Turkish economy
644 theses under this subject heading
Kopenhag kriterleri açısından Türkiye ekonomisinin Avrupa Birliği`ne uyumu
YÜKSEK LİSANS TEZ OZU KOPENHAG KRİTERLERİ AÇISINDAN TÜRKİYE EKONOMİSİNİN AVRUPA BİRLİĞİ'NE UYUMU Nazım ÇATALBAŞ İktisat Anabilim Dalı Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ağustos 2000 Danışman: Prof. Dr. S. Rıdvan KARLUK Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri, Türkiye'nin Avrupa Ekonomik Topluluğu'na ortak üyelik başvurusu ile başlamıştır. Türkiye 14 Nisan 1987'de Avrupa Topluluğu'na tam üyelik için başvurmuştur. Bu Başvuru, ekonomik ve siyasi gerekçelerle kabul edilmemiştir. 21-22 Haziran 1993 tarihlerinde toplanan Kopenhag AB Konseyi tam üyelik kriterleri belirlemiştir. Bu kriterler; demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını, azınlıklara saygıyı ve azınlıkların korunmasını teminat altına alan kurumların istikrarını sağlamak, işleyen bir pazar ekonomisine sahip olunmasının yanı sıra, AB içindeki rekabet baskısı ile piyasa güçleri karşısında durabilmek kapasitesine sahip olmak, siyasi, Ekonomik ve Parasal Birlik de dahil olmak üzere tam üyelikten kaynaklanan yükümlülüklere uyum yeteneğinde bulunmaktır. 11-12 Aralık 1999 tarihlerinde toplanan AB Helsinki Zirvesi'nde, Türkiye aday ülke olarak kabul edilmiştir. Türkiye'nin katılım görüşmelerine başlaması için siyasi kriterlere ve tam üyelik için diğer kriterlere uyması gereklidir. Türkiye'nin AB'ne entegrasyonunda en büyük sorunu makro ekonomik istikrarsızlıktır. Türkiye 9 Aralık Kararları'nın başarılı olması ve AB'nin verdiği yardımları artırması koşuluyla AB'ne uyum sağlayacaktır.
II. Dünya Savaşı Dönemi'nde Türkiye'nin uyguladığı iktisadî politikanın ulusal basındaki yankıları (Uygulamalar-tartışmalar)
Türkiye Cumhuriyeti, uzun ve yorucu bir mücadelenin ardından 29 Ekim 1923'de kurulduktan sonra, genel politikalarından birinin "barış" olduğu görülmektedir. İkinci Dünya Savaşı başladıktan sonra Türkiye'nin aldığı pozisyon "savaş dışı kalmak" olmuş, ancak bu politika gerçekleştirilirken birçok problemle mücadele edilmek zorunda kalınmıştır. Atatürk'ün "yurtta sulh cihanda sulh" düsturuyla hareket eden CHP hükümeti, savaş dışı kalmak yolunda mücadele ederken aynı zamanda ülke içindeki iktisadi sorunlarla da meşgul olmuştur. İhracat-ithalat dengesinin bozulması; birçok ürün ve maddenin az bulunuyor olmasına, enflasyonun yükselmesine, karaborsacılık, ihtikâr, stokçuluk gibi faaliyetlere sebep olmuştur.1939-1945 yılları arasında bu problemleri çözebilmek adına Mili Korunma Kanunu, Varlık Vergisi Kanunu, Toprak Mahsulleri Vergisi Kanunu gibi politikalar güdülmüş; aynı zamanda toprak üzerinde de reform denemeleri gerçekleşmiştir. Bu çalışmada bu dönemin iktisadi yapısı ve ekonomik politikaları çeşitli akademik literatürlerden desteklenerek incelenmiş ve dönemin ulusal basınına nasıl yansıdığı ele alınmıştır. Bu süreçteki ekonomik politikaların gazeteler açısından değerlendiriliş biçimi irdelenmiş, kimi basın- yayın organlarının hükümetin yanında yer almasına karşın bir kısmının ise eleştirel bir tutum takındığı gözlemlenmiştir.
Türkiye'de döviz kurları ile dış ticaret dengesi arasındaki ilişki
Küreselleşen dünyada, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerin kritik düzeyde bir ekonomik sorunu olan dış ticaret açığı ve bu açığa yol açan etmenler çalışmalara konu olmuş ve olmaya devam etmektedir. Bu çalışmanın amacı, reel efektif döviz kuru ile dış ticaret dengesi arasındaki ilişkinin araştırılmasıdır. Bu çalışma dört bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde dış ticaret ile ilgili genel çerçeve ortaya konmaktadır. İkinci bölümde, reel efektif döviz kuru kavramı, teoriler ve etkileri değerlendirilmiştir. Üçüncü bölümde, literatür araştırmasına yer verilmiştir. Dördüncü bölümü ise çalışmanın temel amacı olan ekonometrik uygulama bölümü oluşturmaktadır. Türkiye'de 2003:Q1-2018:Q3 dönemi ele alınmış, durağanlık analizleri yapılmış, kısa ve uzun dönem analizleri için ARDL yönteminden faydalanılmıştır. TÜFE bazlı (2003=100) reel efektif döviz kuru: RDK, ekonomik büyüme: GSYH ve mal dengesi: DA değişkenleri ARDL analiz yöntemine dâhil edilmiştir. Bu analiz sonucuna göre, değişkenler arasında eşbütünleşme ilişkisi olduğu saptanmıştır ve ARDL modeli kurulmuştur, modelin açıklama gücü 0.91 gibi yüksek bir değer çıkmış ve anlamlı bulunmuştur. Uzun dönemde RDK serisi ile DA bağımlı değişkeni arasında anlamlı bir ilişki olsa da kısa dönemde bu ilişki anlamlı bulunamamıştır. DA değişkeni uzun dönemde RDK'den etkilense de kısa dönemde etkilenmemektedir. Ayrıca son olarak modelin kararlılığına bakmak için de CUSUM ve CUSUMSQ grafikleri incelenmiş ve değişkenlere yönelik herhangi bir kırılmanın olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Gümrük vergilerinin ekonomik etkileri üzerine bir inceleme: Türkiye örneği
Küreselleşme ile birlikte ülkeler arasında ekonomik, siyasal, kültürel, teknolojik, çevresel ve diğer birçok alanda bütünleşme sağlanmış ve ülkeler serbest dış ticaret politikaları uygulama yönünde önemli adımlar atmışlardır. Ülkelerin serbestleşme eğilimlerine paralel olarak, geçmişte yoğun olarak kullanılan bir dış ticaret politikası aracı olan gümrük tarife oranları önemli oranda azaltılsa da, günümüzde de bir dış ticaret engeli olarak etkin olarak kullanılmaktadır. Nitekim serbest bir uluslararası ticaret sisteminin dünya refahını artıracağını ileri süren ülkeler de dâhil olmak üzere birçok ülke tarife korumalarından yararlanmaktadır. Türkiye, 1980'li yıllardan itibaren ihracata yönelik politikalar uygulayarak bu serbestleşme sürecine başlamakta ve 1996 Gümrük Birliği'ne dahil olarak tamamen serbest bir politika yürütme çabalarını tamamlamaktadır. Bu çalışma, serbestleşme sonrası 1996-2019 döneminde Türkiye imalat sanayi alt sektörlerinde yer alan 10 farklı sektör üzerinde uygulanan gümrük vergi oranlarının ekonomik etkilerini incelenmeyi amaçlamaktadır. Bu amaçla, ülkede uygulanan gümrük vergi oranlarının söz konusu imalat sanayi sektörlerinde yarattığı üretim etkisi, tüketim etkisi, dış ticaret etkisi, gelir etkisi ve bölüşüm etkisi ortaya konulmaktadır. Türkiye'de serbestleşme girişimleri sonucu 1996 sonrasında gümrük vergilerinde önemli azalmalar gerçekleşmekte, ancak son birkaç yılda yeniden gümrük vergi oranlarında artışların gerçekleştiği gözlemlenmektedir. Nitekim ithalat değerlerinin ihracatın çok üzerinde gerçekleştiği Türkiye imalat sanayi sektörlerinde üretim ve istihdam endekslerinde de özellikle kriz yıllarında önemli bir artış görülmemektedir. Bu sektörlerden elde edilen vergi gelirleri ise en çok ithalat yapılan sektörlere paralellik göstermektedir. Bu kapsamda, çalışmada Türkiye'de uygulanan gümrük vergilerinin üretim, istihdam, ithalat ve toplam vergi gelirleri üzerindeki etkileri Panel Veri Analizi kullanılarak ekonometrik olarak analiz edilmektedir. Panel veri analizi sonucunda, gümrük vergileri ile üretim, istihdam ve ithalat arasında negatif ilişki, gümrük vergileri ile vergi gelirleri arasında ise pozitif ilişki tespit edilmiştir. Gümrük vergi oranlarındaki %1'lik bir artış üretimi %0,038 gibi çok düşük bir oranda düşürürken, ithalatı %0,144 oranında azaltmaktadır. Nitekim gümrük vergilerinin dış ticaret üzerinde olumsuz etkisi beklenen bir durumdur. Bununla birlikte gümrük vergi oranlarındaki %1'lik bir artış vergi gelirlerini %0,944 oranında arttırmaktadır. Bu çalışma, uygulanan dış ticaret politikalarının ve dış ticaret engellerinin ülkede üretimi, istihdamı ve dış ticareti hangi düzeyde ve nasıl etkilediğini sektörel bazda ortaya koyan detaylı bir analiz sunması açısından önemlidir. Bu anlamda, çalışmanın ileride uygulanması planlanan üretim ve dış ticaret politikalarına yol göstermesi muhtemeldir. Ayrıca, bu çalışma Türkiye'de gümrük vergilerinin dar kapsamlı kısmi ekonomik etkilerini sektörel bazda detaylı bir şekilde inceleyen az sayıdaki çalışmalardan biri olması açısından da literatüre katkı sağlamaktadır
Türkiye'nin medikal turizmde ekonomik performansı: Bir karşılaştırma
Çalışmanın temel amacı, dünyada ve Türkiye'de gelişim gösteren medikal turizm sektörünün incelenmesidir. Bu bağlamda sektörde lider ülke olarak kabul edilen ülkelerle, medikal turizm ile ilgili göstergeler de dikkate alınarak, karşılaştırma yapılmıştır. Yapılan karşılaştırma ve literatür taraması sonucunda Türkiye'nin medikal turizm sektöründeki güçlü ve zayıf yanları ortaya koyularak, karşısındaki fırsatlar ve tehditler ele alınmıştır. Türkiye medikal turizm sektörünün ayrıntılı şekilde analiz edildiği çalışmada, sektörün belirtilen dönemde uygulanan neoliberal politikalar ile giderek geliştiği ve Türkiye ekonomisine katkı sağladığı sonucuna varılmıştır.
Tükiye'de 1980 sonrası liberalleşmenin işsizlik üzerindeki etkisi
24 Ocak Kararları ile Türkiye ekonomisinde önemli bir dönüşüm süreci başlamıştır. 1980 öncesi dönemde planlı kalkınmadan beklenen kararlı bir ekonomik büyümedir ancak kalkınma planları değişen konjonktürün de etkisiyle, beklenenin aksine büyük ekonomik bunalımları beraberinde getirmiştir. Bu ekonomik bunalımlara çözüm olarak ve dünyadaki gelişmelere paralel yeni politika kararları ile 1980-88 yılları arasında dışa açılma ve 1989 sonrası finansal serbestlik süreçleri başlamıştır. Bu yeni ekonomi politikalarının pek çok makroekonomik değişkene etkisi olmuştur. Bu makroekonomik değişkenlerin en önemlilerinden bir tanesi ise işsizlik olmuştur. İşsizlik olgusu bu dönüşüm sürecinden sonra daha dikkat çeken bir boyut kazanmıştır. Bu çalışmada 1980 sonrası gerçekleşen liberalleşmenin işsizlik üzerine etkisi incelenecektir. Bu amaçla ilk olarak emek piyasası ve işsizlik ile ilgili temel yaklaşımlar ele alınacaktır. Bu temel yaklaşımlar ele alınırken konu farklı okulların görüşleri çerçevesinde değerlendirilecektir. İkinci bölümde ise 1980 sonrası Türkiye ekonomisinde yaşanılan dönüşümün emek piyasasına etkisi incelenecektir. Bu bölümde ilk olarak 1980 dönüşümünün Türkiye için ne anlama geldiği kısaca anlatıldıktan sonra Türkiye'deki emek piyasasının yaşadığı değişim sendikalar, eğitim, cinsiyet ayrımcılığı ve esnek istihdam yapıları perspektiflerinden ele alınacaktır. Üçüncü bölümü oluşturan Türkiye'de işsizlik konusu incelenirken sayısal verilerden yararlanarak işsizlik konusunda Türkiye'nin Dünya ülkeleri arasındaki konumu araştırılacaktır. Çalışma genel bir değerlendirme ve Türkiye'nin işsizlik konusuna ilişkin politika önerileri ile sonuca ulaşmaya çalışacaktır. Anahtar Kelimeler: İstihdam, işsizlik, Emek Piyasası, Türkiye, Liberal Politikalar
Cari açık ve ekonomik büyüme ilişkisi Türkiye örneği
Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin önemli sorunlarından olan cari açık özellikle Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerdeki etkileri konusunda kesin sonuca varılamadığı için uzun yıllardır tartışma konusu olmuştur. Türkiye'nin değişen büyüme verileriyle birlikte cari açık verilerinde de değişimler gözlenmektedir. Buradaki sorun cari açık mı büyümeyi etkilemekte yoksa büyümede meydana gelen değişimler mi cari açığı tetiklemektedir. Bu çalışmada, bu soruya cevap bulabilmek amacıyla cari işlemler dengesi/GSYİH ve GSYİH'daki yüzde değişim için 1998Q1-2014Q1 dönem verileri kullanılarak Türkiye üzerine bir nedensellik testi ve VAR analizi yapılmıştır. Bulgular büyümeden cari açığa doğru tek yönlü bir nedensellik ilişkisine işaret etmektedir.
Foreign direct investment and macroeconomic stability: The Turkish case
This study investigates the relationship between foreign direct investment (FDI) and macroeconomic stability for Turkey. To represent the macroeconomic stability, two main variables are examined. The first of these is inflation rate that represents the economic stability in real sector and the second one is real exchange rate representing the stability in the financial sector. In addition to these variables; market size, openess to trade and financial development variables are used as control-transmission variables. Used data are mothly and include the term from 2003 January to 2015 April. Emprical methods used in the study are unit root tests, cointegration analyses, VECM model and Granger causalitytest. Obtained emprical results show that fluctuations in inflation and real exchange rate have a negative and permanent effect on FDI which means that instabilities occured in real and financial markets negatively affect the inward FDI. Therefore, Turkey which has enough potential to attract FDI, has to provide stabilitiy in its macroeconomic indicators to attract more amount of FDI.
Goodwin Konjonktür Dalgalanması Modeli: Türkiye uygulaması
Konjonktür dalgalanmalarının analizi iktisatta önemli konulardan biridir. Bu dalgalanmalara ilişkin sistematik analizler Keynesyen dönem ile birlikte başlamıştır. Bu analizler arasında, Goodwin'in Konjonktür Dalgalanması Modelinin özel bir yeri vardır. Goodwin modeli ekonomide emek ve sermaye arasındaki gelir dağılımı dinamiğinin analizinde ekolojik bir matematiksel model olan Lotka-Volterra (av-avcı) modelinden yararlanmıştır. Goodwin ayrıca, bu iki üretim faktörü arasındaki gelirden daha fazla pay alma mücadelesinde döngüsel bir durumun var olduğunu ileri sürmüştür. Bu çalışmada, Goodwin modeli çerçevesinde Türkiye'de 1965-2015 döneminde emek ve sermaye arasındaki gelir mücadelesinin döngüsel olup olmadığı araştırılmıştır. Anahtar Sözcükler: Konjonktür Dalgalanması, Goodwin Konjonktür Dalgalanması Modeli, Sistem Dinamiği, NetLogo
Türkiye imalat sanayi bileşenleri konjonktür dinamiklerinin Markov geçiş modelleri ile incelenmesi ve gelişmiş Avrupa ekonomileri ile bir karşılaştırma
İmalat sanayi, özellikle küresel finansal krizin reel sektör üzerindeki yıkıcı etkileri sonrasında, sanayisizleşme tartışmaları paralelinde yeniden sürdürülebilir büyüme ve kalkınma politikalarının odağı haline gelmiştir. Gelişmiş ve gelişmekte olan ekonomiler, sürdürülebilir büyüme çerçevesinde krizin devam eden etkilerini ortadan kaldırarak ekonomilerini güçlendirmeyi ve daha istikrarlı bir ekonomik büyüme dinamiği hedeflemektedir. Çalışmada, 2005:01-2015:12 dönemi kapsamında aylık imalat sanayi üretim endeksleri kullanılmış ve gelişmiş Avrupa ekonomileri ile karşılaştırılarak Türkiye imalat sanayi ve bileşenlerinin asimetrik döngüsel dinamikleri incelenmiştir. Çalışma, saklı Markov modelleri kullanılarak elde edilen model tahmin sonuçlarına göre, Türkiye ve gelişmiş Avrupa ülkeleri için imalat sanayi ve alt sektörlerinde döngüsel fazlar boyunca durum bağımlı asimetrik davranışların ve heteroskedastisitenin varlığını ortaya koymaktadır. Çalışmadan elde edilen bulgular, global piyasalarda rekabet gücünü artırmak üzere etkin politikalar tasarlanması açısından Türkiye imalat sanayi ve alt sektörlerinin dinamiklerinin değişken yapısına dair politika yapıcılara daha detaylı ve anlaşılır bilgiler sunmaktadır. Anahtar Kelimeler: İmalat Sanayi, Döngüsel Analiz, Markov Değişim Modelleri.
İhracata yönelik sanayileşmenin Türkiye ekonomisi üzerine etkileri: Güney Kore ve Arjantin ile kıyaslamalı analiz
Küreselleşen dünya ekonomisinde finansal piyasaları ayıran sınırların ortadan kaldırılmaya başlamasıyla zamanla uluslararası sermaye akımları da hızla serbestleşme sürecine girmiştir. Bu anlamda birçok gelişen ve gelişmekte olan ülke de sermaye hareketlerini hızlandırmak adına bir liberilazsyon sürecine dâhil olmuştur. Bu uluslararası mal ticaretinin liberalizasyonu ile birlikte seyretmiştir. Birçok gelişmekte olan ülke özellikle 1980'li yıllar itibariyle İhracata Yönelik Sanayileşme Stratejisi ve dışa açık ticaret politikalarını uygulamaya başlamışladır. Bu çalışmanın amacı, Cumhuriyet'ten bu yana Türkiye'nin gelişen sanayileşme deneyimini ana hatlarıyla, ekonomideki yapısal değişimin boyutlarını ve yansıyan kırılma noktalarını derinlemesine irdelemek ve Türkiye ekonomisi üzerine etkilerini detaylı bir biçimde sorgulamaktır. Aynı zamanda Güney Kore ve Arjantin ülkeleriyle kıyaslamalı bir analiz gerçekleştirerek, stratejilerin uygulamadaki faydaları ve zararlarını analiz etmek amaçlanmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde, sanayileşme kavramından yola çıkarak; ithal ikame stratejisi ve ihracata yönelik sanayileşme stratejilerine yönelme nedenleri, araçları, sonuçları ve etkileri üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde, Cumhuriyet'in ilanından günümüze kadar geçen süreçte tercih edilen kalkınma stratejilerinin ülke ekonomilerine etkileri, dönemler itibariyle etkileri, krizler ve beraberindeki durgunlukların Türkiye ekonomisine etkileri detaylandırılmıştır. Üçüncü bölümde ise, Güney Kore ve Arjantin devletlerinin dış ticaret performansları değerlendirilmiş olup, Türkiye ekonomisiyle bir kıyaslamalı analiz gerçekleştirilmiştir. İhracata Yönelik Sanayileşme Stratejisinde ülkelerin uyguladıkları politikalar, üstün ve zayıf yönleri tespit edilerek, devlet mekanizmasının stratejiler üzerindeki etkinliği tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: İhracat, Dış Ticaret, Türkiye Ekonomisi.
İstihdam yaratmayan büyüme: Türkiye örneği
Bu çalışmanın amacı; 2000'li yıllarda Türkiye ekonomisinin sergilemiş olduğu ekonomik büyüme ile birlikte gerçekleşen işsizlik oranındaki artışın incelenmesidir. Dünya ve Türkiye ekonomisinde gerçekleşen ekonomik büyüme, işsizlik ve istihdam oranları grafik ve tablolar yardımıyla analitik olarak değerlendirildi. Çalışmada Türkiye ekonomisinde istihdam yaratmayan büyümenin varlığı 2006:Q1-2018:Q4 dönemleri için RGSYİH ve işsizlik oranları kullanılarak analiz edildi. Çalışmanın birinci bölümünde ekonomik büyüme, istihdam, istihdam türleri, işsizlik ve işsizlik çeşitleri incelendi. İkinci bölümünde büyüme modelleri, istidam teorileri ve Okun Yasası anlatıldı. Daha sonra Türkiye'de ve dünya ekonomisinde gerçekleşen ekonomik büyüme ve işsizlik oranları grafik ve tablolar yardımıyla açıklandı. Ayrıca konuyla ilgili geçmişte yapılan ampirik çalışmalara da yer verildi. Üçüncü bölüme uygulamada kullanılan serilerin birim kökleri incelenerek başlandı. Durağanlığın incelenmesi amacıyla ADF ve PP testleri yapıldı. Testlerin sonucunda serilerin birinci dereceden durağan I(1) olduğu görüldü. Daha sonra Johansen Yöntemi kullanılarak eşbütünleşme analizi yapıldı ve serilerin eşbütünleşik olduğu tespit edildi. Bu seriler arasında uzun dönemli denge ilişkisi olduğunu gösterdi. Son olarak Etki Tepki ve Varyans Ayrıştırması Analizleri yapıldı. Etki tepki analizi sonucunda; işsizliğin işsizliğe tepkisi azalan oranlarda pozitiftir. LRGDP'nin işsizliğe etkisi ise, 9.döneme kadar negatif sonra ise sıfır düzeyine gelerek pozitif olmaktadır. İşsizliğin LRGDP'ye etkisinde, ilk 2 dönem negatif etki artarken daha sonra git gide azalmaktadır ve 10 dönem boyunca etkisi negatiftir. LRGDP'nin LRGDP'ye etkisi 10 dönem boyunca pozitiftir. Varyans Ayrıştıması sonucunda; işsizlikteki bir değişim büyük oranlar en fazla kendisine gelen şoklardan kaynaklanmaktadır. LRGSYİH ise, değişimde ilk dönem işsizliğin etkisi yüzde 18 iken gecikmeli olarak bu etki 3. döneme kadar artmakta ve yüzde 30'a kadar yükselmektedir.
Beklentilerin Türkiye finansal piyasalarına yansıması
Finansal piyasaların serbestleşmesi ile artan uluslararası sermayenin hareketliliği finansal piyasalarda kırılganlığın da artmasına neden olmuştur. Özellikle dünyanın tek merkezli hale geldiği 1990'lı yıllardan itibaren daha sık aralıklarla yaşanan finansal krizler (1994 Meksika Krizi, 1997 Asya Krizi, 1998 Rusya Krizi gibi), ekonomiye ilişkin beklentilerdeki değişimin önemini ortaya koymuştur. Bu anlamda, iktisadi birimlerin beklentilerinin sayısal bir ifadesi olan ekonomik güven endekslerinin piyasalarla ilişkisinin belirlenmesi hem politika yapıcılar hem de araştırmacılar için önemli bir konu haline gelmiştir. Bu çalışmanın amacı, tüketici güven endeksi ile finansal piyasalar ve genel ekonomik göstergeler arasındaki kısa ve uzun dönemli ilişkinin ve bu ilişkinin yönünün eşzamanlı olarak incelenmesidir. Buna göre, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından yayımlanan tüketici güven endeksinin, para piyasası, sermaye piyasası ve genel ekonomik durum için belirlenen değişkenlerle ilişkisi 2005:01 — 2019:04 dönemi aylık verileri kullanılarak ayrı ayrı değerlendirilmiştir. Zaman serisi analizinden yararlanılarak yapılan ampirik çalışmanın sonuçlarından elde edilen bulgular şu şekildedir: Birincisi, para piyasası göstergeleri ile tüketici güven endeksi arasında uzun dönem ilişki tespit edilmiştir. Ayrıca, para piyasası göstergelerinden sadece dolar kurundan tüketici güven endeksine doğru tek yönlü bir nedensellik ilişkisi olduğu belirlenmiştir. Sermaye piyasası göstergeleri ve tüketici güven endeksi arasındaki ilişkinin araştırıldığı diğer modelde, değişkenler arasında uzun dönem ilişki bulunamamıştır. Ancak, hisse senedi piyasası gösterge endeksinden, tüketici güven endeksine doğru tek yönlü bir nedensellik ilişkisi varken; tahvil piyasası gösterge değişkeni ve tüketici güven endeksi arasında karşılıklı bir nedensellik ilişkisi olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Son olarak, genel ekonomik göstergeler ile tüketici güven endeksi arasında uzun dönemli ilişki olduğu belirlenmiş ve enflasyona ilişkin göstergelerden tüketici güven endeksine doğru tek yönlü nedensellik ilişkisi olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kavramlar: Tüketici Güven Endeksi, Finansal Piyasalar, Nedensellik Analizi, Davranışsal Finans
Türkiye'nin iktisadi ve mali yapısının ekonomik kırılganlık göstergeleri kapsamında incelenmesi
Günümüzde küreselleşme farklı bir boyut kazanmış ve finansal liberalleşmenin artmasıyla beraber ekonomik dalgalanmalar coğrafi sınırlar ne olursa olsun tüm ekonomileri etkileyecek bir duruma gelmiştir. Bu durum, ekonomilerin dış şoklara karşı savunmasız hale gelmesine ve krizlere sürüklenmesine neden olmaktadır. Ekonomilerin iç ve dış şoklar nedeniyle krize sürüklenmeleri ve kısa sürede eski durumlarına dönememeleri kırılganlık kavramının ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu çalışmada, Türkiye ekonomisi odak noktası olmak üzere; kırılganlık ile krizler arasındaki ilişki incelenmekte, ekonomileri krizlere sürükleyen kırılgan yapı ve ekonomik dayanıklılığın artırılması için uygulanması gerekli olan yapısal reformlar değerlendirilmektedir. Çalışmada kırılganlık kavramından yola çıkılarak 2013 yılında ortaya atılan "Kırılgan Ekonomi" kategorisi içinde yer alan ülkelerin ekonomik performansları incelenmiş ve özellikle bu ülkelerin enflasyon, işsizlik ve büyüme kalemlerinde başarısız oldukları sonucuna varılmıştır. Türkiye de "Kırılgan Ekonomiler" arasında yer aldığından bu ülkelerle beraber Türkiye'nin de temel ekonomik performans göstergeleri gözden geçirilmiş ve ekonomik büyümedeki istikrarsızlık, yüksek enflasyon ve faiz riski gibi unsurların ülkeyi kırılgan bir duruma getirdiği sonucuna varılmıştır. Bu bağlamda hem ülkenin kalkınması ve gelişmesi için hem de kırılgan yapının sonucu olarak meydana gelen krizlerden sonra ekonominin tekrar eski haline dönebilmesi adına bazı yapısal reformlar ortaya konmuştur. Bu reformlar bağlamında 1923 İzmir İktisat Kongresi, Beş Yıllık Sanayi Planları, Beş Yıllık Kalkınma Planları, 24 Ocak Kararları (1980), 5 Nisan Kararları (1994), Enflasyonu Düşürme Programı ve Güçlü Ekonomiye Geçiş Programları incelenmiş ve son olarak uluslararası kuruluşların mutabık olduğu yapısal reform önerileri değerlendirilmiştir. Literatür incelendiğinde kırılganlık nedenlerinin belli başlı ve net olarak ortaya konulmasa da belli ortak noktaları mevcuttur. Yüksek enflasyon yavaş büyüme, fazla dış açık ve nakit paraya olan yüksek bağımlılıktır. Her ülkenin kendine has ekonomik dinamikleri olduğundan Türkiye ekonomisinde de kırılganlığa neden olan faktörler diğer ülkelere göre değişkenlik göstermektedir. Özellikle ekonomik büyümede istikrarsızlık, kur ve sermaye hareketlerindeki dalgalanmalar, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) bağımsızlığının kısıtlanması gibi faktörlerin Türkiye ekonomisini kırılganlığa sürüklediği görülmüş ve bu kavramlar çerçevesinde değerlendirmeler yapılmıştır. Anahtar Kavramlar: İktisat, mali yapı, ekonomik kırılganlık, Türkiye.
Avrupa Birliği Hibe Fonlarının vergi gelirleri üzerindeki etkisi, Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu hibeleri örneğinde bir değerlendirme
Avrupa Birliği hibeleri ile günümüzde birçok yatırım yapılmaktadır. 2007-2013 yıllarında Avrupa Birliği Fonlarından ülkemiz faydalanmıştır. Ayrıca Avrupa Birliği fonlarından ülkemize 2014-2020 yılları için 4.4 Milyar Avro hibe verilecektir. Avrupa Birliği ilk kez 1957 yılında Avrupa Ekonomik Topluluğu ismi altında kurulmasından sonra Türkiye 31 Temmuz 1959 yılında Topluluğa ortaklık başvurusunda bulunmuştur. Sonrasında uzun süreç devam etmiştir. Türkiye Cumhuriyeti ile Avrupa Topluluğu arasında imzalanan ve Türkiye Cumhuriyeti'nin Topluluk programlarına katılımı ile ilgili genel prensipleri düzenleyen 26 Şubat 2002 tarihli Çerçeve Antlaşması'nda öngörülen şartlara uygun olarak Mutabakat zaptını imzalamıştır. Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu ise Avrupa Birliğine Katılım öncesi Mali Yardım Aracı Kırsal Kalkınma Fonu(IPARD) Programını uygulamak üzere kurulmuştur. Bu çalışmada; Avrupa Birliği hibe fonları, Avrupa Birliği Hibe fonları hakkında bilgiler verilmiştir. Sonrasında özel olarak Avrupa Birliği Hibeleri Kırsal Kalkınma Hibe hakkında bilgiler verilerek örnek bir proje üzerinde durulmuştur. Hazine'nin verdiği hibelerin Hazine'ye geri döndüğü tezi savunulmuştur. Avrupa Birliği Hibeleri vergiden muaf olduğu için yatırım sonucunda oluşturulan katma değer ile vazgeçilen vergi açısından hibe fonlarını değerlendirilmiştir. IPARD Kapsamında Hibe verilen bir işletme seçilerek oluşturduğu katma değer incelenmiş ve vergi muafiyeti ülkemiz vergi sistemi açısından da değerlendirilmiştir. Sonuçta Hazine tarafından verilen hibe ile vergi arasındaki ilişki araştırılarak yapılan yatırım ile Hazine gelirleri açısından olumlu bir ilişkisi olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Avrupa Birliği Hibe Fonları, Hibe Fonları, Hazine, IPARD, TKDK, Hibe,Fonlar, Vergi Muafiyeti,
Katılım bankalarının kullandırdığı fonların makro iktisadi göstergelere etkisi: Türkiye örneği
Türkiye'de katılım bankaları ve katılım bankacılığına verilen önem son dönemde giderek artmaktadır. Dünyada 20. y.y.'ın ikinci yarısından sonra finansal sistemde kendisine yer bulan faizsiz bankacılık Türkiye'de de son 20 yılda giderek artan payı ile finansal sistemdeki yerini almaya başlamıştır. Buradan hareketle bu çalışmada Türkiye'de ve dünyada katılım bankacılığının gelişimi ve Türkiye'de panel veri analiz yöntemiyle 2010-2017 yılları arası 3'er aylık dönemlere ilişkin veriler kullanılarak katılım bankalarınn kullandırdığı fonların reel makroekonomik göstergeler üzerindeki ( ithalat, ihracat, faiz oranı, ekonomik büyüme, gayrisafi yurt içi hasıla, istihdam, hane halkı tüketim harcamaları ve yatırımlar) etkileri analiz edilmiştir. Analiz sonuçları göstermiştir ki katılım bankalarının kullandırdığı fonlar Türkiye ekonomisinin dış ticaretini, istihdamını, arz ve talep cephesine ilişkin göstergeleri pozitif yönde etkilemektedir.
Finansal istikrar ve reel ekonomi arasındaki ilişki: Türkiye örneği
Çalışmada finansal istikrarı temsil eden aylık ve çeyreklik finansal istikrar endeksleri farklı metodolojilerle oluşturulmuştur. Çeyreklik toplu finansal istikrar endeksi ile reel ekonomiyi temsil eden yatırım harcamaları ve reel GSYH arasındaki ilişki 2004Q1-2017Q4 dönemine yönelik değerlendirilmiştir. İlgili dönemde finansal istikrarın reel ekonomik istikrarı pozitif yönlü etkilediği kuvvetli bulgularla ortaya konmuştur. Toplu finansal istikrarı oluşturan alt kalemler ile reel ekonomiyi temsil eden değişkenler arasındaki nedensellikler tartışılmıştır. İlişkide cari denge, mevduat başına krediler ve risk ağırlıklı kalemler başına yasal özkaynaklar en hassas kalemlerdir. CAMELS kalemleri ile reel ekonomi arasındaki ilişkide bankacılık istikrarına yönelik tartışılmıştır. Sermaye ve likidite kalemlerinin reel ekonomi üzerinde en hassas kalemler olduğu ortaya çıkmıştır. Aylık dönemde ise, aylık finansal istikrar endeksi ile sanayi üretim endeksi arasındaki ilişki 2003M1-2017M12 dönemi için değerlendirilmiştir. Uzun dönemde finansal istikrarın sanayi üretimi üzerinde pozitif yönlü etkisi ortaya konmuştur. İlgili dönemde finansal istikrarsızlığın reel ekonomik istikrarsızlığa yol açtığına yönelik kuvvetli bulgulara ulaşılmıştır. Aylık finansal istikrar alt kalemleri ile sanayi üretimi arasındaki nedensellikler tartışılmıştır. Aracılık fonksiyonunu oluşturan alt kalemler sanayi üretimini en çok etkileyen bileşenlerdir.
Maliye politikasının tüketici güveni üzerindeki etkisi: Türkiye uygulaması
Devlet belirli sosyal ve ekonomik amaçları gerçekleştirmek için maliye politikası enstrümanlarını kullanmaktadır. 1929 Büyük Depresyon'dan itibaren dünyanın birçok yerinde maliye politikası ekonomik istikrarsızlıklarla mücadele ve ekonomik krizlerden çıkmak için etkin olarak kullanılmaktadır. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası ve Türkiye İstatistik Kurumu tarafından yayımlanan tüketicilerin harcama eğilimlerini gösteren tüketici güven endeksi günümüzde gittikçe artan öneme sahip olmaya başlamıştır. Harcamaların belirleyicisi olan tüketiciler ise ekonomik ortama duydukları güven doğrultusunda ekonomiye yön vermektedir. Bu çalışmanın çıkış noktası ise, tüketici güveni ile maliye politikası arasında nasıl bir ilişki olduğu ve tüketici güvenini arttırmak için nasıl politikalar belirlenmesi gerektiği olmuştur. Bu çalışmada, Türkiye'de tüketici güven endeksi ve maliye politikası arasındaki ilişki 2006M1-2017M8 dönemi için incelenmiştir. Maliye politikası göstergeleri olarak dolaysız vergi gelirleri, dolaylı vergi gelirleri, merkezi yönetim bütçe gelir ve harcamaları, iç borçlanmanın toplam borçlanma içindeki payı ile tüketici güven endeksi arasındaki nedensellik ilişkisi ekonometrik yöntemlerle sınanmıştır. Ayrıca geçiş değişkenleri olan piyasa döviz kuru, piyasa faiz oranı ve tüketici fiyat endeksi de analize dâhil edilmiştir. Analiz sonuçlarına göre, kamu gelir ve harcama kalemlerinden tüketici güvenine doğrudan nedensellik bulunmaktadır. Fiyatlar genel düzeyi ve döviz kuru tüketici güvenini doğrudan etkilemektedir. Ayrıca ARDL metoduyla yapılan analizde tüketici güven endeksi ve kamu gelirleri arasında kısa ve uzun dönemli bir ilişkinin varlığı bulunmuştur. Ampirik bulgular sonucunda kamu gelirleri artırıldığında yani daraltıcı maliye politikaları uygulandığında tüketici güven endeksinin arttığı gözlemlenmiştir. Dolayısıyla, Türkiye'de ele alınan dönemde genişletici mali daralma hipotezinin geçerli olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Enerji ithalatının ödemeler bilançosu dengesine etkisi: Türkiye örneği
Ekonomik gelişmişliğin en önemli göstergesi üretimdir. Ülkeler için büyük önem taşıyan üretimin en önemli girdisi ise, enerjidir. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde büyüme oranlarındaki artışlar enerji ihtiyacının artmasına neden olmaktadır. Dünya enerji ihtiyacının büyük bir kısmını petrol ve doğalgaz gibi fosil kaynaklardan karşılanmaktadır. Bu enerji kaynakları yeryüzünde düzensiz bir dağılıma sahiptir. Türkiye gibi enerji kaynakları bakımından yetersiz olan ülkeler, enerji ihtiyaçlarının büyük bir kısmını ithal ederek karşılamaktadırlar. Enerjide dışa bağımlı olan bu ülkelerin yüksek enerji ithalatı, cari açık vermesine neden olmaktadır. Çalışmada, Türkiye'nin enerji ithalatı ile ödemeler bilançosu dengesi arasındaki ilişki, zaman serisi analiz yöntemleriyle incelenmiştir. Analizlerde, cari işlemler dengesi bağımlı değişkeni, petrol ve doğalgaz ithalat miktarı, sanayi üretim endeksi, GSYH ve reel efektif döviz kuru bağımsız değişkenlerine ait 2007Q1-2021Q3 dönemi çeyreklik veriler kullanılmıştır. Araştırma sonucunda, doğalgaz ve petrol ithalat miktarı ile sanayi üretim endeksi değişkenlerinin cari işlemler dengesini olumsuz etkilediği saptanmıştır. Türkiye'nin enerji ithalatının azaltılması, yenilenebilir enerji kaynakları ve mevcut enerji üretim tesisleri ile dağıtım kanallarının iyileştirilmesi ve geliştirilmesi cari açığı azaltacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Enerji İthalatı, Ödemeler Bilançosu Dengesi, Zaman Serisi Analizi
Türkiye ekonomisinde cari açığın bir nedeni olarak enerjide dışa bağımlılık ve Türkiye'nin enerji politikası üzerine bir analiz
Ülkelerin ekonomik büyümesinde enerjinin önemli bir girdi olduğu düşünüldüğünde, enerji literatürünün başlangıçta ağırlıklı olarak ekonomik büyüme ekseni etrafında geliştiği ve klasik modeller çerçevesinde yapılan araştırmaların daha çok bu alanda yoğunlaştığı görülmektedir. Öte yandan 1970'li yıllarda yaşanan petrol şokunun sadece ülkelerin ekonomik büyüme oranlarında değil, enflasyon ve işsizlik gibi temel makroekonomik değişkenlerde de istikrarsızlığa neden olduğu görülmektedir. Türkiye'nin ödemeler bilançosu, Türkiye'nin 2004 yılından bugüne sürekli (2019 yılı hariç) cari açık verdiğini göstermektedir. Cari açık, kriz yıllarında azalan, diğer zamanlarda genellikle artan bir seyir izlemiştir. Aynı yıllarda Türkiye'nin enerji dengesinin dış ticaret dengesiyle paralel hareket ettiği, enerji açığının düştüğü dönemlerde dış ticaret açığının düştüğü, enerji açığının arttığı dönemlerde dış ticaret açığının arttığı görülmüştür. Bu kapsamda çalışmada; Türkiye'nin enerjide dışa bağımlılığı çerçevesinde cari açığın temel nedenleri, cari açığı azaltmak için sürdürdüğü enerji politikaları ve hedefleri incelenerek enerji stratejileri analiz edilmiştir. Çalışmanın ampirik bölümünde petrol fiyatlarının Türkiye'nin cari işlemler dengesini nasıl etkilediği incelenmiştir. Çalışmada petrol fiyatlarının, Türkiye GSYİH'sının, 27 Avrupa ülkesinin toplam GSYİH'sının ve reel efektif döviz kurunun cari işlemler dengesi üzerinde zamana göre değişen yapıda etkisi olup olmadığını görmek için hem en küçük kareler hem de maksimum entropi önyükleme tahmin yöntemine dayalı kayan pencere analizi (Rolling-Window Analysis) uygulanmıştır. Analiz sonucunda incelenen dönemde petrol fiyatlarındaki düşüşün cari açıkta olumlu etki yaptığı görülmüştür.
Yeni Keynesyen konjonktür teorileri ve Türkiye'de uygulanabilirliği
Bu çalışmada, Türkiye ekonomisine ilişkin 1990:01-2008:06 periyoduna ait zaman serileri kullanılarak hesaplanan kısıtsız VAR(Otoregressif Vektör) modeli yardımıyla Yeni Keynesyen konjonktürel dalgalanma teorisinin öngörülerinin geçerliliği test edilmeye çalışılmaktadır. Analize dahil edilen seriler şunlardır: M1 büyüme hızı (GM1), bankalar arası para piyasası faiz oranı (I), tüketici fiyat endeksi (IR), döviz kuru değişim oranı (GER), İMKB Ulusal 100 endeksi değişim oranı (GN100), sanayi üretim endeksi büyüme oranı (GIPI), sabit sermaye yatırımları büyüme oranı (GFC), ve kamu kesimi borçlanma gereğindeki değişimdir (DPBR).Keynesyen bir model tahmin edildiğinden, parasal bir şoktan hareket etmek esastır. Ancak çalışmada karşılaştırma amacıyla, mali bir şokun etkisi de analize dahil edilmiştir. Bu amaca yönelik altı ayrı model oluşturulup bu modellere ilişkin dönemsel ve birikimli tepki fonksiyonlarının 36 aylık projeksiyonları elde edilmiştir.Dönemsel tepki fonksiyonlarına göre, GM1'de ortaya çıkan pozitif bir şok GIPI'de 12 ay boyunca ve GFC'de 6 ay boyunca dalgalanmalara neden olmaktadır. Parasal şokların ekonomik dalgalanmaların kaynağı olduğunu ileri süren yeni Keynesyen modelin öngörüsü doğrultusunda, GM1'nin GIPI ve GFC üzerinde kısa dönemde (6 veya 12 ay boyunca) etkili olduğu görülmektedir. I'da ortaya çıkan pozitif bir şok GIPI'de ve GFC'de 12 ay boyunca dalgalanmalara neden olmaktadır. Parasal şokların ekonomik dalgalanmaların kaynağı olduğunu ileri süren yeni Keynesyen modelin öngörüsü doğrultusunda, I'nın GIPI ve GFC üzerinde kısa dönemde (12 ay boyunca) etkili olduğu görülmektedir.Birikimli tepki fonksiyonlarına göre, GM1'in GIPI ve GFC üzerindeki birikimli tepkisinin pozitif olduğu görülmektedir. Bu durum, ekonomik dalgalanmalar teorisi çerçevesi yerine politika etkinliği çerçevesinde baktığımızda, Yeni Keynesyen modelin para politikasının kısa dönemde reel ekonomik aktivite üzerinde etkin olduğu öngörüsünün Türkiye'de geçerli olduğuna işaret eder. I'nın GIPI üzerindeki birikimli tepkisinin ihmal edilebilir olduğu görülmektedir. I'nın GFC üzerindeki birikimli tepkisinin pozitif ama düşük olduğu görülmektedir.Diğer taraftan altı modele ait dönemsel ve birikimli tepki fonksiyonları incelendiğinde, Türkiye'de reel ekonomik aktivitenin reel şoklara daha belirgin bir tepki verdiği görülmektedir.Bu çalışma Yeni Keynesyen konjonktürel dalgalanma teorisinin öngörülerinin Türkiye için geçerliliğini test etmesi yönüyle literatüre katkıda bulunmaktadır.
Dolaylı yabancı yatırımların ekonomiye etkisi: Türkiye örneği
Dünya genelinde, 1980'li yıllarda dünya gündemini yoğun bir şekilde meşgul eden konu finansal serbestleşme ve küreselleşme kavramıydı. Yaşanan bu süreçte; gelişmekte olan ülkeler(GOÜ) kalkınmalarını gerçekleştirebilmek için dış finansal kaynaklara duydukları gereksinim, gelişmiş ülkelerin kendi sermayelerine daha karlı yatırım olanakları yaratma istekleri ve finansal serbestleşmeye yönelik politikaların genel olarak benimsenmesi, uluslararası sermaye hareketlerinin büyük bir hız kazanarak önemli boyutlara ulaşmasına neden olmuştur.Bu çalışmanın amacı, özellikle küreselleşmeyle birlikte yatırımcıların, portföy çeşitlendirmesi yapmak ve riski azaltmak amacıyla portföylerine yabancı hisse senetlerini dahil etmesiyle birlikte, Türkiye ekonomisinde de 24 Ocak 1980 Kararları ile dışa açılma ve serbestleşme süreciyle devam eden ve 1989 yılında sermaye hareketleri üzerindeki bir takım kısıtlamaları kaldırarak, uluslararası finansal sermaye akımlarına açılmasıyla, Türkiye ekonomisine girmiş olan dolaylı yabancı yatırımlarının (tahvil ve hisse senedi bazında), seçilmiş makroekonomik değişkenler üzerindeki etkisini ekonometrik yöntemler çerçevesinde analiz etmektir.Çalışmanın birinci bölümünde genel olarak yabancı sermaye kavramı açıklanmıştır. Bu bölümde, yabancı sermaye kavramsal olarak tartışıldıktan sonra sınıflandırılması ve türleri hakkında bilgi verilmiştir. Bu tür sermaye girişinin nedenleri ve ülke ekonomilerine etkileri yine birinci bölüm içerisinde alt başlıklar olarak incelenmektedir.Çalışmanın ikinci bölümünde ise, dolaylı yabancı yatırımların; tanımı, çeşitleri, nedenleri alt bölüm olarak incelenmektedir. Ayrıca dünyadaki dolaylı yabancı yatırımların yıllar itibariyle gelişimi, ülke ekonomilerine etkileri açıklanmıştır. Bu bölümde, Türk finans piyasalarının dışa açılım süreci, Türkiye'ye yönelik dolaylı yatırımları, bu yatırımların nedenleri ve etkileri alt başlıklar olarak incelenmektedir.Çalışmanın üçüncü bölümünde, sermaye hareketleri çerçevesinde Türkiye'ye gelen hisse senedi ve tahvil bazındaki portföy yatırımlarının; seçilmiş makroekonomik değişkenler(kişi başına milli gelir, GSYIH, fiziksel yatırımlar, dış ticaret, ithalat, ihracat ve faiz) üzerindeki etkileri, 1989-2007 yıl aralığında çoklu regresyon analizi yardımıyla test edilmiştir ve yapılan analiz sonucunda dolaylı yabancı yatırımların söz konusu göstergeler üzerinde(faiz dışında) olumlu yönde etki yarattığı sonucuna ulaşılmıştır.Anahtar Kelimeler: Dolaylı Yabancı Yatırımlar, Ekonomi, Türkiye.
Finansal krizler ve finansal krizleri belirleyen faktörler: Türkiye örneği
Dünya genelinde daha sık periyotlarla meydana gelen finansal krizler, araştırmacıların finansal krizleri daha yoğun incelemesine neden olmuştur. Finansal krizlere yönelik yapılan çok sayıdaki çalışmanın vurguladığı ortak nokta; finansal krizlerin dinamik bir yapı içinde değişik faktörlerin birbirini tetiklemesiyle ortaya çıktığıdır. Bu nedenle finansal krizlere ait temel parametrelerin neler olduğu konusunda tam bir fikir birliği yoktur.Bu çalışmanın amacı, Türk finansal sektöründe 1992-2009 yılları arasında meydana gelen krizler için finansal krizleri belirleyen en etkin makroekonomik faktörler bulunmaya çalışılmıştır. Bu amaca ulaşmak için mevcut literatür temelinde seçilen faktörlerin krize yol açma ihtimali, Lojistik Regresyon Modeli kullanılarak belirlenmeye çalışılmıştır.Araştırmanın sonuçları iktisadi beklentilere ve literatüre uygundur. Lojistik Regresyon Modeliyle elde edilen sonuçlara göre, kriz olasılığını arttıran en önemli makroekonomik faktörler kısa vadeli mevduat faiz oranı, döviz kuru ve kredi hacmi olmuş, geçmiş krizler doğru bir şekilde tahmin edilmiştir. Sonuç olarak, Lojistik Regresyon Modeliyle kriz olup olmayacağını önceden tahmin etmek mümkündür.
Tüketici ve ihtisas kredilerinin bazı makroekonomik göstergeler üzerindeki etkisinin analizi: Türkiye örneği
Latince inanmak, güvenmek gibi anlamlara gelen kredi, bankacılık sektörünün en önemli kalemleri arasında bulunmaktadır. Çeşitli gruplara ayrılan kredi türlerinden bu çalışma için sadece tüketici ve ihtisas kredileri kullanılmıştır.Tüketici kredileri, ticari amaç gütmeksizin mal ve hizmet alımında tüketiciye tanınan bir kredi türüdür. Günümüz ekonomisinde oluşturulan mali politikaların bir sonucu olarak banka kredilerinin piyasa ekonomisi üzerinde belirleyici etken olması ve tüketici kredilerinin oransal olarak her geçen gün reklâm, ilan ve kitle iletişim araçları gibi yollarla kullanımının özendirilerek artması bu kredi türünün önemini gün geçtikçe arttırmaktadır. Avrupa Komisyonu tarafından hazırlanan Türkiye İlerleme Raporu'nda, Türkiye'de iktisadi büyümenin 2003 yılında %5.8 seviyesinden 2004 yılında %8.9'a yükselmesindeki temel neden olarak hızla düşen faiz oranları sonucu artış gösteren tüketici kredileri tarafından desteklenen tüketim harcamaları olduğunun belirtilmesi tüketici kredilerinin ekonomi üzerindeki etkisinin önemini göstermektedir.Çalışmada kullanılan diğer bir temel kredi türü ihtisas kredileridir. İhtisas kredileri, belirli bir uzmanlık alanına pazarlanan kredi türü olup genel olarak kredi ödemelerinin büyük bir kısmı, finanse edilen fiziksel varlıklardan elde edilen gelirlerle yapılmaktadır.Yapılan çalışmanın amacı, Türkiye'de pazarlanan tüketici ve ihtisas kredilerinin bazı makroekonomik göstergeler üzerindeki etkisini belirlemektir. Bu amaç doğrultusunda 1985?2008 yılları arasında Türkiye'de finans sistemi tarafından verilen tüketici ve ihtisas kredilerinin makroekonomik göstergeler üzerindeki etkisi çoklu regresyon analizi yardımıyla incelenmiştir. Makroekonomik göstergeler olarak; tüketici fiyat endeksi, gayrisafi yurtiçi hâsıla, yatırım, ithalat ve döviz kuru seçilmiştir. Analizde bağımlı ve bağımsız değişkenlerin logaritmik değerleri kullanılıp tüm modeller log-log formatında kurulmuştur. Yapılan analizler sonrasında tüketici ve ihtisas kredilerinin seçilmiş olan makroekonomik göstergeler üzerinde attırıcı etkisinin olduğu ve bu nedenle gayrisafi yurtiçi hâsıla, yatırım ve ithalatın ülke ekonomisini olumlu yönde etkilediği fakat tüketici fiyat endeksi (enflasyon) ve döviz kuru üzerindeki arttırıcı etkisi nedeniyle ülke ekonomisini olumsuz yönde etkilediği sonucuna varılmıştır.Anahtar Kelimeler: Finansal Sistem, Kredi, Kredi Türleri, Tüketici Kredileri, İhtisas Kredileri, Makroekonomik Göstergeler, Regresyon Analizi.