Çevre kirliliği
144 theses under this subject heading
Kütahya bölgesinde atmosferik parçacıkların boyut dağılımının, kimyasal karakterizasyonunun ve sağlık etkilerinin incelenmesi
Tez çalışması kapsamında kent merkezine oldukça yakın konumlarda bulunan iki adet termik santral ve çok sayıda seramik fabrikasının bulunduğu Kütahya şehrinde ve Tavşanlı İlçesi Göbel Beldesi yakınında kurulmuş iki adet örnekleme istasyonunda yüksek hacimli kaskat örnekleyiciler kullanılarak yaz ve kış mevsimlerinde 10'ar günlük süreyle farklı boyutlarda partikül madde örnekleri toplanmıştır. Toplanan örneklerin içerdiği eser element, çok halkalı aromatik hidrokarbon (PAH'lar), n-alkan, karboksilik asitler ve levoglukosan derişimleri belirlenerek detaylı kimyasal karakterizasyonları yapılmış, seçilen günlere ait örneklerde partikül madde sağlık etkilerinin daha detaylı olarak belirlenebilmesi amacıyla genotoksik analizler gerçekleştirilmiştir. Ayrıca toplanan örneklerin hidroksil radikali oluşturma, yani oksidatif potansiyellerinin belirlenebilmesi amacıyla elektron dönüş rezonans (electron spin resonance – ESR) analizleri gerçekleştirilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre; partikül madde aerodinamik çapı küçüldükçe organik bileşiklerle birlikte antropojenik kaynaklı eser elementlerden kurşun, selenyum, arsenik, kadmiyum ve kükürt derişimlerinin önemli oranda arttığı görülmüştür. Antropojenik kaynaklı elementler ve organik bileşik derişimlerinin özellikle kış mevsiminde toplanan örneklerde yaz mevsiminde ölçülen derişimlere göre de önemli miktarda arttığı görülmüş, buna mukabil partikül genotoksik etkilerinin de arttığı görülmüştür. Partikül madde oksidatif potansiyelleri ise bakır, çinko, alüminyum, demir ve krom gibi elementlerle anlamlı korelasyonlar göstermiştir.
Küresel ısınmanın sektörler bazında oluşturduğu risk sendromları ve çözüm yolları: Kuşadası bölgesi yiyecek içecek işletmelerinde bir uygulama
Sanayi, tarım ve hizmet sektörlerinde üretimden tüketime kadar olan süreçte kullanılan yöntemler ve bu süreçte ortaya çıkan sera gazları, dünyanın daha fazla ısınmasına, aşırı hava olaylarına sebep olmuştur. Küresel ısınma olarak adlandırılan bu sorun, dünyanın geleceğini tehdit eder boyutlara ulaşmıştır. Bilim ve teknolojideki gelişmeler, dünyanın küresel tek pazara dönüşmesi, başta enerji olmak üzere hammadde ihtiyacına olan talep yoğunluğu ve artan nüfus hem doğal kaynakların hızla yok edilmesine hem de, bu süreçte ortaya çıkan sera gazlarının etkisiyle iklimin doğal döngüsü dışında değişmesine yol açmıştır. Aşırı hava olaylarının görülme sıklığı da, tarımsal alanlardan turizme kadar tüm canlıların yaşamını olumsuz etkilemeye başlamıştır. Bu çalışmada, küresel ısınmanın kavramsal çerçevesi; tarihsel gelişimi, yürütülen önleyici çalışmalar ve gelecekteki muhtemel beklentileri ile açıklanmıştır. Tarım, sanayi ve hizmet sektöründeki gelişmeler ve riskler küresel ısınma boyutunda incelenmiştir. Önleyici tedbirlerin yanında, muhtemel çözümler ortaya konulmuştur. Tüketime yönelik olması, katı ve sıvı atıkların yoğun olarak görülmesi, sunduğu hizmetlerin tedarik boyutunda tarım, sanayi ve hizmet sektörleri ile ilişkili olması ve toplumlardaki bireylerin tamamına yakınının uğrak yerleri arasında yer alması sebebiyle yiyecek içecek işletmeleri uygulama alanı olarak incelenmiştir.
İsteğe bağlı çevresel maliyetlerin işletme giderlerine etkisi ve bir uygulama
Dünya nüfusunun hızla artması ve sanayileşme başta olmak üzere birçok neden doğal kaynakların azalmasına ve çevre kirliliği sorunlarına yol açmıştır. Bu sorunların ortaya çıkması işletmelerin çevresel kirliliğe daha duyarlı olmaları gerekliliğini de beraberinde getirmiştir. Çünkü işletmelerin çevreye zarar verdiği bir gerçektir. Global anlamda bu sorunun çözüm yolları araştırılmaya başlanmıştır. Bu çözüm yollarının başında ise işletmelerin faaliyetleri sonucu oluşan zararlı atıkların yok edilmesi veya geri dönüşümünün sağlanması gelmektedir.Bu çalışmada işletmelerin maliyetleri düşürme kaygısı ile önemsemediği isteğe bağlı çevresel maliyetlerin işletme giderlerine olan olumlu etkisi üzerinde durulmuştur. Veri olarak Bilim İlaç Sanayi Ve Ticaret A.Ş.'nin yatırımları veri olarak alınmış. Çalışmada, ilk etapta yüksek maliyetler sebebiyle yapılmak istenmeyen yatırımların aslında uzun vadede şirket giderlerine olumlu etkide bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır.Anahtar Kelimeler: İsteğe Bağlı Çevresel Maliyetler, İşletme Karlılığı, İşletme Giderleri.
Kentsel alanlarda çevresel kirlilik analizi: Gaziantep şehri örneği
Çevresel kirlilik tüm ekosistem için olduğu gibi günümüz kentleri için de en önemli sorunların başında gelmektedir. Kentsel alanlarda sanayi, kentleşme, nüfus artışı gibi farklı parametrelere bağlı olarak özellikle ağır metallerden kaynaklı çevresel kirlilik ortaya çıkmaktadır. Dünya genelindeki büyük kentlerde olduğu gibi Gaziantep şehrinde de sanayi, ulaşım, nüfus ve tüketime bağlı olarak çevresel kirlilik önemli bir sorun haline gelmiştir. Bu duruma bağlı olarak, bu çalışmada da Gaziantep şehrindeki ağır metallerin yarattığı çevresel kirliliğinin güncel durumu toprak ve bitki örneklerinden alınan numunelerin analize tabi tutulmasıyla ortaya konulmuştur. Gaziantep şehri ve yakın çevresinde belirlenmiş 10 farklı lokasyondan, 4 farklı mevsimde alınmış toprak ve bitki örnekleri labaratuvar ortamında analiz edilmiştir. Bu analizler sonucunda özellikle Başpınar ve KÜSGET sanayi alanlarına yakın yerlerde çeşitli ağır metallerin yoğunlukta olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca Çamlıca, Mavikent gibi alanlardan alınan örneklerde de nüfusa bağlı olarak farklı ağır metallerin çevresel kirlilikte etkili olduğu belirlenmiştir. Dolayısıyla bu çalışma Gaziantep kentinin güncel kirlilik durumuna ön değerlendirme imkânı sunmuş ve gelecekte yapılacak olan farklı bilim dallarındaki çalışmalara ön ayak olmuştur.
Ayçiçeği üretiminde kullanılan bazı herbisitlerin doğal şartlarda izlenmesi ve biyoremediasyon yöntemiyle giderimi
Bu tez çalışması Türkiye'nin ayçiçeği üretimini en çok karşılayan Trakya bölgesi'nde en çok kullanılan ve toprakta kalıcılığı uzun olması sebebiyle Türkiye Cumhuriyeti Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından 2013'de kullanımı yasaklanan Trifluralin ve onun yerine kullanılan Aklonifen herbisitlerinin giderimi üzerinedir. Çalışmalar, bu iki herbisitin kullanıldığı alanlarda ve laboratuvarda yürütülmüştür. Bir yıllık süreçde ayçiçeği ekimi yapılan tarlada belirlenen noktalardan her ay alınan toprak numunelerinde Trifluralin ve Aklonifen madde kalıntı miktarları belirlenmiştir. Alınan toprak örneğinde bakteri ve mantarlar izole edilerek tanımlanmaları yapılmıştır. Üretilen bu bakteri ve mantarların toprak ve sıvı kültür ortamlarında herbisitlerin mikrobiyal parçalanmayla giderim verimleri üzerinde durulmuştur. Herbisitlerin önemli giderim mekanizmalarından olan mikrobiyal parçalanma ile beraber diğer mekanizmalardan adsorbsiyon (ve desorbsiyonla) ve fotolizin etkisiyle beraber izole edilen mikroorganizmalar ile her iki herbisitin parçalanma aşamasını netleştirmek için bulanıklık ölçümüne paralel olarak bunların sayısal değerlerinin (koloni sayısı) belirlendiği ilave çalışmalar yürütülmüştür. Bir yıl boyunca yapılan çalışmalar sonucunda Trifluralin'in Aklonifen'e göre doğal ortamda kalıcılığının kısmen yüksek olduğu saptanmıştır (%15 - %11). Fotoliz çalışmasında Aklonifen'in gün ışığında Trifluralin'e göre daha hızlı fotooksidasyona uğradığı belirlenmiştir. Sıvı ortamdaki biyoremediasyon sonuçları türlere göre farklılık göstermektedir. Bu çalışmada en iyi giderim verimi bakteri ve mantarlardan oluşan karışık kültürlerde gerçekleşmiştir. Toprak ortamındaki biyoremediasyon çalışmalarından, Aklonifen'in, Trifluralin'e göre giderim veriminin daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Çalışmalara sokulan mikroorganizma konsantrasyonu arttıkça biyoremediasyondaki verimin buna paralel olarak arttığı görülmüştür (10 ml karışık kültürlerde Aklonifen için 5 haftada %97 – Trifluralin için 9 haftada %99). Adsorbsiyon çalışmaları sonuçlarından, Trifluralin'in topraktaki adsorbsiyon oranının Aklonifen'e göre daha yüksek olduğu belirlenmiştir. İzole edilen bakteri ve mantarların Aklonifen'li ve Trifluralin'li sıvı kültür ortamlarında parçalama süreleri 5 dk. ile 135 dk. arasında gerçekleşmektedir.
Adana ili ve çevresindeki hayvancılık tesislerinde ortaya çıkan atıkların yarattığı çevre kirliliği üzerinde bir çalışma
Bu çalışmada, Adana ili ve çevresinde bulunan hayvancılık tesislerinin özellikle de süt ve et üretimi yapan büyükbaş hayvancılık tesislerinde oluşan hayvansal katı ve sıvı atıkların durumları, depolama sorunları ve atık depolama sistemleri, ilgili yapıların yer seçimlerinde gerekli yasal ve teknik kriterlerin uygulanma dereceleri, bu olumsuz koşulların neden olduğu sorunlar, yarattığı çevre kirliliği faktörleri kapsamında irdelenmiş ve elde edilen sonuçlar konuyla ilgili literatür bilgileri ile kıyaslanarak ifade edilmiştir.Anahtar Kelimeler: Çiftlik Yerleşimi, Çiftlik Atık Depolan, Hayvansal Atıklar, Katı ve Sıvı Hayvansal Atık Depoları.
Çevre korunması ve pazarlama
ÖZET önümüzdeki yıllarda dünya 'da en çak konuşulacak toplumsal konu "çevre kirliliği" ve bununla bağlantılı alarak "çevre korunması" olacaktır» özellikle 1990' lı yıllar pek çok gazeteci ve yazar tarafından çevre yılları olarak nitelendirilmekltedir. Çevre kirliliğinin önlenebilmesi ve doğanın korunması için kesinlikle disiplinlerarası bir ortak çaba harcanmalıdır. Bu caba içinde, toplumun ihtiyaçları ve yaşam tarzı değiştikçe boyutları genişleyen pazarlamaya da özellikle önemli bir rol düşmektedir. Bu dönemde izlenmesi gereken pazarlama anlayışı Çevresel Pazarlama olmalıdır. Bu anlayışa göre, yeşil tüketicilere ve doğaya saygılı üreticilere dünya 'n m kaynaklarının korunmasında ve çevresel kirliliğin önlenmesinde çok önemli görevler düşmektedir, üretici firmalar, kesinlikle kalıcı bir çevre politikasını benimsemelidirler. Bu politika ile fiziksel çevreye uygun ürünler, doğada çözülebilir veya tekrar kullanılabilir maddelerden mamul ambalaj malzemeleri, ambalajların dönüşümünü sağlamak üzere yapılan depozito uygulaması gibi öğeler planlanmalıdır» Bu çalışmamızda tüketicilerin ve üreticilerin çevre korunması konusunda mevcut durumları ortaya çıkarılmaya çalışılmış ve her iki grup için de somut bazı öneriler geliştirilmiştir. vi i i
Karataş Akyatan lagünündeki balıklarda pestisit kalıntılarının araştırılması
Akyatan. lagününde- avlanan 'kefal, levrek ve çipura balık türlerinin farklı yaşlarda et ve organlarında pestisit kalıntı araştırması yapılmıştır. Kefal örneklerinde toplam pestisit miktarı yaş ilerledikçe arttığı gözlenmiştir. 2,3,4 yaş grubu kefal örneklerinde pestisit miktarı zikredilen sıraya göre 0.251 ppm, 0.643 ppm, 0.889 ppm olarak bulunmuştur. a-BHC, Heptaklor, Aldrin, Kloropyrifos, Dieldrin, endosülfan, endrin, OP'DDD, PP'DDD, PP'DDT kefal örneklerinin her yaş grubu et ve organında görülmüştür. Levrek örneklerinde ette bulun toplam pestisit miktarı yaş artışı ile artış göstermiştir. Organda rastlanan toplam pestisit miktarı 2 yaş grubunda düşüş gösterirken 3 yaş grubunda tekrar bir artış göstermiştir. Toplam pestisit kalıntısı en fazla 3 yaş grubunda gözlenmiştir. Endrin, PP'DDT, aldrin, bütün et ve organda görülmüştür. Çipura örneklerinde ette aldrin, hekzaconazol ve heptaklor olmak üzere 3 tür, organda ise 15 tür pestisit görülmüştür. Ette görülen pestisitlerin miktarının organda daha yüksek olduğu tesbit edilmiştir. PP'DDT ve aldrin kefal ve levrek balık türlerinin her yaş grubu et ve organında, aldrin ise her 3 tür balığın bütün et ve organlarında gözlenmiştir. Bulunan pestisitlerin düzeyleri çeşitli ülkelerin tolerans sınırlarının altındadır. Araştırma sonuçları Akyatan Lagünü 'nde avlanan kefal levrek ve çipura balık türlerinde bulunan pestisit kalıntılarının insan sağlığı açısından sakınca meydana getirmeyecek seviyede olduğunu göstermiştir.
Zebrabalığı' nın (Brachydanio Rerio) embryolojik gelişimi üzerine kadmiyum klorür ve çinko klorür gibi çevre kirleticilerinin etkileri
oz Bu çalışmada Zebrabalığı'nın blastula safhasındaki embryoları statik yenileme işlemi kullanılarak çinko klorür ve kadmiyum klorürün değişik konsantrasyonlarıyla 15 gün süreyle temas ettirilmiştir. Her iki maddenin çok yüksek konsantrasyonlarda gastrulasyonu inhibe ettiği, düşük konsantrasyonlarda ise; ödem, vertebra defekti ve hemoraji gibi anomaliler oluşturduğu gözlenmiştir. LC5Ü değeri (probit analizi kullanılarak) çinko klorür için 1.36 mg/L, kadmiyum klorür için 0.36 mg/L olarak hesaplanmıştır. Çinko klorürün kadmiyum klorürden yaklaşık iki üç kat daha yüksek konsantrasyonlarda benzer etkiler göstermesi, çinko klorürün kadmiyum klorüre göre daha az toksik olduğunu düşündürmektedir. Ancak koryondan çıkış yönünden tamamen farklı bir durum olduğu (çinko klorürün koryondan çıkış zamanı üzerine kadmiyum klorüre göre daha etkili olduğu) gözlenmiştir. Genel olarak kadmiyumun tüm canlılarda muhtemel toksik ve karsinojenik etkilerinin çinko tarafından azaltıldığı bilinmektedir. Ancak çalışmamızda kadmiyum klorürün 0.5 mg/L konsantrasyonunda görülen toksik etkilerinin, değişik konsantrasyonlarda çinko klorürün kadmiyum klorürle beraber kullanılmasına rağmen değişmediği saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Brachydanio rerio, Embryo-larva, Toksisite, Çinko, Kadmiyum. vı
Identification housekeeping genes of coliform bacteria from Mosul hospitals waste water-stations as an indicator for pollution
The management of hospital wastewater has become a significant issue due to the presence of unregulated emerging micropollutants, which can have potential health effects on humans and aquatic species. In this review, we focus on the formation, composition, and ecotoxicological effects of selected emerging housekeeping genes for Salmonella spp. (thrA, purE, sucA, hisD, aroC, hemD, dnaN) found in hospital wastewater. Chromogenic coliform agar is used as a medium for identifying Salmonella spp. by producing a characteristic color change in the presence of the bacteria. This tool is crucial for the detection and enumeration of Salmonella in food, water, and clinical specimens. Additionally, we examine other techniques used to quantify the concentration of these emerging pollutants in hospital wastewater, including minimum inhibition concentrations of antibiotics and comparison sequencing methods. The results of these methods are positive, emphasizing the need for effective management and treatment of hospital wastewater. In conclusion, the management of hospital wastewater is crucial due to the presence of emerging pollutants, and the techniques discussed in this review can be used to identify and quantify these pollutants.
Microplastic pollution from past to present in freshwater ecosystems: Susurluk basin case
When evaluated on a global scale, microplastic pollution in aquatic ecosystems has become an important problem in recent years. Most of the studies on this pollution have been carried out in marine environments, but considering the transport routes, the investigation of plastic pollution in freshwater ecosystems has become an important issue. Historical data on the accumulation of plastic use in aquatic ecosystems, which increased with the industrial revolution in many parts of the world, is limited. In this study, the accumulation of microplastic pollution over time in Bursa region, where human activities and related pollutant production is high, was investigated by using paleolimnological approaches in two selected points, Uluabat Lake and Kocaçay Delta. Two short core samples were taken from the bottom sediments of both sampling points and these sediments were used for both dating and determination of microplastics deposited from top to bottom. It has been determined that there is Microplastic accumulation in Uluabat Lake starting from the 1960s. Especially in the lake where fiber dominance is high, this accumulation is thought to be related to the intense fishing activities. In the samples analyzed in the Kocaçay Delta, many different types of microplastics have been accumulated since 2014, although its dating was not as good as in the lake system due to the continuous mixing of the sediment in the Delta. In this study, in which the temporal profile of microplastic pollution in a freshwater ecosystem is researched for the first time in our country, it has shown that microplastics can be used as a good indicator in paleolimnological approaches, and in this way, it has revealed that an important development can be achieved both in understanding the plastic accumulation profile in the past and in providing data about the protection methods that can be taken for the future.
Plastik atıkların değerlendirilmesi, geri kazanılması ve sağlığa etkileri
Çevre kirlenmesinin boyutları nüfusun artması, sanayi ürünlerinin çeşitlilik kazanması, refah seviyesindeki gelişmeler v.b. gibi çeşitli parmetrelere bağlı olarak her geçen gün biraz daha artmaktadır. Gelişen sanayiye bağlı olarak yeni yeni maddeler kullanıma sunulmaktadır. Plastikler de kazandıkları çeşitlilik ve kullanımlarındaki geniş alan nedeniyle endüstriyel olarak büyük önem kazanmışlardır. Plastikler, günümüzde ucuzluk, kolay işlenebilme, kullanma açısından uygunluk, temiz görünüm gibi sebeplerden dolayı artan hızda üretilmekte ve tüketilmektedir. Buna bağlı olarak sonuçta, plastikler doğada bırakıldığı zaman yaklaşık 450-500 sene bozulmadan kalabilmekte ve çevre kirliliğine sebep olmaktadır. Bu nedenle yapılacak olan plastiklerin toplanması, biriktirilmesi ve yeniden değerlendirilmesi ile hem çevre kirliliğinin en aza indirgenmesi hem de ülke ekonomisine katkı sağlanması temin edilir. Çalışmada ayrıntılı olarak beş temel termoplastiğin yapısal özellikleri ve kullanıldığı yerler verildikten sonra bunlara ait sınıflandırma yapılmıştır. Daha sonra 1 980-1 992 yılları arasında plastiklerin Türkiye üretimleri, ihracaat-ithalat değerleri olayın boyutlarını belirlemek bakımından verilmiştir. Bundan sonra atık plastik malzemelerden kimyasal ürünlerin geri kazanılması, enerjinin geri kazanılması, plastik malzemelerin geri kazanılması alternatifleri üzerinde durulmuştur. Elde edilen geri kazanılmış plastik malzemelerin kullanıldığı yerler araştırıldıktan sonra gıda ambalajı olarak kullanılan plastiklerin meydana getirdiği sağlık problemleri üzerinde durulmuştur. Çalışmanın 8. Bölümünde atık plastikler üzerinde yapılan ağır metal tayinlerinin sonuçları verilmiş ve tartışılmıştır.
Uluslararası lojistikte taşımacılık faaliyetlerinin çevre üzerindeki etkileri
Uluslararası lojistik insanlık için çok önemli bir noktada konumlanmaktadır. Yaşam var olduğu sürece, üretim ve tüketim de var olacaktır. İnsan istek ve ihtiyaçlarının, malzemelerin, hammaddelerin taşınması, insan ulaşımının sağlanması, yüklerin veya insanların istenilen yerde istenilen zamanda olabilmesi Lojistik biliminin faaliyet konusudur. Bu faaliyetler ulusal yapılabileceği gibi uluslararası boyutta da gerçekleştirilebilmektedir. Günümüzde malların taşınması işlemi taşımacılık olarak adlandırılırken, insanların taşınması işlemi ulaştırma olarak adlandırılmaktadır. Sürdürülebilirlik ortaya çıktığı zamandan günümüze kadar pek çok farklı alanda birlikte kullanılmıştır. Tanımlamak gerekirse Sürdürülebilirlik kısaca günümüz faaliyetlerinin gerçekleştirilirken kaynakların tüketilmemesi, geleceğin de varlığını sürdürebilmesi için ihtiyaç duyabileceği kaynakları tüketmemek olarak tanımlanabilmektedir. Sürdürülebilirliğin uygulanabilirliği, kaynakların tüketilmemesine ve kullanılan kaynakların yerine konulabilmesine bağlıdır. Doğa kendi içerisinde bir bütün halinde çalışan bir ekosisteme sahiptir. Bu ekosistemde tüm canlı ve cansız varlıklar birlikte bulunmaktadır. Her biri birbiri ile bağlantılı ve birbirleri için önemi büyüktür. Bu durum bir zincirin halkaları gibi düşünülebilir. Bu canlılardan bir tanesinin yok olması demek, zincirin halkalarından birinin yok olmasına, etkileşimde bulunduğu diğer canlıların varlığını olumsuz yönde etkileyebilecek, hatta yok olmasına neden olabilecektir. Sürdürülebilirlikle ilişkili olan bir diğer husus çevre kirliliğidir. Ekologlara göre çevre kirliliği aşırı yapılaşmanın, sanayileşmenin ve ulaşım araçlarındaki artışla beraber artmaktadır. Artan çevre kirliliği, doğal felaketler, küresel ısınma gibi pek çok sorunu da beraberinde getirmektedir. Bu nedenle bu çalışmanın konusu olan Lojistik Faaliyetlerin Çevresel Etkilerinin incelenmesi, sürdürülebilirlik kapsamında ele alınması ve lojistiğin alt unsuru olan taşımacılık sektörünün araştırılması büyük önem taşımaktadır. Lojistiğin sürdürülebilir bir sisteme dönüştürülebilmesi için sadece çevre değil, sosyal ve ekonomik yönlerinin de sürdürülebilir bir bakış açısı ile değerlendirilmesi gerekmektedir. Taşımacılık sektöründe sürdürülebilir bir sistemin geliştirilebilmesi için, uygun taşıma modunun seçilmesi büyük önem taşımaktadır. Böylece yakıt tüketiminin minimuma indirilerek karbon salınımının azaltılması sağlanacaktır. Lojistikte kullanılacak taşıma araçlarının periyodik bakımlarının gerçekleştirilmesi, doğru taşıma modlarının seçilerek taşıma trafiğinin azaltılması sürdürülebilir lojistik faaliyetlerinin bazıları olarak sıralanabilmektedir. Lojistiğin sürdürülebilir bir şekilde çalıştırılması sadece taşımacılık alanında yapılacak iyileştirmelerle kalmayıp, lojistikte kullanılacak depolama hizmetlerinin de sürdürülebilir bir lojistik çerçevesinde gerekli düzenlemelerinin yapılması gerekmektedir. Stok maliyetlerinin düşürülmesi, sera gazlarının azaltılması ile doğru orantılı olacaktır. Stokların azaltılması muhafaza edilen hammaddelerin veya malzemelerin ısıtılma ve soğultulma işlemlerinin azaltılmasını, depolama maliyetlerinin düşürülmesini, enerji tüketiminin azaltılmasını sağlayacaktır. Çalışma kapsamında uluslararası taşımacılık faaliyetlerinin çevreye verdiği zararlar emisyon değerleri üzerinden incelenmektedir. Sera gazları atmosferde birikerek küresel ısınmayı tetikleyen gazlardır. Bu gazlar içerisinde en tehlikeli sera gazı miktar bakımından en fazla olan karbondioksit gazı olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle çalışmada karbon emisyonları değerleri esas alınmıştır. Günümüzde artan çevre sorunları, küresel ısınma, iklim değişiklikleri, nesli tükenen hayvanlar düşünüldüğünde, bu ve bu gibi konuların araştırılması konunun önemini ve ciddiyetini anlatmaktadır. Uluslararası lojistik faaliyetlerinin çevre üzerindeki etkisi ekonometrik analizler aracılığıyla test edilmektedir. Araştırma modelinin temeli Çevresel Kuznets Eğrisine dayanmaktadır ve lojistiğin çevre üzerindeki etkisi panel veri yöntemi kullanılarak gerçekleştirilmektedir. Çalışma taşımacılık türleri hakkında oldukça kapsamlı bilgiler vermekte, taşımacılık türlerinin emisyon değerleri üzerinden yeni taşıma modellerinin uygulanabilmesi açısından fikir vermektedir. Uluslararası lojistiğin karbon emisyonları üzerinden çevresel etkilerinin incelenmesi konusu, alanında yazılmış ilk tez olması bu çalışmanın önemini vurgulamakta ve literatüre katkı sağlaması açısından önemlidir.
Çevre sorunlarının küreselleşme bağlamında sosyolojik analizi
Bu çalışmada çevre sorunlarının küresel bir boyuta taşınmış olduğuna dikkat çekilmiştir. Hızlı gelişim ve değişimler nedeniyle çevre göz ardı edilmiştir. Böylelikle çevre sorunları artmış çözülmesi gereken bir problem olmuştur. Çevre sorunlarının arka planında olan küreselleşme tüm dünyayı etkisi altına almıştır. Güçlü devlet ve güçlü toplumun olmazsa olmazlarının, en temel politikalarının arasında insanların refah içerisinde yaşayabilecekleri çevreyi muhafaza etme çabası yer almalıdır. Özellikle yaşadığımız bu son yüzyılda yeni çevre sorunları ortaya çıkmıştır. Ekonomik kalkınma ile verilen kararlardan en çok etkilenen çevre olmuştur. Doğanın bilinçsiz bir şekilde tahrip edilmesi kendi içindeki dengesinin bozulmasına neden olmuştur. İnsan yaşamış olduğu çevreyi tüm hassasiyeti ile koruması gerekmektedir. Çevresel dengenin korunmasına yönelik her türlü planlamalar öncelik olmalıdır. Bu bilincin hem insana hem de topluma kazandırılması sürdürülebilir çevre açısından önemlidir. ANAHTAR KELİMELER: Çevre, Çevre Sorunları, Küreselleşme, Çevre Kirliliği, Çevre Sosyolojisi
Doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının çevre üzerinde etkisi: Türkiye için kirlilik sığınağı hipotezi
Gelişmekte olan ekonomilerde kalkınmanın önündeki en önemli engellerden biri yetersiz sermaye birikimidir. Küreselleşme ile birlikte gelişmekte olan ülkelere yönelik sermaye hareketlerinin hız kazanması, bu ülkelerin ekonomik ilerlemelerine önemli bir katkı sağlamıştır. Doğrudan yabancı yatırımlar (DYY), cari işlemler dengesizliğinin giderilmesi, ihracat pazarlarının geliştirilmesi, teknoloji transferi, personel yönetim becerilerinin geliştirilmesi ve yeni iş alanları oluşturarak işsizliğin azaltılmasına katkı sağlamaktadır. Ancak son yıllarda DYY' ın çevre üzerinde etkilerine yönelik tartışmalar yapılmaktadır. Literatürde DYY' nin çevre üzerindeki etkilerine yönelik iki farklı görüş vardır. Kirlilik Sığınağı Hipotezi, katı çevresel düzenlemelerden kaçan çok uluslu şirketlerin, kirli endüstrilerini DYY yoluyla gelişmekte olan ülkelere kaydırdıkları yönünde bir görüştür. Bu görüşe göre, ev sahibi ülkeler kirli endüstriler için bir kirlilik cenneti haline gelmektedir. İkinci görüş ise DYY' nin ev sahibi ülkenin teknoloji ve bilgi yayılmasına katkı sağlayacağı ve bu sayede yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımını artacağını savunan Kirlilik Hale Hipotezidir. Bu sayede DYY, ev sahibi ülkenin çevresel kalitesini olumlu yönde etkileyecektir. Bu çalışmanın amacı, Türkiye' ye yönelik DYY' nin çevre kalitesi üzerindeki olası etkilerini incelemektir. Çalışmada öncelikle DYY kavramına yönelik teorik bilgilendirme yapılmaktadır. İkinci bölümde çevre-iktisat ilişkisine yönelik yaklaşımlar ve Uluslararası çevre anlaşmalarına dair bilgiler yer almaktadır. Üçüncü bölümde ise Türkiye' de DYY' nin çevre üzerindeki etkisi ekonometrik olarak analiz edilmiştir. Çalışmadan elde edilen bulgular Türkiye' de Kirlilik Sığınağı Hipotezi' nin geçerli olduğu yönündedir.
Koza Arena Stadyumunun Adana kentsel gelişimine ve doğal yapıya etkilerinin belirlenmesi
Dünya üzerinde ve ülkemizde stadyumlarda oynanan müsabakalara özellikle de futbola yoğun ilgi duyulmaktadır. Artan bu ilgi sonucunda, kapasitesini arttırmak veya daha gösterişli yapılar oluşturmak amacıyla stadyumlar restore edilmekte veya yeni stadyumlar yapılmaktadır. Bu çalışmada, Adana ili Sarıçam ilçesi Çarkıpare Mahallesi'nde yapımına başlanan Koza Arena Stadyumu'nun; kentsel gelişime katkıları ve etkileri ile stadyum ve etkileşim alanındaki doğal yapıya etkilerinin belirlenmesi, önlenmesi veya iyileştirilmesi için önerilerin geliştirilmesi amaçlanmıştır. Çalışma alanında yıllara göre değişimi belirlemek için uydu görüntüsü kullanılarak alan kullanım haritaları oluşturulmuştur. Stadyum kaynaklı gürültü ölçümleri, Koza Arena Stadyumu belirlenen tarihte faaliyete geçmediğinden dolayı projeksiyon yapabilmek için, Adana mevcut stadyumu olan 5 Ocak Stadyumu'nda 3 farklı günde gürültü ölçümleri yapılmıştır. Görüntü kirliliğini belirlemek için arazi çalışmaları ve anket verilerinden yararlanılmıştır. Stadyuma ulaşım durumunu değerlendirmek için, stadyuma bağlanan dört ana yol ele alınmıştır. Koza Arena Stadyumu kararı alınmadan önceki İmar Planı ile mevcut İmar Planı değerlendirilmiştir. Alan kullanım haritaları ve imar planları değerlendirildiğinde Koza Arena Stadyumu ile birlikte kentsel gelişimin doğal yapıya etkileri araştırılmıştır. Elde edilen bulgular sonucunda; oluşabilecek çeşitli çevre sorunlarının önlenmesi ve/veya azaltılması için öneriler geliştirilmiştir.
Yapısal eşitlik modellemesi ile ekonomik yapının çevre kirliliği üzerine etkisinin araştırılması
Sosyal bilimlerde, birçok değişken doğrudan gözlemlenememektedir. Duygu, tutum, başarı gibi soyut ve doğrudan gözlemlenemeyen ve gözlenen değişkenler aracılığıyla ölçülen değişkenlere gizil değişken adı verilmektedir. Çalışmanın yöntemi olan Yapısal Eşitlik Modellemesi gizil ve gözlenen değişkenleri aynı modelde tahmin edebilen tümdengelimsel bir çok değişkenli istatistiksel yöntemdir. Bu doğrultuda çalışmada Yapısal Eşitlik Modellemesinin özellikleri ve türleri ayrıntılı biçimde ele alınmıştır. Çevre-ekonomi ilişkisi yöntemin uygulanacağı sosyal konu olarak seçilmiştir. Araştırmanın amacı, ekonomik yapının (endüstri ve tarım sektörleri) ve milli gelirin çevresel kalite göstergeleri üzerindeki etkisinin yapısal eşitlik modellemesi ile tahmin edilmesidir. Çevresel kalite göstergeleri olarak temiz suya erişim ve karbondioksit emisyonu seçilmiştir. İnsani gelişmişlik sıralamasında yer alan 188 ülkenin 2014 yılına ait değişkenleri çalışmanın veri setini oluşturmuştur. Endüstrileşme ve milli gelirin çevresel kalite üzerinde anlamlı etkisi tespit edilememiştir. Tarım sektörünün çevre kirliliği yaratıcı etkisi doğrulanmıştır. Anahtar kelimeler: Çevre kirliliği, emisyon, sera gazları, yapısal eşitlik modellemesi
Çevresel bilinç, çevrecilik ve yeşil pazarlama karması faaliyetlerinin yeşil satın alma davranışına ve bağlılığa etkisi
Küresel çevresel değişimler, yüksek nüfus artışı ve çoğalan tüketim ile beraber hızlanmıştır. İşletmelerin kaynak ihtiyaçlarının artması, fosil yakıt tüketiminin yükselmesi ve sera gazı etkisinin kritik seviyelere ulaşması ekolojik kirlilik ve iklim değişikliğini kritik seviyelere taşımıştır. Bu gerçekler, ulusal ve uluslararası yasa yapıcı organlara, karar alma kuvvetine sahip grup ve kuruluşlara, işletmelere ve hatta bireylere büyük görevler yüklemektedir. Günümüzde çevreye duyarlı işletmeler, yeşil pazarlama faaliyetlerine gösterdikleri önem derecesinde ve çevresel bilinç sahibi tüketici sayısının artışıyla uzun dönem kar artışı sağlayabilecek ve geleceğin işletmesi olabileceklerdir. Bu bakış açısıyla mevcut çalışma; çevresel bilinç düzeyi, çevrecilik ve yeşil pazarlama karması faaliyetlerinin yeşil tüketim davranışına, tatmine ve bağlılığa etkisi hakkında bir öngörü sağlamayı amaçlamaktadır. Perakende sektörü tüketicilerinden oluşan 629 kişilik bir örneklem, yüz-yüze anket yöntemi ile incelenmiştir. Çalışmanın sonucuna göre; yeşil pazarlama karması faaliyetlerinden "yeşil tutundurma" hariç tamamının "tutum" ve "niyet" üzerinde etkisi olduğu bulunmuştur. Çevreciliğin de "tutum" ve "niyet" üzerine etkisi bulunmaktadır. "Çevresel biliç düzeyinin" tutum" ve "niyet" üzerine etkisi ise, faktörlerinin bir bölümü tarafından desteklenirken, bir bölümü tarafından desteklenmemiştir. Satın alma niyetinin büyük bölümü davranışa dönüşmüştür. Yeşil tüketicilerin %91 gibi büyük oranının satın alma sonrası tatmine sahip olduğu belirlenmiş olup, tatmin sonrası bağlılık oranı ise %65 bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Çevresel bilinç, çevrecilik, iklim değişikliği, çevre kirliliği, yeşil pazarlama karması
Sektörel bazda geri dönüştürülebilir atık ile üretim arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
Son yıllarda hızlı nüfus artışı, teknolojik gelişmeler, sanayileşme ve kentleşmeler sonucu katı atık miktarında ve türünde ciddi artışlar görülmüştür. Bunun sonucunda ortaya çıkan çevre kirliliğinin azaltılması ve kontrol altına alınması en önemli günümüz sorunlarındandır. Atıklar sadece doğayı değil toplumu, aileyi ve bireyi de olumsuz yönde etkilemektedir. Doğadaki kaynaklar hızla tükenmekte ve ekolojik denge bozulmaktadır. Toprağa kontrolsüz olarak terk edilen katı atıklar yer altı ve yer üstü su kaynaklarının da kirlenmesine neden olmaktadır. Atıkların meydana getirdiği sorunlar tahminimizden daha ciddi boyutlardadır. Sürdürülebilir bir çevre için kaynakların sınırlı miktarlarda bulunması insan geleceğini tehdit etmekte ve sürdürülebilirlik için çevrenin korunması önem arz etmektedir. Dolayısıyla gerek çevre kirliliğinin önlenmesi gerekse doğal kaynakların ve hammadde tüketiminin bilinçli kullanılması için katı atık yönetim sistemleri oluşturulmuştur. Uygun bertaraf yöntemleri ile katı atık sorunları minimize edilmektedir. Bu anlamda karşımıza geri dönüşüm kavramı çıkmaktadır. Katı atıklar geri dönüştürülerek doğal kaynaklar korunabilir, hammadde tüketimi azalır ve ekonomik olarak büyük kazançlar sağlanabilir. Katı atıklar uygun bir şekilde değerlendirilmediği zaman kaybolan ekonomik bir değerdir. Bu çalışmada üretim sürecinde oluşan katı atıkların geri kazanımı incelenmiştir. Tesisler seçilirken sektör çeşitliliğine dikkat edilmiş olup atık ile geri kazanım ilişkisi değerlendirilmiştir.
Tükiye'de çevre yönetim sistemi'ne geçişte firmaların yaşadığı sorunlar ve uygulamadan elde ettikleri sonuçlar
Endüstrileşmede yaşanan hızlı gelişim, doğal çevre ve insan üzerinde olumsuz etkilere yol açmaktadır. Çevre ile ilgili duyarlılığın her geçen gün artması nedeniyle de çevreye duyarlı üretim yapan işletmeler daha çok tercih edilir hale gelmişlerdir. Artık sadece iyi mal ve hizmeti ucuza sunmak ve sunulan ürünün kalitesini garanti etmek yeterli olmamaktadır. Kuruluşlar yoğun kamuoyu baskısı ile çevre üzerindeki etkilerinin müşteriler tarafından dikkate alındığının farkına varmışlardır. Artan çevre bilinci de çevre yönetim sistemlerinin geliştirilmesini gerekli kılmıştır. Bu çalışmada çevre yönetim sistemleri açıklanmaya çalışılmış, Türkiye'de ve dünyada ISO 14001 Çevre Yönetim Sistemi, çevre yönetim sistemlerinin ilk ortaya çıkışı, çevre yönetim sisteminin kurulması sırasında firmaların karşılaştıkları güçlükler, sistemin beraberinde getirdiği faydalar ve uygulama sonrasında elde edilen sonuçlar incelenmiştir. Çevre Yönetim Sistemi ile ilgili yapılan birçok çalışmada sistemin işletmelere sağladığı faydalara ve uygulama sonuçlarına yer verilmesine rağmen, firmaların ne gibi sorunlarla karşılaştıklarına değinilmemiştir. Firmalar bu sistemi benimsemeye çalışırken, bilgi ve deneyim eksikliği, standartların iyi anlaşılamaması, çalışanların eğitimsizliği ve maliyetlerin yüksek olması gibi birçok sorun yaşamaktadırlar. Çalışmanın son bölümünde, Türkiye'de faaliyetini sürdüren ve daha önceden ISO 14001 çevre yönetim sistemine sahip olan firmaların sisteme geçiş sırasında yaşadıkları sorunları ve uygulama sonucu elde ettikleri sonuçları tespit etmek amacı ile yapılan anket çalışmasına yer verilmiştir. Bu çalışma, elde edilen sonuçlar ve yapılan yorumlar ile çevre yönetim sistemine geçmeyi düşünen firmalara yol göstermeyi ve bundan sonra yapılacak olan çalışmalara ışık tutmayı hedeflemektedir. Anahtar Kelimeler: Çevre Kirliliği, Çevre Yönetim Sistemleri, ISO 14001
Tüketime sunulan Spirulina platensis ürünlerinde mikroplastik varlığının belirlenmesi
Spirulina platensis besin içeriğinin zenginliği sebebiyle üretimi yapılan ve sağlıklı destek gıda olarak pazarlanan bir mavi-yeşil algdir. Mikroplastik (MP) bulaşmasının pekçok gıdada saptanması ve sağlığı tehdit etmesi nedenleriyle ticari olarak satılan Spirulina platensis ürünlerinde mikroplastik bulaşmasının araştırılmasına gereksinim ortaya çıkmıştır ve bu araştırma daha önce yapılmamıştır. Bu çalışma kapsamında, farklı ambalajlarda, farklı marka ve menşeilerden 29 Spirulina örneği temin edilmiş ve MP analizi mikroskobik ve μ-Raman teknikleri kullanılarak yapılmıştır. Spirulina içeriğini doğrulamak ve MP miktarı ile karşılaştırma yapmak için C-fikosiyanin seviyeleri analiz edilmiştir. Toplamda 251 MP benzeri parçacık gözlemlenmiş, 29 paketlenmiş Spirulina örneğinden 26'sının potansiyel MP içerdiği görsel inceleme ile tespit edilmiş ve bu parçacıkların 35'inin gerçekten MP olduğu doğrulanmıştır. Analiz edilen parçacıkların %73'ü gerçek MP'lerdir. Ortalama MP miktarı 13,77 ± 2,45 MP/100 g kuru ağırlık (k.a.) olarak tahmin edilmiştir. Toz, kapsül/tablet formundaki Spirulina ürünlerinde MP miktarları karşılaştırıldığında, ürünler arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır. İncelenen MP'lerin %38,3'ü parçacık, %61,7'si iplik şeklindedir; parçacık boyutları 0,07 ila 2,15 mm ve iplik boyutları 0,19 ila 5,691 mm olarak belirlenmiştir. Spirulina örneklerindeki MP'lerin renk dağılımı ise ağırlıklı olarak lacivert (%33,20), siyah (%25,51) ve mavi (%19,43) şeklindedir. Diğer renkler beyaz (%10,93), kırmızı (%2,83), mor (%2,43), gri (%2,0), kahverengi (%1,21), yeşil (%1,62), sarı (%0,4) ve şeffaf (%0,4) olarak sıralanmaktadır. µ-Raman analizi ile 10 farklı sentetik polimer ve selüloz tespit edilmiş, en yaygın olanlar polipropilen (%31,6) ve polistiren (%8,3) olarak belirlenmiştir. C-fikosiyanin ve MP miktarları arasında anlamlı bir korelasyon bulunamamıştır. MP varlığının, ürün paketleme ve işleme aşamalarından kaynaklandığı düşünülmektedir. Spirulina ürünlerindeki potansiyel MP kaynaklarının belirlenmesi ve insan sağlığına olası etkilerinin değerlendirilmesi büyük önem taşımaktadır.
Fen bilgisi, sosyal bilgiler, Türkçe eğitimi öğretmen adaylarının çevre sorunlarına ve çevreye dair davranış ve tutumlarının çok boyutlu incelenmesi
Bu çalışmada eğitim fakültelerinde öğrenim gören üniversite öğrencilerinin çevre ve çevre sorunları konusunda mevcut davranışlarının ve tutumlarının belirlenmesine çalışılmıştır. Bu çalışma ile öğrenimine devam eden Necmettin Erbakan Üniversitesinden 334, Gazi Üniversitesinden 393 olmak üzere toplamda 727 öğretmen adayına çevre sorunlarına yönelik davranış ölçeği ve Necmettin Erbakan Üniversitesinden 329, Gazi Üniversitesinden 441 olmak üzere toplamda 770 öğretmen adayına çevre sorunlarına yönelik tutum ölçeği uygulanmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu Gazi Üniversitesinde ve Necmettin Erbakan Üniversitesinde 2018-2019 güz döneminde öğrenim gören sosyal bilgiler eğitimi, Türkçe eğitimi, fen bilgisi eğitimi bölümü birinci ve dördüncü sınıf öğrencileri oluşturmaktadır. Birinci sınıf öğrencileri davranış ölçeği (N=366), tutum ölçeği (N=388); dördüncü sınıf öğrencileri davranış ölçeği (N=361), tutum ölçeği (N=382) kişiden oluşturmaktadır. Gerçekleştirilen bu araştırmada eğitim fakültesinin bazı bölümlerinde öğrenim gören öğrencilerin çevreye dair sahip oldukları davranış ve tutumları açığa çıkarmak amacıyla Güven (2013) 'in biçimlendirip, oluşturduğu 45 maddelik çevre sorunlarına yönelik tutum ölçeği ve yine Güven tarafından oluşturulan 40 maddelik çevre sorunlarına yönelik davranış ölçeği uygulanmıştır. Araştırma sonucundaki nicel veriler SPSS 21 istatistik analiz programından yararlanılarak analiz edilmiştir. Nicel verilerin analizinde betimsel istatistik teknikler, bağımsız gruplar t-testinden ve one-way anovadan yararlanılmış, anlamlılık düzeyi 0.05 kabul edilmiştir. Bu araştırma ile eğitim fakültesinin bazı bölümlerinde öğrenim gören öğrencilerinin çevre sorunlarına dair davranış ve tutum puanları belirlenmiş ve hangi branştan ne kadar öğretmen adayının bu seviyeye ulaştığı ortaya çıkartılarak öğretmen adaylarının okuduğu bölüm, sınıf düzeyi, ekonomik durum, okuduğu üniversite ile çevre sorunlarına dair davranış ve tutum puanları arasında anlamlı bir farkın olup olmadığı belirlenmiştir. Anahtar kelimeler: Çevre, Çevre Sorunları, Çevre Eğitimi, Çevre Kirliliği, Eğitim Fakültesi Öğrencilerinin Çevreye ve Çevre Kirliliğine Karşı Tutumu, EğitimFakültesi Öğrencilerinin Çevreye ve Çevre Kirliliğine Karşı Davranışları, Çevre Denetimi
Çevresel ilgi, kaygı ve duyarlılığın çevre dostu ürün satın alma davranışına etkisi ve bir uygulama
Bu çalışma tüketicilerin çevresel ilgi, çevresel kaygı çevresel duyarlılık düzeyinin satın alma davranışına etkisini ölçmek üzere yapılmıştır. Çalışmada çevreye duyarlı işletmelere karşı tüketicilerin tutumu (satın alma davranışları) incelenmiştir. Bu kapsamda araştırma modeli Gaziantep'in en büyük 5 farklı alışveriş merkezinde 1074 tüketici üzerinde anket tekniği kullanılarak test edilmiştir. Elde edilen verilerin analizi sonucunda çevresel ilgi, kaygı, duyarlılık ve diğer kontrol değişkenleri (yaş, cinsiyet, medeni durum, eğitim düzeyi, vb) ile çevre dostu ürün satın alma davranışı arasında anlamlı ilişki bulunmuştur. Sonuçlara göre tüketicilerin çevresel ilgi, kaygı ve duyarlılık düzeyleri arttıkça çevre dostu ürün satın alma davranış oranları da artmaktadır.
İlkokul dördüncü sınıf öğrencilerinin çevre kirliliğine yönelik zihinsel modellerinin belirlenmesi
Bu çalışmanın amacı ilkokul dördüncü sınıf öğrencilerinin çevre kirliliğine yönelik zihinsel modellerinin belirlenmesidir. Bu amaç doğrultusunda, nitel verilere odaklanan bir durum çalışması gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın çalışma grubunu, farklı sosyo- kültürel çevreleri temsil eden, iki farklı ilkokulda öğrenim görmekte olan toplam 110 dördüncü sınıf öğrencisi oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak, araştırmacı tarafından geliştirilen görüşme formundan yararlanılmıştır. Verilerin analizinde, içerik analizi tekniği kullanılmış ve veriler kategorilere ayrılarak tablolar halinde sunulmuştur. Araştırma sonuçları, öğrencilerin bulundukları sosyo-kültürel çevrenin çocukların çevre kirliliğiyle ilişkili zihinsel modellerinin şekillenmesinde etkili bir faktör olabileceğini göstermektedir. Anahtar kelimeler: çevre kirliliği, zihinsel model, ilkokul öğrencileri.