Türk tarihi

201 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Büyük Milletlerden İngilizler ve Macarlar adlı eserin transkripsiyon ve değerlendirmesi

Türkiye'de modern coğrafya biliminin öncülerinden biri olarak kabul edilen ve ülkemizde coğrafya eğitiminin gelişimine büyük katkılarda bulunan Faik Sabri Duran gerek kişiliği gerekse de yaptığı çalışmalar ile Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş aşamasındaki milletleşme sürecine ışık tutması açısından da dikkat çeken önemli isimlerden biridir. Türk okuyucusunun kendi milletini anlaması ve karşılaştırmalı bir bilinç geliştirmesi için önemli çalışmalar yürüten Faik Sabri Duran dönemin eğitim ve kültür politikalarıyla da uyumlu çalışmalar yürütmüş ve bu bağlamda pek çok eser kaleme almıştır. Onun kaleme aldığı eserlerden biri de "Büyük Milletlerden İngilizler ve Macarlar" adlı çalışmasıdır. Osmanlı Türkçesi ile kaleme alınmış olan bu eser sade ve edebi bir dil ile kaleme alınmıştır. "Büyük Milletlerden İngilizler ve Macarlar" adlı kitap farklı milletlerin tarihsel gelişimlerini, kültürel özelliklerini ve toplumsal yapıları üzerinden karşılaştırmalı olarak ele alması bakımından önemlidir. Bu kitap, okuyuculara hem İngilizler hem de Macarlar hakkında derinlemesine bilgi sunarken, millet olma bilincinin nasıl şekillendiğini anlamaya da katkı sağlamaktadır. Kitapta, İngilizler ve Macarların tarih boyunca geçirdiği sosyal, kültürel ve siyasal evreler, onların "büyük millet" olma vasfını nasıl kazandıkları bağlamında incelenmiştir. Duran, her iki milletin tarihî olaylar karşısındaki tutumlarını, kurumlarını nasıl şekillendirdiklerini ve toplumsal bilinçlerini nasıl geliştirdiklerini açıklarken, aynı zamanda okuyucuya genel bir medeniyet tasavvuru da sunmaktadır. Bu kitap sadece tarihî olayları aktarmakla kalmayıp, milletlerin karakter özelliklerini, değer sistemlerini ve toplumsal düzenlerini de anlamaya çalışması açısından da önem arz etmektedir. Yazar İngilizlerin denizcilik, siyasal istikrar ve sömürgecilik üzerinden gelişen modern devlet yapıları ile Macarların Orta Avrupa'daki mücadeleci ve kültürel olarak güçlü kimliklerini, karşılaştırmalı biçimde sunarak okuyucuya hem benzerlikleri hem de farklılıkları aktarmaktadır. Bu yönüyle kitap, coğrafya, sosyoloji ve tarih meraklıları için kıymetli bir kaynak niteliğindedir.

Macar tarihiModern coğrafyaTarihi coğrafya+2
Olcay İçer
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Keşmir Sultanlığı (1339-1586)

'Asya'nın kalbi" ve "Hindistan tacı ve incisi", gibi isimlerle adlandırılan kendi halkının gözünden bakıldığında ise ''cennet vadisi'' sıfatını hak eden dünyanın ender güzellikteki yerlerinden biri olan Keşmir, Hindistan, Pakistan, Afganistan, Çin'in Uygur Özerk bölgesi ve Tibet ile komşudur. Türkistan'dan Hindistan'a açılan bir koridorda yer alan bölge, dünyanın en yüksek sıradağları Himalayalar üzerinde son derece engebeli bir arazi üzerinde kurulmasına rağmen sahip olduğu stratejik ve coğrafi özelliklerinden dolayı tarihîn ilk dönemlerinden itibaren siyasî, askerî, dinî ve ticari pek çok hadiseye ev sahipliği yapmıştır. Stratejik önemini günümüzde de koruyan Keşmir, Güney Asya siyasetinde belirleyici bir unsurdur. Keşmir, tarihsel süreç içinde Budizm, Hinduizm ve İslâmiyet gibi farklı din ve inançlara ev sahipliği yapmış, stratejik öneme sahip bir bölgedir. Hindistan'ı fethetmeye yönelik seferler düzenleyen İslâm orduları, Keşmir'i ele geçirmeye çalışmış; ancak bölgenin zorlu coğrafi koşulları nedeniyle bu girişimlerinde başarılı olamamışlardır. Bölgede, Müslüman bir hanedan olan Şah Mirza Hanedanlığının iktidara gelmesiyle birlikte krallıktan sultanlığa geçiş süreci başlamıştır. 1339-1586 yılları arasında hüküm süren Keşmir Sultanlığı, sırasıyla Şah Mirza ve Çak Hanedanlıkları tarafından yönetilmiştir. Sultan Zeynel Abidin döneminde, Keşmir Sultanlığı siyasî, ekonomik ve kültürel açıdan en güçlü dönemini yaşamıştır. Şah Mirza Hanedanlığının ardından yönetimi ele geçiren Çak Hanedanlığı döneminde ise, artan otorite boşlukları, siyasî ve dinî çatışmalar ile iç isyanlar, bölgenin istikrarını sarsmıştır. Bu ortamdan yararlanan Haydar Mirza Duğlat, Keşmir'de Bâbürlüler adına geçici bir hâkimiyet kurmuştur. Ancak onun on yıl süren iktidarının ardından Çak Hanedanlığı, bölgedeki yönetimi yeniden ele geçirmiştir. Bâbürlü hükümdarı Ekber Şah, 1586 yılında, Çak Hanedanından Sultan Yakup Şah'ın iktidarında yaşanan iç karışıklıklar ile Sünni-Şii çatışmalarının oluşturduğu istikrarsız ortamdan faydalanarak Keşmir'i ele geçirmiştir. Bâbürlülerin bölgede tam anlamıyla hâkimiyet kurmaları ise 1589 yılında gerçekleşmiştir.

Siyasi tarihTürk tarihi
Saadet Şeker
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

İsmail Hâmi Danişmend, eserleri ve tarihçiliği

Bu çalışmada Türk tarihine önemli katkılar sunan tarihçi İsmail Hâmi Danişmend'in hayatı, eserleri ve tarihçiliği konuları işlenmiştir. 1889 yılında Merzifon'da doğan İsmail Hâmi Bey, Türk tarihi ve kültürü üzerine oluşturduğu eserlerle birlikte şiirler yazmış, dil çalışmaları ve çeviriler yapmıştır. Eserlerinin büyük kısmını 1955 yılında "vatana ihanet" suçlaması ile yargılandığı Ankara İstiklal Mahkemesi'nden beraat ettikten sonra oluşturmuştur. Eserlerini oluştururken Ayasofya ve Nuru Osmaniye Kütüphanelerinde; Başbakanlık, Osmanlı ve Fetih Cemiyeti arşivlerinde araştırmalar yapmıştır. Eserleri akademik çalışmalar şeklinde olmayıp geleneksel tarihçiliğin özelliğini taşımakta, bu yönüyle de geniş bir okuyucu kitlesine ulaşmıştır. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci Bölüm'de: İsmail Hâmi Danişmend'in çocukluğu, gençliği, tahsil hayatı, çalışma hayatı, evlilikleri, şahsiyeti, siyasi hayatı ve vefatı çalışmalarına yer verilmiştir. İkinci Bölüm'de: İsmail Hâmi Bey'in eserleri yayın tarihine göre verilip daha sonra eserlerinin tanıtımları yapılmıştır. Eserlerinden bağımsız olarak makale ve konferansları konularıyla birlikte tarih sırasına göre verilmiştir. Üçüncü Bölüm'de: İsmail Hâmi Bey'in tarihçiliğinden, eserlerinde işlediği konulardan yola çıkarak görüşlerinden ve oluşturduğu eserlerle Türk tarihine olan katkısından bahsedilmiştir. Anahtar Kavramlar: İsmail Hâmi Danişmend, İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, Milliyetçilik, Türklük, Türk Kültürü.

Danişmend, İsmail HamiEdebi eserlerKitaplar+6
Esma Koç Çaviş
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Sasanilerin yıkılışına kadar zerdüştlüğün Türkistan'a etkileri (Kültürel boyutta)

Bu çalışmada en eski tek tanrılı din olan Zerdüştlüğün, Türkistan halkları ile olan ilişkisi değerlendirilmektedir. MÖ 7. Yüzyıldan itibaren başlayan bu süreç Sasanilerin yıkılışına kadar devam etmektedir. İlk olarak Aryaların bölgeye gelişi ve Zerdüştlüğün ortaya çıkışı tezde ele alınmıştır. Zerdüşt ile ilgili tartışmalı konular açıklandıktan sonra, tebliğ edilen dinin, kısıtlı olmasına karşın asli kaynaklarından yararlanarak, inanç sisteminin temeli ve bu temeldeki değişimler tespit edilmiştir. Meydana gelen değişimlerle birlikte, İran toplumunun geçmişten gelen en belirgin uygulamaları tespit edilmiş ve bu uygulamaların Zerdüştlüğe nasıl entegre edildiği araştırılmıştır. Elde edilen bulgular ışığında, Zerdüştlüğün en önemli motiflerinin ateş, defin merasimi, nevruz ve hüma-horoz kuşu olduğu ve bu motiflerin sadece İran'da değil farklı halklarda da yaşatıldığı tespit edilmiştir. İran coğrafyasına yakın olan Türkistan'da benzer motiflerin kullanıldığı görülmektedir. Ancak yapılan çalışmalarda bu motiflerin Zerdüştlükten, Türkistan'a geçtiği yönünde bir genel kabul olsa da araştırma sonucunda bahsedilen motiflerin önemli bir kısmının Türkistan'ın kendi öz inançları ile ilişkili olduğu ya da tamamıyla Zerdüştlükten alınmadığı tespit edilmiştir.

SasanilerTürk tarihiTürkistan+1
Rukiye Coşkun
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Temel eğitim kurumlarında illüstrasyonun eğitim materyali olarak kullanımı (Tarihte kurulan 16 Türk devletinin illüstrasyonlu materyal örneği)

Türk Ulusu oldukça köklü bir geçmişe sahiptir. Bu köklü geçmişi oluşturan ise farklı zamanlarda kurulmuş ve önemli başarılara imza atmış olan bağımsız Türk devletleridir. Bu devletler milli eğitim müfredatında yer almakta ve kademeli olarak ders kitaplarında okutulmaktadır. Tarihte kurulan 16 Türk devleti konusunun, öğrencilere daha iyi anlatılabilmesi ve bu konuda yeteri kadar eğitim materyalinin olmamasından dolayı bu çalışma yapılmıştır. Bu araştırmanın amacı: Temel eğitim kurumlarında ortak tarih bilincini pekiştirmek için tarihte kurulmuş 16 Türk devletinin illüstrasyonlu eğitim materyallerinin tasarlanmasıdır. Bu çalışma ile 16 Türk devletinin, tasarlanan illüstrasyonlarla somutlaştırılması ve temel eğitim kurumlarında eğitim materyali olarak akılda kalıcılığı sağlayacağı düşünülmektedir. Bu araştırma nitel tarama modelinde desenlenmiş olup araştırmanın uygulama aşamasında elde serbest çizim tekniklerinden, grafik tasarım programları ile çizim ve dijital boyama yöntemlerinden yararlanılarak uygulama çalışmaları yapılmıştır. Araştırmanın birinci bölümünde materyal tasarımına, ikinci bölümde materyal tasarımında illüstrasyonun kullanımına ve özelliklerine, üçüncü bölümde ise uygulama çalışmalarına ve yapım aşamalarına yer verilmiştir. Bu araştırma kapsamında 16 adet illüstrasyonlu eğitim materyali tasarımı yapılmıştır. Bu tasarımların, farkındalık oluşturmasına ve konunun kavranmasını kolaylaştırmasına dikkat edilmiştir. Yapılan çalışmalarda illüstrasyonların yanı sıra haritalara, teorik tarihsel bilgilere ve bunları destekleyecek vektör ve grafiklere yer verilmiştir. Bu çalışma 16 Türk devletinin (Büyük Hun, Batı Hun, Avrupa Hun, Ak Hun, Göktürk, Avar, Hazar, Uygur, Karahanlı, Gazneli, Büyük Selçuklu, Harzemşah, Altınordu, Büyük Timur, Babür ve Osmanlı İmparatorlukları) illüstrasyonlarını kapsamaktadır.

Eğitim araçlarıEğitim kurumlarıGrafik sanatlar+5
Özgün Abay
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

II. Meşrutiyet döneminde suç unsurları

Tarihi çok eskilere dayanan suçun önlenmesi ve suçlunun ıslahı ile emniyet yani asayişin sağlanmasından sorumlu kolluk kuvvetleri arasındaki münasebet, bir toplumun hem ahlaken hem de fiilen varlığını sürdürebilmesinin en önemli koşullarından birisini teşkil etmektedir. Bu nedenledir ki, 16. yüzyılın ikinci yarısından itibaren askeri anlamda Batı karsısında gerilemeye başlayan Osmanlı Devleti'nde, bu inkıraza sosyo-ekonomik çalkantıların da eklenmesiyle devlet ve halk asayiş, toplumsal ahlak ve huzur bakımından da dönem dönem sıkıntılar yaşamaya başlamıştır. Nitekim durumun farkında olan devlet ricali bu duruma son verebilmek maksadıyla askeri, hukuki ve sosyo-ekonomik bir takım ıslahatlara girişmiş, ancak süreç Tanzimat ile Islahat Fermanlarının ilanı ve anayasalı bir monarşi rejimi olan Meşrutiyet'in ilana kadar devam etmiş, fakat istenilen neticelerin sağlanamaması nedeniyle Cumhuriyet'in ilanı ile sonuçlanmıştır. Özellikle 19. yüzyılın başlarından itibaren Batılı devletlerin emperyalist ve sömürgeci emleri doğrultusunda yükselişe geçen politikalarının açık birer göstergesi olan Kırım Savaşı, 93 Harbi, Mısır'ın işgali ve Osmanlı coğrafyasının çeşitli bölgelerinde yaşanan bağımsızlık hareketleri, askeri ve iktisadi etkilerin yanı sıra devlet otoritesinin de gittikçe zayıflamasına sebebiyet vererek asayiş ve toplumsal yapıyı da büyük oranda etkilemiştir. Bir yandan savaşla, isyanlar ve bunlara bağlı olarak meydana gelen göçlerle uğraşmakta olan Osmanlı Devleti, diğer yandan da neredeyse her alanda yürütmeye çabaladığı ıslahat ve modernleşme hamleleri ile sistemi ve toplumu çağa ayak uydurabilecek konuma getirmeye uğraşmıştır. İşte bu modernleşme girişimleri dâhilinde öne çıkan mevzulardan bir tanesi de, sosyal kontrol mekanizmalarının ıslahı ve kolluk kuvvetlerinin yeniden düzenlenmesi ile asayiş, toplumsal huzur ve ahlakın sağlanması olmuştur.

FuhuşMeşrutiyet IIOsmanlı Dönemi+6
Aydın Yetkin
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Nevsal-ı Milli transkripsiyon

ÖZET Türklerin şifahî kültürünün günümüze gelinceye kadar yazılı kültürümüze intikâl ettirilmesinin geciktirilmesi, kaleme alınan edebî eserlerin ise oldukça fazla olması, buna karşılık bu mahsûlleri inceleyip araştıracak nitelikli elemanların yetersizliği Edebiyat Tarihi alanında yapılan çalışmaları kifayetsiz bırakmıştır. Dolayısıyla yapılan çalışmalar ve elde edilen veriler, kültür hayatımızın tarihsel gelişimini ve değişimini tamamen aydınlatamamıştır. Ne yazık ki, Edebiyat Tarihi alanında başlayan ilk hareketlerin Tanzimat döneminde görüldüğü bir gerçektir. Nitekim Şinasi tarafından son şairler tezkiresi olan Fatin Tezkiresi diye bilinen Hâtimetü'1-Eşar, 1271 'de basılışından yedi yıl geçtikten sonra düzeltilerek Tasvir-i Efkâr Gazetesi'nde çıkan 'Tezkiretü'ş-Şuara" başlıklı bir yazı ile bu girişim açıklanmıştır. Türk-İslâm kültür dünyasının aydınlatılması yolunda en meşhur kalem erbâblan, Köprülüzâde Mehmet Fuad, Ali Ekrem Bolayır, İbrahim Necmi Dilmen, İsmail Habip Sevük, İsmail Hikmet Ertaylan, Agâh Sırrı Levend v.b. tarafından çalışmalar hız kazandırılarak Türk Edebiyat Tarihi'nin kaynaklan -Şairler tezkireleri, Şakaiku'n-Numaniyye, Künhü'l-Ahbâr ve Fezleke gibi önemli tarih kitaplarında yer alan biyografyalar, Tezkiretü'l-Hattatin, Atrabü'1-Asâr, Tekiretü'l-Evliya, Menâkıbnâme, Silsilename, v.b.- dikkate alınarak muhtelif çalışmalar yapılmıştır. Böylece yoğun bir inceleme, araştırma sonucunda ulaşılabilen temel kaynaklar karşılaştırılarak değerlendirme imkânı doğmuştur. Bunun neticesinde edebiyat tarihimize gerek muhteva gerek forma yönüyle otuza yakın zengin eserler kazandırılmıştır. Bu çalışmaları desteklenmesi ve yaygınlaştırılması düşüncesi ile Rıza Tevfik Bölükbaşı, "Nevsâl-ı Milli" adlı kıymete hâiz bir eser hazırlamıştır. Avrupa'da oldukça yaygın olan nevsâllar örnek alınarak hazırlanan bu eser, Tanzimat döneminden sonraki memleketin edebî, tarihî, iktisadî, askeri; siyasî, tıbbî gibi hemen hemen bütün alanlarındaki yenilikleri anlatan aynı zamanda kültür tarihimizi yakından inceleyen bir eserdir. Çalışmamızda Tanzimat Dönemi'nden sonraki Türk Edebiyatı'mn gelişimi ve değişimini aydınlatması yolunda yapılan bu güzel ve seçkin kaynak eserin ilgili bölümlerini latinize ettik. "Nevsâl" demlen bu yıllığın 19. asırdaki fikirlerin tekâmülüne, fennin, ilmin ve edebiyatın terakkisine mazhar olmakla birlikte okurken kültür seviyesini eğlendirerek yükselten en mühim, en meraklı, en latîf bir eser olduğu görülecektir.

BiyografiBölükbaşı, Rıza TevfikEdebiyat tarihi+3
Ayşe Nur Sır
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2001
00
DoctorateOpen AccessTR

Afganistan'ın siyasi ve kültürel tarihi (Tarihi dönemlerin başlangıcından 1747 yılına kadar)

Afganistan stratejik coğrafi konumu itibariyle Orta Asya halklarının göç geçiş güzergahı, istilacıların hedef noktası, kültürel ve iktisadi ilişkilerin tarih boyunca en önemli kavşaklarından biri olmuştur. Geniş bir kültür yelpazesine sahip olan Afganistan, "dünyanın damı ve kalpgâhı" olarak adlandırılmaktadır. Jeopolitik açıdan stratejik önemi dikkat çekici olup, tarih boyunca dünyanın cazibe merkezlerinden biri olmuştur. Jeopolitik öneminden dolayı tarih boyunca küresel güç olma siyaseti güden ülke ve hükümdarlar Afganistan üzerinde kilitlenmiştir. Bu nedenle çok eski çağlardan beri defalarca istilaya maruz kalmıştır. Ülkenin tarihi boyunca ani ve radikal değişikliklerle farklı ideolojik yönetimleri yaşaması, Afganistan'ı farklı kılan özelliklerdendir. Afganistan, Ahmet Şah Dürrani'nin ilk Afgan devletini ilan ettiği 1747 yılına kadar Persler, Büyük İskender, Türk- İslam, Türk- Moğol toplululuklarının kurduğu devletlerin hakimiyetinde kalmıştır. Afganistan topraklarında hüküm sürmüş olan son Türk hükümdarı Afşar Nâdir Şah'tır. Bu çalışmada; tarihi dönemlerin başlangıcından 1747 yılına kadar Afganistan'ın tarihi şehirleri, demografik yapısı, Aryan teorisi, Persler dönemi, Büyük İskender dönemi, Türklerin bölgede hakimiyet kurmaları, İslam fetihleri, bölgede İslamiyet'in yayılmasından sonra gelişen siyasi olaylar, Türk-İslam, Türk-Moğol devletlerinin sosyo kültürel hayatı araştırılarak kaleme alındı.

AfganistanCoğrafi özelliklerEtnik yapı+7
Semra Çerkezoğlu
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

15. ve 18. yüzyıllar arasında İstanbul kaleleri

Bu araştırmanın amacı 15. ve 18. yüzyıllar arasında İstanbul kalelerini belirlemek ve değerlendirmektir. Bu amaçla araştırmanın sınırını bugün anladığımız İstanbul ili sınırları dâhilinde özellikle topografya çalışması ile tespit edebildiğimiz kale ve benzeri yapılar oluşturmaktadır. Bu yapılar içinde ağırlıklı olarak kale kelimesinin kullanımında ilk akla gelen klasik Orta Çağ kaleleri merkezde olmakla birlikte klasik kale anlayışının zamanla değiştiği geç dönemde inşa edilmiş ve tespit edilebilen kaleler de değerlendirilmiştir. İstanbul kaleleri sahasında yapılan araştırmalar bütüncül olmayıp ağırlıklı olarak fen ve mimari alanındadır. Bu araştırmada İstanbul kaleleri bütüncül bir yaklaşımla sosyal yönü ile de değerlendirilmiştir. Araştırmada veri toplamak için dönem kaynakları, arşiv kayıtları ve bu sahada yapılan araştırmalardan faydalanılmıştır. Osmanlı Devleti İstanbul'un fethi öncesi şüphesiz kale inşa teknolojisinde ileri bir seviyedeydi. Bunun ilk örnekleri erken dönemde inşa edilmiş Anadolu Hisarı ve Rumeli Hisarı'dır. İstanbul'un fethiyle birlikte Bizans bakiyesi kalelerin birçoğu korunmuştur. Devletin merkezinde konuşlanmış bu kalelerin askerî işlevi zaman içinde azalmıştır. Fakat birçoğu şehrin sosyal yapısı içinde bugüne kadar varlığını devam ettirmiştir. Kaleler sosyal yapı içinde askerî işlevinin ötesinde yerleşmeyi arttıran unsur olmuştur. 17. ve 18. yüzyıllar Osmanlı Devleti'nin eski gücünden uzak olduğu bir dönem olmuştur. Bunun sonucu olarak Osmanlı Devleti kalelerin askerî önemini mecburen hatırlamıştır. Devlet, Karadeniz Boğazı'ndan merkeze doğru yeni kaleler inşa etmiş ve var olanları da tahkim etmiştir.

Türk tarihi
Murat Kaya
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Arnavut milliyetçiliği ve Derviş Hima (İbrahim Naci)

18. yüzyıl sonlarında Fransız İhtilâli ile birlikte ortaya çıkan milliyetçilik akımı, Napolyon'un gerçekleştirdiği seferler sonucu tüm Avrupa'yı kısa bir süre içerisinde etkisi altına almıştır. Aynı süreçte Balkan coğrafyasında yaşayan halklar, idari mekanizmada meydana gelen bozulmalar sebebiyle yerel yönetimlere karşı isyan hareketlerine başlamışlar ve bu durum 19. yüzyılın başlarında Hıristiyan Balkan halkları tarafından ulusal bağımsızlık hareketine dönüşmüştür. Ulus-devlet kurma mücadelesine girişen Balkan halklarından Yunanlar, Sırplar, Rumenler, Karadağlılar ve Bulgarlar sırasıyla bağımsızlıklarını elde ederken, heterojen bir yapıya sahip Arnavutlar arasında ise ulusal bağımsızlık fikri daha geç bir tarihte ortaya çıkmıştır. Yüzyıllar boyu imparatorluğun hem devlet idaresinde hem de askeri kanadında önemli görevler üstlenen çoğunluğu Müslüman Arnavut halkı, 19. yüzyılın son çeyreğinde ulusal harekete katılmış ve 1912 yılında bağımsızlığını ilan ederek Osmanlı Devleti'nden ayrılan son Balkan milleti olmuştur. Arnavutlar arasında bağımsızlık fikrinin oluşmasında bilhassa aydın kesim ve yurtdışında yaşayan Arnavutlar etkili olmuş, gerek yaptıkları yayın çalışmaları gerekse yürüttükleri propaganda faaliyetleriyle halk arasında örgütlenmeyi sağlamışlardır. Bu süreçte yürüttüğü faaliyetler ve çetelerin kurulmasında üstlendiği kilit rolle, Arnavut ulusal hareketinin gelişmesini sağlayan en önemli isimlerden biri şüphesiz ki İbrahim Temo'nun yakın dostu Derviş Hima (İbrahim Naci) olmuştur. Kalemi kuvvetli olan Derviş Hima, hareketin seyrine ilk etapta yayınladığı yazı, bildiri, gazete, dergi ve broşür gibi yayın faaliyetleri ile destek vermiş, sonraki süreçte ise silahlı çetelerin kurulmasında aktif bir görev üstlenmiştir. Bu çalışmada Arnavut milli hareketinin gelişimi ve Arnavut milliyetçisi Derviş Hima'nın ulusal hareketin gelişim sürecine katkısı arşiv kaynakları, süreli yayınlar, ilgili telif çalışmaları ve biyografi eserleri temel alınarak incelenmiştir. Çalışma neticesinde, Arnavut ulusal hareketinin ortaya çıkışı ve tarihsel gelişimi tüm detaylarıyla ortaya konulurken, Derviş Hima'nın sürece katkısı yayınladığı eserler ve yürüttüğü çalışmalar vasıtasıyla arşiv kaynaklarına dayandırılarak değerlendirilmiştir. Radikal bir Arnavut milliyetçisi olan Hima'nın düşünce yapısının tam manasıyla anlaşılması için kaleme aldığı bazı bildiri ve yazılar tam metin olarak sunulmuştur.

Arnavut milliyetçiliğiArnavutlukBalkanlar+6
Betül Küçük
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Karakoyunlu hükümdarı Kara Yusuf ve dönemi (1389-1420)

Tezde Karakoyunlu Devleti'nin üçüncü hükümdarı ve aynı zamanda devletin kurucusu Kara Yusuf (1390-1420) dönemi değerlendirilmiştir. Karakoyunlular, Moğol saldırıları üzerine Orta Asya'dan göç ederek Doğu Anadolu, Azerbaycan ve Irak-ı Arap coğrafyasına yerleşmişlerdir. Esasen bir Türkmen Devleti'dir. İlk kurucusu Bayram Hoca'dır. Bayram Hoca'dan sonra yeğeni Kara Mehmet, Karakoyunluların başına geçmiştir. Kara Mehmet'in ölümünden sonra Karakoyunluları bir devlet haline getiren Kara Yusuf başa geçmiştir. Yiğitliği ve cesareti sebebiyle Kara lakabı ile anılan Yusuf, Karakoyunlu hükümdarları arasında bahadırlığı ve mücadeleci yönü ile şöhret bulmuştur. Kara Yusuf döneminde Karakoyunlular, savaşlarda gösterdikleri başarılarla dikkat çekmişlerdir. Özellikle Timurlulara karşı gösterdikleri başarılar dikkate değerdir. Kara Yusuf, Timur tehlikesi karşısında Osmanlı Devleti'ne sığınmıştır. Bu sığınma olayı Timur ile Yıldırım Bayezid arasında meydana gelen Ankara Savaşı'nın da sebeplerinden birisi olarak gösterilmiştir. Kara Yusuf, bulunduğu bölgede Akkoyunlu Kara Yülük Osman ve Erzincan emiri Mutahharten ile mücadele etmiştir. Mardin Artuklu Devleti'ne ve Sultan Ahmet Celayir devletine son veren kişi olan Kara Yusuf, Timurlu hükümdarlarından Şahruh ile büyük bir savaşa hazırlanırken 1420 yılında Ucan'da vefat etmiştir. Türk tarihi açısından önemli bir yere sahip olan Kara Yusuf dönemini inceleyen çalışmalar, eldeki mevcut kaynakların da yetersiz oluşundan dolayı oldukça sınırlı kalmış ve gereği kadar aydınlatılamamıştır. Bu konuda dikkati çeken araştırma eserleri ve tez çalışmaları şunlardır: Aka, İsmail, İran 'da Türkmen Hâkimiyeti: Kara Koyunlular Devri, Arayancan, Ayşe Atıcı, Karakoyunlu Hükümdarlarından Cihanşah ve Dönemi (Siyaset, Teşkilat, İktisat, Din, Kültür) 1438-1467, Erzi, Adnan Sadık, "Akkoyunlu ve Karakoyunlu Tarihi Hakkında Araştırmalar", Erdem, İlhan, Uyar, Mustafa, "Karakoyunlular: Tarih Sahnesine Çıkışları ve Kökenleri", Sümer, Faruk, Karakoyunlular (Başlangıçtan Cihan-Şah'a Kadar). Bu çalışmalarda her ne kadar Karakoyunlular anlatılsa da doğrudan Kara Yusuf dönemi ayrıntılı bir şekilde incelenmemiştir. Başka bir deyişle doğrudan Kara Yusuf dönemi aydınlatılmaya çalışılmamıştır. Bu nedenle tarihi geçmişi ve kişiliği itibarıyla önemli bir yeri olan Kara Yusuf dönemine ait bu tez ile özel olarak Kara Yusuf dönemi incelenmiş ve ayrıntılı olarak bu konuya değinilmiştir. Tez çalışmasında Kara Yusuf ve Karakoyunluların, Timurluların tüm Asya'yı istila ettiği sıralarda, Türkmenlerin umudu olduğu, Kara Yusuf'un, kendisinin Türkmen olduğunu söylemesine rağmen siyasi gelenekler bakımından hemen hemen İlhanlı ve Celayirlilere bağlı kaldığı şeklinde bazı bulgulara da ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Karakoyunlular, Bayram Hoca, Kara Mehmet, Kara Yusuf, Ahmet Celayir, Timur, Bayezid, Şahruh.

HükümdarKara YusufKarakoyunlular+1
Mustafa Yasin İşgüzar
Yozgat Bozok University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Rıdvan Nafiz Edgüer'in hayatı ve Küçük Türk Tarihi adlı kitabının transkripsiyonlu metni

Türkiye de birkaç istisna dışında, Osmanlı Türkçesi ile yazılmış bir Türk Tarihi ne yazık ki yoktur. Kadim milletler arasında bizimki kadar tarihine ve mazisine yabancı başka bir millet yoktur. Milletin büyük bir kısmı Türklüğü ve Türk tarihini belli başlı dönemlerden ve coğrafyalardan ibaret zannetmektedir ve birçok Türk kökenli devleti yabancılaştırıp dışlamaktadır. Bugün Türkler çok geniş coğrafyalara dağılmış durumdadır. Bunlardan bir kısmı medeni bir kısmı göçebelikten yeni vazgeçmiş durumdadır. Başlı başına yaşayan ve başka bir devletin emri altında olmayan Türkler yalnızca Osmanlı Türkleridir. Türklerin ilk vatanları Orta Asya'da dağlar arasında göçebeliğe elverişli geniş çöllerdir. İklim ve zorlu coğrafya şartları nedeniyle Türkler göçebe hayata mecbur kalmışlardır. Göçebe Türkler, etraflarında gördükleri şeylere taparlardı. Doğada kutsal saydıkları pek çok şey bulunmaktaydı. Türklerin çocukları dâhi çok iyi süvari ve savaşçıydılar. Türklerde atın özel bir yeri bulunmaktaydı. Türkleri birleştiren, meydana getiren Oğuz Han'dır. Türkler tarihleri boyunca Çinliler, İranlılar, Ruslar gibi büyük milletlerle mücadele etmişlerdir. Türk mitolojisinde destanlar dikkat çekicidir. En ünlü destanlarından bir tanesi de Ergenekon Destanıdır. Türkler tarih boyunca İskitler, Hunlar, Tukyular, Harezmler, Uygurlar, Bulgarlar, Gazneliler, Moğollar, Selçuklular, Timurlular, Osmanlılar gibi pek çok hükümet vücuda getirmişlerdir. Cengiz Han, Timurlenk, Bilge Kağan ve Kültekin, Hülagü, Alp Arslan gibi de pek çok yiğit han ve hakanları vardır.

BiyografiCengiz HanEdgüer, Rıdvan Nafiz+5
Ömer Eriş
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Âgehî'nin Câmi'ü'l-Vâkıât-ı Sultânî adlı eserinin transkripsiyonu ve değerlendirilmesi

Türkistan cazibe merkezi olmasının yanı sıra tarih bilimi açısından da biçilmiş kaftandır. Barındırdığı yüzlerce devlet, beylik, hanlık ile tam bir araştırma sahası olmuş ve özellikle Türk Tarihçileri için her zaman araştırma konularının başında gelmiştir. Bu hanlıklardan biri de Hive Hanlığı'dır. Hive Hanlığı'nın özellikle XIX. yüzyıldaki tarihiyle ilgili Muhammed Rıza Mirab Âgehî'nin yazmış olduğu Firdevs al-İkbal ve Câmi'Ü'l-Vâkıât-ı Sultânî adlı eserleri sayesinde fikir sahibi olabiliyoruz. Hive Hanlığı Harezm bölgesine yerleşmiş ve varlığını yüzyıllar boyunca sürdürmüş bir hanlık olarak tarih sahnesindeki yerini almıştır. Bu hanlık genel anlamda kendi iç işleri ve diğer hanlıklar ile savaşmış ve tarihi boyunca birçok aile, sülale, hanedanlık gibi birçok yönetici aile ve kişi ile yönetilmiştir. Bu hanedanların sonuncusu İnak (Kongrat) hanedanlığıdır. Bu hanedanlık ile birlikte Hive Hanlığı iyice zayıflamış ve XIX. yüzyılın son çeyreğinde Çarlık Rusya hâkimiyeti altına girmekten kurtulamamıştır. Hive Hanlığı'nın XIX. yüzyılın ortalarının anlatıldığı eser olan Câmi'Ü'l-Vâkıât-ı Sultânî adlı eser resmi vakanüvis Âgehî tarafından yazılmıştır. Âgehî olayların yaşandığı dönemde Hive Hanlığında Mirablık yani "belli bir bölgenin Su Dağıtım" görevinde bulunmuş ve yaşamıştır. Ancak gördüğü ve duyduğu olayları birebir, tarafsız bir şekilde aktarıp, aktarmadığı tartışma konusu olmuştur. Ancak o döneme ait birinci el kaynakların azlığı ve o dönemin çok Hive açısından çok fazla araştırılmamış olması Âgehî'nin eldeki önemli kaynaklardan biri olduğu gerçeğini kuvvetlendirmektedir. Anahtar Kelimeler: Hive, Hanlık, Muhammed Emin Bahadır Han, Hiyvak, Türkmen Kabileleri

19. yüzyılAgehiCami'ü'l-Vakıat-ı Sultani+5
Muhammed İkbal Müminoğlu
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Türk tarihinde İbn-i Sînâ destânları ve Derviş Hasan Medhî'nin Dâstân-ı Ebû Ali Sînâ ve Ebu'l-Hâris adlı eserinin transkripsiyon ve tahlili

İbn-i Sînâ, Türk-İslam dünyasının yetiştirdiği en önemli şahsiyetlerden birisidir. Ünlü bilginin hayatı hakkında biraz araştırma yapıldığında karşılaşılan şahıs, hemen bütün ilim dallarında söz sahibi olmuş ve bu dallarda eserler ortaya koymuştur. Bu yargıyı destekleyen en önemli unsur, İbn-i Sînâ?nın bir eserinin yüzyıllarca Batı üniversitelerinde ders kitabı olarak okutulmasıdır.Bu çalışmada öncelikle ünlü bilginin hayatı ile ilgili bilgiler verilmiş, bu konuyu daha iyi pekiştirmek için Cumhuriyet öncesi döneminde İbn-i Sînâ?nın hayatını anlatan bir eserde çalışmaya dahil edilmiştir. Yine ünlü bilginin eserleri hakkında bilgiler verilmiş, eğitim hayatından bahsedilmiş, milliyeti ve mezhebi hususundan söz edilmiştir. Daha sonra Derviş Hasan Medhî?nin İbn-i Sînâ ile ilgili hikâyeler ihtiva eden Osmanlıca eserinin transkripsiyonu kaleme alınmıştır. Bu hikâyeler her ne kadar gerçek uygun olmasa da İbn-i Sînâ?nın bilim tarihindeki önemi ve Türk toplumu nezdindeki yerini göstermesi açısından önemlidir. Anahtar Kelimeler: ?bn-i Sînâ, Dervi? Hasan Medhî.

DestanlarHasan el-MehdiHikaye+3
İbrahim Öztürk
Yozgat Bozok University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Hakan İlhan Kurt'un hayatı, sanatı ve şiirleri üzerine bir araştırma

Hakan İlhan Kurt, destan şiiri sahasında öne çıkan bir şairdir. Çalışmanın amacı sanatçının hayatı, sanatı ve şiirlerini bilimsel bilgiler ışığında ortaya koyarak bu değerlendirmeler ışığında onun poetikasını belirlemek ve Türk edebiyatındaki önemini ortaya çıkarmaktır. Kurt'un hayatı, onu şairlik konumuna ulaştıran, onun sanat poetikasını belirleyen çeşitli parametrelerle iç içedir. Şair, Türk tarihinin belirli dönemlerini yansıtmaya çalıştığı destan şiirleriyle birlikte toplumsala ulaşmayı hedefler. Onun asıl hedefi toplumsal hafızayı diri tutmak, toplumsal belleği canlandırmaktır. O, millî hafızanın bu toprakta yeşerdiğini bilir. Bu toprağın değerlerini belirli tarihi dönemlerden, kültürden ve coğrafyanın sunduğu imkânlardan yararlanarak açığa çıkarır. Destan şiiri çalışmalarıyla toplumun şuurlanmasına katkıda bulunmak ister. Bu hususiyetler ile millî romantik duyuş tarzı arasında bağlantı bulunur. Hakan İlhan Kurt şiirlerinin farklı bakış açıları içinde bütünlük göz önüne alınarak irdelenmesiyle izlek, şekil, dil ve üslûp düzleminde çeşitliliği de görülür. Anahtar Kelimeler: Hakan İlhan Kurt, şiir, monografi, sanat, tarih, destan.

BiyografiDestanlarKurt, Hakan İlhan+5
Özlem Kızılcık
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

İbn-i Fadlan seyahatnamesinde yer alan Türkler ve diğer topluluklar

Türk tarihi ve medeniyeti araştırmalara konu olmuş ve Türk tarihi ile ilgili yüzlerce çalışma yapılmıştır. Çalışmamızda seyahat, seyahatname, seyyah gibi kavramlara ve seyahat türlerine değinilmiştir. Eski Türk Dinine ve Türk toplumunda kadının yerine dair bilgiler verilmeye çalışılmış, İbn Fadlan'ın hayatı kısaca ele alınmıştır. İslamiyet'i henüz kabul etmiş olan İtil Bulgarları, bağlı oldukları Hazar Hakanlığının egemenliğinden kurtulmak ve İslamiyet'i daha iyi öğrenebilmek amacıyla Abbasi Halifesinden; Hazarlara karşı yapılmak istenilen kale için para ve dini bilgileri öğretebilecek din adamları göndermesini istemiştir. Halife bu isteğe olumlu yanıt vermiş, neticede içlerinde İbn Fadlan'ın da bulunduğu bir elçilik heyeti Bağdat'tan hareketle İtil Bulgarları diyarına gitmiştir. Fadlan bu seyahati sırasında gözlemlediklerini not almış ve ünlü eserini vücuda getirmiştir. İbn Fadlan'ın El Rih-le adlı eseri incelenerek, eserde yer alan Türk topluluklarına ve devletlerine, yine eserde yer alan Ruslara ait bilgilere değinilmiş ve bu bilgilerin diğer kaynaklarla mukayesesi yapılmıştır. Anahtar sözcükler: Seyahat, Seyahatname, Seyyah, İbn Fadlan, Eski Türk Dini

Eski Türk inançlarıEski TürklerSeyahatname+2
Fatma Yolcu
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

İsrail Devleti'nin ortaya çıkışı, İsrail'in Türkiye tarafından tanınması ve bu durumun Türk dış politikasındaki rolü (1948-1958)

Ortadoğu'nun tarihi süreç boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yaptığı bilinen bir gerçektir. Temelleri çok eskilere dayanan Siyonizm' in doğuşu çerçevesinde İsrail'in kuruluşu, tarihi süreç içinde İsrail-Türkiye ilişkilerinin yaşanılan olaylar nezdinde değişkenlik göstermesi dikkat çekicidir. Siyasetinin kaynağını Tevrat'tan alan Siyonizm ile Batı desteğini arkasına alan İsrail, Ortadoğu siyasetinde etkin bir rol oynamıştır. 1948-1958 tarihleri arasında Türkiye-İsrail arasında kurulan siyasi ilişkilerin temelinde, bahsedilen jeopolitik siyasi, askeri ve politik fikirlerden yola çıkılarak Ortadoğu coğrafyasında İsrail 'in kurulması ile dengelerin değiştiği görülmüştür. Tarihsel arka planda Yahudilerle Türklerin birbirlerine karşı menfi tutum izlememiş oldukları görülmekte olup, dış politika tehditlerine karşı benzer yaklaşım gösteren her iki taraf, menfaatleri doğrultusunda stratejik ortaklık ilkesini benimsemiş, muhtelif zaman aralıklarında ilişkilerine yön veren bir diplomasi içerisinde olmuşlardır. Anahtar Kelimeler: Türkiye, İsrail, Diaspora, Siyonizm, Ortadoğu.

TanımaTürk dış politikasıTürk tarihi+4
Eda Taşdemir
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Karamanoğulları Beyliği'nin sosyo-ekonomik yapısı

Anadolu'nun kapılarının 1071 yılında Büyük Selçuklu Devleti'yle birlikte Türklere açılmasından sonra Türkler, değişik toplumlar, kültürler ve medeniyetlerle etkileşim haline geçmişlerdir. Bu etkileşim Anadolu Beyliklerinde sosyal, siyasal ve dini birtakım değişikliklere sebep olmuştur. Anadolu beylikleri içinde önemli bir yere sahip olan Karamanoğulları da Anadolu Türklüğüne yaptığı hizmet, Türk diline yaptığı katkı ve Anadolu'nun imarında üstlendiği gayretle Tevâif-i Mülûk diye adlandırdığımız dönemde yerini almıştır. Karamanoğulları'nın üstün başarısının altında yatan temel sebep Türk kimliğini İslamiyet'le bütünleştirmesinden ileri gelmektedir. Kültürlerin ve müesseselerin kendisinden önceki kültür ve müesseselerin üzerine inşa edildiği düşünülürse Karamanoğulları kültür ve müesseseleri Türk-İslam kültür ve müesseselerinin bir devamı mahiyetindedir. Anadolu beylikleri içinde bulunan Karamanoğulları diğer beyliklerden farklı tarihi süreçle gelişme göstermişlerdir. Kendilerini Anadolu Selçuklu Devleti'nin varisi olarak gören Karamanoğulları bu durumu diğer Anadolu beyliklerine karşı kullanmışlar ve girdikleri hakimiyet mücadelelerinde bu tezi etkili bir şekilde kullanarak nüfuz ettikleri bölgeleri genişletmek için ellerinden geleni yapmışlardır. Karamanoğulları'nın Anadolu Selçuklu Devleti'nin devamı niteliğindeki hükümet teşkilatı, askeri yapısı, toprak sistemi, mimarisi ve sosyo-ekonomik yapısı beyliğin güçlenmesine ve cazibe merkezi olmasına neden olmuştur. Karamanoğulları'nın sosyal, ekonomik ve siyasi teşkilatı geleneklerden beslenmesine rağmen yerinde saymamış ilerlemenin gereği olan müspet değişim Karamanoğulları'nın her alanında kendini göstermiştir. Anahtar kelimeler: Anadolu, Beylikler, Karmananoğulları, Sosyo-Ekonomik Yapı, Tevâif-i Mülûk.

Beylikler DönemiKaramanoğullarıSosyoekonomik hayat+2
İhsan Sergikaya
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Bolşevik komiseri Stephan Şaumyan'ın Bakü'deki faaliyetleri(1917-1918)

XVIII. yy'dan itibaren Kafkasya'nın yeraltı ve yerüstü zenginlikleri büyük devletlerin ilgisini çekmiştir. Coğrafi şartlardan dolayı Kafkasya'da en fazla yayılma imkanı bulan devlet Rusya olmuştur. Rusya Çarlık rejimi döneminde sıcak denizlere inme politikası güderken Bolşevik rejimi döneminde de Bakü petrollerine hakim olma politikasını gütmüştür. Bu amaçla Bolşevik Rusya, 1918 yılında Bakü Sovyet Komiserliğine Stephan Şaumyan'ı getirerek Türkler üzerinde katliamlarını gerçekleştirmiştir. Stephan Şaumyan Ermeni asıllı olmasından dolayı Ermenileri korumuş, silahlandırmış ve Türklere karşı kışkırtmıştır. Osmanlı bu duruma müdahale etmek istese de I. Dünya savaşından yenik ayrılınca Kafkasya'ya yeterince önem verememiştir. Bakü petrolleri sadece Rusya'nın değil diğer büyük devletlerin de dikkatini çekmiştir. Rusya'nın dışında İngiltere, ABD, Fransa gibi devletler de ekonomik çıkarlar için bölgede aktif siyaset izlemişlerdir. Ancak bu emellerini yerine getirmeye çalışırken karşılarındaki Azerbaycan Türklerine de kıymışlardır. 31 Mart 1918 Bakü katliamlarına rağmen Azerbaycan Türkleri direnmiş ve Mehmet Emin Resulzade önderliğinde bağımsız bir devlet kurmuşlardır. Ancak bu bağımsızlık uzun sürmemiş ve kısa sürede Bolşevikler bütün Kafkasya'yı ele geçirerek Sovyetler Birliğini kurmuşlardır. Anahtar Kelimeler: Katliam, Ermeniler, Ruslar, Stephan Şaumyan, Azerbaycan Türkleri

Azerbaycan-BaküBolşeviklerErmeniler+6
Canan Kuku
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Ahi Teşkilatının kadınlar kolu Bacıyân-ı Rûm

Ahilik, Türk-İslam Medeniyetinin bir ürünü olarak Anadolu'da ortaya çıkmıştır. Kültür ve Medeniyetlerin oluşmasında belirleyici bir rol oynamıştır. Ahilik, sanat, ticaret ve mesleğin, olgun kişilik, ahlak ve doğruluğun iç içe girmiş bir ürünüdür. Ahi diye anılan kişi bir sanat, ticaret ya da meslek sahibidir. Bununla birlikte, olgun, ahlaklı, merhametli, iyiliksever ve her işinde, her davranışında dürüst ve güvenilir bir kişidir. XIII. yüzyılın ilk yarısında Anadolu Selçuklu Türklerinin ekonomik yaşamında çok etkin rol oynadığını gördüğümüz ahilik, uzun yıllar boyu Türk halkının da simgesi duruma gelmiştir. Ahi Kelimesinin, Türkçedeki karşılığı mertlik, yiğitlik, eli açıklık demektir. Ahi Teşkilatının Kadınlar Kolu olan Bacıyân-ı Rûm adlı çalışmanın amacı, Kadınlar Birliğinin sosyal, kültürel, ahlaki ve dini konularda yönlendirici rol üstlenen teşkilatı esas alınarak Türk İslam Tarihinde sosyal hayatın içinde kadının yerinin ne olduğu konusuna nasıl katkı sağladığını araştırmak olacaktır.

AhilerAhilikAnadolu Selçukluları+7
Gülsüm Yücel
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

"Dergi" dergisine göre Sovyet hakimiyetindeki Türkler (1955-1972)

Çarlık hakimiyeti altında olan Türkistan, İdil-Ural ve Kafkasya'da 1917 Ekim ihtilali ile birlikte yönetim el değiştirmiş ve Sovyetler Birliği bu coğrafyalarda yönetim hakkı kazanmıştır. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği resmi olarak 30 Aralık 1922'de kuruldu. Sovyet yöneticileri öncelikle, bu topraklarda siyasi ve idari yapılanmayı yeniden düzenledi. Din ve kültür alanında da yeni düzenlemeler yaptı. Din alanında Allahsızlık propagandası yapıldı ve dini kurumlar kapatıldı. Edebiyat ve sanat çalışmaları, Sovyet yönetimi kontrolü altında yapıldı. Basın-yayın özgürlüğünün olmaması sebebiyle, muhalifler basın-yayın faaliyetleri yapamadığı için, ülke dışına çıkmak zorunda kaldılar. Sovyet yöneticileri bir sosyalist gibi değil adeta bir Rus ırkçısı gibi davranıyordu, eğitimde Rusça zorunlu hale getirilmiş Türklerin yaşadığı bölgelerde yönetici kadrolarına Slavlar getirilmiş ve belirli mazeretlerle bölge halkları sürgün edilerek yerlerine Slavlar yerleştirilmiştir. Türk ve Ukraynalı aydınların özellikle Türkiye ve Avrupa'ya yerleşip burada yayın faaliyetlerine yeniden başlaması Sovyet topraklarında yaşayan kendi halklarıyla ilgili haberlerin dünyaya yayılmasını sağladı. İşte bu yayınlardan biride Sovyetler Birliğini Öğrenme Enstitüsünün çıkardığı Dergi Dergisidir. Yayın hayatına 1955'te başlayan dergide Sovyet hakimiyeti altında yaşayan halkların eğitim, ekonomi, nüfus, ulaşım, sanat, kültür, edebiyat, din, siyaset alanındaki gelişmeler ve Sovyet yönetiminin uyguladığı politikalar hakkında makaleler yazınlanmıştır. Bunun dışında dergide yeni çıkan eserler tanıtılmış, Sovyetler Birliğini Öğrenme Enstitüsü'nün yaptığı ilmi konferanslarla ilgili bilgiler verilmiştir. Son sayısı 1972 yılında yayınlanan Derginin 66. Sayısıyla yayın hayatına son verilmiştir. Çalışmamızda derginin 66 sayı incelenmiş, Sovyetler Birliğini Öğrenme Enstitüsü ve Dergi ile ilgili bilgiler verilip, yazarlarının hayatı ve çalışmaları ele alınmıştır. İkinci bölümde Dergi'nin Sovyet yönetimine bakış açısı irdelenmiştir, üçüncü bölümde ise dergideki makaleler kronolojik sıra ve yazar adına göre listelenmiştir.

Dergi dergisiDergilerDış Türkler+3
Berker Gönülalan
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de erken dönem Doğu Avrupa Türk tarihi araştırmaları (Hun-Hazar dönemleri arası)

Tarih araştırmalarında önem arz eden noktalardan biri de çalışılan sahanın literatürüne tam manasıyla vakıf olabilmektedir. Türk tarihinin hemen her yönüyle mühim bir dönemini teşkil eden erken dönem Doğu Avrupa Türk tarihinin tarihiyle alakalı çalışmaların bilimsel çerçevede tarihi seyri ile birlikte bilim dünyasına sunulması bu nedenle büyük önem taşımaktadır. Türkiye'de erken dönem Doğu Avrupa Türk tarihi çalışmalarının yakın döneme kadar kapsamlı bir literatür meydana getirmediğini söylemek mümkündür. Ancak son dönemlerden itibaren bilhassa bu saha ile ilgili tez, makale ve kitap çalışmaları ivme kazanmıştır. Bu tezde ise 1923-2018 yılları arasında Türkiye'de Hunlar, Suvarlar, Avarlar, Oğurlar, Bulgarlar ve Hazarlar hakkındaki çalışmalar esas olarak kapsam ve içeriklerinden hareketle ele alınarak Türk tarihçiliğinin bu sahadaki üretim faaliyetleri bütüncül bir şekilde ortaya koyulmaya çalışılmıştır.

Bilimsel araştırmalarDoğu AvrupaHazarlar+5
Yavuz Selim Barhan
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Abazaların Osmanlı Devleti'ne göçü ve iskânı (1860-1865)

Bu çalışmada, Başbakanlık Osmanlı Arşivi ve araştırma eserlerde yer aldığı kadarıyla, XIX. Yüzyılda Kafkasya'dan, Osmanlı Devleti'ne göç eden Abaza halkının durumu ele alınmıştır. Söz konusu Abaza halkının, göç sırasında ve sonrasında yaşadıkları durumlar değerlendirilmiştir. 1860-1865 yılları aralığını seçmemizin nedeni ise 1859 yılında hem Şeyh Şamil'in Ruslara teslim olması hem de 1864 yılında ki son Rus-Çerkes savaşı sonucunda Osmanlı Devleti'ne yoğun kitlesel göçlerin olmasıdır. Osmanlı Devleti kendisine sığınan Kafkas halklarını Anadolu ve Balkanlara iskân ettirmiştir. Abaza halkları da Osmanlı Devleti İskân Politikası çerçevesinde Osmanlı coğrafyasında uygun yerlere iskân edilmişlerdir. Anahtar Kelimeler: Kafkasya, Abaza, Göç, İskân

AbazalarGöçlerKafkasya göçleri+6
Filiz Kazancı
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Kubilay Döneminde Yuan Hanedanı-Japon ilişkileri

XIII. yüzyıla damgalarını vuran Moğollar, Cengiz Han ile başlayan yayılma faaliyetlerine Cengiz sonrasında da devam ettirmiş, sınırları Uzakdoğu'ya kadar ulaşmıştır. Böylece Kubilay döneminde gerçekleşecek Uzakdoğu seferlerinin tarihi zemini oluşmuştur. Kubilay Han Güney Çin'i ele geçirme planının bir parçası olan Japonya'nın tabi olmasını istemiş, isteği gerçekleşmeyince Japonya'yı işgal etmek isteyen ilk Asyalı lider olmuştur. 1274 ve 1281 yıllarındaki başarısız iki istila girişimiyle Moğol ilerleyişi durmuş, büyük bir coğrafyaya hâkim olan milletin doğu sınırı belirlenmiştir.Çalışmamız Çin'i birleştirip tek bir yönetim altına alan Kubilay Han'ın faaliyetlerini, Çin'in yönetim geleneğine uymak için isim değiştirerek oluşturduğu Yuan Hanedanının kara bağlantısı olmayan komşusu Japonya ile olan ilişkilerini ihtiva etmektedir. Bu sayede Moğol ilerleyişini durduran ve doğu sınırını belirleyen iki istila girişiminin kapsamlı bir şekilde değerlendirilmesine imkân sağlamaya çalışılmıştır. Tarihe yön veren Moğolların henüz tarih sahnesinde yeni kendini gösteren Japonlar karşısında uğradığı yenilgi ve yapılan deniz seferlerinin iki millet üzerindeki etkileri önemlidir.Anahtar Kelimeler: Kubilay Han, Yuan hanedanı, Japonya

13. yüzyılJaponyaKubilay Dönemi+5
Huriye Şen
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00

Related subjects