Teknolojik gelişmeler
Bu konu başlığı altında 164 tez
Görsel iletişim tasarımında yeni nesil değişken font tasarımı ve bir uygulama
Gutenberg'den beri görsel iletişim ve grafik tasarım alanı belirgin bir biçimde teknik ve teknolojik gelişmelere derinden bağlı olmuştur. Her gelişen ve değişen teknoloji iletişim tasarımına katkıda bulunmuş, getirdiği veya sağladığı yeni olanaklar kitaplardan başlayarak tüm grafik tasarımın ve görsel iletişimin tasarlama anlayışlarının da değişmesine neden olmuştur. Ortaya çıkan her yeni teknik veya teknoloji her zaman anında veya hemen etkide bulunmamış, zaman içinde olasılıkları ve üretime katkısı anlaşıldıkça uygulamada karşılığını bulmuştur. Değişken fontlar aslında sanıldığı gibi yeni bir teknoloji değildir. Ancak bu eski teknolojilerin geliştirilmesi ve etkin kullanıma girmesi 2017'ler olduğu için yeni sayılabilir. Bu nedenle henüz bu konu/sorun yeni bir araştırma alanı olarak kabul edilebilir. Bu başlık kapsamında ülkemizde henüz yeterli Türkçe kaynak bulunmamaktadır. Bu tez çalışması ile değişken font tarihçesini ele almak, genel özelliklerini ortaya koymak, tasarımcıların değişken font ile yaptıkları görsel iletişim çalışmalarını incelemek ve geniş kapsamlı Türkçe bir kaynak oluşturmak hedeflenmiştir. Bu bağlamda, tez çalışması dört ana bölümden oluşmaktadır. Tezin 1. Bölüm'ünde değişken font hakkındaki terimsel/kavramsal açıklamalara ve bir terminolojiye yer verilmiştir. 2. Bölüm'de görsel iletişim tasarımının çağdaş gelişim süreci, görsel iletişimde tipografik tasarımın önemi, sayısal font teknolojisinin gelişimi ve değişken fontun bugünü ve geleceği hakkında yapılan araştırma verileri yer almaktadır. 3. Bölüm'de görsel iletişim tasarımında dijital fontun yeri ve önemi, değişken font teknolojisinin görsel iletişim tasarımına katkıları ile değişken font içeren seçilmiş tasarımlarda inceleme ve değerlendirme hakkındaki açıklamalar yapılmaktadır. Son bölümde ise uygulama çalışması hakkında taslak ve öneriler, yapılan çalışmaların kullanım olasılıkları ve değişken fontlarla yapılmış tasarım çalışmaları yer almaktadır. Anahtar Kelimeler: Görsel İletişim Tasarımı, Sayısal Tipografi, Yeni Nesil Yazı Karakteri, OpenType Font, Değişken Font
İfade biçimi olarak dijital hata imgeleri
Sanatta estetik ve ifadenin gücünü arttırmaya yönelik kaygılarla ortaya çıkan biçim bozma (deformasyon), günümüzde teknolojinin gelişimiyle çoğalan çalışma alanlarında varlığını sürdürmüştür. Biçim bozukluklarını doğasında barındıran alanlardan biri de gliç sanatıdır. Dijital ortamlarda donanımsal/yazılımsal boyutlardaki hataların yansımaları olarak biçimi bozulmuş görsel ve işitsel veriler, gliç sanatının materyallerini oluştururken; yenilikçi estetik yaklaşımlar meydana getirmek ve teknolojinin barındırdığı hata payını sanatsal arayışlar amacıyla değerlendirmek, gliç sanatını meydana getiren çıkış noktalarından olmuştur. Farklı disiplinlerdeki sanatçıların da dikkatini çeken gliç sanatı, genişleyen bir etki alanına sahip olmakla birlikte birçok farklı forma girerken girdiği formları da deforme etmektedir. Bu çalışmada literatür tarama yöntemiyle toplanan veriler doğrultusunda teknolojik gelişimler sonucu bir ifade biçimine dönüşen gliç sanatından ve dijital-analog hata imgelerinden bahsedilmiştir. Anahtar Kelimeler: Hata, Aksaklık, Hatalı Görüntü, Hata Sanatı, Dijital
Teknokentte girişimcilere sağlanan yararlar ve vergisel boyutta incelenmesi ve bir uygulama
Teknolojinin ve dijital dünyanın hâkim olduğu günümüz dünyasında yeni bir sanayi devrimi olarak kabul edilen endüstri 4.0 ile artık küreselleşen teknoloji ve bilginin önemini göstererek, küresel boyutta bu gelişmelere ayak uydurulması gerektiği gözler önüne sermektedir. Yaşadığımız 21. yüzyılda bilgi yoğun teknolojilerin yerine inovasyona dayalı ileri teknolojiler yer verilmiştir. Teknoloji ve inovasyonun ekonomik büyüme ve kalkınmada stratejik bir öneme sahip olduğu yaşadığımız dönemde açıkça görülmektedir. Günümüz çağında bu teknolojik gelişmişliğe ve entelektüel sermaye birikimine sahip olmak ve değişen dünyada uluslararası alanda rekabet edebilen, katma değer katarak ülke ekonomilerini ve gelişmişlik düzeylerini ilerletebilen bir ülke olmak için bu sürece hızlı şekilde adapte olmak gerekmektedir. Bu teknolojik ilerlemeye yetişebilmek ve sahip olabilmek için teknoloji üretimi yada teknoloji transferi yoluyla mümkün olduğu göz önüne alındığında teknoloji transferinin getirdiği yüksek maliyetlerin sürdürülebilir bir teknolojik gelişmişliği zorlamaktadır. Bu durumda ülkelerin teknoloji elde etme gayreti içinde teknolojik üretime yönelmesi amacıyla bilgi üretiminin ve bilginin ticarileştirilmesi amacıyla uygun ortamların yaratılması oldukça önemlidir. Bu bilgi birikimlerinin teknoloji üretiminde ve teknolojiye aktarılmasında gerekli ortamların olması gerekmektedir. Bu açıdan üniversite, sanayi ve devletin bir arada olduğu Teknokentlerde bu ortamların en uygun olduğu yapılardır. Teknokentlerde faaliyet gösteren firmalara çok çeşitli avantajlar sağlanmaktadır. Bunların bir kısmı vergisel olamayan avantajlar olabileceği gibi diğer kısmıda vergisel olan avantajdır. Vergisel olmayan avantajlar; teknogirişim sermayesi, risk sermayesi, hibe ve krediler şeklinde olabileceği gibi vergisel olan avantajlarla da kanun ve yönetmeliklerce belirlenen çeşitli muafiyetler bulunmaktadır. Mevcut kanunlar çerçevesinde Teknokentlerde faaliyet gösteren girişimcilere, faaliyette bulundukları Ar-Ge, yazılım, tasarım faaliyetlerinden elde etmiş oldukları kazançlardan gelir ve kurumlar vergisinden 2023 tarihine kadar muaftırlar. Aynı şekilde mükelleflerin gelir ve kurumlar vergisinden muaf tutulması süresi dâhilinde Ar-Ge, yenilik ve tasarım faaliyetleri ile ilgili olmak üzere yapılacak olan ithal eşya üzerinden gümrük vergisinden her türlü harç ve fonlardan da muaftırlar. Yine bu girişimler için personel çalıştıran işverenlere SGK işveren desteği primi ile de destek verilmektedir. Çalışmada da ülkemizde teknolojik gelişimine katma değer sağlayan Teknokentler hakkında genel bir bilgilendirme ile Teknokentlerde faaliyet gösteren firmalara sağlanan avantajlar ve bu avantajlar neticesinde mükellefiyetlikleri belirtilmiştir. Çalışmanın uygulaması ile Teknoloji Geliştirme Bölgeleri içinde faaliyet gösterilmesi halinde sağlanan avantajların ve bölge dışında faaliyet gösterilmesi halinde faaliyetlerin karşılaştırmalı olarak açıklanmasına yer verilmiştir.
Dı̇jı̇tal teknolojı̇dekı̇ gelı̇şmeler ve tasarıma etkı̇lerı̇
Teknolojinin hayatımızın her alanına girdiği artık herkesin bildiği bir gerçektir. Ancak kullandığımız ya da yaşantımızda var olan bu teknolojilerin geçmişini, öncesini sorgulamak ya da hatırlamak pek önemsediğimiz konular arasında değildir. Özellikle her gün bir şekilde dokunduğumuz ya da hayatımızın bir yerinde var olan bilgisayar teknolojisi gündelik hayatımızın içerisinde öylesine olağan bir durum haline geldi ki, kimse bilgisayar ya da dijital teknoloji yokken ki günleri hatırlar durumda değil. Araştırmada değinilmiş olan ana temanın önemli sebeplerinden biri de eski zamanları, teknolojileri, hatırlamak, hatırlatmak ve yaşanan değişim ve etkileri tasarımsal alanda açıklamaktır. Bu araştırmada, dijital teknolojideki gelişmeler ve tasarıma etkileri, geleneksel ve teknolojik gelişmelerin ele alındığı sanatçı ve tasarımcıların yaptığı iş ve eserlerinin incelendiği ve aslında önceleri hayal ürünü olarak düşünülen işlerin, teknolojinin katkılarıyla nasıl geliştiği araştırılmakta ve anlatılmaktadır. Grafik tasarım, sayısal teknolojilerin bulunmaya başlanmasıyla sürekli olarak kendini yenilemiş ve geleneksel anlayışı yok saymadan kendini daima bu yeniliğin içerisinde geliştirmiştir. Birinci bölümde, iletişim dönemi ele alınmış, ele alınan bu dönem içerisinde var olan alanlar; iletişim tarihi, yazı ve semboller, matbaa ve endüstri devrimi konuları içerisinde incelenmiştir. İkinci bölümde, dijital teknolojinin toplumsal yaşama getirdiği yenilikler ve bu yeniliklerin sanat anlayışına getirdiği değişikliklere değinilmiştir. Dijital teknoloji ile dijital tasarımın ilk örneklerinden, günümüze kadar olan grafik tasarım unsurlarının değişimleri araştırılmış ve bu değişimlerin hayatımıza getirdiği yenilikler, teknolojik ve sosyolojik yönden açıklanmıştır. Üçüncü bölümde ise, grafik tasarım konularının ağırlığını hissettirdiği, illüstrasyon, animasyon ve bilgisayar destekli tasarım ürünlerinin tarihi gelişimi, yeni oluşumların etkisiyle yaşanan gelişmeler geleneksel ve teknolojik yönleri ile açıklanmış, eski ve yeniye dair örnekler verilip yaşanan gelişmeler ve etkiler incelenmiş, teknolojinin sağlamış olduğu yeni gelişmeler ve farklı disiplinlerle olan işbirlikleri araştırma kapsamında açıklanmıştır.
Yazılım teknolojisindeki gelişmelerin bağımsız denetime katkı ve etkileri
İşletmeler belirli amaçları gerçekleştirmeyi hedef alır ve bu amaçları yerine getirmek için faaliyetlerini sürdürür. İşletmelerin temel hedef ve amaçlarının başında sürdürülebilirlik ve kâr elde etmek gelmektedir. Ancak söz konusu bu amaçlar işletmeler için tek başına ifade edilebilecek unsurlar değildir. İşletmenin bulunduğu sektör, bu sektördeki konumu, bilgi birikimi, verimliliği, politikası, çalışanlarının yetkinlikleri ve diğer birçok konu kâr ve devamlılık amacıyla birlikte düşünülmesi gereken konulardır. Günümüzde ekonomik gelişmelerle birlikte işletmelerde büyümüş ve işletme içindeki verilerde artmıştır. Bunun sonucunda muhasebe işlemleri ve denetim daha karmaşık bir hale gelmiştir. İşletme içindeki risk unsurları çoğalmış ve risk odaklı denetim gündeme gelmiştir. İşletmelerde hilelerin varlığı, işletme amaçlarının gerçekleşmesini engelleyecek en büyük tehditlerden birisidir. Hile, işletme üst yönetimi, işletme çalışanları veya işletmeyle ilgili üçüncü kişiler tarafından çeşitli yöntemlerle yapılan ve işletmede büyük kayıplar oluşturan eylemlerdir. Denetim yoluyla hilelerin tespiti ve önlenmesi işletmeler için büyük önem arz etmektedir. Uygulanacak denetim tekniklerinin doğru seçilmesi hilelerin tespit edilmesi adına önemlidir. İşletmeler sahip oldukları organizasyon yapısı gereği hile ve su istimale her zaman açık olmaktadır. Dolayısıyla işletmeleri ve yatırımcıları korumak için denetim çalışmalarının düzenli bir şekilde yürütülmesi ve günümüz ekonomik yapıları nedeniyle çok daha karmaşık bir yapıya dönüşen organizasyonların risk unsurları hesaplanarak denetim hedeflerinin belirlenmesi gerekmektedir. Dönem içindeki işlem sayısının artması sebebiyle veri sayısının fazla olduğu işletmelerde, denetim çalışmalarını matematiksel ve istatistiksel yöntemlerle birlikte bilgi teknolojilerini kullanmadan gerçekleştirmek oldukça zor, zaman ve maliyet açısından verimsiz bir çaba olacaktır.
1990-2013 yılları arasında afiş ve sosyal afişlerin grafik tasarım ve teknolojik açıdan incelenmesi
Tasarımın tarihi, mağara figürlerine ve yazının başlamasına kadar da-yanmaktadır. Tasarımın büyük bir parçası olan afiş ise çok yeni ve yaygın olarak kullanılmaya başlamakla beraber mazisi eski Mısırda papirüsler üzerine yapılan çizimlere kadar dayanan bir sanattır. Basım endüstrisinin gelişmesi, reklam ajanslarının çoğalması, dünyada ve Türkiye'de afişe büyük boyutta hız kazandırmıştır. Radyo, televizyon ve internetin ortaya çıkmasıyla afiş sanatı başlarda geri planda kalsa da, eski önemini zamanla geri kazanmıştır. Çünkü afişin görsel ögeleri olmadığı takdirde tanıtım kuru ve güvenilirlikten uzak bir hal alır. Bu tez çalışmasında; grafik tasarım ve grafik tasarımcılar, reklam ajans-ları ve markalar için büyük önem taşıyan afişin tarihinden bahsedilip, afiş çeşit-leri ve gereklilikleri incelenmiştir. Afiş yapım ve çözümleme tekniklerine de-ğinilmiştir. Son olarak 1990-2013 yılları arasında örnek afişler göz önünde bu-lundurularak, afişin bu yıllardaki gelişimi incelenmiştir.
1970 sonrası teknolojik gelişmelerin moda ve tekstil sektörüne katkılarının araştırılması
Bu çalışmanın amacı, 1970 yılından sonra ortaya çıkan teknolojik gelişmelerin tekstil ve moda sektörüne katkılarını araştırmaktır. Bu kapsamda çalışmada öncelikle teknoloji, tekstil, moda ve tasarım kavramları açıklanmıştır. Sonra dünyada ve Türkiye'de tekstil sektörünün genel durumu incelenmiş ve sektörün tarihsel gelişimi kısaca anlatılmıştır. Ardından 1970 sonrasında ortaya çıkan teknolojik gelişmelerin tekstil ve moda sektörüne katkıları incelenerek, teknolojinin tekstil ve moda sektöründeki önemi açıklanmıştır. Son olarak teknolojik gelişmelerin moda tasarımına yansımalarına örnek olabilecek yenilikçi tasarım örnekleri incelenmiştir. Sonuç olarak 1970 sonrası ve özellikle de yirmi birinci yüz yıl itibariyle oraya çıkan teknolojik gelişmelerin tekstil ve moda sektörüne önemli katkılarının olduğu, bu katkılar sonucunda tekstil ürünlerini sadece örtünme gibi temel ihtiyaçları karşılayan ürünler olmaktan çıkarak çok fonksiyonlu ve günlük hayatı kolaylaştırıcı bir nitelik kazandığı söylenebilir. Çalışmada veri tabanları belgesel tarama tekniği ile taranarak ilgili kaynaklara ulaşılmış; bilgiler görsellerle desteklenmiştir.
Digital transformation maturity of airline firms: A tool for self-assessment
Technological developments are in a rapid change. Market places are global and transparent. With digital transformation (DT), everything is connected and communicating. Manual processes are now automated for most of the businesses. Habits and needs are changing which, in turn, effects the conventional way that firms offer their goods and services to customer. Airlines have been pushed to this new journey as well. Those who adapt quickly to this new world will gain a greater share of the pie. However, most of the airlines have bulky and rigid systems that are designed based on strict rules and regulations of the industry. Thus, the transformation process required to adapt to the new era of digitalization is not a simple task staying ahead of aviation companies. Several interrelated factors, such as strategy, organization, customer, technology, operations, ecosystem, and innovation, have to be redefined to conceptualize a valid and functioning business framework. From passengers' perspective, on the other hand, connectivity and accessibility is the name of the game. They demand the processes that can be carried out on their digital and mobile devices in many areas from planning to the realization stage of travel. Acknowledging the necessities of the new era, the aim of this study is twofold: (i) to highlight the essence of DT by examining the role of DT's sub-dimensions in civil aviation industry, (ii) and propose a Digital Transformation Maturity (DTM) self-assessment tool for determining the DT maturity level of aviation firms.
The importance of high technology for economic development: A comparative analysis of Turkey and South Korea
The purpose of this study is to examine and better understand the effects of high technology manufacturing idea adoption for Turkey and South Korea. Selected countries are particularly appropriate for this analysis as they were standing at the almost similar economic circumstance many years ago. Moreover, this truth cannot be ignored: Turkey has had a definite better position, and a more hopeful development possibility right before the 1960s. It is also important to highlight that the Turkish economy and developmental progress has been impressively increased through structural state policies between 1923 and 1950.
Teknolojinin konut mekan tasarımına etkisi ve akıllı evler; İstanbul örneği
Mekân düzenlemeleri 1980'li yıllardan günümüze teknolojik gelişmelere paralel olarak toplumun ihtiyaçlarına ve beklentilerine göre her geçen gün gelişmektedir. Bu çalışmada, tarihsel gelişim sürecinde teknolojinin mekân tasarımına yansımaları, konut mekânı ve 'akıllı ev' kavramları üzerinden irdelenmiştir. Çalışma; yerinde inceleme, literatür araştırması ve gözleme dayalı olarak gerçekleştirilmiştir. Mekân tasarımının fonksiyonel, estetik ve konfor koşulları, örnekler üzerinde analiz yapılarak anlatılmıştır. Artan dünya nüfusu ve kentleşme hızına paralel olarak kentlerin önemli unsurlarını oluşturan yüksek akıllı konutlar tüm dünyada güncel çözümler olarak üretilmektedir. İstanbul'da da son yıllar içerisinde kentsel dönüşüm ile yapı stoğu değişerek akıllı ev olma iddiasıyla üretilen yüksek konutlar artmıştır. Araştırılan örnekler, akıllı ev kavramını projelerini tanımlamak için kullanan yüksek konut projelerinden seçilmiştir. Çalışmanın amacı teknoloji ve mekân tasarım ilişkisi, etkileşimi ve değişimi kavramlarıyla ilişkili olan otomasyon sistemleri ve 'akıllı ev' kavramlarını seçilen örnekler üzerinden anlamaktır. Birinci bölümde; mekân ve teknoloji ilişkisi, ikinci bölümde, mekân tasarım gelişimleri, konut tipolojileri ve mekânsal özellikleri irdelenmiştir. Üçüncü Bölümde, akıllı evler ve otomasyon sistemleri tanımları, özellikleri ve çeşitleri irdelenmiş, dünyadan örnekler araştırılırken İstanbul'dan seçili 10 yapı araştırılmıştır. Çalışmanın Dördüncü bölümünde ise araştırılan örneklerden İstanbul'da bulunan Nisbetiye On Rezidans yapısı detaylandırılarak genel özellikleri, plan, mekân ve otomasyon özellikleri incelenmiştir. Çalışmanın Beşinci bölümünde konu ile ilgili güncel teknolojiler değerlendirilmiştir. Geleceğin teknolojisi ve önemli bir parçası olarak düşünülen akıllı ev sistemleri yüksek konut projelerinde kentlerin vazgeçilmez unsurları olacağı ön görülmektedir. Bu doğrultuda çalışmanın teknoloji ve mekân tasarımı alanında araştırma yapan öğrencilere, akademisyenlere ve diğer araştırmacılara faydalı olacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler; Teknoloji, Konut, Mekân, Akıllı ev sistemleri, Otomasyon
Impact factors and current issues on technology development for industry 4.0 transformation in technopark companies: The case of Turkey
With the advances in technology, today's world is in the fourth industrial revolution. With this revolution, it is expected that all the tools and devices will be smart, self-learning and more efficient hardware and software products will be produced. Thus, industrial production speed, volume and productivity will increase, and economic and social life will develop. Efforts on digital transformation have also begun to appear in all around the world. Technoparks have an undeniable role on technology production and development. Therefore, technopark company's current issues and impact factors on the new technology development regarding Industry 4.0 are analyzed in this study.
George Orwell ve Thomas Pynchon eserlerinde tekno-politik paranoya
ABSTRACGT While the roots of paranoia date back to the very early stages of life, paranoia as a term did not occur until in the Greek civilization about five centuries BC. The connotations of the term, however, have been expanding from time to time ranging from mental illnesses, psychological troubles, delusional thoughts and to factual threats. The progress in technology whose roots start from the Industrial Revolution made paranoia further controversial due to the complexities it has brought with itself. While technology (including the media) is primarily under the state figures or politicians' hegemony, it is undeniable that they are utilizing technology according to their own ends, which ultimately lead to fear, uncertainty and paranoia. Among many other literary authors, George Orwell and Thomas Pynchon are two great literary figures having made an incredible contribution to examine and uncover how politicians manipulate technology via misleading the others, hiding truth and spreading out fear and propaganda which is the prime objective of this study. The present study is divided into three chapters in which each chapter is sub-divided into three sections. The first chapter offers a panoramic sketch of paranoia in which definitions, origin of the term together with its connotations are depicted in the first section. The history and development of paranoia in general and particularly in literature is the main stance of the second section while characterizations of paranoia are IV studied in the third section. Chapter two is dedicated to George Orwell's political outlook through which the author's contribution to literature, including his biography, style and major works as well as principal themes are studied in section one. Both of Orwell's world known works Animal Farm and Nineteen Eighty-Four are critically analyzed from a political perspective in section two and three successively. The core of this chapter is to observe how a society can be put into a severe state of exploitation, terror and paranoia under a totalitarian reign whose key means is the misusage of technology in doing so. An analytic study of Thomas Pynchon's literary canon is the focal objective of chapter three. Section one offers a panoramic attribute as to the life, style, prominent works and themes of the author. The last two sections of the thesis deal with two of Pynchon's most celebrated novels The Crying of Lot 49 and Gravity's Rainbow through which the author's pessimistic outlook regarding the impact of technology on the modern society under totalitarian system is highlighted. The core of the present thesis is to shed light on how the world has been entangled into a spider net-like state of insecurity, vulnerability, scrutiny and paranoia through the highly advanced omnipresent technology under the unlimited hands of political or despotic regimes from both Orwell and Pynchon's perspectives. The study ends, thus, with a conclusion. Key Words: Paranoia, technology, totalitarianism, George Orwell, Thomas Pyncho
Sosyal bilgiler derslerinde bir öğrenme ve öğretme yöntemi olarak sözlü tarih
Türkiye'de 1990'lı yıllardan itibaren tanınmaya başlamıştır. Ayrıca dünyada eğitim alanında yoğun bir şekilde kullanılmasına rağmen Türkiye'de 2005 yılında öğretim programlarının yapılandırmacı yaklaşıma göre düzenlenmesinden sonra eğitim alanında çalışmalar yapılmıştır. Öte yandan 2005 Sosyal Bilgiler Öğretim Programı'nda sözlü tarih bir yöntem olarak önerilmiş ve faydalarından bahsedilmiştir. Ancak sözlü tarih çalışmalarının nasıl yapılacağına dair örneklere, yönerge ya da kılavuza yer verilmemiş, aynı zamanda herhangi bir kaynağa da atıfta bulunulmamıştır. Benzer şekilde konuyla ilgili yapılan çalışmalarda da sözlü tarihin yararlarına, önemine ve özelliklerine değinilmesine rağmen öğretmenlere rehber olacak bir yönerge, kılavuz ya da sözlü tarihin kullanımına dair örnek uygulamaların önerilmediği görülmüştür. Buradan hareketle bu tezin amacı, sosyal bilgiler derslerinde bir öğrenme ve öğretme yöntemi olarak sözlü tarihin uygulamasını yapmak, uygulama ilkelerini belirlemek, yapılan çalışmalarla ilgili olarak öğrencilerin ve sosyal bilgiler öğretmeninin görüşlerini ortaya çıkarmak ve bu tecrübelerden yararlanarak sosyal bilgiler ve tarih öğretmenlerinin kullanabileceği bir Sözlü Tarih Uygulama Kılavuzu hazırlamak olarak tayin edilmiştir. Pilot Uygulama ve Asıl Uygulama aşamalarını içeren bu tez çalışması kapsamında öğrenciler, Asıl Uygulama sürecinde 2005 6. Sınıf Sosyal Bilgiler Öğretim Programı'nda yer alan Elektronik Yüzyıl ünitesinin "İlerlemenin Sonu Yok" adlı konu üzerine sözlü tarih çalışmaları yapmıştır. Çalışma, nitel araştırma yöntemlerinden keşfedici araştırma modeline göre yapılmıştır. Amaçlı örneklem tekniklerinden kolay ulaşılabilir örneklem tekniğine göre seçilen çalışma grubunu 2014-2015 eğitim-öğretim yılında Uşak ili Merkez İlçesi Karaağaç Ortaokulu'nda öğrenim gören 20 (13 kız, 7 erkek) 6. sınıf öğrencisi oluşturmuştur. Çalışmada veri üretmek için tamamı araştırmacı tarafından hazırlanan Veli Bilgilendirme Formu, Odak Grup Görüşme Formu, Öğretmen Görüşmesi Formu, Öğrencilerin Sözlü Tarih Raporları, Öğrencilerin Sözlü Tarih Çalışmasını Değerlendirme Formu ve Araştırmacı (Gözlem) Notları kullanılmıştır. Toplanan veriler hem betimsel olarak değerlendirilmiş hem de içerik analizine tabii tutulmuştur. Değerlendirmeler sonunda öğrencilerin görüşme tekniklerini öğrendikleri, görüşmelerini analiz etmeyi, yorumlamayı, sözlü tarih raporu yazmayı öğrendikleri ve sorumluluk bilinçlerinin geliştiği görülmüştür. Bununla birlikte hem öğrenciler hem de sosyal bilgiler öğretmeni sözlü tarihi yararlı bir öğrenme ve öğretme yöntemi olduğunu gördükleri tespit edilmiştir. Ayrıca çalışmaya katılan öğrenciler, sözlü tarih çalışmasında bulunmaktan keyif almalarına rağmen sürecin daha kısa olması gerektiğine vurgu yapmışlardır. Bunlarla birlikte sözlü tarih çalışması, öğrencilerin iletişim becerilerini geliştirmekle birlikte sözlü tarih raporu yazma, kaygıları yenme ve özgüven kazanma, değişim ve sürekliliği algılama yaşanılan şehrin yerel tarihin öğrenme gibi önemli katkıları olmuştur. Benzer şekilde sosyal bilgiler öğretmeni de sözlü tarihin etkili bir yöntem olduğunu, öğrencilerin iletişim becerilerini, bilimsel araştırma yapma, sorumluluk alma, birlikte öğrenme ve proje yapma gibi becerileri kazandıklarını gözlemiştir. Bunun yanı sıra sözlü tarihin öğretimi sırasında öğretmenlerin öğrencilere sürekli olarak rehberlik etmesi ve ailelerle iyi bir iletişim kurmasının gerekliliği ortaya çıkmıştır. Sonuç olarak bu tecrübeler ve görüşler birleştirilerek sosyal bilgiler ve tarih öğretmenleri için "Sözlü Tarih Uygulama Kılavuzu" hazırlanmış ve ekte sunulmuştur.
Dijital liderliğin örgütsel yapı ve ağlarına etkisi üzerine ATO'ya kayıtlı KOBİ'lerde araştırma
İnsanlar ihtiyaçlarını gidermek için birtakım araçlar üretmektedir. Teknoloji de toplumdaki değişikliklere öncülük ederek buna katkı sağlamaktadır. Bu dönüşümün 21. yy'la birlikte hızlanması, örgütlerdeki yönetimin de bu süreci kusursuzca uygulaması, ancak teknolojiyi yönetmesiyle mümkün olabilir. Sanayi devriminden bu yana tanımlanan lider, örgüt için en önemli unusurlardan biridir. İşletmenin amacına ulaşması ve ihtiyacını karşılayabilmesinde lidere büyük görev düşmektedir. Bu doğrultuda liderliğin sahip olduğu stillerde, dijitalleşmeyle birlikte değişerek dönüşümden etkilenmektedir. Bu da dijital liderliğin uygulanma yeteneklerinin oluşturulmasında önem kazanmaktadır. Bu durum günümüz için kurumsal başarının yakalanmasında en önemli unsurlardan biri olarak görülmektedir. Dijital lider, dijitalleşen dünyada örgütün düşünce ve faaliyetlerini dönüştürmede öncülük yapabilme yetisine sahip olmalıdır. Örgütün yapısında yer alan çalışanların hem örgüt içinde hem de örgütler arasındaki seviyede oluşturulan iletişimde etkili bir ağ meydana getirmelidir. Örgütün yapısal düzeni, iş bölümü ve ücret ödemesi gibi durumların gerçekleştirilmesinde karmaşıklık, biçimsellik ve merkezileşme unsurlarının ele alındığı süreçlerdir. Bu bağlamda lider örgütün ağ yapısının oluşturulmasında önemli role sahip olmaktadır. Bu araştırmaya yönelik alan yazının incelenmesi sonucunda oluşturulan çerçeve neticesinde; dijital liderliğin örgüt yapı ve ağlarına etkisi ortaya konulmaya çalışılmıştır. Araştırma Ankara ilinde faaliyette bulunan Küçük ve Orta Boyutlu İşletmelerde yer alan çalışanlara anket uygulanarak yapılmıştır. Toplam 434 kişiyle uygulanan bu çalışma, tesadüfî örnekleme yönetemiyle yapılmıştır. Veriler 5'li likert tipi ölçek kullanılarak elde edilmiştir. Çalışma SPSS paket programı kullanılarak yapılmış hipotezlerin test edilmesinde Anova testi ve t-testi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda üç hipotezin kabul edildiği sonucuna ulaşılmıştır.
Dijitalleşmenin muhasebe mesleğine ve işletme performansına etkileri: Bir uygulama örneği
Dijitalleşmenin muhasebe mesleğine ve işletme performansına etkilerinin değerlendirildiği çalışmada gerçekçi sonuçlara ulaşabilmek için sıklıkla kullanılan nitel yöntem kullanılmıştır. Çalışmada, amaca uygun bir örnekleme yoluna gidilmiştir. Verilerin analizi, içerik analizi yöntemi kullanılarak yapılmıştır. Araştırma katılımcılarının %22,6'sı kadın, %77,42'ü erkektir. Katılımcıların %38,7'si 30-39 yaş aralığında ve %29'u 40-49 yaş aralığındadır. Katılımcıların %77,4'ü Lisans mezunu ve %61,3'ü SMMM olarak görev yapmakta olup; %38,7's, 20 ve üstünde mesleki tecrübeye sahiptir. Araştırma sonunda katılımcıların mezuniyet sonrası meslekle ilgili teknoloji alanında aldıkları eğitim konusundaki görüşleri doğrultusunda "teknoloji alanında alınan eğitim" teması altında "eğitim alınan yer" ve "eğitimin içeriği" olarak iki alt tema oluşturulmuştur. Katılımcıların tümünün mezuniyet sonrası meslekle ilgili teknoloji alanında eğitime ihtiyaç duydukları belirlenmiştir. Bu konuda özellikle office programları, temel muhasebe programları, sertifika programları, paket programlar ve inovasyon setleri konusunda eğitim aldıkları görülmüştür. Katılımcıların dijitalleşme ve teknolojik gelişmelerin muhasebe mesleğine katkıları ile ilgili görüşleri değerlendirildiğinde mesleki gelişime katkıları, "zaman tasarrufu sağladı", "daha hızlı çalışmayı sağladı" ve "muhasebesel hata payını minimize etti" olarak kodlara ayrılmıştır. Müşteriye katkısı, "hizmet kalitesini arttırdı" ve "müşteri memnuniyetini arttırdı" olarak kodlara ayrılmıştır. Kuruma katkısı alt teması ise "Kâğıt israfını önledi", "Veri saklamak kolaylaştı", "Verilere ulaşımı kolaylaştırdı", "Operasyonel verimliliği arttırdı", "Güncel durum ile geçmişi kıyaslanabilir hale getirdi" ve "Daha az personelle çok işler yapmayı sağladı" olarak kodlara ayrılmıştır. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte muhasebe meslek mensuplarının iş yükümlülüğünde yaşanan değişiklik ile ilgili olumsuz katkı sağladığını düşünen katılımcılar bunların sebepleri kamu tarafından yapılan işlemlerin önemli kısmının meslek sahiplerine devredilmesi, teknolojiye adaptasyon sorunu, sistemlerin aşırı yoğun olması, internet alt yapı sorunlarının yaşanması ve iş yükünün artması olarak sıralanmıştır. Yapılan çalışmada işlerin tekrar kontrol etmeye gerek kalmadan yapılması, hız ve zaman kazandırma, mekândan bağımsız olarak işlem gerçekleştirmesi, bilgiye ulaşılabilirliğin kolaylaşması gibi nedenlerle muhasebe meslek mensuplarının iş yükümlülüğüne teknolojik değişimlerin olumlu katkı sağladığını belirtmişlerdir. Dijitalleşmenin muhasebe mesleğine ve işletmelerin muhasebe servis ve birimlerine katkıları katılımcı görüşleri açısından muhasebe mesleğine ve işletmelere katkıları olarak iki alt temada değerlendirilmiştir. Muhasebe mesleğine katkısı, "Bilgiye çabuk ve hızlı ulaşılabilmektedir", "Sağlam bilgi ağı akışı ve köprü kurulmaktadır" ve "Zaman ve enerji kazancı sağlamaktadır" olarak kodlara ayrılmıştır. İşletmelere katkısı ise "Kayıt ve raporlama süreçlerinde verimlilik artmaktadır", "Karma verme süreci hızlanmaktadır", "Anlık bilgi alışverişi mümkün hale gelmektedir" ve "Kâğıt tüketimini azaltmış ve depolama arşivleme maliyetlerini azaltmıştır" olarak kodlara ayrılmıştır.
Endüstri 4.0'ın iş gücü piyasalarına etkileri: Türkiye'deki iş gücü ve ücret kutuplaşması eğilimi
Günümüzde dünya Endüstri 4.0 olarak adlandırılın bir sanayi devrimi süreci içerisindedir. Başta gelişmiş ülkeler olmak üzere birçok ulus ve şirket, yeni dönüşümün getirdiği modern teknolojiyi kullanmaktadır. Diğer sanayi devrimlerinde olduğu gibi Endüstri 4.0'ın getirdiği teknolojik değişimlerin toplumlar üzerinde büyük etkileri mevcuttur. Bu kapsamda teknolojideki hızlı gelişme dünya genelinde iş gücü piyasalarını etkilemekte ve dönüşüme uğratmaktadır. Bu çalışmada yeni endüstri devriminin iş gücü piyasalarına olan negatif ve pozitif etkilerden bahsedilmiştir. Ayrıca bu etkilerden biri olan iş gücü ve ücret kutuplaşması Türkiye özelinde analiz edilmiştir. Bu analiz uygulanırken TÜİK Hanehalkı İşgücü Anketi mikro verisi kullanılarak, 2012-2018 yılları arasında Türkiye işgücü piyasasında da endüstriyelleşmiş ülkelere benzer bir kutuplaşma olduğu bulgusuna ulaşılmıştır. Türkiye'de gözlemlenen iş gücü piyasalarında ve ücretlerdeki bu kutuplaşmanın sebebi literatürde geçen vasfa yönelik teknolojik gelişmeler olarak gösterilmektedir. Ayrıca Türkiye'de meslek ve görev düzeyinde veriler mevcut olmadığı için ülkemizdeki gözlemlenen istihdam ve ücret eğilimleri sadece ISCO-08 meslekleri üzerinden incelenmiştir.
Bilinçdışı dünyanın etkisiyle sürreal fotoğraf manipülasyonları
İnsan bilinçli haldeyken daha kontrolcü ve içe kapanık bir mekanizmaya sahiptir, bunun nedeni insana dayatılan toplumsal normlar, ahlak, inançlar ve insanın sahip olduğu korkulardır. Bilinçli halde bu endişelere sahip olmamız bizi özgürlükten uzaklaştırarak farklı bir birey haline dönüştürür. Kimi zaman isteyerek kendimizi, ahlaksızlığımızı, cinselliğimizi, inancımızı gizleriz. Kimi zaman ise istemeyerek başımıza gelmiş birtakım şeyleri bilinçaltımıza iterek onları kapalı kapılar ardına gizleriz bu da beraberinde travmaları ve bunalımları getirir. Sigmund Freud bu konuda yaptığı psikanaliz çalışmalarıyla bir öncüdür. Freud bilinçsiz olanı açığa çıkarmayı amaçladı ve kişinin kapalı kapılar ardına ittiği şeyi bulmasına, bir anlamda kişinin kendini görmesine, özgürleşmesine yardım etti. Freud'un bu deneyimleri sadece tıp dünyası için değil sanat dünyası için de bir ilham kaynağı ve devrim niteliğindeydi. İkinci ve birinci dünya savaşı arasında doğan, André Breton'un kurmuş olduğu Sürrealizm ya da Gerçeküstücülük hareketi Freud'un düşüncelerini benimseyerek, bilinçdışı dünyasını sanata davet etmiştir. Sürrealistler estetik ve ahlaki kaygıdan uzak, aklın baskısında kalmayarak tamamen bilinçdışının yönlendirmesiyle hareket ederler. Bilinçdışında saklı kalmış saf kaynaklar büyük önem taşır. Sürrealist sanatın belli bir malzeme sınırı yoktur, çünkü sanatçılar kendi içlerinden geldiği şekilde ve bunu farklı malzemelerle yaparlar. Bu malzeme yağlı boya olabileceği gibi fotoğraf da olabilir. Sürrealizmin ilk doğuşundan beri fotoğraf bir malzeme olarak kullanılmışsa da günümüzde teknolojinin gelişimi ile sürrealist fotoğraflar çok daha farklı bir boyuta taşınmıştır. Hayal dünyasını betimlemek artık çok daha kolay ve gerçekçi hale geldi. Günümüzde sürreal fotoğraf manipülasyonları sanat dünyasında çokça yer bulmaktadır. Kendi açımdan ilgilendiğim bir alan olması nedeniyle de tez araştırmamı bu yönde yapmak istedim. Dijital çalışmalarımda kendi iç dünyamın derinliklerinden yola çıkarak işler üretiyorum. Eserlerimi kimi zaman içimde saklı kalmış kaygılarla, kimi zaman rüyalarımın beni ittiği gerçekte var olmayan bir dünyadan referans alarak üretiyorum. Her işimin bir hikayesi olmasına rağmen bu hikayelerin iç dünyamdan gelmesinden sebeple seyirci için kapalı bir kutu haline dönüşebiliyor. Bu yüzden de bu tezdeki niyetim bilinçdışı dünyanın bilimsel keşfini örneklerle göstermek, bunun sanattaki uyarlamasını tarihsel süreciyle ve sanatçılarıyla, bu sanatçıların örnek eserleriyle incelemek ve kendi eserlerimi nasıl bir mantıkta ürettiğimi açıklamaktır.
Dünya ve Türkiye'de akıllı kent kuram ve uygulamalarının incelenmesi ve öneriler
Bu çalışmanın konusunu, dünya nüfusunun süratle kentleşmesine bağlı olarak kent nüfuslarındaki hızlı artışın beraberinde getirdiği sorunlara karşı, gelişen teknolojik imkânlar ve düşünsel yetkinliklerin katkısıyla çözümler sunan akıllı kent fikrinin ve örneklerinin incelenerek Türkiye'deki uygulanabilirliğini kamu politikaları açısından ortaya koymak oluşturmaktadır. Kentlerde sürekli artan nüfus, göçler nedeniyle daha da karmaşıklaşan kültürel yapının da etkisiyle bir kentsel kaos ortamı yaratabilmektedir. Teknolojinin sağladığı imkânlarla birlikte, insan haklarının ve sosyal ihtiyaçların ihmal edilmediği yöntem ve kurallar çerçevesinde, bu kaotik ortamların düzenli, güvenli, verimli ve konforlu ortamlara dönüştürülüp dönüştürülemeyeceği son dönemlerde tartışılmaya başlanmıştır. Bu anlamda bu çalışmanın amacı, dünyadaki akıllı kent örneklerini temel alarak Türkiye özelinde değerlendirme yapmak, en kıt kaynak olan zamanın yanı sıra hayati kaynakların etkin ve güvenli kullanımına yönelik tespit etmek ve öneriler geliştirmektir.
Teknolojik gelişmelerin etkisi ile yüzeylerde malzeme kullanımı: Akıllı malzemeler
Mimari ve iç mimari tasarım ile malzemeler arasındaki ilişki, Sanayi Devrimi'ne kadar oldukça basit olarak yorumlanabilmektedir. Bu döneme kadar, yapı malzemeleri, kullanılabilirlik ve uygunluk açısından pragmatik olarak ve/veya görünümleri ve dekoratif nitelikleri açısından biçimsel olarak düşünülerek, genellikle yerel kaynaklardan seçilmiştir. Örneğin, yerel olarak mevcut taş, temelleri ve duvarları oluşturmuş ve mermerler genellikle kaba yapıyı kaplayan ince kaplamalar olarak kullanılmıştır. Mimari ile ilgili kararlar, malzeme seçimini belirlemiştir. Bu nedenle, 19. yüzyılın başında malzemenin tasarımda kullanımının, işlev ve forma bağlı olduğu düşünülebilmektedir. Bununla birlikte, bu dönemde malzemelerin standart olmayışı dolayısıyla, tasarımcılar özelliklerini ve performansını dışsal bir anlayışa dayandırmak zorunda kalmışlardır. Özünde, malzeme bilgisi, deneyim ve gözlem yoluyla elde edilmiştir. Mevcut malzemeler ile çalışmak için gerekli olan bu bilgi ve becerileri, çoğunlukla deneme yanılma yoluyla edinmişlerdir. Endüstri Devrimi'nin ortaya çıkığı ile malzemelerin rolü çarpıcı biçimde değişmiştir. Tasarımcılar, malzeme özelliklerini ve performansını, sezgisel ve ampirik olarak anlamaya bağlı olmak yerine, tasarlanmış mühendislik malzemeleri ile karşı karşıya kalmaya başlamıştır. Nitekim, modern mimarlık tarihi, neredeyse yapı malzemeleri tarihinin merceğinden izlenebilmektedir. 19. yüzyılda çeliğin yaygın olarak tanınmasıyla başlayarak, geniş açıklıklı ve çok katlı bina formlarının ortaya çıkmasına yol açan malzemeler, modern öncesi çağın mimari ihtiyaçlara bağlı rollerinden, fonksiyonel olarak performansı arttırmak ve yeni biçimsel yanıtlar bulmak için bir araç haline gelmeye geçiş yapmıştır. Cam üretiminin sanayileşmesi, çevresel sistemdeki gelişmelerle birlikte, Şeffaf bir mimarinin her iklimde ve herhangi bir bağlamda yer alabilmesine olanak tanımıştır. Perde duvar sistemlerinin yaygınlaşması, cephe malzemesini faydacı işlevlerden kurtararak, cepheyi formal bir unsur haline getirmiştir. Teknolojilerdeki gelişmeler sayesinde, alüminyum ve titanyum gibi mühendislik malzemeleri artık yapı kaplamaları olarak tasarım çeşitliliğine imkan vererek, etkili ve kolay bir şekilde kullanılabilir olmuştur. Malzemeler, binanın hem iç hem dış temsili üzerinde, en direkt görünür olarak, ve böylece en uygun tasviri sağlayacak biçimde ortaya çıkmıştır. Sonuç olarak, bugünün mimar ve iç mimarları, malzemeleri genellikle tasarım paletinin bir parçası olarak düşünebilmektedir; buradan materyaller seçilebilmekte ve kompozisyonel ve işlevsel yüzeyler olarak uygulayabilmektedir. Bu düşünce biçiminden yola çıkılarak, akıllı malzemelerin kullanımına yaklaşılabilmektedir. Birçok yüzyıl boyunca ahşap ya da taş gibi standart bir malzemenin özelliklerini kabul etmek ve malzemenin sınırlamalarını karşılamak üzere tasarlamak zorunda kalınmıştır. Teknolojik gelişmelerle, özel olarak tanımlanmış bir ihtiyacı karşılamak için yüksek performanslı bir yapı malzemesinin özellikleri seçilebilmekte ya da düzenlenebilmektedir. Bunun yanında, akıllı malzemeler özelliklerini geri dönüşümlü olarak değiştirerek geçici ihtiyaçlara da cevap vererek, tasarım isteklerini karşılayabilmektedir. Tek bir durum için optimize edilmek yerine çoklu duruma yanıt verme yeteneği, yapıların ve mekanların değişen koşullarla karşı karşıya kaldıkları durumu düşünüldüğünde, akıllı malzemeleri tasarım paletinde çekici hale getirmektedir. Sonuç olarak, akıllı malzemelerin daha geleneksel yapı malzemelerin yerini almaya nasıl başlayabileceğine dair birçok öneri oluşmaya başlamıştır. Maliyet ve bulunabilirlik, genel olarak, akıllı malzemelerin geleneksel malzemelerin yerine geçmesinin yaygınlaşmasını kısıtlamasına karşın, uygulamalar, 'yeni' malzemelerin genel olarak mimaride tanıtılması, başlangıçta göstermeye değer belirli parçalar (termokromik sandalye sırtları vb. endüstriyel tasarım) üzerinde kullanımı yoluyla olmaktadır. Son gelişmeler ile birçok mimar ve iç mimar, mekan yüzeylerini, akıllı malzemeler ile kaplamayı hayal edebilmektedir. Etkileşim ve dönüştürülebilirlik gibi terimler için gerekli malzeme ve teknoloji çoğu tasarım projesinin ekonomik ve pratik gerçekliğinin ötesinde olsa bile, mimarlık sözlüğünün standart terimleri haline gelmiştir. Tasarımcılar, kavramsal olarak akıllı malzemeleri geleneksel yapı malzemeleri ile birlikte standart uygulamalarına entegre etmeye çalışmaktadırlar. Ancak akıllı malzemeler, standart yapı malzemelerinden radikal bir ayrımı temsil etmektedir. Standart yapı malzemeleri tasarımda yapı yüklerine (kuvvetlerine) dayanacak Şekilde statik iken, akıllı malzemeler enerji alanlarına yanıt vererek dinamiktirler. Mekan tasarımda normal temsil araçlarımız statik malzemeyi ayrıcalıklı kıldığından, bu önemli bir ayrım olmaktadır. Bunun yanında, akıllı bir malzeme ile tasarım yapıldığında nasıl görünmesi ve ne yapmasını istendiğine odaklanmak gerekmektedir. Akıllı malzemelerin anlaşılmasında, sadece malzeme özelliklerinin anlaşılmasının öncesinde, tasarımcının aynı zamanda malzemenin çevresindeki ortam ile olan etkileşimlerinin temel fizik ve kimyası hakkında bilgi sahibi olması gerekmektedir. Bahsedilen çerçevede hazırlanmış tez kapsamında; birinci bölümde, mekan tasarımdaki duvar, zemin, tavan bileşenleri yüzeylerinde kullanılmakta olan standart ve yaygın yapı malzemeleri incelenmiştir. Çağdaş tasarımda malzemeden beklenen nitelikler konusu irdelenerek yeni malzeme türleri belirlenmiştir. İkinci bölümde, yeni malzemelerden akıllı malzemeler grubu ele alınmış, çeşitleri ve özellikleri araştırılmıştır. Üçüncü bölüm olarak, bir önceki bölümde özellikleri ve çeşitleri belirlenen akıllı malzemelerin ürün olarak ve/veya sistemler içerisinde yapı yüzeylerinde kullanımları örnek projeler ile açıklanmıştır. Sonuç bölümünde ise edinilen bilgiler ışığında, yüzeylerde standart yapı malzemelerine öneri olarak kullanılabilecek akıllı malzeme ürün ve sistemleri tablo halinde analiz edilerek, konunun değerlendirilmesi sunulmuştur.
Dördüncü sanayi devriminin uluslararası ilişkilere sosyoekonomik etkileri
Sunduğu yenilikler itibariyle bir yaratıcı yıkım süreci olarak görülen dördüncü sanayi devriminin, uluslararası ilişkilere çeşitli sosyoekonomik yansımaları olacaktır. Yapay zeka, robotik, nesnelerin interneti, büyük veri ve bulut bilişim gibi beş temel dinamik ve 3d baskı tekniği gibi yardımcı bir dinamikten meydana gelen ve kısaca endüstri 4.0 olarak da ifade edilen dördüncü sanayi devrimi, bir endüstriyel dönüşüm sürecidir. Bununla birlikte dinamiklerinin her biri ve birlikte oluşturdukları akıllı fabrikalar ve otonom araçlar gibi temel çıktılarıyla dördüncü sanayi devriminin etki alanı oldukça geniştir ve endüstriyel alan ile sınırlı değildir. Sanayi sektörü haricinde tarım ve hizmet sektöründe yarattığı değişimlerle birlikte ele alınan dördüncü sanayi devriminin, bu çalışmada konu edilen başlıca etki alanları; ekonomi, toplum ve uluslararası ilişkiler olmuştur. Bir yaratıcı yıkım süreci olarak dördüncü sanayi devrimi, bir taraftan teknolojik gelişmeler ile artan üretkenlik sayesinde ekonomik büyümeyi sağlarken, bir taraftan da azalan istihdam ve artan eşitsizliklerle sosyoekonomik olumsuzluklara sebep olmaktadır. Ekonomik büyümenin yaratım, sosyoekonomik olumsuzlukların yıkım olarak ele alındığı bu sürecin sonunda yaratım yıkımı telafi edemeyecektir. Bu sebeple, halihazırda eşitsiz olan ulusiçi ve uluslararası yapı daha da eşitsiz hale gelecektir. Ulusiçi eşitsizliklerin şiddetlenmesiyle orta sınıfın, büyük bir kısmının alt sınıfa ve çok daha kısıtlı bir kısmının üst sınıfa yönelerek eriyeceği düşünülmektedir. Bu sosyoekonomik geçişin bir benzeri uluslararası sistemde de görülecektir. Orta büyüklükteki devletlerin, Wallerstein'dan mülhem yarı çevre ülkelerin, çoğunluğunun çevreye ve oldukça küçük bir kısmının merkeze kayacağı öngörülmektedir. Uluslararası sistemde yaşanan bu değişimle, güç kaymasının yaşanacağı ve bunun da merkez ile çevre ülkeler arasındaki bağımlılık ilişkilerini şiddetlendireceği görüşü savunulmuştur. Bununla beraber, dördüncü sanayi devriminin dinamiklerinin, özellikle bilişim sektöründeki küresel şirketleri, ekonomik ve politik olarak güçlendireceği ve hükümetlerden şirketlere güç kaymasının yaşanacağı ifade edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Dördüncü Sanayi Devrimi, Endüstri 4.0, Yaratıcı Yıkım, Ekonomik Büyüme, Teknolojik Gelişme, Eşitsizlik
Teknolojik değişimlerin üretim maliyetine etkisi ve bir uygulama
İçinde bulunduğumuz dönemde teknoloji baş döndürücü bir hızla değişmekte ve gelişmektedir. Teknolojik değişimler ve gelişmelerle birlikte üretim süreçlerinde de köklü değişimler yaşanmaktadır. Genel olarak bu değişim incelendiğinde, işletmelerde kas gücünün yerini makine ve robotlara bıraktığı görülmektedir. Yaşanan teknolojik değişim ve gelişmeler üretim işletmelerinin maliyet kalemlerinde de dengelerin değişmesine ve maliyet düşüşlerine neden olmaktadır. Bu çalışmada teknolojik değişimlerin üretim maliyetlerine etkisi esas alınarak tekstil sektöründe faaliyet gösteren bir üretim işletmesinin verileri incelenmiştir. Veriler muhasebe biriminde çalışan personel ile yüz yüze görüşme yapılarak toplanmıştır. Çalışmada üretim işletmesinin teknolojik değişim öncesi ve sonrası üretim maliyetleri karşılaştırılmıştır. Bu doğrultuda teknolojik değişimin üretim maliyetlerine etkisinin ne yönde olduğu değerlendirilmiştir. Çalışmada yeni teknolojiyle yapılan üretim, eski teknolojiyle yapılan üretim ile karşılaştırıldığında, genel anlamda endirekt işçilik maliyetleri ve amortisman maliyetleri hariç diğer üretim maliyeti unsurlarında düşüş yaşandığı tespit edilmiştir. Bu durumda teknolojik değişikliğin üretim maliyetlerini azaltıcı yönde etki ettiği sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Maliyet, Teknoloji, Teknolojik Değişim, Üretim Maliyetleri.
COVID-19 döneminde e-ticaretin makroekonomik değişkenler üzerine etkileri: Türkiye örneği
Geçmişten günümüze yaşanılan teknolojik gelişmeler insan hayatının her alanını etkilemiştir. Teknolojinin ticaret ile birleşmesiyle e-ticaret kavramı ortaya çıkmıştır. Perakende mağazalar yerine sanal mağazalar ortaya çıkmış, alıcılar hiçbir zahmete girmeden alışveriş yapma imkânına kavuşmuştur. E-ticaret kolaylığı sayesinde günden güne kullanımı yaygınlaşırken tüm dünyada Covid-19 salgınının yaşanmasıyla e- ticaret kullanım oranı daha da artmıştır. Salgın döneminde bireyler sosyal mesafe ve hijyen sebebiyle çevrimiçi alışverişe yönelmişlerdir. Covid-19 bireylerin sadece kişisel hayatını değil ülkelerin ekonomisini de etkilemiştir. Çalışmada, Türkiye üzerinde Covid-19 döneminde e-ticaretin makroekonomik değişkenlere etkisini incelemektedir. E-ticaret, makroekonomik değişkenleri etkileyen bir sektör olma özelliği taşımaktadır. Ayrıca, e-ticaret sayesinde müşterilerin zaman ve para tasarrufu sağlanmakta ve bu da tüketimi artırmakta ve enflasyonu etkileyebilmektedir. E-ticaret ayrıca, işletmeler için yeni iş olanakları yaratabilmekte ve bu da işsizlik oranını düşürmeyi desteklemektedir. E-ticaretin dış ticaret üzerindeki etkisi de önemlidir; e- ticaret sayesinde ülkeler arasında ticaret hacmi artabilmekte ve bu da dış ticareti desteklemektedir. Pandemi sürecinde bireyler, evlerinde kalmayı tercih ederek, ihtiyaçlarını internet üzerinden satın alabilecekleri ürün ve hizmetlere yönelmişlerdir. Bu durum, e-ticaret sektöründeki işletmelerin büyümesine ve ekonomik büyümeye katkı sağlamaktadır.
Teknolojik gelişmeler ve yüksek teknoloji ihracatının ülkelerin ekonomik büyüme performansı üzerine etkisi
Ekonomik büyümenin dinamikleri, ülkelerin gelişmişlik düzeylerine göre farklılık gösteriyor. Teknolojik ilerleme ve beşeri sermayeye yatırım, özellikle ülkelerin refahını artırmak ve adil bir gelir dağılımını sağlamak için önemli. İnovasyon kritik bir rol oynamakta, ülkeler ekonomik büyümeyi sağlamak için bu yönlere öncelik vermekte, ayrıca teknolojiyi en üst düzeye çıkarmak ve ekonomik büyüme için itici bir güç olarak kullanmak istemektedir. Bu tez çalışması, 1995-2018 yılları arasında AB üyesi ülkeler için teknolojik gelişmelerin ve yüksek teknoloji ihracatının ekonomik büyüme üzerindeki etkisini incelemek için ekonometrik bir yöntem olarak Panel VAR analizinden yararlanmaktadır. Panel VAR analizinin sonuçları, Ar-Ge harcamaları ile ekonomik büyüme arasında pozitif bir ilişki olduğunu ortaya koymaktadır. Büyüme, Ar-Ge yatırımlarındaki artışın ekonomik çıktıda buna karşılık gelen bir artışa yol açtığını göstermektedir. Bununla birlikte analiz, yüksek teknolojili ihracatın ekonomik büyüme üzerindeki olumsuz etkisini de vurgulayarak, yüksek hacimli yüksek teknolojili ihracatın genel ekonomik genişleme üzerinde olumsuz etkileri olabileceğini öne sürmektedir. Ayrıca, işgücü, GCF ve ekonomik büyüme arasındaki ilişkinin incelenmesi, işgücünün ekonomik büyüme üzerinde olumlu bir etkiye sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Granger nedensellik analizinin bulgularına dayanarak, farklı ekonomik değişkenler arasındaki nedensel ilişkiler açıklanmaktadır. GSYİH ile Ar-Ge harcamaları arasında tek yönlü, yüksek teknoloji ihracatı ile ekonomik büyüme arasında çift yönlü, Ar-Ge harcamaları ile yüksek teknoloji ihracatı arasında tek yönlü ve GCF ile yüksek teknoloji ihracatı arasında çift yönlü bir ilişki olduğu kaydedilmiştir. AB üyesi ülkeler tüm bu sonuçlar çerçevesinde öncelikle ARGE teşviki yapmalı, teknolojik ilerlemeyi desteklemeli ve beşerî sermaye ile işgücü katılımına önem vermelidir. Bunları sağlarken ise dengeli bir ekonomik büyümeyi hedeflemelidir.
Geçiş ekonomilerinde finansal gelişme, küreselleşme ve yoksulluk ilişkisi: Panel veri analizi
Küreselleşme, hayatın her alanında etkisini hissettiğimiz çok boyutlu bir gelişim sürecidir. Tüm dünyanın hızlı bir şekilde entegre olduğu bu süreçte yaşanan gelişim ve dönüşümden bütün ülkeler aynı oranda yararlanamamışlardır. Başka bir deyişle ülkelerin kurumsal yapıları, dışa açık olup olmadıkları, yabancı sermaye girişlerinin kısıtlı olup olmaması gibi etkenlerden dolayı bazı ülkeler bu sürece hızlı bir şekilde adapte olurken, bazı ülkeler için ise bu durum daha yavaş ilerlemektedir. Fakat küreselleşme sadece fırsatlar cennetinden ibaret olan bir olgu da değildir. Bu sürecin fırsatları kadar riskleri de olan bir süreç olduğu unutulmamalıdır. Özellikle küreselleşme ile birlikte sıkça kullanılan yoksulluk kavramı literatürde oldukça sık değinilen ve arafta kalınan bir durumu yansıtmaktadır. Başka bir deyişle, acaba küreselleşme yoksulluğu azaltmada etkili midir, yoksa tam tersine bu süreç yoksulluğu artırmakta mıdır? Bu çerçevede bu çalışma, küreselleşmenin yoksulluk üzerindeki etkilerini söz konusu sürecin sürükleyici dinamikleri olan finansal gelişme ve teknolojik yeniliğin yoksulluk üzerindeki etkilerini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bu doğrultuda, planlı ekonomiden serbest piyasa ekonomisine geçiş yapan seçilmiş geçiş ekonomileri; Avrupa Birliği'ne girenler ile SSCB'den ayrıldıktan sonra Bağımsız Devletler Topluluğu'na (BDT) katılan ülkeler olarak iki grup halinde incelenmektedir. Küreselleşmenin yoksulluk üzerindeki etkileri söz konusu ülkeler için 1997-2018 dönemine ait veriler kullanılarak panel veri yöntemiyle analiz edilmektedir. Analizden elde edilen bulgular, AB'ye üye olan geçiş ekonomisi ülkelerinde uzun dönemde küreselleşme, teknolojik yenilik ve finansal gelişmişlik yoksulluğu azaltmaktayken, SSCB'den ayrılan ve sonradan BDT'de yer alan ülkelerde küreselleşme, teknolojik yenilik ve finansal gelişme kısa dönemde yoksulluğu azaltmakta etkili, uzun dönemde ise yoksulluğu azaltmada etkili olmadığına işaret etmektedir.