Stylistic
166 theses under this subject heading
Bir deneme yazarı olarak Mehmet Kaplan ve düşünce dünyası
Edebi tahlil ve tenkitleri ile Türk edebiyatında önemli bir yere sahip olan ve kırk beş yıllık yazı hayatına pek çok eser sığdıran Prof. Dr. Mehmet Kaplan'ın vefatına kadar geçen zaman zarfında süreli yayınlarda çok sayıda deneme yayımlaması, onun denemecilik yönünün ve beslendiği kaynakların üzerinde durmayı gerekli kılmaktadır. Akademisyenliği ve araştırmacılığı yanında üretken bir deneme yazarı olan Mehmet Kaplan, Fuad Köprülü, Ali Nihad Tarlan, Hilmi Ziya Ülken, Suut Kemal Yetkin, Ahmet Hamdi Tanpınar gibi Türk düşünce ve sanat hayatında önemli bir yere sahip isimlerden edindikleri yanında, Alain başta olmak üzere Descartes, Valery, Hegel, Wellek gibi Batılı düşünürlerin tesiri ile de denemeciliğini şekillendirir. Ferdi ve toplumsal meselelerde kaleme alınan bu denemeler okuyucular üzerinde büyük bir tesir meydana getirirken, dil ve üslûp özellikleriyle de ayrıca dikkat çeker. Akademik sahada şimdiye kadar tahlil ve tenkitleri üzerinde durulan Mehmet Kaplan'ın genellikle tematik açıdan incelediği görülmektedir. Bununla birlikte onun denemeleri dönemiyle ilişkilendirilememiş; düşünürün etkilendiği isim ve eserler ışığında, yaşadığı değişim ve kırılmalar eşliğinde incelenmemiş, sanata bakışının bir edebî tür olan deneme ile ilişkisi tespit edilememiştir. Yaptığımız çalışmada Kaplan'ın tenkit ve tahlilleri yerine denemeciliği merkeze alınacak, temaları yanında metodik bir yol takip edilecektir. sonra doldurulacaktır
Ece Ayhan'ın şiirlerinde üslup
İkinci Yeni şiirinin en aykırı şairi olarak bilinen Ece Ayhan, öteki İkinci Yeni şairleri ölçünlü dilin kural ve kalıplarının dışına çıkarak kendine özgü, orijinal bir üslûp oluşturmaya çalışmıştır. İkinci Yeni'nin en özgün şairlerinden biri olan Ece Ayhan, standart dilin kullanımının bütünüyle dışına çıkmaya çalışır. Dilde bilinen birçok kuralı yıkar. Şiirlerinde hem biçimsel hem de anlamsal sapmalara yer verir. Bu sapmalardan dolayı onun şiirlerini herkesin anlaması mümkün değildir. Zaten kendisi de okuru önemsemediğini söylemiştir. Aslında onun şiirleri ilk bakışta manasız sözcüklerle dolu gibi görünse de şiirin derinliklerine girildiğinde bunun böyle olmadığı anlaşılır. Onun şiirlerindeki ses, sözcük ve anlam tıpkı bir musiki gibi ahenkli ve uyumludur. Bu durum, Ece Ayhan şiirini ve üslubunu Modern Türk Şiiri dolayısıyla İkinci Yeni Şiirinin tam olarak anlaşılması ve doğru anlatılması için çok önemlidir. Bu çalışmada Ece Ayhan'ın şiirleri, kapsam olarak mikro üslup inceleme yöntemi; muhteva olarak tasvirî üslup inceleme yöntemi ile ele alınmış, söz konusu şiirler dil, muhteva, sanat ve sapmalar olmak üzere dört farklı açıdan incelenmiştir. Bu amaçla şairin "Bütün Yort Savullar" adlı eserinde yer alan şiirlerinde her bölümden kısa, orta ve uzun düzeyde olmak üzere üçer şiir olmak üzere toplam yirmi beş şiiri rastgele seçilmiştir. Söz konusu şiirler öncelikle ses, kelime, kelime grubu ve cümle boyutuyla daha sonra da muhteva, sanat ve sapmalar olmak üzere dört farklı açıdan incelenmiş ve şairin farklı zamanlarda yazılmış, rastgele seçilen şiirleri dil, sanat, muhteva bakımından en ince ayrıntısına kadar ele alınarak şairin üslubuna ulaşılmaya çalışılmıştır. Böylece son yıllarda ilgi odağı olan İkinci Yeni Şiiri'nin önemli şairlerinden Ece Ayhan'ı tanıma, tanıtma ve şiirini anlamaya ve aynı zamanda İkinci Yeni Şiiri'nin üslubunu belirleme çalışmalarına katkıda bulunulmuş ve bu alanda yapılacak yeni bilimsel çalışmalara kaynaklık etmek amaçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Şiir, Modern Türk Şiiri, İkinci Yeni Şiiri, Ece Ayhan, Üslup.
Ahmed Arif'in şiirlerinde üslup
Kırk Kuşağı ve Toplumcu Gerçekçi şiirin önemli temsilcilerinden biri olan Ahmed Arif, şiirlerinde halkının duygu ve düşüncelerini sevgi ve umutla yoğurarak yine halkının söylemiyle samimi bir şekilde işlemiş, böylelikle Türk şiirinde müstesna bir yer edinmiştir. Titiz tavrından dolayı az ve öz yazma düsturu ile hareket ettiğinden hayatta iken yazdığı tek kitabı olan "Hasretinden Prangalar Eskittim" kitabında yer alan 19 şiiri ile kendi özgün çizgisini oluşturmuş, kendi döneminden günümüze kadar hem halk hem de sanat camiası tarafından ilgi gören, sevilen ve çok okunan bir şair olmayı başarmıştır. Bu yönüyle, Ahmed Arif'in şiirlerinin iyi ve doğru anlaşılması, Kırk Kuşağı ve Toplumcu Gerçekçi şiir ve hatta Cumhuriyet Dönemi Türk şiirinin tam ve doğru anlaşılması için büyük önem arz eder. Bu çalışmada Ahmed Arif'in hayatta iken yazdığı tek kitabı olan "Hasretinden Prangalar Eskittim" kitabında yer alan 19 şiiri, kapsam olarak makro üslup inceleme yöntemiyle; muhteva olarak ise tasvirî üslup inceleme yöntemiyle incelenmiştir. Söz konusu şiirler öncelikle dil, muhteva ve sanat bakımından olmak üzere üç farklı açıdan; daha sonra bunlarda kendi içlerinde alt gruplara ayrılarak en ince ayrıntılarına kadar mercek altına alınmıştır. Dil açısından ses, kelime, kelime grubu, cümle ve genel dil kullanımı; yapı, nicelik ve nitelik bakımından; sanat açısından şekil, ritim, ahenk, edebî sanatlar, bağdaştırma ve sapmalar bakımından; muhteva açısından konu, tema, imge, motif ve çağrışımlar bakımından ele alınmış, şiirlerinde işlenen konuların şairin hayatındaki olaylarla bağlantısı üzerinde durulmuştur. Böylece Ahmed Arif'in şiirinin, dolayısıyla da Kırk Kuşağı, Toplumcu Gerçekçi şiir ve hatta kısmen de olsa Cumhuriyet Dönemi Türk şiirinin anlaşılması ve anlatılmasına katkıda bulunulmaya çalışılmış ve bu alanda yapılacak yeni çalışmalara kaynaklık etmek amaçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Şiir, Cumhuriyet Dönemi Türk Şiiri, Toplumcu Gerçekçi Şiir, Kırk Kuşağı, Ahmed Arif, Üslup
Ahmet Haşim'in şiirlerinde üslup
Türk şiirinin en önemli şairlerinden biri olan Ahmet Haşim, Türk şiirinin üç önemli döneminde kendine yer edinmiştir. Bu dönemler Servet-i Fünûn, Fecr-i Âtî ve Saf Şiir dönemleridir. Ahmet Haşim, Servet-i Fünûn döneminde Tevfik Fikret ve Cenap Şehabettin'i örnek alarak şiirinin temelini atmıştır. Bu bakımdan Servet-i Fünûn döneminin takipçisi sayılır. Bunun dışında Haşim, Fecr-i Âtî ve Saf Şiir cereyanlarının önde gelen temsilcisidir. Şairin asıl kimliğini bulduğu ve sanat hayatı boyunca sürdürdüğü şairlik durağı ise "Saf Şiir"dir. "Fecr-i Âtî Beyannamesi" ve "Şiir Hakkında Bazı Mülâhazalar", Haşim'in kurucuları arasında olduğu söz konusu akımların kanunları niteliğinde olup şairin şiir hakkındaki fikirlerini yansıtmaktadır. Haşim'in şiirleri Fecr-i Âtî ve Saf Şiir akımlarının tüm özelliklerini barındırır. Kendine özgü üslubu ve sanat anlayışıyla sıradışı anlamlar üreten şair, söz konusu dönemlerde sembolizm akımının en başarılı şiir örneklerini vermiştir. Ahmet Haşim'in şiirlerinin sanat, biçim ve içerik bakımından incelenmesi, Türk şirinin en önemli dönemleri olan Servet-i Fünûn, Fecr-i Âtî ve Saf Şiir akımlarının iyi ve doğru anlaşılması bakımından büyük bir önem arz eder. "Ahmet Haşim'in Şiirlerinde Üslup" adlı bu tez çalışmasında, Haşim'in ilk şiiri olan "Hayâl-i Aşkım" ve son şiiri olan "Bitmemiş Şiirler" de dâhil olmak üzere Haşim'in sanat hayatının değişik dönemlerinden seçilen 25 şiiri ele alınmıştır. Bu şiirlerin her biri; evvela dil, içerik ve sanat olmak üzere üç farklı başlık altında; daha sonra bu başlıklar da kendi içlerinde alt gruplara ayrılarak en ince ayrıntılarına kadar incelenmiştir. Dil ve anlatım bakımından; ses (ünlü-ünsüz kullanımı), kelime, kelime grupları, cümle, genel dil kullanımı(imla-atasözü ve deyimler-sapmalar-aforizmalar-bağdaştırmalar); sanat bakımından nazım şekli ve vezin, kafiye ve redif, ahenk unsurları, edebi sanatlar; muhteva bakımından konu, tema, imge, motif ve çağrışımlar yönüyle incelenmiştir. Bu çalışma ile Ahmet Haşim'in şiirlerinin anlaşılmasına ve bu şiirlere kaynaklık eden Servet-i Fünûn, Fecr-i Âtî ve Saf Şiir dönemlerinin yanı sıra sembolizm gibi önemli bir şiir akımının şaire etkisinin ortaya konmasına destek olmak ve bu konuda yapılacak yeni bilimsel çalışmalara kaynak oluşturmak amaçlanmıştır.
Kırk Vezir hikayesinin resimli nüshaları
Kırk Vezir Hikâyesinin Resimli Nüshaları isimli çalışmanın konusunu 16. yüzyılın sonlarında oldukça benzer üretilmiş iki resimli el yazması oluşturur. İçerisinde on iki tasvir yer alan nüshalardan ilki tarihsizdir ve İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi'nde (İÜK. T. 7415) kayıtlıdır. 1586/1587 (H.995) tarihli diğer nüsha, İsveç'te Uppsala Üniversitesi Carolina Rediviva Kütüphanesi'nin Türkçe yazma eserleri (UUL. Vet. 38) bölümündedir. Kâtibi Muhammed bin Mustafa'dır ve içinde on yedi tasvir mevcuttur. Nasihatname türünde hazırlanan eserin tasvirlerinin üslup açısından Nakkaş Osman ve ekibi tarafından yapıldığı düşünülmektedir. Osmanlı edebiyatında ilk örneklerine 15. yüzyılda rastlanan Kırk Vezir Hikâyesi, Arapça orijinali kayıp bir eserden Türkçeye çevrilmiştir. Eserin bazı nüshalarındaki mukaddimelerinde II. Murad (1421-1451) ve II. Mehmed'e (1451-1481) sunulduğu yazılıdır. Kırk Vezir Hikâyesi eğlenceli eğitici yönüyle Osmanlı sarayında beğenilerek okunmuştur. III. Murad (1574-1595) döneminde hazırlanan resimli nüshaların kimler için hazırlandığı bilinmemektedir. Yazma nüshaların üretildiği dönem, Nakkaş Osman'ın diğer çalışmaları ve bu dönemde öne çıkan kitap hamilerinden yola çıkarak; birbirine oldukça benzer hazırlanan resimli Kırk Vezir Hikayesi nüshaları üslup ve ikonografik açıdan irdelenmiştir. Yazmaların resim metin ilişkisi yönünden değerlendirmesi yapılmış, resim programındaki farklılıklarla eserin kim(lere) sunulduğu ve hamisinin kim olduğu sorunsalı tartışılmıştır.
Sanat akımlarında portrenin yeri
Sanatın başlangıcı ilkel dönemlerdeki mağara duvarlarına yapılan çeşitli şekillere dayandırılmaktadır. Birçok sebebe dayanarak oluşturulmuş bu şekiller insanoğlunun hayatta bıraktığı ilk "iz"lerdir. Sanat tarihçileri ve sanat uzmanlarınca değerlendirilen biçimler, zamanla belli bir akım ve döneme dahil edilmiştir. Çağdan çağa, insandan insana değişen hayatı yorumlayış biçimi çeşitli unsurlarla ele alınmıştır. Hiçbir sanatçı belli bir döneme dahil olmak için veya belli bir akım yaratmak için sanatını icra etmemiştir. Portreler, sanat tarihini en iyi açıklayan görgü tanıkları olmuştur. Sanatçılar kendi portrelerini veya başkalarına ait yüzleri tasvir ederken yaşanan dönemin özelliklerini yansıtmışlardır. Tezimde, geçmişten günümüze değin ortaya konan portre çalışmaları, kronolojik sıralama ile sanat akımlarına göre yorumlanmış ve aradaki farklar nedenleriyle açıklanmıştır. Dönemlerin sanatsal anlayışı, kültürü, hayata bakış açısı, ruhsal betimlemeleri portreler sayesinde anlatılmıştır. Tezin ilk bölümünde problem durumu özetlenmiş, araştırmanın amacı ve önemi belirtilmiştir. Bu bölümde tezin sınırlılıkları, varsayımlar ve tezde geçen tanımlar açıklanmıştır. İkinci bölümde araştırma konusuna giriş yapılmış, sanat akımlarının oluşma süreci ve sanatta portrenin yeriyle ilgili açıklamalarda bulunulmuştur. İlkel çağlardan Rönesans dönemine kadar sanatın gelişim süreci, sanat tarihi açısından ele alınmıştır. İnsanların yaşam biçiminden, kültüründen ve inancından hareketle ortaya koymuş oldukları sanatsal anlayış değerlendirilmiştir. Bu doğrultuda sanatçıların portreleri nasıl ve hangi amaçla yaptıkları örneklerle incelenmiştir. Aynı bölümde, Rönesans döneminin getirdiği yeni bakış açısının sanata olan etkisi, sanatçıların eserleriyle açıklanmıştır. İnsanların özgür düşünebildiği ve birçok bilimsel gelişmelerin yaşandığı dönemde farklı üsluplara rastlanmaktadır. Çeşitli sanat anlayışlarının doğduğu yüzyıllarda sanatçılar duygu ve düşüncelerini üsluplarına yansıtmıştır. Yüzyıllar içerisinde yapılan sanat eserleri birbiriyle karşılaştırılmış; yapılma nedenleri ve sanatçıların düşünce biçimleri açıklanmıştır. 19. yüzyılın Sanayi Devrimi'nde teknolojinin ilerlemesiyle birlikte sanatçıların yeni keşifler yaptığı görülür. Modern girişimler ve hayata karşı geliştirilen birçok bakış açısının oluşması sanatı da etkilemiştir. Çağdaş düşüncenin meydana getirdiği sanatsal anlayışlar, yaratıcılarının yapıtlarıyla bu bölümde açıklanmıştır. Dünya Savaşları'nın insan psikolojisi ve yaşam şartları üzerindeki olumsuz etkilerinin sanata yansımaları üzerinde durulmuştur. Sanatın yeniden kendini bulması ve sanatçıların kendilerine olan güvenlerinin gelmesi onları farklı arayışlara itmiştir. Yeni Dünya'nın yeni yaklaşımı kendini birçok sanat dalında gösterecek ve portrelere yansıyacaktır. Üçüncü bölümde, tezin konusunu oluşturan "portre"nin tanımı yapılmış, teknik açıdan ele alınmıştır. Öz-portreler sanatçıların konuya bakış açıları doğrultusunda değerlendirilmiştir. Portre çalışmalarında ışık, renk, kadraj, arka plan araçları sanatçıların örnek çalışmalarıyla incelenmiştir. Sanat tarihi boyunca resim, heykel, fotoğraf ve edebiyatta portrenin nasıl değerlendirildiği açıklanmıştır. Portresi yapılan model ile sanatçının etkileşimi, sanat eseri üzerinde büyük rol oynamıştır. Portre sanatında kişiliğin yansıtılmasının önemi üzerinde durulmuş, çeşitli değerlendirmeler yapılmıştır. Dördüncü ve beşinci bölümde "yöntem" ve "sonuç"lar açıklanmış, konunun özeti yapılmıştır. Araştırmanın literatüre katkısı ve geleceğe yönelik araştırma alanları üzerinde durulmuştur. Anahtar Kelimeler: Sanat Akımları, Üslup, Portre, Öz-portre (Oto-portre), Portre Ressamlığı, Portre Fotoğrafçılığı, Edebiyatta Portre
II. Uluslararası Türk Dili ve Edebiyatı Sempozyumu bildirilerinin dil ve kavram incelemesi
Ele alınan 44 bildirinin Türk Dili ve Edebiyatı konularından oluşan içerikleri nedeniyle dil bilimi terimlerinin sık geçtiği; özet, bildirinin amacı, anafikri, bölümleri, dil ve üslup özellikleri, sonuç ve değerlendirme bakımından her bildirinin benzer standartlarda olduğu gözlenmiştir. İncelenen eser iki başlık altında incelenmiştir: ''İkinci Uluslararası Türk Dili ve Edebiyatı Sempozyumu Türkçe Bildirilerinin Dil ve Üslup Yönünden Değerlendirilmesi'' ve ''Bildiri Metinlerindeki Tamlamaların Durumu''. Tamlamalar ele alınırken incelenen eserde daha kolay bulunması için önce bildiri metninin sayısı daha sonra ise bildiri metninde incelenen cümlelerin sayısı her bildiri başında belirtilmiştir. (Örneğin 1.30. Birinci bildirinin otuzuncu cümlesi olduğu belirtilir.). Sonuç ve değerlendirme kısmına gelindiğinde ise 44 ayrı konuyu ele alan bildiriler incelenmiştir ve birçok isim ve sıfat tamlamalarına yer verilmiştir. Tamlamaları belirtirken kısaltma yoluna gidilmiştir. Belirtili isim tamlaması B.li İ.T, belirtisiz isim tamlaması B.siz İ.T., sıfat tamlaması ise S.T. şeklinde belirtilmiştir. Farklı konuların ele alındığı bildiri metinlerinde bilinen standart tamlama yapılarının kullanıldığı devrik, kesik, eksiltili vb. tamlama türlerine rastlanmamıştır.
İsmâil el-Konevî'nin Beyzâvî Hâşiyesi ve hâşiyenin özgünlük değeri: Lafzatullah tefsiri örneğinde bir inceleme
Beyzâvî'nin (ö. 691/1291) Envârû't-tenzîl isimli tefsiri Osmanlı medrese müfredatında asırlaca takip edilen temel eserlerdendir. Envâr üzerine yapılan şerh, hâşiye ve ta'lik çalışmaları bir yorum geleneği oluşturmuştur. Bu tezde Envâr yorum geleneğinin önemli halkalarından biri olan İsmâil el-Konevî'nin (ö. 1194/1781) Envâr hâşiyesi konu edilmiştir. Çalışmanın temel amacı Konevî hâşiyesinin muhteva ve üslup özelliklerini kaynaklarıyla ilişkisini de açığa çıkaracak şekilde ortaya koymak ve eserin özgünlük değerini tespit etmektir. Bunun için çalışmada besmeledeki "Allah" lafzı örneklem olarak seçilmiş ve bu lafzın tefsiri kronolojik ve mukayeseli olarak tefsir literatüründe incelenmiştir. Konevî'nin lafzın tefsirine dair izahları şerh-hâşiye literatürüyle mukayese edilerek eserin kaynakları ve katkıları tespit edilmiştir.
Anlatı yapısı bağlamında Zeki Demirkubuz sineması: Masumiyet filmi örneği
1990'lı yıllar ve sonrasında Türk sinemasında yaşanan değişim ve evrim ile birlikte Türk sinemasının bir dönüşüme girdiği, yeni bir üslup ve biçimin geliştiği görülmektedir. 1990 öncesi döneme ait kötü ve vasat koşullar, 1990'lı yılların değişim ve dönüşüm zeminini hazırlamış, bu dönüşüm bağımsız, modern ve çağdaş anlatıyı benimseyen yönetmenlerin keşfine destek sağlamıştır. Bu yönetmenlerden birisi olarak Çağdaş Türk Sineması'nda önemli bir yere sahip olan Zeki Demirkubuz ve onun sinema anlayışı, çağdaş anlatı ışığında ve anlatı yapısı bağlamında Masumiyet (1997) filmi literatür taraması yapılarak incelenmektedir. Bu bilimsel çalışmada, anlatı kavramı ve tarihsel devinimini, anlatı kuramı ve anlatı yapıları, öykü ve söylem'e dair temel öğeler baz alınarak Zeki Demirkubuz'un Masumiyet (1997) filmi detaylı bir şekilde öykü ve söylem, zaman, mekan ve karakterler bakımından incelenmektedir. Bununla birlikte yönetmenin biçemi, üslubu, filmlerindeki konu, tema ve karakterleri baz alınarak benzerlikler ve zıtlıklar tespit edilmektedir. Bu çalışmada auteur yönetmen yaklaşımının Türk sinemasındaki yansıması olan Demirkubuz sinemasının sergilediği üslup ve temsili anlatılmaktadır. Dolayısıyla konu, tema ve karakter motifleri bakımından incelendiğinde, Demirkubuz'un, filmlerinde oturmuş ve yer edinmiş bir tarzı olduğu da görülmektedir. Filmlerinde öykü zamanı, söylem zamanı ve karakterlerin bu zaman çerçevesindeki tutumları ve benzerlikleri de saptanılmıştır. Böylelikle anlatı yapısı bağlamında, yönetmenin filmlerinde kendine has bir üslup geliştirdiği, filmlerinin ortak bir yapı ve dil gibi unsurlar barındırdığı tespit edilmiştir. Bununla birlikte modern hayat, metropol ve kent insanın sıkışmışlığı, anlatı yapısı bağlamında anlatılıp aktarılmıştır. Anahtar Kelimeler: Zeki Demirkubuz Sineması, Anlatı Kuramı ve Yapıları, 1990 Sonrası Türk Sineması, Bağımsız Sinema, Çağdaş Anlatı
Yılmaz Erdoğan'ın romanlarında temalar
Bu çalışmamızda Yılmaz Erdoğan'ın romanlarını yapı, tema, iç ve dış unsurlar olarak ele almaya ve yine romanları anlatıcı, bakış açısı, vaka- olay örgüsü, kişiler, zaman, mekân, dil-üslup ve anlatım teknikleri başlıkları altında analiz edip yapısal açıdan incelemeye çalıştık. Bu kapsamda çalışmanın birinci bölümünde Yılmaz Erdoğan'ın hayatı, eserleri ve roman özetlerini ele aldık. Bu kısmı Yılmaz Erdoğan'la röportaj yaparak oluşturduk. Eserlerini ise roman, hikâye, şiir ve antoloji başlığı altında dört kısma ayırdık. İkinci bölümde Yılmaz Erdoğan'ın romanlarının yapı bakımından inceledik. Bu kısmı iç unsurlar; anlatıcı ve bakış açısı, vaka- olay örgüsü, kişiler, zaman ve mekân ve anlatım teknikleri; anlatma ve gösterme teknikleri, geriye dönüş tekniği, mektup tekniği, tasvir tekniği, iç monolog tekniği başlığı altında ikiye ayırdık. Üçüncü bölümde ise Yılmaz Erdoğan'ın romanlarında öne çıkan temalardır. Bunları yedi başlık altında topladık: Bunalım ve karmaşa, tarih, özlem, din, gelenek, aşk ve tabiat. Romanlarında temalardan ulaştığımız sonuçlardan bazıları şöyledir: Özlem: Yılmaz Erdoğan'ın romanlarında özlem teması, sıla özlemi, sevgiliye ve çocukluğa özlem olmak üzere üç şekilde işlenir. Genellikle geçmişe gidilir ve her zaman özlemle hatıralarını kalplerinin bir köşesinde yaşatırlar. Tabiat: Yılmaz Erdoğan'ın romanlarında tabiat konusu genellikle gezilerde öne çıkar. Ekiple gidilen yerlerdeki kırlar, ovalar, dağlar sıklıkla söz edilir. Tabiata açılmak romanlarda önemli bir yer tutar. Aşk: Yılmaz Erdoğan'ın romanlarında aşk konusu duygu boyutunda yaşanır, cinsellik yoktur. Romanların sonunda sevenler kavuşur. Tarih: Yılmaz Erdoğan romanlarında tarih teması Türk milletinin tarihinde yer alan önemli şahsiyetlerden yola çıkılarak anlatılır. Yazar, geçmişin hikâyelerini bugünün meseleleriyle bağlantılı olarak işler. Bu şekilde dün ve bugün bütünleşir, geçmişin üzerinden şimdinin okumasını ve sorgulamasını yapar. Gelenek: Romanlarda gelenek teması, kültürel değerlerimizi anlatarak okuru bilinçlendirmek amacıyla ele alınır. Din: Romanlarda din temasını bazen birilerine dua ederken; bazı romanlarında da çocuklara okudukları ninnilerde görürüz. Yılmaz Erdoğan'ın romanlarında uzun yıllardan beri var olan ve süzülerek gelen inanç ve geleneği birleştirir. Tarih temasını romanlarında anlatırken Türk milletinin tarihteki kahramanlıkları ve çekilen acıları milli duygu ve birlik ile işler. İncelemeye çalıştığımız romanlarda yazarın değinmiş olduğu millî, İslamî ve tarihî olaylar ve değerler bize yol gösterici olmuş ve yazarın oluşturduğu gelenekçi tavrı, romanların dünyasına adım atmamızı sağlamıştır. Romanlarında öne çıkan bunalım ve karmaşa, özlem, tabiat, aşk, tarih, gelenek ve din gibi temalar üzerinden romanlarını analiz ederek kullandığı anlatım tekniklerini de incelemeye çalıştık. Anahtar Kelime: Anlatıcı, Anlatım Teknikleri, Zaman, Mekân, Şahıs, Dil ve Üslup,
Türk musikisi icrâsında "Münir Nurettin Selçuk" un tavır ve üslûp farkı
Bu tezde, Türk mûsıkîsi icrâsına reform getiren Münir Nurettin Selçuk'un tavır ve üslûp farkı incelenmiştir. Çalışmanın başında, öncelikle, kendine has özellikleri bulunan Türk müziğine genel bir bakışla gelişim evreleri, eser formları, meşk sistemi ve icrâ toplulukları hakkında bilgi verilerek; Türk ve batı müziği, yapıları ve ses sistemleri açısından karşılaştırılmıştır. Çalışmanın devamında ise Cumhuriyet döneminde Türk müziğinin durumu incelenmiştir. Münir Nurettin Selçuk'un erken yaştan itibaren aldığı güçlü Türk müziği eğitimine, batı müziğinin gelişmiş ses ve nefes tekniklerini adapte etmesi sonucu ortaya koyduğu uslûp ve tavırla eriştiği kapasitenin; Türk müziği icrâsında açtığı devir ve sonunda kendi adını alan ekolün oluşum süreçleri tespit edilerek ortaya konmuştur. Bu tespitte; kapsamlı kaynak taraması sonucu, Münir Nurettin Selçuk'la yapılmış röportajlardan, sanatı hakkında söylenmiş, yazılmış ifadelerden yararlanılmış; ayrıca alan çalışması olarak hayatta olan öğrencileri, yakınları ve Türk müziğinde söz sahibi olmuş kişilerle söyleşiler yapılmıştır. Münir Nurettin'in şan eğitimi öncesi ve sonrası ses kayıtları taranmış, iki eser seçilerek, notaya alınmış ve analiz edilerek, icrâsında, eğitim öncesi ve sonrası teknik farklılıklar tespit edilmeye çalışılmıştır. Çalışmada; son olarak, Münir Nurettin Selçuk'un oluşturduğu ekolde Türk müziği ses sanatkârı yetiştirilmesi ve günümüz icrâcılarına etkisi incelenmiştir. Derlenen bilgiler ve yapılan tespitlerle, zengin ekler ve kaynak bölümleriyle, tezin, günümüz ve gelecek nesiller için geniş bir bakış açısıyla oluşturulmuş temel bir kaynak olması hedeflenmiştir.
Amik Ovası ve Barak ovasında icra edilen barak havalarının icra ve üslup özelliklerinin karşılaştırmalı olarak incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, Türk halk müziğinin önemli unsurlarından biri olan uzun hava geleneğine ait Barak ağzı uzun havalarının bölgesel olarak karşılaştırılması ve incelenmesidir. Bu bağlamda Amik ovası ile Barak ovasında icra edilen Barak ağzı uzun havalarının icra ve üslup özellikleri incelendikten sonra elde edilen benzerlikler ve farklılıklar ile ilgili detaylı bir değerlendirme yapılmıştır.
Meral Uğurlu'nun sanat yaşamı ve Evcâra Makamında seslendirdiği eserlerin yorum bakımından analizi
Osmanlı Dönemi'nden günümüze uzanan Türk Musikisi geleneği nazari, ameli, fikri ve serencamı değerlendirildiğinde; teknolojik gelişmeler başta olmak üzere yeni akımların, yeni arayışların ve musikide yeni tarzların ortaya çıkması hususunda ''Cumhuriyet'' özel bir anlam arz etmektedir. Cumhuriyet öncesi dönemde başlayıp, cumhuriyetle devam eden sosyo-politik, sosyo-kültürel değişimler ve nihayetinde devrimler ele alındığında toplumsal yapı ile birlikte sanata bakış ve algılayışta da değişimler kaçınılmaz olmuştur. Gramofon ve taş plaklar vasıtasıyla Cumhuriyet dönemine taşınan kültürel miras; makam müziğini, sazlı ve sözlü icra geleneğini ve çeşitli formları kapsamaktadır. Geleneksel makam müziğini; bilhassa saz müziğindeki solo icraları ile 'taksim' kavramını ortaya çıkaran ve bize ilk duyuran kıymetli sanatkâr Tanburi Cemil Bey iken, sözlü müzik intikalini Münir Nureddin Selçuk ve Safiye Ayla gibi emsalsiz sanatkârların sürdürdüğü bilinmektedir. O zamanki adıyla '' Türkiye Radyoları''nda yaygınlaşan müzik yayınlarının ehil yöneticisi olan Mesud Cemil Bey eliyle gerçekleştirilen Klasik Türk Müziği icralarını muhafaza ederken, şahsi üslubu ile bu icraların gelecek nesillere sağlıklı bir şekilde intikalini sağlayan Meral Uğurlu emsalsiz bir konumdadır. Bilindiği üzere, Türk Sanat Müziği adıyla müzik sanatımızın popüler ürünlerini icra ederek daha kolay yoldan tanınıp şöhret olma popülizmine yönelmeden icra yapan sanatkârlar oldukça azınlıktadır. İşaret ettiğimiz hususlar bağlamında; bu çalışmamızda, geleneksel müziğimizin klasik, neo-klasik, romantik ve çağdaş dönem repertuarının klasik formda olan en güzide eserlerine öncelik verilmiştir. Geniş repertuara sahip olduğu ve eserleri dil kurallarına en uygun biçimde icra ettiği, makam ve perde anlayışında çok özenli olduğu genel kabul gören Meral Uğurlu'nun, sanat yaşamı, eğitimi ve icracılığı anlatılmıştır. Bundan başka; onun sanata bakışını, repertuvar seçimindeki özenini, icralarındaki yüksek seviyeyi, icra üslubunu ve diğer bazı hususiyetlerini sergileyiş biçimleri aktarılmaktadır. Bu çalışmada, Sanatkarımızın Evcara makamında seslendirmiş olduğu bir klasik takım ve şarkılardan oluşmak üzere belirlenen altı eser icrasının incelenmesi ve analizleri ile genelde; müzikte üslup-tavır kavramları, özelde ise Meral Uğurlu'nun icralarından hareketle, eser yorumlama, üslup özellikleri, makam ve perde hassasiyeti, duygu ifade eden nüans ve süslemeler eserlerin gerektirdiği metronom- gider gibi unsurlar ele alınmıştır. Cumhuriyet Dönemi icra üsluplarındaki farklılaşmalar, Klasik Türk musikisi adıyla, eski icraların aksine sadelik ve nüanslar yoluyla ortaya çıkmıştır. Nitekim bu farklılaşmaların günümüzdeki eser icra ediş biçimlerinin de temelini oluşturduğu ileri sürülmektedir. Bu bağlamda sanatkârın; büyük formda eserler başta olmak üzere icralarında gerek perde hassasiyeti gerekse tüm nüans incelikleri dikkate aldığı bilinmektedir. Bu çalışmanın, Türk sanat müziği denilen dönemin daha popüler musikisine yönelmeden klasik eserleri kurallarına uygun biçimde icra ettiği düşünülen Meral Uğurlu'nun kendi dönemi içerisinde sanata bakışı, ele alışı ve sergileyişi bakımından literatüre katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
Müze mekanları tasarımında yerleşik teorik yaklaşımlarla, güncel pratiğin ayrıştığı noktaları 2000'ler sonrası Türkiye'de tasarlanmış müzeler üzerinden incelenmesi
Kültürel anlamda insanlara katkı sağlayan müzelerin tarihi boyunca sergiledikleri gelişim organizasyonu dönemlere göre farklılık göstermektedir. Her anlayış biçiminin veya üslubunun zaman içerisinde değiştiği gerekçesiyle ve bu değişimlerin yapılara yansıması süreciyle birlikte farklı tarzlar kullanılarak ilerleme kaydedilmiştir. Değişim kelimesi bu çalışmada birçok alanı kapsamaktadır. Değişim, Sadece yeniliklerin uygulandığı güncel sistemler olmamakla birlikte taklit etmek, esinlenmek, eski ile yeniyi bir araya getirmek gibi anlamlar taşımaktadır. Müzelerin eski dönemlere oranla; günümüzde daha geniş kapsamlı kullanım pozisyonlarına sahip olduğu görülmektedir. Günümüzde müze mekânlarına farklı aktivite mekânları olarak kabul edilmiş, etkileşimsel ve kültürel alanlarda işlevselliğini artırarak insanların müzeleri ziyaret etme oranlarını artırmıştır. Bu çalışmanın amacı; ülkemizdeki müze mekânlarının geçmiş yıllardaki anlayış ve sergileme biçimleri ile üslup ve tasarım açısından mimari biçimlerinin, son yüz yıl içinde gelişim ve değişim süreçleri ile bunların ayrışma sebeplerinin incelenmesidir.
Şükrî divanı (İnceleme-metin)
Şükrî 19. yüzyılda yaşamış, şiirlerinde dini-tasavvufi konuları işleyen tarikat ehli bir şairdir. Şükrî Divanı'nın metni hazırlanırken Ankara Milli Kütüphane yazma eserler bölümünde 06 Mil Yz FB 275 kayıt numaralı, 20 varaktan oluşan ve talik kırması yazı tipiyle yazılan nüshadan yararlanılmıştır. Yapılan araştırmalar sonunda Divan'ın başka bir nüshası tespit edilememiştir. Şükrî, şiirlerinde muhtevayı şeklin önünde tutmuştur. Muhteva olarak şair Allah sevgisi, peygamber sevgisi, vahdet, ayrılık, kavuşma gibi konularını sıklıkla işlemiştir. İçeriği önemseyen şair, dini-tasavvufi konuların dışına çıkmamıştır. Tasavvuf terimlerinden vahdet ve kesret sözcüklerine şiirlerinde fazlaca yer veren Şükrî, sözcük tekrarlarına sıkça başvurmuştur. Şairin şiirlerinde rindane ve şuhane söyleyişler bulunmaz. Şiirleri daha çok hikemi ve sufiyanedir. Şükrî'nin şiirlerinde aruz kusurları oldukça fazladır. Şükrî, 19. yüzyılda Divân edebiyatının ihtişamını yitirdiği bir dönemde şiirlerini kaleme almış ve şiirlerinde şekil kurallarına çok sıkı bağlı kalmamıştır.
Subhî Fahmâvî'nin romanlarında üslûp
Üslûba dair bilgiler, eski Yunan ve Arap edebiyatında hitabet, belâgat, ve edebî eleştiri alanlarına dair eserlerde dağınık bir şekilde yer almıştır. Ancak eleştiri yöntemlerinin gelişmesi sonucunda, edebi metinlerin çeşitli yönlerden incelenebilmesi, bununla beraber belâgat ilminin dil alanında yaşanan gelişmelerden geri kalması, üslûbun müstakil bir bilim olma yolunda ilerlemesine katkı sunmuştur. Her ne kadar terimsel ve teorik alt yapısı oluşmamış ve uygulama yöntemi kesin sınırlarla çizilmemiş olsa da üslûp ve üslûpbilim, dilbilimin bir kolu olarak gelişimini sürdürmeye devam etmiştir. Şahsiyetin kendisi olarak tarif edilen üslûp, bireyin kendisine özgü dil kullanımının yanında edebî metni oluşturan dilsel öğelerin kullanılma biçimlerini, söz dizimsel özelliklerini ve bu özelliklerin anlama katkısını konu edinir. Üslûpbilim ise söyleyişin sahip olduğu ayırıcı özellikleri belirlemeye çalışan ve bu özellikleri belli ölçütlere göre değerlendiren alandır. Hikâye türünde yazdığı pek çok eserinin yanında, kaleme aldığı ondan fazla romanıyla çağdaş Ürdün romancılığının tanınmış simalarından biri olan Filistin asıllı Ürdün vatandaşı Subhî Fahmâvî (صبحي فحماوي), gerek yazdığı konularla gerekse de kullandığı dil ve dilsel öğelerle dikkat çekmektedir. Genellikle Filistin halkının 1948 ve 1967 yıllarında peş peşe yaşadığı felaketler ve sonrasında yaşanan üzücü olaylar, Fahmâvî'nin romanlarında işlenen başlıca konulardır. Bununla beraber Arapların toplumsal hayatlarına dair problem olarak gördüğü birçok konuyu ele alan yazar, anlatımda trajedi ile mizahı yoğurarak kendisine özgü "kahbuka" olarak nitelendirilen bir tarz benimsemektedir. Fahmâvî, anlatımını Kur'an-ı Kerim başta olmak üzere diğer kutsal kitapların metinleri, hadis-i şerifler, şiir, şarkı, atasözü, deyim, fıkra ve hikayelerle zenginleştirip sunmaktadır. Temel amacı düşüncelerini muhataba en doğru ve anlaşılır bir şekilde aktarmak olan Fahmâvî'nin eserleri sözel ve söz dizimsel açıdan da son derece özgündür. Genel olarak kolay, anlaşılır bir seviyede fasih Arapçayı tercih eden yazar, ihtiyaca binaen gerekli gördüğü yerlerde Mısır ve Filistin mahalli dilinden de istifade etmektedir. Sahip olduğu kültürel birikimi, romanlarına başarılı bir şekilde yansıtan Fahmâvî, kurduğu metinler arası bağlantılarla okuyucuyu farklı alemlerde dolaştırmaktadır. Özellikle anlatıcıya anlattırdığı fıkra ve hikayeler, genel olarak romanın ana konusuyla üzülen muhataba tebessüm ettirmektedir. Çalışmada, yazarı dil ve anlatım açılarından farklılaştıran bu ve buna benzer özellikleri belirlemeye çalıştık. Yazarın romanlarında kullandığı dili, belağat ilmi ve gramer başta olmak üzere farklı açılardan değerlendirmeye tabi tuttuk. Düşüncelerini okuyucuya aktarırken yazarın yararlandığı dilsel ve anlatımsal her malzemeyi tespit etmeye çalıştık.
Yunus Kandım'ın şiirleri (inceleme-metin-aktarma)
Bu çalışma, şahsiyetinde şair, tercüman, gazeteci, bibliyografya yazarı, üniversite hocası gibi unvanları taşıyan Yunus Kandım'ın, hayatı ve eserleri hakkındadır. Çalışmanın giriş kısmında Kırım tarihi ve Kırım Tatarları hakkında bilgiler verilmiştir. Kırım Tatar edebiyatının önemli şahsiyetlerinden Yunus Kandım'ın hayatı ve eserlerinden bahsedilmiştir. Bu tezde Şair Yunus Kandım'ın "Sen Deñizge Beñzeysiñ"(1988), "Sarı An" (1997), "Ümüt Yipi" (2001), "Yüreknen Qaplanğan Yer" (2008), "Yuqu Yoqtır Közlerde" (2009) adlı kitaplarındaki 427 şiir önce Kiril harflerinden Latin harflerine transkribe edilmiş daha sonra Türkiye Türkçesine aktarılmıştır. Türkiye Türkçesine aktarmada Türk Dil Kurumunun Güncel Türkçe Sözlüğü, Saim Osman Karahan'ın Dobruca Kırımtatar Ağzı Sözlüğü ve Useinov'un hazırladığı Qırımtatarca-Rusça-Ukraince Lügatından yararlanılmıştır. İnceleme kısmında ise şiirler ses, şekil ve muhteva bakımından incelenmiştir. Sonuç bölümünde ise tezimizin asıl amacı olan Yunus Kandım'ın şiirlerinden hareketle veriler ortaya konmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Yunus Kandım, Kırım Tatar Türkçesi, Kırım Tatar Edebiyatı, Türkiye Türkçesi
Sagiy jiyenbay'ın şiirleri üzerine bir inceleme
Bu tezde; şiirleri birçok sanatçı tarafından seslendirilen, XX. yüzyıl Kazak edebiyatının lirik şairlerinden biri olan Sagiy Jiyenbay'ın şiirleri incelenmiştir. Henüz çocuk yaştayken babasının Rus askerleri tarafından öldürülmesi ve II. Dünya Savaşı'nın köylü üzerindeki olumsuz etkilerine şahit olan Jiyenbay, yaşadığı bu olumsuzlukları romantik bir üslupla şiirlerine yansıtmıştır. Bu çalışmada şairin, Altın Qalam ve Baq Qusı kitaplarından seçilen şiirleri dil ve üslup yönünden incelenmiş ve şairin Türk Halk Edebiyatı geleneğini şiirlerinde büyük bir ustalıkla yansıttığı görülmüştür. Bu çalışmada; Prof. Dr. Nergis Biray ve Prof. Dr. Hülya Kasapoğlu'na ait çalışmalardaki inceleme yöntemleri esas alınmıştır. Tez sırasıyla; "Kazak Edebiyatı, Jiyenbay'ın Hayatı ve Eserleri, Jiyenbay'ın Şiirlerinde Muhteva, Jiyenbay'ın Şiirlerinde Dil ve Üslup" başlıkları altında ele alınmıştır.
Rundbogenstıl ve Doğu Avrupa'ya yansımaları
XVIII. yüzyılda Avrupa'da, ataları kabul ettikleri Antik Yunan ve Roma medeniyetlerinin kültürünü tekrar canlandırma girişimleri paralelinde ortaya çıkan Neoklasisizm ile birlikte mimaride antik düzen ve cephe sistemleri modern yöntemlerle inşa edilen binalara uygulanmaya başlamıştır. XIX. yüzyıl itibariyle ise uluslararası nitelikteki bu üslup, ulusların milliyetçi güdülerine yeterli gelmemiş, her millet kendi ulusal mimari tarzını ortaya çıkarmak adına girişimlerde bulunmuştur. Bu bağlamda ortaya çıkan Rundbogenstil de Almanların kendi milli mimari akımları kabul ettikleri Erken Ortaçağ Avrupa üslupları, bu üslupların beslendiği Roma ile Erken Hristiyan, Bizans, Rönesans mimarisi ve İslami yapı detaylarının iki veya daha fazlasını bir potada eriterek ortaya çıkardıkları eklektik bir anlayıştır. Menşei Bavyera ve Prusya olan Rundbogenstil, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nda da dönem modası ve mimarlar üzerindeki teorik etkiye bağlı olarak kendini göstermiştir. Çek Cumhuriyeti ve Hırvatistan'da, Avusturya ve Macaristan ile var olan sıkı ilişkiler neticesinde yayılan üslup, Avrupa'nın doğusunda yer alan milletler tarafından Ortodoks ruhunu yansıtmak amacıyla (şüphesiz Ortodoksluğun mimarideki temsiliyetinin Bizans şekillenişiyle sağlanabileceği düşüncesiyle) Bizans formlarının daha yoğun kullanılması şeklinde uygulanmıştır. Ayrıca gerek Alman ve Avusturya coğrafyası gerekse Doğu Avrupa'da İslami karakterin yoğun olarak uygulanması şeklinde seyreden bir başka varyant Rundbogenstil'in ise Yahudi yapılarında tercih edildiği görülmektedir. Osmanlı'nın son döneminde özellikle Tanzimat Fermanı ile birlikte azınlıklara verilen haklar sonucunda inşa edilen binalarda stilin yansımaları takip edilmektedir. Literatürde yer alan çalışmalarda stilin Alman coğrafyasındaki teorik zemini hakkında hatırı sayılır verinin mevcut olmasına karşın Doğu Avrupa'da yayılımına ve bu eklektik anlayışı hangi alt üslupların oluşturduğu, alt üslup kombinasyonlarında nelere dikkat edildiği ve bu kombinasyonlar arasındaki farklılığın temelinde yatan teorik anlayışa dair bilgilerin eksikliği göze çarpmaktadır. Bunlara ek olarak stilin bazı kaynaklarda farklı isimlendirmelerle anıldığı, farklı üsluplar içerisinde değerlendirildiği ya da örneklerinin farklı tarzlara atfedildiği de görülmektedir. Bahsedilen bu eksikliklerin tamamlanmasının hedeflendiği bu çalışmada stilin Alman coğrafyasında doğuş ve gelişiminin takibi adına Berlin, Doğu Avrupa'ya yayılımını sağlayan Habsburg sahasındaki şekillenişi temsil etmesi bakımından Viyana, Prag, Budapeşte ve Zagreb ile Doğu Avrupa'ya yansımalarının tahlilini gerçekleştirebilmek için Atina, Belgrad, Sofya ve İstanbul'daki örnekler çalışmanın kataloğunu oluşturmak üzere belirlenmiştir. İncelenen hat üzerindeki eserler mimari özellikleri bakımından değerlendirilmiş, stilin Doğu Avrupa'daki yayılımı ve alt üslup özelliklerine göre gruplamalar yapmak suretiyle stil bünyesindeki üslup çeşitliliği ve ağırlıklarının yapıların ait olduğu etnik-dini gruplarla arasındaki bağlantı saptanmaya çalışılmıştır. Böylece Orta Avrupa'da doğan ve bir ulusu simgeleyen Rundbogenstil'in hem Doğu Avrupa'ya yayılım sürecine neden olan faktörler hem de binalardaki şekillenmesinin analizlerinin sunulacağı bu çalışma Avrupa mimarlık tarihi ve Türk literatürünün halihazırda eksik olan ilgili kısmına büyük ölçüde katkı sağlayacaktır.
Bir çeviri nesnesi olarak mekân ve "Biçem alıştırmaları" metni üzerinden disiplinlerarası bir çeviri araştırması
Bu çalışmada çeviri kavramına, hem dil disiplinleri kapsamındaki tartışmalar ışığında, hem de daha geniş bir perspektiften, yaratıcılığın söz konusu olduğu tüm alanlarda var olan bir yeniden üretme eylemi olarak bakılmıştır. Bu bağlamda, çeviri eyleminin yaratıcı yönünü tasarlama eylemiyle yan yana getirerek, bir tasarım nesnesi olan mekânı bir çeviri nesnesi olarak yeniden tanımlamak amaçlanmıştır. 1960'ta Fransa'da kurulmuş bir oyun kulübü olan Oulipo (Potansiyel Edebiyat Atölyesi) grubunun deneysel üretimleri, çeviriyi bir iletişim problemini çözmenin ötesinde yazma eylemindeki yaratıcılığı geliştiren bir eylem olarak ön plana çıkarmaktadır. Ayrıca Oulipo grubunun kendine özgü teknikleri, disiplinlerarası çevirilerle edebiyat haricindeki alanlara da uyarlanmıştır. Raymond Queneau'nun bir hikâyenin 99 çeşitlemesiyle dilin olanaklarını araştıran, çeviri ve yaratıcılıkla güçlü bağlar kuran Exercices de Style (Biçem Alıştırmaları) adlı Oulipocu metni, bu çalışmada bir kaynak metin olarak incelenmiştir. Çalışmanın son bölümünde, başka dillere ve başka disiplinlere pek çok kez çevrilmiş olan bu eserin mekânsal bir çevirisi denenmiştir. Bu önermede üretilen 33 çeşitlemeyle Oulipo'nun mekânsal üretim ortamındaki potansiyeli araştırılmıştır.
Cumhuriyet'ten günümüze Türk Dili ve Edebiyatı öğretim programlarında şiir türünün öğretimi üzerine bir inceleme
Bu çalışma Cumhuriyet dönemi ve günümüze değin Türk Dili ve Edebiyatı programlarında şiir türünün incelenmesini amaçlamıştır. İnceleme yapılırken Türk Dili ve Edebiyatı dersinin maksat ve amacına odaklanılmıştır. Kaynak olarak kılavuz edindiğimiz 'Tebliğler Dergisi'nde göründüğü üzere her yılın müfredat programında yer alan Türk Dili ve Edebiyatı dersinde işlenilen şiir konusu, edebi ve sanatsal olarak farklılıklar ve nitelik olarak değişimler gösterse de bazı dönemlerde kendini tekrarladığı gözlemlenmiştir. Bakıldığında, öncelik öğrencinin sadece düzgün okumaya, okuduğu parça üzerinde düşünmeye alışması yeter görülmektedir. İkinci aşamada nazım, nesir ayrılığı ve bir yazıda aranacak üslup özellikleri basit bir şekilde öğretilmelidir. Devamında gerçek ve mecaz kelimeler arasındaki farklar gösterilmelidir. Öğrencilerin edebi sanatlara özenmeleri zararlı görülmemekle beraber öğrenciye ders saatinde şiir, hikaye, piyes, roman gibi türler üzerine çalışma imkanı verilmemiştir. Serbest yazılarla öğrencinin şiirden çok diğer türlere ders saati dışında vakit ayırması tespit edilmiş, şiir türü göz ardı edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Şiir, dönem, üslup, amaç, edebiyat.
Rahman suresinde belagat ve üslup açısından sanatsal suret güzellikleri
Kur'an-ı Kerim; fikri, edebi, retorik ve üslup bakımından önemli ilahi bir kitaptır. İşte bu çalışmalardan birisi de belagat araştırmalarını zenginleştiren zımnen de Kur'ân-ı Kerîm'in taşıdığı betimsel estetiğe yönelik. Bu çalışmada, Rahman Suresi'nin belagat ve üslup açısından taşıdığı betimsel estetik ele almıştır. Bu çerçevede araştırmada belagat, meânî ilminde varit olan sanatsal betimler, beyana dair çeşitlilikleri ve bedi' sanatlarını bir araya getirilmiştir. Çalışma giriş, başlangıç, üç bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. Giriş bölümünde Rahman Suresi'nin mahiyeti indiği yer ve sebebi nüzulü, surenin öncesi ve sonrası ile olan münasebeti, tilavet ve nüzuldeki tertibi, fazileti ve temel hususiyetleri ele alınmıştır. Birinci bölümde Kur'an-ı Kerim'deki sanatsal suret, sanatsal suretin mahiyeti üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde; Rahman Suresi'ndeki sanatsal betimlemeler; meânî, bedi' ve beyan ilimleri bağlamında incelenmiştir. Üçüncü bölümde; Rahman Suresinde yapısal nazım üslubu, hitap üslubu ve çeşitleri incelenmiştir.
Türk müziği klâsik kemençe icrâsında nota icrâ farklılığı, Aleko Bacanos örneği
Türk müziğinde klâsik kemençe XX. yüzyıl öncesi genellikle fasıl icrâları ve incesâz topluklarında kullanılarak yer edinmiş fakat sonrasında mûsikîmizin en önemli sâzlarından birisi olmuştur. Bu süreçte kemençenin Türk müziğinin beylik sâzları arasına girmesinde Tanbûri Cemil Bey'in bir icrâ tavrı oluşturmuş olması etkili olmuştur. Bu icrâ tavrının yanısıra Rum kökenli icrâcıların kullanmış olduğu icrâ tavrı da mûsikîmiz için önemli bir konumdadır. Bu araştırmada, klâsik kemençe icrâsında bulunan üslûp-tavır öğeleri, eserler içerisinde yer alan çeşitli yorum ve ifade unsurları ele alınarak incelenmiştir. Bu incelemeler vesilesiyle Türk müziği klâsik kemençe icrasında yazılı kaynaklara bir katkı sağlamak amaçlanmıştır. Türk müziğinde kemençe icrâ tavırlarından biri olan Rum Kemençe icrâ ekolü, bu ekolün yorum ve ifade unsurları, ulaşılabildiğimiz kayıtlar dinlenerek çeşitli işaretler aracılığıyla notaya alınmıştır. Tahlillerin aracılığıyla daha evvel incelenmemiş olan Rum kemençe icrâ tavrı ve Aleko Bacanos'un icrâ üslûbu hakkında fikir oluşturacak veriler elde edilmiştir. Ortaya çıkan bulgular ışığında Rum kemençe icracılığının temsil isimlerinden olan Aleko Bacanos'un kullandığı yorum ve ifade unsurlarının Türk müziği klâsik kemençe icrâsında bulunan klâsik tavır öğeleriyle önemli ölçüde örtüştüğü, bu verilerin her iki ekolün de icrâcısı tarafından örnek olarak alınıp takip edilebileceği sonucuna varılmıştır. Bu minvalde Rum icrâ ekolünün, "piyasa tarzı" adlandırılmasından daha farklı bir düzlemde olduğu sonucuna ulaşılmış ve Aleko Bacanos'un icrâ üslubu ortaya çıkartılmıştır. Anahtar Kelimeler: Türk müziği, klâsik kemençe, Aleko Bacanos, üslûp, tavır.
Türk mûsikîsi keman icrâsında nota-icrâ farklılığı, Nubar Tekyay örneği
Nubar Tekyay, Türk mûsikîsinin keman ile icrâsı ve Türk mûsikîsi üslûbu temelinde özgün keman tavırlarının oluşmasına katkı sağlamış önemli isimlerdendir. Türk musikîsi alanında kendine has tavır ve teknikleriyle kendisinden sonra gelen keman icrâcılarını etkilemesi bakımından ekol olarak kabul edilmektedir. Bu çalışmada, literatürde bu alanda yapılmış az çalışma olması ve Türk mûsikîsi keman eğitimine kaynaklık edebilecek olması bakımından, Nubar Tekyay'in keman icrâsının teknik özellikleri ve Türk mûsikîsi üslubunda keman icrâ tavrı somutlaştırılması amaçlanmıştır. Araştırmada Nubar Tekyay'ın ulaşılabilen eser icrâ kayıtları notaya alınmış, eserin beste nota nüshası ve Nubar Tekyay'ın icrâsı olmak üzere alt alta iki dizekte yazılarak karşılaştırılmış, incelenen kayıtlar doğrultusunda Tekyay'ın keman tavrı ile icrâ özellikleri, yorum ve ifâde unsurları başlıkları altında incelenmiş ve somutlaştırılmıştır. İncelenen kayıtlar ışığında Tekyay'ın Türk musikîsi üslubuna ve geleneğine sadık kalarak, yorum ve ifâde unsurlarını kullanarak kendi özgün keman tavrını oluşturduğu sonucuna varılmıştır.