Substance-related sdisorders

94 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Ankara ili Polatlı ilçesindeki ailelerin sosyoekonomik düzeyleri ve aile içi ilişkiler temelinde 13-18 yaş gençlerde madde bağımlılığı

Ailelerin Sosyoekonomik Düzeyleri Ve Aile İçi İlişkiler Temelinde 13-18 Yaş Gençlerde Madde Bağımlılığı Madde kullanımı ve bağımlılığı, ekonomik, kültürel sınıf ayırt etmeksizin geçmişten günümüze toplumları etkileyen ve çözüm bekleyen sosyolojik bir temel sağlık sorunudur. Madde bağımlılığı; kişide fizyolojik problemler oluşturmakla kalmamakta, ayrıca hem ailevi hem de toplumsal boyutta psikolojik, adli ve ekonomik etkileri olmaktadır. Dünyada ve ülkemizde madde kullanım sıklığındaki artışa paralel olarak madde kullanma başlangıç yaşı da giderek düşmekte ve 13-18 yaş grubu madde kullanım bozukluğu açısından önemli bir risk grubunu oluşturmaktadır. Bu dönemde (13-18 yaş); içinde bulunulan ortam, çevresel etkenler, aile ve arkadaş özellikleri ile gencin vakit geçirdiği sosyal mekânlar madde kullanımını belirleyebilecek etkenler arasında yer almaktadır. Çalışma; globalleşen dünyada etkileşimin ve iletişimin çok yoğun ve kolay olduğu bir dönemde, tarihte uygarlığın merkezi ve geçiş noktasında bulunan ve Anadolu'nun özelliklerini yansıtan Polatlı ilçesinde yapılmıştır. 527 öğrenciden toplamda 114 tanesinde bağımlılık tespit edildi. 70 tanesinde tütün, 41'inde alkol, 25 tanesinde uçucu madde ve diğerleri, 33 kişinin hangi maddeyi kullandıklarını belirtmedikleri tespit edilmiştir. Çalışmanın literatür taraması tamamlandıktan sonra tez konusuna uygun sorular hazırlanarak saha çalışmasına dayalı tanımlayıcı nitelikte bir anket hazırlanmıştır. Anket istatistik paket programı (IBM SPSS) kullanılarak sonuçlar analiz edilmiştir. Analiz sonuçları bulgular bölümünde açıklanmıştır. Analiz sonuçlarının literatür araştırması ışığı altında yapılan değerlendirilmesi ise sonuç kısmında yapılmıştır. Ülkemizde TUBİM tarafından yapılan 2014 yılına ait araştırmada uyuşturucuya başlama yaşının 10'lu yaşlara indiği görülse de esas ağırlık 14-15 yaş grubunda yoğunlaşmaktadır. Ülkemizde yapılan çalışmalarda; gelir seviyesi düşük, sorunlara çözüm aramayan, ilgisiz ailelerde yetişen bireylerin madde kullanmaya başlama eğilim oranının diğer gençlerden daha yüksek olduğu bildirilmektedir. Anahtar Kelimeler: Madde, madde kullanımı, başlama yaşı, aile içi ilişkiler , Polatlı

AileAile içi ilişkilerAnkara-Polatlı+6
Hüseyin Arslan
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Madde kullanan ve kullanmayan ergenlerde özdenetim becerilerinin ve aile işlevlerinin belirlenmesi

Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de madde kullanım sorunu, yeni ve farklı arayışların üst düzeyde olduğu, toplumda en fazla risk altında olan ergenlik dönemi için önemlidir. Araştırma, madde kullanan ve kullanmayan ergenlerin özdenetim becerileri ve aile işlevlerinin belirlenmesi amacıyla kesitsel tipte yapılmıştır. Araştırmanın evrenini Hatay ili Samandağ ilçesine bağlı liselerde öğrenim gören 6792 öğrenci, örneklemini ise 2017-2018 eğitim-öğretim yılında 12 lisede öğrenim gören 670 öğrenci oluşturmuştur. Veriler Tanıtıcı Bilgi Formu, Aile Değerlendirme Ölçeği, Ergenlerde Özdenetim Beceri Ölçeği ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde sayı, yüzdelik, ANOVA, Bonferroni, Student t, Mann Whitney U, Kruskal Wallis, Spearman ve All Pairwise kullanılmıştır. Araştırmamızda sigara, alkol ve yasadışı maddelerden herhangi birini kullanma oranı ¼ (% 25.8) olarak bulunmuştur. Araştırmaya katılan madde kullanan ergenlerin ADÖ alt ölçek puan ortalamaları ikinin üstünde yani sağlıksız algılanmış olup madde kullanmayan ergenlerin ADÖ alt ölçek puan ortalamaları genel işlevler alt ölçeği hariç sağlıksız olarak algılanmıştır. Madde kullanan ve kullanmayan ergenlerin ADÖ ve EÖDBÖ ile cinsiyet, sınıf düzeyi, okul türü, anne baba kavga etme durumu, ailede sigara ve alkol kullanma durumu gibi değişkenlerde istatistiksel olarak pozitif yönde zayıf bir korelasyon tespit edilmiştir. Madde kullanan ve kullanmayan ergenlerde özdenetim becerileri ile aile işlevleri arasındaki ilişki istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Araştırmamızın sonuçları doğrultusunda madde kullanan ergenlerin, madde kullanmayanlara göre aile işlevlerini daha sağlıksız algıladıkları, özdenetim becerilerinin de daha düşük olduğu söylenebilir. Madde kullanan ve kullanmayan ergenlerde anne babası çok sık kavga eden ergenlerin aile işlevlerinin daha sağlıksız algılandığı ve özdenetim becerilerinin daha düşük olduğu görülmüştür. Bu nedenle anne ve babalara ergenlik dönemi özellikleri, iletişim becerileri, ebeveyn tutumlarının ergenler üzerindeki etkisi gibi konularda eğitim verilmesi önerilir. Anahtar Kelimeler: Madde kullanımı, ergenlik, aile işlevleri, özdenetim becerileri

AileAile işlevleriErgenler+2
Funda Can
Hatay Mustafa Kemal University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Spor bilimleri fakültesi öğrencilerinde madde kullanma eğilimine neden olabilecek bazı psikolojik parametrelerin incelenmesi

Araştırmanın amacı, Gazi Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesinde öğrenim gören öğrencilerin yaşam doyumu, umutsuzluk, algılanan sosyal destek ve depresyon durumlarının madde kullanma eğilimi üzerindeki etkilerini incelemektir. Araştırmamızın evrenini Gazi Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesinde öğrenim öğrenciler oluşturmaktadır. Örneklemi ise basit rastgele örnekleme yöntemi uygulanarak hata payı (alpha) = 0.005, hoşgörü miktarı (d) = 0.05 ve kitledeki kişi sayısı (N) = 935 (Gazi Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesi Öğrenci Sayısı) olarak alınarak örneklem çapı (n) = 420 olarak belirlenmiştir. Çalışmada 220'si kadın 202'si erkek olmak üzere 422 öğrenciye ulaşılmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak Madde Kullanma Eğilimi Ölçeği, Yaşam Doyumu Ölçeği, Algılanan Sosyal Destek Ölçeği, Umutsuzluk Ölçeği ve Depresyon Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen veriler SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 22.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. İlgili literatürde, değişkenlerin basıklık çarpıklık değerlerine ilişkin sonuçların +1.5 ile -1.5 (Tabachnick ve Fidell, 2013), +2.0 ile -2.0 (George, ve Mallery, 2010) arasında olması normal dağılım olarak kabul edilmektedir. Büyük sayılar kanunu ve merkezi limit teoremine göre örneklem olarak yeterli seviyede olmasından dolayı dağılımın normal olduğu varsayılarak analizlere devam edilmiştir (Harwiki, 2013, s.879; İnal ve Günay, 1993; Johnson ve Wichern, 2002). Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemleri olarak sayı, yüzde, ortalama, standart sapma kullanılmıştır. İki bağımsız grup arasında niceliksel sürekli verilerin karşılaştırılmasında t-testi, ikiden fazla bağımsız grup arasında niceliksel sürekli verilerin karşılaştırılmasında Tek yönlü (Oneway) Anova testi kullanılmıştır. Anova testi sonrasında farklılıkları belirlemek üzere tamamlayıcı post-hoc analizi olarak Scheffe testi kullanılmıştır. Araştırmanın sürekli değişkenleri arasında pearson korelasyon ve regresyon analizi uygulanmıştır. Araştırma sonucunda yaşam doyumu ile madde kullanma eğilimi, umutsuzluk ile madde kullanma eğilimi, gelecekle ilgili duygular ile madde kullanma eğilimi, motivasyon kaybı ile madde kullanma eğilimi, gelecekle ilgili beklentiler ile madde kullanma eğilimi arasında pozitif bir ilişki olduğu belirlenirken, aileden algılanan sosyal destek ile madde kullanma eğilimi arasında ve arkadaştan algılanan sosyal destek ile madde kullanma eğilimi arasında negatif bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Bunların yanında yaşam doyumunun madde kullanma eğilimini azalttığı, umutsuzluğun madde kullanma eğilimini arttırdığı sonucuna ulaşılmıştır. Bu artışta umutsuzluk alt boyutlarından motivasyon kaybının etkili olduğu belirlenmiştir. Algılanan sosyal desteğin madde kullanma eğilimi üzerine etkisine ilişkin aileden algılanan sosyal desteğin madde kullanma eğilimini azalttığı sonucuna ulaşılırken, özel insandan algılanan sosyal destek ve arkadaştan algılanan sosyal desteğin madde kullanma eğilimi üzerine etkisinin olmadığı belirlenmiştir. Depresyonun madde kullanma eğilimini arttırdığı sonucuna ulaşılmıştır. Madde kullanma eğiliminin kadınlarda erkeklere göre yüksek olduğu sonucuna ulaşılırken, madde kullanma eğiliminin yaş, medeni durum, bölüm, ortalama gelir ve sınıftan bağımsız olduğu belirlenmiştir.

DepresyonMadde kullanım bozukluklarıPsikolojik bozukluklar+7
Hülya Çolak
Muğla Sıtkı Kocman University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Bağımlılık yapıcı ilaç ve madde kullanımı ile risk faktörlerinin araştırılması: Hitit Üniversitesi örneği

Bağımlılık yapıcı ilaç ve madde kullanımı tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de birey ve toplum için büyük bir tehdit oluşturmaktadır. Yasal ve yasal olmayan madde kullanımının bağımlılık yaratmasının yanısıra reçeteli ilaçların, doktor kontrolü dışında akılcı olmayan ve kötüye kullanımı da bağımlılık geliştirebilmektedir. Bağımlılıklarda biyolojik, psikolojik ve sosyal birçok faktörün etkili olduğu biyopsikososyal model günümüzde kabul gören kapsamlı bir bağımlılık yaklaşımıdır. Bu yaklaşımdan yola çıkıldığında cinsiyet, çocukluk travması, ailevi sorunlar, ekonomik sorunlar, yaşanılan çevre, olumsuz arkadaş ortamının varlığı, adli süreçlerin varlığı gibi biyolojik, psikolojik ve sosyal faktörler bağımlılıklarla ilişkili risk faktörü veya bağımlılıkların sonucu olan riskli durumlar olarak karşımıza çıkabilmektedir. Ergenlik ve gençlik dönemi bağımlılıkların oluşmasında kritik bir dönemdir, diğer problemlerde olduğu gibi bağımlılıklarda da çözüme ulaşmanın en kestirme yolu problemin kaynağını bulmaktır. Problemin kaynağını bulurken de bağımlılık yapıcı ilaç ve madde kullanımına sürükleyen risk faktörleri veya kullanımı sonucunda doğan riskler hakkında bilgi sahibi olmamız, bağımlılıkların oluşmadan önlenmesi ya da bağımlılıklarla çalışma konusunda yardımcı olacaktır. Literatürde yapılan çalışmalarda genellikle bağımlılık yapıcı ilaç veya bağımlılık yapıcı madde olarak ayrı ayrı çalışıldığı, risk faktörlerinin ise genellikle tek veya daha az boyut üzerinden araştırıldığı, ayrıca bağımlılık bağlantılı adli süreçlerle ilgili yapılan çalışmaların da kısıtlı olduğu görülmektedir. Multidisipliner bir anlayışla biyopsikososyal birçok boyutun geniş bir yelpazede araştırıldığı çalışmamızın bu anlamda literatüre katkı sunacağı düşünülmektedir. Çalışmamız Hitit Üniversitesi Sosyal Bilimler Meslek Yüksekokulu, Teknik Bilimler Meslek Yüksekokulu ve Sağlık Bilimleri Meslek Yüksekokulu'nda öğrenimine devam eden 18 yaş üstü 548 gönüllü öğrencinin katılımıyla tamamlanmıştır. Google Formlarda hazırlanan "Bağımlılık Yapıcı ilaç ve Madde Kullanımı ile Risk Faktörleri" anketi ile katılımcılara ulaşılarak çevrimiçi anket uygulamasıyla veriler toplanmıştır. Elde edilen verilerin tanımlayıcı ve ilişkisel istatistikleri SPSS 22.0 programı ile analiz edilmiş, analizlerde p<0,05 değeri istatistiksel açıdan anlamlı kabul edilmiştir. Çalışmada cinsiyet, devam edilen yüksekokul, çocuklukta yaşanan travmatik yaşantı, ailevi sorunlar, ekonomik sorunlar, intihar girişimi, olumsuz arkadaş grubuna sahip olma, adli bir olaya karışma ve adli bir olayın mağduru olma durumları ile yapılan analiz çalışmasında istatistiksel olarak anlamlı bulgulara ulaşılmıştır (p<0,05).

Adli psikolojiAkılcı ilaç kullanımıMadde bağımlılığı+4
Gözde Olukçu
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

2018-2020 yılları arasında Adli Tıp Kurumu Bursa Grup Başkanlığında otopsisi yapılan olgularda alkol, uyutucu- uyuşturucu ve uyarıcı madde tespit edilen vakaların retrospektif olarak incelenmesi

Alkol, uyutucu-uyuşturucu ve uyarıcı madde kullanımı, ülkemizde ve dünya genelinde ciddi bir halk sağlığı sorunu olup önemli morbidite ve mortalite nedenidir. Uyuşturucu madde kullanımına bağlı ölümlerin otopsileri, tedavi görmeyen ve başka yerde kayıtlı olmayan madde kullanıcıları hakkında değerli bilgi kaynağı olması nedeniyle yerel ve ulusal düzeyde madde kullanım profillerinin belirlenebilmesi ve buna göre alınacak tedbirlerin genişletilmesi açısından önem taşımaktadır. Bu çalışmada Adli Tıp Kurumu Bursa Grup Başkanlığı Morg İhtisas Dairesi'nde 2018-2020 tarihleri arasındaki 3 yıllık sürede otopsisi yapılmış olan olgulara ait otopsi raporları incelenmiştir. Alkol ve/veya madde tespit edilen olguların sosyodemografik özellikleri, mortalite nedenleri ve buna ilişkin verilere katkı sağlamak, elde edilen verileri literatür eşliğinde tartışmak amaçlanmıştır. Çalışmaya dahil edilen 3764 olgunun %80,8'inin (n=3041) erkek, yaş ortalamasının 48,4±21 olduğu saptanmıştır. En sık ölüm sebebi %35,7 (n=1342) ile doğal nedenli ölümler olup bunu %13 (491) ile trafik kazasına bağlı ölümler izlemektedir. Olguların %9,7'sinde (n=366) etanol, %0,9'unda (n=33) metanol saptanmıştır. Etanol ile birlikte en sık saptanan maddenin benzodiazepin (%7,9) olduğu, etanol tespit edilen olgularda ateşli silah yaralanması, penetran yaralanma, trafik kazasına bağlı ölümler etanol tespit edilmeyen olgulara göre anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur. Madde kullanımına bağlı 58 ölüm olgusunun %36,2'sinin (n=21) çoklu madde kullanımına bağlı meydana geldiği, madde kullanımına bağlı ölümlerin %98,3'ünün erkek olduğu saptanmıştır. Madde kullanımı nedenli ölümlerdeki yaş ortalaması (28,4±8,8) diğer olgulardan anlamlı şekilde düşük bulunmuştur. Bölgeler arasındaki ekonomik, sosyal ve kültürel farklılıklar göz önünde bulundurularak farklı bölgeleri içerecek şekilde çok merkezli iii çalışmalar yürütülmesi, alkolün etkilerinin ortaya koyulması ve uyuşturucu madde ile ulusal mücadelede yol gösterici veriler sağlayacaktır.

Adli tıpAlkollerMadde kullanım bozuklukları+4
Emine Türkyılmaz Temel
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Lise öğrencilerinin çocukluk çağı travmatik yaşantıları anne baba tutumları ve madde kullanan bireylere yönelik tutumları ile etkileyen değişkenler

Bu çalışma, lise öğrencilerinin çocukluk çağı travmatik yaşantıları anne baba tutumları ve madde kullanan bireylere yönelik tutumları ile etkileyen değişkenleri belirlemek için tanımlayıcı olarak yapıldı. Araştırmanın evrenini, Eylül-Aralık 2020 tarihleri arasında, Muş Milli Eğitim Bakanlığına bağlı liselerde okuyan 643 öğrenci oluşturdu. Araştırma verileri 'Kişisel Bilgi Formu', 'Anne Baba Tutum Ölçeği (ABTÖ)', 'Çocukluk Çağı Travmaları (ÇÇTÖ)', 'Bağımlılık Yapıcı Madde Kullanan bireylere Yönelik Tutum Ölçeği (BYM-TÖ)' kullanılarak toplandı. Veriler SPSS'de sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, Kruskal Wallis testi, Mann Whitney U testi analizleri yapılarak değerlendirildi. Araştırmaya katılan öğrencilerin %75'inin erkek olduğu, %44.9'nun ekonomik durumunun yeterli olduğu, %31.4'ünün babasının ilkokul mezunu ve %35.3'ünün annesinin okuma yazma bilmediği saptandı. ABTÖ alt ölçekleri toplam puan ortalamalarının; kabul/ilgi 28.85±4.47, psikolojik özerklik 21.24±4.69, denetleme/kontrol 27.33±4.74, ÇÇTÖ toplam puan ortalamasının 44.89±10.93, BYMTÖ toplam puan ortalamasının 84,14±17,74 olduğu belirlendi. Öğrencilerin çocukluk çağı travma yaşantılarının düşük, bağımlılık yapıcı madde kullanan bireylere yönelik tutumlarının olumlu olduğu ve öğrencilerin anne baba tutumlarından en fazla kabul/ilgiyi algıladıkları sonra sırasıyla denetleme/kontrol ve psikolojik özerkliği algıladıkları belirlendi. Cinsiyet, sınıf değişkeni, , aile tipi, anne eğitim düzeyi, sigara, alkol ve günlük internet kullanma durumuna göre ÇÇTÖ, ABTÖ ve BYM-TÖ arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu saptandı (p<0.05). Bu sonuçlara göre madde kullanımının en fazla görüldüğü lise döneminde, çocukluk çağı travmatik yaşantıları, anne baba tutumları ve madde kullanan bireylere yönelik tutumları ile etkileyen değişkenler belirlenerek psikoeğitimlerin planlanması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Lise öğrencileri, çocukluk çağı travmaları, anne baba tutumu, bağımlılık yapıcı madde kullanan bireylere yönelik tutum.

Ana-babaAna-baba tutumuLise öğrencileri+4
Ahmet Aytepe
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Ciddi ruhsal bozukluğu olan hastaların madde kullanımlarının ve ilişkili değişkenlerin belirlenmesi

Bu çalışma ciddi ruhsal bozukluğu olan hastalarda sigara, alkol ve diğer bağımlılık yapıcı madde kullanımlarının birlikte görülme sıklığını ve bu ilişkiyi çeşitli yönleriyle araştırmak amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı türde yapılan araştırma, bir eğitim ve araştırma hastanesinin ve bir üniversite hastanesinin psikiyatri poliklinik ve yataklı servisindeki hastalarla yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini şizofreni ve diğer psikotik bozukluklar, ikiuçlu bozukluk, majör depresif bozukluk, anksiyete bozuklukları, obsesif kompulsif bozukluğu tanısı almış 358 hasta oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında, Sosyodemografik Bilgi Formu ve Madde Kullanım Özellikleri Formu kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler ve ki-kare testi kullanılmıştır. Sigara kullanımında en yüksek grup şizofeni tanılı hastalar (%70.4) olmak üzere diğer ruhsal bozukluklar arasında anlamlı farklılık olduğu görülmüştür (p<0.05). Sigara kullanım oranı, çoktan aza doğru sırası ile şizofreni ve psikozla giden bozukluklar, iki uçlu bozukluk, majör depresyon, anksiyete bozukluğu ve obsesif kompulsif bozukluk şeklindedir. Hastaların alkol ve madde kullanım oranlarında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p>0.05). Çalışmaya dahil edilen hastalardan alkol ve madde kullanan kişilerde sigara içme deneyimi olduğu ve herhangi bir madde kullanımına en çok gençlik yıllarında başlandığı saptanmıştır. Sigara, alkol ve diğer madde kullanımının önlenmesi için psikiyatri hemşireleri tarafından risk faktörlerinin belirlenmesi, madde kullanım bozukluğu geliştirme riski yüksek olan hasta gruplarının bilinmesi, bu maddeleri kullanım oranı yüksek olan hasta grupları başta olmak üzere etkili başetme yöntemlerinin tedaviyle birlikte hastalara verilmesi önerilir. Ayrıca alkol ve diğer madde kullanımına geçişte basamak görevinde olan sigara kullanımının önlenmesinde özellikle psikiyatrik tıbbi tanısı bulunan hastaların risk grubunda değerlendirilmesi, birincil ruhsal hastalığın tedavisi yapılırken ya da tamamlandıktan sonra mevcut madde kullanım bozukluklarının tedavi edilmesi önerilir. Anahtar kelimeler: Psikiyatri Hemşireliği, Ruhsal Bozukluk, Madde Kullanım Bozuklukları

Madde kullanım bozukluklarıMental bozukluklarPsikiyatrik hastalıklar+2
Tuğba Koca
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Toksik tarama birimine başvuran madde kullanıcılarının sosyodemografik özelliklerinin değerlendirilmesi

AMAÇ: Bu çalışmada; Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp Anabilim Dalı Toksik Madde Tarama Birimine madde kullanımı şüphesiyle adli birimlerce getirilen vakaların sosyodemografik özelliklerini incelemeyi amaçladık. MATERYAL VE METOD: Bu çalışma; 24-03-2021 ile 24-03-2022 tarihleri arasında, verileri anket yöntemi ile elde edilmiş olup, Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp Kliniği'nde yürütülmüş kesitsel tipte bir araştırmadır. Yaş, cinsiyet eğitim seviyesi gibi sosyodemografik özellikleri yanında hangi maddeyi ne kadar süredir kullandığı, madde kullanmaya başlamasına etki eden faktörleri, anne ve babanın; birlikte yaşama durumu, meslekleri, eğitim durumları, sağ olup olmadıkları gibi veriler toplanarak SPSS 22.0 programı ile istatistiksel analizi yapıldı. BULGULAR: Çalışma; dâhil edilme kriterlerini karşılayan 17 kadın, 131 erkek olmak üzere 148 hasta ile gerçekleştirilmiştir. Katılımcıların benzer oranlarda sigara ve madde kullandığı, çoğunun madde kullanımına bağlı suç işlediği görülmüştür. Madde kullananların çoğunun ortaokul mezunu olduğu, il merkezinde yaşadığı, özel sektörde asgari ücret veya daha az ücretle çalıştığı, ebeveynlerinin birlikte yaşadıkları, ilkokul mezunu ve sağ oldukları görülmüştür. Madde kullanmaya başlamasına etki eden faktörün en yüksek oranda arkadaş olduğu görülmüştür. Katılımcıların yaş, cinsiyet sosyodemografik özellikleri ve ailelerinin sosyokültürel, sosyoekonomik ve eğitim özelliklerinin; sigara içme, alkol tüketimi ve madde kullanımı açısından değerlendirildiğinde istatistiksel olarak anlamlı fark bulunamamıştır (p>0,05). Ailede alkol kullanımı ile kişinin alkol kullanması arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p=0,027). SONUÇ: Madde kullanımı ile mücadelede okul, aile, birey ve arkadaş çevresini kapsayan çok yönlü müdahale programları geliştirilmelidir. Eğitim sistemi, önleme programları geliştirmek ve uygulamak açısından en önemli yere sahiptir. Öğrencilere madde kötüye kullanımı, sağlık üzerine olumsuz etkileri, sosyal yaşamda yarattığı sorunlar gibi konularda eğitim programları hazırlanmalı ve uygulanmalıdır. ANAHTAR KELİMELER: Madde kullanımı; sosyodemografik özellikler

GaziantepMadde kullanım bozukluklarıNarkotik bağımlılığı+2
Fatih Muhammed Topal
Gaziantep University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Metamfetamin kullanım bozukluğu hastalarında tedavi öncesinde ve arınma sonrasında, TRAF-6 genini hedefleyen miRNA-146a'nın ekspresyonunun incelenmesi

Metamfetamin, dünya çapında esrardan sonra en çok kullanılan yasa dışı uyuşturucu maddedir. Metamfetamin kullanım bozukluğu toplumda önemli düzeyde morbidite ve mortaliteye sebep olan, kişilerin mesleki işlevselliğini, ailevi yaşantısını, sosyal hayatını ve beden sağlığını ciddi düzeylerde etkileyen bir hastalıktır. Son yıllarda psikiyatrik hastalıkların etiyopatogenezine yönelik araştırmalarda nöroinflamasyona olan ilgi artmaktadır. Çalışmamızda nöroinflamasyonda rolü olduğu düşünülen mikro RNA-146a'nın metamfetamin kullanım bozukluğu etyopatogenezindeki rolünü araştırdık. Araştırmalarımız sonucundaliteratürde metamfetamin kullanım bozukluğunun mikro RNA-146a (miRNA-146a) ile ilişkisini araştıran çalışma bulunmamaktadır. Çalışmamız prospektif eşleştirilmiş vaka-kontrol çalışması olarak planlanmıştır. Mart 2022- Aralık 2022 tarihleri arasında Gaziantep Üniversitesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Kliniği'nde yatarak tedaviye alınan, idrarda toksik tarama testinde sadece metamfetamin pozitifliği saptanan, DSM-5 tanı kriterlerine göre metamfetamin kullanım bozukluğu tanısı konulan, ek bir psikiyatrik veya bedensel hastalığı olmayan 30 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Kontrol grubu olarak cinsiyet, yaş, sigara kullanımına göre eşleştirilmiş, herhangi bir hastalığı olmayan 30 sağlıklı kişi randomize olarak çalışmayaalınmıştır. Çalışmadaki tüm katılımcılara depresyon komorbiditesini dışlamak için Hamilton Depresyon Derecelendirme Ölçeği (HAM-D) uygulanmıştır. Yapılandırılmış bir görüşme ile (SCID-5) bipolar bozukluk, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu gibi en sık görülen komorbiditeler dışlanarak sadece metamfetamin kullanım bozukluğu tanısı olanlar çalışmaya alınmıştır. Kişilik bozuklukları yüksek oranda komorbidite göstermesine rağmen nöroinflamasyonla belirgin bir ilişkisi gösterilememiş olduğundan dışlama kriterlerine dahil edilmemiştir.Hastalarla klinik görüşmeler yapılmış, Penn Madde Aşerme Ölçeği uygulanmış ve sonrasında nöroinflamasyonla ilişkili olduğunu düşündüğümüz miRNA- 146a düzeylerini ölçmek için hem metamfetamin arınma tedavisi öncesi, hem de sonrası kan alınmıştır. Çalışmamızda hasta grubunun arınma tedavisi öncesindeki miRNA-146a ekspresyon düzeyleri, sağlıklı kontrol grubuna göre istatiksel olarak anlamlı bir şekilde düşük saptanmış olup arınma tedavisi sonrasındaki miRNA-146a ekspresyon düzeyi sağlıklı kontrollere göre istatiksel olarak anlamlı bir düzeyde yüksek saptanmıştır. Hasta grubunun HAM-D skoru kontrollere kıyasla istatiksel olarak anlamlı bir şekilde yüksek saptanmıştır. Toplamda metamfetamine maruz kalınan süre ile arınma tedavisi sonrası ölçülen miRNA-146a ekspresyon düzeyi arasında pozitif yönde orta düzeyde ilişki saptadık. Çalışmamızda hasta grubunda, miRNA-146a ekspresyon düzeyinin arınma tedavisi öncesinde anlamlı bir şekilde düşük ölçülmesi ve tedavi sonrasında anlamlı düzeyde artmış olması bu parametrenin nöroinflamasyonun göstergesi olması nedeniyle metamfetaminin, nöroinflamasyonda önemli bir rolü olduğunu düşündürmektedir. MiRNA-146a ekspresyon düzeyi ile metamfetamin kullanım bozukluğu arasındaki ilişkinin daha net olarak aydınlatılması sonrasında miRNA-146a ile bağlantılı yeni tedavi stratejileri geliştirilebilir. Toplamda metamfetamine maruz kalınan süre ile arınma tedavisi sonrası ölçülen miRNA-146a ekspresyon düzeyi arasında pozitif yönde bir ilişkinin olması, miRNA-146a ekspresyon düzeyinin hastalığın prognozunu öngörmede önemli bir parametre olabileceğini düşündürmektedir. Çalışmamızın literatürde oldukça kısıtlı verinin olduğu bu alana katkı sağlayacağını düşünmekteyiz.

BağımlılıkMadde kullanım bozukluklarıMetamfetamin+5
Ali Türk
Gaziantep University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Madde kullanım bozukluğu olan bireylerin hastaneye yatışının aile bireylerinin psikolojik dayanıklılığı üzerindeki etkileri

Bu araştırma madde kullanım bozukluğu olan bireylerin hastaneye yatışının aile bireylerinin psikolojik dayanıklılığı üzerindeki etkilerinin belirlenmesi amacıyla kesitsel olarak gerçekleştirildi. Araştırma 1 Şubat- 1 Mayıs 2019 tarihleri arasında İstanbul'da Avrupa Yakasında özel bir psikiyatri hastanesinde madde kullanım bozukluğu tanısı ile yatarak tedavi gören hastaların aile bireyleri ile gerçekleştirildi (n=40). Araştırmaya 29'u kadın (%72,5), 11'i erkek (%27,5) toplam 40 hasta yakını katıldı. 'Yetişkinler için Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği' ve 'Aile Bilgi Formu' uygulandı. Uygulanan formlardan toplanılan veriler SPSS Windows 22.0 paket programında değerlendirildi. Yetişkinler için Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği'nde hasta yakınlarının yapısal stil, gelecek algısı, aile uyumu, kendilik algısı, sosyal yeterlilik, sosyal kaynaklar olmak üzere altı alt boyut değerlendirildi. Buna göre eğitim durumu, hasta ile ilişki durumu, kronik hastalık durumu ve medeni durum arasında anlamlı ilişkiler tespit edildi. Tespit edilen bu anlamlı ilişkiler doğrultusunda, süreç içerisinde yatışın aile dinamiğini bozduğu, hasta yakınını hastadan kopardığı gibi algılar oluştuğu anlaşıldı. Bu nedenle, sağlık profesyonelleri içerisinde hasta ile en yakın temas halinde olduğu düşünülen psikiyatri hemşiresi, madde kullanım bozukluğu olan bireylerin hastaneye yatışının başladığı ilk günden itibaren taburculuğa hazırlanması sürecinde ailenin de bu yatış sürecinden nasıl etkilendiğini göz önünde bulundurarak planlaması gereken tüm girişim ve yaklaşımlarda birey ve aile için danışman rolüne sahiptir. Bu çalışmada hasta yakınlarının psikolojik dayanıklılığının üzerinde psikiyatri hemşiresinin "danışmanlık" rolünün önemi vurgulanmıştır. Bu çalışmaya benzer çalışma yapacak olan araştırmacıların daha çok sayıda hasta yakını ile çalışma yapılması önerilmektedir.

AileBağımlılıkHastaneye yatırma+2
Pelin Keleş
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Adana ilindeki insanların ilaç kullanım alışkanlıkları

Amaç: Akılcı olmayan ilaç kullanımı, tüm ülkelerin önemli sağlık sorunlarındandır. Ülkemizde de akılcı olmayan ilaç tüketimi alışkanlıkları ciddi bir sorun olup ilacın genel sağlık harcamaları içerisindeki payını da artırmaktadır. Çalışmamızın amacı; Adana ilindeki insanların ilaç kullanım alışkanlıklarının tanımlanması, insidansının saptanması ve veri tabanı oluşturulmasıdır.Gereç ve Yöntem: Adana ilinde planlanan örneklem büyüklüğü 1222 idi. Çalışmamız için aranacak telefon numaraları Adana ilindeki Türk Telekom santrallerinden seçilmiştir. Hazırladığımız Akılcı İlaç Kullanım Anketi görüşmeyi kabul eden 1111 kişiye telefonla uygulanmıştır.Bulgular: Görüştüğümüz kişilerin % 63,5'i kadın bulunmuştur. Kadınların yaş ortalaması 42,71 ± 14,1, erkeklerin yaş ortalaması 41,67 ± 15,8 bulunmuştur. Çalışmaya katılanların büyük çoğunluğu ilkokul mezunu kişiler, ev hanımları ve 25 yaş altı kişiler bulunmuştur. % 15,5'inin sosyal güvencesi yoktur. Katılanların % 57,2'si doktora danışmadan ilaç kullanmaktadırlar. Doktora danışmadan ilaç kullanan 635 kişiden 625 kişi (% 98,4) ağrı kesici, ateş düşürücü kullandığını söylemiştir . Katılımcıların % 8'i akraba, arkadaş, komşu tavsiyesiyle ilaç kullandıklarını belirtmişler, % 14,9'u akraba, arkadaş, komşularına ilaç tavsiye ettiklerini belirtmişlerdir. Tavsiye ile en çok kullanılan ilaç ve en çok tavsiye edilen ilaç ağrı kesiciler bulunmuştur. Katılımcıların % 30,5'i grip soğuk algınlığı durumlarında doktora sormadan antibiyotik kullandıklarını söylemişlerdir, % 47,9'u doktorun verdiği antibiyotikleri bitirmeden bıraktıklarını söylemişlerdir, % 85,8'i ilaçların son kullanma tarihlerine baktıklarını söylemişlerdir, % 28,9'u evde bulunsun düşüncesi ile ilaç yazdırdığını söylemişlerdir. Görüşülen kişilerin yarıya yakını ilaçların son kullanma tarihleri geçmişse çöpe attıklarını söylemişlerdir.Sonuç: Çalışmamıza katılan kişilerin tüm sorulara verdikleri yanıtları Akılcı İlaç Kullanım Skoruna göre puanlarını hesapladık. 100 üzerinden tüm bireylerin aldıkları ortalama puan 68,366 ± 13,5117 bulunmuştur. Bu da Adana ilindeki insanların akılcı ilaç kullanım bilgisinin yeterli olmadığını, halkın eğitimi ile bilinç düzeyinin artırılması gerektiğini düşündürmektedir.Anahtar Sözcükler: Adana ili, Akılcı ilaç kullanımı, Telefonla anket

AdanaAnketlerMadde kullanım bozuklukları+2
Neslihan Pınar
Çukurova University
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Madde kullanım bozukluğunun kişilerin yaşamları üzerine olumsuz etkileri ile hastaların işlevsellikleri ve evlilik uyumlarının belirlenmesi

Madde kullanım bozukluğunun kişilerin yaşamları üzerine olumsuz etkileri, hastaların işlevsellikleri ve evlilik uyumlarının belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Gaziantep 25 Aralık Devlet Hastanesi-Ahmet Şireci Alkol ve Madde Bağımlılığı Tedavi ve Eğitim Merkezi (AMATEM) polikliniğinde madde kullanım bozukluğu tanısı almış hastalar araştırmanın evrenini, araştırma kriterlerine uyan 309 hasta örneklemini oluşturmuştur. Veriler, Tanıtıcı Bilgi Formu, Kısa İşlevsellik Değerlendirme Ölçeği (KİDÖ) ve Çift Uyum Ölçeği (ÇUÖ) ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde yüzde dağılımı, ortalama ve standart sapma kullanılmıştır. Hastaların ilk kez madde kullanımına ortalama 19.68±6.69 yaşında başladığı, son bir yıl içerisinde en çok kullanılan maddenin esrar olduğu, hemen hemen hergün kullanılan maddenin ise eroin olduğu belirlenmiştir. Madde kullanım bozukluğunun hastaların yaşamları üzerine olumsuz etkileri değerlendirildiğinde; hastaların madde kullanımı nedeniyle çalışma yaşamlarının (madde kullanmadan önce çalışma oranı %76.1 iken, madde kullanımı sonrası %31.1'e düştüğü), %19.4'ünün eğitim hayatının, %44'ünün ekonomik durumunun olumsuz etkilendiği, boşanma oranının arttığı, %41.7'sinin beden sağlıklarının bozulduğu, %81.9'unun cinsel isteklerinin azaldığı, %25.2'sinin madde etkisi altındayken yanlış cinsel deneyim yaşadıkları, %19.1'inin bulaşıcı hastalığa yakalandıkları, %69.6'sının şiddet davranışında bulunduğu, %49.2'sinin madde kullanımı sebebiyle intihara teşebbüs ettikleri belirlenmiştir. Bu çalışmada hastaların ÇUÖ toplam puan ortalaması 76.65+32.48, KİDÖ ise 1.93±0.80 olarak bulunmuştur. Bu sonuca göre hastaların çift uyumlarının olumsuz olarak etkilendiği ve işlevselliklerinin de bozulduğu görülmektedir. Sonuç olarak, madde kullanım bozukluğunun hastaların yaşamlarını birçok açıdan olumsuz etkilediği, hastaların işlevselliklerinin ve evlilik uyumlarının düşük olduğu belirlenmiştir. Hastaların yaşam standartlarını, çift uyumlarını ve işlevselliklerini artırmak amacıyla danışmanlık hizmetlerinin verilmesi önerilir.

EvlilikEvlilik uyumuGaziantep+5
Esra Sancar
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Halüsinojen madde kullanan kişilerin öznel algılarının incelenmesi: Nitel bir çalışma

Bu araştırmanın amacı, halüsinojen türü madde kullanan kişilerin, başta halüsinojenler olmak üzere psikoaktif madde kullanım alışkanlıkları ile halüsinojen maddelere yönelik görüşlerini incelemektir. Araştırmanın çalışma evrenini ülkemizde halüsinojen madde kullanan kişiler oluşturmaktadır. Bu çalışmada örneklem tekniği olarak olasılık temelli olmayan (non-random) örneklem tekniklerinden 'amaçlı örneklem' tekniği kullanılmıştır. Araştırmaya katılacak kişiler, amaçlı örneklem tekniklerinden kartopu örneklemesi yoluyla belirlenmiştir. Araştırma için gerekli olan veriler nitel araştırma yöntemlerinden görüşme tekniği ile toplanmıştır. Görüşmeler araştırmacı tarafından hazırlanan yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya dahil olan 16 katılımcı ile görüşme yapılarak, halüsinojen kullanımı ile ilgili detaylı ve ayrıntılı bilgi toplanmıştır. Görüşme kayıtlarından elde edilen 260 sayfalık nitel veri üzerinde içerik analizi yapılarak temalar belirlenmiştir. Verilerin analizi sonucunda; katılımcıların; LSD, halüsinojen mantarlar, meskalin içeren kaktüsler, DMT (ayahuasca, changa), ketamin, salvia divinorum, nutmeg (küçük hindistan cevizi), datura stramonium, DOC, halüsinojen fenetilaminler (2C-E, 2C-B vb.) ve gündüzsefası tohumları gibi halüsinojen maddeleri kullandıkları ortaya çıkmıştır. Kullanıcıların halüsinojen maddelere ek olarak; esrar, ekstazi ve kokain gibi psikoaktif maddeleri de düzenli olarak kullandıkları görülmüştür. Halüsinojen maddelerin alınması ile birlikte kullanıcıların algılama, duygulanım ve biliş üzerindeki çeşitli etkileri deneyimledikleri; madde etkisiyle yaşanılan olumlu deneyimlerin olumsuz deneyimlere oranla daha fazla görüldüğü ortaya çıkmıştır. Katılımcıların halüsinojen maddeleri kullanmadan önce; zaman, mekan, duygudurum ve çevrelerinde bulunacak kişilere yönelik tercihlerde bulundukları, hazırlıklar yaptıkları ortaya çıkmıştır. Halüsinojen madde kullanım alışkanlıklarının diğer psikoaktif maddelere göre farklılıklar gösterdiği; kullanıcıların genellikle senenin birkaç ayında halüsinojen maddeleri kullandıkları; sonraki kullanımlarda doz arttırma ihtiyacı duymadıkları ve maddeyi kullanmak için arama davranışı veya yoksunluk benzeri belirtiler göstermedikleri ortaya çıkmıştır. Benzer bir şekilde kullanıcıların halüsinojen maddeleri kullanım amaçları ile maddeyi temin etme şekilleri açısından da diğer psikoaktif maddelerden farklı bir örüntüye sahip oldukları görülmüştür. Halüsinojen madde deneyiminden sonra kullanıcıların çeşitli olumlu değişimler yaşadıkları; bu olumlu değişimlerin genel olarak kişisel ve sosyal alanda ortaya çıktığı görülmüştür. Katılımcıların halüsinojen maddelerin zararları ile ilgili çeşitli görüşlere sahip oldukları, halüsinojen türü maddeleri bırakmayı veya tedavi olmayı ise istemedikleri ortaya çıkmıştır.

HalüsinojenMadde bağımlılığıMadde kullanım bozuklukları+1
Çağrı Utkan
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Madde kullanım bozukluğu olan hastalarda içselleştirilmiş damgalanma, öz- etkililik ve tedavi motivasyonu

Bu araştırmada, madde kullanım bozukluğu olan hastalarda içselleştirilmiş damgalanma, öz-etkililik ve tedavi motivasyonu düzeylerini belirlemek ve içselleştirilmiş damgalamanın bu bireylerdeki öz-etkililik ve tedavi motivasyonu ile ilişkisini değerlendirmek amaçlandı. Araştırma 15 Haziran 2017- 15 Ocak 2018 tarihleri arasında Madde Bağımlılığı Tedavi ve Eğitim Merkezi'nde tedavi alan 181 hasta ile yapılmıştır. Araştırmanın verileri "Kişisel Bilgi Formu", "Ruhsal Hastalıklarda İçselleştirilmiş Damgalanma Ölçeği (RHİDÖ)", "Tedavi Motivasyonu Anketi (TMA)", "Öz-Etkililik Ölçeği (ÖEÖ)" kullanılarak toplanmıştır. Veriler SPSS'de sayı, yüzde, ortalama, standart sapma ve korelasyon analizleri yapılarak değerlendirilmiştir. Çalışmanın sonucunda RHİDÖ'nin toplam puanı ile ÖEÖ toplam puanı arasında negatif yönde anlamlı ilişki olduğu belirlenmiştir (p<0.05). RHİDÖ'nün toplam puanları ile TMA toplam puanı arasında pozitif yönde anlamlı ilişki olduğu saptanmıştır (p<0.05). Tedavi Motivasyon Anketi'nin dışsal motivasyon alt boyut puanı ile öz-etkilik toplam puanı arasında negatif yönde anlamlı ilişki olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Hastaların içselleştirilmiş damgalama düzeyleri arttıkça öz-etkilik düzeylerinin azaldığı, içselleştirilmiş damgalama düzeyleri arttıkça da tedavi motivasyonu düzeylerinin arttığı belirlenmiştir. İçselleştirilmiş damgalamanın bu hasta grubunda tedavi motivasyonu ve öz etkililik düzeylerine etkisini belirlemenin bu hasta gurubunda tekrarlayan yatışları ve madde kullanımını azaltmaya yol gösterici olacağı düşünülmektedir.

BağımlılıkDamgalamaHasta uyumu+6
Neslihan Bozdağ
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinin stres düzeylerinin ve çocukluk çağı travmatik yaşantılarının madde kullanımına yönelik tutumları ile ilişkisi

Bu araştırmada üniversite öğrencilerinin madde kullanımına yönelik tutumları ile stres düzeyleri ve çocukluk çağı travmatik yaşantılarının ilişkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Tanımlayıcı nitelikte olan araştırma, 484 üniversite öğrencisi olan kişiler arasında gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın verileri, Tanıtıcı Bilgi Formu, Sigara Bağımlılığına Yönelik Tutum Ölçeği, Alkol Bağımlılığına Yönelik Tutum Ölçeği, Uyuşturucu Madde Bağımlılığına Yönelik Tutum Ölçeği, Çocukluk Çağı Ruhsal Travma Ölçeği ve Algılanan Stres Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Araştırma verilerinin analizinde, yüzdelik, ortalama ve standart sapma, korelasyon analizi kullanılmıştır. Bu çalışmadaki öğrencilerin yaş ortalaması 19.62±2.12 olup, %65.7'sinin kız, %15.9'unun sigara içmekte, %12.8'inin alkol içmekte olduğu belirlenmiştir. Öğrencilerin ASÖ toplam puan ortalaması 28.07±7.66, ÇÇTÖ toplam puan ortalaması 35.64±10.87 olarak saptanmıştır. ÇÇTÖ toplam puanı ile Sigara/Alkol/Madde bağımlığına yönelik tutum ölçeklerinin alt boyutlarından sigara/alkol/maddenin avantajları alt boyutları arasında pozitif, sigara/alkol/madde kullananların profili, sigara/alkol/madde kullanmaya bakış, sigara/alkol/maddenin zararları, sigara/alkol/maddeye yönelik ahlaki ve dini bakış alt boyutu arasında ise negatif yönde anlamlı ilişki saptanmıştır (p<0.05). Öğrencilerin ASÖ toplam puanı ile sigara/alkolün avantajları alt boyutları arasında pozitif, sigara/alkol kullanmaya bakış alt boyutu arasında ise negatif yönde anlamlı ilişki saptanmıştır (p<0.05). Öğrencilerin orta düzeyde stres algıladıkları ve çocukluk çağı travmalarının ise nispeten düşük olduğu belirlenmiştir. Öğrencilerin algıladıkları stres düzeyi arttıkça, sigara ve alkol kullanmanın dezavantajlarına ve zararlarına ilişkin tutumları da azalmaktadır. Çocukluk çağı travmatik yaşantıları arttıkça sigara/alkol/madde kullanmanın dezavantajlarına ve zararlarına yönelik tutum azalmaktadır. Çocukluktaki kötü muamele ve mevcut algıladıkları stres gençlik döneminde sigara, alkol ve madde kullanım bozukluklarının başlangıcı için risk faktörü olarak düşünülebilir. Anahtar Kelimeler: Stres, Madde Kullanımına Yönelik Tutum, Çocukluk Çağı Travmaları, Üniversite Gençliği.

Madde kullanım bozukluklarıStresStres bozuklukları-post travmatik+1
Ramazan Zelan
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Madde kullanımı olan ve olmayan ergenlerde aile işlevlerinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu araştırmada, madde kullanan ve kullanmayan ergenlerin algıladıkları aile işlevleri, aile işlevlerinin madde kullanımı üzerine etkisi, araştırmaya katılan ergenlerin sosyo-demografik özelliklerinin madde kullanımına etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırma vaka- kontrol çalışmasıdır. Verilerin değerlendirilmesinde sayı yüzde dağılım ve tanımlayıcı istatistikler, Kolmogorov Simirnov normallik testi, Mann Whitney U testi yapıldı. İstatistiksel anlamlılık düzeyi 0,05 olarak kabul edildi. Çalışmamızın vaka grubunu Manisa Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi Çocuk ve Genç Psikiyatri Polikliniği biriminde tedavi gören geçmişte ve verilerin toplandığı zamanda madde kullanımı olan 14-18 yaşları arasında 96 ergen oluşturdu. Kontrol grubunu ise Manisa Merkezde bulunan üç liseden 311 ergen oluşturdu. Veriler Ekim 2021– Mart 2022 tarihleri arasında, 'Tanıtıcı Bilgi Formu' ve 'Aile Değerlendirme Ölçeği' kullanılarak toplandı. Bulgular: Madde kullanan ergenlerin %77,1'inin 15 yaş ve üzerinde, %50'sinin erkek, %58,3'ünün çekirdek aile, %92,7'sinin kaldıkları yerin ev olduğu, %40,6'sının büyükşehirde yaşadığı, %57,3'ünün gelirinin gidere eşit, %80,2'sinin anne ve babaların sağ olduğu, %53,1'inin anne eğitimin durumunun ilkokul üzeri, %69,8'inin anne mesleğinin ev hanımı olduğu, %60,4'ünün baba eğitim durumunun ilkokul üzeri, %39,6'sının baba mesleğinin işçi olduğu bulundu. Madde kullanmayan ergenlerin ise, %75,2'sinin 15 yaş ve üzerinde, %53,1'inin erkek, %77,8'inin çekirdek aile, %98,7'sinin kaldıkları yerin ev olduğu, %65,6'sının büyükşehirde yaşadığı, %74,6'sının gelirinin gidere eşit, %91'inin anne ve babaların sağ olduğu, %70,4'ünün anne eğitimin durumunun ilkokul üzeri, %54,3'ünün anne mesleğinin ev hanımı olduğu, %86,5'inin baba eğitim durumunun ilkokul üzeri, %49,8'inin baba mesleğinin işçi olduğu saptandı. Sonuç: Ergenlerin madde kullanma durumları ile aile değerlendirme alt boyutları ortalama puanları arasında anlamlı fark olduğu (p<0,05), tüm alt boyutlarda madde kullanan ergenlerin, madde kullanmayan ergenlerin ortalama puanlarından daha yüksek olduğu bulundu. Anahtar Kelimeler: Madde kullanım bozukluğu; ergenler; aile işlevleri, hemşirelik.

Aile işlevleriErgenlerErgenlik+1
Hacer Tunç
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Opiyat bağımlılığında agonist veya antagonist tedavisi gören bireylerin tedaviye yönelik algılarının incelenmesi

Opiyat kullanım bozukluğu gibi hızlı gelişen ve bireyde fazlaca tahribat bırakan bir bozukluğun tedavisinde bireyler, isteksiz olabilmektedirler. Bu açıdan bakıldığında bireyin tedavi için verdiği kararların bireye uygunluğu daha da önem taşımaktadır. Bu nedenle agonist veya antagonist tedavilerinin farklı dinamikleri göz önünde bulundurulduğunda bireye en uygun tedavinin yüksek verim ile sürdürüleceği düşünülmektedir. Bu çalışma opiyat kullanım bozukluğu nedeniyle AMATEM 2 ve 3. kliniklerinde yatarak agonist (buprenorfin/nalokson) ve antagonist (naltrekson implant) tedavisi gören 19-50 yaş arası 136 bireyin, tercih edecekleri tedavi biçimine yönelik algılarında değişikliğe yol açabilecek etkenlerin ortaya konulması ve bu iki grubun sosyotropik-otonomik kişilik özelliği gibi değişkenlerce karşılaştırılması amacıyla yapılmıştır. Bu nedenle; bireylere, sosyodemografik verilerin, tedavinin başarısına etki ettiği düşünülen faktörlere ilişkin algıların ve kişilik özelliklerinin belirlenebilmesi için "Sosyodemografik Veri Toplama Formu", "Bağımlılık Tedavisinin Başarısını Öngören Faktörler Ölçeği (BÖF)" ve Sosyotropi-Otonomi Ölçeği (SOSOTÖ)" uygulanmıştır. Veriler, bireyler kliniklerinde yatarak tedavi gördükleri sırada kliniğin iş akışını aksatmayacak ve bireylerin tedavi ve rehabilitasyon süreçlerini engellemeyecek şekilde uygun olan zamanlarda yüz yüze görüşme yöntemiyle toplanmıştır. Çalışmamızın bulgularına göre, opiyat kullanım bozukluğu nedeniyle klinikte yatarak agonist ve antagonist tedavisi gören bireyler, tedavinin başarısını öngören faktörler ve sosyotropik-otonomik kişilik özellikleri düzleminde incelenmesi ile tedavinin başarısına yönelik algıların; tedavi yöntemine (p<0,05), tedavi görme sıklığına (p<0,01), evde birlikte yaşanılan aile tipine (p<0,05), medeni duruma (p<0,05), anne-babanın hayatta olup olmamasına (p<0,05) ve bireylerin çocukken karşılaştıkları ebeveyn tutumlarına (p<0,05) göre değişiklik gösterdiği saptanmıştır. Çalışmanın sonunda, bireylerin algılarına ve kişilik özelliklerine uygun tedavi yöntemlerini seçmelerinin tıbbi ve toplumsal faydaları hakkında öneriler sunulmuştur.

AgonistlerAntagonistikMadde kullanım bozuklukları+3
Mehmet Aykut Erk
Çukurova University · Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Sıkıntıya dayanma ve esrar kullanımı arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu araştırmanın amacı, sıkıntıya dayanma ve esrar kullanım özellikleri (kullanıma başlama yaşı, kullanım sıklığı, esrarın yaşam üstüne olumsuz etkileri-sağlık, ilişkiler, sosyal yaşam ve iş yaşamı) arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Araştırma Kilis Denetimli Serbestlik Müdürlüğü'nde yürütülmüştür. Çalışmanın örneklemini, bu kurumda madde kullanımı sebebiyle eğitim ve iyileştirme çalışmalarına alınmış yükümlüler oluşturmuştur. Araştırmaya 66 erkek katılmıştır. Araştırma verilerinin toplanmasında, katılımcıların bilgileri için demografik bilgi formu, esrar kullanım özelliklerinin ölçümü için Bağımlılık Profil İndeksi – Kısa Formu (BAPİ-Kısa), sıkıntıya dayanıklılık ölçümü için Sıkıntıya Dayanma Ölçeği (SDÖ), depresyon ve anksiyete ölçümü için Beck Depresyon Envanteri (BDE) ve Beck Anksiyete Envanteri (BAE) kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre; SDÖ ile ölçülen sıkıntıya dayanıklılık düştükçe, BAPİ-Kısa toplam puanı ile ölçülen esrar kullanımı (r = -.31, p<.05), BAPİ-Kısa alt ölçekleri ile ölçülen esrarın yaşam üstüne olumsuz etkileri (r = -.31, p<.05) ve esrar bağımlılığı (r = -.36, p<.01), BDE ile ölçülen depresyon (r = -.44, p<.01) ve BAE ile ölçülen anksiyete (r = -.29, p<.05) artmaktadır. Depresyon şiddeti arttıkça, esrar kullanımı (r = .49, p<.01), BAPİ-Kısa alt ölçeği ile ölçülen esrar kullanım sıklığı (r = .44, p<.01) ve esrarın yaşam üstüne olumsuz etkileri (r = .55, p<.01) artmaktadır. Benzer şekilde, anksiyete arttıkça esrar kullanımı (r = .42, p<.01), esrar kullanım sıklığı (r = .33, p<.01) ve esrarın yaşam üstüne olumsuz etkileri (r = .40, p<.01) artmaktadır. Katılımcıların madde kullanımına başlama yaşları düştükçe, esrar kullanımı (r = -.40, p<.01), esrar kullanım sıklığı (r = -.35, p<.01) ve esrarın yaşam üstüne olumsuz etkileri (r = -.40, p<.01) artmaktadır. Elde edilen bu sonuçlarla, sıkıntıya dayanma ve esrar kullanımı arasında anlamlı bir ilişki olduğu hipotezi desteklenmiştir. Anahtar Kelimeler: Sıkıntıya dayanma, duygusal zorlanmaya tolerans, esrar kullanımı, madde kullanımı.

Duygusal sorunlarEsrarMadde bağımlılığı+3
Sercan Udum
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Madde kullanım bozukluğu olan bireylerin işlevsel olmayan tutumlar, depresyon ve anksiyete düzeyleri açısından incelenmesi: Karşılaştırmalı bir çalışma

Bu çalışmada, madde kullanım bozukluğu olan bireyler ile madde kullanmayan bireylerin işlevsel olmayan tutumlar, depresyon ve anksiyete düzeyleri açısından karşılaştırılması amaçlanmıştır. Bu amaçla yürütülen çalışma, nedensel karşılaştırmalı desende yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini, 18-60 yaş aralığındaki Gaziantep 25 Aralık Devlet Hastanesi Ahmet Şireci AMATEM Kliniği'nde yatarak tedavi olan 60 hasta (çalışma grubu) ve madde kullanmayan 60 kişi (kontrol grubu) oluşturmuştur. Araştırma verileri; Kişisel Bilgi Formu, İşlevsel Olmayan Tutumlar Ölçeği Kısaltılmış Türkçe Formu (DAS-R-TR), Beck Depresyon Envanteri, Beck Anksiyete Envanteri ve Bağımlılık Profil İndeksi Kısa Formu kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizi Kolmogorov-Smirnov testi ve Shapiro-Wilk testleri, Bağımsız Gruplar T testi, Pearson Korelasyon yöntemi, ANOVA ve Çoklu Doğrusal Regresyon Analizi kullanılarak yapılmıştır. Yapılan analizlere göre; madde kullanım bozukluğu olan bireylerde, DAS-R ölçeğiyle saptanan işlevsel olmayan tutumların madde kullanmayan bireylere göre daha yüksek düzeyde olduğu bulunmuştur. Beck Depresyon ve Anksiyete ölçekleriyle saptanan depresyon ve anksiyete düzeyleri açısından yapılan karşılaştırmada ise, madde kullanım bozukluğu olan bireylerin depresyon (ortalama 37.35) ve anksiyete düzeyleri (ortalama 27.23), madde kullanmayan bireylere (BDE skoru ortalaması 7.20, BAE skoru ortalaması 5.52) göre daha yüksek olduğu görülmüştür. Elde edilen bulgular alanyazın çerçevesinde tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Madde Kullanım Bozukluğu, İşlevsel Olmayan Tutumlar, Depresyon, Anksiyete.

AnksiyeteMadde bağımlılığıMadde kullanım bozuklukları+3
Hatice Yalçın
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Alkol ve madde kullanım bozukluğu nedeniyle ayaktan tedavi gören hastaların çocukluk çağı travmaları, bağlanma stilleri ve mizaç özellikleri açısından karşılaştırılması

Bu çalışmada; Alkol ve Madde kullanım bozukluğu nedeniyle ayaktan tedavi gören hastaların çocukluk çağı travmaları, bağlanma stilleri ve mizaç özellikleri açısından karşılaştırılması amaçlanmıştır. Araştırmanın evrenini, Yeşilay Danışmanlık Merkezinde ayaktan tedavi alan hâlihazırda 542 bağımlı birey oluşturmaktadır. Araştırmada uygun/kazara örnekleme kullanılmış, bağımlı tanısı almış bireylerden, kolay ulaşılabilir ve uygulama yapılabilir kişilerden seçilmiştir. Araştırmaya katılan katılımcılar toplamda 116 kişi olup, 103'ü erkek, 13'ü ise kadındır. Katılımcıların 39'ualkol bağımlısı iken 77'si herhangi bir madde kullanmaktadır. Araştırmanın, Veri toplama araçları olarak Michigan Alkol ve Madde Tarama Testi,Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği, Memphis, Pisa, Paris ve San Diego Mizaç Değerlendirme Anketi'nin Türkçe Formu, İlişki Ölçekleri Anketi ve araştırmacı tarafından hazırlanmış olan Kişisel Bilgi Formu uygulanmıştır. Yapılan araştırmada istatistiki değerlendirmeler için "SPSS 21.0" versiyonukullanılmış ve yorumlanmıştır.Çıkan verilerin aralarındaki sonuçları karşılaştırmada ve yorumlamadaMann Whitney-U testi, Kruskal Wallis - H testi,Bağımsız grup t testi,Pearson Çarpım Moment Korelâsyon Analizi, Spearman testi kullanılmıştır. Sonuçların alt tip puanlarını yordamak için çoklu regresyon analizi yapılmıştır. Yapılan araştırmanın anlamlılık düzeyi p<0.05 düzeyinde kabul edilmiştir. Sonuç olarak yapılan araştırmada ayaktan tedavi desteği gören alkol ve madde kullanan bireylerde çocukluk çağı travmaları,mizaç özelliklerive bağlanma stilleri ilebağımlılık düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır.

Alkol bağımlılığıAlkoliklerBağlanma stilleri+4
Muhammed Kocaoğlu
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Madde kullanım bozukluğu olan/olmayan bireylerde kardeş ilişkisi, psikolojik dayanıklılık ve ilişkilerle ilgili bilişsel çarpıtmalar

Günümüzde madde kullanımı ve buna bağlı olarak madde kullanım bozukluğu oranı giderek artmakta birçok problemi de beraberinde getirmektedir. Madde kullanım bozukluğuyla ilgili değişkenleri belirlemek tedavi ve önleme çalışmalarına yön verebilir. Literatürde madde kullanım bozukluğu ve aile arasındaki ilişkiyi inceleyen çalışmalar vardır. Fakat madde kullanımı ve kardeş ilişkisi hakkında çıkarım yapılabilecek sayıda çalışma bulunmamaktadır. Aynı zamanda psikolojik dayanıklılığın zorlu yaşam olaylarına etkisini inceleyen çalışmalar bulunmaktadır. Toplumda madde kullanımı olan kişilerin ilişkilerinin kopuk olduğuna dair yaygın genellemeler mevcuttur. Bu çalışmada madde kullanım bozukluğu olan ve olmayan bireylerde kardeş ilişkisi, psikolojik dayanıklılık ve ilişkilerle ilgili bilişsel çarpıtmalar arasındaki ilişkilerin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma kapsamında, Gaziantep 25 Aralık Devlet Hastanesi Amatem kliniğine başvuran madde kullanım bozukluğu tanısı almış opiyat ve methamfetamin kullanan 150 birey ile daha önce madde kullanım öyküsü bulunmayan 150 bireye "Kişisel Bilgi Formu", "Yaşam Boyu Kardeş İlişkileri Ölçeği", "Yetişkinler İçin Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği" ve "İlişkilerle İlgili Bilişsel Çarpıtmalar Ölçeği" uygulanmıştır. Anketlerden elde edilen veriler betimsel ve ilişkisel tarama modelleri kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda madde kullanım bozukluğu olan bireylerin madde kullanım bozukluğu olmayan bireylere kıyasla kardeş ilişkilerinin daha az olumlu olduğu tespit edilmiştir. Bunun yanı sıra kendilik algılarının daha düşük, geleceğe yönelik bakış açılarının daha az olumlu, yaşama biçimlerinin daha az motive edici, sosyal yeterliliklerinin ve aile uyumlarının daha az, sosyal kaynaklarının daha verimsiz olduğu görülmüştür. Ayrıca ilişkilerde yakınlıktan daha fazla kaçındıkları, ilişki kurdukları bireylerden gerçekçi olmayan beklenti içine daha fazla girdikleri saptanmıştır. Anahtar kelimeler: madde kullanımı, kardeş ilişkisi, psikolojik dayanıklılık, bilişsel çarpıtmalar.

Bilişsel çarpıtmaKardeş ilişkileriMadde kullanım bozuklukları+2
Kübra Çatalbaş
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
10
Master'sOpen AccessTR

Alkol ve madde kullanım bozukluğu olan bireylerde tedavi motivasyonunun içselleştirilmiş damgalanma ve algılanan sosyal desteğe göre incelenmesi

Bu çalışma, alkol madde kullanım bozukluğu olan bireylerde içselleştirilmiş damgalanma ile algılanan sosyal desteğin tedavi motivasyonu ile ilişkisini ve bunlarla ilişkili bazı sosyodemografik değişkenleri incelemek amacıyla yapılmıştır. Çalışmanın örneklemi Mersin'de Çematem ve Amatem kliniklerinde ve Gaziantep Amatem kliniğinde 2021 yılında mart ve mayıs ayları arasında yatarak tedavi görmekte olan, araştırmaya dair bilgilendirilen ve araştırmaya katılmayı kabul eden 18-65 yaş aralığındaki 102 hastadan oluşmaktadır. Çalışmada Sosyodemografik Veri Formu, Ruhsal Hastalıklarda İçselleştirilmiş Damgalanma Ölçeği, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği ve Tedavi Motivasyonu Anketi veri toplamak amacı ile kullanılmıştır. Çalışmada toplanan veriler bağımsız örneklem t testi, ANOVA, Kruskal Wallis-H Testi ve Mann-Whitney U testleri kullanılmıştır. Değişkenler arasındaki ilişkiyi incelemek için Pearson Korelasyon Analizi yöntemi, yordama düzeyini incelemek için ise Çoklu Regresyon Analizi yöntemi kullanılmıştır. Kullanılan madde türü ve yaşadıkları yere göre tedavi motivasyonlarının farklılaştığı araştırmada elde edilen bulgular arasındadır. Bunun yanı sıra aileden alınan sosyal desteğin bireylerin içsel motivasyon ve kişilerarası yardım arama düzeylerine, özel bir insandan alınan sosyal desteğin dışsal motivasyon düzeylerine, sosyal geri çekilmenin ise bireylerin içsel motivasyon düzeylerine pozitif yönlü anlamlı bir katkı sağladığı saptanmıştır. Ayrıca algılanan ayrımcılığın bireylerin kişilerarası yardım arama düzeylerine, kalıp yargıların onaylanma düzeylerinin ise arkadaştan alınan sosyal destek düzeylerine negatif yönde anlamlı bir katkı sağladığı görülmüştür.

AMATEMAlgılanan sosyal destekAlkol bağımlılığı+7
Sena Nur Ulukök
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Genç yetişkin bireylerde madde kullanma eğilimi ile üst biliş düşünme becerileri, algılanan ebeveyn tutumları ve duygusal zeka arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu araştırmada; genç yetişkin bireylerin madde kullanma eğilimi, üst biliş düşünme becerileri, algılanan ebeveyn tutumları ve duygusal zeka arasındaki ilişki incelenmiştir. Araştırmanın örneklemini 258' i kadın, 135' i erkek olmak üzere 20-45 yaş aralığındaki genç yetişkin bireyler oluşturmaktadır. Araştırmanın verileri Demografik Bilgi Formu, Madde Kullanma Eğilimi Ölçeği, Üst biliş Düşünme Becerileri Ölçeği, Algılanan Ebeveyn Tutumları- Çocuk Formu ve Rotterdam Duygusal Zeka Ölçeği ile toplanmıştır. Elde edilen veriler Bağımsız Örneklem T Testi, Tek Yönlü Varyans analizi (ANOVA), Çoklu Regresyon Analizi kullanılarak analiz edilmiştir. Regresyon analizleri sonucunda; üst biliş düşünme becerileri alt boyutlarının genç yetişkin bireylerin madde kullanma eğilimini yordamadığı, duygusal zekanın ise yalnızca kendi duygularını değerlendirme ve başkalarının duygularını kontrol etme boyutlarının madde kullanma eğilimini yordadığı bulunmuştur. Algılanan ebeveyn tutumlarının madde kullanma eğilimini yordayıp yormadığına bakıldığında hem anne hem de babanın aşırı koruyucu ve reddedici tutumunun madde kullanma eğilimini yordadığı, duygusal sıcaklık boyutunun ise yordamadığı bulunmuştur. Elde edilen bulgular ilgili literatürde yer alan çalışmalar doğrultusunda tartışılmıştır.

Ana-baba tutumuDuygusal zekaDüşünme becerileri+5
Seda Tığlıoğlu
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Denetimli serbestlik sürecinin madde kullanım bozukluğu olan bireylerin dürtüsellik ve saldırganlık davranışlarına etkisi

Denetimli Serbestlik Sürecinin Madde Kullanım Bozukluğu Olan Bireylerin Dürtüsellik ve Saldırganlık Davranışlarına Etkisi Madde kullanımı, dünyada giderek artan önemli bir problemdir. Ülkelerin bu problemle mücadelede benimsedikleri yöntemlerden birisi de modern bir ceza adalet yöntemi olan denetimli serbestliktir. Dürtüsellik ve saldırganlık ise madde kullanımıyla ilişkilendirilen önemli kişilik özellikleridir. Bu çalışmada denetimli serbestlik sürecinin madde kullanıcılarının dürtüsellik ve saldırganlık düzeylerine etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmaya madde kullanımı nedeniyle Türk Ceza Kanunu (TCK)'nun 191. maddesi kapsamında hakkında tedavi ve denetimli serbestlik kararı verilen, Temmuz-Aralık 2018 tarihlerinde Adana Denetimli Serbestlik Müdürlüğü'ne tedavi sonrası başvuran, 18-65 yaş arası 272 hükümlü katılmıştır. Katılımcılara önce sosyodemografik anket formu, Bağımlılık Profil İndeksi-Klinik Formu (BAPİ-K), Barratt Dürtüsellik Ölçeği-11 (BDÖ-11) ve Buss-Perry Saldırganlık Ölçeği (BPSÖ) uygulanmıştır. Denetimli serbestlik sürecinin sonunda aynı kişilere tekrar BDÖ-11 ve BPSÖ uygulanmış ve 175 kişiye ulaşılmıştır. Tekrarlanan BDÖ-11'den alınan puanlarda dikkat dürtüselliği alt ölçeğinde birinci ölçümle ikinci ölçüm arasında artış tespit edildi. BPSÖ'den alınan puanlarda iki ölçüm arasında fiziksel saldırganlık alt ölçeği puanlarında düşüş görüldü. BAPİ-K, BDÖ-11 ve BPSÖ'nün birbirleriyle korele olduğu saptandı. Suç öyküsü ile katılımcıların BAPİ-K puanları arasında ilişki olduğu saptandı. Madde etkisi altında başka bir suça yönelenler ve daha önce herhangi bir suçtan yargılandığını bildirenler BDÖ-11 ve BPSÖ'den daha yüksek puan aldı. Dürtüsellik, saldırganlık, madde kullanımı ve suç kavramlarının birbirleriyle ilişkili oldukları düşünülmektedir. Çalışmamızdan elde edilen sonuçlara göre denetimli serbestlik uygulamalarının fiziksel saldırganlığı azaltmada etkili olabileceği düşünülmektedir. Ancak bu sonucu desteklemek için Alkol ve Madde Bağımlılığı Araştırma Tedavi ve Eğitim Merkezi (AMATEM) tedavi süreçlerini de kapsayan daha fazla kişi ile yapılacak izlem çalışmalarına ihtiyaç vardır. Dürtüsellik ve saldırganlık düzeyini azaltmaya yönelik girişimlerin, tekrar madde kullanma oranlarının ve suçluluğun azaltılmasında etkili olabileceği kanaatindeyiz. Anahtar Kelimeler: Denetimli Serbestlik, Dürtüsellik, Madde Kullanımı, Saldırganlık, Suç

Denetimli serbestlik sistemiDürtüsellikMadde kullanım bozuklukları+2
Yasemin İltaş
Çukurova University · Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitüsü
2022
00

Related subjects