Renal diyaliz
201 theses under this subject heading
Eritropoetin dirençli anemisi olan hemodiyaliz hastalarında kemik iliği bulgularının değerlendirilmesi
Giriş: Kronik böbrek hastalığında (KBH), anemi sık karşılaşılan önemli bir mortalite ve morbidite sebebidir. KBH'de aneminin birçok sebebi olsada esas sebep eritropoetinin göreceli eksikliğidir. Kidney Disease Improving Global Outcomes (KDIGO) Clinical Practice Guideline for Anemia in Chronic Kidney Disease 2012 kılavuzunda, yeterli demir depoları olan, renal anemili hastalarda eritropoezi uyarıcı ajanlar (ESA) ile tedavi önerilmekte ve hemoglobin hedefi olarak ise 10-11,5 g/dl hedeflenmektedir. ESA tedavisi alan hastalarda kazanılmış ESA direnci önemli bir problemdir. Bu çalışmada amaç, KDIGO 2012 ilgili kılavuzuna göre, kazanılmış ESA dirençli anemisi olan hemodiyaliz hastalarında, kemik iliği bulgularının incelenmesidir. Materyal/ metod: Ocak 2012-Mart 2020 tarihleri arasında kronik böbrek yetmezliği nedeniyle hemodiyaliz programında olan 210 hastanın dosyası retrospektif olarak incelendi. Optimum dozda ESA almakta iken, KDIGO kılavuzuna göre kazanılmış ESA direnci olan hastaların, hasta, hastalık ve kemik iliği örnekleme sonuçları analiz edildi. Kemik iliği biyopsi sonucuna göre hastalar, displazisi olan ve olmayan, hematolojik hastalık tanısı olan ve olmayan olmak üzere alt gruplara ayrıldı ve gruplar arasında sağ kalım analizi yapıldı. Bulgular: Çalışmada 26 hasta değerlendirildi. Ortanca yaş 60 yıl (25- 90) olan grubun, 17'si (%65.4) erkekti ve hemodiyaliz tedavisi ortanca süresi 27.5 ay (12- 102) olarak saptandı. Hastaların ortanca hemoglobin değeri 9.10 g/dl (6.6- 9.9), ortanca ferritin değeri 1103.5 ng/ml (235- 3633) olarak tespit edildi. Kemik iliği biyopsi bulgularında %26.9'unda kemik iliği demir yükü tespit edilirken, %26.9'unda kemik iliği fibrozis bulgusu tespit edildi. 10 hastada (%38.5) displazi tespit edilirken, bunlardan 5 tanesi hematolojik tanı aldı. Hematolojik tanısı olan hastalar ile olmayanlar arasında sağ kalım analizi yapıldığında, hematolojik patolojisi olan grup aleyhine sağkalım açısından farklılık gözlendi (p = 0.045). Sonuç: Kemik iliği yetmezliği veya benzeri hematolojik hastalıkların erken tanısının konulup sıkı takibinin yapılmasının, hastalık sağ kalımını etkileyebileceği düşünüldü. Anahtar Kelimeler: Hemodiyaliz, ESA direnci, kemik iliği bulguları, anemi
Rutin hemodiyaliz uygulanan hastalarda mevsimsellik ve diyet alımına bağlı sıvı elektrolit ve asit baz değişikliklerinin değerlendirilmesi
Son dönem böbrek hastalığı (SDBH) olan bireylerde ilerleyici renal fonksiyon kaybı çoklu elektrolit düzensizliklerine sebep olur. Mevsimsel değişikliklerin insan fizyolojisine geniş bir etkisi vardır ve diyet davranışını belirlemektedir. Toplumda yaygın olarak kutlanan özel günlerde de diyet değişikliklerinin olduğu bilinmektedir. Mevsimlere bağlı fizyolojik değişiklikler ve diyet alımında farklılıklar SDBH'lı bireylerde asit-baz ve elektrolit dengesini etkileyebilmektedir. Çalışmamızda Eskişehir'deki dört farklı hemodiyaliz ünitesinde haftada üç gün rutin hemodiyaliz alan hastaların 2021 yılına ait bir yıllık verileri retrospektif olarak değerlendirildi. 168 hastaya ait toplam 35 parametre (hematolojik, biyokimyasal ve klinik parametreler) ele alındı. Parametreler ile aylar, mevsimler ve özel günler (dini bayramlar ve yılbaşı) arasındaki ilişki uygun istatistiksel yöntemlerle analiz edildi. Diyaliz giriş potasyumu en yüksek temmuzda (5,342 ± 0,054 mEq/L) idi. Diyaliz giriş potasyum değeri 5,5 mEq/L ve üzerinde olan hastalar en yüksek sayı ve oranda temmuz ayında (n=68, %40,5) saptandı. Fosfor değerinin ocak ayında (4,875 ± 0,087 mg/dL) en yüksek olduğu görüldü. Fosfor değerinin 5,5 mEq/L ve üzerinde olduğu hastalar en yüksek sayı ve oranda şubatta (n=51, %30,4) idi. En az kilo artışı ağustosta (2,08 ± 0,083 kg) saptandı. Bikarbonat değerleri arasında mevsimsel fark izlenmedi (p>0,05). SDBH'lı bireylerde elektrolit ve asit baz düzensizliklerinin yaşamsal etkileri olabilmektedir. Bu nedenle farklı mevsim dönemleri ile bayramlar ve yılbaşı gibi özel günlerde hastaların potasyum ve fosfor düşürücü medikal tedavi seçeneklerini gözden geçirmek gerekmektedir.
Hemodiyaliz hastalarında dindarlık ve öznel iyi oluş
Kronik hastalıklar tıbbi girişimlerin sonuçsuz kaldığı, hastanın öz bakım ve sorumluluk düzeyini yükseltmek ve işlevselliğini artırmak için periyodik takip ve destek bakım gerektiren durumlardır. Kronik hastalıklardan birisi olan kronik böbrek yetmezliği de toplumda önemli yer tutan ciddi bir sağlık sorunudur. Sağlık hizmeti, bakım ve tedavi masrafları yönünden kişileri hızla fakirlik sınırının altına düşürebilmektedir. Bu hastalarda beden imajı değişikliği, yaşam tarzında bozulma, öz-güvende azalma, üzüntü, öfke, çaresizlik, sürekli ağlama, ümitsizlik, endişe, içe kapanma, aile ve iş yaşantısında rol kaybı, bağımlı olma endişesi, sosyal izolasyon ve ölüm korkusu gibi psiko-sosyal problemler ortaya çıkabilmektedir. Bu nedenle öznel iyi oluşun esasını oluşturan daha çok olumlu duygulanım, daha az olumsuz duygulanım ve yaşam doyumu hastalar için oldukça zor görülmektedir. Bu bağlamda söz konusu olumsuzluklarla baş etmede ve hastanın öznel iyi oluşunu artırmada dinin etkili bir arabulucu olarak işlev görebileceği varsayılmıştır. Bir alan araştırması olan bu doktora tezinin genel amacı da betimsel bir yaklaşımla sosyo-psikolojik metotlardan faydalanarak, hemodiyaliz tedavisi gören kronik böbrek yetmezlikli hastaların dindarlık ve öznel iyi oluş düzeylerini belirlemek ve dindarlık düzeyleri ile öznel iyi oluşları arasındaki ilişkiyi tespit etmeye çalışmaktır. Dinî başa çıkma yaklaşımlarının katılımcıların öznel iyi oluşlarına etkisine ilişkin bulguların psikolojik perspektiften yorumlanması da bu incelemenin amaçları arasındadır. Buna göre, konuyla ilgili yirmi üç hipotez geliştirilmiş ve araştırma sonucu ulaşılan bulgulardan hareketle söz konusu hipotezler test edilmiştir. Araştırmanın örneklemi T.C. Sağlık Bakanlığı, Hitit Üniversitesi Çorum Erol Olçok Eğitim ve Araştırma Hastanesi ile Çorum İlçe Diyaliz Ünitelerinde tedavi gören hastalardan tabakalı rastgele örnekleme yöntemiyle belirlenen 205 kişiden oluşmaktadır. Araştırmaya katılan hastaların % 54,1'i (111 kişi) erkek, % 45,9'u (94 kişi) da kadındır. Veri toplama aracı olarak araştırmanın kıstaslarına göre belirlediğimiz demografik özelliklerin bulunduğu "Kişisel Bilgi Formu", katılımcıların dindarlık ve öznel iyi oluş düzeylerini belirlemeye yönelik 5'li Likert tipi "Dindarlık Envanteri" ve "Öznel İyi Oluş Ölçeği" kullanılmıştır. Ayrıca araştırmaya katılan örneklem dağılımına uygun olarak ölçüt örnekleme yöntemiyle seçilen 20 kişilik grupla görüşmeler yapılmış, yapılan görüşmelerde katılımcılara önceden belirlenen sorular yöneltilerek cevapları kaydedilmiştir. Ses kayıtlarının deşifresinden elde edilen veriler veri setleri halinde tanzim ve tasnif edilmiş, daha sonra da NVivo 9.0 programı yardımıyla temalara ayrılmış ve yorumlanmıştır. Araştırmanın nicel verilerinin analizinde t-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), pearson momentler çarpımı korelâsyon analizi, basit doğrusal regresyon analizi gibi istatistiksel analiz teknikleri kullanılmıştır. Varyans analizi sonucunda elde edilen F değerinin anlamlı bulunduğu durumlarda farkların kaynağını saptayabilmek amacıyla varyansların homojen olduğu gruplarda Scheffe ve LSD testi, varyansların homojen olmadığı gruplarda da Tamhane's T2 testi kullanılmıştır. Araştırmada hata payı üst sınırı en az 0.05 olarak alınmıştır. Çalışmada nitel ölçüm yoluyla elde edilen bulgular yer yer nicel ölçüm araçlarıyla elde edilen verilerin yorumlanmasında kullanılmıştır. Araştırma sonucunda demografik değişkenler ile dindarlık, demografik değişkenler ile öznel iyi oluş arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık ve ilişkilerin olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca, her iki yöntemle elde edilen bulgulara göre; katılımcıların dindarlık düzeyi ile öznel iyi oluş düzeyleri arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişkinin bulunduğu ve dindarlığın öznel iyi oluştaki varyansın % 31,9'unu açıkladığı saptanmıştır. Bulgular dindarlığın öznel iyi oluşun anlamlı ve önemli bir yordayıcısı olduğunu göstermiştir. Olumlu dinî başa çıkma yöntemlerinin örneklem tarafından sıklıkla kullanıldığı ve dinî motifli olumlu başa çıkma yaklaşımlarının hastanın öznel iyi oluşu üzerinde pozitif yönlü katkısının olduğu da araştırmanın bulguları arasındadır. Anahtar Kavramlar: Hemodiyaliz, Dindarlık, Öznel İyi Oluş, Dinî Başa Çıkma, Mutluluk, Yaşam Doyumu.
Son dönem böbrek yetmezliği nedeni ile diyaliz tedavisi alan hastalarda selenyum düzeyi ve kognitif fonksiyonlar arasındaki ilişki
Amaç: Kronik böbrek hastalarının (KBH) %16-38'inde geliştiği bildirilen kognitif fonksiyonlarda bozulmanın morbidite ve mortaliteyi artırıcı bir faktör olduğu bilinmektedir. Selenyumun antioksidan etkiyle serbest radikallerin neden olduğu nöronal hasarı önleyerek kognitif bozulmayı engelleyici etki gösterdiği bilinmektedir. Bu çalışmada KBH olanlarda serum selenyum düzeyinin kognitif fonksiyon bozukluğu ve depresyon ile ilişkisi araştırılmıştır. Gereç ve yöntem: Bu klinik kesitsel çalışmaya 20-65 yaş arasında toplam 100 katılımcı [hemodiyaliz tedavisi uygulanan (HD) (n=25), sürekli periton diyaliz tedavisi uygulanan (PD) (n=25), evre 3-4 KBH (n=25), KBH olmayan kontrol grubu (n=25) katılımcı] dahil edildi. Kognitif fonksiyonları değerlendirmek için Standardize Mini Mental Test (sMMT), depresyon varlığının tespiti için ise Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) uygulandı. Eş zamanlı, serum selenyum düzeyi ölçümleri için kan örnekleri alındı. Bulgular: KBH olan hastaların (n=75) %16'sında, diyaliz tedavisi uygulanan hastaların (n=50) %30'unda ve KBH olmayan kontrol grubunun %4'ünde kognitif fonksiyon bozukluğu tespit edilmiştir. HD hastalarının %44'ünde, PD hastalarının %50'sinde, evre 3-4 KBH hastalarının %40'ında ve kontrol grubunun %16'sında orta veya şiddetli depresyon saptanmıştır. KBH olmayan kontrol grubunda sMMT puanları diğer gruplara göre anlamlı olarak daha yüksek iken (sırasıyla, P<0,001, P<0,001, P<0,001), BDÖ skoru daha düşüktür (P=0,003). Post-hoc test analizlerinde serum selenyum düzeyleri; diyaliz uygulanmayan KBH'lılar ve kontrollerde, HD ve PD gruplarından anlamlı olarak yüksek bulunmuştur (sırasıyla, P=0,001, P<0,001, P<0,001, P<0,001). Serum selenyum düzeyi ile sMMT skorları arasında pozitif yönde istatistiksel olarak anlamlı korelasyon saptanmıştır (r=0,299; P=0,003). Serum selenyum düzeyi ile BDÖ skorları arasında negatif yönde anlamlı ilişki saptanmıştır (r=-0,301; P=0,002). Sonuç: KBH hastalarında özellikle diyaliz hastalarında kognitif bozulma ve depresyon sık görülmektedir. Bulgularımız bu hasta popülasyonunda serum selenyum eksikliğinin hem kognitif bozulma hem de depresyon üzerine katkısı olabileceğini düşündürmektedir. Bununla birlikte, bulgularımız daha kapsamlı araştırmalar ile desteklenmelidir.
Evaluation of nutritional parameters in hemodialysis patients and determining the status of malnutrition
This study was carried out in the Tunceli State Hospital, to assess the nutritional status of hemodialysis patients by using Nutritional Risk Screening 2002 (NRS-2002) form and assess probable association between biochemical parameters and malnutrition in this population. In our study, 50 hemodialysis patient were assessed using demographic, medical history, anthropometric indices including dry weight, height, body mass index (BMI), biochemical measurement including hemoglobin (Hb) (g/dl), total protein (g/dl), albumin (g/dl), total cholesterol (mg/dl), triglycerides (mg/dl), etc. Statistical analyses were performed using SPSS version 16.0 statistical software package. In our study, according to NRS-2002 form among 50 patients, 46% suffered from malnutrition. Our findings indicated a significant difference between patients' gender and the malnutrition (p=0,042). We did not find any significant difference between mean age and malnutrition. Mean age of malnourished hemodialysis (HD) patients was higher than well nourished patiens. We found significant difference between mean BMI and malnutrition (p<0,001). Mean BMI of malnourished HD patients was lower than well nourished patiens. In our study, there were statistically significant difference between BMI groups in malnourished patients (p=0,001). 34,8% of malnourished patients were below 18.5. 56,5% of malnourished patients were normal range of BMI. We found no significant difference between mean duration of hemodialysis and malnutrition. In our study, there was no statistically significant difference between mean of evaluated biochemical parameters levels and NRS-2002 form. There were statistically significant differences in mean t. protein, albumin, ferritin, ALP and UIBC levels in evaluated biochemical parameters of the study groups who follow the CKD diet and who do not. Therefore, in our study, we could not find adequate relationship between biochemical parameters (such as albumin, hemoglobin, cholesterol, and creatinine) and malnutrition revealed that these parameters could not provide accurate information about nutritional status of these patients. Furthermore, NRS-2002 can still be the best tool assessing the nutritional status of hemodialysis patients, because it can recognize various degrees of malnutrition that may remain undetected by a single laboratory assessment.
Prediyaliz hastalarında ortalama trombosit hacmi ile renal ultrasonografi bulguları arasındaki ilişki
Kronik böbrek yetmezliğinde subklinik inflamasyon olduğu bilinmektedir. Bu hastalarda inflamatuar markırlar konusunda çok sayıda çalışma bulunmakla birlikte, son yıllarda MPV'nin farklı inflamatuar hastalıklarda, inflamasyon belirteci olarak da kullanılabileceği bildirilmiştir. Ayrıca, MPV seviyelerinin hem prediyaliz hem de diyaliz hastalarında değişebileceğine dair çalışmalar da yayınlanmıştır. Bununla birlikte, KBH'nin değişik aşamalarındaki böbrek ultrason bulguları ile MPV arasındaki ilişkiyi inceleyen yeterli sayıda çalışma mevcut değildir. Bu çalışmada prediyaliz hastalarında MPV ile renal ultrasonografik bulgular arasındaki ilişkiyi değerlendirmeyi amaçladık. Yöntem Dumlupınar Üniversitesi Tıp Fakültesi Evliya Çelebi EAH Nefroloji Kliniği'nde takip edilen, en az 3 ay süreyle GFH değeri 60 ml/dk/1.73 m2 altında olan prediyaliz hastalarının dosyaları çalışma amacıyla retrospektif olarak incelendi. Çalışmaya KBH evre 3 (n=44) ve evre 4 (n=42) olan ve henüz diyalize girmeyen hastalar dahil edildi. DPÜ Evliya Çelebi EAH arşivi, Nefroloji BD arşivi kullanılarak hastaların demografik özellikleri (yaş, cins), ek hastalıkları, tam kan sayımı, inflamatuar ve biyokimyasal parametreleri (hemoglobin, wbc, nötrofil, lenfosit, mpv, platelet, pdw, rdw, crp, bun, üre, kreatinin, sodyum, potasyum, kalsiyum, fosfor, ürik asit, albümin, parathormon), renal ultrasonografik bulguları (parankimal ekojenite, parankim kalınlığı, böbrek boyutları) dosyalarından retrospektif olarak elde edildi. Bu çalışmada, veriler statistical package for social science (SPSS) 18.0 paket programı ile analiz edildi. Bulgular MPV ile renal ultrasonografik bulgular arasındaki ilişki incelendiğinde, MPV ile korteks kalınlığı (p=0,56, r=-0,06) ve böbrek boyutu (p=0,84, r=-0,02) arasında anlamlı korelasyon saptanmadı. MPV ile renal parankimal ekojenite arasında da önemli bir ilişki saptanmadı. MPV ile nötrofil, nötrofil/lenfosit oranı, wbc, rdw, kreatinin, albümin, ürik asit, pH, HCO3 arasında istatiksel olarak anlamlı korelasyon saptanmadı. (p>0,05). MPV ile GFH, crp, sedim, kalsiyum, fosfor, sodyum, potasyum, ferritin, parathormon arasında negatif yönde korelasyon mevcut olup istatistiksel olarak anlamlı değildi (p>0,05). Diyabeti olan hastalarda MPV ve ultrasonografik bulgular arasındaki ilişki analizinde MPV ile böbrek boyutu (p=0,23, r=-0,17) ve MPV ile korteks kalınlığı (p=0,20, r=-0,18) arasında negatif korelasyon mevcuttu, ancak istatistiksel olarak anlamlılık bulunmadı. MPV ile renal parankimal ekojenite arasında ise anlamlı ilişki saptandı (p=0.04). Sonuç Sonuç olarak, prediyaliz KBH hastalarında MPV ile renal ultrason bulguları arasında istatistiki olarak anlamlı olmayan bir ilişki tespit edilirken, diyabeti olan hastalarda MPV ile renal parankimal ekojenite arasında anlamlı bir ilişki saptandı. Ancak, bu sonuçların doğrulanması için daha geniş çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: Prediyaliz hastası, Ortalama Trombosit Hacmi, Renal ultrason bulguları
Periton diyalizi ve hemodiyaliz hastalarında PAPP-A seviyelerinin değerlendirilmesi
Amaç KBY nedeniyle hemodiyaliz ve pd tedavisi gören hastaların subklinik inflamasyonla beraber olduğu bilinmektedir. Bu hastalarda inflamatuar markırlar konusunda oldukça çok sayıda çalışma bulunmakla birlikte, son zamanlarda inflamatuar süreçlerle birlikte olduğu düşünülen PAPP-A seviyelerini inceleyen yeterli sayıda çalışma mevcut değildir. Bu çalışmanın amacı diyaliz tedavisi gören hastalarda PAPP-A seviyelerini değerlendirmektir. Yöntem Bu çalışma 30 hemodiyaliz (HD), 30 periton diyalizi (PD) ve 30 kontrol grubu olarak toplam 90 kişiyi kapsamaktadır. Hastalardan poliklinik kontrolüne geldiklerinde rutin tahlilleri için kan örnekleri alınırken, PAPP-A değerlerinin ve diğer biyokimyasal parametrelerin ölçülmesi için venöz kan örnekleri alındı. PAPP-A dışındaki diğer biyokimyasal parametreler bekletilmeden çalışıldı. PAPP-A değerlerinin ölçülebilmesi için alınan örnekler santrifüj edilerek, serum ayrıştırıldıktan sonra -80°C'de donduruldu. Örnekler çalışılmadan önce oda ısısına gelmesi beklendi. Serum PAPP-A düzeyi Two-site immunoenzymatic Sandwich assay yöntemiyle ölçüldü. Bu çalışmada istatistiksel analizler statistical package for social science (SPSS) 22.0 paket programı ile yapılmıştır. Bulgular Hemodiyaliz ve periton diyalizi hastalarında PAPP-A seviyeleri kontrol grubuyla kıyaslandığında anlamlı oranda yüksekti ( p<0,05). Ayrıca tüm çalışma hastalarının PAPP-A düzeyleri ile diğer değişkenler arasında yapılan korelasyon testine bakıldığında PAPP-A düzeyi ile albumin, eritrosit, hemoglobin ve kalsiyum değerleri arasında negatif anlamlı korelasyon saptandı (p<0,001). Nötrofil/lenfosit oranı, ferritin ve diyaliz süresi arasında ise pozitif anlamlı korelasyon bulundu (p<0,05). Ayrıca gruplar arası kalsiyum, fosfor, paratiroid hormon, ferritin ve albümin düzeylerinde istatiksel olarak anlamlı farklılık bulunurken (p<0,001), CRP değeri ortalamalarında anlamlı farklılık saptanmadı (p>0,05). Sonuç Sonuç olarak, diyaliz tedavisi gören KBY hastalarında PAAP-A seviyeleri yüksek tespit edildi. Bu durumun, bu hastalarda mevcut olabilen subklinik inflamasyonun bir sonucu olabileceği düşünüldü. Ancak, bu sonuçların doğrulanması için daha geniş çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: Hemodiyaliz, Periton diyalizi, PAPP-A
Kronik böbrek yetmezliği olan hastalarda pulmoner, fiziksel ve psikososyal fonksiyonların incelenmesi
Hemodiyaliz hastalarının egzersiz yararları ve engelleri algısının fiziksel aktivite düzeyine etkisi
Bu araştırmanın amacı, hemodiyaliz hastalarının egzersiz yararları ve engelleri algısının fiziksel aktivite düzeyine etkisini belirlemektir. Araştırma 10 Eylül-10 Aralık 2021 tarihleri arasında (Bursa Özel A Merkez Diyaliz Merkezinde) hemodiyaliz tedavisi gören ve araştırmaya alınma kriterlerine uyan kronik böbrek yetmezliği olan hastalar ile tanımlayıcı, kesitsel ve ilişki arayıcı olarak yapıldı (n=190). Araştırma verilerinin toplanmasında, Hasta Tanıtım Formu, Hemodiyaliz Hastaları Egzersiz Yararları/Engelleri Ölçeği (DPEBBS), Uluslararası Fiziksel Aktivite Kısa Formu (UFAA) kullanıldı. Veriler araştırmacı tarafından yüz yüze tekniği ile toplandı. Verilerin analizinde; SPSS (Statistical Package for The Social Sciences) versiyon 20 kullanıldı ve tanımlayıcı istatistiksel metotlar, parametrik karşılaştırma testleri ve korelasyon testleri kullanıldı. Hastaların yaş ortalamaları 62,24±12,53 yıl olup, hemodiyaliz tedavisi alanların %60,5'i erkek, %70,52'si evli ve %37,9'u ilkokul mezunudur. Hastaların %88,4'ü çalışmıyor ve %53,7'sinin geliri giderine denk olduğu tespit edildi. Egzersiz Yararları ve Engelleri Ölçeği toplam puan ortalaması 65,04±10,28'dir. Cinsiyet, eğitim durumu, günlük aktivitelerini bağımsız yapabilme, egzersiz yapma, tıbbi tanı ve ek kronik hastalığının olması durumlarına göre Egzersiz Yararları ve Engelleri Ölçeği toplam puan ortalamaları istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermektedir(p<0,05). Haftalık MET toplam puanına göre hastaların %84,2'si inaktif, %14,7'si minimal aktif ve %1,1'i ise yeterince aktiftir. Hemodiyaliz hastalarının egzersiz engelleri, egzersiz yararları ve toplam puanları ile fiziksel aktivite skorları arasında pozitif yönde ve orta düzey korelasyon olduğu belirlendi (p<0,01). Araştırma sonucunda; Hemodiyaliz hastalarının egzersiz yararları engelleri algısının orta düzey olmasına karşın hastaların inaktif olduğu görüldü. Erkeklerin, üniversite mezunlarının, günlük aktivitelerini bağımsız yapanların, egzersiz yaptığını ifade edenlerin, ek kronik hastalığı olmayan hastaların egzersiz yararları puan ortalaması daha yüksek bulundu. Egzersiz yararlarını yüksek algılayan hastaların toplam fiziksel aktivite skorunun da anlamlı olarak yüksek olduğu görüldü. Bu sonuçlar doğrultusunda, hemodiyaliz hastalarına egzersiz konusunda verilecek eğitimlerin önemli olduğu düşünülmektedir.
Hemodiyaliz hastalarında serbest radikallerin organizmaya ve antioksidan savunma sistemleri üzerine etkileri
Kronik böbrek yetmezliği, oksidan stres artışı ve/veya antioksidan aktivitenin azalması nedeniyle gelişebilen çeşitli komplikasyonlarla beraberdir. Son dönem böbrek yetmezliği, varılan en son nokta olarak kabul edilir. Bu noktada itibaren hastanın artık hayatını devam ettirebilmesi için renal replasman tedavilerinden hemodiyaliz, periton diyalizi veya transplantasyondan birinin kullanılması zorunlu hale gelmiştir. Hemodiyaliz, halen dünyada son dönem böbrek yetmezliği için kullanılan en yaygın yöntemdir. Bu çalışmada ileri kronik böbrek yetmezlikli hemodiyaliz hastalarında lipid peroksidasyonu artışı olup olmadığını araştırmak ve antioksidan enzim aktivitelerini değerlendirmek amaçlandı. Hemodiyaliz tedavisi gören 35 KBY hastası ve 27 sağlıklı kontrol grubunda; lipid peroksidasyonunun bir göstergesi olan malonaldehit (MDA) plazma düzeyleri, antioksidan savunma sisteminin göstergesi olan enzimlerden süperoksit dismutaz (SOD), katalaz (CAT), glutatyon peroksidaz (GSH-Px) plazma düzeyleri ve bunlara ek olarak serum total antioksidan seviye (TAS) `leri ölçüldü. KBY hasta grubunda MDA ve SOD seviyeleri kontrol grubuna göre önemli oranda arttığı (p<0,001), buna karşılık GSH-Px ve CAT düzeylerinin ise istatistiki açıdan kontrol grubuna göre anlamlı olarak azaldığı (p<0,001) tespit edildi. Yine TAS sonuçlarında diyaliz öncesine göre kontrol grubunda istatistiki açıdan önemli olmamakla birlikte bir artma görülürken, diyaliz sonrasına göre bir düşme olduğu gözlendi. Yaptığımız korelasyon hesaplamasında ise üre-kreatinin değerleri arasında hem diyaliz öncesi hem de diyaliz sonrası istatistiki açıdan pozitif bir korelasyonun olduğu görüldü. Üre ile diğer parametrelerimiz arasında istatistiki açıdan bir önemlilik tespit edilemedi.
Kronik böbek yetmezliği olan hastalarda lipid parametrelerinin değerlendirilmesi
Kronik böbrek yetmezliği, böbreklerin nefron kütlesinin ilerleyici ve geri dönüşü olmayan dejenerasyonu ile karakterizedir. Son dönem böbrek yetmezliği varılan en son nokta olarak kabul edilir. Bu noktadan itibaren hastanın artık hayatını devam ettirebilmesi için renal replasman tedavilerinden hemodiyaliz, periton diyalizi veya transplantasyondan birinin kullanılması zorunlu hale gelmiştir. Hemodiyaliz halen dünyada son dönem böbrek yetmezliği tedavisinde kullanılan en yaygın yöntemdir. Yapılan çalışmalarda etkin bir hemodiyalizin morbidite ve mortaliteyi azalttığı gözlenmiştir. Bu çalışmada kronik böbrek yetersizliği ile hemodiyaliz tedavisi gören hastalarda lipid parametrelerinin etkileri araştırıldı. Çalışma grubumuzu, 12'si erkek toplam 23 diyaliz hastasının kan örnekleri ile yine 12'si erkek toplam 26 sağlıklı grup oluşturdu. Biz bu çalışmamızda üre, kreatinin, trigliserit, kolesterol, HDL kolesterol, LDL kolesterol ve VLDL kolesterol analizlerini tayin ederek kontrol grubumuz ile istatistiki açıdan değerlendirmesini yaptık. Sonuç olarak kolesterol değerlerimiz kontrol grubumuza göre biraz yüksek çıkmakla birlikte istatistiki açıdan bir önemlilik tespit edilemedi. Diğer parametrelerimiz arasında sırasıyla üre, kreatinin, HDL kolesterol değerlerinde (p < 0,0001), LDL kolesterol (p < 0,4552), trigliserit ve VLDL kolesterol (p < 0,020) değerleri arasında istatistiki açıdan önemlilik tespit edilmiştir. Yine yapmış olduğumuz üre-kolesterol ve üre-LDL kolesterol arasında da pozitif bir korelasyon tespit edildi.
Kronik böbrek yetmezliği olan hastalarda tümör marker düzeylerinin değerlendirilmesi
Kronik böbrek yetmezliği (KBY), pek çok nedeni olan patofizyolojik bir süreç olup renal fonksiyonun geri dönüşümsüz kaybı ile karakterize ve üremiye neden olan hastalıktır. Hayati tehlikeyi önlemek için diyaliz ya da transplantasyon gibi renal replasman tedavilerinin uygulanması zorunludur. Hemodiyaliz halen dünyada kronik böbrek yetmezliği için kullanılan en yaygın yöntemlerden biridir. Bu çalışmada ileri böbrek yetmezliği olan, hemodiyalize giren ve malignitesi olmayan hastalarda bazı tümör markerlerinde artış olup olmadığını araştırmak amaçlandı. Hemodiyaliz tedavisi gören 24 KBY hastası ile 24 sağlıklı kontrol gurubunda; tümör markerleri olan karsinoembriyojenik antijen (CEA), karbonhidrat antijen 15-3 (CA 15-3), karbonhidrat antijen 125 (CA125) ve ? fetoprotein (AFP) serum düzeyleri ölçüldü. Kronik böbrek yetmezliği olan hasta grubunda CEA (p < 0,002) ve CA 15-3(p < 0,04) düzeylerinin, kontrol grubuna göre önemli oranda arttığı görülürken, AFP ve CA 125 düzeylerinde ise, KBY hastaları ile kontrol grubu arasında önemli fark gözlenmedi (p > 0,5). Yapmış olduğumuz korelasyon analizinde ise, üre ve kreatinin arasında pozitif bir korelasyon tespit edilirken, üre ve kreatinin ile diğer parametreler arasında istatistiki açıdan bir önemlilik tespit edilmedi. Sonuç olarak Hemodiyaliz (HD) hastalarında CEA, AFP, CA 125, CA 15-3 gibi tümör markerlerindeartış görülmesine rağmen, böbrek hastalarında kanser taraması açısından bu artışların tanısal öneme sahip olmadığı düşünüldü.Anahtar Kelimeler: Hemodiyaliz, Kronik böbrek yetmezliği, CEA, AFP, CA 125, CA 15-3.
Hemodiyaliz hastalarına uygulanan eğitim programının öz-yeterlilik, tedaviye uyum, semptom yönetimi ve yaşam kalitesine etkisi
Bu çalışma, hemodiyaliz tedavisi uygulanan hastalara verilen programlı eğitimin hastaların öz-yeterlilik, tedaviye uyum, semptom yönetimi ve yaşam kalitesi üzerine etkisini belirlemek amacıyla randomize kontrollü yarı deneysel olarak planlandı. Veriler hasta bilgi toplama formu, Genel Öz Yeterlilik, Son Dönem Böbrek Yetmezliği (SDBY)-Uyum Ölçeği, Diyaliz Semptom İndeksi ve WHOQOL-BREF(TR) ile yüz yüze görüşme yöntemi ile toplandı. Müdahale grubundaki hastalara eğitim kitapçığı eşliğinde eğitim verildi. Kontrol grubuna ise, ünitenin rutini dışında herhangi bir müdahale yapılmadı. Müdahale grubunun eğitim öncesi ve sonrası genel öz yeterlilik puan ortalamasının, kontrol grubu puan ortalamasından daha yüksek ve her iki grup kıyaslandığında istatistiksel olarak anlamlı bir farkın olduğu (p=0.016), eğitim öncesi ve sonrası SDBY- uyum ölçeği diyet kısıtlaması alt boyutu puanları açısından iki grup arasında farklılık bulunduğu saptandı (p<0.05). Her iki grubun ön test-son test yaşam kalitesi fiziksel sağlık puan ortalamaları karşılaştırılmasında, kontrol grubunun fiziksel sağlık durumunun eğitim grubundan daha fazla azalış gösterdiği (p=0.029), psikolojik sağlık, sosyal ilişkiler ve çevresel sağlık puan ortalamaları karşılaştırılmasında, kontrol grubunun psikolojik sağlık, sosyal ilişkiler ve çevresel sağlık puanı azalırken (puan ortalamaları sırasıyla p=0.026, p=0.007, p=0.018), eğitim grubunun değişmediği görüldü. Araştırmada elde edilen sonuçlara göre; hastaların düşük düzeyde semptom yaşadığı, orta düzeyde öz yeterliğe sahip olduğu, SDBY- uyum ölçeği alt boyutu hemodiyalize katılım ve ilaç kullanımına uyumun yüksek, diyet ve sıvı kısıtlamasına uyumun düşük ve yaşam kalitesi genel sağlık, fiziksel sağlık, psikolojik sağlık ve sosyal 2 ilişkiler puan ortalamalarının orta düzeyde ve çevresel sağlık puan ortalamalarının iyi düzeyde olduğu, müdahale grubuna verilen eğitimlerin hastaların öz yeterlik, tedaviye uyum, semptom yönetimi ve yaşam kalitesi üzerine olumlu etkisinin az olduğu belirlendi. Anahtar kelimeler: Hemodiyaliz, Eğitim, Öz-Yeterlilik, Tedaviye Uyum, Semptom Yönetimi, Yaşam Kalitesi, Hemşirelik
Kronik parankimal karaciğer hastalarında ve hemodiyaliz hastalarında hepatit G virüs prevalansı
GB virus C (GBV-C) akut ve kronik hepatitle ilişkisi bildirilen, son zamanlarda tanımlanan bir flavivirustur. GBV-C'nin başlıca parenteral yolla bulaştığı ve kronik hepatitli hastalar ile hemodiyaliz hastalarında yüksek prevalans oranlarına sahip olduğu bilinmektedir. Bölgemizdeki kronik hepatitli hastalar ve hemodiyaliz hastalarında GBV-C enfeksiyon prevalansını tesbit etmek amacıyla yapılan bu çalışmada 65 (%74.7)'i erkek, 22 (%25.3)'i kadın, ortalama yaş 50.08±14.2 yıl olan 87 kronik hepatitli hasta ve 46(%74.7)'sı erkek, 30(%40)'u kadın, ortalama yaş 46.3±14.6 yıl olan 76 kronik hemodiyaliz hastasına ait serum örnekleri GBV-C RNA varlığı yönünden GBV-C'nin NS3/helikaze bölgesinden derive spesifik primerlerin kullanıldığı nested reverse transcriptase polimeraz zincir reaksiyon (RT-PCR) ile değerlendirilmiştir. Kronik hepatitli hastaların tamları, histopatolojik inceleme ile konuldu. GBV-C RNA kronik hepatitli 87 hastanın 4(%4.6)'ünde tesbit edilmiş olup, bu hastalardan biri HCV ile koenfekte iken 3 hasta sadece GBV-C ile enfekte idi. Hastaların 73 'ünde kronik hepatit B ve/veya kronik hepatit C tespit edildi. GBV-C RNA non B - non C hepatit tanısı konan 14 hastanın 3 (%2 1.4) 'ünde bulundu. Hemodiyaliz hastalarında ise GBV-C RNA 76 vakanın 16(%21)'sında pozitif bulundu. Bu vakaların 3 'ünde anti HCV antikorları tespit edildi. Sonuç olarak GBV-C enfeksiyonunun bölgemizdeki kronik non B - non C hepatitli hastalarda %21.4'lük oran ve hemodiyaliz hastalarındaki %2 1 'lik oran ile sık görüldüğü tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Kronik hepatit, Hemodiyaliz, HGV/GBV-C enfeksiyonu IV
Akut böbrek hasarı olan hastaların laboratuvar parametrelerinin hastane içi advers olaylara etkisinin araştırılması
Giriş ve Amaç: Akut böbrek hasarı, yüksek morbidite ve mortalite oranlarına sahip, sık görülen, çok fazla etiyolojik nedeni bulunan ancak potansiyel olarak önlenebilen/tedavi edilebilen klinik bir durumdur. Akut böbrek hasarı olan hastalar için zamanında teşhis ve uygun tedavi yaklaşımlarının belirlenmesi çok önemlidir. Laboratuvar parametreleri erken tanı ve evrelemeye yardımcı olur. Araştırmamız acil serviste akut böbrek hasarı tanısı konulan hastalardan alınan rutin laboratuvar parametrelerinin hastanın yoğun bakıma alınması, hastanede kalış süresi, diyalize alınma durumu, hastane içi ve 6 aylık mortalite gibi advers olaylara etkisini incelemektir. Gereç ve Yöntem: Çalışma 01.01.2021 ile 30.06.2022 tarihleri arasında retrospektif olarak acil serviste yapıldı. Çalışmaya etik kurul onayı alındıktan sonra başlandı. Acil servise başvuran 18 yaş üstü hastalar dahil edildi. Akut böbrek hasarı tanısı AKIN evrelemesi kriterlerine göre koyuldu. Hastaların acil servise ilk başvuru anında alınan rutin kan örnekleri retrospektif olarak incelendi. Rutin alınan kan örneklerinden; hemogram, biyokimya (BUN, kreatinin, GFR, AST, ALT, total bilirubin, glukoz, sodyum, potasyum, kalsiyum), CRP, kan gazı (pH, bikarbonat, pCO2, pO2, satürasyon, laktat, sodyum, potasyum, klor, iyonize kalsiyum, hemoglobin, baz açığı, anyon gap) değerlerine bakıldı. Hastaların taburculuğu, servis yatışı, yoğun bakım yatışı, hastanede kalış süresi, diyaliz durumu, ölüm-sağ kalım durumu değerlendirildi. Bulgular: Çalışmamız acil serviste akut böbrek hasarı tanısını alan 324 hasta ile gerçekleştirildi. Araştırmamıza dahil olan katılımcıların hastane içi sağ kalım durumuna göre değerlendirilen parametrelerinden kreatinin, BUN, GFR, AST, kalsiyum, CRP, pH, bikarbonat, laktat ve baz açığı değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmıştır (sırasıyla p<0,001, p<0,001, p<0,001, p=0,001, p=0,001, p=0,001, p=0,006, p=0,012, p=0,001, p=0,009). Altı aylık mortalitede ise kreatinin, BUN, GFR, AST, kalsiyum, CRP, total bilirubin ve sodyum değerleri anlamlı bulunurken (sırasıyla p=0,001, p<001, p<001, p=0,001, p<001, p<0,001, p=0,015, p=0,034); pH, bikarbonat ve baz açığı istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (sırasıyla p=0,63, p=0,095, p=0,181). Sonuç: Akut böbrek hasarı olan hastalar için zamanında teşhis ve uygun tedavi yaklaşımlarının belirlenmesi çok önemlidir. Özellikle altta yatan nedenleri kontrol altına almak ve risk faktörlerini azaltmak için belirteçlerin nasıl etkilendiği daha çok araştırılmalıdır.
Evaluation of quality of life and fluid accumulation problem in patients with renal failure in hospital dialysis centers in Diyala / Iraq
Background: Renal failure is a global public health problem, and in Iraq, hospital dialysis centers are facing an increasing demand for services. Patients with renal failure often experience a decrease in their quality of life due to physical, psychological, and social factors. This study aimed to investigate the quality of life of patients with renal failure in hospital dialysis centers in Diyala, Iraq, based on demographic characteristics. Methods: A cross-sectional design was used, and data on age, gender, education, work status, comorbidities, dialysis treatment, and diet were collected using a personal information form. The Kidney Disease Quality of Life Short-Form (KDQoL-SF) questionnaire was used to assess quality of life, consisting of 36 items organized into 5 sub-dimensions. The data were analyzed using descriptive statistics and One-Way ANOVA analysis. The study highlights the importance of understanding the relationship between demographic factors and the quality of life of patients with renal failure to develop targeted interventions to enhance their well-being. Results: This study found significant associations between various demographic and treatment-related factors and the quality of life of patients with renal failure in hospital dialysis centers in Diyala, Iraq. Age, education level, income, frequency and duration of hemodialysis sessions, gender, marital status, and residence were identified as potential factors that can influence quality of life (p<0.001). Conclusion: These findings highlight the need for tailored interventions that address the unique needs and challenges faced by different patient subgroups. However, the limitations of the cross-sectional design and potential confounding factors should be acknowledged, and further research is needed to validate and expand on these findings in diverse populations.
Hemodiyaliz tedavisi alan bireylere bakım veren aile üyelerinin bakım veren yükü, psikolojik dayanıklılık ve algılanan sosyal destek düzeylerinin ve aralarındaki ilişkinin incelenmesi
Hemodiyaliz tedavisi alan bireylere bakım veren aile üyelerinin bakım veren yükü, psikolojik dayanıklılık ve algılanan sosyal destek düzeylerinin ve aralarındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla yapılmış tanımlayıcı kesitsel bir araştırmadır. Örneklem, 229 aile üyesinden oluşmaktadır. Veriler, Tanıtıcı Bilgi Formu, Zarit Bakım Verme Yükü Ölçeği (BVYÖ), Kısa Psikolojik Sağlamlık Ölçeği (KPSÖ) ve Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (ÇBASDÖ) ile toplanmıştır. Veriler yüz yüze görüşme yöntemi ile 5 farklı hemodiyaliz merkezinde, Aralık 2021-Nisan 2022 tarihleri arasında toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde sayı, yüzde, ortalama, Kruskal-Wallis H, Mann-Whitney U, t testi ve tek yönlü ANOVA, pearson korelasyon ve doğrusal regresyon analizi kullanılmıştır. Bakım verenlerin yaş ortalaması 47,59±13,41, % 62'si kadın, %87,8'si evli, %34,1'i 4 ve üzerinde çocuğa sahip, %43,7'si ilkokul mezunu, %74,2'si çalışmamakta, %50,7'si 1-6 yıldır bakım vermekte, %58,5'u bakımda bir başkasından destek almaktadır. BVYÖ toplam puan ortalaması 19,48±11,42, KPSÖ toplam puan ortalaması 19,18±7,80, ÇBASDÖ toplam puan ortalaması 50,44±14,07'dir. Aileden algılanan sosyal destek ve psikolojik sağlamlık düzeyi bakım yükünü negatif yönde yordamaktadır (p<0,05). Bakım verenlerin sosyal destek düzeyi ve psikolojik sağlamlık düzeyi arttıkça bakım verme yükü azalmaktadır. Hemşireler aile üyelerine danışmanlık ve eğitim vererek sosyal kaynaklara yönlendirebilir, psikolojik dayanıklılık düzeyini arttıracak girişimleri rutin uygulama içerisine entegre edebilir. Anahtar Kelimeler: Algılanan Sosyal Destek, Bakım Veren, Bakım Yükü, Hemşirelik Bakımı, Psikolojik Dayanıklılık.
Hemşirelerin hemodiyaliz bilgi ve beceri düzeylerinin ve etkileyen faktörlerin değerlendirilmesi
Giriş: Böbrek yetmezliği dünya çapında yaklaşık 200.000 kişiyi etkileyen hayatı tehdit eden bir hastalık olarak kabul edilmekle beraber, hemodiyaliz, böbrek yetmezliği için en yaygın kullanılan tedavilerden biridir. Amaç: Bu çalışmada hemodiyaliz ünitesinde çalışan hemşirelerin hemodiyaliz konusundaki bilgi ve becerileri ile sosyodemografik veriler arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Bu çalışmada tanımlayıcı kesitsel tasarım kullanılmış olup, ve çalışma 1 Kasım 2021-31 Nisan 2022 tarihleri arasında AL-Najaf AL-Ashraf'ta bulunan Al-Sadder Tıp Kenti Hemodiyaliz ünitesinde gerçekleştirilmiştir. Hastane araştırma örneklemindeki toplam hemşire sayısı 182'dir. %95 ve %50 güven aralıklarına göre örneklem büyüklüğü 110 olarak belirlenmiştir. Dahil edilme kriterlerini karşılayan ve bu çalışmaya katılmayı kabul eden toplam 110 hemşire çalışmaya dahi edilmiştir. Veriler, "Tanımlayıcı Bilgi Formu", "Hemodiyaliz Bilgi Testi ve Hemodiyaliz Beceri Testi" kullanılarak toplanmıştır.. Bulgular: Çalışmanın sonuçlarına göre, hemşirelerin bilgi puan ortalamaları 12,48 ± 1,81 olup iyi düzeyde; beceri puan ortalamasının ise 14,76 ± 2,25 olup orta düzeydedir. "32-40" yaş grubunda olan hemşirelerin "Hemodiyaliz Bilgi Testi" (H=3,988; p<0,05) ve "Hemodiyaliz Beceri Testi" (H=1,845; p<0,05) puanlarının diğer yaş gruplarına göre anlamlı olarak yüksek olduğu saptanmıştır. "Hemodiyaliz Bilgi Testi" puanları evlilerde bekarlara göre anlamlı olarak yüksek bulunmuştur (u=1200, p<0.05). Hemodiyaliz konusunda eğitim kurslarına katılan hemşirelerin "Hemodiyaliz Bilgi Testi" puan ortalamaları, eğitim kurslarına katılmayan hemşirelere göre anlamlı olarak yüksek bulunmuştur (u=1198; p<0,05). "Hemodiyaliz Bilgi Testi" ile hastane deneyim yılı arasında anlamlı ve pozitif bir ilişki bulunmuştur (r=0,072; p<0,05). Sonuç: Bu çalışmada "Hemodiyaliz Bilgi ve Beceri Testi"nin yaş, medeni durum ve daha önce eğitime katılma faktörleri arasında anlamlı bir ilişki ortaya koyduğu belirlenmiştir. Hemodiyaliz becerilarına ilişkin bilgi ve beceri puan ortalamalarının belirlenmesi için daha detaylı ve daha geniş örneklemli çalışmaların yapılması önerilmektedir.
Assessment of nursing staffs' knowledge concerning patient with vascular access in dialysis center at al Zehra Teaching Hospital in Iraq
Background: Hemodialysis (HD) is widely acknowledged as a feasible and required alternative. Safe and maintainable vascular access (VA) is factually a lifeline for most ESRD patients (Japanese Society for Clinical Renal Transplantation, 2017). Objective: to assess nurses' knowledge concerning patients with vascular access in Dialysis. Methods: a descriptive cross-sectional study was carried out at Al-Zahra Hospital from 1th November 2022 to 10 th Febraury 2022. Data collected using the instrument contains two parts: the first part is concerned with the nurse's demographic data; the second part is composed of (63) items related to the nurse's knowledge through face-to-face questioning. A non- probability (purposive) sample of 100 nurses working at Al-Zahra Hospital / Kidney Dialysis Center in Wasit Governorate of Iraq. The evaluation was made with a percentage analysis. Results: It was observed that the majority of the participants with a mean age of 28±5.5, 60% of them are men, 52% are single, 60% are college graduates or above, and 52% did not receive a training session. As for those who received training, they all received training inside Iraq. As for the number of years of experience in the hospital, 84% of them were between 1-5 years, while the number of years of experience in the hemodialysis unit was 62% of them 1-5 years. Conclusion: The study concluded that the majority of participants (%56) have a moderate level of knowledge concerning Patients with Vascular Access for dialysis patients. There was a significant relationship between age, sharing training sessions, and Nurses' knowledge about vascular access for dialysis patients. Recommendations: The study recommended engaging hemodialysis unit nurses in special training courses to improve knowledge concerning vascular access for dialysis patients.
Kronik hemodiyaliz tedavisi alan hastaların diyaliz tedavisi alma sürelerine bağlı olarak değişen anksiyete düzeylerinin incelenmesi
Araştırma, kronik hemodiyaliz tedavisi alan hastaların diyaliz tedavi sürelerine bağlı olarak değişen anksiyete düzeylerini incelemek amacıyla tanımlayıcı kesitsel bir çalışma olarak yapılmıştır. Araştırmanın evrenini Çankırı il ve ilçelerindeki Devlet Hastanelerinde hemodiyaliz ünitelerinde tedavi gören hastalar, örneklemini ise çalışmaya dahil edilme kriterlerine uyan hastalar oluşturmuştur. Veriler, hastaların sosyodemografik ve hastalıkla ilgili özelliklerini içeren 20 sorudan oluşan Kişisel Bilgi Formu ve Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ) kullanılarak toplanmıştır. Bu kapsamda 155 katılımcıdan veri toplanmıştır. Beck anksiyete ölçeğinin çeşitli bilgilere göre ortalamaları ve bu ortalamalar arasındaki farkın anlamlı olup olmadığı bağımsız gruplar t testi ve tek yönlü varyans analizi ile, cevapların hemodiyaliz süresine göre değişimi ise ki-kare ile analiz edilmiştir. Analizler sonrasında anksiyete oranı %15 olarak bulunmuştur. Hemodiyaliz süresi 0-1 yıl olanların anksiyete düzeyi diğer gruplara göre anlamlı derecede yüksek olduğu saptanmıştır (p<0.05). Bu oran daha çok yaşlı hastaların etkisiyle düşük bulunmuş olup, anksiyete oranı yüksek olan hastaların daha çok genç hastalar olduğu saptanmıştır. Tedavinin psikososyal etkileri ile ilgili çalışmaların çok merkezli ve daha geniş örneklem grupları ile yapılması ve sonuçların değerlendirilerek, tedavi planlamasında anksiyete odaklı müdahalelere yer verilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: :Anksiyete, Hemodiyaliz Süresi, Hemşirelik
An evaluation of knowledge and attitudes to nutrition in type 1 and type 2 diabetes patients receiving hemodialysis
Background/aim: In chronically ill patients, there are progressive and irreversible changes in bodily function. This has a negative effect on the quality of life. One of these diseases is kidney disease related to diabetes, diabetic nephropathy. The aim of the study was to evaluate the knowledge and attitudes to nutrition of type 1 and type 2 diabetes patients receiving hemodialysis treatment. Methods: The research was conducted as a descriptive and cross-sectional study in the Dialysis Unit of the Diwaniyah Hospital in Iraq. Quantitative research was used in the design of the study. 30 type 1 and 30 type 2 DM patients who agreed to participate were taken into the study without any sample selection process. The patients were asked questions on their sociodemographic characteristics to evaluate their knowledge and attitudes on nutrition. Data collection was by the face to face questioning technique. Evaluation was performed with the use of percentages, chi-square, and independent t-test. Results: In type 1 and type 2 diabetes patients, statistical significance was found in age, marital status, income status and primary kidney disease in those who took snacks and in those who used a number of methods to quench their thirst (p<0.05). Significance was found between type 1 and type 2 DM patients, between weight before and after dialysis, and between systolic and diastolic blood pressure before and after dialysis (p<0.05). Also, statistical significance was found between HbA1c and blood sugar levels in these patients (p<0.05). Conclusion: In dialysis patients with type 1 or type 2 DM, Hb1Ac and glucose levels are high, and diabetes management was inadequate, and sociodemographic characteristics such as age, marital status, economic level, the presence of kidney disease in the family, BMI and snacking had an effect on diabetes management. It is recommended that new experimental nursing planning and the implementation of interventions be carried out focused on solving problems in strengthening diabetes self-management through individualized training, monitoring and counselling for patients. Keywords: Diabetes, kidney disease, nutrition, nursing method.
The effects of compassion fatigue on job satisfaction among nurses working in hemodialysis units in baghdad city
It was conducted to examine the relationship between the levels of compassion fatigue and job satisfaction of nurses working in the hemodialysis center and the factors affecting it. The sample of this study, which used a cross-sectional descriptive research design, consisted of 230 nurses working in the hemodialysis units of state hospitals in Baghdad, Iraq. Data were collected online between August 1th 2020 and November 15th 2020, using a socio demographic questionnaire, compassion fatigue scale (CFS) and nurses' job satisfaction scale (NJSS). It was determined that 57% of the hemodialysis nurses had moderate compassion fatigue, and 75.7% were not satisfied with their jobs. There was no significant relationship between nurses' socio-demographic characteristics, compassion fatigue and job satisfaction (p>0.05). About half of the nurses experience compassion fatigue and more than half are dissatisfied with their jobs. Especially young nurses are more risky than older nurses to experience compassion fatigue. Keywords: Compassion Fatigue, Job Satisfaction, Hemodialysis, Nurse
The prevalence of dysnatremia in hemodialysis patients
The objective of this study was to assess the sodium and potassium levels in patients at different stage of chronic kidney disease, and determine the correlation between sodium and potassium with GFR. The current study is a case (patient with chronic renal failure) and control (healthy persons) study Chronic renal disease patients of both genders (65 males and 44 females) aged 20 to 71 years old who visit Al-jumhuri Hospital in Kirkuk, Iraq (from Novembe 2020 to February 2021), are the target population. Each patient with chronic kidney failure underwent four hours of hemodialysis twice or three times a week. The results of the current study demonstrated that the highest age group with renal failure was 51-60 years, where it was 26.2%. Then, the age group was 61-70, as it was 22.1%, while the lowest age group of patients of renal failure was 31-40, where it was 5.4%. The results of the current study showed that the percentage of healthy people in the current study was 40 (26.8%), while the number of patients with kidney failure was 83 (55.7%), while other stages of kidney disease were reported, the third stage included 9 (6%) patients while. The fourth stage included 17 (11.4%) patients. The findings of the current study showed that patients had higher levels of urea, creatinine, and potassium than the control group (P<0.05). In contrast, the results of the study demonstrated a significant (P≤0.05) reduction in patient sodium levels. Otherwise, the results of the current study demonstrated a positive relationship between CKD and sodium and inverse relationship with potassium.
Effect of hemodialysis on the concentration of adenosine deaminase in the renal failure patients
The current study was designed to investigate the alteration of adenosine deaminase (ADA) levels in renal failure patients on hemodialysis treatment and examine ADA's relationships with lipid profile parameters, renal function parameters, and glucose. For this purpose, the study was included 60 renal failure patients on hemodialysis treatment and controlled with 30 healthy individuals of compatible age. The level of ADA was evaluated by using an enzyme linked immuno sorbent assay (ELISA) kit while urea, uric acid, creatinine, triglycerides (TGs), total cholesterol (TC), HDL, LDL, VLDL, and glucose were evaluated by using spectrophotometric methods. The level of ADA was significantly (P<0.05) higher in hemodialyzed patients compared to healthy control. Additionally, hemodialyzed patients have shown significant (P<0.05) elevated levels of urea, creatinine, TGs, LDL, and VLDL compared to healthy control. On the other hand, HDL and glucose were significantly (P<0.05) lower in hemodialyzed patients than in control. Furthermore, ADA in hemodialyzed patients showed a negative weak correlation with urea and creatinine in their serum. The receiver operating characteristic (ROC) test indicates the usefulness of using ADA as a marker in the prognosis of renal failure with excellent sensitivity. In conclusion, ADA is elevated upon the treatment with hemodialysis and it may contribute to a subsequent immune dysfunction.