Çevresel etki
Bu konu başlığı altında 91 tez
Açık kalp cerrahisi operasyonu olan hastaların yoğun bakım ünitesindeki çevresel stresörleri ile yoğunbakım deneyimlerini etkileyen faktörlerin incelenmesi
Amaç: Bu çalışma açık kalp cerrahisi olan hastaların yoğun bakım ünitesindeki çevresel stresörleri ile yoğun bakım deneyimlerini etkileyen faktörlerin incelenmesi amacı ile tanımlayıcı ve kesitsel araştırma tipinde gerçekleştirildi. Yöntem: Araştırmanın örneklemini araştırmaya gönüllü olarak katılan açık kalp cerrahisi geçiren hastalar oluşturdu (n=200). Araştırma verilerinin toplanmasında hastaların sosyodemografik özelliklerinin yer aldığı 'Hasta Bilgi Formu', 'Yoğun Bakım Ünitesi Çevresel Stresörler Ölçeği' ve 'Yoğun Bakım Deneyimleri' ölçekleri kullanıldı. İstanbul SBÜ Mehmet Akif Ersoy Göğüs Kalp Damar Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde Ocak 2022 ve Mayıs 2022 tarihleri arasında kardiyovasküler cerrahi ve kardiyoloji servisinde yatan hastalar evren olarak alındı. Araştırmaya açık kalp cerrahisi geçirmiş, an az 24 saat yoğun bakımda takibi yapılıp KVC ve Kardiyoloji servisinde yatışı devam eden ve araştırmaya gönüllü olan 200 hasta örneklem olarak alındı. Elde edilen veriler SPPS 21.0 programı kullanılarak analiz edildi. Bulgular: Hastaların yaş ortalaması 61,480±10,647'di. Hastaların cinsiyete göre dağılımlarına bakıldığında; 138'inin (%69,0) erkek olduğu görüldü. Hastaların çoğunluğunu okuryazar, ilkokul mezunları oluşturdu. Hastaların medeni duruma göre 170'i(%85,0) evli ve çoğunluğu emekli olarak bulundu. Hastaların 117'sinin (%58,5) kronik hastalıkları mevcuttur. Hastaların 121'i (%60,5) daha önce yoğun bakımda yatmadığını belirtti. Çoğunluğu KABG ve planlı olarak operasyon geçirmiştir. Çoğunluk bilgi almış ve hastalarının yoğun bakımda ziyaret etmemiştir. Çalışma sonucunda hastaların 'çevresel stresörler toplam' ortalaması 101,640±22,658, 'yoğun bakım deneyimi toplam' ortalaması 60,400±9,023 olarak yüksek bulundu. Kadınların çevresel stresörler toplam puanları (x=107,145) erkeklerden daha yüksek bulundu. Ayrıca hastaların yoğun bakımdaki stres kaynağı en çok eşini özlemek ve görememek, serum setleri kaynaklı hareket edememe, ağrı, uyuyamamak olduğu sonucuna ulaşıldı. Yoğun bakım deneyim puanları meslek, geçirilen ameliyat ve işlemin planlı olup olmaması, bilgi alıp alamama ve yakınlarını görmemek yoğun bakım deneyimlerini etkilediği sonucuna ulaşıldı. Sonuç: Çalışma bulguları sonucunda hastaların yoğun bakım çevresel stresör ve yoğun bakım deneyim puanları yüksek bulundu. Hastalar yoğun bakımda çok fazla stresör ile karşı karşıya kalmakta ve bundan olumsuz etkilenmektedir. Ayrıca hastaların yoğun bakımdaki deneyimlerini hatırlamakta, bakım ve tedaviden memnun oldukları ve olumlu deneyimler yaşadıkları sonucuna ulaşılmıştır.
Ecology, epidemics and the colonial state: Environmental change and health in Eastern Bengal Delta, 1858-1947
The dynamic nature of the ecological regime of eastern Bengal stems from the fact that it is home to the largest delta in the world, the Bengal Delta. Despite its importance, its history has been underrepresented in regional historiography. Iftekhar Iqbal tried to address thisunder-representation by incorporating the category of the ecological in his assessment of the region. An important aspect of Iqbal's scholarship includes the study of how human-induced ecological changes in the Bengal Delta spread water-borne diseases and caused famine. The present study argues that colonial efforts to combat the epidemic disease at Dhaka in eastern Bengal failed due to two reasons. First, the colonial medical institutions and health infrastructure in the nineteenth and early twentieth century Dhaka was disproportionately distributed and remained inadequate and out of the reach of those who needed it most. Second, colonial developmental projects and attitudes leading to the loss of ecological balance in the Bengal Delta contributed to famine-like conditions and hyperendemicity of epidemic disease in the region, which together contributed to higher mortality in the region. This study employs an ecological framework based on dynamic deltaic nature to examineepidemics in assessing the colonial history of the Bengal Delta region. It also uses the notion of the Delta as a broader 'zone of anomaly' in the history of colonial administration of the region. Employing this framework to assess the history of the region, the study concludes that colonial policies that neglected ecological concerns in the delta were directly responsible for failure in eradicating epidemics in eastern Bengal during the colonial period.
Soğutma sistemlerinde R134A ve R513B akışkanlarının enerji, ekserji ve çevresel etki açısından karşılaştırmalı analizi
Soğutma sistemleri, günümüz endüstrilerinde vazgeçilmez bir öneme sahiptir ve buhar sıkıştırmalı soğutma yöntemleri, en yaygın uygulamalardan biridir. Bu sistemlerde yaygın olarak kullanılan R134a akışkanı, yüksek verimliliği nedeniyle tercih edilse de, küresel ısınma potansiyeli nedeniyle kullanımdan kaldırılacaktır. Bu durum, çevre dostu ve sürdürülebilir alternatif soğutucu akışkanların geliştirilmesini zorunlu kılmakta ve bu alandaki yenilikçi çözümlerin önemini artırmaktadır. Bu çalışmada, R134a alternatif akışkanı olan yeni nesil R513B (R134a/R1234yf (41.5/58.5)) akışkanın performansı, deneysel ve teorik olarak incelenmiştir. R134a akışkanına uygun, sudan suya çalışan ve frekans kontrollü bir buhar sıkıştırmalı soğutma sistemi tasarlanmıştır. R134a ve R513B için farklı evaporatör (20, 15, 10°C) ve kondenser (20, 30, 35°C) sıcaklıklarında, farklı kompresör frekanslarında (40, 45, 50, 55, 60 Hz) deneysel çalışmalar gerçekleştirilmiştir. Teorik ve deneysel veriler ile karşılaştırmalı enerji, ekserji ve çevresel etki analizleri yapılmıştır. Teorik analiz neticesinde R134a'nın soğutma performans katsayısı (COP) R513B'nin COP değerinden %2 oranında daha fazla iken deneysel analizde bu fark %15 olarak tespit edilmiştir. Ayrıca artan frekansın COP üzerindeki etkisinin deneysel analizlerde azalma yönünde olduğu gözlemlenmiştir. Ekserji analizleri, her iki soğutucu akışkanın birbirine yakın ekserji verimliliği sunduğu tespit edilmiştir. Çevresel etkiler açısından, yaşam döngüsü iklim performansı analizinde, R134a ile R513B arasında %6.88'lik bir fark tespit edilmiştir. Bu bulgular, çevresel sürdürülebilirliğin sağlanması için yeni soğutucu akışkanların geliştirilmesinin önemini vurgulamaktadır.
Bir rüzgar enerji santralinin çevresel etkileri
Türkiye'nin elektrik ihtiyacı endüstriyel gelişim ve nüfus artışı ile beraber artmaktadır. Ekonomi ve enerji hedeflerine göre, yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımında önemli bir artış beklenmektedir. Yenilenebilir enerji kaynaklarından biri olan rüzgâr enerjisi, Türkiye'de oldukça yüksek bir potansiyele sahiptir. Bu çalışma, Türkiye'de bulunan bir rüzgâr enerji santralinin çevresel etkilerinin yaşam döngüsü yaklaşımı ile değerlendirmesini amaçlar. Bu rüzgâr enerji santrali İstanbul-Türkiye'de bulunmaktadır ve 47,5 MW kurulu güce sahiptir. Sistem sınırları, ana parçaların üretiminde kullanılan malzemelerin üretimi, ana parçaların üretimi, montaj, nakliye, işletme ve bakım ve yaşam sonu aşamalarını kapsar. Ana parçaların üretimi iki bölümden oluşur. Bunlardan biri, kule, elektronik donanım ve kablodan oluşan sabit parçaların üretimidir. Diğer bölüm ise, pervane, sapma sistemi ve naselden oluşan hareketli parçaların üretimidir. Fonksiyonel birim, üretilen 1 kWh elektriktir. Modelleme için GaBi yazılımı ve çevresel etkilerin sayısallaştırılması için CML 2001 yöntemi kullanılmıştır. Etki kategorileri, Abiyotik Tüketim Potansiyeli (ATP element), Abiyotik Tüketim Potansiyeli (ATP fosil), Asidifikasyon Potansiyeli (AP), Ötrofikasyon Potansiyeli (ÖP), Tatlı Su Canlılarına Ekotoksisite Potansiyeli (TCETP), Küresel Isınma Potansiyeli (KIP), İnsana Toksisite Potansiyeli (İTP), Deniz Canlılarına Ekotoksisite Potansiyeli (DCETP), Ozon Tabakası İncelmesi Potansiyeli (OTİP), Fotokimyasal Ozon Oluşumu Potansiyeli (FOOP), Karasal Ekotoksisite Potansiyeli (KETP) olarak seçilmiştir. İncelenen rüzgâr enerji santraline ait çevresel etkiler literatürdeki değerler ile uyumludur. ATP (element), ATP (fosil), AP, ÖP, KIP, DCETP, FOOP ve KETP'ne en fazla katkıda bulunan kule üretiminde kullanılan çeliktir. Kabloların üretiminde kullanılan PVC ve bakır tel TCETP'nin ana sebebidir. İTP'ne en yüksek katkıda bulunan malzemeler, yapı temelinde kullanılan beton ve kule üretiminde kullanılan çeliktir. Ana parçaların nakliyesi ve sapma sistemi üretimindeki organik kaplanmış çelik OTİP'nin ana kaynaklarıdır. Servis süresi 25 yıl olarak planlanmıştır. Servis süresi sonunda, rüzgâr enerji santralinin demonte edileceği kabul edilmiştir. Elektronik donanım metal ve plastik parçalarına ayrılacaktır, her biri toplam ağırlığın yarısı kabul edilmiştir. Metal parçaları geri dönüştürülecek, plastik parçaları düzenli depoya gönderilecektir. Rüzgâr türbininde bulunan diğer metallerin (çelik, alüminyum, bakır) bir kısmı geri dönüştürülecek, diğer kısmı düzenli depoya gönderilecektir. Baz senaryodaki metal geri dönüşüm oranı %90'dır. Beton, plastik, ahşap gibi diğer materyallerin %100'ü, yaşam sonunda düzenli depoya gönderilecektir. İşletme ve bakım sırasında oluşan yağ atığı servis süresi boyunca düzenli depoya gönderilecektir. Yaşam sonu aşamasında çelik, alüminyum ve bakırın farklı geri dönüşüm oranları ile çevresel etkilerinin değişimi değerlendirilmiştir. Bu geri dönüşüm oranları %80, %70, %60, %50, %20 ve %0'dır. Bu senaryolar için metallerin geri dönüşüm oranı azaldıkça, her erki kategorisindeki çevresel etki değerlerinin arttığı belirlenmiştir. Ayrıca çevresel etkilerin değişimi, farklı servis süreleri (±5 yıl) kullanılarak da değerlendirilmiştir. Bu değerlendirme sonucu, servis süresinin çevresel etki ile doğru orantılı olduğu, yani servis süresi azaldıkça çevresel etkilerinde azaldığı, servis süresi arttıkça çevresel etkilerin de arttığı görülmüştür. Son olarak, Almanya'da üretilen pervane, nasel, sapma sistemi, ankraj kafesi ve elektronik donanım gibi ana parçaların Almanya'dan santral sahasına denizyolu ile nakliye edildiği baz senaryodaki koşul yerine, bu parçaların Türkiye'de üretildiği ve üretilen yerden santral sahasına karayolu ile nakliye edildiği alternatif bir senaryo oluşturulmuştur. Bu değişiklik sonucu ATP (element) değeri değişmezken, OTİP değeri artmıştır. Diğer etki kategorilerinde farklı ve küçük oranlarda düşüş meydana gelmiştir.
Yerel halkın çok kültürlü kişilik özellikleri ile turizm algısı arasındaki ilişki: Diyarbakır örneği
Turizm, bir bölgenin ekonomik kalkınmasına katkı sunan önemli sektörlerdendir. Turizmin ekonomik faydasının yanı sıra sosyokültürel ve çevresel etkileri de mevcuttur. Bu etkiler olumlu ve olumsuz olabilmektedir. Bu etkilerin yerel halk tarafından algılanma düzeyi bölge turizminin gelişimi açısından önemlidir. Yerel halkın sahip olduğu ırksal dinsel, dilsel, kültürel farklılıklar ile turizmi algılama biçiminin değerlendirilmesi, yerel halkı tanıma açısından turizmin planlamasında ve bölgenin gelişmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Bu tez çalışmasında, Diyarbakır'daki yerel halkın çok kültürlü kişilik özelliklerine göre turizm algıları belirlenmeye çalışılmıştır. Çalışmanın amacı yerel halkın çok kültürlü kişilik özelliklerine göre turizm algıları arasında anlamlı bir ilişkinin olup olmadığını ortaya çıkarmaktır. Bu bağlamda çalışma yerel halkın çok kültürlü kişilik özelliklerine göre Diyarbakır turizmine olan bakış açılarını, kültürel farklılıkların olduğu toplumdaki insanların turizmden etkilenme biçimlerini ortaya koymaktadır. Araştırmanın evrenini Diyarbakır'da ikamet eden yerel halk oluşturmaktadır. Bu çalışmada basit tesadüfi örneklem yöntemi kullanılmış ve yerel halka 500 adet anket uygulanmıştır. Elde edilen veriler Statistical Program For Social Scientists (SPSS) programı ile analiz edilmiştir. Elde edilen bulgulara göre, çok kültürlü kişilik özelliklerinin alt boyutlarıyla turizmin algısı arasında anlamlı bir farklılık tespit edilmiştir. Yine katılımcıların sosyo demografik özellikleri ile turizm algıları arasında da anlamlı bir farklılık olduğu görülmüştür.
Kemalpaşa ilçesinde eğitim çevre ilişkisi
Ege Bölgesi'nde yer alan İzmir iline bağlı Kemalpaşa ilçesinde eğitim faaliyetleriyle çevresel koşulların karşılıklı etkileşimini araştırmak, bu çalışmanın temel amacını teşkil etmektedir.Araştırmada, Kemalpaşa ilçesi alanı coğrafi ve çevresel faktörler bakımından farklılıklar göstermektedir. Yerleşmenin çevresel koşulları ile eğitim düzeyleri karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Bu alanda şimdiye kadar detaylı bir çalışma yapılmamıştır. Yapılan araştırmalar sonucunda, çevresel koşulların sosyal, ekonomik ve kültürel yapıyı etkilediği, bu etkileşimin eğitime yansıdığı belirlenmiştir. Kırsal yerleşmelerin kent merkezine olan mesafesi, kent merkezinin konumu, yeryüzü şekilleri eğitim hayatı üzerinde etkiye sahiptir.Çalışmada İzmir ili, Kemalpaşa ilçesi, belde ve köyleriyle birlikte seçilerek, buradaki eğitim ile çevresel koşulların birbirleriyle ilişkisi araştırılmaya ve elde edilen bulgulara bakılarak sorunlara çözüm önerileri getirilmeye çalışılmıştır.
Sivaslı ilçesinde eğitim ve çevre ilişkisi
Sivaslı ilçesi, Ege Bölgesi'nin İç Batı Anadolu Bölümü'nde yer alan Uşak ilinin idari sınırları içinde bulunmaktadır. İlçe ile ilgili eğitim faaliyetleri konusunda detaylı olarak bilimsel çalışmalar yeterince yapılmamıştır. Bu amaçla Sivaslı ilçesinde eğitim çevre ilişkisi konulu tez çalışması yapılmış, eğitimin çevre ile olan ilişkisi ortaya konmuştur.Çalışmada Sivaslı'nın genel özelliklerine, kent ve kır yerleşmelerine de yer verilmiştir. Saha araştırmaları sırasında literatür taraması yanı sıra ilçe hakkında yazılan kaynaklardan da yararlanılmıştır. Ayrıca yerinde yapılmış olan gözlemlerden yararlanılarak konu hazırlanmıştır.Yapılan araştırma sonucunda topoğrafik yapının ilçenin sosyal, ekonomik ve kültürel yapısını etkilemesinin yanında eğitim hizmetlerini de etkilediği tespit edilmiştir. Yerleşmelerin ilçe merkezine olan coğrafi konumları, ekonomik özellikleri ve gelir düzeylerinin eğitim hayatı ile ilişkili olduğu bulgusuna varılmıştır.
Doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının çevre üzerindeki etkisi: Avrupa Birliği geçiş ekonomileri örneği
Doğrudan yabancı sermaye yatırımları 1980'li yıllardan itibaren artmaya başlamış ve özellikle gelişmekte olan ülkeler ile yükselen piyasa ekonomileri için önemli bir yatırım ve teknoloji transfer kaynağı olmuştur. Birçok ülke doğrudan yabancı sermaye girişlerinin olumlu ekonomik etkilerini dikkate alarak kurumsal ve ekonomik araçları kullanarak doğrudan yabancı sermaye yatırımı çekmeye çalışmışlardır. Bu çalışmada ikinci nesil eşbütünleşme testi ve nedensellik analizi kullanılarak 1996-2018 döneminde 11 Avrupa Birliği geçiş ekonomisi örnekleminde doğrudan yabancı sermaye yatırımları ile ekonomik büyümenin çevre üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Çalışma sonucunda, değişkenler arasından anlamlı bir nedensellik etkileşimi olmadığı tespit edilmiştir. Ayrıca uzun dönemde doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının çevre üzerinde anlamlı bir etkiye sahip olmadığı, ancak ekonomik büyümenin çevreyi olumsuz etkilediği belirlenmiştir.
Türkiye'de hava sahasının esnek yönetilmesi ve ekonomik,kapasite, çevresel kazanımları
Bu çalışma, Türkiye'de gerçekleştirilen uçuşların ihtiyaçlarına karşılık verebilmek için gereksiz zaman kayıplarının önüne geçen bir uygulama ile kullanıcılarının yakıt ve maliyet tasarrufuna, çevresel zararların azaltılmasına ve verimsiz hava sahası kullanımının önüne geçilmesine yönelik düşünceden yola çıkarak gerçekleştirilmiştir.
Havalimanlarinda çevresel sürdürülebilirlik
Küresel ekonomide önemli bir yere sahip olan ve dünyanın en hızlı büyüyen, gelişen, yenilikçi ve dinamik yapısıyla dikkat çeken havacılık sektörü; uyguladığı karar ve politikalarla tüm dünyanın geleceğini ve yaşam kalitesini etkilemektedir. Bu bağlamda, havalimanlarındaki çevresel sürdürülebilirlik konusu, Türk Hava Yolları ve Pegasus Hava Yolları gibi farklı iş modellerine sahip havayolu şirketlerinin perspektifinden detaylıca ele alınmıştır. 2019 ile 2022 yılları arasındaki dönemi kapsayan araştırma, karbon emisyonları, yolcu sayıları, arz edilen koltuk kilometreleri ve ücretli yolcu kilometreleri gibi önemli operasyonel göstergeler üzerinden kapsamlı bir trend analizi yapmaktadır. Türk Hava Yolları'nın tam hizmet sağlayıcı iş modeli ile Pegasus Hava Yolları'nın düşük maliyetli iş modeli arasındaki farklılıkların çevresel etkilere yansımaları detaylı bir şekilde incelenmiş ve sektörel karşılaştırmalar yapılmıştır. Ayrıca, bu havayolu şirketlerinin çevresel sürdürülebilirlik performansları analiz edilerek, sektördeki çevresel etkilerini azaltma çabaları değerlendirilmiştir. Karbon emisyonları, yolcu sayıları ve diğer operasyonel veriler üzerinden yapılan detaylı analizler, havayolu şirketlerinin çevresel etkilerini azaltma konusundaki stratejilerinin etkinliğini ortaya koymaktadır. 2019-2022 yılları arasında yapılan araştırmada, Pegasus Hava Yollarının yolcu başına düşen karbon emisyon oranlarının her geçen yıl arttığı gözlemlenmiştir. 2019 yılını baz alan çalışmada, en düşük karbon salınımının olduğu yıl 2020 olarak belirlenmiştir. Elde edilen verilere göre, 2020 yılı, baz yıla kıyasla en düşük taşınan yolcu sayısına ve en düşük toplam sera gazı emisyon oranına sahiptir. Buna göre, yolcu başına düşen karbon emisyon oranının da en düşük olduğu yıl 2020 olarak tespit edilmiştir. 2022 yılına gelindiğinde ise, baz yıla kıyasla en yüksek yolcu başına düşen karbon emisyon oranı ve toplam sera gazı emisyon oranının en yüksek olduğu ve toplam taşınan yolcu sayısının da en fazla olduğu yıl olduğu görülmüştür. Türk Hava Yollarının 2019-2022 yılları arasındaki operasyonel verileri incelendiğinde, karbon emisyon oranlarında bir yükselişin ardından azalma olduğu belirlenmiştir. 2020 yılında, 2019'a göre en düşük taşınan yolcu sayısı ve karbon salınımı görülmesine rağmen, yolcu başına düşen karbon emisyon oranının 2022 yılında tekrar arttığı belirlenmiştir.
Representations of the anthropocene from the nineteenth century to the twenty-first century: Richard Jefferies's After London, or wild England, Doris Lessing's Mara and Dann: An adventure and Adam Nevill's Lost Girl
Bringing three novels together, namely Richard Jefferies's post-apocalyptic work After London, or Wild England (1885) from the nineteenth century, Doris Lessing's post-apocalyptic Mara and Dann: An Adventure (1999) from the twentieth century, and Adam Nevill's pre-apocalyptic Lost Girl (2015) from the twenty-first century of England within the scope of the Anthropocene, this dissertation aims at displaying the way English novel deals with the actual and/or imagined events and catastrophes in nature due to human intervention for three centuries. The Anthropocene is the name of the epoch reflecting the human impact on the nonhuman nature for centuries constantly accelerating especially after the Industrial Revolution in the late eighteenth century that brought along technological advancement, urbanisation and increased population. The anthropogenic transformation in the nonhuman environment displays the disturbed balance of the Earth that manifests itself through catastrophes and destruction in nature. With this perspective, the focus of the dissertation is also on how the authors' perspective dramatically alters as a result of worsening environmental conditions of their time and their individual experiences of life. The position of these novels among similar novels dealing with environmental problems will be another focus of study for this dissertation. The three novels in focus, After London, or Wild England, Mara and Dann: An Adventure and Lost Girl will be studied through the Anthropocene theory embodying the green perspective of posthumanism and New Materialisms which bear a potential to generate effective solutions for the environmental, social and political crises in the twenty-first century world by breaking free from anthropocentricism.
Fen bilgisi öğretmen adaylarının fosil ve yenilenebilir enerji kaynaklarının çevreye etkileri hakkındaki bilgi düzeylerinin belirlenmesi
Bu çalışmada, fen bilgisi öğretmen adaylarının fosil ve yenilenebilir enerji kaynaklarının çevreye etkileri hakkındaki bilgi düzeylerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Öğretmen adaylarının enerji kaynakları ve çevreye etkileri hakkındaki bilgi düzeyleri ve konulara verdikleri önemin seviyesinin belirlenmesi amacıyla bilgi testi uygulanmıştır. Araştırma örneklemini 2022-2023 eğitim öğretim yılı güz döneminde Mersin Üniversitesi'nde öğrenim gören 102 gönüllü fen bilgisi öğretmen adayı oluşturmaktadır. Fen Bilgisi Öğretmen Adaylarının fosil ve yenilenebilir enerji kaynaklarının çevreye etkileri hakkındaki bilgi düzeylerini belirlemek amacıyla araştırmada katılımcıların seçiminde araştırmaya hız ve pratiklik kazandırması nedeniyle amaçlı örnekleme yöntemlerinden kolay ulaşılabilir örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre, araştırmaya katılan öğretmen adaylarının Bağımsız Örneklem t-testi sonuçlarından, enerji elde etme alt boyutunda cinsiyet değişkenine göre istatistiksel anlamda fark (p 0,05) bulunmuştur. Bu boyutta erkek öğrencilerin görüşlerinin ortalaması 6,46 olarak gerçekleşirken kız öğrencilerin görüşlerinin ortalaması 5,90 olarak gerçekleşmiştir. Bu ortalamaların farkından istatistiksel olarak erkek öğrencilerin bilgi düzeylerinin kız öğrencilerin bilgi düzeylerinden yüksek olduğu sonucuna varılmıştır. Fen bilgisi öğretmen adaylarının sınıf düzeyine, yerleşim yerine, mezun olunan lise türüne, ailenin kullandığı yakıt türüne ve bilimsel çalışmalara katılım düzeylerine göre incelendiğinde, bilgi düzeyleri arasında anlamlı bir fark bulunamamıştır.
Toplumun elektronik atıkların bertarafı ve geri dönüşümü hakkındaki yaklaşımına dair bir araştırma
Atık Elektrikli ve Elektronik Ekipman (e-atık), bir veya daha fazla elektrik iletim elemanı içeren son kullanma tarihi geçmiş malzemelerdir. Atık olarak çıkan bu maddeler niteliklerine göre değerlendirilmediği takdirde çevre, insan sağlığı ve ülke ekonomisi için sorun oluşturmaktadır. E-atıkların farkındalığını ve uygun şekilde bertarafını sağlayabilmek için çevresel kaygı ile empati ve ahlaki norm değerleri önemlidir. Bu kapsamda mevcut çalışmada, toplumun e-atık ve çevre konusundaki bilinç düzeyi ve davranışlarını ölçmek için empati, kişisel ahlaki norm ölçekleri, farkındalık ve çevreye karşı sorumluluk gibi kavramlar temel alınarak bir anket çalışması yapılmıştır. Çalışmada elde edilen verilere "IBM SPSS Statistics 25" programı uygulanarak güvenilirlik analizi, normallik dağılımı analizi, korelasyon ve regresyon analizleri, bağımsız örneklem T Testi ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA) yapılmıştır. Bu sayede toplumun e-atık konusundaki bilinç düzeyinin, çevresel kaygının ve çevreye yönelik empati ve ahlaki normların belirlenmesine olanak sağlayan anket sonuçları, ölçeklerin kendi içerisinde değerlendirilmesini ve sosyo-demografik faktörlerden ne ölçüde etkilendiğinin tespitini sağlamıştır. Çalışma sonuçlarına göre, çevresel kaygı (p=0,000; R=0,417), çevre kirliliğinin farkındalığı (p=0,000; R=0,883), çevresel sorumluluk (p=0,000; R=0,655), kişisel ahlaki norm (p=0,000; R=0,576) ve eğitim durumu (p=0,005; R=0,215) ile empati ve ahlaki norm arasında anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. Ayrıca büyümenin sınırlı olduğu fikri (p=0,000; R=0,808), insan merkezci olmama durumu (p=0,000; R=0,593), doğanın dengesinin kırılganlığı (p=0,000; R=0,569), eğitim durumu (p=0,001; R=0,262) ve çocuk sahibi olma durumu (p=0,000; R=-0,290) ile çevresel kaygı arasında da anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. Bununla birlikte demografik ölçütler incelendiğinde medeni durum ile çevresel kaygı (p=0,000, F=9,085) ve empati ve ahlaki norm (p=0,040, F=3,283) anlamlı bir ilişki içerisindedir. Bekar katılımcıların, evli ve diğer seçenekleri seçen katılımcılardan daha fazla çevresel kaygı ve empati ve ahlaki normlara sahip olduğu belirlenmiştir. Yaş aralıkları ile empati ve ahlaki norm arasında da anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir (p=0,049, F=2,435). En fazla empati ve ahlaki norma sahip katılımcıların 35-44 yaş arasındakiler olduğu belirlenmiştir. Ancak cinsiyet, gelir düzeyi ve çocuk sahibi olma durumu ile çevresel kaygı ve empati ve ahlaki norm arasında anlamlı bir ilişki tespit edilememiştir.
Potential environmental impacts of plastic packaging of consumer goods in Mediterranean Region
Synthetic plastics produced from non-renewable resources are widely utilized through its useful practices. Packaging is also an industry that highly consumes plastics around 44%, when other plastic industries are considered. The main polymer types, polyolefins, polystyrene, polyethylene-terephthalate, which are broadly used in consumer goods packaging involve single use plastics and cause damage on the environment including marine ecosystem. As impacts on the marine environment has also gained an extensive potential through Mediterranean Action Plan, main objective of this study is determined to assess potential environmental impacts of three plastic packaging materials in Turkey, Italy and Spain which represent nearly 14% of plastic pollution and 100 ton/day of plastic waste disposal in the region. Five environmental impact categories of climate change, acidification, resource depletion, ozone depletion, and photochemical ozone formation were studied to obtain results of packaging materials according to ReCiPe 2016 v1.1 and CML2001–Jan.2016 methodologies with GaBi 9.1.2 software. This study has shown that polypropylene material has had the highest environmental impact results in CML and ReCiPe methodologies due to fossil dependency. Moreover, scenarios with higher renewable energy share in their electricity grid, have received normalization results that have lower environmental impact. Packaging reduction targets set by European Commission were also lowered the environmental impact scores in the implemented scenarios. Climate change and resource depletion impact categories were obtained highest normalization scores among the five environmental impact categories. Also, scenarios with end-of-life options which includes higher recycling shares and lower incineration shares have taken lower environmental impact scores.
Bina yapım sürecinde çevresel performansın değerlendirilmesi için bir model önerisi
Binaların çevre üzerinde değişikliğe sebep olan süreçleri ve eylemlerine bağlı olarak açığa çıkan olumsuz çevresel etkilerin ölçülebilir sonuçları, çevresel performansını ortaya koymaktadır. Bir binanın çevre üzerindeki olumsuz etkileri, çok sayıda girdi kullanılarak çeşitli eylemlerin gerçekleştirildiği birçok süreçten oluşan ve böylece fiziksel olarak var olduğu ilk aşama olan yapım süreci ile başlamaktadır. Ancak, binaların çevresel performansını ele alan çalışmalar ve inşaat sektörünün binaların çevresel etkilerini azaltma yönünde geliştirdiği davranışlar incelendiğinde, büyük oranda kullanım aşamasına odaklanıldığı görülmektedir. Bu problem, Türk inşaat sektörü ve ulusal literatür kapsamında incelendiğinde, benzer şekilde kullanım sürecine odaklanan bir önlem arama anlayışının hakim olduğu, yapım sürecinin çevresel etkileri konusunda bir farkındalık oluşmadığı görülmektedir. Yapım sürecinin, kullanım süreci ile karşılaştırıldığında bina yaşam döngüsü içinde çok kısa bir süreyi kapsaması, bu tavrı destekleyen en temel argüman olarak öne sürülmektedir. Buna ek olarak, yapım sürecinin birbirini takip eden ve eş zamanlı olarak gerçekleştirilen birçok alt süreçten oluşması, her yapım sürecinin kendine özgülüğü, yerel inşa etme örüntüleri / gelenekleri gibi yapım sürecinin karakteristik özellikleri, sürecin çevresel yönetiminde kullanılabilecek sistematik bilginin eksikliği, binaların çevresel performansını değerlendiren mevcut yöntemlerde yapım sürecinin yeteri kadar detaylı ele alınmaması ve bu yöntemlerin yerel gereksinimleri karşılayamaması bina yapım sürecinin çevresel performansının değerlendirilmesini zorlaştıran ve binaların çevresel performansı söz konusu olduğunda kapsam dışı bırakılmasına sebep olan gerekçeler olarak öne çıkmaktadır. Ancak, artan nüfusa ve değişen gereksinimlere bağlı olarak inşaat faaliyetlerinin sürekli artması ve artmaya devam edeceğinin öngörülmesi, bu sürecin binaların çevresel performansı üzerindeki rolünün göz ardı edilmemesi gerçeğini ortaya koymaktadır. Bu tez çalışması, öne sürülen problemlere Türk inşaat sektörünün karakteristik özelliklerini ve yerel gereksinimleri göz önünde bulunduran bir çözüm sunma arayışı ile ortaya çıkmıştır. Bu amaçla ilk olarak, bina yapım sürecinin çevresel performansına odaklanan önceki araştırmaların, söz konusu problemlere karşı ortaya koydukları çözümler irdelenmiştir. Bu çalışmalarda, çevresel performansın değerlendirilmesinde kullanılacak veriler yaygın olarak mevcut literatür ve önceki araştırmalar, yapım sürecinin çevresel etkileri ile ilgili verilerin yer aldığı ulusal veri tabanları, yaşam döngüsü değerlendirme araçları kapsamında ulaşılabilen veri tabanları, yerinde yapılan gözlemler ve ölçümler, uzmanlarla yapılan anket çalışmaları, yüz yüze görüşmeler ve paneller ile önceki yapım işlerine ait dokümanlar aracılığıyla elde edilirken; değerlendirmede mevcut çevresel değerlendirme yöntemleri, geliştirilen matematiksel modeller ya da istatiksel analiz yöntemleri kullanılmıştır. Ancak, bina yapım sürecinin karakteristik özellikleri göz önünde bulundurulduğunda, kapsamlı bir çevresel performans değerlendirme modeli geliştirilmesi için gerekli sayıda yerinde gözlem ve ölçüm yapmak mümkün olmadığı gibi, mevcut değerlendirme yöntemleri tarafından kullanılan veri tabanları, yerel koşullara uygun veriler içermemektedir. Bu nedenle, farklı bina yapım süreçlerinin değerlendirilmesine olanak sağlayacak esnekliği sağlayan ve mevcut koşullarda elde edilebilen yerel verilerin kullanılacağı bir değerlendirme modeline olan ihtiyaç göze çarpmaktadır. Bu bilgiler ışığında, tez çalışmasının amacı, yapım süreci ile ilişkili kararların verildiği yapısal tasarım ve yapım planlanma süreçlerinde, ilgili süreç paydaşları tarafından kullanılarak yapım sürecinin çevresel performansına ilişkin tahminler ve olguların ortaya konmasında; böylelikle sürecin çevresel performansına ilişkin iyileştirme / önlem alanlarının belirlenmesinde kullanılacak bir model geliştirilmesi olarak ortaya konmuştur. Bu amaçla, yapım sürecinin başlıca girdisi olan yapım teknolojisi bileşenleri ile sürecin çevresel etkileri arasında doğrudan ve dolaylı ilişkiler bulunduğu varsayımına dayanarak, çok sayıda tasarım seçeneğine sahip yapı elemanı sistemlerinin yerinde yapım sürecinin değerlendirilmesine odaklanan bir karar-destek modeli geliştirilmiştir. Tez çalışması, ortaya konan problemlere ve araştırma sorularına cevap arayan beş temel aşamadan oluşmaktadır. Bunlar (A1) Yapım Süreci ve Yapım Teknolojilerinin Analiz Edilmesi, (A2) Bina Yapım Sürecinde Çevresel Performansın Değerlendirilmesinde Kullanılan Ölçütlerin Analiz Edilmesi, (A3) Değerlendirmede Kullanılacak Yöntemlerin Belirlenmesi, (A4) Bina Yapım Sürecinde Çevresel Performans Değerlendirme Modelinin Geliştirilmesi ve (A5) Modelin Uygulanması aşamalarıdır. (A1) Yapım süreci ve Yapım Teknolojilerinin Analiz Edilmesi aşamasında, nitel veri toplama yöntemi kullanılarak bina yapım süreci kavramı ve aşamaları, yapım teknolojisi kavramı ve yapım teknolojisi bileşenleri mevcut literatür aracılığıyla ayrıntılı olarak analiz edilmiştir. Buna göre, yapım sürecinin yapım alanının hazırlanması, taşıyıcı sistemin inşası, yapı elemanlarının inşası, servis sistemlerinin inşası ve yapı çevresinin düzenlenmesi temel aşamalarından oluştuğu ortaya konmuştur. Daha sonra, yapım teknolojisinin, bina yapım sürecinin her aşamasında kullanılan bilgi, yöntem (süreçler, eylemler, teknikler) ve araçlar (malzeme, ekipman, işgücü) bileşenlerinden oluştuğu tanımlanarak; bu bileşenlerin literatürdeki çalışmalarda ve yapı üretimi ile ilgili belgelerin sıralanması, düzenlenmesi ve bilgi iletişiminde kullanılması amacı ile geliştirilen kodlama ve sınıflandırma sistemlerinde ele alınış şekilleri ortaya konmuştur. Bu bölümde elde edilen bilgiler, modelin gereklilikleri çerçevesinde yapım teknolojilerine ilişkin yeni bir sınıflandırma sistemi geliştirilmesinde kullanılmıştır. (A2) Bina Yapım Sürecinde Çevresel Performansın Değerlendirilmesinde Kullanılan Ölçütlerin Analiz Edilmesi aşamasında, uluslararası standartlar, yaşam döngüsü değerlendirme yöntemleri ve araçları, yeşil bina derecelendirme ve sertifika sistemleri, ulusal mevzuat ve önceki araştırmalar irdelenerek yapım sürecinde çevresel performansın değerlendirilmesinde kullanılan ölçütler nitel veri toplama yöntemiyle ortaya konmuştur. Uluslararası standartlardan, özellikle çevresel değerlendirme terminolojinin ortaya konmasında yararlanılmıştır. Yaşam döngüsü değerlendirme yöntemleri ve araçları ile yeşil bina derecelendirme ve sertifika sistemlerinin incelenmesi aracılığıyla yapım süreci ile doğrudan ve dolaylı olarak ilişkili ölçütler ortaya konmuştur. Ulusal mevzuat, çevresel değerlendirme ölçütlerinden İnsan Sağlığı ve Atık Yönetimi ile ilişkili yönetmelikler kapsamında incelenmiştir. Yapım sürecinin çevresel performansına odaklanan önceki araştırmalar, çalışmanın amacı ve kapsamına göre kullanılan değerlendirme ölçütleri çerçevesinde analiz edilmiştir. Bu bölümde çevresel performans değerlendirme ve çevresel yönetim konularına ilişkin elde edilen bilgiler, yapım süreci çevresel performans değerlendirme ölçütlerinin belirlenmesinde kullanılmıştır. (A3) Değerlendirmede Kullanılacak Yöntemlerin Belirlenmesi aşamasında, modelin geliştirilmesinde kullanılabilecek yöntemler, nitel veri toplama yöntemi kullanılarak mevcut literatür aracılığıyla incelenmiştir. Yapım teknolojisi bileşenleri ve çevresel performans ölçütleri arasındaki ilişkiler temel alınarak geliştirilen model, bir Çok Ölçütlü Karar Verme (ÇÖKV) problemi olarak ele alınmış ve mevcut ÇÖKV yöntemleri incelenerek çalışmanın amacına ve kapsamına uygun yöntemler belirlenmiştir. Buna göre, karar vericilerin yapım sürecinin çevresel performansına ilişkin hedeflerinin / önceliklerinin belirlenmesinde Bulanık AHP (Analytic Hierarchy Process) yöntemi ile yapısal tasarım ve yapım teknolojisi bileşenlerine ilişkin alternatiflerin değerlendirilmesinde sayısal veriler kullanılarak değerlendirme yapılmasına olanak sağlayan TOPSIS (Technique for Order Preference by Similarity to Ideal Solution) ve sözel çıkarımlarla değerlendirme yapılmasına olanak sağlayan Bulanık TOPSIS yöntemlerinin bütünleşik olarak kullanılması öngörülmüştür. Bu bölümde, bu yöntemlerin temel özellikleri ve matematiksel altyapıları ayrıntılı olarak ortaya konmuştur. Ayrıca, karar vericilerin seçimi konusunda göz önünde bulundurulması gereken temel prensipler de bu bölümde tanımlanmıştır. (A4) Bina Yapım Sürecinde Çevresel Performans Değerlendirme Modelinin Geliştirilmesi aşamasında, önceki aşamalarda elde edilen bilgiler kullanılarak modelin geliştirilme aşamaları ayrıntılı olarak açıklanmıştır. İlk olarak (A1) aşamasında elde edilen bilgiler kullanılarak modelin kapsamını oluşturan yapı elemanı sistemleri yerinde yapım sürecini temsil eden Yapım Teknolojisi sınıflandırması ortaya konmuştur. Daha sonra (A2) aşamasında elde edilen bilgiler kullanılarak, model kapsamında kullanılacak Yapım Süreci Çevresel Performans Değerlendirme Ölçütleri belirlenmiştir. Yapım Teknolojisi Bileşenleri ve Çevresel Performans Ölçütleri arasındaki ilişkiler tanımlanarak, modelin geliştirilmesinde kullanılan temel varsayımlar ayrıntılı olarak ortaya konmuştur. Son olarak BiYSÇeP olarak adlandırılan modelin genel yapısı ve uygulama adımları ayrıntılı olarak açıklanmıştır. (A5) Modelin Uygulanması aşamasında, olası kullanım senaryolarını temsil eden dört uygulama gerçekleştirilerek, modelin kullanımı örneklenmiş ve uygulamalar ile elde edilen sonuçlar yorumlanmıştır. Buna göre, yapısal tasarım aşamasında ve yapım planlama aşamasında çalışmaları devam eden iki proje seçilmiş ve bu projelerde görevli ve karar verici olma koşullarını sağlayan iki karar verici belirlenmiştir. Seçilen yapısal tasarım alternatifleri, hem karar vericiler tarafından sözel çıkarımlar aracılığıyla değerlendirilmiş, hem de belirlenen kaynaklardan yapım teknolojisi bileşenlerine ilişkin sayısal veriler elde edilmiştir. Sonuç olarak Bütünleşik BAHP-BTOPSIS ve Bütünleşik BAHP-TOPSIS yöntemleri kullanılarak alternatifler yerinde yapım süreçlerinde ortaya koydukları çevresel performanslarına göre sıralanmış ve sonuçlar yapım teknolojisi bileşenleri ile ilişkileri çerçevesinde yorumlanmıştır. Çalışmanın sonunda, araştırma sorularına karşılık elde edilen cevaplar ile BiYSÇeP'in güçlü yönleri, sunduğu olanaklar ve kullanımında karşılaşılan zorluklar tartışılarak, gelecekte bu alanda yapılacak çalışmalar için bazı çıkarımlar ortaya konmuştur. Buna göre, farklı bina yapım süreçlerinin farklı karar vericilerin yapım sürecine ilişkin çevresel performans hedeflerini / önceliklerini temel alarak değerlendirmeye olanak sağlayan esnek yapısı, sözel çıkarımlar aracılığıyla değerlendirme yapmaya olanak sağlaması, yapım teknolojisi bileşenlerine ilişkin sayısal verilerin mevcut yerel bilgi kaynaklarının kullanımı ile elde edilmesi ve elde edilen sonuçların yapım sürecinin çevresel performansını etkileyen yapım teknolojisi bileşenlerinde iyileştirme yapmak ve yapım sürecine ilişkin önlemler almak üzere çıkarımlar ortaya konmasına olanak sağlaması BiYSÇeP'in olumlu özellikleri olarak öne çıkmaktadır. Bununla birlikte, sayısal verilerin farklı birçok kaynaktan elde edilmesi gerekliliği ve bu sürecin uzunluğu, değerlendirilecek alternatif sayısının artması halinde model kapsamında bütünleşik olarak kullanılan çok ölçütlü karar verme yöntemlerinin matematiksel hesaplamalarının sayısının artması ve karar vericilerin tanımlanan koşulları sağlamaması halinde elde edilen sonuçlarda uyuşmazlıkların ortaya çıkması, modelin kullanımında karşılaşılan başlıca zorluklardır. Modelin kullanımında karşılaşılan bu zorluklar, gelecekte bu alanda yapılacak çalışmalar ve inşaat sektöründe gerçekleştirilmesi gereken yenilikler için de girdi sağlamaktadır. Yapım sürecinde kullanılan yapım teknolojisi bileşenlerine ilişkin ayrıntılı kataloglar ve yönergeler hazırlanması ve bunların proje ve yapım dokümanları arasında yer almasının zorunlu hale getirilmesi, model kapsamında gerçekleştirilmesi gereken matematiksel hesaplamalar için gerekli sürenin kısaltılması amacıyla modelin temel bileşenlerini içeren bilgisayar tabanlı bir program geliştirilmesi ve inşaat sektörü paydaşlarının konu ile ilgili yeterli farkındalık düzeyine ulaşmalarını sağlayacak eğitimler ve seminerlerin düzenlenmesi, çalışmanın gelecek perspektifini oluşturan başlıca konuları oluşturmaktadır.
A decision making approach for the selection of interior finishing materials in terms of iaq, environmental impact and LCC: Hotel room cases
Luxury hotels are designed to give occupants a high level of comfort. However, designers ignore the issues of sustainability in the interior materials selection process, such as the carbon footprint or the solvent emissions that affect an occupant's health and quality of room. Thus, materials selection is an essential interface to improve the quality and service life, particularly in building's interior atmosphere. The present thesis aims to qualitatively choose the optimal interior finishing materials in terms of IAQ, environmental impact and LCC criteria for hotel buildings. Luxury hotel buildings in Istanbul are used as case studies to evaluate and analyze the interior finishing materials in hotel rooms. Mixed method approach was proposed through determined multi-criteria decision making (MCDM) to select interior finishing materials. The research targets to provide insight into the selection process for luxury hotel designers to evaluate the appropriate attributes and obtain the most optimal finishing interior materials for walls, ceilings, and floors. In this context, it can be foreseen that assessment of the luxury materials in terms of the sustainability aspects that may allow the designers to choose grade premium materials that are also environmentally friendly.
Small-scale biogas plant enhancement and operation upgrade using life cycle assessment
Our current work aims to study ways to improve the operation of the biogas production facility BEEO GAZ, located in Istanbul Technical University, green campus, in order to maximize its energy production and reduce its environmental impact. To do this, we opted to use the LCA method to compare three scenarios. In addition to the existing scenario 1, including anaerobic digestion and cogeneration, scenario 2 proposes the incineration of the biogas residue, and scenario 3 suggests, in addition to incineration, a microalgae culture to produce biomass that will feed the anaerobic digester. In the first phase, we carried out a literature review to build knowledge on the themes related to our study. In the second phase, we proceeded to each scenario's inventory flows of the various elementary processes. In the third phase, we evaluated the impacts based on the impact categories best suited to our study and used, as a modeling tool, SimaPro software, relevant and recognized in LCA analysis. The modeling results were analyzed by impact category. The conclusions showed that the biogas plant operation, according to scenario 3, is the best alternative to increase energy production and reduce environmental impact. Indeed, the results show that scenario 3 allows an increase in energy production of 15% and a significant reduction in environmental impacts, in particular by avoiding the emission into the atmosphere of a quantity of around 92 tons of CO2eq / year and consequently the significant reduction of the effects on climate change.
The relationship between environmental chaos and diurnal cortisol levels of preschoolers
Cortisol is a widely used biomarker of the hypothalamic-pituitary-adrenal (HPA) axis of stress system. The aim of the present study was to investigate the main, additive and interactive role of chaotic home and daycare environment on preschoolers' diurnal cortisol levels, above and beyond socioeconomic status (SES). Participants were 75 preschoolers (47-to-83-months old), their mothers and teachers. Chaos was measured by CHAOS and LECP scales for home and daycare, respectively. SES was calculated as the standardized average of income and parental education. HPA-axis activity was measured as diurnal salivary cortisol. Samples were collected in the morning and afternoon, for two days at home and daycare. Diurnal slopes were calculated by subtracting afternoon values from morning values. Replicating previous research, diurnal slopes were higher at home compared to daycare, indicating a steeper decrease from morning to afternoon. Hierarchical linear regression analyses were conducted to test the main hypotheses. No main contributions of home or daycare chaos on relevant cortisol measures were observed. Contrary to expectations, daycare chaos was positively associated with home diurnal slope, whereas home chaos was uniquely and positively associated with daycare diurnal slope, over and above SES. An interaction was observed on individual daycare cortisol levels, suggesting a dual risk. Findings were discussed in terms of the possible adaptive role of mild stressors across different microsystems for low-risk samples and other factors in light of previous research.
A system dynamic macroeconomic model for an inquiry of income inequality and environmental impact
Ending hunger, reducing poverty and inequalities, and climate action are the main objectives of the political agenda in the recent years. However, these objectives may be in conflict. Economic growth is promoted to end hunger and reduce poverty; however, a growing economy may well increase human impact on the environment. It is also true that an income redistribution scheme may increase aggregate demand—hence, the economic activity and subsequently the environmental impact. In this thesis, we build a system dynamic macroeconomic model to cope with the intricate relationships among income distribution, economic growth, and human impact on the environment. The model is based on macroeconomic accounting principles, and represents a closed economy with a representative firm, three heterogeneous households, and a simple banking sector. We argue that an aggressive income redistribution scheme can achieve the whole objectives in the policy agenda, while a mild redistribution scheme may worsen the environmental problems. This thesis contributes to the recent Ecological Macroeconomics literature by examining the relationship between income distribution and environmental impact of the human activity by relying on a system dynamics approach.
Turizmin olumlu ve olumsuz etkileri ile turizmi destek tutumu arasındaki ilişkide mekânsal bağlılığın düzenleyici rolü
Turizmin oluşturduğu olumlu ve olumsuz etkilerin yerel halk tarafından nasıl algılandığı ve söz konusu algıların turizm gelişime ilişkin tutumları üzerindeki etkileri turizm literatüründe sıklıkla incelenen konular arasındadır. Özellikle turizmin henüz gelişmediği, turizm faaliyetlerinin yoğun olmadığı bölgelerde yaşayan halkın turizmin etkilerine ve turizm gelişimine yönelik algılarının belirlenmesi, turizm faaliyetleri konusundaki düşüncelerinin bilinmesi bölgede sürdürülebilir turizm gelişiminin sağlanabilmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Bu doğrultuda turizmin henüz gelişmemiş olması, o bölgede daha önce yerel halkın turizmin etkilerine yönelik algılarını ölçmek amacıyla gerçekleştirilen herhangi bir çalışmanın mevcut olmaması sebebiyle 2018 yılı itibariyle UNESCO Dünya Miras Listesi'nde yer alan hem tarihi hem de kültürel anlamda zengin bir potansiyele sahip olan Göbeklitepe çalışma alanı olarak seçilmiştir. Bu çalışma ile Göbeklitepe çevresinde ikamet eden insanların turizm algıları ve turizm gelişimi hakkındaki düşüncelerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Aynı zamanda bu insanların turizmin etkilerini nasıl algıladıkları ve bölgelerinde turizm gelişimini nasıl karşıladıklarına yönelik irdelenen ilişkinin üzerinde mekânsal bağlılık algısının etkisi belirlenmeye çalışılmıştır. Veriler çalışmada oluşturulan anket formları aracılığı ile 391 katılımcıdan toplanmış ve paket istatistik programları ile analizi gerçekleştirilmiştir. İlk önce faktör analizi uygulanmıştır. Daha sonra değişkenler arasındaki ilişkinin ölçülmesi için korelasyon analizi gerçekleştirilmiş, turizmin etkilerine ilişkin algılar ile turizm gelişimine yönelik tutumlar arasındaki ilişki ise regresyon analizi ile incelenmiştir. Çalışmanın sonuçları, bölgede turizmin gelişmemiş olması sebebiyle turizmin olumlu ve olumsuz etkilerine ilişkin belirgin algıların oluşmadığı ve genelde turizmin geliştirilmesine destek verildiğini işaret etmektedir. Aynı zamanda yerel halkın mekânsal bağlılık duygusu arttıkça, turizm gelişimine verdiği desteğin azaldığı çalışmayla ortaya konulmaktadır.
Turizm işletmelerinin doğal çevreye etkisi: Akyaka Kadın Azmağı örneği
Turizm işletmelerinin ürün veya hizmet üretmek için ihtiyaç duydukları kaynakların başında doğal çevre, doğal kaynaklar gelmektedir. Üretim için kaynağın tüketimi ve yeniden üretimi meselesi turizm için ele alındığında, etki edilen doğal çevrenin sürdürülebilirliğinin nasıl sağlanacağı önemlidir. Kendi işletme ömrünü etki ettiği doğal çevreye borçlu olan işletmelerin bu korumayı sağlayıp sağlamayacağını sorgulayan bu çalışma aynı zamanda turistik faaliyetin müşterisi durumundaki turistin de doğal çevrenin korunması hususundaki konumunu incelemektedir. Akyaka Kadın Azmağı ile ilgili incelemeler sonucunda bölgedeki işletmelerin doğaya olumsuz fiziki etkilerinin olduğu ancak doğa koruma yönünde ortak hareket eden bir yapının olmadığı anlaşılmıştır. Kadın Azmağı etrafında rekreasyonel etkinliklerde bulunan halkın da doğaya zarar verici hareketlerde bulundukları ve doğal alanın hassasiyetine özel davranış kültürü geliştiremedikleri anlaşılmıştır.
Çorum ilinde sürdürülebilir çevresel etkinlik ölçümü: VZA uygulaması
Üretim ve tüketim gereksinimlerini sağlamak için insanoğlu yüzyıllardır doğadaki kaynakları kullanmaktadır. Özellikle nüfus artışı, çarpık kentleşme, endüstrileşme ve hızlı tüketim eğilimi gibi etkenler kaynakların hızlı bir şekilde tükenmesini beraberinde getirmiştir. Artık dünya üzerinde var olan kaynakların korunması ve gelecek nesillere aktarımının sağlanması için daha dikkatli davranılmalı ve çevresel sürdürülebilirliğin sağlanması için yeni önlemler alınmalıdır. Bu kapsamda, şehirler ve bölgeler ekseninde yapılacak ölçümler geleceği öngörebilmek açısından önem kazanmaktadır. Son yıllarda geniş uygulama alanı bulunan ve kaynak kullanım ölçümünde oldukça kullanışlı olan Veri Zarflama Analizi (VZA) yönteminden literatürde sıkça yararlanıldığı gözlemlenmiştir. Yöntem etkin çıkmayan karar verme birimleri için referans kümesi oluştururken aynı zamanda potansiyel iyileştirmeler hakkında araştırmacıya bilgi niteliğinde öneriler vermektedir. Bu tez çalışmasının amacı, sürdürülebilir çevresel etkinliğin ölçülmesinde VZA tekniğinden yararlanarak, Çorum ili için değerlendirme yapılmasının sağlanmasıdır. Bu çerçevede Çorum'da 2008-2021 dönemlerinde gerçekleşen çevre harcamaları, elektrik, doğal gaz, petrol, LPG, su, partikül madde, kükürt dioksit, atık su ve katı atık gibi kriterler kullanılarak bir etkinlik ölçümü yapılmıştır. Girdi ve çıktı odaklı olarak Charnes, Cooper ve Rhodes (CCR) ile Banker, Charnes ve Cooper (BCC) modellerine göre yapılan analizde etkinlik sınırını bozan dönemler tespit edilmiştir. Buna göre iyileştirme önerileri ve değerlendirmeler yapılarak çalışma tamamlanmıştır.
Türkiye'de Çevresel Kuznets Eğrisi Hipotezi: ARDL modeli yaklaşımı ve Granger nedensellik analizi"
Bu çalışma, Çevresel Kuznets eğrisi hipotezinin Türkiye için geçerliliğini test etmeyi amaçlamıştır. Çevresel Kuznets eğrisi hipotezi, çevre kirliliğinin ekonomik büyümeyle arttığı, ancak belirli noktasından sonra azaldığı iddiasını ireli sürülmüştür. Yapılan çalışmalarda, ölçek etkisi, kompozisyon etkisi, teknoloji etkisi ve model yapısı gibi yaklaşımlar incelenmiştir. Ekonomik büyüme ve çevre ilişkisi gibi konular ele alınmıştır. Kullanılan bu test sonucunda, GSYH, Enerji tüketimi ve Karbon emisyonların öncelikli durağan olmadığı sonucuna varılmış ve birinci dereceden farklarını alarak durağan olma durumuna getirilmiştir. ARDL eş-bütünleşme testi sonuçları ise değişkenler arasındaki uzun vadeli ilişkiyi belirlemek için kullanılmış ve istatistiksel olarak anlamlı bir uzun vadeli ilişki olduğu tespit edilmiştir. Bu eksende Diagnostik test sonuçları, ARDL modelinin uygunluğunu ve geçerliliğini değerlendirmek amacıyla kullanılmıştır. Son olarak yapılan bu çalışmada, Uzun dönem tahminlerini, değişkenlerin uzun vadeli etkileşimleri göz önünde bulundurulmuştur. Bu eksende yapılan Kısa dönem tahminleri ise, değişkenler arasındaki kısa vadeli etkileşimleri ve dinamik sonuçları analiz edilmiştir. Granger nedensellik sonuçları ise değişkenler arasındaki nedensellik ilişkisini değerlendirmek için kullanılmış ve çevresel faktörler ile ekonomik büyüme arasında ilişkilerin incelendiği ve karbon emisyonlarının ekonomik büyüme ve enerji tüketimi ile ilişkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
The impact of organizational learning on corporate environmentalism with the moderating effect of industry type
While numerous previous research studies focused on topics on organizational learning and corporate sustainability as separate areas of interest, there is a lack of literature investigating the intersection of those two subjects so far especially in Turkish context. This research study is concerned with the question of how organizations can benefit from organizational learning in their efforts toward sustainable development. More precisely, how organizational learning can help increase environmental awareness of managers and other organizational members in organizations, and what kind of organizational learning mechanisms can facilitate organizations' efforts to shift into more proactive environmental strategies? This study investigates the relationships between organizational learning (OL) and corporate environmentalism (CE) from the perspective of organizational members in business companies in Turkish context. The concept of organizational member covers members of the management at all levels as well as employees and professionals working for the company. OL dimensions are identified as learning stocks and learning flows as proposed by Crossan & Hulland (1997), and CE dimensions are environmental orientation and environmental strategy focus as theorized by Banerjee (1995). This study also investigates the moderation effect of industry type on the relationship between OL and CE in Turkish business context. The research data was gathered by an online survey system. Since the research was conducted in Turkey, the original instruments in English were translated into Turkish. Data were collected from professional organizational members who are actively working in private companies, and who can evaluate their companies' organizational learning and corporate environmentalism practices based on their perceptions. A confirmatory analysis technique was used to evaluate the validity and reliability of the instruments translated into Turkish. Structural equation modeling (SEM) was utilized to analyze the degree of correlation between learning stocks and flows and the dimensions of corporate environmentalism in organizations. SPSS 18.0 and Amos 21.0 were used as statistical tools. This study found that learning stocks and learning flows both had a positive impact on environmental orientation in Turkish corporate setting. However, neither of the organizational learning dimensions, i.e. learning stocks and learning flows, was found to have a significant relationship with environmental strategy focus. But, this study found a significant positive relationship between environmental orientation and environmental strategy focus. Findings of the study also indicated that a positive relationship between learning flows and learning stocks in Turkish context. Another finding of the study was that length of work experience has a significant positive relationship with learning flows. Finally, this study also aimed at testing whether the relationships that were hypothesized in the SEM model are moderated by the industry type -high or moderate environmental impact sector (Banerjee et al., 2003). However, the final results, obtained with the use of structural equation modeling, indicated that no relationship was moderated by industry type in the Turkish context. Based on these results, the study concludes that organizational learning is crucial in raising the environmental awareness of organizational participants and degree of consciousness of companies toward environmental stakeholders in organizations. Furthermore, organizational learning is necessary to motivate companies to follow proactive environmental strategies in Turkish context. The shift into proactive environmental strategy focus requires companies to revise or renew their design processes, products, information and communication systems, and strategies. Since this endeavor requires creative ideas and solutions rather than existing and ready-made ones, management should focus on learning activities that improve their organizational participants' mental models towards sustainability issues, and emphasize shared learning to allow organization members to see the link between environmental issues and their company operations.