Sure
Bu konu başlığı altında 126 tez
İsrâ suresi bağlamında Mescid-i Aksâ ve İsrâ-mi'rac hadiseleri
Mu'cize, kendisine peygamberlik vazifesi tevdi edilen peygamberlerin doğruluğuna delil olması içinAllah'ın izniyle gerçekleşen olağanüstü olaylardır.Binaenalyhpeygamberlerin sonuncusu olan Hz. Muhammed (sa)'e de onun doğruluğunu ispatlayacak birçok mucize bahşedilmiştir. Bu mu'cizeler, aynı zamanda kendisine tanıklık edenler için önemli bir imtihan vazifesi görür.İsra ve Mi'racmu'cizeleri de bu kapsamda gerçekleşmiş olaylardandır.Mu'cizelerin temel özelliklerinden olan insan zihnini zorlayıcı olması ve aklın sınırlarına hapsedilememesi gibi özellikler, bu mu'cizelerde de kendisini bariz bir şekilde göstermiştir. Bu durum da söz konusumu'cizeler hakkında birçok tartışmaların çıkmasına sebep olmuştur. Bu tartışmalar, Kur'an'da Mi'rac'ın gerçekleştiğine dairayetlerinbulunmayışına dayandırılmaktadır. Bu yüzden Mi'rac ile ilgili bilgiler, bizlere hadis kaynaklarından aktarılmaktadır. Hadislerin senet ve metinlerine yöneltilen eleştiriler de bu konuyu tartışmalı bir hale getirmektedir. Bu çalışmanın ilk bölümünde hadiselerde adı geçen Mescid-i Aksa'yla ilgili tartışmalar incelenecektir.İkinci bölümde iseİsrâ Suresi ekseninde ve hadis kaynaklarından yararlanılarakMi'rac mucizesi ele alınıp, konuların mahiyet ve muhtevası incelenecektir.
Esbâb-ı nüzûlde teaddüd ve mükerrer nüzûl meselesi
Bazı âyet ve sûreler hakkında birden fazla sebeb-i nüzûl rivayeti nakledilmektedir. Müfessir ve usûlcüler bu sebepler arasından en doğrusunu tesbit edebilmek için bazı tercih easları geliştirmiş, tercih imkânının olmadığı durumlarda ise o âyet veya sûrenin birden fazla kere nâzil olduğunu ileri sürmüştür. Bazı âlimler ise nüzûlün tekrar ettiği görüşüne katılmamakta ve rivayetlerden birinin tercih edilmesi gerektiğini savunmaktadır. Bu çalışmada öncelikle sebeb-i nüzul rivayet formlarına değinilmekte ve tefsir bildiren rivayetlerle sebep bildiren rivayetler birbirinden ayrılmaktadır. Daha sonra birbiriyle tearuz halindeki rivayetleri uzlaştırmak gayesiyle geliştirilen yöntemleri uygulamada karşılaşılan problem ve çelişkilere dikkat çekilmektedir. Son olarak birden fazla kere nâzil olduğu ifade edilen âyet ve sûrelerle ilgili rivayet ve yorumlar incelenerek meselenin aslı ortaya konulmaya çalışılmaktadır. Anahtar Sözcükler: esbâb-ı nüzûl, rivayet formları, teaddüd, mükerrer nüzûl, cem', tercih
المعـارف في سورة المؤمنون دراسة نحوية تطبيقية
Mü'minun suresindeki ma'rifeleri pratik ve nahivsel açıdan ele alan bu araştırma, önsöz, üç bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. Birinci bölüm iki konuyu ele almaktadır. İlk konu, marife (belirli) ve nekra (belirsiz) kavramlarının sözlük ve terim anlamlarını içermektedir. Ayrıca bu iki kavramın, temel Arap dil ve gramer kaynaklarındaki karşılıklarını ve ikisi arasındaki farkları ihtiva etmektedir. Şöyle ki, bu iki kavram da muayyeni/belirliyi ifade eder. Ancak nekra zatı itibari ile muayyeni ifade ederken marife, muayyen olması itibari ile belirli olanı ifade etmektedir. Dolayısıyla bu bölümde marife/nekra kavramları ve temel yapıları ele alınmıştır. Bu bölümde mü'minun suresine dair genel bir değerlendirme de sunulmuştur. Burada da surenin isimlendirilme sebebi ve surenin fazileti gibi birkaç konu ele alınmaktadır. Surenin bu isimle isimlendirilmesinin iki nedeni bulunmaktadır: Birincisi, surenin mü'minlerin yedi niteliklerini sıralamakla başlaması. İkincisi ise surenin başında bulunan "mü'minun" kelimesini içirmesinden dolayı olduğudur. Surenin, faziletine dair hadisler ve kimi görüşler bu bağlamda değerlendirilmiştir. Diğer bir konuda ise surenin amaçlarından bahsettik. Surenin birçok amaç ve hedefi bulunmaktadır. Bunlardan en önemlilerinden biri, mü'minlerin niteliklerini zikretmektir. İkinci bölüm ise araştırmanın nahivsel tarafını oluşturmaktadır. Bu bölüm, marife-i mübhem ve marife-i gayr-i mübhem olmak üzere iki kısımdan ve her kısımda kendi içerisinde dört konudan oluşmaktadır. Bunlar: marife-i mübhem. Zati ile manasının sınırlandırılmadığı marifedir. Bunun da dört konusu bulunmaktadır. Bunlar: - Zamir: Muhatap, gaib veya mutekellime işaret eden isimdir. Temel olarak "bariz" ve "müstetir" olmak üzere iki bölüme ayrılmaktadır. Bariz zamirler de merfu muttasıl, mansub muttasıl, mecrur muttasıl, merfu munfasıl, mansub munfasıl gibi kısımlara ayrılmaktadır. Müstetir zamirler ise vacip müstetir ve caiz müstetir olmak üzere iki kısma ayrılmaktadır. Basralıların, haber ve sıfat ayırımını yapmak üzere "Fasıl zamiri" olarak isimlendirdikleri ve i'rapta mahalli olmayan bir zamir çeşidi daha bulunmaktadır. Ancak bu konu Basralılar ile Küfeiler arasında tartışmalara neden olmuştur. Biz bu konuda Basralıların görüşünü tercih ettiğimizden sadece onların görüşlerini alıp Küfelilerin görüşlerini burada zikretme ihtiyacı duymadık. Zamirlerden, ta'zim amacıyla isim veya fiil cümlesinden önce gelen ve cümlenin kendisine haber olup onu açıkladığı "Zamir-u şan" olarak bilinen bir zamir türü daha vardır. - İsm-i mevsul: kendisinden sonra gelen cümleyle anlamlı bir bütün oluşturan isimlerdir. İki gruba ayrılmaktadır. Harfi mevsuller ki bunun meariflerle bir alakası yoktur. Ancak konumuz olan ism-i mevsullerle olan ilişkilerinden dolayı onlardan bahsedilmiştir. Bunlar mevsullerin ikinci kısmıdır. Genel ve özel olmak üzere iki çeşidi bulunmaktadır. Her iki çeşidin de lafızları vardır ve onlardan bahsedilecektir. - İsm-i işaret, kendisine işaret edilmek suretiyle tayin edilendir. İki kısma ayrılır: Birincisi sayı ve cinsiyet açısından ikincisi ise yakınlık ve uzaklık açısından ele alınandır. - Önceki mübhematlara izafe edilenler. Marife bir kelimeye izafe edilen başka bir kelime bu izafetten ötürü o da marife olduğundan bunlar da mübhem marifelerden sayılırlar. Marifeye izafet edilen kelime bu izafetten ötürü marifelik kazanır. O da izafet olunan kelime kadar marife olur. Zamire izafet, izafet edileni zamirleştirmez ancak onu marifeleştirir. İkinci konu: Marife-i gayri mübhem: Manaları zatıyla sınırlandırılmış marifelerdir. Bunun da dört konusu bulunmaktadır. Bunlar: - Alem, müsemmanın herhangi bir karine olmaksızın mutlak olarak tayin edildiği isimlerdir. Farklı açılardan birçok kısma ayrılmaktadır. Mananın şahsi olup olmaması açısından iki kısma ayrılmaktadır. Alem-i şahs ve alem-i cins. Lafız açısından müfred ve mürekkep olarak ikiye ayrılmaktadır. Konuluş açısından isim, lakap ve künye olarak kısımlara ayrılır. Literatürde menkul ve mürtecil olarak bölümlere ayrılmaktadır. - "ال" takısı (harf-i târif) ile marife olanlar: "ال" takısı (harf-i târif) başına geldiği her nekra kelimeyi marifeleştirir. İki ana kısma ayrılır. Birincisi "Ahdiye" ki bu da üç kısımdır: Zikrî, zihnî ve hudurî. İkincisi "Cinsiye". Bunun da iki kısmı vardır. Beyan-ı hakiki ve istiğrakiye. - Bu ikisinden birine izafe edilenler. Marifelerle ilgili konu burada bitmektedir ancak önceki anlatılanlara ek olarak âlem ve ال takısı (harf-i târif) ile marife olan kelimelere izafe olmuş kelimeler tıpkı bunlar gibi marife olurlar ve marifelikte bunların bulunduğu seviyeye gelirler. - Nidada nekra-i maksude (Kast edilen belirsiz): En sahih görüşe göre marifenin çeşitlerinden biri olarak kabul edilir. Marifeliği kasıt ve yönelme ile sağlanır. Üçüncü bölüm, surede geçen ve konumuzla alakalı olan ayetlerin tatbiki yönünü oluşturmaktadır. Önceki bölümlerde yaptığımız gibi bu bölümü de kısımlara ayırdık. Bu bölümde ayetlerde geçen tüm marifeleri ve çeşitlerini belirleyip iraba dair bazı delilleri ve bu delillerin tefsirlerini ele aldık. Kalan şevahitler de ayet metinleri, ayet numarası ile birlikte tablolara konuldu. Surede marife çeşitlerinden en fazla zikri geçen, zamirlerdir. Tüm çeşitleriyle zikri geçen zamirlerin sayısı 472'dir. Surede tüm çeşitleriyle geçen ism-i mevsul sayısı 39, ism-i işaretler 16, üç çeşidi ile mübhematlara izafe edilenler 94, zamire izafe edilenler 90, ism-i mevsula izafe edilenler 1, ism-i işaretlere izafe edilenler ise 3'tür. Zikredilen âlem sayısı 21, أل (harf-i târif) ile marife olanların sayısı 84'tür. Mübhem olmayan iki marifeden birine izafe edilenlerin sayısı 16, âleme izafe edilenlerin sayısı 4 ve أل (harf-i târif) ile marife olmuş isme izafe edilenlerin sayısı 12'dir. Nidadaki zikredilen nekra-i maksudenin sayısı ise 1'dir.
Mufassal surelerde istiğna olgusu
İstiğna olgusu, araştırmacının üzerinde durmaya ve bilimsel olarak incelenmeye devam ettikleri önemli öğelerden biridir. Zira bu olgu hem gramer hem de belağat alanlarını ilgilendiren temel ve ortak bir konudur. İstiğnayı önemli kılan nedenlerden bir tanesi de üslub/stilistik alanını da ilgilendiriyor olmasıdır. Arap dili ve gramerini diğer dillerden farklı kılan en önemli unsurlardan birisi de kelime ve üslub zenginliğine sahip olmasıdır. Zira Araplar bir olayı veya bir cümleyi çok farklı biçimlerde dile getirme kabiliyetine sahip olan Arapçayı tüm bu imkanlarıyla kullanmaya özen göstermişlerdir. İstiğna olgusu da ilk dönemden itibaren tüm dilcilerin dikkatlerini çekmiştir. Örneğin ilk dilci olarak kabul edilen Sibeveyhi, bu olgunun farkında olup eserinin farklı yerlerinde kullanmıştır. Ondan sonra gelen, İbn Cinni, İbnu's-Serrac, el-Müberred, İbnu'l-Enbari ve es-Suyuti gibi dilcilerde de bu olgunun önemine vurgu yapıldığı ve kullanıldığını görmekteyiz. Bunlardan kimileri istiğa konusuna özel bir bölüm açarak müstakil bir şekilde ele almışlardır. Kimi dilcilerde çeşitli başlıklar altında bu konuyu ele alıp önemini dile getirmişlerdir. İstiğna; bir yapıdan bir yapıya veya bir formülden bir formüle veya kullanımdan başka bir kullanıma geçerken normal olanın dışına çıkıp olması gerekeni terk etmektir. Ancak bu duruma bir delalet eden bir işaretin mutlaka bulunması gerekmektedir. İstiğnayı önemli kılan şey, kuralı terk etmek değil bir sebepten dolayı daha etkili olması ve okuyucuyu düşünmeye gark etmesi için düşünmeye sevk etmektir. Bu kullanım kimi zaman ise daha kolay ve daha rahat anlaşılmaya sağlayan b ir durumdur. Zira istiğnanın kullanılmasından sonra sözde en ufak bir hata, eksiklik ve anlaşılmazın meydana gelmemesi şarttır. Aksi takdirde bu durum bir yanlışlık ve bozukluktur. Kur'an-ı Kerim, tükenmeyen pınar, kurumayan bir deniz olduğundan, bu olguyu mufassal surelerde takbiki/uygulamalı olarak ele alarak inceledik. Mufassal sureler, Muhkem, Mensuhun az olduğu şeklinde de isimlendirilmiş ancak temel isimlendirilmesinin bir hadise dayandığı surelerdir. Çalışmamızda Arap dilinin temel ve vazgeçilmez metni olan Kur'an'da istiğna ko nusunun nasıl işlendiğini inceleyerek aynı zamanda bu olgunun Arap dilindeki yerini ve önemini ortaya koyduk.
Nüzûl sıralı sûrelere göre şahsiyet eğitimi (ilk beş sure)
Kur'an-ı Kerim, hayatın her alanına dokunan, emsali bulunmayan yegâne bir kitaptır. Vücut bulduğu Allah Resulüyle (s.a.v.), hayatın her alanına sözü olan ve pratiğe dökülebilen bu ilahi gök sofrası, hemen hemen her ayetinin merkezine insanı alarak örnek bir şahsiyetin eğitim sürecini başlatmaktadır. Zira vahiyle inşa olan bir şahsiyet, ancak gerçek manada kemalâtâ yol alabilir. Bu çalışmanın gayesi, bu ilahi mesajın inşa sürecinde vahyin indiği ortamı da göz önünde bulundurarak nüzûl sırasına göre inen sûrelerin, bir insanı nasıl mümtaz bir şahsiyet haline getirdiğini irdelemektir. Bu çalışmada, şahsiyet eğitimini ilgilendiren temel kavramlar konumuz mahiyetinde ele alınmış ve gereksiz açıklamalara girilmeden tanımlar yapılmaya çalışılmıştır. Bu tanımları yaparken, konumuza ışık olacak anlamlar bulabilmek için geniş kaynaklardan yararlanılmıştır. Şahsiyeti eğitimi yolunda inen sûrelere geçmeden önce bu sûreleri içinde barındıran vahyin tanımını yapıp, nüzûl ortamı hakkında bilgiler vermeye gayret edilmiştir. Bu ortamda inen vahyin, bahsettiği olumlu-olumsuz şahsiyet tipolojilerinin özelliklerini Kur'an perspektifinden hareketle ayetler ışığında açıklanmıştır. Bu tipolojileri açıklarken, özellikle şahsiyet eğitimine direk temas edecek ayetler verilmeye çalışılmıştır. Bu tez sonucunda eşkıyadan evliyalığa dönüşümün yolculuğunda vahyin nasıl bir yol izlediğini, nesne olmaktan kurtulup özne olmaya çalışan her insanın vahiyle inşa olmaya karar verdikten sonra nasıl şahsiyet haline geldiğini ayetler ışığında ve Allah Resulü' nün (s.a.v.) örnekliğinde açıklanmıştır. Anahtar Kelimeler: Şahsiyet, Eğitim, Nüzûl, Kur'an-ı Kerim, Din, İnsan
Aşere tariki ile indirac usulüne göre Furkan suresinin kıraat farklılıkları ve manaya etkisi
"Aşere tariki ile indirac usulüne göre Furkan suresinin kıraat farklılıkları ve manaya etkisi" isimli bu çalışma giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. Çalışmamızda konunun iyi anlaşılmasına zemin hazırlamak maksadıyla öncelikle, giriş bölümünde Kur'an-ı Kerim ve kıraat ilminin tarifi, konusu, faydası ve gayesi, diğer islami ilimler arasındaki yeri Yedi Harf meselesi, kıraatlerin günümüzdeki durumu, kıraat çeşitleri gibi kıraat ilmi hakkında temel ve genel bilgiler verilmiştir. Birinci bölümde, Kıraat-ı Aşere imamları ve ravileri ile furkan suresinin vücuhatı gösterilirken, imamlar ve ravileri için kullanılacak olan rumuzlar tanıtılmıştır. İkinci bölümde ise Furkan suresinin genel özellikleri verildikten sonra, çalışmamızın asıl konusu olan Furkan suresinin manaya etki eden (ferş-i huruf) ve etmeyen (usul) yön-leri ele alınmıştır. Çalışmamız sonuç ve kaynakça ile sona ermektedir. Bu çalışmamızda islami ilimler arasında hak ettiği yeri ve önemi görmezden gelinerek hep ötelenen kıraat ilmini tanıtmayı hedefledik. Hakkında temel bilgiler aktararak kıraat ilminin aslında öğreniminin zor bir mesele olmadığını bu ilmi okumayı düşünen kardeşlerimize ifade etmeye çalıştık. Kıraat ilminin, tefsir, fıkıh gibi ilimlere kaynaklık ettiğini hatırlatıp bu ilme ilgi duyan talebe ve araştırmacılara kaynak olabilmeyi amaçladık. Çalışmamızda, ayetlerin mealini Mustafa Yıldırım hocamızın (vd) kaleme al-dığı "Yüce Kur'an ve Meali" adlı eserinden aldık. Anahtar Kelimeler: kıraat, aşere, yedi harf, Kıraat-ı Aşere, indirac, Furkan su-resi
Kur'an'ın nüzulü döneminde Yahudiler
Yahudilerle ilgili ayetler, surelerin nüzul sıralaması esas alınarak, Mekkî sureler ve Medenî sureler çerçevesinde incelendi. Mekkî surelerde sınırlı yer verilen Yahudilere, Medenî surelerde geniş yer ayrılmıştır. Mekkî surelerde direk hitap yer almazken Medenî surelerde "Ey İsrailoğulları, Ey Ehl-i Kitap" şeklinde muhatap sığası kullanılır. Mekkî surelerde vahiyle ilgili olarak, Kur'an-ı Kerim'in önceki vahiylerle aynı kaynağa dayandığı, Kur'an-ı Kerim'in Tevrat'ı tasdik ettiği bilgileri yer alır. Yahudilerden, Hz. Muhammed'e (s.a.v) inzal edilen vahye iman eden ve şahitlik eden kimseler bulunduğu gibi vahye şüphe duyan ve vahyi inkar eden kimseler olduğu haber verilir. Yahudilerin ilah algılarıyla ilgili olan Sebt inancı reddedilir. Medine'ye hicretin hemen öncesi nazil olan ayetlerde, Ehl-i Kitap'la mücadelenin en iyi şekilde yapılması gerektiği emredilir. Medine'de Yahudi kabileler de bulunduğu için, günlük hayattaki pek çok meselenin içindedirler. Bu nedenle Hz. Peygamberle (s.a.v) birçok konuda tartışmaya girmişlerdir. Dolayısıyla Medenî surelerde, Yahudilerle ilgili konuların çoğunluğu menfi bir özellik taşır. Yahudilerin Müslümanlara karşı besledikleri kin ve düşmanlık, Müslümanların düşmanlarıyla dayanışmaya girmeleri, İslam'ın emir ve yasaklarını hafife almaları gibi meseleler yoğundur. Yahudilerle ilgili bazı ayetlerde ya müspet ifadeler geçer ya da istisna yapılarak az bir kesimin iyi yolda olduğu bildirilir. Tefsirlerde bu kişilerin, İslam'ı kabul eden Abdullah b. Selam ve arkadaşları olduğuna dair birçok rivayet bulunur. Nüzul tertibindeki ilk surelerden son surelere kadar yer yer, Yahudilerin İslam yolunun temsilcileri olmadıkları, hak yolda olma vasıflarını kaybettikleri bildirilir. Anahtar Kelimeler: Ehl-i Kitap, Yahudi, Mekkî Sure, Medenî Sure, Nüzul tertibi
Âl-i İmrân sûresinde edebî sanatlar
"Âl-i İmrân Sûresinde Edebî Sanatlar" isimli bu çalışmamız, giriş ve üç bölümden meydana gelmektedir. Edebî sanatlar ilmine ait konuların çoğunu ihtiva eden bu çalışmada tanımlar ve örnek ayetlerle açıklamaları yapılmıştır. Birinci bölümde, Âl-i İmrân Sûresinde mecâza dayalı sanatlar anlatılmış ve onlardan geniş bir şekilde bahsedilip örnekler yoluyla açık hale getirilmiştir. İkinci bölümde, Âl-i İmrân Sûresinde anlama dayalı sanatlar hakkında bilgi verilmiş, yeri geldiğinde anlama dayalı sanatlar tek tek tanıtılıp, onlara örnekler getirilerek açıklanmıştır. Üçüncü bölümde ise Âl-i İmrân Sûresinde söze dayalı sanatlar hakkında bilgi verilmiştir. Âli İmrân sûresinde söze dayalı sanatlar anlatılmış ve anlatılan bu sanatlara adı geçen sûreden örnekler verilerek nihayete erdirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Âl-i İmrân, Edebî sanatlar, Belâğat, Fesâhat, Me'ânî, Beyân, Bedî', Ulûmu'l-Belâğa.
İlk dönem mekki surelerde müşrik kimliğinin dönüşümünde Esma-i Hüsna'nın rolü
Çalışmamızda, Cabiri'nin "Fehmü'l Kur'an" adlı eserinden yola çıkılarak, Kur'an'ın nazil olan ilk yirmi yedi suresi ve bu surelerin indiği dönemdeki şartlar siyer ile beraber göz önünde bulundurulmuştur. Bu süreç içerisinde esma-i hüsnanın müşrik kimliğinin tevhide dönüşümünde nasıl bir role sahip olduğu tespit edilmeye çalışılmıştır. Sureler incelendiğinde görülecektir ki bu konuda esmanın önemli bir rolü vardır. Surelerde mükerrer olarak geçen esmanın, geçtiği her yerde farklı bir bağlamda ele alındığı görülmektedir. Bu dönüşüm realist bir yaklaşımla gerçekleşmiş ve cahile devrindeki müşriklerin adetleri, inançları bir anda yok sayılmamıştır. Bilakis sistemli ve peyderpey olacak şekilde bu dönüşüm kalıcı olarak tahakkuk etmiştir. Bu minvalde ilk etapta putlar eleştirilmekten ziyade yokluktan varlığa, dünya hayatından ahirete ve geçmiş milletlere değinilerek Allah'ın kudretine, putların acziyetine dikkat çekmiştir. Bu şekilde de düşünme, putlardan yüz çevirme ve dağılan vahdaniyetten tevhid inancına dönüş saptanmıştır.
Kehf Suresinin tasavvufi yorumu
Kur'ân-ı Kerîm'in 18. Suresi olan Kehf suresi, Mekke döneminde nâzil olmuştur ve 110 ayettir. Sure, Yüce Allah'ın varlığı ve birliği, Hz. Peygamber'e öğütler, iman edenler ile mükâfatları ve inkâr edenler ile başlarına gelecekler, Ashâb-ı Kehf, Hz. Musa-Hızır ve Zülkarneyn kıssaları gibi konuları ihtiva etmektedir. Bu çalışmada Kehf suresinin tasavvufi yorumu ele alınmış, ayetler sûfilerin penceresinden gösterilmeye çalışılmıştır. Kehf suresi hakkında genel bilgiler verilmiş, belirlenen tasavvufi tefsirler arasındaki benzer ve farklı yorumlara değinilerek genel bir tablo sunulmaya çalışılmıştır. Aynı zamanda Kehf suresi ile ilişkilendirilen tasavvuf kavramlarına ve bu kavramların ayetlerle bağlantılarına temas edilmiştir.
Furkân sûresi örneğinde hâl konusunun incelenmesi
İslâm devletinin büyümesi yeni fetihleri beraberinde getirmiş ve birçok kültür ve medeniyet İslam topraklarına katılmıştır. Bunun neticesinde Kur'ân-ı Kerim'in doğru okunması ve anlaşılması endişesi meydana gelmiştir. Bu endişenin giderilmesi için Arap olmayanlar bu dilin öğrenilmesine büyük önem vermiştir. Bu sebeple birçok çalışmalar yapılmıştır. Bu alanda yapılan çalışmalar sonucunda "sarf, nahiv, Belâgat, aruz, lügat" gibi çeşitli ilim dalları ortaya çıkmıştır. Bu çalışmada birinci bölümde hâl konusu, temel kaynaklar merkezli işlenmiş olmakla birlikte bazı yerlerde modern kaynaklardan da istifade edilmiştir. İkinci bölümde ise Furkân sûresinde geçen lafızlar sarf ve lügat açısından tahlil edilmiş ve sûrede geçen hâl örnekleri gösterilmek suretiyle konu tartışılmıştır. Âyetler tercüme edilirken hâlin manaya nasıl yansıması gerektiği örnek meâller vermek sûretiyle gösterilmiştir. Böylelikle sûrenin muhtevâsının ve ayetlerin bağlamının daha iyi anlaşılması amaçlanmıştır.
El-Vâkıa suresi bağlamında Arap dilindeki merfûâtın incelenmesi,
Dil, canlı bir varlıktır. Canlı bir varlık gibi doğar, büyür, gelişir ve konuşanı kalmazsa ölür gider. Tüm bu aşamalarda en etkili unsur insandır. İnsanın gelişimi, değişimi, farklılaşması gibi faktörler dile direkt olarak etki eder. Arapça, yüce kitabımız olan Kur'ân-ı Kerim'in, Müslümanların Peygamberi Hz. Muhammed (sav)'in ve onun ashâbının dilidir. Bu itibarla sadece ilk muhatapları olan Arapların değil, aynı zamanda farklı milletlere mensup bütün Müslümanların ortak dilidir. Hiç şüphesiz Hz. Peygamber'e (sav) verilen görevlerden bir tanesi de yüce kitabımızı yorumlama ve açıklama yetkisidir. Bu husus Kur'ân-ı Kerim'de şöyle ifade edilmektedir: "İnsanlara, kendilerine indirileni açıklayasın diye sana Zikr'i (Kur'an) verdik. Umulur ki düşünürler." ( Nahl 16/44) Buradan da açık bir şekilde anlıyoruz ki belâğat ve fesâhatin zirvesinde yer alan Allah Resulü'nün (sav) temel vazifesi Kur'ân-ı Kerim'i insanlara açıklayarak yaşanılır hale getirmek ve kendisine inzal olunan vahyi tefsir etmektir. Mekke Arapları'nın büyük bir kısmının okuma yazma bilmemelerine rağmen kendilerine okunan Kur'an-ı anlamada herhangi bir zorluk yaşamadıkları, ne bir tercümana ne de nahiv kaidelerine ihtiyaç duymadıkları bilinen bir gerçektir. Kitap onların anadillerinde vahyedilmiş ve Araplar da dil ve edebiyatları üzerinde hâkimiyet kurmuşlardı. Cahiliye şiirleri, belâğat içeren hitabetleri zaten Arap edebiyatının temel kaynaklarının yekûnunu oluşturmaktadır. Bu sebeplerle Kur'an-ın diline vakıf olan Araplar Kur'ân-ı okuyup anlamakta zorlanmadılar. Ancak son kitap sadece Araplara gönderilmemiştir. Neticede Arap olmayan Müslümanlar dinlerini daha iyi ve sağlam öğrenebilmek için dinlerinin dili olan Arapçayı öğrenmeye yönelmişlerdir. Şer'i ilimler alanında yazılan temel eserlerin Arapça olması da Arap olmayan Müslümanları Arapça öğrenmeye sevk etmede önemli rol oynamıştır. Arapça öğrenmek isteyen bir kişinin öncelikle sarf (kelime bilgisi) ve nahiv (cümle bilgisi) ilimlerini öğrenmesi gerekir. Biz bu çalışmada nahvin tanımı, doğuşu, i'râb, i'râbın kısımları, alâmetleri, Vâkıa sûresi ve bu sûrede geçen merfûât üzerinde duracağız.
Âl-i İmrân Sûresinin kırâatlar açısından incelenmesi ve kırâatların manaya etkisi
Kur'ân-ı Kerim Peygamber efendimiz (s.a.s.)'in en büyük mûcizesidir. Kur'ân'ın en üstün özelliği mûcizevi bir şekilde nâzil olduğu günden bugüne hiçbir değişime uğramaksızın gelmesi ve ila nihaye yüce Allah (c.c.)'ın muhafazasında olmasıdır. İslâmî ilimlerin tümüne kaynaklık eden Kur'ân-ı Kerim'in anlaşılmasında hiç şüphesiz kırâat ilmi, inkâr edilemez derecede önem arzeden gerekli bir ilimdir. Asırlardan beri Kur'ân-ı Kerim üzerinde birçok alanda çalışmalar yapılmıştır. Şüphe yok ki, bu çalışma alanlarından biri de kırâat ilmi olmuştur. Bu alanda yapılan çalışmalar genel olarak kırâat farklılıkları ve çeşitliliği ile bu farklılıkların manaya yansımaları şeklinde olmuştur. Kur'ân-ı Kerim'in daha iyi anlaşılabilmesi ve kavranabilmesi için ulemamız, onunla ilgili cümlelerin, kelimelerin hatta harflerin üzerinde birçok araştırma ve çalışma yapmış, elde ettikleri bu bilgi ve kazanımları ümmetin istifadesine sunmuşlardır. Bu çalışmamızda, yaptığımız araştırmalar neticesinde daha önce üzerinde çalışma yapılmadığı kanaatine vardığımız Âl-i İmrân sûresinde geçen kırâat farklılıkları ve bu kırâat farklılıklarının manaya etkisi araştırılarak ilgililerin istifadesine sunmak için gayret sarf edilmiştir. Sûrenin kırâat farklılıkları yönünden incelenmesine geçmeden önce kırâat ilminin tarifi, tarihsel süreci, kırâat çeşitleri, kırâat ile alakalı kavramlar, Ahrufu's-Seb'a, kırâat imamları ve râvîleri, kırâat tarikleri, kırâat imamlarının hocaları, talebeleri ve kırâat farklılığının oluşma şekilleri hakkında bilgi verilmeye çalışılmıştır. Ayrıca Âl-i İmrân sûresi hakkında da kısaca bilgi verilmeye gayret edilmiştir. Gayret bizden tevfik yüce Allah (c.c.)'tandır. Anahtar Kelimeler: Mushaf, Ahrufu's-Seb'a, Kırâat, Sûre, Âl-i İmrân.
Maide süresinde temizlik el-Bahru'l-Medîd tefsiri örneği
İslâm'da temizlik, insanın günahlardan, haramlardan uzak durması ve yaşadığı yeri, bedenini, elbisesini temiz tutması anlamına gelir. İslâm'da temizlik ile ibadet amaçlı temizlik birbirini tamamlar ve birlikte bir anlam ifade eder. Bu sebeple İslâm bilginleri temizliği maddî temizlik, hükmî temizlik ve manevî temizlik şeklinde üç safhalı bir faaliyet olarak görmüşlerdir. Tasavvuf düşüncesinin Fas'taki en önemli temsilcilerinden biri olan Ahmed b. Acîbe'nin altı ciltlik el-Bahru'l- Medîd isimli tefsiri, Kur'an'ın hem zâhirî hem de bâtınî tefsirini ihtiva etmektedir. Çalışmamızda el-Bahru'l- Medîd tefsirinde Maide Suresinin temizlik ile ilgili ayetleri esas alınarak hazırlanmıştır. 120 ayetten oluşan Maide Suresi, 1, 3, 4, 5, 6, 87, 88, 90, 91, 92, 93, 96, 100. ayetleri temizlikle ilgili maddi ve manevi hükümler içermektedir. Çalışmamızda bu ayetlerin el-Bahru'l- Medîd'e göre önce meali verilmiş, daha sonra ayetlerin tefsiri, son olarak da ayetlerin tasavvufi işaretleri üzerinde durulmuştur.
İmâm Mâtürîdi'nin Te'vîlâtü'l-Kur'ân adlı eseri bağlamında Nisâ Sûresi 26-27-28. âyetlere göre irâde hürriyeti
İrâde hürriyeti eski din ve kadim felsefelerde tartışılan çok önemli bir konudur. Aynı şekilde İslâm'da da tartışılmış ve konu etrafında birçok görüş ortaya çıkmıştır. Bu tezimizde İmâm Mâtürîdî'nin Te'vîlâtu'l-Kur'ân adlı eseri bağlamında Nisâ Sûresi 26-27-28. âyetlerine göre irâde hürriyeti konusundaki görüşleri araştırma konusu yapılmıştır. Çalışmada öncelikle İmâm Mâtürîdî'nin hayatı ve eserlerine kısaca değinildi. İlgili âyetlerin açıklamasına geçilmeden önce araştırmanın ana konusunu teşkil eden irâde kavramıyla ilgili bilgiler verildi. Akabinde irâde kavramıyla bağlantılı olan Kader, Kaza, İlim, Kudret, Fiiller, Kesb, Rızık ve Ecel kavramları kısaca açıklandı. Söz konusu ön bilgilerde İslam düşünce ekollerinin konuya yaklaşımları kısaca zikredildi. Araştırmanın ikinci bölümünde ise Nisâ sûresinin ilgili ayetleri farklı tefsir kaynaklarından araştırılarak müfessirlerin konuya yaklaşımı ele alınmıştır. Daha sonra İmam Mâtürîdî'nin ilgili ayetlere ve mezkûr ayetler bağlamında irade konusuna yaklaşımı ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Tefsir, İrâde, Hürriyet, Mâtürîdî, Mezhep, Görüş.
Hüsameddin el-Bitlisî'nin "Câmiü't-Tenzîl Ve't-Te'vîl" adlı eserinden Nisâ Sûresi tefsirinin tahkiki
Ele aldığımız tefsir, Türkiye ve Anadolu topraklarında şöhret kazanan İdrisi Bitlisî'nin babası Hüsameddin Ali el-Bitlisî'ye aittir. Eser sahibi, Akkoyunlu devletinin üstün alimlerinden sayılır. Kendisi tarikat şeyhi olmasıyla birlikte fıkıh ve felsefede de derin bilgiye sahiptir. Tefsir ve işârî tevil şeklinde iki boyutlu açıklamalarda bulunan Câmiu't-Tenzîl ve't-Te'vîl adlı bu eser muhteva açısından çok zengin metodoloji ve bilgilere sahiptir. Çalışmamızın birinci bölümünde müellifin hayatı, eserleri, ilmi ve siyasi şahsiyeti ele alınmıştır. İkinci bölümünde eser sahibinin tefsir metodolojisi ve bakış açısı araştırılmıştır. Üçüncü bölümde Bitlisî'nin Câmiu't-Tenzîl ve't-Te'vîl adlı tefsirinin Nisâ Sûresinin tahkiki yapılmıştır.
Hikâyet-i Ashab-ı Kehf ve Takyanus (Metin-inceleme-tıpkıbasım)
Ashab-ı Kehf ya da Yedi Uyurlar olarak bilinen yedi arkadaşın hikâyesidir. Ashâb-ı Kehf kıssası Kur'an-ı Kerim'de Kehf Sûresi'nde anlatılmaktadır. Ashab-ı Kehf hikâyesi geçmişten günümüze çeşitli rivayetler ve az da olsa değişik farklılıklarla anlatılmaktadır. Bu sebepten kıssa ile ilgili en doğru kaynak İslam'ın temel kitabı ve ilk müracaat kaynağı Kur'an-ı Kerim'dir. Ashâb-ı Kehf kıssasının anlatıldığı Kur'ân-ı Kerîm'in on sekizinci suresine, bu kıssanın önemi dolayısıyla "Kehf" adı verilmiştir. Ashab-ı Kehf kıssası gerek dini gerek tarihi açıdan önem arz eden bir hikâyedir. Bu konuyu geçmişten bugüne dek pek çok Osmanlı müellifi eserlerinde de yer vermişlerdir. Bizim üzerinde Yüksek Lisans çalışması yapacağımız eser Milli Kütüphane kataloğunda ve Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığının yazmalar.gov.tr adresindeki katalogda Kâdî Asker Şerîf Mehmed Mollâ Efendî (öl. 1308/1890) tarafından yazıldığı belirtilen yazma esere yönelik olacaktır. Bu Ashab-ı kehf hikayesi Osmanlı Türkçesi dönemine ait sade ve akıcı üslupla yazılmış bir eserdir. Eserin trankripsiyonlu metni ortaya konuldu ve ardından eserin sözlüğü hazırlandı.
Medenî sûrelerde hicretten öncesine yönelik atıflar
Bu tez Medenî sûrelerde yer alan ve hicretten önceki yakın geçmişe (Mekke dönemine) atıf yapan ayetleri ele almaktadır. Ayetlerin nüzul sebepleriyle birlikte atıfların gramatik ve konu yönünden izahı yapılarak, işaret edilen hususların açıklığa kavuşturulması amaçlanmaktadır. Buradan hareketle Mekke döneminde cereyan eden bir takım olayların ve alışılagelmiş davranışların değerlendirilmesi hedeflenmektedir. Bununla birlikte, vahyin müdahalesiyle Medine'deki olaylar ele alınarak toplumda ne tür değişimlerin gerçekleştirilmeye çalışıldığı ve hangi mesajların verilmek istendiği değerlendirilecektir. Ayrıca, Kur'an'da geçmişe yönelik atıfların amaçlarının, fayda ve beklentilerinin neler olabileceği soruşturulacaktır. Anahtar Kelimeler: Kur'an-ı Kerim, Kur'an üslubu, atıf, geçmişe atıf, toplumsal gelişim
Mekkî sûrelerde yakın geleceğe yapılan atıflar
Bu tez Mekkî sûrelerde yer alan ve yakın geleceğe (Medine Devrine) yönelik atıf yapan ayetleri ele almaktadır. Ayetlerin konusu ve nüzul sebepleriyle birlikte atıfların gramatik izahı yapılarak, işaret edilen hususların açıklığa kavuşturulması amaçlanmaktadır. Buradan hareketle Mekke döneminde nazil olan sûreler tespit edilerek ayetlerde yakın geleceğe yapılan atıflar nüzul sırasına göre ele alınacaktır. Bununla birlikte ayetlerde hangi konulara ve olaylara işaret edildiğine dikkat çekilerek buradaki hikmetlere değinilecektir. Ayrıca, Mekke döneminde nazil olan sûrelerin muhtevalarına ve atıf yapılan ayetlerde bulunan konulara işaret edilecektir.
Zâriyât sûresi tefsiri
Kur'ân-ı Kerîm'de 51. Sûre olarak Zâriyât Sûresi, 60 âyetten oluşan sûre olmasına rağman içerdiği konular çok kapsamlı olarak görülmüştür. Bu tezde, Zâriyât Sûresi Tefsiri araştırılmaya çalışılmıştır. Araştırma, giriş, üç bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır.
"Tâ-hâ, Enbiyâ ve Hac Sûrelerindeki kırâat farklılıkları ve tefsire etkisi"
Bu çalışmada, Kur'ân'ın bazı kelimelerinde görülen kırâat farklılıkları ve bunun sonucunda kelimelerde ortaya çıkan şekilsel ve anlamsal değişimler, Tâ-hâ, Enbiyâ ve Hac sûreleri özelinde incelenecektir. Çalışmamız giriş ve onu takip eden üç ayrı bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde çalışmanın amacı, ele alınan konuların çerçevesi, çalışmada izlenen yöntem ve başvurulan eserler hakkında bilgi verilecektir. Birinci bölümde, tezin konusunu teşkil eden söz konusu sûrelerdeki kırâat farklılıklarının daha iyi anlaşılmasına katkı sunacağı inancıyla, kırâat ilmi ve tarihi üzerinde durulacaktır. Kırâatin tanımı, çeşitleri, bu ilme ait bazı kavramlar ve ortaya çıkışından itibaren tedvin edildiği döneme kadar kırâat ilminin geçirdiği aşamalar ele alınacaktır. Kırâat farklılıklarının mahiyetiyle ilgili birtakım bilgilerin de yer alacağı bu bölümde ayrıca, kırâat imamlarının hayatları, ilmi durumları ve râvîleriyle ilgili bilgilere de yer verilecektir. İkinci bölümde ise, çalışmamızda ele aldığımız söz konusu sûrelerin tanıtımı yapılacaktır. Bu bağlamda eğer var ise nüzul sebepleri, Kur'ân tertibindeki yerleri, âyet sayıları, başka sûrelerle olan irtibatları, bahsettikleri konular, kişiler ve yerler hakkında açıklamalar yapılacaktır. Diğer taraftan sûrelerde verilen mesajlar ve bu mesajlardan çıkarılacak dersler üzerinde durulacaktır. Üçüncü bölümde tezimizin asıl konusunu oluşturan Tâ-hâ, Enbiyâ ve Hac sûrelerindeki mütevatir kırâat farklılıkları incelenecektir. Üzerinde kırâat ihtilafı oluşan kelimenin türü, ihtilafın sebebi, kırâat farklılığından dolayı anlamın değişip değişmediği araştırılacaktır. Eğer kırâat farklılığından dolayı anlam değişmişse, bu değişimin âyetin yorumlanmasına olan etkisi, çeşitli kaynaklardan faydalanılarak açıklanacaktır. Anahtar Kelimeler: Kur'ân, Sûre, Kırâat, Farklılık, Anlam
Kamer sûresi tefsiri ve sûre ışığında kıyâmet ve helâk edilen kavimler
Kur'ân-ı Kerîm'in 54. sûresi olan Kamer sûresi, Mekke döneminde inmiştir ve 55 âyetten oluşmaktadır. Bu tezde, Kamer sûresinin tefsiri, onda geçen kıyâmet tasvirleri ve helâk edilen kavimler araştırılmaya çalışılmıştır. Araştırmamız üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Kamer sûresi hakkında genel bilgilere yer verilmeye çalışılmıştır. Bu açıklamalar yapılırken Kur'ân-ı Kerîm başta olmak üzere sûre ile ilgili bilgi veren diğer kaynaklara da başvurulmuştur. İkinci bölümde sûrede bulunan bazı kelime ve ıstılahlar izah edilmeye gayret edilmiştir. Ayrıca dirâyet ve rivâyet tefsirlerine ve konuyla ilgili mevcut olan diğer kaynaklara dayanarak sûrenin tefsiri üzerinde durulmuştur. Üçüncü bölümde ise sûrede yer alan kıyâmet tasvirleri ve helâk edilen kavimler ile ilgili ikinci bölümden elde edilen bilgiler çerçevesinde ve Kur'ân-ı Kerîm'in diğer sûrelerinden faydalanılarak konu izah edilmeye çalışılmıştır.
Abdurrazzâk'ın tefsirindeki musannefine ziyade Mekke Dönemi merfu rivayetlerin değeri
Araştırmamızın konusu Abdurrazzâk'ın Musannef'ine Ziyade Mekkî Surelerin Tefsir'indeki Merfu Rivayetlerin hadis ilmi açısında değeridir. Araştırma, giriş, iki bölüm, bir sonuçtan oluşmaktadır. Giriş bölümünde Araştırmanın önemi, konusu, yöntemi sınırı ve kaynaklarına yer verilmiştir. Birinci bölümde Abdurrazzâk'ın hayatı, ilmî kişiliği, eserleri ve el-Musannef ve Tefsir'inde ki rivayet metoduna yer verilmiştir. İkinci bölümde, Zerkeşînin sureleri nüzul tertibine göre rivayetleri tasnif, tahric, isnad ve metin tenkidi ve tahlili ayetle arasında ki, muhtava ve zaman açısından irtibata işaret edilmiştir. Her rivayetle ilgili ulaşılan tespit sonuç olarak ifade edilmiştir. Sonuçta araştırma sürecinde elde edilen bilgiler ve tesbitler genel bir değerlendirme yapılarak Abdurrazzâk'ın Tefsir'inde rivayetleri hadis ilmi açısından ne ifade ettiği özet olarak değerlendirimiştir. Anahtar Kelimeler: Abdurrazzâk , Mürsel, Merfu, Rivayet, Mekkî, Tahric, Tenkit.
el-Cevahir ve'd-Dürer fî Tenasubi'l-Ayât ve's-Suver Adlı Eserin İncelenmesi (Müzzemmil, Müddessir, Kıyame ve İnsan Sureleri)
Tenâsüb konusunda geçmiş ve günümüz müslüman bilim adamları ile İslam fıkıh alimleri fazla mesafe kat etmeksizin Kur'an-ı Kerim ayetleri ve süreleri arasındaki ilişki gibi önemli bir konuda yeterince çaba sarf etmediler. Kur'an ilimlerinin diğer konularına (Tefsir, nâsih ve mansûh vb.) verdikleri önem kadar bu alana önem göstermediler. Ancak Kur'an-ı Kerim'i beyan etmek ve müfredatını açıklamak için sınıflandırarak ibadet hayatımızdaki önemini ve sonuçlarını açıkladılar. Müslümanın, kendisini yaratan rabbine, peygamberine, dinine ve ümmetine karşı yapması gerekenleri belirttiler. Tenâsübün İslam literatüründe büyük bir önemi vardır. Çünkü tenâsüb, Kur'an-ı Kerim ile güçlü bir bağa sahip olup ayetlerin okunmasında, lafızlarının açıklanmasında, anlamının iyi bir şekilde kavranmasında büyük bir katkıya sahiptir. Bu sayede vasat seviyedeki bir Müslüman dahi konuları yeterince kavrayabilmekte, kalbine takva yerleşmesi sonucunda da varmak istediği hedefe ulaşabilmektedir. Bu tezin yazılmasındaki amaç, tenâsüb konusunun büyük öneme sahip olması hasebiyle İslam alimlerinin bu alandaki çabalarını ortaya çıkararak insan aklını aşan yüce anlamlar ve rabbani mucizeler ile temsil edilen Kuran kavramlarını insanlara hatırlatmaktır. Çalışmamızda tanımlayıcı analitik yöntem kullanılarak tenâsüb ile bağlantılı değerler beyan edilmekte, kaynak kitaplardan istifade edilmektedir. İstikrâî yöntem kullanılarak farklı görüşlerden ve delillerden yararlanmak suretiyle araştırma konusu incelenmektedir. Bu yöntem neticesinde çalışmanın özeti çıkarılarak sonuç ve tavsiyelerde bulunup tenasüp konusunun öneminin Allah'ın kitabına hizmet etmekte ortaya çıkacağı belirtilmektedir. Tenasüp konusu İslam alimleri için yeni bir konu olmamakla beraber İslami fetihlerle birlikte Arap olmayan toplumların İslam kültürü ile tanışmaları neticesinde bu isim ile yeniden ortaya çıkmıştır. Arap olmayan acemlerin İslam'a girmesi İslam alimlerini Kur'ân ilimleri üzerinde araştırmaya, mevcut bilgilerini genişletmeye, detaylarını açıklamaya, hükümlerini beyan etmeye yönlendirmiştir. Bu alandaki çaba ve çalışmalar Allah'ın kitabına hizmet etme niyet ve gayesiyle hâla devam etmektedir. Anahtar Kelimeler: Tefsir. Tenâsüb, Ayet, Sûre, Kur'an-ı Kerim.