Varoluşçuluk

78 theses under this subject heading

DoctorateOpen AccessTR

Manevi danışmanlığın felsefi temelleri

Bu çalışmanın temel amacı, manevi danışmanlığın felsefi temellerini araştırmak ve bu doğrultuda felsefi kaynaklara bağlı bakış açısının manevi danışmanlık alanına sağlayacağı katkıları incelemektir. Bu bağlamda çalışmada, pratik felsefi geleneğin temeline inilerek felsefenin ruhun bakımı için gerekli görüldüğünün ve maneviyatı yadsımayıp aksine kucaklayan bir düşünme etkinliği olarak yürütüldüğünün altı çizilmiştir. Antik Yunan felsefesinin ve İslam ahlak metafiziğinin yol gösterici ve mutluluk verici boyutuyla ele alındığı çalışmada, modern manevi danışmanlık uygulamalarına teorik temel sağlayacak felsefi öğretiler ve temalar üzerinde durulmuştur. Manevi danışmanlıkta felsefi düşünmenin değerinin, modern bireyin belirsizliklerinin ve maneviyat arayışının, felsefenin din ve maneviyatla olan ilişkisinin tartışıldığı bu çalışmada, din felsefesinin temel problemlerinden olan kötülük problemi, danışanın aşkın varlıkla ilişkisi bağlamında incelenmiştir. Türkiye'de manevi danışmanlık alanına felsefi bir perspektiften bakan ilk çalışma olan bu araştırmada sonuç olarak; (i) manevi danışmanlık ve rehberliğin felsefi temellerinin olduğu; (ii) manevi danışmanlık hizmeti veren manevi danışmanların, gerek danışmanlığın amaçlarına ulaşmalarında gerekse kullandıkları teknikler açısından felsefi birikimden yararlanabilecekleri; (iii) manevi danışmanlık alanında, manevi danışman ve danışan arasında gerçek bir terapötik anlamanın sağlanıp sağlanamayacağının sorgulanabilmesi ve bu terapötik anlamanın ve yorumlamanın gerçekleşebilmesi için gerekli görülen teknikler açısından felsefi kaynaklardan yararlanılabileceği saptanmıştır.

DanışmanlıkDanışmanlık hizmetleriDin felsefesi+7
Emel Güvenç
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Heidegger'ın 'Varlık ve Zaman' adlı eserinde insan varlığının varoluşsal özellikleri

Bu çalışma Heidegger'in Nazilerle olan ilişkisini, onun bitmemiş başyapıtı 'Varlık ve Zaman'dan hareketle değerlendirmek ve Heidegger'in neden Nazizmi benimsemiş olamayacağını, Varlık ve Zaman için "Nasyonal Sosyalizme hizmet eden bir eser" denemeyeceğini Varlık ve Zaman'da temellendirilen Dasein'ın varoluşsal özelliklerinden hareketle ispatlamak amacındadır. Bu sebeple ilk bölümde Heidegger'in temel soru(n) olarak gördüğü "Varlık Sorusu" ile neyi kast ettiğini açıklamaya çalışacağım. İkinci bölümde ise bu soru(n) ile ilgili çözüme gidecek varlığın neden Dasein olduğunu gösterip, Dasein'ın eksistensiyal özelliklerini açıklamaya çalışacağım. En son bölümde ise Dasein ile anlatılmaya çalışılanın dünya-içinde olan bir varlık olmasını ve bu sebeple hergünkülük ve zaman içersinde olduğunu açıklayacağım. Sonuç bölümünde ise Heidegger'in temel problemi olan Dasein'ın, yine onun problemine getirdiği yaklaşımdan kaynaklı, neden Nazi düşüncesine hizmet etmediğini göstereceğim. Anahtar Kelimeler: Dasein, varlık, varolan, ihtimam-göstermeklik, hergünkülük, dünya-içinde-olma, birlikte-olma.

FelsefeHeidegger, MartinVaroluşçuluk+1
Zafer Gündüz
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Soren Kierkegaard'da pişmanlık ve teslimiyet kavramları

Bu çalışmanın amacı, bireyi modern zamanın kargaşasından kurtararak kendi varlığını ve Tanrı bilincini ortaya koymaktır. Bunu da Kierkegaard'ın ele aldığı kavramları üzerinden değerlendirmektir. Kierkegaard'ın kavramları (estetik, etik, dinsel varoluş alanları, umutsuzluk, kaygı, korku, sıkıntı, dehşet, acı) birey bu kavramları hayatı boyunca yaşar. Bu kavramlar her ne kadar olumsuz olarak görülse de bireyi kendine getiren ve onu var eden bir yetiye sahiptir. Çünkü birey bu kavramların farkına vararak hem kendi benliğini hem de Tanrı'nın varlığına ulaşır. Böylelikle mutlak olanın varlığını hissederek imanın idrakine varır. İman kavramı bu yönüyle birey için önemli olan ve yaşadığı hayatı anlamlı kılacak bir yetidedir. Birey için kendi içindeki güçtür. Birey yaşadığı zaman içerisinde bu gücünü göremez. Yaşadığı her şey onu bu güçten mahrum eder. Ama bir süre sonra hayatın bunaltıcılığı karşısında yaşadığı kavramların etkisiyle kendini bulur. Bu buluş her koşulda birey için pişmanlıktan bir çıkış ve teslimiyete götüren bir araçtır. Bu yönüyle iman bireyin inancını oluşturan ve onun hayatta karşılaştığı tüm sıkıntıların bir kurtuluş yoludur. Ama her şeyden önce bireyin kendi varlığını ve Tanrı'nın varlığını idrak etmesinin koşulu, bir seçimde bulunmaktır. Kierkegaard felsefesinde önemli bir yere sahip olan seçim, her zaman ve her yerde kendini gösterir. Varoluş alanlarında veya birey için huzursuzluk kaynağı kavramların içerisinde bireyin bir seçim yapması gerekir. Bu açıdan seçim bireyin teslimiyeti ve kendi varlığını ortaya koyarak Tanrı'yı bulmasında önemli bir yere sahiptir.

Din felsefesiEstetikEtik+7
Sinan Abonoz
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessEN

The concept of freedom of existentialist philosophers

Existentialism, one of the present day philosophy movements, was indeed born as a reaction to traditional philosophy currents. As a refutation to the Cartesian philosophy, strict lines of rationalist thought, abstract philosophy and Aristotelian metaphysics, it attaches importance to the absolute existence of human and centering on human. It bases existence on freedom, voices the human as a free creature, is impressed from human's life philosophy, proposes the art of understanding and give importance to phenomenological approaches. Existentialist philosophy is considered as a philosophy lack of system and as a stream advocating that the existence precedes the spirit. The pioneers of existentialist philosophers are presented on a very wide scale and like Soren Kierkegaard, Martin Heidegger, Karl Jaspers, Gabriel Marcel, Jean-Paul Sartre, Albert Camus, Merleau Ponty, Martin Buber, Paul Tillich and Simone de Beauvoir do not exhibit a routine approach to the philosophy. While some of these philosophers known as existentialists, exhibit an atheist approach, some give importance to the religious experiences. Furthermore while some of them put forwards individualism, the some care about the social dimension and communication of human with others. Existentialist philosophers stand out with their historicitical, phenomenological, hermeneutical individualist and feministic methods and approaches. Existentialist philosophers stand out with their philosophical dialectics as well as their skills in literature, poetry, art, theater, music and writings. Human centered existentialist philosophers remark that human being is not there as the object but at the very inside of the world. They emphasize the subjectivity of the human and give importance to where Dasein stands in the analysis of existence. They develop the concept of humanism of existence, by considering the humans' search for meaninig. Defending that the core of humanism of existence is composed of freedom, the existentialist philosophers refuses determinist approaches giving a special importance to the freedom of choice and care about the design of humanity. They deal the concept of freedom with an emotion of responsibility rather than a random sense of freedom. Although they deny universal laws, rigid moral rules and hierarchy of norms, they did not move very away from ethical patterns. They propose a life based on ethical patterns, the presence of ethical codes and that people create their own rules. They develop an ontology based on freedom and specially a phenomenological theory of ontology. Although the atheist existentialists deny the existence of God, the existentialist philosophers caring about the religious experiences, set a network of relations between the freedom and belief. They thought that the belief rescues the individual from the dependence upon the material, material world and some worldly passions. Existentialist philosophers remark the relation with the others, and justify that our freedom may only be limited with the freedom of others.

Religious philosophyExistentialismFreedom+1
Ahsen Şeyma Özköse
Yozgat Bozok University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Oğuz Atay'ın romanlarında varoluşçuluk

Sınırları tam olarak belli olmayan fakat etki alanı son derece geniş olan ve tanımı filozoftan filozofa farklılıklar arz edebilen bir felesefi akımdır varoluşçuluk. Özellikle 20. yüzyılın ilk yıllarından itibaren Avrupa düşün hayatına damgasını vurmuş olan bu akımın temsilcileri arasındaki isimler üzerine de tam bir mutakabat yoktur. Buna karşın adları Varoluşçuluk akımıyla anılan filozofların başlıcaları şunlardır: Soren Kierkegaard, Friedrich Nietzsche, Martin Heidegger, Jean Paul Sartre, Karl Jaspers, Albert Camus, Gabriel Marcel, Maurice Merleau - Ponty… Adı bu gruba eklenebilecek yahut adı bu gruptan çıkaralıbilecek isimler olmakla birlikte genel kanı bu isimlerin Varoluşçuluk akımının temsilcisi olduğu yönündedir. Varoluşçuluk, özellikle Jean Paul Sartre, Albert Camus gibi filozoflar tarafından edebiyat alanına taşınmış ve bundan ötürü de başka hiçbir felsefi akımda olmadığı kadar edebiyatla iç içe olmuştur. Varoluşçuluğun edebiyatla yoğun iç içeliğinin bir diğer nedeni de Rus yazar Dostoyevski'nin yapıtlarının barındırdığı varoluşçu unsurların adı varoluşçulukla anılan filozoflar tarafından yoğun bir şekilde kullanılmasıdır. Türk Edebiyatında da bir çok yazarı derinden etkilemiş olan varoluşçuluk akımı özellikle 1950'li yıllardan sonra edebiyatımızda yoğun bir şekilde görülmeye başlanır. İşte araştırmamızın amacı da Oğuz Atay'ın Tutunamayanlar ve Tehlikeli Oyunlar romanlarında da etkisi yoğun bir şekilde görülen varoluşçu unsurları ortaya çıkarmaktır. Bu amaç doğrultusunda çalışmamızda öncelikle birincil kaynaklardan varoluşçuluk okumaları, bu okumalardan elde edilen veriler doğrultusunda da varoluşçu fenomenleri belirleyip bu fenomenlerin tezimize konu romanlar üzerinden tespitini yaptık.

Atay, OğuzRomanTürk romanı+1
Bülent Aytok Özaltıok
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

İkinci yeni şiiri ve varoluşçuluk

İkinci Yeni hareketi belki de Türk şiiri üzerinde en çok tartışılan dönem olmuştur. Çalışmamız temelde Türk şiir hareketinde kırılma yaratmış İkinci Yeni şiirinin felsefi kaynaklarından en önemlisi olan Varoluşçuluk akımıyla kesişmesini baz almıştır. Tezimiz iki ana başlık etrafında toplanmıştır. Birinci bölümde Varoluşçuluğun ve İkinci Yeni şiirinin oluşum şartları ve özellikleri üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde ise İkinci Yeni şiiriyle kesişen varoluşçu temalar ve şiirler üzerinden gidilerek etkilenmeler gösterilmiştir. Sonuç bölümünde ise tespit edilen unsurlar üzerinden çıkarıma gidilmiştir. Anahtar Kelimeler: İkinci Yeni, Varoluşçuluk.

Türk şiiriVaroluşçulukİkinci yenilikçiler+1
Murat Koska
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Bağlanma stillerine göre varoluşçu temaların keşfi: Genç yetişkinlerin ilişkisel dünyasının fenomenolojik olarak incelenmesi

İnsanın diğerleriyle ilişkiler kurması yadsınamaz bir gerçektir. İnsan ilişkilerinde bireyin diğerleriyle kurmuş olduğu güçlü bağların nedenlerini açıklamaya çalışan bağlanma kuramı son yıllarda birçok araştırmaya konu olmuştur. İlişkisel bir varlık olarak dünyada yaşamını sürdüren insan, insanın dünyada olma halleri, insanın dünyaya ve ilişkilerine dair anlam arayışı, varoluşçu yaklaşımın anlamaya çalıştığı konulardır. Literatüre bakıldığında, insan ilişkilerini anlamaya yönelik olarak, bağlanma stilleri ve varoluşçu yaklaşımın bir arada incelendiği çalışmaya rastlanmamıştır. Çalışmanın amacı, bireylerin bağlanma stillerine göre ilişkisel dünya deneyimlerini anlamaya çalışmak, bu deneyimlerde açığa çıkan varoluşçu temaları keşfetmektir. Örneklem, Kayseri ilinde ikamet eden 4 kadın ve 4 erkek olmak üzere 8 katılımcı şeklinde belirlenmiştir. Her katılımcı kendisine verilen ilgili ölçeği değerlendirmiş, sonrasında her katılımcı ile birebir ve yüz yüze olan görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Bu görüşmelerde katılımcıların onayı ile ses kaydı alınmıştır. Katılımcılarla gerçekleştirilen görüşmeler, nitel araştırma yöntemi olan yorumlayıcı fenomenolojik analiz tekniği ile incelenmiştir. Analiz sonuçlarına göre "ilişkilerin fiziksel boyutu, ilişkilerin sosyal boyutu, ilişkilerin kişisel boyutu ve ilişkilerin tinsel boyutu" olmak üzere 4 üst tema belirlenmiştir. Her üst tema, aynı zamanda farklı sayılarda alt temaya ayrılmıştır. Tüm temalar, ilgili literatürde yer alan araştırmalar aracılığıyla tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Varoluşçu Yaklaşım, Bağlanma Stilleri, İnsan İlişkileri, Yorumlayıcı Fenomenolojik Analiz.

Bağlanma stilleriFenomenolojiNitel araştırma+2
Oğuzhan Erikci
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Martin Heidegger ve İsmet Özel'de şiir-metafizik ilişkisi

Heidegger, felsefesinde şiire kurucu bir görev verir. Ona göre şiir hakikatin kurulumu olarak ontolojik bir işleve sahiptir. Bütün felsefesini insanın ontolojik yapısı üzerine kuran Heidegger, geleneksel Batı düşüncesini eleştirerek bu felsefe yapma türünün varlığın unutulmasıyla sonuçlanan bir çıkmaz içinde olduğunu savunur. İnsan ile varlık arasındaki ilişkinin trajik bir süreç olduğunu iddia eden Heidegger, Hölderlin'in mersiyelerinden yola çıkarak insanın dünyada varoluş şeklinin şairane olduğunu ve bu varoluş şeklinin ancak şiirle ifade edilebileceğini söyler. Ona göre şiir, doğada gizli olanın ifşa edilme şeklidir. Şiir, dilde kurulanın tamamlanmasıdır. Böylece şiir, varlığın görünüme gelmesini ifade eden tek yol olur. İnsan, şiir aracılığıyla yeryüzünde bir dünya kurar. Özel, söylemlerini ve şiirlerini insan üzerinden gerçekleştirir. Şiirlerinde ve yazılarındaki temel motif insan ile doğa arasındaki ilişkiyi ortaya koymaktır. Şiirlerini insan varoluşunun trajik oluşu üzerine kurgulayan Özel, bu trajikliği aşmanın yolunun insanın Yaradan'a yaptığı yolculukta gizli olduğunu düşünür. İnsanın şiirde hiç kimsenin elinden alamayacağı bir yurt kurduğunu iddia eden Özel, şiiri insanın yolculuğunu ve kurmuş olduğu dünyayı ifade etme şekli olarak görür. Böylece şiirin insan varoluşunda kurucu öğe olduğunu savunur. Şiir, insanın anlam dünyasını kuran ve şekillendiren yegâne yoldur. Gerek Heidegger gerek Özel, insan varoluşunun trajik olması ve bu trajikliğin ifade şeklinin şiir olması bakımından ciddi benzerlikler taşırlar. Bu anlamda bu tez hem şiirle metafizik arasındaki ilişkiyi doldurması bakımından hem de Heidegger ve Özel'in insan varoluşuna ve şiire yükledikleri anlam dikkate alındığında benzerliklerini ortaya koyması bakımından literatürdeki önemli bir boşluğu doldurmayı amaçlar. Anahtar Kelimeler: Martin Heidegger, İsmet Özel, Şiir-Metafizik, Varoluşun Trajikliği, Şiirsel İkamet.

Heidegger, MartinMetafizik şiirVaroluşçuluk+2
Mustafa Sarı
Ankara Social Science University · İslami İlimler Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Varoluşçu felsefe ve kadın özgürlüğü: Simone de Beauvoir örneği

20. yüzyılın önemli kadın felsefecilerinden olan Simone de Beauvoir, varoluşçu felsefenin temel tezlerini, kadın özgürlüğü bağlamında yeniden yorumlamıştır. "Kadın doğulmaz, kadın olunur" cümlesiyle biyolojik cinsiyet ile toplumun dayattığı toplumsal cinsiyet kategorileri arasında ayrıma gitmiştir. Kadının hormonları, onu erkek karşısında başka konumuna yerleştirmemiştir. Bu durum toplum tarafından yaratılmıştır. Beauvoir'ın adını duyurduğu İkinci Cinsiyet, kadının toplum tarafından nasıl ötekileştirildiğinin, biyolojik, tarihsel ve bilimsel verilerle ortaya konulduğu, önemli bir eserdir. Bu çalışma ile varoluşçu felsefe açısından kadının konumu, Beauvoir'ın ikinci cinsiyet kavramı üzerinden incelenmiştir. Bu doğrultuda çalışmanın giriş bölümünde varoluş felsefesi hakkında bilgi verilmiştir. Birinci bölümde ise düşünce tarihinde kadın özgürlüğü ele alınmıştır. İkinci bölümde de varoluş felsefesinin kadına bakışı hakkında genel çerçeve çizilmiştir. Üçüncü bölümde, Simone de Beauvoir'ın varoluşçu felsefesi içerisinde kadın özgürlüğüyle ilgili ortaya koyduğu fikirleri İkinci Cinsiyet kitabı bağlamında incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Kadın, Öteki, Varoluşçuluk, Özgürlük

Batı felsefesiBeauvoir, Simone deFelsefe+5
Şeyma Hande Sürücü
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Tarkovsky sinemasında varoluşsal felsefe: Stalker, nostalji ve kurban film üçlemesi

Felsefe ve sanat arasındaki bağ uygarlık tarihinin her çağında karşımıza çıkmaktadır. Kurulan bu bağ bazen çok güçlü bazen de zayıf olabilmektedir. Fakat sanat tarihi incelendiğinde, düşünce yoğun ortamlarda sanatın gelişip yaygınlaşmasının mümkün olduğu görülmektedir. Düşünce ortamının zayıfladığı dönemlerde ise sanatın gerilediği söylenebilir. Felsefe ve sanat arasındaki bağı güçlendiren temel unsur ve öncelikli sorun ise "insan"dır. Bu anlamda insanı anlamak, bunun yanı sıra yaşamı anlayarak yorum getirmek söz konusu olduğunda felsefe ve sanat ortak bir paydada buluşmaktadır. 20. yüzyılın önde gelen yönetmenlerinden biri olan Andrei Tarkovsky çektiği filmlerde adeta bir filozof gibi varoluşçu felsefenin arayışına oldukça fazla temas etmiş bir yönetmendir. Tarkovsky, filmlerinde bilimsel olarak bir analiz yapmaktan çok duygusal bir tarzda insanın varoluş mücadelesini ele almıştır. Tarkovsky'nin özellikle Nostalghia, Kurban ve Stalker filmlerinde varoluşçu felsefenin kurucusu olarak kabul edilen Kierkegaard'ın ortaya koymuş olduğu birçok varoluşçu konuyu ele almış olduğu görülmektedir. Bu çalışmada Tarkovsky'nin Stalker, Nostalji ve Kurban filmleri metin analiz yöntemi ile analiz edilmiş ve sinemaya varoluşçu bakışı mümkün kılarak, en azından, sinema ve felsefe arasında kurulan bağa bir örnek teşkil etmiştir. Böylelikle iletişim bilimlerinin konu edindiği insan ve onun yaşamını anlamaya giden yolda bir adım atılmıştır.

FelsefeFilmSanat+5
Merve Türe
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Bergson'a göre varoluşsal konumu bakımından insanın durumu

Bu çalışmada Henri Bergson'un felsefi sisteminde varlığın değerlendirilmesi açısından insanın konumu tartışılmaktadır. Bergson'un felsefe anlayışında varlığın yapısı sürekli bir oluş olarak sunulduğundan, insanın bu oluşsal konum açısından nasıl konumlandırdığı önem kazanmaktadır. Bu sürekli değişmeler alanında, insanı insan yapanın ne olduğu bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışmada bu sorun ayrıntılı olarak incelenmeye çalışılmıştır.Henri Bergson'un felsefesi temel olarak onun zaman anlayışına dayalıdır ki o bunu süre olarak adlandırır. Bergson süre kavramını düşüncesinin ilk dönemlerinde daha açık bir şekilde insanla ilişkili olarak ortaya koyduktan sonra, bu kavramı daha da genişleterek evrenle özdeşleştirmiştir. Daha sonraki çalışmalarında Bergson insanı bir süre varlığı olarak ortaya koymuştur. Bergson varlık düşüncesini ortaya koyarken hayat hamlesi, bellek, bilinç ve evrim kavramlarını kullanmıştır. Hayatın kendini oluşturmaya koyarken ki çabası evrim olarak belirir. Hayat maddenin kendisine karşı olan direncini aşmaya çalışır, maddeye özgürlük sokmaya çalışır. Hayat bu bağlamda çeşitli gelişim aşamalarından sonra, kendini gerçek anlamda ve özgür bir şekilde insanda ortaya koymuştur. Dolayısıyla insan hayatın kendini gerçekleştirdiği varlık olarak ortaya çıkmaktadır. Ayrıca Bergson'un hem varlık düşüncesinde hem de insan anlayışında bellek önemli bir yere sahiptir ki bu kavram da süreyle ilişkilidir.

BellekBergson, HenriBilinç+6
Ceyhun Akın Cengiz
Gazi University · Institute of Educational Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Soren Kierkegaard'ın ahlak anlayışı

Soren Kierkegaard, 19. yüzyılın başlarında yaşamış Danimarkalı bir düşünürdür. Döneminin sosyal ve dini kurumlarına yaptığı eleştirileriyle ün salmıştır. Eserlerinin değeri ancak 20. yüzyılın sonlarında anlaşılmaya başlanmıştır. Kierkegaard, melankoliyi yaşam tarzı haline getirmiştir. Sokrates'ten sonra en önemli ironist Soren Kierkegaard'dır. Kierkegaard, varoluşçuluk düşüncesinin temellerini atmıştır. Kierkegaard'a göre insan olmak doğuştan kazanılan bir özellik değildir. İnsan, kendini fark ederek insan olma sıfatını hak eder. Kierkegaard'ın oluşturduğu ahlak tanımlaması, din olgusu ile iç içedir. Kierkegaard, insan ahlakını üç başlık altında toplar. Bunlar; etik evre, estetik evre ve dini evredir. Estetik evre kişisel zevklerin peşinden koşan insanı, etik evre evrensel kurallara uyan insanı, dini evre ise kendini Tanrı'ya teslim etmiş insanı ifade eder. Ona göre varoluşun en üst basamağına çıkmış insan, İbrahim peygamberdir. Kierkegaard'ın ahlak anlayışı Fideizm anlayışıyla oluşturulmuştur. Fideizm, katı imancı ve teslimiyetçi anlayıştır. Kierkegaard'a göre insan, ancak Tanrı ile arasında kurulan yüce bağ sonucu mutluluğa ulaşır. İmana ulaşmak için kişinin öncelikle kendini keşfetmesi gerekir. Çünkü ancak ben olabilen insan hayatı her yanıyla kabullenir. İnsan gerçek mutluluğa ancak kendini Tanrı içine atarak ulaşabilir.

AhlakAhlak felsefesiDin felsefesi+5
Rabia Turan
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Nurettin Topçu'da var olma iradesi

Bu çalışma Topçu'nun irade düşüncesini inceleme amacı taşımaktadır. Bu anlamda ilk olarak iradenin tanımından yola çıkılmış, felsefe tarihinde irade hakkındaki farklı bakış açıları incelenmiştir. Topçu'nun irade düşüncesinin mistik bir irade anlayışı çerçevesinde geliştiği gözlenmiş ve bu noktadan hareketle Topçu'da iradenin seyri anlamında, iradenin, fertte, devlette, millette, sanatta, dinde ve son tahlilde ahlakta aldığı şekiller gözler önüne serilmiştir. Son tahlilde Topçu'nun iradeye bakış açısının varoluşsal bir bakış açısıyla paralellik arz ettiği üzerine vurgu yapılmıştır.

Benlik kavramıTopçu, NurettinVaroluşçuluk+1
Ramazan Karaman
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Jean Paul Sartre'ın Gizli Oturum Oyununun görsel yorumları

Bu araştırmada J.P. Sartre'ın bir oyunu olan ?Gizli Oturum? metni ele alınmış, ayrıntılı irdelenmiş ve görsel yorumları yapılmıştır. Araştırma bir yazın dilinin plastik dile dönüşümüyle ortaya çıkan düşünsel ve plastik kapsamla sınırlandırılmıştır. Bir düşünür ve sanatçı olarak Sartre'ın felsefesi, oyunlarının düşünsel çerçevesi, ?Gizli Oturum? metninin düşünsel ve sanatsal yönü ve metin ve görüntü arasındaki ilişki araştırmayı desteklemesi açısından tezin kapsamına alınmıştır. Dört bölümden oluşan bu araştırmanın son bölümü de ?Gizli Oturum? oyun metninden yola çıkılarak yapılan uygulamalardan oluşmaktadır.Oyun metninden özellikle içerik düzlemi yönünden yararlanıldı. Metnin anlatım düzleminde yer alan dilbilgisel ve biçemsel özelliklerinden çok, içerik düzleminde yer alan anlatım öğeleri dikkkate alındı. Öğelerin birbiriyle ilişkileri, karşıtlık ve özdeşlik gibi bağıntılarından metindeki anlamları oluşturan gösterilenlerden yola çıkıldı. Bir çok sözcüğün biraraya gelişiyle oluşan bu anlam bütünlüğü zihnimizde imgeler olarak canlanır. İmgeler bizi çeşitli nesnelere, mekanlara ve görsel biçimlenmelere taşır.Oyunun düşüncesi, insanın varoluşunun merkezinde ne gördüğümüz ve nasıl göründüğümüzün dengesi üzerine dayanmakla beraber insanın özgür iradesiyle seçtiği varoluşun başkası karşısında değiştirilemeyeceğini de işler. Oyunun temel düşüncesini veren en ünlü deyim metinde de geçen ?Cehennem başkalarıdır? önermesidir. Bu söz, Sartre'ın insan ben'inin doğasını sorgulayarak; insanın başkasına bağımlılıktan kurtularak özgürleşmek üzerine temellendirdiği varoluşçu dünya görüşünün özünü verir. Gizli Oturum, farklı coğrafyalarda yaşamış ve birbirini daha önce hiç görmemiş yeni ölen üç insanın bir arada bulunmalarını konu alır. Bu üçlü, ikili ilişkiler kurarak üçüncüyü dışarıda bırakmanın formüllerini ararken, aslında, sonsuza kadar konuldukları cehennem hücresinde birbirlerine mahkûm olmuşlardır. Her biri diğeri için artık cehennemdir. Oyunda cehennem bir otel odası metaforuyla verilir. Metinde insanın özgürlük istemi başkalarıyla sınırlandırılmış ve başkaları bireyin varoluşunu gerçekleştirmesi için hem engeldir hem de gereklidir.Resim yorumları, metnin özünü/düşüncesini veren ?cehennem başkalarıdır? metaforuna dayanır. Tez için yapılan uygulama çalışmaları 18 adet 200x100 cm tuval üzerine yağlı boya resimden oluşmaktadır. Tuvallerin görsel sunumu, metnin düşüncesine uygun, iki tuvalin üçüncüyü göremeyeceği şekilde 45 derecelik açıyla ve aralıksız birbirini takip edecek şekilde yerleştirilmiştir. Oyunda birinin varoluşunun diğerine bağlı olduğu ve bir kısır döngüyle sonsuzlaşan devinim, hem tuvallerin düzenlenmesinde hem de resimlerde temsili renk ve biçimlerle verilmiştir. Biçimsel dil, araştırmacının daha önce yaptığı resimlerin deneyimlemesine ve metnin içinde gizli `varoluş' ve `özgürlük' kavramlarının çağrışımlarına uygun olarak dışavurumsal bir yöntemle varlık bulur.Anahtar Sözcükler:1.Jean Paul Sartre2.Varoluşçuluk3.Gizli Oturum4.Cehennem Başkalarıdır5.Metin ve Görüntü

Resim sanatıSartre, Jean PaulVaroluşçuluk
Semra Yücel Ötgün
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Sezai Karakoç ve Ece Ayhan şiirlerinde özgürlük sorunu

Türk edebiyatında 1950'li yılların öne çıkan şiir anlayışı İkinci Yeni şairlerinden Sezai Karakoç ve Ece Ayhan şiirlerinde Varoluşçuluk akımı açısından "özgürlük sorunu"nun değerlendirildiği çalışmamızda, bireyleşme sürecinin şiire yansımalarını değerlendirdik. "Kapalı şiir" olarak eleştirilen İkinci Yeni'nin ben'in edimlerine kayıtsız kalınmadığını gördüğümüz şiirlerde, Varoluşçu düşüncenin Türk şiirine bulunduğu etkilere değinerek Sezai Karakoç ve Ece Ayhan şiirinde ele alınış şeklini inceledik. Farklı üslup ve temaların bulunmasına rağmen varoluş görüngülerinin yer aldığı görüldü. Varoluş kaygısı nedeniyle özgürlüğün bir soruna dönüştüğü ve bireyin öz arayışının özgürlük ve hiçlik bağlamında kuşatılmışlık hissine sebep olduğu görülür. Çalışmada varoluş görüngüleri iki ana bölüm hâlinde değerlendirildi ve özgürlük sorununun açığa çıkışı farklı temalar ile örneklendirilerek bireyleşme süreci açıklandı. Anahtar Kelimeler: Sezai Karakoç, Ece Ayhan, Varoluşçuluk, İkinci Yeni, özgürlük, birey.

Ayhan, EceBireyKarakoç, Sezai+6
Nevriye Bozdemir
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Jean Paul Sartre'ın ahlak anlayışı

İnsanın olduğu yerde ve sadece insani davranışlar ile anlam kazanan ahlak, insanların farklı yapılarından dolayı çeşitli şekillerde tanımlanmıştır. Genel anlamda ahlak, insanların değer ifade eden davranışları sonucu oluşan iyi ve kötü, doğru ve yanlış gibi değerlendirmelerin yapılabildiği konuları kapsamaktadır. Yüzyıllar boyunca ahlakın ölçütünün ne olduğu tartışılmıştır. Özellikle haz, fayda, erdem ve ödev gibi farklı ölçütlerin dikkate alınmasıyla çeşitli ahlak anlayışları ortaya çıkmıştır. Bunun yanında kimileri ahlak ile dini özdeş saymış, kimileri de ahlakın dinden bağımsız bir biçimde oluştuğuna inanmıştır. Dindarlara göre ahlak, çoğunlukla dini kaynaklara dayanarak dinden çıkmaktadır. Bunun aksini savunan dine karşı cephe alanlar tarafından ise ahlakın insan ürünü olduğu kabul edilmektedir. 20. yüzyılın en önemli filozoflarından biri olan Sartre da ahlakın temeli olarak insanı görmüştür. Onun görüşlerinin arka planında ateist varoluşçuluğunun izlerini görmek mümkündür. Sartre'a göre Tanrı'yı, dolayısıyla dinleri reddeden insan sayesinde ahlaki ilkeler, evrensel niteliğinden sıyrılarak öznel bir kimliğe bürünecektir. İnsan, sahip olduğu özgürlüğü sayesinde kendi ahlaki ilkelerini oluşturacaktır. Anahtar Kelimeler: Varoluşçuluk, Ateizm, Özgürlük, Ahlak, Jean Paul Sartre.

AhlakAhlak felsefesiAhlaki değerler+6
Mahmut Gezek
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Attila İlhan'ın romanlarında varoluşsal izlekler

Varoluşçuluk, İkinci Dünya Savaşı sonrasında Fransa'da ortaya çıkan, temelleri Kierkegaard hatta presokratik döneme dayandırılan ve kişinin varlık problemini merkeze alan felsefi bir düşüncedir. Varoluşçuluğun felsefi bir akım olarak tanımlanamamasının altında; varoluşçulukla ilişkilendirilen birçok düşünürün (Camus, Jaspers, Heidegger, Kierkegaard vb.) kendilerini varoluşçu olarak görmemeleri, aynı kavramlara farklı açılardan bakmaları ve dine yaklaşımları gibi sebepler yatar. Bu isimlerin varoluşçuluk çatısı altında toplanmalarının temel nedeniyse; insanı merkeze alan ve sorumluluğu önceleyen felsefi görüşleridir. Varoluşçu izlek; edebi bir eserde, varoluşçu düşünceye ait temaların ve kavramların işlenmesi anlamına gelir. Varoluşçu izlekler genellikle, insanın çok katmanlı ve muğlak özünü açıklamak için kullanılır. Çünkü varoluşçuluğa göre; insanlar doğuştan belirlenmiş bir özle doğmazlar; varlıklarıyla ve seçimleriyle kendi özlerini yaratırlar. Bu temel görüşten hareketle; varoluşçu izlekler etrafında kurgulanan edebi metinlerde sorumluluk, seçim, bulantı gibi kavramlar karakterler üzerinden işlenir. Attilâ İlhan, Türk edebiyatında şair ve romancı kimliğiyle tanınan bir sanatçıdır. Onun varoluşçulukla olan teması Fransa yolculukları sırasında gerçekleşir. Edindiği bilgilerden hareketle ilk üç romanında (Sokaktaki Adam, Zenciler Birbirine Benzemez ve Kurtlar Sofrası) Türk aydınının topluma yabancılaşma sorununu irdeler. Kurguladığı aydın tiplerini varoluşsal bunalımlar etrafında anlatır ve genellikle kendi ideal insan tiplerinin karşıtı olarak planlar. Onun savunduğu ideal aydın tipi, toplumla iç içe ve sorumluluk sahibidir. Bu yönüyle yabancılaşmış aydınlar, birer anti-kahraman özelliği taşır. Bu anti-kahramanlar, varoluşçu kavramlar olan; bulantı, sorumluluk ve anlam arayışı gibi olgular üzerinden irdelenir. Çalışma kapsamında; Attilâ İlhan'ın aydın sorununu işlediği; ilk üç romanı incelenerek varoluşçu izlekler aranacaktır. Bulunan izlekler metne kattığı anlam ve yazarın amacı bağlamında irdelenerek Türk edebiyatı açısından önemi açıklanacaktır. Anahtar Kelimeler: Varoluşçuluk, Attilâ İlhan, Varoluşsal izlekler, Roman.

RomanVaroluşçulukİlhan, Attila
Cansu Tekin
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Karl Jaspers felsefesinde insan problemi

Tez çalışmamızda amacımız varoluşçu düşüncede önem arz eden Karl Jaspers'in insana bakış açısını tüm yönleriyle ele almaktır. Bu amaçla tezi hazırlarken temelde Jaspers'in eserlerine başvurulmuştur. Felsefeye Giriş ve Felsefe Nedir? adlı eserleri filozofun fikri yapısını anlamamızda büyük ipuçları verir niteliktedir. Kendi eserleri dışında ikincil kaynak olarak Jaspers üzerine yazılmış eserlerden ve varoluşçu düşüncenin geneli için hazırlanan çalışmalardan faydalanılmıştır.Çalışmamızda Jaspers'in insanın, bilinenden daha fazla olduğu görüşü temel alınarak insanın bilinç varlığı oluşu, bu bilinç varlığı haliyle Aşkın varlık (Transandans) ile ilişkisi ve insanın özgürlük fikriyle olan bağı irdelenmeye çalışılmıştır. İnsanın diğer canlılardan farklı oluşu, onu dünya üzerindeki diğer varlıklardan ayıran varoluşsal yanı, geçmişten günümüze dek hep sınırlı olarak ele alınmıştır. Hatta çoğu zaman insan kendisi dışındaki diğer varlıklar gibi ele alınmış, nesnelleştirilmiş, şeyleştirilmiştir. 20 yüzyıl. öncesinde varlığın açıklanışı ilimler vasıtasıyla ve bilimsel veriler ışığında söz konusuydu. İşte Jaspers'in insan problemine yaklaşımı insanın bu tek yönlü ele alınışının eleştirisi olarak ortaya çıkar. 20. yüzyıl insanı bireyselleşmenin ötesinde kendisinden bihaber olarak yaşam sürmektedir. Bu haliyle insan kaybolmuş bir haldedir. Jaspers'e göre bu insan tedirgin bir haldedir ve içinde bulunduğu bu buhran döneminden felsefi edim yoluyla kazanacağı Varoluş Aydınlanması yoluyla kurtulacaktır. Bu aydınlanmada insan tek başına değildir. Kendisi gibi kayıp halde olan diğer insanlarla birlikte bir savaşım içerisine girecektir. Bu savaşta her bir birey hem kendisinin hem de karşısındakinin varoluşunun sağlanması için mücadele edecektir. Bu nokta çalışmamızın ikinci yarısında ayrıntılı olarak ele alınmıştır.Jaspers'in insan probleminin temelde varoluş problemine dayalı olduğu söylenebilir. Varoluş yolunda insanın karşısına pek çok problem çıkacaktır. Çalışmamızın son kısmında varolan bu problemlere dikkat çekilip, Jaspers'in sınır durumları adını verdiği, insanın kolayca aşamadığı problemleri aydınlatılmaya çalışılmıştır.

Jaspers, KarlVaroluşçulukİnsan+1
Aysel Sarp
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Güven Turan şiirinde varoluşçuluk

Varoluşçuluk, Türk ve Dünya edebiyatında birçok eserde etkisini göstermiştir. Bu tez varoluşçuluğun, Güven Turan'ın şiirlerini hangi yönleriyle etkilediğini göstermek amacıyla hazırlanmıştır. Şiirlerde insan doğası, yalnızlık, yabancılaşma, zaman, renk, cinsellik, ölüm, ayna, özgürlük, başkaldırı ve kaçış üzerinde durularak varoluşçu izler aranmıştır.1950'lerden itibaren Türkiye'de Jean Paul Sartre (1908-1980), Albert Camus (1913-1960) ve Søren Kierkegaard (1813-1855) gibi isimlerin etkisiyle şiirler yazan birçok şairden söz edilebilir. Güven Turan da bu isimlerden birisidir. 1960 kuşağı şairi Turan'ın şiirleri hakkında daha önce yapılan çalışmalarda varoluşçuluk üzerinde yeterince durulmamıştır.Tezin birinci bölümünde varoluş felsefesinin kapsamı ve tarihçesine değinilmiş, ikinci bölümde şair Güven Turan'ın hayatı ve edebi kişiliği anlatılmış, üçüncü bölümde ise şiirlerde varoluşçuluğun yansıması olan kavramlara yer verilmiştir. Bu çalışmada Güven Turan'ın şiirlerinin Türk edebiyatında varoluşçuluk çizgisinde önemli bir yere sahip olduğu sonucuna varılmıştır.

Turan, GüvenTürk şiiriVaroluşçuluk+1
Derya Söylemez
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Dostoyevski'nin Karamazov Kardeşler ile Murathan Mungan'ın Şairin Romanı eserlerinin varoluşçuluk temelinde karşılaştırılması

Dünya edebiyatında klasik olarak kabul edilen Dostoyevski'nin Karamazov Kardeşler ile edebiyatımızda kendine has bir dil yaratan Murathan Mungan'ın Şairin Romanı eserlerini varoluşçuluk temelinde karşılaştırmak, tezimizin amacını oluşturmaktadır. Dostoyevski ve Murathan Mungan üzerine bugüne dek birçok çalışma yapılmış ama bu iki yazar karşılaştırılmamıştır. Karamazov Kardeşler ve Şairin Romanı ortak varoluşçu temalar; özgürlük, umut, umutsuzluk, ölüm ölümsüzlük, intihar, yabancılaşma, yalnızlık, din, inanç, hiçlik, boşluk, anlamsızlık bağlamında incelenmiştir. Bu ortak varoluşçu temalar öncelikle varoluşçuluğun önemli temsilcilerinden yola çıkılarak açıklanmış ve eserlerdeki ortak temaların karakterler üzerindeki yansımaları ele alınmıştır. Karakterlerin varoluşçu yönleri ortak başlıklar altında toplanarak, benzerlikleri ve farklılıkları ile incelenmiştir. Sonuç olarak, iki eserde de tespit edilen varoluşçu unsurlar ışığında bir değerlendirme yapılmıştır.

Dostoyevski, Fiodor MihayloviçKarşılaştırmalı edebiyatMungan, Murathan+2
Ercan Yiğit
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Albert Camus'nun Yabancı ile Yusuf Atılgan'ın Aylak Adam eserlerinin varoluşçuluk temelinde karşılaştırılması

Bu çalışmanın amacı Cezayir asıllı Fransız yazar Albert Camus'nun Yabancı romanı ile Türk edebiyatının önemli isimlerinden Yusuf Atılgan'ın Aylak Adam adlı romanında yer alan varoluşçu öğeleri tespit ederek incelemek ve bu iki yazarın yaşamlarını da dikkate alarak karşılaştırmalı bir değerlendirme yapmaktır. Varoluşçuluk insanın var olma sorununa anlamlı bir cevap arayışıdır. Belli bir sistemden uzak olan varoluşçuluğun yabancılaşma/yalnızlık, saçma/absürt, can sıkıntısı/bunaltı, umut/umutsuzluk, özgürlük/başkaldırı, sorgulama/arayış ve ölüm/ölümsüzlük gibi temalarının Yabancı ve Aylak Adam adlı romanlarda işlendiği görülmektedir. Bu çalışmada bu temaların eserdeki karakterlere olan yansıması ortaya konduktan sonra iki eser benzer ve farklı yönlerden karşılaştırılmaktadır. Albert Camus ile Yusuf Atılgan'ın incelenen eserlerinde yer alan ortak yönler Yusuf Atılgan'ın Albert Camus'tan etkilenmiş olabileceğini ortaya koyabileceği gibi çağdaş olan bu iki yazarın farklı bir coğrafya ve kültüre ait olmalarına rağmen insanın var olma sorununa benzer bir bakış açısına sahip olduklarını da gösterebilmektedir.

Atılgan, YusufCamus, AlbertFransız edebiyatı+4
İzzettin Bilgin
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Varoluşçuluğun değer merkezli liderliğe etkisinde etik iklimin aracı rolü

Liderlik, işletmelerde, tüm organizasyonlarda ve genel olarak toplumda çok önemli bir rol oynar. Örgütsel Performans, İnovasyon ve Değişim, Çalışan Gelişimi ve Bağlılığı, Etik Karar Verme, Stratejik Yönetim ve Vizyon, Paydaş İlişkileri gibi alanlarda liderliğin önemi her geçen gün artmaktadır. Baş döndürücü bir hızla değişimin yaşandığı içinde bulunduğumuz dijital çağda yarına bu değişimi sadece yöneten değil, aynı zamanda bu değişimi yaratan bireyler, devletler ve şirketler kalacaktır. Bu bağlamda insanın kendi varoluşunu anlamlandırması, birey olarak değerler sistemine ve etik değerlere sahip olmasının da önemi her geçen gün artmaktadır. Bireylerin ve kurumların var olmaları, varlıklarını sürdürmeleri mücadelelerini başarmalarının yolu, birey olarak, toplum olarak ve şirket olarak gerçek anlamda var olmaktan, varoluşçu ve özgünlüğün potansiyelinin açığa çıkardığı yaratıcı, yenilikçi değer yaratma süreçlerine stratejik lider olarak başarı göstermekten geçmektedir. Bu çalışmada Varoluşçuluğun Değer Merkezli Liderliğe Etkisinde Etik İklimin Aracı Rolü incelenmiş olup, araştırmada İstanbul merkezli halka açık şirketlerde çalışan 420 yönetici ile anket çalışması neticesinde elde edilen verilerle Yapısal Eşitlik Modellemesi ile hipotez testleri test edilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre, Varoluşçuluğun Değer Merkezli Liderliğe Etkisinde Etik İklimin Kısmi Aracı Etkisinin olduğu bulunmuştur. Bununla birlikte diğer hipotez test sonuçlarında da teorik olarak anlamlı sonuçlara ulaşılmıştır.

Değer merkezli liderlikEtik iklimLiderlik+2
Fatih Yüzbaş
Doğuş University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessEN

The effect of existential anxieties on emotions & fellings

Existentialism is the philosophy of the essence of human existence, its value, and its meaning (Panza & Gale, 2008). From the perspective of existentialism, existential anxieties (death, freedom, isolation, and meaninglessness) are specific intrinsic properties that are an unavoidable part of the human being's existence in the world (Yalom, 1980). Since both existential anxieties and emotions play significant role in human life, they are the main focus of the present study. Even though many existentialists talked about emotions (e.g., Kierkegaard, 1980/1844; Sartre, 1993/1948) and existential anxieties (e.g., Heidegger, 1962/1927; Yalom, 1980), there appeared almost no empirical study on the effects of those four existential anxieties on emotions. Thus, the main purpose of the present study to find out the effects of existential anxieties (death, freedom, isolation, and meaninglessness) on emotions/feelings. First, in order to identify emotion and feeling words, lexicography of Turkish emotion and feeling words made in the dictionary study. Also, in Pilot Study 1, an open-ended question about participants' feelings about the existential anxiety texts were asked. By taking into consideration the literature, dictionary study, and content analysis of Pilot Study 1, 47 different Turkish emotion/feeling words were selected for the Emotions/Feelings Scale. Then, the factorability of the 47 items was examined. Accordingly, 30 items were used as a negative emotions/feelings score and 14 items were used a positive emotions/feelings scores. Second, in order to see whether different existential anxieties will affect the likings of different paintings, the Pilot Study 2 was conducted. After reading existential anxiety texts, participants were asked to write down what kind of photo, picture, or graphic they visualized in their mind about each concept of anxiety and also, the opposite concept of each anxiety. By taking into consideration the participants' responses, 9 different paintings were selected according to 3 different categories (3 for each category). Paintings that include human figures, abstract, and nature paintings were used as 3 different categories. Finally, in the main study, the effect of type of existential anxieties on emotions/feelings and painting liking scores were examined. However, neither emotions/feelings nor the painting liking scores were significantly changed according to existential anxiety conditions. The possible reasons for these results were discussed.

MeaninglessnessEmotionFellings+5
Dicle Rojda Tasman
Başkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Dostoyevski'nin varoluşçuluk düşüncesi ve Abay Kunanbayev'e etkisi

Dostoyevski'nin Varoluşçuluk Düşüncesi ve Abay Kunanbayev'e Etkisibaşlığını taşıyan tez çalışmamız üç bölüme ayrılmaktadır. Tezimizin ilk bölümünde bir felsefe akımı olarak varoluşçuluğun doğuşuna ilişkin genel bilgiler sunulmuş; bu felsefenin ele aldığı konular sistematik bir bakış açısıyla belli başlı temsilcilerinin görüşleri ışığında ele alınmıştır.Çalışmamızın ikinci bölümünde ise Dostoyevski'nin hayatı, eserleri ve varoluşçu düşüncesi sistematik olarak incelenmiştir. Bu bağlamda Dostoyevski'nin bilim, eğitim, milliyetçilik, acı, ıstırap, keder, din ve insanın özgürlüğü anlayışı ayrı ayrı başlıklar halinde incelenmiştir. Ayırca din başlığında düşünürümüzün Tanrı'nın varlığına inkâr edenlere yaklaşımı, Tanrı'nın var olduğu görüşünü benimsemesi ile bir din olarak Hıristiğanlığa imana bakışımı da ayrı ayrı ele alınmıştır. Dostoyevski, felsefi sorunları, romanlarındaki kahramanlar aracılığıyla tartışmış olmasından dolayı tezimizde romanlarına yer verilmiştir. Çalışmada Dostoyevski'nin bütün eserleri incelenmekle birlikte Suç ve Ceza, Budala, Cinler, Karamazov Kardeşler adlı romanları ile Yeraltından Notlar ile Bir Yazarın Günlüğü adlı eserlere ağırlık verilmiştir.Çalışmamızın üçüncü bölümünde ise Abay Kunanbayev'in hayatı, eserleri ve varoluşçu düşüncesi, tıpkı Dostoyevski'de ele alınan konular bağlamında sistematik olarak incelenmiştir. Öte yandan bu konularla ilgili olmak üzere, Abay'ın Dostoyevski'den veya Kazak kültüründen etkilendiği noktalara da yeri geldiğinde işaret edilmiştir. Abay'ın düşüncelerinin daha iyi değerlendirilmesi amacıyla düşünürümüzün yaşadığı çağdaki Kazakistan'ın toplumsal ve siyasal durumu hakkında bilgi sunulmuştur. Tezimiz boyunca Abay'ın görüşleri için öncelikle Kara Sözder adlı eserinden yararlanılmıştır. Bu tezin Türkiye'de Abay Kunanbayev üzerine felsefe alanında yapılan ilk akademik çalışma olmasının getirdiği en büyük zorluklardan biri, Türkçe kaynakça kıtlığı olmuştur. Bu nedenle tez boyunca yazılı belgeler kadar internet gibi erişimi her araştırmacıya açık olan kaynakların kullanılmasına gayret gösterilmiştir.

Dostoyevski, Fiodor MihayloviçFelsefeFelsefe tarihi+5
Amanzhol Akhmetbekov
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00

Related subjects