı bir şekilde, günümüz ihtiyaçları ve bilimsel değerler gözetilerek yerel ve ulusal birimler tarafından sunulmaktadır. Bu çalışmada kamu politikası bağlamında Türkiye'de Çocuk Koruma Sistemi incelenmiştir. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır: Birinci bölümde politika, siyasa kavramları ve kamu politikaları hakkında bilgi verilmiştir. Politika kavramının tarihsel gelişimi incelenmiş, politika süreci ve politika aktörleri hakkında inceleme yapılmıştır. İkinci bölümde Sosyal Politika kavramı ele alınmış, bir kamu politikası olarak gelişimi incelenmiştir. Sosyal politikaların bir alt dalı olan Çocuk Koruma Politikalarının Türkiye'de oluşumu, gelişimi ve günümüzdeki durumu hakkında bilgi verilmiştir. Üçüncü bölümde Türkiye'de korunmaya muhtaç çocuklar için uygulanan koruma modelleri açıklanmış, son yedi yıllık sayısal veriler sunulmuştur. Kurum bakımı ve ev tipi bakım modelleri, koruyucu aile, evlat edindirme ve diğer hizmetler hakkında bilgi verilmiştir.
Türk sosyal güvenlik sisteminde işsizlik sigortası uygulamalarının değerlendirilmesi
Hayatları boyunca insanlar hastalık, sakatlık, işsizlik, yaşlılık ve ölüm gibi birçok tehlikeyle karşı karşıyadır ve bu tehlikeleri ortadan kaldırmak veya etkisini azaltmak, başkalarına muhtaç olmadan yaşamak istemektedirler. Sosyal güvenlik fikri de insanların bu ihtiyaçlarının sonucu ortaya çıkmıştır ve zamanla kurumsal bir yapıya dönüşmüştür. Sosyal güvenliğin yapı taşlarından işsizlik sigortası, işsizlik riskine karşı bireyin güvence altına alınması, gelir kayıplarının telafi edilmesi ve toplum içinde insan onuruna yakışır bir şekilde yaşaması için uygulanan bir sistemdir. İşsizlik sigortası her ülkede farklı şekillerde uygulanmaktadır. Programın tipleri, programdan faydalanacak kişiler, fonun kaynakları, işsizlik ödeneğini hak etme koşulları gibi konularda farklılıklar görülebilmektedir. Çağımızın temel sorunu olan işsizlik, üzerinde önemle durulması gereken hassas bir konudur. Bu nedenle çalışmamızda Türk sosyal güvenlik sisteminin gelişimi, yapısı, sosyal güvenlik sistemi bünyesinde yer alan işsizlik sigortası incelenmiş ve detaylı bir şekilde ele alınmıştır. Çalışmayla ülkemizde işsizlik sigortası uygulaması detaylı bir şekilde incelenerek eksikliklerine dikkat çekmek, gelişim alanlarını tespit etmek ve yapılacak diğer çalışmalara katkıda bulunmak amaçlanmaktadır. Anahtar Kelimeler: Sosyal güvenlik, sosyal politika, işsizlik, sigorta, işsizlik sigortası, işsizlik ödeneği
Three essays on poverty alleviation programmes: Basic income, negative income tax and child benefit
Poverty alleviation, which has gained prominence along with socio-political economics, has been the focus of studies in the development economics literature. In this thesis, basic income, negative income tax, and child benefit policies that are among the prominent issues in poverty alleviation are examined using an extensive individual and household basis data set and microsimulation analysis. Chapter One reveals the background, objective and organization of the study. Chapter Two introduces the concept of poverty, describes key metrics related to income distribution and poverty, and outlines the social policies, social assistances and poverty in Turkey. Chapter Three examines the effectiveness of the basic income policy, which is presented as the first solution to the poverty problem. Basic income refers to the cash payment by the state to all citizens, regardless of the level of income of individuals and their working conditions. Microsimulation analysis is carried out by combining individual and household data in the Income and Living Conditions survey compiled by Turkstat in 2018 and published in 2020. 50% of the median income, also called the poverty line, is considered basic income per capita and is given to all households according to the equivalence scale. In order to ensure neutral budget, the final tax collected is equal to sum of the initial tax and the basic income payment, and taxation is carried out using two different taxation schemes, i.e., flat rate tax and progressive rate tax. The household-based scenario shows that the Atkinson index drops from 0.123 to 0.040, the Gini index falls from 0.381 to 0.202, and the Theil index decreases from 0.284 to 0.095 after basic income with flat tax financing scheme. On the other hand, the Atkinson index drops from 0.123 to 0.034, the Gini index decreases from 0.381 to 0.190, and the Theil index falls from 0.284 to 0.079 after basic income with progressive tax financing scheme. It shows that the basic income policy reduces income inequality, and the progressive tax funding scheme is more effective. In the final case, 62.01 % flat rate tax or 2.89 times the initial tax burden should be levied on households within the scope of the neutral budget. Since basic income is tax-free, it is also defined as the minimum guaranteed income. Poverty is eliminated due to the fact that all households' incomes are greater or equal than poverty line. Chapter Four reveals the effectiveness of the negative income tax policy, which is presented as the second solution to the poverty problem. Negative income tax refers to the policy based on the fact that individuals whose incomes are below a certain threshold receive a tax refund, while individuals whose incomes are above the specified threshold fund tax payments to finance tax refund. Microsimulation analysis is carried out by combining individual and household data in the Income and Living Conditions survey compiled by Turkstat in 2018 and published in 2020. The median income is equal to the breakeven income level, the households whose gross income is below the breakeven income level receive half of the difference between breakeven income level and the household gross income. In order to ensure neutral budget, the final tax collected is equal to sum of the initial tax and the negative income tax payment, and taxation is carried out using two different taxation schemes, i.e., flat rate tax and progressive rate tax. The household-based scenario shows that the Atkinson index from 0.123 to 0.055, the Gini index decreases from 0.381 to 0.240, and the Theil index from 0.284 to 0.133 after negative income tax with flat tax financing scheme. On the other hand, the Atkinson index decreases from 0.123 to 0.044, the Gini index decreases from 0.381 to 0.216, and the Theil index decreases from 0.284 to 0.104 after negative income tax with progressive tax financing scheme. It shows that the negative income tax policy reduces income inequality, and the progressive tax funding scheme is more effective. In the final case, %41.94 flat rate tax or 1.85 times the initial tax burden should be levied on households within the scope of the neutral budget. Negative income tax is also defined as the minimum guaranteed income, since even a household with no income will receive as many tax refunds as the poverty line. Poverty is eliminated due to the fact that all households' incomes are greater or equal than poverty line. Chapter Five shows the effectiveness of the child benefit policy, which is presented as the third solution to the poverty problem. Child benefit refers to cash payment provided to households with children whose income below the poverty line. Microsimulation analysis is carried out by combining individual and household data in the Income and Living Conditions survey compiled by Turkstat in 2018 and published in 2020. The households with children whose equivalent income is below the poverty line receive child benefit, which is equal to the difference between the poverty line multiplied by equivalence scale and household gross income. In order to ensure neutral budget, the final tax collected is equal to sum of the initial tax and the child benefit payment, and taxation is carried out using two different taxation schemes, i.e., flat rate tax and progressive rate tax. The household-based scenario shows that the Atkinson index from 0.122 to 0.093, the Gini index decreases from 0.379 to 0.326, and the Theil index from 0.282 to 0.193 after child benefit with flat tax financing scheme. On the other hand, the Atkinson index from 0.122 to 0.083, the Gini index decreases from 0.379 to 0.311, and the Theil index from 0.282 to 0.123 after child benefit with progressive tax financing scheme. It shows that the child benefit policy declines income inequality, and the progressive tax funding scheme is more effective. In the final case, %25.28 flat rate tax or 1.12 times the initial tax burden should be levied on households within the scope of the neutral budget. Since child benefit is provided only to households with children whose income is below the poverty line, households without children whose income is below the poverty line continue to remain poor. When child benefit is financed with a flat-rate tax, the headcount ratio decreases from 0.140 to 0.024, and the poverty gap falls from 0.040 to 0.006. On the other hand, when child benefit is financed with a progressive tax, the headcount ratio drops from 0.140 to 0.026, and the poverty gap decreases from 0.040 to 0.007. Unlike the basic income and negative income tax policies, the child benefit policy is not aimed at eliminating poverty, but at alleviating poverty. Chapter Six presents key findings and policy recommendations, outlines the limitations and directions for future research.
Yerel yönetimlerde sosyal bütçe: Manisa Büyükşehir Belediyesi örneği
Merkezi yönetimler sosyal politikaların sağlanmasında başarılı olmak için halka en yakın kamu birimi olan yerel yönetimler ile işbirliği içinde çalışmaktadır. Adil ve insan onuruna yakışır bir hayatı, toplumun bütün kesimlerince yaşanabilir kılmak amacıyla uygulanan sosyal politikalar, yerel yönetimlerin başında bulunan belediyeler için büyük önem teşkil etmektedir. Toplumun yerel düzeydeki ortak ihtiyaçlarını karşılamayı amaçlayan belediyelerin sosyal politika uygulamaları sosyal belediyecilik olarak adlandırılmaktadır. Bu politikaların uygulanmasına yönelik yapılan harcamalar ve kaynak sağlanması ise bir bütün olarak sosyal bütçe ile değerlendirilmektedir. Sosyal politikaların yerel düzeyde uygulanmasına örnek olarak sosyal bütçe kapsamında Manisa Büyükşehir Belediyesi'nin incelenmesi bu çalışmanın ana konusunu oluşturmaktadır. Buna bağlı olarak Manisa Büyükşehir Belediyesi'nde sosyal belediyecilik kapsamında yıllara göre yapılan harcamalar ve hizmetlere yönelik kaynak ihtiyacı durumu ve önemi açıklanmıştır. Yapılan analizler sonucu elde edilen bilgiler ile araştırmacılara belediye bütçesi ve sosyal harcamalar arasındaki etkileşim hakkında kapsamlı bilgiler vermek amaçlanmıştır.
Sosyal devletin dönüşümü ve sosyal belediyecilik: Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi örneği
Medeniyetler döneminden günümüze sosyal politika araçları toplumsal refahın sağlanmasında önemli roller üstlenmiştir. 1929 yılında yaşanan kriz sonucu devletler Keynes'in müdahaleci anlayışını benimsemişlerdir. Devletlerin sosyal ve ekonomik hayata müdahalelerinin kaçınılmaz olduğu bu dönemde, toplumsal refahı artırıcı önemli gelişmeler yaşanmıştır. Devletler, sosyal ve ekonomik hayata müdahaleleri ile toplumsal sorunların çözülmesini sağlamışlardır. 1945-1975 yılları arasında en popüler dönemini yaşayan refah devletleri bu dönemde önemli refah politikaları üretmişlerdir. Bu refah politikalarını üreten merkezi yönetimler uygulama görevini yerel yönetimlere bırakmışlardır. Özellikle kamu harcamalarında görülen artış ve yerelleşme etkisi ile refah devleti anlayışı sosyal belediyecilik anlayışına doğru bir dönüşüm yaşamıştır. 1970'li yıllarda toplumcu belediyecilik olarak ortaya çıkan ve 1980'li yıllardan sonra etkisini artıran sosyal belediyecilik anlayışı kapsamında belediyeler tarafından kadın, çocuk, genç, engelli, yaşlı ve yoksullara yönelik birçok uygulamalar gerçekleştirilmiştir. 2000'li yıllarda çıkarılan kanunlarla altyapısı sağlamlaştırılan sosyal belediyecilik anlayışı bu dönemde etkinliğini daha da artırmıştır. Ancak belediyelerin, uygulamaların sunumunda kaynak yetersizliği, diğer kurumlarla veya birimlerle koordinasyon eksikliği, denetim eksikliği gibi bir takım sorunlarla karşılaştıkları görülmektedir. Sosyal belediyecilik anlayışı çerçevesinde belediyeler tarafından gerçekleştirilen faaliyetlerin uygulamada genellikle sosyal yardımlar ve sosyal hizmetlerden oluştuğu görülmektedir. Yerel yönetimlerin sosyal yardımlar dışında danışmanlık, sosyalleştirme, yatırım, kılavuzluk etme gibi işlevleri de bulunmaktadır. Çalışmada 2012 tarihli ve 6360 sayılı kanun ile büyükşehir olan Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi'nin birimleri tarafından sosyal belediyecilik anlayışı çerçevesinde gerçekleştirdiği faaliyetleri ele alınmıştır. Bu kapsamda Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi'nin birimleri tarafından yapılan çalışmaların kavramla örtüşüp örtüşmediği değerlendirilmektedir.
Şehit yakını, gazi ve gazi yakınlarına yönelik uygulanan sosyal politikalar: Sakarya ili örneği
Türk tarihinde geçmişten günümüze şehit ve gazi kavramıının son derece önemli bir yere sahip olduğu görülmektedir. Türkiye Cumhuriyeti devleti sosyal devlet olma ilkesi gereği çeşitli terör olayları ve savaşlar sonucunda şehitlerin yakınları veya bu olaylar sonucunda engelli durumuna gelen gaziler ve onların yakınlarına yaşadıkları travma sonucunda hayatlarına devam edebilmeleri amacıyla çeşitli sosyal politikalar geliştirilmiştir. Ekonomi, sosyal, psikoloji vb. birçok alanda geliştirilen sosyal politika uygulamaları zaten dezavanjlı gruplar arasında yer alan şehit yakını, gazi ve gazi yakınlarının maddi anlamda yaşam kalitelerini iyileştirirken sosyal açıdan da dayanışmayı arttırdığı, bu sebeplede son derece önemli bir yere sahip olduğu düşünülmektedir. Bu çalışmada uygulanan sosyal politikalar, şehit yakını, gazi ve gazi yakınları tarafından algılanan yeterlilik düzeyleri ve var olan eksikliklerin giderilmesine yönelik çözüm önerilerine yer verilmiştir. Yapılan literatür taramasında sağlanan sosyal politikalar konusunda oldukça az çalışmaya rastlanılmıştır. Sakarya ilinde ikamet eden 20 şehit yakını, gazi ve gazi yakınına yarı yapılandırılmış mülakat tekniği ile görüşme yapılmış ve yapılan araştırma sonucunda devlet tarafından sağlanan sosyal politikaların yeterli düzeyde olduğu fakat özellikle ekonomik anlamda daha da geliştirilmesi ve günümüz şartlarına uyarlanması gerektiği sonucuna varılmıştır. Ayrıca şehit ve gazi çocuklarının eğitim seviyelerinin genelde düşük olduğu ve bu durumun sosyal ve psikolojik hayatlarını etkilediği tespit edilmiştir.
Egemen kadınlık kurgusu ve belediyelerin kadına yönelik sosyal politikalarının karşılaştırılması üzerine bir araştırma
Günümüzde, belediye ve belediye hizmetleri herkesin üzerinde yoğun olarak tartıştığı bir konudur. Bu çalışmada belediyecilik hizmetlerinin sosyal politika kapsamında kadın açısından değerlendirilmesi ve bu politikaların uygulanma biçimi örnekleri ile birlikte ele alınarak değerlendirilmiştir. Birinci bölüm tezin giriş bölümü olup kısaca tez hakkında bilgi verilmiş ve tezin genel hatları, kavramsal çerçeve ve çalışmanın üzerine oturduğu zemin ele alınmıştır. İkinci bölümde, sosyal politika kavramı ve çeşitleri, belediyeciliğin tanımı, Türkiye'de belediyecilik tarihi, toplumcu belediyecilik anlayışı ve ilkeleri incelenmiştir. Üçüncü bölümde tezin ana konusu olan kadın ve toplumdaki kadınlık kurgusu ideolojik açıdan ele alınmıştır. Çalışmanın araştırma bölümünü; belediyelerin kadına yönelik hizmetleri, sosyal hizmet, kültürel hizmetler, eğitim unsurlarını içeren Faaliyet Raporu değerlendirmeleri oluşturmaktadır. Belediyelerin kadına yönelik yapmış oldukları çalışma örnekleri ve faaliyet raporları araştırma verisi olarak ele alınmış ve kritik edilmiştir. Ayrıca Türkiye'deki kadın sorunları sosyal ve toplumcu belediyecilik temelinde, Birleşmiş Milletler Ortak Programı (BMOP) Kadın Dostu Kent Projesi (KDKP) paydaşlarından Yenimahalle Belediyesi ve bu kapsamda olmayan diğer ilçe belediyesi olan Keçiören Belediyesinin eğitim, sosyal ve kültür hizmetleri bakımından incelenmiştir. Bu belediyelerin 2015 -2019 yılları arasında yaptıkları hizmetler, stratejik plân ve faaliyet raporları araştırma verisi olarak ele alınmış ve nitel bir değerlendirme ile belediyelerin kadına yönelik hizmetleri ve bu hizmetlerin niteliği kıyaslanmıştır. Toplumsal cinsiyet ve cinsiyet eşitsizliği perspektifinden ele alınan veriler, kadının toplum içindeki rolü, görevleri, cinsiyete dayalı iş bölümü gibi kadına atfedilerek yaşamını zorlaştıran toplumsal ve kültürel mitler ekseninde eleştirel olarak değerlendirilmiştir. Değerlendirmeler sonucu, sosyal politikaları yerel bazda hayata geçiren organlar olan belediyelerin, kadına yönelik hizmetlerinin etkinliği ve niteliğine yönelik belirlemelerde bulunulmuştur. Anahtar kelimeler: Sosyal politika, Belediye, Toplumcu belediyecilik, Sosyal belediyecilik, Kadın, toplumsal cinsiyet algısı, ev içi roller, toplumsal cinsiyet rolleri.
Sosyal devlet bağlamında sosyal politika ve projelerin sosyolojik bir incelemesi
Sosyal refah devleti toplumsal yaşamın sağlıklı işleyişi amacıyla, sosyal adaletsizlikleri, eşitsizlikleri, yoksulluğu, işsizliği, her türlü ayrımcılığı vb önlemeye dönük kurumlar ve politikalar geliştiren ve bunun için de toplumsal ve ekonomik yaşama müdahale eden devlet biçimi olarak tanımlanabilir. Sosyal politikalar ise sosyal devletin uygulanma ve pratiğe dökülme araçlarıdır. Sosyal politikalar, özellikle II. Dünya Savaşı sonrasında geniş kabul ve uygulama alanı bulmuştur. Sosyal devlet ve politikalar günümüzde hemen hemen dünyanın bütün ülkelerinde değişik şekillerde de olsa uygulanmaktadır. Toplumun doğası ve işleyişine ilişkin çalışmalara dayanarak ortaya çıkan çeşitli sosyolojik kuramlar ve yaklaşımlar mevcuttur. Toplumu açıklamaya / anlamaya yönelik ortaya çıkan önemli üç temel yaklaşım (açıklayıcı (pozitivistik) yaklaşım, anlamacı (hermeneutik) yaklaşım ve eleştirel yaklaşım) vardır. Toplumsal sorunların çözümlenmesi noktasında ortaya konan toplumsal müdahale biçimleri gerek imkân gerekse de yöntem açısından incelenmelidir. Sosyal politika / proje uygulamaları sosyolojik açıdan mümkün olmakla birlikte, uygulanacak olan sosyal politika ve projelerin başarısı için sosyolojik ilke ve dinamiklerinin göz önünde bulundurulması gerekmektedir. Türkiye'de özellikle son dönemlerde toplumsal sorunların çözümüne yönelik olarak çeşitli sosyal projeler geliştirilmekte ve uygulanmaktadır. Bunların başında da Avrupa Birliği projeleri ve Türkiye'de kurumsal ve teknik alt yapı açısından iyi organize olmuş olan ?Bölgesel Kalkınma Ajansları Projeleri? gelmektedir. Kalkınma ajanslarının sosyal proje uygulamalarına çeşitli açılardan bazı eleştirileriler yapılsa da, bu ajansların yaklaşım ve uygulamalarına genelde olumlu bakılmaktadır. Benzer şekilde, Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) de bazı sorunlarıyla birlikte sosyal projeler arasında önemini korumaktadır.Anahtar Kelimeler: Sosyal Devlet, Sosyal Politika, Sosyal Proje, Sosyoloji
Yaşlılara yönelı̇k sosyal polı̇tı̇ka uygulamalarında sı̇vı̇l toplum kuruluşlarının rolü: Ankara'da faalı̇yet gösteren dernekler üzerı̇ne bı̇r ı̇nceleme
Nüfus yaşlanması günümüzde tüm dünyanın yaşadığı bir dönüşümdür. Yaşlı nüfusun toplam nüfus içindeki payının artması yaşlıların özel bir grup olarak ele alınması sonucunu meydana getirmiştir. Böylece yaşlanma sosyal politikanın güncel konularından biri haline gelmiştir. Dezavantajlı bir grup olarak yaşlı bireylerin sorunlarının yalnızca yaşlı bireyin sorumluluğunu üstlenen kişileri ilgilendirdiği görüşü çok geride kalmıştır. Yaşlı bireylerin sorunlarının tespitinde ve giderilmesinde sosyal politika aktörü olarak sivil toplum kuruluşları önemli bir konumdadır. Bu çalışmanın temel amacı Türkiye'de dezavantajlı bir grup olan yaşlı bireylere uygulanan sosyal politikalarda bir sosyal politika aktörü olarak sivil toplum kuruluşlarının rolünü Ankara'da faaliyet gösteren dernekler aracılığıyla saptamaktır. Bu bağlamda Ankara'da yaşlılara yönelik faaliyet gösteren derneklerin temsilcileriyle görüşme gerçekleştirilmiş, veriler içerik analizi yöntemi ile analiz edilmiştir.
Sosyal risk grubu olarak bekar anneler ve çalışan yoksulluğu ilişkisi: Nitel bir araştırma
Bu araştırmada çalıştırmacı refah uygulamalarından olan TYP (Toplum Yararına Çalışma Programı) kapsamında çalışan bekar annelerin yaşadıkları çalışan yoksulluğu deneyimleri incelenmektedir. Zonguldak ilinde TYP kapsamında temizlik ve güvenlik personeli olarak geçici çalışan bekar annelerin yaşadıkları yoksullukları ve bu yoksullukla mücadele stratejileri üzerinde durulmaktadır. Bu tezin amacı, kamu eliyle geçici statüde çalıştırılan bekar annelerin sosyo-ekonomik ve sosyo-demografik yapılarını, çalışma hayatında karşılaştıkları sorunları, geçinme stratejilerini, beslenme alışkanlıklarını, yoksulluğa bakışlarını ve aile içinde yaşadıkları problemleri ortaya koymaktır. Bu çalışma ile bekar annelerin TYP statüsünde çalışma nedenleri, çalışma hayatında karşılaştıkları sorunlar ve bunlarla başa çıkmak üzere geliştirdikleri stratejiler de irdelenmektedir. Çalışmada yöntem olarak nitel araştırma deseni benimsenmiştir ve 26 bekar anne ile derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Görüşmeler MAXQDA 2020 ve 2022 programları ile analiz edilmiştir. Çalışmanın sonucunda, bekar annelerin çalışma hayatına girişte ve çalışma sırasında cinsiyet ve yaş ayrımcılığına maruz kaldıkları ve geçici, düşük nitelikli, düşük ücretli, uzun çalışma saatlerinde, güvencesiz işlerde çalışmak zorunda kaldıkları tespit edilmiştir. Bekar annelerin bu durumla başa çıkmak için özel sektörde çalışmak yerine kamu eliyle oluşturulan TYP kapsamında geçici çalışmaya yöneldikleri görülmüştür. Böylece düzenli çalışma saatleri olan, asgari ücretli ve sigortalı işte çalışarak kısa süreliğine kendilerini güvende hissettikleri ancak aynı zamanda geçici çalıştıkları için gelecek kaygısı yaşadıkları bulgusuna ulaşılmıştır. Ayrıca TYP'de çalışmanın onları yoksulluktan kurtaramadığı, yalnızca yoksulluğun derinliğini kısa süreliğine azaltmakta destek sağladığı görülmüştür. TYP'de çalışmak bekar annelere nitelik ve vasıf kazandırmamaktadır. Ayrıca TYP'nin ortaya çıkış amacından uzaklaştığı dikkat çekmektedir. Bekar annelerin çalışma hayatlarında işsizlik- sosyal yardım –geçici istihdam üçleminde sürekli bir döngü halinde olması önemli bir tespittir. Bekar anneler çalışan yoksulluğu ile mücadele etmek için gıda, çocuk bakım, kök aile desteği ve sosyal yardımlar gibi geçinme stratejileri geliştirmektedirler. Bekar annelerin geçinmek için giderlerini sıkı bütçe sınırlamalarına tabi tuttukları ve en fazla gıda üzerinden kısıtlama yaptıkları, sosyal hayatlarını minimumda tuttukları, en fazla çocuklarının giderlerinde zorlandıkları başlıca bulgulardandır. Bekar annelerin önemli bir kısmının eğitimine devam ederek beşeri sermayelerine yatırım yaptıkları tespit edilmiştir.
Türkiye'de engellilikle ilgili sosyal politikaların sosyolojik açıdan değerlendirilmesi
Günümüzde engellilikle ilgili politikalar, teknolojinin gelişmesiyle birlikte büyük bir değişim yaşamıştır. Bu politikalar engelli bireyi topluma dâhil etme, onu toplumun bir parçası haline getirme, onun da engelli olmayan bireylerle aynı haklara sahip olmasını sağlamayı amaçlamaktadır. Ancak bu politikalara rağmen engelli bireyler halen istedikleri yaşam koşullarına sahip değillerdir. Ülkemizde 2000 yılından sonra engellilikle ilgili daha yoğun çalışmalar yapılmıştır. Özellikle 2000 yılından önce engellilere yönelik çalışmalar daha dar kapsamlıyken, 2000 yılından sonra daha geniş kapsamlı politikalar yapılmaya başlanmıştır. Dezavantajlı bir grup olarak görülen engellilerle ilgili büyük adımlar atılmıştır. Engelli aylığı, üç ayda bir alınan yaşlı aylığı engelli ve yaşlıların refah düzeyini arttırmaya yöneliktir. Bunun yanında engelli kişilerin toplumla kaynaşmasını sağlamak için bazı kuruluşlar aktif rol oynamaktadır. Ayrıca engelli kişilerin yanında bir refakatçi olmadan da rahatça dışarı çıkabilmeleri için de çalışmalar yapılmaktadır. Bu yüksek lisans tezinin temel amacı, Türkiye'de engellilikle ilgili sosyal politikaları incelemek, bu politikaları sosyolojik açıdan değerlendirmektir. Yapılan çalışmada engellilere yönelik oldukça önemli adımlar atıldığı saptanmıştır. Ancak engelliler halen büyük zorluklarla karşılaşmaktadırlar. Engellilere yönelik çok daha kapsamlı çözümler üretilmesi gerekmektedir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nde sosyal devlet olgusu ve sosyal politikalar: 1923-1938
Bu tezde, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nde 1923-1938 yılları arasında sosyal devlet olgusunun nasıl algılandığı ve uygulanan sosyal politikaların çerçevesi tespit edilmeye çalışılmıştır.Tez çalışmasının birinci bölümünde, devlet ve sosyal devlet kavramlarının tanımları ile Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne kadar olan Türk Devletlerinde görülen sosyal devlet anlayışı ve uygulamalarından bahsedilmiştir. II. bölüm çiftçilere, III. bölüm işçilere ve IV. bölüm çocuklara yönelik olarak uygulanan sosyal politikaların incelendiği bölümlerdir. V. bölümde eğitim alanında, VI. bölümde sağlık alanında ve VII. bölümde demiryolu inşası alanında uygulanan sosyal politikalar incelenmiştir. Sosyal politika uygulamak için vergi toplayan ve bunu yeniden dağıtan devletin vergi toplama politikası VIII. bölümde anlatılmıştır. IX. bölüm ise; yangın, sel ve deprem gibi olağanüstü hallerde devlet tarafından takip edilen sosyal politikalara ayrılmıştır.Bu amaç ve kapsamda hazırlanan tez; Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi ve MTA Arşivinden, TBMM'deki zabıt ceridelerinden, dönemin dergi ve gazetelerinden, hükümet programlarından, dönemin yöneticilerinin söylemlerinden ve konuyla ilgili olarak yazılmış tetkik eserlerden faydalanılarak hazırlanmıştır.Bu çalışma ile varılan sonuca göre, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin bu dönemdeki sosyal politika uygulamaları tüm halka yöneliktir çünkü halkın tamamı zor durumdadır. Bir öncelikten bahsetmek gerekirse, sonuncusu Kurtuluş Savaşı olmak üzere, uzun yıllardır kesintisiz olarak devam eden savaşlardan doğan ve halkın tümünü etkileyen mağduriyetin giderilmesine önem verilmiştir denilebilir. Türkiye'de sosyal devlet kavramının, Atatürk dönemiyle başladığını söylemek her ne kadar iddialı olsa da, 1923?1938 döneminin Türkiye'de birçok alanda olduğu gibi yöneten-yönetilen ilişkilerinde ve sosyal devlet anlayışının temellerin atılmasında da bir dönüm noktası olduğu kabul edilmelidir.
Türkiye'de 2000 sonrası dönemde uygulanan ekonomik ve sosyal politikalar temelinde yoksulluk sorunu: Ankara'da uygulamalı bir araştırma
Türkiye'de 2000 ve 2001 ekonomik krizlerinin ardından yaşanan ekonomik gelişmeler ve uygulanan sosyal politikalar temelinde yoksulluk sorununun analiz edilmesi çalışmanın amacını oluşturmaktadır. Bu kapsamda, 2000'li yılların başında yaşanan ekonomik krizlerin sonrasında özellikle 2002-2007 döneminde, Türkiye'nin ekonomik göstergelerinde ortaya çıkan olumlu seyrin, toplumsal alandaki en önemli sorunlardan biri olan yoksulluk sorununa nasıl yansıdığı TÜİK'in yoksulluk istatistikleri esas alınarak incelenmiştir. Çalışma kapsamında, Türkiye'de yoksulluk sorunu üzerinde etkili olan yapısal faktörlerin analiz edilmesiyle böyle bir inceleme için gerekli zeminin sağlanmasına çalışılmıştır.2002-2009 döneminde, Türkiye'de yoksulluk oranlarının özellikle ekonomik kriz dönemlerinin ardından yükselme eğiliminde olduğu görülmüştür. 2003-2006 döneminde gıda ve gıda dışı harcamaları içeren mutlak yoksulluk oranının azalma eğiliminde olmasında ise bu dönemde gerçekleşen yüksek oranlı ekonomik büyüme ile birlikte görece düşük gıda enflasyonu etkili olmuştur.Çalışmanın önemli bölümlerinden birini saha araştırması oluşturmaktadır. Ankara'nın il merkezini oluşturan sekiz ilçesinde, nicel araştırma yöntemlerinden survey (tarama) tekniği kullanılarak yürütülen saha araştırmasıyla, 2000'li yılların başında yaşanan ekonomik krizlerin sonrasında mutlak yoksulların yaşam koşullarında ortaya çıkan değişimin yönü tespit edilmeye çalışılmıştır.Araştırma sonucunda, mutlak yoksulların yaşam koşullarında görece bir iyileşmenin varlığına işaret eden bulgulara ulaşılmıştır. Yoksulların ikamet ettikleri konutlarda yaşama süreleri itibariyle belirli bir istikrarın varlığına; yaşamın daha kolay sürdürülmesinde önemli role sahip olan çamaşır makinesi, buzdolabı ve televizyon gibi eşyaların edinilmesinde 2003-2007 döneminin öne çıkmasına; yoksullukla mücadelede devletin uyguladığı politikalara duyulan güvene ve geleceğe yönelik beklentilerde daha kötüye bir gidişin olmayacağı yönündeki güçlü kanaate ilişkin bulgular bu yöndeki değerlendirmeyi desteklemektedir. Bununla birlikte, araştırma sonucunda, yoksulların kendi yoksulluklarının nedenleri olarak işsizlik, eğitimsizlik ve sigortasız çalışmayı öne çıkardıkları ve yoksullukla mücadele konusunda alınması gereken tedbirlere ilişkin görüşlerinin de işsizlik sorununun çözümüne odaklandığı görülmektedir. Türkiye'nin yüksek oranlı ekonomik büyüme döneminde yeterli düzeyde istihdam yaratılamaması ve işsizlik oranlarının yüksek düzeylerde seyretmeye devam etmesi, yoksullukla mücadelede ekonomik ve sosyal politikaların birlikte ve eşgüdüm içinde uygulanmasını gerektirmektedir.