Turkish Commercial Code
226 theses under this subject heading
Pay sahibi haklarının korunması kapsamında anonim şirket yönetim kurulu kararlarının butlanı
Anonim şirketlerde gün geçtikçe gücü artan yönetim kurulu karşısında pay sahiplerinin korunması için Türk ve İsviçre hukukunda çeşitli hukuki yollara başvurulduğu görülmektedir. Fakat bu yollar dahi yönetim kurulunun gücü karşısında pay sahiplerinin korunmasında yeterli olamamaktadır. Bu noktada, yönetim kurulu kararlarının hükümsüzlüğü özel bir öneme sahiptir. TTK m. 391'de ve OR Art. 714'ün atfı ile 706b'de yönetim kurulu kararlarının butlanı sebepleri, sınırlı sayıda olmamak üzere düzenlenmiş, yönetim kurulu kararlarının iptali düzenlemesine ise ilgili kanunlarda yer verilmemiştir. TTK m. 391 gereği, "Yönetim kurulu kararının batıl olduğunun tespiti mahkemeden istenebilir. Özellikle; Eşit işlem ilkesine aykırı olan, anonim şirketin temel yapısına uymayan veya sermayenin korunması ilkesini gözetmeyen, pay sahiplerinin, özellikle vazgeçilmez nitelikteki haklarını ihlal eden veya bunların kullanılmalarını kısıtlayan ya da güçleştiren, diğer organların devredilemez yetkilerine giren ve bu yetkilerin devrine ilişkin, kararlar batıldır". Butlan sebepleri sınırlı sayıda olmadığından başkaca butlan sebepleri de mevcuttur. Özellikle, genel hükümlere (BK m. 27), anasözleşme hükümlerine, potansiyel pay sahiplerinin, alacaklıların ve şirket çalışanlarının haklarını koruyan hükümlere, şekle ilişkin hükümlere ve yönetim kurulu üyelerinin kişisel haklarına ilişkin hükümlere aykırı yönetim kurulu kararları da batıldır. Butlan iddiası, meşru menfaati olan herkes tarafından herhangi bir süre ile sınırlı olmaksızın dava veya itiraz yolu ile ileri sürülebileceği gibi, konu kamu düzenini ilgilendirdiğinden hâkim tarafından re'sen göz önünde bulundurulur. Yönetim kurulu kararlarının süresiz olarak butlan yaptırımına tabi olması ticari yaşamı ve hukuk güvenliğini tehdit eder. Bu sakınca sebebiyle mahkemelerin ayrıntılı ve çok yönlü değerlendirmeler sonucu butlan kararlarını vermeleri gerekmektedir.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'na göre şirketin kendi paylarını iktisap etmesi
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu, anonim ve limited şirketlerin kendi paylarını iktisap etmesi konusunda, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu?nda benimsenen kural olarak şirketin kendi paylarını iktisap edememesine ilişkin sistemi bertaraf etmiş ve anonim ve limited şirketlerin kendi paylarını iktisap etmesine Kanunda belirtilen şartlara ve sınırlamalara uymak şartıyla izin vermiştir. Ayrıca Kanun, anonim şirketlerle ilgili düzenlemelerde, payların iktisabının bir nevi zorunluluk arz ettiği durumlar açısından, anonim şirketin kendi paylarını iktisap etmesinin sınırlandırmalarına ve şartlarına ilişkin bir kısım istisnalar kabul etmiştir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu, bu sistemi esas itibariyle, Avrupa Ekonomi Topluluğu?nun 13 Aralık 1976 tarihli 77/91 sayılı İkinci Şirketler Yönergesi?ndeki kurallardan esinlenerek kabul etmiştir. Anonim şirketin kendi paylarını iktisap etmesi, Kanunun 379 ilâ 389 uncu maddeleri arasında düzenlenmiştir. Limited şirketin kendi paylarını iktisap etmesi ise, Kanunun 612 nci maddesinde ele alınmıştır. Bu çalışmada, anonim ve limited şirketlerin kendi paylarını iktisap etmesinin şartları, istisnaları ve sonuçları ele alınmıştır. Bu konular incelenirken ihtiyaç duyuldukça, mehaz düzenlemelere değinilmiştir. Ayrıca bir şirketin kendi paylarını iktisap etmesinin sebepleri ve sağladığı faydalar, şirketin kendi paylarını iktisap etmesi durumunda ortaya çıkabilecek sakıncalar ile şirketin kendi paylarını iktisabının hangi yollarla gerçekleşebileceği ele alınmıştır. Tüm bunlar ele alınmadan önce, anonim ve limited şirketler açısından pay ve pay senetleri hakkında, çalışmanın konusu açısından faydalı olabileceği düşüncesiyle, çalışma konusu kapsamında olmak üzere kısa bilgiler sunulmuştur.
Türk Ticaret Kanunu'nun getirdiği yenilikler açısından aile işletmelerinde kurumsal yönetimin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu kapsamında düzenlenerek zorunlu uygulama esasına dönüştürülen kurumsal yönetim ilkeleri ile ilgili hükümlerin aile işletmeleri açısından nasıl etkiler doğuracağını ortaya koymaktır. Çalışmada aile işletmeleri ve kurumsal yönetim konuları hakkında genel bir çerçeve çizilmiş ve kurumsal yönetimin dört temel öğesi olan şeffaflık, adillik, hesap verebilirlik ve sorumluluk ilkeleri kapsamında 6102 sayılı kanunda yapılan düzenlemeler değerlendirilmiştir. Çalışma içerisinde kurumsal yönetim ilkeleri doğrultusunda 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümleri ile ilgili olarak belirli kategoriler oluşturulmuştur. Bu kategorilerde yer alan düzenlemeler öncelikle ilkeler kapsamında değerlendirilmiş, daha sonra bu düzenlemelerin aile işletmeleri açısından yaratacağı olumlu olumsuz durumlar irdelenmiştir.
Anonim şirketlerde özel denetim isteme hakkı
6762 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda tek madde olarak düzenlenen özel denetim isteme hakkı, uygulamada yaşanılan aksaklıklar ve doktrindeki tartışmalar sonucu 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda kapsamlı bir şekilde düzenlenmiştir. Yürürlükten kaldırılan Kanun döneminde 348. Maddede düzenlenen özel denetim isteme hakkı, TTK'nın 438 ila 444. maddeler arasında düzenlenmiştir. Yeni Kanun ile bu hakkı kimlerin kullanabileceği, hakkın kullanımının sonuçları, özel denetçinin kimin tarafından seçileceği, özel denetim talebinin genel kurulda reddi halinde başvurulacak kanun yolları, özel denetim süreci, özel denetim raporu ve özel denetim masraflarının kim tarafından karşılanacağı ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir. Bu tez çalışması ile özel denetim isteme hakkının amacı, bu hakkın pay sahipleri açısından önemi, özel denetimin işlevi, özel denetçinin hak ve yükümlülükleri açıklanacaktır. Anonim şirketlerde özel denetim isteme hakkı, genel kurulun bu istemi kabulü ve reddi halinde ayrı ayrı incelenmiştir. Bu açıklamalara ek olarak uygulamadaki aksaklıklar ve yeni Kanun ile bu aksaklıklara bulunan çözümlere değinilmiştir. Anonim Şirketler, Azınlık Hakları, Denetim, Denetçiler, Özel Denetçi
Şirket birleşmelerine ilişkin yasal düzenlemeler ile muhasebe uygulamalarının Türkiye finansal raporlama standardı (3) kapsamında şirket birleşmesi örneği üzerinde incelenmesi
Büyüme yollarından biri olan şirket birleşmeleri, iki ya da daha fazla şirketin faaliyetlerinin ekonomik ve hukuksal açıdan birlik haline getirilmesidir. Birleşme yoluyla büyük bir varlık ve ekonomik güç elde eden şirketler, günümüzde küreselleşme sonucu artan rekabetin olumsuz etkilerinden korunabilmektedirler.Şirketleri birleşmeye iten en önemli neden ekonomiktir. Bunun yanı sıra; ölçek ekonomilerinden yararlanma, sinerji etkisinden yararlanma, yetenekli yönetime sahip olma, çeşitlendirme ile riski dağıtma ve büyük bir işletme yaratma isteği birleşmeyi teşvik eden başlıca unsurlardır.Şirket birleşmeleri, etkinlik ve rasyonelliği artırmada olduğu kadar, güçlük içinde bulunan şirketlerin kurtarılmasında da önemli bir araçtır. Bu çalışmada, ulusal muhasebe standartlarına göre şirket birleşmelerini incelenmekte ve konuya açıklık getirmektedir. Bu kapsamda, şirket birleşmeleri çeşitli yönleriyle ele alınarak muhasebe boyutu ortaya konulmaya çalışılmıştır.Anahtar Kelimeler: Türkiye Muhasebe / Finansal Raporlama Standartları, Şerefiye, Konsolidasyon
Türk Ticaret Kanunu'nun anonim ve limited şirket yönetim süreçlerine yansımaları
Ticaret alanında radikal değişiklikler içeren Türk Ticaret Kanunu özellikle ticaret şirketleri açısından çağdaş açılımlara ve reformcu yaklaşımlara yer vermektedir. Türk Ticaret Kanunu'nun ruhunda sermayenin sınır tanımadığı ve rekabetin arttığı bir ortamda, uluslararası kurumlarla ve kurallarla uyumlu Türkiye'yi geleceğe hazırlayacak bir düzenleme amacı yatmaktadır. Türk Ticaret Kanunu ile birlikte, ülkemiz ticari hayatı için önemli bir değişim süreci başlamış, şirketlerin yönetiminde köklü değişikler ortaya koymuştur. Bu değişim, hiç kuşkusuz ticari işletmeleri, ticaret hayatını, yakından ilgilendirmektedir. Bu amaçla hazırlanan Türk Ticaret Kanunu, Eski Türk Ticaret Kanunu'ndaki birçok düzenlemede değişiklikler içerdiği gibi, yeni bir takım düzenlemeler de getirmiştir. Bu çalışmada anonim şirketler ve limited şirketler ile, Türk Ticaret Kanunu'nun şirket birleşmeleri, şirket bölünmeleri, tür değiştirme ile şirketler topluluğu ve denetim alanındaki düzenlemeleri incelenmiştir. Türk Ticaret Kanunu'nun yeni hedefleri olarak, girişimcilik kültürü ve sermaye birikimi ile kurumsal yönetim alanındaki düzenlemeleri ortaya konulmuştur. Çalışmanın dördüncü bölümünde 2012 yılı İstanbul Sanayi Odası (İSO) 500 listesinde yer alan şirket yöneticilerinin yapılan düzenlemelerdeki tutumlarını ölçmeye yönelik bir anket çalışması yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Türk Ticaret Kanunu, Anonim Şirket, Limited Şirket, Şirket Birleşmeleri, Bölünme, Tür Değiştirme, Denetim, Girişimcilik Kültürü ve Sermaye Birikimi, Kurumsal Yönetim.
Kambiyo senetlerinde bedelsizlik iddiası
Bu tez çalışması beş bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, bedelsizlik kavramı açıklanmıştır. İkinci bölümde bedelsiz senetlerin çeşitleri üzerinde durulmuştur. Üçüncü bölümde, bedelsizliğin hüküm ve sonuçlan açıklanmıştır. Dördüncü bölümde ise, bedelsizlik iddiasının ispatı değerlendirilmiş, son bölüm olan beşinci bölümde de, bedelsiziliğin cezai ve hukuki neticeleri açıklanmıştır. Temel alacağı herhangi bir nedenle ortadan kalkan senedin durumuna bedelsizlik adı verilir. Bedelsizliği doğuran faktör, senedin düzenlenmesine sebep teşkil eden temel alacağın yokluğudur. Temel alacağı olmayan senet bedelsiz olmasına rağmen geçerli bir senettir. Bedelsizliğin hukuki bir problem olması buradan kaynaklanmaktadır. Bedelsiz bir senet, sahibine para alacağını talep hakkı vermez. Senet hamili parayı talep ederse bedelsizliği karşı bir iddia olarak ileri sürebilir.
Rizikonun gerçekleşmesinde kusurun sigorta tazminatı ve sigorta bedelinin ödenmesine etkisi
Sigorta, aynı veya benzer nitelikteki riskle karşı karşıya bulunan çok sayıda insanın tek başlarına karşılayamayacakları riskleri birlikte karşılamak amacıyla oluşturdukları bir kurumdur. Sigorta tazminatının ya da sigorta bedelinin ödenmesinde sigorta ettiren, sigortalı yahut lehtarın ya da bunların hukuken fiillerinden sorumlu oldukları kişilerin kusurlu bulunması durumunda ne yapılacağı hususunda Türk Ticaret Kanunu'nda 1429, 1477 ile 1503 ve 1504. madde düzenlemeleri mevcuttur. Bu açıdan 1429. madde hükmü sigorta sözleşmelerine uygulanacak genel hükümler arasında düzenlendiği için tüm sigorta türlerine uygulanması mümkündür. Sorumluluk sigortaları açısından ise kusurun sigorta tazminatının ödenmesine etkisi ayrıca 1477. madde hükmüyle düzenlenmiştir. Can sigortalarında kusurun sigorta bedelinin ödenmesine etkisi ise sigortalının intiharını düzenleyen 1503 ile lehtarın sigortalı öldürmesini düzenleyen 1504. maddeler ile ayrıca düzenlenmektedir. Söz konusu edilen hükümlere göre rizikonun gerçekleşmesinde kusurun, kusur derecesi ve kim tarafından işlendiğine göre sigorta tazminatı veya sigorta bedelinin ödenmesi borcunun tamamen ortadan kalkmasına veya tazminat veya bedelde indirime olanak sağlamaktadır.
Sigorta sözleşmelerinde sigorta ettirenin beyan yükümlülüğü
Bu çalışmamızda Türk Ticaret Kanunu Sigorta Hukuku kitabında yer alan sigorta sözleşmelerinin en önemli konularından kabul edilen sigorta ettirenin beyan yükümlülüğüne ilişkin hususlar ele alınmıştır. Sürekli edim borcu yükleyen sigorta sözleşmelerinde sözleşmenin tarafı olan sigorta ettirenin beyan yükümlülüğü yerine getirilmediğinde sigorta ettirenin hak kayıpları hatta hakkından tamamen mahrum kalması söz konusu olabilmektedir Sigorta ettirene beyan yükümlülüğü sözleşmenin kurulması aşamasında, sözleşme devam etmekte iken ve sigorta sözleşmesinin rizikonun gerçekleşmesi ile sona ermesi gibi üç durumda yüklenmiştir. Kanun koyucu kanunda yer alan her bir dönem için, her dönemde de farklı durumlar için ayrı ayrı düzenleme getirmiş olup, çalışmamızda kanun sıralamasına göre konular işlenmiştir. Sözleşmenin kurulmasından sona ermesine kadar olan beyan yükümlülüğünün ihlali açıklanmış, ihlali durumunda sonuçlarının neler olacağı detaylandırılmıştır. Konunun daha iyi anlaşılabilmesi için sigorta sözleşmesine ilişkin genel başlıklara çalışmamızda yer verilmiş, yargı kararları ile örneklendirilmiştir.
İspat kavramı ve bir ispat aracı olarak ticari defterler
İspat kelime anlamı olarak, delil sunarak bir gerçeği ortaya çıkarmak, doğrulamak ve belirli duruma getirmektir. Delil ise taraflar arasındaki çekişmeli hususların ispatında ortaya konulan araçlardır. Geçmişten günümüze ticari hayatın idamesi için ticari işlemlerin kayıt altına alınması gerekliliği doğmuştur. Bu da beraberinde ticari defter tutma ihtiyacı getirmiştir. Ticari işlemlerin kaydedildiği bu defterlerin neler olduğu ve nasıl tutulması gerektiği zaman içinde farklılıklar göstererek gelişmiştir. Ülkemizde ticari defterlere ilişkin hükümler 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu başta olmak üzere çeşitli kanunlarda yer almaktadır. Ancak ticari hayatta yaşanan uyuşmazlıklarda ticari defterlerin ispat aracı olarak kullanılması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda düzenlenmiştir. Bu kapsamda ticari defterlerin delil olarak kullanılabilmesi için şartlar belirlenmiş olup, sahibi lehine ve aleyhine delil olma durumları yargı kararları çerçevesinde değerlendirilmiştir.
Şirketlerin birleşme ve bölünme işlemlerinin Türk Ticaret Kanunu ve Vergi Kanunları açısından değerlendirilmesi
Şirketler küreselleşme sürecinde artan rekabet ortamına uyum sağlayabilmek için yeniden yapılanma eğilimindedirler. Yeniden yapılanmaların işletmelere faydası olduğu kadar makro düzeyde ülke ekonomisine olan katkısı tartışmasızdır. Özellikle ülkemiz açısından yabancı sermaye girişinin hızlandığı son birkaç yıl içinde sermaye şirketlerinin yeniden yapılanması ayrı bir önem kazanmıştır. Dolayısıyla konu, son dönemlerde şirketlerin rekabet stratejilerinden biri haline dönüşen şirket yapılanmalarına olan eğilimin artması nedeniyle Türkiye için önemlidir. Birleşme ve bölünme yeniden yapılanma modellerinden uygulamada en yaygın kullanım alanı bulan yöntemlerden ikisidir. Bu yüzden çalışmamızda yeniden yapılanma yöntemlerinden sadece birleşme ve bölünmelere yer verilmiştir. Çalışmamızın asıl amacı Türkiye'de önemi gittikçe artan sermaye şirketlerinin birleşme ve bölünme işlemleri hakkında teorik çerçevede detaylı bilgi vermek ve söz konusu işlemlerin Türk Ticaret Kanunu ve Vergi Hukuku içindeki yerlerinin kavranmasına yardımcı olmaktır. Ayrıca çalışmamızda amaçlanan bir diğer unsur birleşme ve bölünme işlemlerine ilişkin uygulama örneklerine yer vererek söz konusu işlemlerin uygulamada nasıl bir işlem akışı izlediğini sunmak ve söz konusu işlemlerin şirketlerin finansal tablolarına nasıl yansıdığını ilgili muhasebe kayıtlarıyla örnekler üzerinden göstermektir. Buradan hareketle, çalışmamızda birleşme ve bölünmeyi ortaya çıkaran dinamiklere değinildikten sonra söz konusu işlemler konunun maddi hukuk boyutunu düzenleyen 6102 Sayılı TTK ve çeşitli Vergi Kanunları ışığı altında incelenerek, birleşme ve bölünme işlemlerinin esas ve usulleri üzerinde durulmuş, hukuki ve vergisel sonuçlarına yer verilmiştir. Bölüm içerisinde konulara ilişkin analiz ve yorumlar yine bölüm içerisinde Vergi Dairesi Başkanlığı tarafından verilen özelgeler ile desteklenerek sunulmuştur. Anahtar Kelimeler : Birleşme, bölünme, Türk Ticaret Kanunu, Vergi Kanunları, yeniden yapılanma
Marka hakkına karşı işlenen suçlar ve yaptırımları
Marka bir mala veya bir hizmete ilişkin olup, bu mal veya hizmeti, yabancı menşeli başka mal ve hizmetlerden ayıran bir işaret ya da mal ile hizmetlerin kaynağını veya kalitesini göstermek açısından sahibine mutlak haklar sağlayan ve ayırt edici niteliğe sahip olan işaret şeklinde tanımlanabilir. Ve marka özellikle XX. yüzyılda kapitalizmin gelişmesi ile birlikte firma ve şirketlerin piyasalarda yer edinmelerini sağlayan en önemli unsurlardan birisi olmuştur. Markanın bu denli önemli bir unsur olmasından mütevellit ülkemizde de marka hukuku önem arz etmektedir. Arz ettiği önem nedeniyle marka hem 556 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile hem de 5833 Sayılı Kanun ile koruma altına alınmıştı. Bu düzenlemeler kapsamında Anayasa Mahkemesi 2002/92 Esas ve 2004/25 Karar Numaralı, 02.03.2004 Tarihli Kararı ile 556 Sayılı KHK' nın marka hakkına tecavüz niteliği taşıyan düzenlemeleri olan m. 9/I (b), 9/II (b), 61/(a) ve 61/(c) hükümlerini Anayasa'ya aykırı bularak iptal etmiş ve Anayasa'ya aykırılık gerekçesi olarak da suçta ve cezada kanunilik ilkesini belirtmişti. Bu iptal kararlarının yürürlüğü, kanunda boşluk doğabileceği gerekçesiyle altı ay (6 ay) ertelenmişti. 6 aylık geciktirici yürürlük süresinin dolması halinde söz konusu fiillerin cezai anlamda nasıl korunacağı sorunu ortaya çıkmıştı. Kanun koyucu, bu nedenle (Kanun Tarihi: 21.01.2009, R.G: 28.01.2009, Sayı: 27124) 556 sayılı KHK' nın ilgili maddelerini değiştiren 5833 Sayılı Kanun'u kabul etti. Söz konusu 5833 Sayılı Kanun, mülga KHK' da yer alan ve m. 61/A'da suç ve ceza içeren hükümleri tek madde altında toplamış bulunmaktaydı. Bu nedenle, tam bir ceza normu içermekte olup, suçta ve cezada kanunilik ilkesi de sağlanmış bulunmaktaydı. Marka hakkına karşı işlenen suçlar mülga 556 Sayılı KHK' nın 61/A maddesinde yer almaktaydı. Bu madde 21.01.2009 tarihinde 5833 Sayılı Kanun ile köklü bir değişikliğe uğramış ve yeniden kaleme alınmıştı. Bu değişikliğin temel sebebi önceki hükmün 5237 Sayılı TCK'nın beşinci ve geçici birinci maddelerine aykırı hükümler içermesiydi. 5833 Sayılı Kanun ile de hem maddi ceza hukukuna hem de yargılama hukukuna ilişkin temel değişikliklere gidilmişti. Ancak 10.01.2017 tarihinde yürürlüğe giren 6769 Sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu ile bahsi geçen KHK ve 5833 Sayılı Kanun yürürlükten kalkmış, Sınai Mülkiyet Kanunu ile marka hakkı ve diğer fikri ve sınai haklar daha güçlü bir şekilde koruma altına alınmıştır. Böylelikle marka hakkı mevzuatında birlik sağlanmaya çalışılmış ve suçta ve cezada kanunilik ilkesiyle de tam anlamıyla bağdaşan bir düzenleme yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Fikri Mülkiyet Hakkı, Marka Hakkı, Marka Hakkına Tecavüz Halleri, Marka Suçu, 556 Sayılı KHK,
Anonim şirketin kanuna aykırı kuruluş ve faaliyetlerinden dolayı feshi
Anonim şirketler, günümüz ekonomilerinde büyük bir öneme sahiptir. Anonim şirketler sayesinde, küçük tasarruflar bir araya getirilerek büyük atılımlar yapılmış ve bu yolla ekonomiye katkı sağlanmıştır. Anonim şirketlerin sahip olduğu ekonomik önem sebebiyle, şirketin kuruluşu hükümlerine özel önem gösterilmiş "emredici hükümler ilkesi" ve "kanuna aykırı kuruluş sebebiyle şirketin feshi davası" kurumları getirilerek şirketin kanuna aykırı olarak kurulması ve menfaat sahiplerinin zarara uğraması ile ekonominin zarar görmesi engellenmek istenmiştir. Bu çalışmada ekonomide büyük bir öneme sahip olan anonim şirketlerin kuruluştaki ve faaliyetlerinin devamı esnasındaki hukuka aykırılıklar dolayısıyla feshi incelenmeye çalışılmıştır. Bu kapsamda çalışmamız iki ana bölümden oluşmaktadır. Çalışmamızın birinci bölümünde, anonim şirketin kuruluşuna ilişkin hükümler ile şirketin kuruluşunda meydana gelebilecek hukuka aykırılıklar ve bu hukuka aykırılıklar sebebiyle açılabilecek fesih davası incelenecektir. Anonim şirketin sahip olduğu konum sebebiyle, menfaat ilişki ve çatışmaları da yoğun bir şekilde yaşanmaktadır. Anonim şirketlerin teşkil ettiği ekonomik güç ve anonim şirketle ilişki içerisinde olanların menfaatlerinin korunması amacıyla devlet bu şirketlerle yakından ilgilenmiş ve olası kayıpların önlenmesi amacıyla çeşitli denetim mekanizmaları öngörmüştür. Çalışmamızın ikinci bölümünde ise anonim şirketlerin denetimine ilişkin genel bilgiler verilerek Gümrük ve Ticaret Bakanlığınca, anonim şirketlerin denetimi ve bu denetim sonucunda açılabilecek fesih davası incelenecektir. Anahtar kelimeler: Anonim şirket, Esas sözleşme, Kanuna Aykırılık, fesih davası, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı, Denetim.
Anonim şirketlerde yönetim kurulu bakımından eşit işlem ilkesi
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda ilk kez düzenlenen, ancak doktrin ve Yargıtay tarafından uzun süredir benimsenmiş olan, eşit işlem ilkesi şirketler hukukunun genel, bağımsız ve temel bir ilkesidir. Anonim şirketin yönetim organı olan yönetim kurulu alacağı kararlarda bu ilkeyi gözetmekle yükümlüdür. Eşit işlem ilkesine aykırı yönetim kurulu kararlarının uygulamada en sık karşılaşılan kararlar olduğu hükmün gerekçesinde belirtilmiş ve bu kararlar bakımından butlan yaptırımı öngörülmüştür. Bu çalışmada yönetim kurulu kararları bakımından eşit işlem ilkesi ve hukuki sonuçları ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Anonim şirket, yönetim kurulu, eşit işlem ilkesi, eşitlik, batıl kararlar.
Son düzenlemeler ışığında çekin unsurları ve çeke yazılabilecek kayıtlar
Çek ticari hayatta sıklıkla kullanılan bir kambiyo senedi türüdür. Türk Ticaret Kanunu'nda bir kambiyo senedi türü olarak çeke ilişkin hükümler düzenlenmiştir. Ayrıca, çekle yapılacak ödemelerin düzenlenmesi ve çek hamillerinin korunmasına yönelik hükümler Çek Kanunu'nda yer almaktadır. 3167 sayılı Kanun'un yerine 5941 sayılı Çek Kanunu kabul edilmiştir. Sonrasında 5941 sayılı Çek Kanunu'nda çeşitli değişiklikler olmuştur. Yakın zamanda çeke duyulan güvenin artırılması ve uygulamada ortaya çıkan sorunların giderilmesi için Türk Ticaret Kanunu'nda çekin zorunlu unsurlarına "karekod" ve "seri numarası" unsurları eklenmiştir. 6728 Sayılı Yatırım Ortamının İyileştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Kararda Değişiklik Yapılmasına Dair Karar'ın da çekin unsurları ve çeke yazılacak kayıtlara etkileri bu çalışmada ele alınmıştır. Tez çalışmamız "Çekin Unsurları" ve "İsteğe Bağlı Kayıtlar" başlıklarını taşıyan iki bölümden oluşmaktadır. Tezin birinci bölümünde, Türk Ticaret Kanunu'nda ve Çek Kanununda çekin unsurları, güncel değişiklikler ve uygulamada ortaya çıkan sorunlar değerlendirilerek açıklanmıştır. Kanunda sayılan unsurların, çekin neresine yazılacağı ve eksikliklerinin hukuki sonuçları Yargı kararları doğrultusunda değerlendirilmiştir. Çekteki unsurların hangi hallerde sahte veya tahrif edilmiş çek olarak nitelendirileceği incelenmiş ve bu çeklerden doğan sorumluluk anlatılmıştır. Tezin ikinci bölümünde; çekin üzerine ilgililerin isteğine bağlı olarak konulabilecek ve konulamayacak (yasak) kayıtlar incelenmiştir. Çeke konulabilecek kayıtlar kanunda yer alıp almamasına göre, çeke konulamayacak kayıtlar ise senedin çek niteliğine olan etkisine göre sınıflandırılarak açıklanmıştır. Bu kayıtların hukuki sonuçları yargı kararları doğrultusunda incelenmiştir.
Tacir bakımından ceza koşulunun indirimi ve geçersizliği
Sözleşme özgürlüğü ilkesi gereğince bir sözleşmenin tarafları, ceza koşulu kararlaştırabileceği gibi (TBK md. 179-182), cezanın miktarını da serbestçe belirleyebileceklerdir. Ancak hâkime aşırı gördüğü ceza koşulunu kendiliğinden indirme görev ve yetkisi verilmiştir (TBK md. 182, f. 3). Öte yandan tacir sıfatına sahip borçlu için ceza koşulunun aşırı olduğu iddiasıyla indirilmesini talep etme yasağı getirilmiştir (TTK md. 22). Çalışmamızda, ceza koşulu, aşırı olması durumunda indirilmesi ve borçlusunun tacir olması durumunda ceza koşulunun hüküm ve sonuçları incelenmiştir. Özellikle aşırı ceza koşulu karşısında tacirin durumu, ceza koşulunun geçersizliği ve indirilmesi imkânı ele alınmıştır. Birinci bölümde, giriş başlığı altında konuya genel olarak girilerek, çalışma ve bölümleri hakkında genel bilgi verilmiştir. Tezin ikinci bölümünde, ceza koşulu kavramı, tarihsel kökeni, hukukî niteliği, unsurları, amaç ve işlevleri, türleri incelenmiş, benzer kurumlarla karşılaştırılmış, kusur ve zararla olan ilişkisi açıklanmaya çalışılmıştır. Üçüncü bölümde ise, aşırı ceza koşulunun indirilmesi kurumu incelenmiş (TBK md. 182, f. 3), bu çerçevede kurumun amacı ve hukukî niteliğine ilişkin görüşler açıklanmıştır. Aşırı ceza koşulunun hâkim tarafından kendiliğinden indirilmesinin şartları ve buna dair usulî işlemler üzerinde durulmuştur. Tezin dördüncü bölümünde, borçlusunun tacir olması durumunda ceza koşulunun hüküm ve sonuçları incelenmiştir. Tacir borçlu için cezai şartın indirilmesini talep yasağının (TTK md. 22) dayanağı ve şartları açıklandıktan sonra tacirlerin ceza koşulunun hükümsüzlüğünü ve indirilmesini talep edebileceği haller incelenerek çalışmaya son verilmiştir.
Ticari işlerde faiz
Faiz bir miktar para borcunun zamana bağlı olarak işleyen medeni semeresidir. 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda faize ilişkin hükümleri düzenleyen sekizinci madde, ticari işlerde faizin serbestçe kararlaştırılabileceğini ön görmektedir. TTK'nin 19/2 maddesi uyarınca taraflardan biri için ticari iş niteliğinde olan sözleşmelerin diğeri için de ticari iş niteliğinde olacağı hükmü bulunmaktadır.6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nda 88. maddesinde anapara faizine, 120. maddesinde temerrüt faizine üst sınır getiren düzenlemeler ele alındığında tacir olmayan faiz borçlusuna hangi yasa hükmünün uygulanacağı gerek doktrinde gerekse de Yargıtay içtihatlarında tartışma konusu olmuştur. Bu hallerde 6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun bakımından bir tüketici işlemi de oluşmaktadır. Başta bu kanun olmak üzere Tüketici Hukuku mevzuatında faize ilişkin ön görülen faiz uygulamaları ve üst sınırların geçerliliği de çalışmamızın çıkış noktasını oluşturmaktadır.
Anonim şirketlerde yönetim kurulunun hukuki sorumluluğu
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 124 ila 644. maddelerini içeren ikinci kitabı ticaret şirketlerini düzenlemektedir. TTK' nın ticaret şirketleri sınıflamasına; anonim şirket, kolektif şirket, komandit şirket, limited şirket ve kooperatif şirketler girmektedir. TTK' da hükümsüz kalan hallerde, TTK' nın 126. maddesi gereği; TMK' nın tüzel kişilere ilişkin genel hükümleri ve TBK hükümleri niteliğine uygun olduğu ölçüde uygulanmaktadır. Tezin amacı, "anonim şirketlerde yönetim kurulunun hukuki sorumluluğu" konusudur ve üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde kısaca anonim şirketin tanımının yanı sıra kişi (ortak), sözleşme, sermaye ve ortak amaç çerçevesinde unsurlarına değinilmiştir. İkinci bölümde anonim şirket yönetim kurulu üyelerinin hak ve yükümlülükleri yer almaktadır. Üçüncü bölüm ise; amaç, kapsam ve sonuçlarıyla, anonim şirket yönetim kurulu üyelerinin hukuki sorumluluğunu içermektedir. Tezin oluşumunda mümkün olan en güncel yazından faydalanılmıştır. Yazım sade bir sistematik üzerinden hareketle hazırlanmıştır. Böylelikle bu konuda yer alan yazına katkı sağlamak hedeflenmiştir. Anahtar Kelimeler: Anonim şirket, yönetim kurulu, hukuki sorumluluk.
Anonim ortaklıklarda azınlık ve azınlık hakları
Bilindiği üzere, anonim ortaklıklar kural olarak çoğunluk ilkesi uyarınca yönetilen tüzel kişiliklerdir. Uygulama göstermiştir ki; anonim ortaklıklardaki çoğunluk ilkesi çerçevesinde, çoğunluğu elinde bulunduran kişi veya kişiler, ortaklığı diledikleri gibi yönetebilmektedirler. Bu bağlamdan hareketle, anonim ortaklıklardaki baskın çoğunluk ilkesinin yumuşatılması ama-cıyla kanun koyucu, belirli miktarlardaki hisselere sahip paydaşların korunması için bir takım düzenlemeler yapmıştır. Bu düzenlemeler sayesinde, azınlık denilen ve kanunumuzda kural olarak kapalı anonim ortaklıklarda yüzde on, halka açık anonim ortaklıklarda yüzde beşe teka-bül eden hisseye sahip paydaşların, çoğunluk karşısında korunması sağlanmıştır. Özellikle 6762 sayılı Türk Ticaret Kanundaki azınlıklara ilişkin düzenlemelerin ardın-dan, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu ile azınlık ve çoğunluk dengesi yeniden şekillenmiş ve azınlıklara önemli hak ve yetkiler tanınmıştır. Eski Ticaret Kanununda bulunmayan halka kapa-lı anonim ortaklıklarda hisse senedi (pay senedi) basılmasını talep hakkı, anonim ortaklığın haklı sebeple feshini isteme hakkı, yönetim kurulunda temsil edilme hakkı, finansal tabloların görüşülmesini erteleme, 6102 sayılı Ticaret Kanunumuzda yerini almıştır. Anahtar Kelimeler: 6102 Sayılı Ticaret Kanunu, Olumlu ve Olumsuz Azınlık Hakları, Anonim Ortaklıklar, Çoğunluk ilkesi.
Yargıtay kararları ışığında çekte muhatap bankanın hukuki sorumluluğu
Çek ticaret hayatının vazgeçilmez unsuru olup, nakdi ödemenin güçlüklerini gidermek amacıyla geliştirilmiş en eski ödeme aracıdır. Çekin ödenmesinde asıl borçlu düzenleyendir. Ancak çeke olan güvenin artırılması ve tedavülünün güçlendirilmesi için muhatap bankaya da bir takım hukuki sorumluluklar yüklenmiştir. Zira güven kurumu olan bankaların keyfi ve hukuka aykırı davranışlarının yaptırıma bağlanmaması düşünülemez. Muhatap banka, kabul, ciro ve aval yasakları nedeniyle kambiyo borçlusu sıfatına haiz değildir. Bu nedenle muhatabın sorumluluğu kambiyo hukuku ilkelerine göre belirlenemez. Muhatabın sorumluluğunun çözüme kavuşturulması ancak borçlar hukuku hükümlerinin uygulanmasıyla mümkündür. Gerçekten de muhatabın düzenleyene verdiği zararın ifası aralarındaki çek sözleşmesi hükümlerine tabidir. Çek sözleşmesi borçlar hukuku kapsamında tam iki tarafa borç yükleyen sözleşme (Sinallagmatik) niteliğinde olduğundan uyuşmazlık TBK. m. 112 vd. maddeleri uygulanarak açıklığa kavuşturulur. Muhatap bankanın hukuka aykırı eylemleri sonucunda hamiller yahut çek ilişkisi dışındaki kişiler de zarar görebilir. Bu kişiler ile muhatap banka arasında sözleşmesel bir bağ bulunmamaktadır. Bu nedenle muhatabın bu kişilere verdiği zarar sözleşme ilişkisini düzenleyen hükümlere göre talep edilemez. Bu durumda muhatabın hukuka aykırı eylemi nedeniyle oluşan zarar haksız fiil hükümlerine göre tazmin edilir. Bazı hukuka aykırılık halleri TTK. ve ÇekK'da özel olarak düzenlenmiştir. Bu kanunlarda düzenlenen özel hükümlerin ihlali halinde muhatap kanunda çizilen sınırlar kapsamında sorumlu olacaktır. Hukuka aykırılık eyleminin özel olarak düzenlenmediği durumlarda da borçlar hukukunun haksız fiili düzenleyen genel hükümleri (TBK. m. 49 vd.) uygulanmak suretiyle muhatabın sorumluluğuna gidilebilecektir.
Limited şirketlerde rekabet yasağı
Yarış ortamının bir gereği olan rekabet etme güdüsü, belli statülerdeki kişilerin, görevleri sırasında elde ettikleri bilgileri kendileri veya başkaları yararına kullanmasına hazırlık oluşturmaktadır. Rekabet ortamının sınırsız olması, kötü niyetli kullanıma zemin hazırlayacağından rekabet sistemi, gerekli hukuki düzenlemelerle kontrol altına alınmaya çalışılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 48. maddesi ile herkese dilediği alanda çalışma ve özel teşebbüs kurma özgürlüğü tanınmıştır. İşte rekabetin temeli burada bahsi geçen özel teşebbüs kurmanın sonucudur. Çalışmanın ilk bölümünde şirket, limited şirket, rekabet, rekabet yasağı kavramları ile limited şirketin unsurlarına, rekabet yasağının sınırları, temeli, amacı ve özellikleri gibi hususlara; daha sonra yer alan ikinci bölümde limited şirketin ortakları bakımından rekabet yasağı, bunların rekabet ortamına olan etkileri ile rekabetin düzenlenmesi, yasağın oluşumu, sınırları ve ortakların şirketteki konumlarına göre değerlendirilmelerine yer verilmiştir. Son bölümde ise limited şirketlerde müdür kavramı ile müdürlerin yükümlülükleri, rekabet yasağına ilişkin düzenlemeleri ile istifa ve ibra kararları genel hatlarıyla incelenmiş, istifa ve ibranın rekabet yasağına etkileri değerlendirilmiştir.
Ticari davalarda dava şartı olan arabuluculuk
Dünya üzerinde yargı sistemleri ile ilgili sorunlar yaşayan bütün ülkeler kaliteli yargıya erişimi kolaylaştırmak, yargılama sürecini hızlandırmak için çözüm arayışı içindedir. Bu bağlamda arabuluculuk yargıda biriken yükleri azaltmak için önemli bir araç olarak birçok hukuk sisteminde ön plana çıkmıştır. Arabuluculuk, diğer bütün alternatif uyuşmazlık çözüm yolları gibi temelde gönüllülük esasına dayalıdır. İş yükü altında tıkanma noktasına gelen yargı sistemleri için arabuluculuğun çıkış yolu olarak görülmesiyle, ülkemizdeki gelişimine benzer şekilde ihtiyari olmaktan zorunluluğa geçen hızlı bir geçiş görülmüştür. Son on yıl içinde arabuluculuk ile tanışan ülkemiz, bir kısım uyuşmazlıklarla sınırlı olarak dava şartı adı altında zorunlu arabuluculuk uygulamasının yürürlükte olduğu ülkeler arasına girmiştir. İhtiyari temelli olan bu uygulamanın zorunlu olarak uygulanması elbette bazı yenilikleri yanında getirmiştir. Bu bağlamda dava şartı arabuluculuğun medeni usul hukukunda getirdiği pek çok yenilik mevcuttur. Yargılamanın başlangıcından, yargılama giderlerinin paylaşımına kadar etkileri olan ve her geçen yıl farklı hukuk alanında dava şartı olarak kabul edilen arabuluculuk maddi hukuka da yenilikler getirmektedir. Ticari davalar için dava şartı olan arabuluculuk uygulamasının maddi ve usul hukukuna ilişkin etkilerini tartıştığımız bu çalışmada uygulamadaki yeni gelişmeler dikkate alınmaya çalışılmıştır. Anahtar kelimeler: Arabuluculuk, dava şartı, dava şartı olan arabuluculuk, zorunlu arabuluculuk, Türk ticaret kanunu, alternatif uyuşmazlık çözüm yolları, hukuk muhakemeleri kanunu.
Çekte zamanaşımı
Kambiyo senetlerinden biri olan çekten doğan alacaklar, kural olarak zamanaşımına tabidir. Çeke dayalı bir alacak hakkı, kanunda belirtilen süre içerisinde ileri sürülmediği veya talep edilmediği takdirde zamanaşımına uğrar. Borçlunun zamanaşımı savunmasında bulunması halinde, alacaklının bu hakkını devlet eliyle ileri sürme ve elde etme imkânı sona erer. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK), eski TTK'dan farklı olarak bono ve poliçe gibi üç yıllık zamanaşımı süresi (m.814) öngörmüştür. Çekte zamanaşımı süresinin işleyebilmesi için ilk olarak başvurma hakkının (m.810) doğmuş olması gerekmektedir. Süresi içinde ibraz edilmemiş veya kısmen veya tamamen ödenmeyen ve ödenmeme hali usulüne uygun olarak saptanmamış bir çek için başvurma hakkı doğmamış olacak ve bu hakkın zamanaşımına uğraması mümkün olmayacaktır. Zamanaşımı süresi, ibraz süresinin sona ermesinden itibaren başlayacaktır. Çek borçlularından birinin bir başka çek borçlusuna karşı sahip olduğu, başvurma hakkına ilişkin üç yıllık zamanaşımı süresi, çek borçlusunun çeki ödediği veya çekin dava yolu ile kendisine karşı ileri sürüldüğü tarihten itibaren başlayacaktır. Çeklerde zamanaşımın kesilmesine ilişkin özel düzenleme yapılmamış, poliçeye ilişkin hükümlere atıfta bulunmuştur. Çekte başvurma hakkının tabi olduğu zamanaşımı sürelerini durduran sebepler TTK'da özel olarak düzenlenmemiştir. Anahtar kelimeler: çek, zamanaşımı, çekin unsurları, ibraz, başvurma
Türk hukukunda ceza koşulu
Ceza koşulu, zaman içinde borç ilişkilerinin artması ve tarafların birbirine duyduğu güvenin azalması ile uygulamada sıklıkla başvurulan bir teminat yöntemi haline gelmiştir. Çalışmamızda Türk hukukunda ceza koşulu, TBK temel alınarak incelenmiştir. İnceleme yapılırken doktrindeki önemli görüşlere ve güncel Yargıtay kararlarına da yer verilmiştir. Çalışmamız giriş, üç bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. Bu kapsamda birinci bölümde, ceza koşulu kavramı, tanımı, tarihçesi ve unsurları açıklanarak ceza koşulunun amacı ve uygulama alanları incelenmiştir. İkinci bölümde, ceza koşulunun türleri açıklanmış ve her bir tür kendi içinde unsurları ile ele alınmıştır. Üçüncü bölümde, ceza koşulunun zarar ile ilişkisi, aşırı ceza koşulunun indirimi ve usul işlemleri incelenmiştir. Devamında, ceza koşulunun tacirler bakımından TTK'ya göre incelemesi yapılmış ve ceza koşulunun sona erdiği hâller izah edilmiştir.