Environmental pollution

164 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Çevresel Kuznets Eğrisi Hipotezi'nin ampirik analizi: Türkiye örneği

Bu tez çalışmasının temel amacı, ekonomik büyüme ve çevre kirliliği arasındaki ilişkiyi ters-U şeklinde açıklayan Çevresel Kuznets Eğrisi hipotezinin geçerliliğini Türkiye ekonomisinde 1960-2014 dönemi itibariyle araştırmaktır. Bu amaçla karbondioksit emisyonu, kişi başına reel gelir, kişi başına reel gelirin karesi, enerji tüketimi ve ticari dışa açıklık değişkenleri kullanılarak 3 farklı regresyon modeli oluşturulmuştur. Çalışmada değişkenlerin durağanlık derecelerinin tespiti için ADF, PP ve KPSS birim kök testleri kullanılmıştır. Birim kök test sonuçları, değişkenler arasındaki uzun dönem ilişkisinin tespiti için ARDL sınır testinin kullanılmasına izin vermektedir. Bu nedenle çalışmada değişkenler arasındaki eşbütünleşme ilişkisinin incelenmesinde ARDL snır testi kullanılmıştır. Son aşamada ise ARDL modeli çerçevesinde değişkenlerin uzun ve kısa dönem katsayıları tahmin edimiştir. Elde edilen sonuçlar, üç modelde de Çevresel Kuznets Eğrisi hipotezinin Türkiye ekonomisi için geçerliliğini destekler yöndedir. Sonuçlar aynı zamanda Türkiye ekonomisi için önemli politika önerileri sunabilmektedir.

Ekonomik büyümeKuznets hipoteziTürk ekonomisi+2
Selin Saygın
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Afetlerde çevre kirliliği: 1999 Marmara depremi örneği

Çevre, insanların ve diğer canlıların yaşamlarını sürdürdüğü ve birbirleriyle etkileşimde bulunduğu fiziksel, sosyal, biyolojik ve kültürel bir ortamdır. Bu yönüyle insanların yaşamlarını olumlu veya olumsuz yönde etkileyen önemli bir unsurdur. Çevrede meydana gelen kirlilikler insan yaşamının kalitesini önemli ölçüde etkilemektedir. Çevrede meydana gelen kirliliklerden bazıları; hava kirliliği, su kirliliği ve toprak kirliliğidir. Sözü geçen kirliliklerin kontrol altına alınması için yetkililer tarafından çeşitli düzenlemeler ve çalışmalar yapılarak kirliliğin en aza indirilmesi gerekmektedir. Afet, insanların yaşantısını kesintiye uğratarak kişilerin fiziksel, ruhsal, sosyal ve ekonomik kayıplarına yol açan olağan dışı durumlara denir. Bir afet meydana geldikten sonra birçok tehlike ve risk ortaya çıkabilmektedir. Bu risklerden bir tanesi de çevre kirliliği olarak dikkat çekmektedir. Afetin meydana geldiği çevredeki ortaya çıkan kirlilikler birbirleriyle bağlantılıdır ve bir afet meydana geldikten sonra çevredeki kirlilikler artabilmektedir. Bu yüzden de başta bulaşıcı hastalıklar olmak üzere birçok sağlık sorunu ortaya çıkabilmektedir. Dolayısıyla yetkililer afet meydana geldikten sonra çevresel risklerin önlenebilmesi için hem toplumsal hem de kurumsal görev ve sorumlulukları tanımlamalıdırlar. Bu tanımlanmaların bölgesel risk faktörlerinin de dikkate alınarak hazırlanması gerekmektedir. Bu çalışmada çevre kirlilikleri ve afet ile ilişkileri bağlamında, afetlerden sonra meydana gelen çevre kirliliği incelenmiş olup, 1999 Marmara Depremi'nde Adapazarı cadde tozlarında ağır metal kirliliği örneği sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Çevre Kirliliği, Afet, Ağır Metal Kirliliği

AfetlerAğır metal kirliliğiAğır metaller+4
Buse Akcan
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Turizm ve büyümenin çevre kirliliği üzerindeki etkileri: Akdeniz ülkeleri örneği

Bu çalışmanın amacı dünyanın yoğun turizm faaliyetlerinin yürütüldüğü Akdeniz bölgesi ülkeleri için turizm faaliyetlerinin, karbon emisyonu üzerindeki etkilerinin ortaya konulmaya çalışılmasıdır. Analiz dönemi 1995-2018 dönemine kapsamaktadır. Elde edilen sonuçlara göre turizm gelirlerinin tek başına ele alındığında karbon emisyonu üzerinde bir etkisinin mevcut olmadığı görülmüştür. Diğer yandan turizm gelirleri, etkileşim değişkeni ile birlikte ele alındığında turizm gelirlerindeki artışın her iki rejimde de karbon emisyonunu artırdığını ve etkileşim değişkenin sadece ikinci rejimde karbon emisyonunu azalttığı görülmektedir. Turist sayısındaki artış ise tek başına ele alındığında karbon emisyonunu azaltmaktadır. Diğer yandan turist sayısı, etkileşim değişkeni ile birlikte ele alındığında turist sayısı artışının ikinci rejimde karbon emisyonunu artırdığı ve etkileşim değişkenin sadece ikinci rejimde karbon emisyonunu azalttığı görülmektedir. Bu sonuçlara göre turizm geliri ve turist sayısının tek başlarına ele alındığında anlamlı ve beklenen yönde sonuçlar elde edilemediği görülmektedir. Ancak turizm değişkenlerinin, ülkelerin nüfusu ile etkileşimi birlikte ele alındığında anlamlı sonuçlar ortaya çıkmaktadır.

Akdeniz ülkeleriBüyümeKirlilik+2
Burak Ektiren
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Değişik kömür numuneleri üzerine soğuk plazmanın etkisinin incelenmesi ve adsorpsiyon uygulamaları

Endüstrilerde gaz ayırma ve arıtma işlemleri için adsorpsiyon yöntemi damıtma ve gaz emme gibi diğer geleneksel ayırma işlemlerine daha yaygın kullanılmaktadır. Bununla birlikte, adsorpsiyon olayının daha etkili olabilmesi için kullanılan adsorbanların yüzey özellikleri etkilidir. Adsorbanların etkili yüzey uygulamaları için çeşitli yöntemler mevcuttur. Bu yöntemlerden biri de plazma uygulamalarıdır. Plazma uygulamaları sıcak plazma ve soğuk plazma olarak iki kısımda değerlendirilir. Sıcak plazma uygulamalarında yüksek enerji tüketimi söz konusudur. Bundan dolayı yüzey modifikasyonlarında soğuk plazma yöntemi daha çok tercih edilmektedir. Plazma modifikasyon ile yüzeylere değişik fonksiyonel gruplar bağlanması söz konusudur. Bu tez çalışmasında, mevcut yöntemlere alternatif olarak piyasada yaygın olarak bulunan petrokok, Ukrayna kömürü ve Şırnak kömürü numunelerinin oksijen soğuk plazma ile modifikasyonu ve elde edilen asorbanlarla sulu ortamlardan malahit yeşili boyar maddesinin giderimi amaçlanmaktadır. Plazma uygulamasından sonra ve önce elde edilen kömür numunelerinin XPS, FTIR, SEM ve BET teknikleri ile karakterizasyonu gerçekleştirilmiştir. Elde edilen sonuçlardan kömür numuneleri üzerine plazma uygulamasının etkili olduğu özellikle kömür numunelerinin yüzeyinde oksijenli grupların arttığı gözlenmektedir. Plazma uygulanmış kömür numuneleri kullanılarak malahit yeşili boyasının uzaklaştırılması, başlangıç pH'ı, adsorban dozu, başlangıç boya konsantrasyonu ve sıcaklık gibi farklı parametrelerin değiştirilmesiyle incelenmektedir. Elde edilen deneysel veriler için hem Langmuir hem de Freundlich izotermleri kullanıldı. Yalancı birinci dereceden ve ikinci dereceden hız eşitlikleri kinetik veriler için kullanıldı. Termodinamik parametreler elde edildi. Anahtar Kelimeler: Adsorpsiyon, kömür, malahit yeşili, soğuk plazma

AdsorpsiyonBoyar maddelerKömür+2
Gülten Elçi Ölçenoğlu
Siirt University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Çevresel yıkıntı görüntüleri

Çevresel sorunlar, insan aktivitelerinin biyolojik ve fiziksel çevre üzerindeki zararlı etkilerinin toplamına verilen addır. Bunlar, canlı organizmaları, doğrudan veya dolaylı olarak etkileyebilen fiziksel, kimyasal, biyolojik ve sosyal faktörlerdir. Temel çevre sorunları; İklim değişikliği, hava kirliliği, çevresel bozulma ve doğal kaynakların tükenmesidir. Biz insanlar, sadece üstün zekaya sahip olmakla kalmıyor, aynı zamanda ihtiyaçlarımızı karşılamak için çevreyi değiştirme yeteneğimizde de farklılıklar gösteriyoruz. Çevremizdeki sürekli değişim, insan türünün hayatta kalması için bir tehdit oluşturmaktadır. Biliyoruz ki değişim, doğanın temel yasasıdır. Ancak zaman içinde yapılan değişiklikler insanları farklı biçimde etkiler. Darwin'in Türlerin Kökeni adlı kitabında da belirttiği gibi; ''Ne en güçlü olan tür hayatta kalır, ne de en zeki olan, değişime iyi adapte olabilendir hayatta kalan.'' (Esin, 15.14.2021. Erişim:https://tinyurl.com/mztwknas) Bu teori insanlara uygulandığında, çevreye en iyi uyum sağlayabilenlerin hayatta kaldığını söyleyebiliriz. 2005 yılında yayınlanan Milenyum Ekosistem Değerlendirme raporları, insanların ekosistem üzerindeki etkisinin yüksek olduğunu vurgulamaktadır. (Davidson, 22.10.2021.Erişim:https://tinyurl.com/5n9xa3fk) İnsanoğlunun doğasındaki kendini yok etme eğilimi, yavaş ama emin adımlarla bizi yıkıma yaklaştırmaktadır. Nüfus artışı, tüketim kültürünün hızla yayılması , doğal kaynakların azalması, doğanın hassas dengesini alt üst etmektedir. Endişe verici olan, tüketicilerin taleplerini karşılamaya çalışan endüstrinin çevreye zarar vererek, insan türünün varlığını tehdit etmesidir. Günümüzde nüfus artışını kontrol altına alabilmek için, yeni bir küresel anlaşmaya ihtiyaç duyulmaktadır. Doğal afetlerin, savaşların, kontrolsuz üretimin veya tüketimin neden olduğu çevresel yıkım, sadece çevrecilerin, bilim insanlarının, politikacıların ya da devlet adamlarının sorunu değil, aynı zamanda sanatçıların da ilgilendiği bir sorundur. Kontrol edilmeyen sanayileşmenin beraberinde getirdiği çevre kirliliği ve çarpık kentleşme , özellikle Birinci Dünya Savaş'ından hemen sonra Batılı sanatçıların eserlerinde ele alınmıştır. ii Tez kapsamında, eserlerine yer verilmesi düşünülen sanatçıların, çevresel yıkım konusunda kullandıkları yöntem, malzeme ve tekniklerin, güncel sanattaki yansımaları incelenecektir. Bu konuda kavramsal çerçeve ele alınıp, Agnes Denes, Olafur Eliasson, Edward Burtynsky, Mel Chin, Mary Mattingly, Cai Guo-Qiang gibi sanatçıların eserleri, eğilimleri, ve kavramlarından söz edilecektir. Bu araştırmada, uygulama çalışmalarının betimleme ve içerik analizleri yapılacaktır. Anahtar Sözcükler: Ekoloji, Biyolojik, İklim değişikliği, Çevre, Darwin, Çevre bilimciler, Nüfus, Atık, Tüketimcilik.

AtıklarDarwin, Charles RobertEkoloji+7
Homa Taghıbıglou
Hacettepe University · Institute of Fine Arts
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Belediyelerde katı atıkların yönetimi: Başakşehir Belediyesi örneği

Çevre kirliliklerinin önlenmesinde yerel yönetimler üst düzeyde görevler üstlenmişlerdir. Özellikle kentte yönetim unsuru olarak ön planda olan yerel yönetim birimleri kenti korumak ve bu bağlamda çevreyi kirlilik açısından en aza indirmeye yönelik adımlar atılmıştır. Sözgelimi katı atık yönetimi konusunda belediyeler yetkili ve karar alan kuruluşlardır. Katı atıkların toplanmasından bertarafına kadar olan süreçte tüm sorumluluk yerel yönetimlere düşer. Atık, yok edilmesi gereken bir madde değil geri kazanılması gereken kaynak olarak görülmektedir. Bu açıdan katı atıkların geri dönüşümü, günümüzde ekonomik, çevresel ve yasal olarak önemli bir konu durumuna gelmiştir.

Atık yönetimiBelediye hizmetleriBelediyeler+5
Şenol Ten
İstanbul Aydın University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Kentleşmenin yerel yönetim ve çevre ile uyumu

Kentleşme, Teknoloji ve Sanayinin gelişmesi ile birlikte kontrolsüz bir yapılaşmanın meydana geldiği, sanayileşme sürecindeki krizler dolayısıyla hızla artan betonarme, çarpık kentleşme, doğa katliamı, çevre kirliliği ve doğal kaynakların hızla azalması neticesinde hayatımıza dahil olan kavramdır.Bütün bu olumsuz gelişmeleri engellemek, ya da onları planlı programlı bir şekilde insanların hayatlarına sunmak da yerel yönetimlerin asli görevleridir.Yerel yönetimler kentlilerinin hayatlarını kolaylaştırmak için doğru kararlar verme yetkisine sahip olan ve kentliler tarafından seçilen karar organlarıdır. Ancak bu seçilenler kararları alıyor iken çevreye zarar vermemek, doğal kaynakların sonsuz olmadığı bilinciyle hareket etmek zorundadırlar aksi taktirde gelecek nesiller bu günün bilinçsiz ve hoyratça kullanılan doğanın bedelini çok ağır ödemeye mahküm edilirler. Bu nedenle yerel yöneticiler son derece güvenilir ve şeffaf olmak durumundadır. Kullanılan alanlar, kullanılan doğal kaynaklar, bütçeler o kentin halkının ortak mirasıdar. Dolayısıyla Avrupa'nın bu konudaki tedbir ve uygulamalarının incelenmesi, dünya ülkelerinin bu konuda yaptıkları, hedefleri ve önerileri ile birlikte Türkiye'nin kendi sınırları içerisinde yapılan kentleşmenin yerel yönetim boyutu ile birlikte doğanın korunması için gerekli önlemler ve önerilerin tartışılması, Avrupa ve Dünya'daki bazı konferansların incelenerek tavsiyelerinin dikkate alınması, daha yeşil bir dünya, daha güvenilir ve seffaf bir yönetim şeklinin özelliklerine vurgu yapılacaktır. Anahtar Kelimeler: Kentleşme, Yerel Yönetim, Çevre

Kent planlamaKentleşmeYerel yönetimler+6
Sabiha Tüzünoğlu
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Bazı denizel biyomateryallerin eldesi ve biyosorbent olarak kullanılması

Bu çalışmada, istilacı denizkestanesi Diadema setosum' dan kolajen ve kahverengi makro alg Sargassum vulgare türünden aljinat elde edilmiştir. Elde edilen aljinat ile kolajen, aljinat ve farklı oranlarda AK1 (2:1) ve AK2 (3:1) boncukları hazırlanmıştır. Elde edilen bu biyomalzemeler ile sucul ekosistemde yaşayan canlılar ve insan sağlığı için toksik olan Pb (II) giderimi hedeflenmiştir. Giderim çalışmalarında, biysorban mekanizmasını etkileyen biyosorban dozajı, pH, temas süresi ve başlangıç çözeltilerinin biyosorpsiyon verimine etkileri incelenmiştir. Biyosorbent miktarının etkisinin belirlenmesi içi yapılan çalışmada, Pb (II) biyosorpsiyon verimi 0,75 g biyosorbent dozajında ise sırasıyla %92,64, %87,08 ve %88,68 ile en yüksek biyosorpsiyon verimine ulaşmıştır. pH 3, 4 ve 5 değerlikte giderim verimleri sırasıyla Aljnat; %67,92, %71,16 ve %76,52, AK1; %53,48, %48,96 ve % 48,52 ve AK2; %61,08, %55,52 ve %58,44 belirlenmiştir. Aljinat boncuklarında süre arttıkça parçalanma gözlenmiştir. AK1 boncuklarında parçalanma gözlenmemesinin yanı sıra, süre arttıkça AK1 boncuklarının boyutlarında büyüme (şişme) gözlenmiş, 360. dakikaya kadar Pb (II) giderimi devam etmiştir. Aljinat boncuklarında yapısal olarak parçalanmalar görülmüş, boyut ve şekil olarak da değişim tespit edilmiştir. AK1 boncuğundaki giderim 100, 200 ve 300 ppm için sırasıyla 2,44 ppm, 6,96 ppm ve 24,96 ppm tespit edilmiş, %96,2, %96,52 ve %91,68 giderim sağlanmıştır. Bu deney aşamasında da diğer deney aşamalarında olduğu gibi en az deformasyona uğrayan biyosorbentin AK1 boncukları olduğu tespit edilmiştir. Bu nedenle AK1 biyomalzemesinin asidik koşullarda Pb (II) içeren atık sulardan, Pb (II) uzaklaştırılması için potansiyel biyosorbent adayı olabilecek nitelikte olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca bu denizkestanesinin kabuk ve dikenlerinden kitin ve kitosan elde edilerek karakterizasyonları yapılmış, bu istilacı denizkestanesinin çeşitli alanlara entegre edilerek alternatif biyomateryal malzemeleri üretilmesi ile ekonomiye kazandırılması amaçlanmıştır. Böylece insan gıdası olarak tüketilmeyen ve ekonomik öneme sahip olmayan bu istilacı denizkestanesinin iç organlarından kolajen elde etmenin yanı sıra, kabuk ve dikenlerinden de faydalı biyomateryaller elde edilmiştir. Bir bütün olarak, farklı alanlarda kullanılabilecek farklı biyomalzemeler elde edilse de komple bir canlının farklı yöntemlerle işlenerek, neredeyse hiçbir atık olmaksızın biyomalzeme üretiminde kullanılması söz konusu olmuş ve böylece elde edilen bu farklı biyomalzemelerin ekonomiye kazandırılması olasılığı ortaya konmuştur. Bu durum hem ülke ekonomisine gelir sağlarken, farklı iş kollarının ileride oluşmasına olanak sağlayacağı gibi, ekolojik olarakda denizkestanesinin endemik türler üzerinde oluşturduğu baskının da kontrol altına alınmasını sağlayacaktır. Bu çalışma Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK 2211-C Yurtiçi Öncelikli Alanlar Doktora Burs Programı), Yükseköğretim Kurulu (100/2000 YÖK Doktora Bursu Programı) ve İskenderun Teknik Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Koordinatörlüğü (2021LTP-03) tarafından desteklenmiştir.

AbsorpsiyonAdsorpsiyonAğır metal giderimi+3
Erkan Uğurlu
İskenderun Technical University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Removal of anti-inflammatory micropollutants in wastewater treatment plants

This research focuses on the assessment of removal potential of non-steroidal anti-inflammatory drugs (NSAIDs), frequently used non-prescribed drugs (i.e., diclofenac, ibuprofen, naproxen, ketoprofen, mefenamic acid and indomethacin) to treat the symptoms of pain and inflammation, in wastewater treatment plants (WWTPs). NSAIDs enter into the ecosystem mainly from wastewater treatment plants and they are potential toxic compounds in the receiving environments. This research has preceded with the determination of seasonal change during a year in the influent stream of two wastewater treatment plants. Removal efficiencies of the targeted NSAIDs were assessed in two different wastewater treatment plants and mostly detected anti-inflammatory micropollutants (i.e., ibuprofen, naproxen, diclofenac) were determined. For this purpose, composite samples (24-hour) were taken from two biological wastewater treatment plants located in the Marmara Region to screen NSAIDs' behavior during one year to characterize seasonal changes. NSAIDs' concentration in both influent and effluent of wastewater treatment plant have been measured and their removal efficiencies have been investigated. Apart from the seasonal variations, hourly samples were also taken in the summer (2-hour composite samples) to characterize their hourly variations. In order to evaluate yearly variations of NSAIDs in the sampled wastewater treatment plants, composite samples in the summer season were also repeated and analyzed after one year. Ibuprofen and naproxen concentrations have been observed at higher concentrations than the other micropollutants during four seasons in both of the wastewater treatment plants. Influent concentrations of ibuprofen and naproxen in the WWTP-1, which possess a UV disinfection unit, changed between 3-22 µg/L and 8-12 µg/L respectively. Moreover, their removal rates have been recorded higher than 93% and 96%. Influent concentration of ibuprofen and naproxen in the WWTP-2 have been detected as 5-9 µg/L and 8-17 µg/L, respectively. However, a decrease in the removal rate of ibuprofen and naproxen was observed in autumn and spring season in WWTP-2. Diclofenac concentrations observed in two WWTPs were relatively similar. The concentration of diclofenac in WWTP-1 and WWTP-2 was recorded as 0.4-1 μg/L and 0.2-1 μg/L, respectively. However, removal rate for diclofenac were ranged between 0-34% in both of the WWTPs. The influent concentration of ketoprofen were observed between 0.8-2.5 μg/L in both of WWTPs. High concentrations of ketoprofen were determined in autumn season. Removal rate of ketoprofen calculated between 0-70% in both WWTPs. Indomethacin and mefenamic acid could be measured in the range of nanogram. Influent concentration of indomethacin was measured as 30-110 ng/L in WWTP-1, and 20-120 ng/L in WWTP-2. Mefenamic acid concentration was 5-60 ng/L in WWTP-1 and 12-50 ng/L in WWTP-2. While indomethacin might be slightly removed in the autumn and spring seasons in WWTP-2, removal rate in summer was calculated a bit higher in WWTP-1. Mefenamic acid removal was not observed in both WWTPs. According to the results obtained with 2-hourly composite samples during a day, ibuprofen and chemical oxygen demand (COD) influent concentration profiles were similar. A similarity with the COD concentration profile and diclofenac concentration profile was not observed. A correlation analysis was performed between micropollutants and conventional parameters to determine if there is a correlation between these NSAIDs and conventional parameters in terms of influent concentrations as well as removal efficiencies. It was determined that the influent concentrations of diclofenac, indomethacin and naproxen were correlated with the influent concentrations of total suspended solids (TSS) and volatile suspended solids (VSS) parameters. Correlation evaluations were performed between concentrations of conventional parameters and NSAIDs. Moreover, correlations between the loads of these pollutants were also investigated. According to correlation analyses performed between the NSAIDs and conventional parameters based on influent loads of these parameters, a high correlation with COD and soluble COD (SCOD) parameters and NSAIDs have been determined. Moreover, naproxen and ketoprofen had positive correlation with all of the investigated conventional parameters. In terms of concentrations of NSAIDs and conventional parameters' concentrations, a correlation was observed for the naproxen concentration and TSS content in the influent wastewater. Thus, the amount of solid matter and especially COD and SCOD content of the wastewater may reflect some predictive information about the micropollutants loads. Based on the removal efficiencies, there was a positive correlation between naproxen, ibuprofen removal efficiencies and nitrogen, SCOD, TCOD removal efficiencies. Additionally, there was a correlation between SCOD and diclofenac removal efficiency. In the second part of this study, a fill and draw reactor was operated and fed with acetate with a sludge retention time of 20 days. The individual as well as synergic toxicity effect of diclofenac, ibuprofen and naproxen were investigated respirometrically. According to respirometric analyses, a decrease in the growth rate of heterotrophic biomass was determined as a result of the culture amendment with these selected micropollutants. Results reflected that the presence of these NSAIDs decreased the oxygen uptake rate and specific growth rate on readily biodegradable substrate. Respirometric analyses were carried out with the culture amendment with 500 μg/L of NSAIDs (individually and as a mixture) to investigate potential toxic effects on microbial community. It was observed that exposure to NSAIDs changes metabolic structure of biomass (i.e., specific growth rate). In the presence of 500 µg/L of ibuprofen, naproxen and diclofenac the calculated heterotrophic specific growth rates were 3.489, 2.999, and 3.049 day-1, respectively. Higher decrease in the specific growth rate was observed when the biomass was amended with diclofenac and naproxen. Whereas, biomass amendment with ibuprofen resulted in a decrease from 3.66 to 3.489 day-1 The highest drawback effect was observed when diclofenac and ibuprofen were introduced together. Diclofenac was determined as the most effective and ibuprofen was detected as the least effective NSAID on the microbial culture.

Waste water treatmentWaste water treatment plantsBiological treatment+6
Esma Demirkaya
İstanbul Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
Master'sOpen AccessEN

The effect of oil based power plants on air quality in Khurmala region of Iraq and assessment with GIS technique

Air pollution is a significant issue in the contemporary day. As the population grows daily, air pollution is escalating at an alarming rate. Inadequate measurement and regulation of air pollution can be fatal for the planet. As the impact of air pollutants on human health through ambient air address much attention in recent years, the air quality forecasting in terms of air pollution parameters has become an important topic in environmental science. The present study aims to estimate the Air Quality Index (AQI)for two months in two years, 2020 and 2023. The AQI is anestimated method used by US Environmental Protection Agency (USEPA) for different criteria pollutants which can be used by government agencies to characterize the status of air quality at a given location. The different criteria pollutants are particulate matter (PM10, PM2.5), carbon monoxide (CO), ozone (O₃), nitrogen dioxide (NO₂), and sulfur dioxide (SO₂). AQI map elements distribution map from spatial distribution interpolationInverse Distance Weighted (IDW) in ArcGIS platform were used to evaluate the results.The main source of air emissions from happenings are the flaring of gas, generators and vehicles in Khurmala area. All measurements of SO2, NO2, PM10, PM2.5, etc., conformed to the established guidelines. The average AQI results for 2023 surpassed those documented in 2020. AQI readings for O₃ surpassed the AQI in the majority of sites in the present investigation. The AQI for SO2 in 2020 was predominantly classified as excellent quality, with the exception of one sample site, specifically the Power Plant, which was deemed unhealthy, recording an AQI score of 106.41. The AQI for NO2 varied from excellent to unhealthy in 2020 and from good to moderate in 2023. The air quality index for CO in 2020 varied from 45.45 to 216.86, with a mean of 134.8, but in 2023, the AQI ranged from 45.45 to 216.68, with a mean of 91.94.Air pollution in the study area is mainly driven by gas flaring, generator use, and vehicular emissions, with ozone levels frequently exceeding safe limits despite most other pollutants remaining within guidelines. While PM₂.₅, PM₁₀, SO₂, NO₂, and CO levels generally improved or stayed within acceptable ranges, AQI trends from 2020 to 2023 indicate a gradual decline in overall air quality. Meteorological factors such as wind speed and direction significantly influence pollutant dispersion, underscoring the need for continuous monitoring and targeted emission control.

EnvironmentEnvironmental information systemsEnvironmental quality+2
Mohammed Majeed Ahmed Kurdı
Harran University · Institute of Graduate Studies in Science
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Van ilinde tıbbi atıkların yönetimi ve bertarafı

Bu tez çalışmasında, yaygınlaşan çevre bilinci ile birlikte tıbbi atıkların meydana getirdiği risklerin ortadan kaldırılması amacıyla gerçekleştirilen mevzuat düzenlemeleri ve uygulamaları doğrultusunda Van ilinde tıbbi atıkların yönetimi ve bertarafına dair bilgilerin ortaya konulması ve buna yönelik uygulamaların kabul edilebilir eşikler çerçevesinde değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Van ilinde buharlı sterilizasyon yöntemi ile atıkların bertaraf edildiği bir tesis bulunmaktadır. Bu tesis Van kent merkezinde bulunan Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi bünyesinde hizmet veren Dursun Odabaş Tıp Merkezi ile Sağlık Bilimleri Üniversitesi bünyesinde hizmet veren Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi gibi büyük kapasiteli ve donanımlı sağlık kuruluşlarının yanı sıra il genelinde bulunan diğer sağlık kuruluşlarının tıbbi atıklarını toplayıp bertaraf etmektedir. Yapılan araştırma, gözlem ve testlerle sağlık kuruluşlarının tıbbi atık yönetiminde büyük oranda başarılı olduğu, sterilizasyon tesisinin yasal standartları taşımakla beraber tıbbi atık toplama ve sterilizasyon faaliyetlerini başarıyla gerçekleştirdiği bulgu ve sonuçlarına ulaşılmıştır.

Atık bertaraf yöntemleriAtık yönetimiAtıklar+3
Şehla Aranlı
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Fen Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

UTSA-76 metal organik kafes yapısının sentezi, tanımlanması ve radyoaktif uranyum (VI) giderimi için adsorbent olarak kullanılması

Bu yüksek lisans tezinde, Lewis bazik gruplar içeren ve UTSA-76 olarak kodlanan metal organik kafes yapısı sentezlenip karakterize edilmiş ve adsorpsiyon tekniği kullanılarak U (VI)'nın sıvı fazdan uzaklaştırılması amacıyla kullanıldı. Bu yeni adsorbent malzemeyi, adsorpsiyon işlemi öncesi ve sonrasında tanımlamak için 1H, 13C-NMR, P-XRD, TEM, TEM-EDX, SEM ve SEM-EDX haritalama teknikleri uygulandı. U (VI)'nın hazırlanan UTSA-76 yapısı üzerinde adsorpsiyonu; pH, sıcaklık, karıştırma süresi ve çözelti derişimi parametrelerine bağlı olarak araştırıldı. Adsorpsiyon sürecinin kinetiğinde, sadece Pseudo ikinci dereceden kinetik değil, aynı zamanda film difüzyonu da etkili olmuştur. U (VI)'nın UTSA-76 üzerindeki adsorpsiyon dengesi Langmuir izoterm modeli ile daha iyi açıklanmıştır ve Langmuir izoterminden qmax değeri 91.31 mg/g olarak hesaplanmıştır. Dolayısıyla, yeni sentezlenen MOF yapısının (UTSA-76), çok düşük uranyum derişimlerinde ve küçük adsorbent kütlelerinde bile U (VI)'nın sulu ortamdan uzaklaştırılması için oldukça etkili bir alternatif adsorbent olabileceği sonucuna varılmıştır.

UranyumÇevre kirliliği
Mehmet Öztürk
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Science
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Kentsel ve kırsal alanda yaşayan ilkokul öğrencilerinin çevre algılarının incelenmesi

Bu nitel çalışmanın amacı kırsal ve kentsel bölgelerde yaşayan ilkokul 4. sınıf öğrencilerinin çevre, çevre kirliliği ve insanın çevreye olan etkisine ilişkin algılarını ortaya koymaktır. Öğrenciler arasındaki kentsel ve kırsal farklılığı ortaya koyabilmek için Kütahya il merkezi ve il merkez 2, bir ilçesi, bir kasabası ve köyünden birer okul olmak üzere toplam 5 ilkokul çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışmaya, Kütahya ilinden belirlenen bu okullardan seçilen toplam 100 dördüncü sınıf öğrencisi ile katılmıştır. Veri kaynağı olarak, öğrencilerin zihin haritaları, çevre tanımlamaları, kompozisyonları ve çevre kirliliği ile ilgili resimleri kullanılmıştır. Elde edilen veriler nitel araştırma tekniklerinden içerik analizi ve betimsel analiz teknikleri yardımıyla analiz edilmiştir. Elde edilen bulgularda, •Öğrencilerin çevre ile ilgili 131 farklı kavram ürettiği ve bu kavramlarda daha çok çevrenin canlı ve cansız unsurlara atıf yaptıkları; •Çevre kavramına yönelik olarak yaptıkları tanımlamalarda canlı – cansız unsurlar ve/veya doğal – yapay unsurlara yer verdikleri; •İnsanların çevreye olan etkilerini olumlu ve olumsuz olmak üzere iki grupta inceledikleri ve •Çevre kirliliğine ilişkin çizdikleri resimlerde toplam 45 farklı öğenin olduğu ve kirlilik olarak en çok toprak kirliliğine (yere atılan çöpler) atıf yaptıkları gözlemlenmiştir.

Doğal çevreKentsel yaşamKırsal toplum+5
Ali Sevinç
Uşak University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Çevre bilincinin yeşil ürün satın alma davranışı üzerindeki etkisi: Bursa örneği

Çevre kirliliği yirminci yüzyılın son çeyreğinden sonra üzerinde durulan konuların başında gelmektedir. Çevre kirliliğinin asgari düzeye düşürülmesi için gerek ülkemizde gerekse de diğer dünya ülkelerinde önemli adımlar atılmaktadır. İnsanlarda çevre bilincinin oluşturulması için çevreye karşı duyarlı tüketicilerin artırılmasına ve ürün satın alma aşamasında çevre dostu/yeşil ürünlere yöneltilmektedir. Benzer şekilde üretim yapan işletmeler de bu doğrultuda yeşil pazarlamaya doğru yönelmektedir. Çevreye karşı duyarlılığın tespiti ve bu doğrultuda pazarlama faaliyetlerinin şekillendirilmesi büyük öneme sahiptir. Bu çalışmada öncelikle çevre bilinci ile ilgili konular olan çevre sorunları, toprak, su, gürültü vb. çevre kirlilikleri ile ilgili konulara yer verildikten sonra çevre etiği, çevre eğitimi, çevre eğitiminin amaç ve esaslarına, çevre koruma modellerine ve insan ile doğa arasındaki etkileşim ele alınmıştır. Son olarak yeşil pazarlama ile ilgili konulardan olan yeşil pazarlama stratejilerine, pazarlama karmasına, yeşil reklam, yeşil satın alma davranışı, yeşil işletmecilik ve işletmeleri yeşil ürün geliştirmeye yönelten sebepler üzerinde durulmuştur. Araştırmanın uygulama bölümünde ise, çevre bilincinin yeşil ürün satın alma davranışına olan etkisi Bursa ili örneği üzerinden ele alınmıştır. Araştırmaya katılım sağlayan kişilerin çevre bilinçlerinin yeşil ürün satın alma davranışı üzerinde pozitif etki olup olmadığı ve çevresel duyarlılık boyutlarının yeşil ürün satın alma davranışına etkisinin olup olmadığı incelenmiştir. Bu iki hipotez incelendiğinde, katılımcıların çevre bilinçlerinin yeşil ürün satın alma davranışı üzerinde etkisinin anlamlı ve zayıf bir etki söz konusu iken, çevresel duyarlılık boyutlarının yeşil ürün satın alma davranışı üzerinde pozitif yönlü anlamlı bir etkinin olmadığı saptanmıştır.

BursaSatın alma davranışıYeşil pazarlama+5
Hatice Bingölbali Varol
İstanbul Gelişim University
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Çevre bilinci ve kirliliği arasındaki ilişki: Ampirik bir çalışma

Bilim ve teknolojilerdeki ilerlemelerle paralel olarak sanayileşme ve kentleşme hız kazanmıştır. Bu durum çevre kirliliğinin artmasına sebebiyet verirken çevre sorunlarının da canlıların hayatını tehdit edecek duruma gelmesine neden olmuştur. Son yıllarda çevreye verilen zararların farkına varılarak, çevreye daha duyarlı davranmaya yönelik bir bilinçlenme olsa da bu durum çevreye verilen zararların önlenmesinde yeterli değildir. Çevre kirliliğinin önüne geçilebilmesi için çevresel farkındalığın ve çevre bilincinin geliştirilmesi gerekmektedir. Bu çalışma çevresel farkındalığın çevre bilincine olan etkilerinin incelenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Amaç doğrultusunda hazırlanan anket formu 2022 yılının sonu ve 2023 yılı başında Türkiye'de üç ilde yaşayan hane halklarına uygulanmıştır. 470 haneden elde edilen veriler SPSS 24 programı ile analiz edilmiştir. Öncelikle kullanılan ölçeklerin geçerlik ve güvenirlik çalışmaları değerlendirilmiştir. Kullanılan ölçeklerin geçerli ve güvenilir bulunması nedeniyle çalışmanın ilk katkısı bunları gelecek çalışmalarda kullanılabilecek olmasıdır. Bulgular katılımcıların çevre bilinci ve farkındalıklarının ortalamanın üzerinde olduğunu, ancak geliştirilmesi gerektiğini göstermiştir. Çevre bilinci ve çevre farkındalığı üzerinde erkeklerin eğitim durumunun etkisinin olmadığı, kadınların ise sadece araç bakımı boyutunda eğitim düzeylerinin etkisinin olduğu belirlenmiştir. Bulgular ayrıca çevresel farkındalığı olan hanelerde çevre bilinci düzeylerinin daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Bu sonuç çevre bilincinin geliştirilmesi için çevresel farkındalığın oluşturulmasının bir ön şart olduğu yönünde değerlendirilmiştir.

Bilinçli tüketimFarkındalıkSatın alma+7
Ramazan Arı
Niğde Ömer Halisdemir Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Fen bilimleri ders kitaplarındaki çevre sorunları ve çözüm önerileri

Bu çalışmada, fen bilimleri ders kitaplarında hangi çevre sorunlarına ve çözüm önerilerine yer verildiğinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmanın örneklemi fen bilimleri ders kitaplarıdır. Kitapta, çevre sorunu ve çözüm önerisi için yazılan yazılar içerik analizi ile incelenmiştir. Ders kitaplarında çevre sorunları ve çözüm önerileri üçüncü sınıfta çöp-atık, neslin yok olması ve kirlilik; dördüncü sınıfta atıkların ayrıştırılmaması, ışık-ses-su-çevre kirliliği ve atık su ve artan besinler; beşinci sınıfta biyolojik çeşitlilik, atık, insan-çevre ilişkisi ve yıkıcı doğa olayları; altıncı sınıfta hava-gürültü kirliliği, soba bacasının yanlış kullanımı; yedinci sınıfta evsel katı-sıvı atık; sekizinci sınıfta hava kirliliği ve küresel iklim değişikliği temaları olarak bulunmuştur. En çok sayıda tema dördüncü ve beşinci sınıftadır. En az sayıda tema yedinci sınıftadır ancak evsel katı atık için verilen çözüm önerileri evsel sıvı atık çözüm önerilerinden sayıca daha fazladır. Altıncı sınıfta ise yine tema sayısı azdır. Çevre sorunları ve çözüm önerileri birebir karşılaştırıldığında bazı çevre sorunlarına karşı çözüm önerilerine yer verilmediği gözlenmiştir. Çözüm önerileri sorunla birebir ilişkili bulunamamıştır. Temalar karşılaştırıldığında ilkokulda daha az, ortaokulda daha fazla sayıda yer almaktadır. İlkokul düzeyinde üçüncü ve dördüncü sınıf olmak üzere iki kitap incelendiğinden ortaokul olarak ise 5-8. sınıf olarak dört adet kitap incelendiğinden dolayı ortaokulda daha fazla sayıda çevre sorunu ve çözüm önerisi teması ile karşılaşılmaktadır. Neslin yok olması temasına ilkokulda bahsedilirken ortaokulda bahsedilmemiştir. Ortaokulda da küresel iklim değişikliği, insan-çevre ilişkisi, yıkıcı doğa olayları de soba bacasının yanlış kullanımından bahsedilmiştir, bu temalar ilkokulda yer almamaktadır. Bu sonuçlar çevre sorunları ve çözüm önerilerinin ders kitaplarında sarmal program olarak düzenlenemediğini göstermektedir. Çalışmanın ilgili araştırmacı ve eğitimcilere yardımcı olması beklenmektedir.

Ders kitaplarıFen bilgisi dersiFen bilgisi eğitimi+7
Seval Koyuncu
Niğde Ömer Halisdemir Üniversity · Eğitim Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Shadow economy and environmental pollution

This thesis investigates the relationship between the size of the shadow economy and environmental pollution. To this end, an empirical analysis for various measures of environmental pollution is conducted first in a panel data setting for 152 countries over the period 1999-2007, and then in a time-series framework for Turkey over the period 1950-2009. The estimation results show support towards the existence of an inverted-U relationship between the size of the shadow economy and environmental pollution, that is small and large sizes of the shadow economy are associated with low levels of environmental pollution and medium levels of the size of the shadow economy are associated with higher levels of environmental pollution. Next, a two-sector dynamic general equilibrium model is built to account for this empirical observation. The model identifies two channels through which the informal economy might affect environmental pollution: first, the scale effect through which larger (smaller) informal sector size is associated with lower (higher) level of environmental pollution and the second, the deregulation effect through which larger (smaller) informal sector size is associated with higher (lower) level of environmental pollution . As these two effects work in opposite directions, the changing relative strength of one builds the inverted-U relationship between pollution indicators and informal sector size.

EconomyShadow economyPollution+3
Oğuz Öztunalı
Boğaziçi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2012
00
Master'sOpen AccessEN

İstanbul için elektrikli araba yayilim senaryolarinin analizi

In this study, a dynamic simulation model for electric vehicle (EV) diffusion is constructed. The objective of this work is to investigate two main questions; what are the plausible diffusion patterns of electric vehicles for Istanbul under different scenarios developed considering both local and global socio-economic, governmental, technological factors and their interaction with each other? Secondly, what is the extent of the diffusion rate that can be expected in Istanbul after three decades? The model is validated by standard structure and behavior tests. After, various scenario and policy analysis are performed. The results show that fleet market share of battery electric vehicle (BEV) and hybrid electric vehicle (HEV) would likely reach around 19.76% and 20.77% respectively by 2042 in Istanbul. In addition, CO2 reduction in the transportation sector would only reach around 17.32% in 2042. Moreover, both gasoline and electricity cost influence EV diffusion. However, their impact on EV diffusion is mainly related with a mobility cost gap between gasoline and electricity. Furthermore, technological improvement would lead BEV sales to increase. However, if battery technology cannot keep pace with or exceed CV technology, technological improvements would less likely create a significant raise in the BEV sales. Contrary to expectations, even if no technological improvements were progressed, BEVs would still likely succeed to penetrate around 10% of the market with its current technology within the 30 years. Moreover, a sufficient number of recharging points may lead to faster diffusion of BEV's as well, causing higher fleet market share overall. Both marketing activities and word of mouth have a remarkable impact on rapid EV diffusion. Besides, increase in repurchasing rate may cause faster EV penetration. Subsidies would have a small impact on EV sales. Finally, applying the 3% private consumption tax (PCT) instead of the 37% PCT for HEV may increase HEV sales but does not show considerable change on HEV sales.

Electric vehiclesEnvironmental pollution
Özlem Turan
Boğaziçi University · Institute of Graduate Studies in Science
2014
00
Master'sOpen AccessEN

Environmental Kuznets Curve and trade liberalization

This thesis investigates the potential effects of trade liberalization on the functional relationship between pollution and income, namely the Environmental Kuznets Curve, for a sample of 52 developing countries. Using GDP per capita as a measure of income and CO2 emissions per capita as a measure of pollution, this study shows that trade liberalization has a signicant effect on the hypothesized relationship. Our results indicate that pre-liberalization period is characterized by a linear relationship. However, trade liberalization does not induce the pattern towards an inverted U-shaped relation. Instead, it accelerates income driven pollution. This finding is in line with the pollution haven hypothesis which claims that trade liberalization can be a trigerring factor in the relocation of the dirty industries via foreign direct investment (FDI) from the developed countries to the developing countries where the environmental standards are relatively less strict

LiberalizationEnvironmental pollutionEnvironmental Kuznets Curve
Özgür Şen
İstanbul Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Çevre vergileri ile karbon salınımı ilişkisi: Türkiye örneği

Dünya nüfusu arttıkça, insan ihtiyaçları ve insan kaynaklı kirlilik de artmaktadır. Bu durum, küresel ısınma, biyolojik dengenin bozulması ve dünya çapında giderek artan çevre kirliliği gibi ciddi sorunlara neden olmaktadır. İklim değişikliğinin önlenmesi için sera gazı emisyonlarının azaltılması büyük önem taşımaktadır. Hava kirliliği başta olmak üzere çevresel sorunlar, küreselleşmenin etkisiyle birlikte ülkeleri birbirlerine karşı sorumlu kılmaktadır. Ülkeler, bu emisyonları azaltmak için sübvansiyonlar, düzenlemeler ve ekonomik araçlar gibi çeşitli önlemler almaktadır. Ancak, hangi araçların en etkili olduğu konusunda anlaşmazlıklar olsa da son zamanlarda çevre vergilerine olan ilgi artmaktadır. Bu tür vergiler sadece gelir elde etmek amacıyla değil aynı zamanda çevresel kirliliğin ve karbon salınımının azaltılması amacıyla da kullanılmaktadır. Bu çalışmanın temel amacı, çevre vergilerinin karbon salınımı üzerindeki etkisini araştırmaktır. Çalışmada, Türkiye ekonomisi özelinde çevre vergilerinin, küreselleşmenin, ekonomik büyümenin ve enerji tüketiminin CO₂ emisyonları arasındaki eşbütünleşme ilişkisi 1994-2021 yıllık veriler kullanılarak ARDL sınır testi ile incelenmektedir. Ampirik sonuçlar çevre vergilerinin karbon salınımını azalttığını, küreselleşme ve enerji tüketiminin ise karbon salınımını artırdığını ortaya koymaktadır. Ayrıca çalışma bulgularına göre ekonomik büyümenin karbon salınımı üzerindeki etkisi istatistiksel olarak anlamsızdır.

Çevre kirliliğiÇevre sorunlarıÇevre vergisi
Celal Cenk Biçer
Balıkesir University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye ve sınır komşularında KUZNETS eğrisi

Ekonomi alanında 1971 yılı Uluslararası Nobel Bilim adamı ödülünü almış olan iktisatçı Simon KUZNETS, iktisadi büyümenin toplumun sosyal, siyasi ve kültürel olarak büyümesinin gereği olmasından yola çıkarak iktisadi büyüklük ve gelir eşitsizlikleri alanında istatistik ve ekonomi alanında bilimsel literatüre katkısı olan çalışmalar yapmıştır. Sanayii devrimi ile birlikte devletler daha fazla mal ve hizmet üreterek, yüksek refah düzeyine ulaşmak açısından zenginleşmeyi amaç haline getirmiştir. Sanayi üretimindeki artış ise çevre kirliliği ve doğaya verilen zararı artırmıştır. Simon KUZNETS kişi başına düşen milli gelir düzeyi ile çevre koşullarının bozulması arasındaki ilişkiyi, ekonomik büyüme ile gelir dağılımı arasında grafiksel olarak "ters U" şeklinde Çevresel Kuznets Eğrisi Hipotezi ile açıklamıştır. Hipotez iktisadi büyümenin ilk dönemlerinde gelir eşitsizliğinin artacağını fakat büyümenin devamında bir noktadan sonra gelir eşitsizliğinin azalacağını savunmaktadır. Bu tez çalışmasında, 2000-2022 arası dönem için Türkiye ve komşu ülkeleri için Çevresel Kuznets eğrisinin varlığı Panel Veri Analizi ile araştırılmıştır. Araştırma sonucunda verilere en uygun ülkelerde Çevresel Kuznets Eğrisi Hipotezinin Azerbaycan, Gürcistan ve Türkiye için geçerli olduğu, diğer ülkeler açısından geçersiz olduğu tespit edilmiştir. Analizde, hipotezin geçerli olduğu ülkelerde şehirleşme oranındaki artışın, hava kirliliğini arttırdığı tespit edilmiştir.

Karbon dioksitKarbon emisyonuKuznets hipotezi+3
Seyfeddin Sami Güngör
Pamukkale University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessEN

Water security index for four neighbour cities in the Aegean region incorporating future challenges

Water security has been a global issue since accessing clean water is a challenge for poorer communities. This problem is becoming even more complex as water resources continue to deplete. Climate change and population growth should now also be taken into consideration in water planning, since unstable weather conditions and increasing demands of the population would make it harder to predict future water supply levels. In this study, a water security index for the 4 neighbour provinces in the Aegean region (Aydın, Denizli, Muğla and Uşak) is developed through the adoption of Pressure-State-Response (PSR) method, which is based on the cause-effect relations between human activities and the environment. Baseline index calculations show that the study area's water resources are currently in "poor conditions", whereas the current water security of the region is in "medium conditions". Integration of climate change scenarios (RCP8.5 and RCP4.5) and population growth projections into baseline results do not alter the baseline conditions, yet when combined, they substantially pull the water security level of the area of interest down. Sole effect of RCP8.5 scenario on the water resources of the 4 cities as a whole is also significant.

Aegean regionSecuritySecurity policies+6
Deniz Marangoz
Boğaziçi University · Çevre Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessEN

The effect of international trade on greenhouse gas emissions:A panel data analysis

There is an increasing and urgent need for a global action in terms of pollutants. Through various conferences, agreements and protocols it became clear that the most immediate danger is coming through GHG emissions and the resulting global climate change. Taking Paris Agreement as a point of origin, this paper aims to provide a summary of the current levels of CO2 emissions and its linkage to international trade through real GDP per capita, energy consumption, trade openness, share of urban population over the period of years 1992-2014, while testing the EKC hypothesis. From the CCPI 2018 report, a panel of top 20 largest CO2 emitters are chosen over the years 1992-2014, for a detailed investigation to meet that end. The results show three of the total nine proposed models show over 70% R-squared statistics, supporting the EKC hypothesis.

Carbondioxide emissionPanel data modelsParis Treaty+4
İrem Birol
Boğaziçi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessEN

Removal and discharge of microplastics from the wastewater treatment plants in Istanbul

Wastewater treatment plants (WWTPs) act as both receivers and sources of microplastics as they both receive microplastics from household and commercial activities and release the particles that could not be retained. This study investigated several units of a tertiary WWTP with a nutrient removal unit. Samples after physical treatment and from the effluent were also taken as 3h composite samples in order to observe fluctuation effect of influent wastewaters. Dried sludge from the WWTP was also investigated for potential hazards with application of the sludge to the soils. Particles isolated from samples were divided into fibers, fragments, nylons, pellets and glitters based on their morphological characters. Fibers were the most dominant shape, followed by fragments. 500-1000 μm and 1000-2000 μm was the most common size ranges for wastewater samples and sludge, respectively. Size distributions were different for shape classes. Particles in different size ranges demonstrated distinct behaviors for some size classes in various units of the WWTP. Fragments <500 μm were removed more efficiently where fibers with sizes 250-500 μm and 1000-2000 μm were removed better within the WWTP. 84.6 and 93.0% removal were observed with grab and composite samples. Despite the high removal rates 5,151x106 particles/d were released to Marmara Sea where, 36 days of discharge was equal to abundance value reported for Marmara Sea and 5,069x106 particles/d were present in the dried sludge. Polymer structures were not confirmed therefore, the rates calculated represent the microlitter release and microplastic release rate should be lower with a characterization step utilized.

Marine environmentSea water pollutionEcological environment+3
Suat Vardar
Boğaziçi University · Çevre Bilimleri Enstitüsü
2020
00

Related subjects