Afyon Kocatepe University
Discipline

Geological Engineering

Afyon Kocatepe University

483

Archived Theses

11

DOIs Assigned

2%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Ömer-Gecek (Afyonkarahisar) bölgesi jeotermal sularından lityum kazanımı

Tez çalışması, jeotermal sulardaki lityumun kazanılması için laboratuvar ortamında adsorban üretilmesi ve üretilen adsorban yardımıyla lityum iyonunun adsorpsiyonunun gerçekleştirilmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışmada kullanılan jeotermal su orta entalpili Ömer-Gecek (Afyonkarahisar) jeotermal bölgesinde AFJET A.Ş.'ne ait AF-25 sondaj kuyusundan temin edilmiştir. Lityum iyonuna duyarlı inorganik adsorbanın üretilebilmesi için MnCO3 ve LiOH ile bağlayıcı olarak sodyum silikat (cam suyu) kullanılmıştır. Li/Mn oranına sahip karışım 450 oC'de fırınlama işlemi sonrası değişik sodyum silikat bağlayıcısı kullanılarak hem mukavemet ve hem de adsorpsiyon performansı açısından en uygun bağlayıcı oranı belirlenmiştir. Li/Mn ve bağlayıcı malzemeden oluşan karışım şırınga vasıtasıyla 0.3x0.4cm boyutlarında şekillendirilerek, 105 oC sıcaklıkta etüvde kurutulmuş, 650 oC sıcaklıkta kül fırınında pişirilmiş ve HCl ile asit yıkama işlemleri yapılmıştır. Adsorbanın karakterizasyonu için yapılan x-ışını kırınımı (XRD) analizinde örneklerde spinel kristal yapısına sahip Li2MnO3 pikleri gözlenmiştir. Ayrıca asitle yıkama işleminin spinel kristal yapısının kafes yapısında bozulmaya neden olduğu belirlenmiştir. Yapay lityum stok çözeltisiyle hazırlanmış olan çözeltilerde kesikli adsorpsiyon çalışması sonucunda 1.6 mg/g bir Li+ adsorpdiyon kapasitesine ulaşılmıştır. Bu sayede adsorban malzemenin yüksek konsantrasyonlu Li+ içeren yapay hazırlanmış sularda veya jeotermal sularda belirli bir adsorpsiyon kabiliyetine sahip olduğu anlaşılmıştır. Jeotermal sularda gerçekleştirilen 27 saatlik kolon deneyleri sonucunda da 1 g/dk besleme ile 1,7 ppm lik adsorpsiyon kapasitesine ulaşılmıştır.

Müfit Demirkapı
Afyon Kocatepe University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Banaz (Uşak) havzasındaki sedimanter birimlerin mineralojik, petrografik ve jeokimyasal özelliklerinin incelenmesi

Banaz Havzası (Uşak), Batı Anadolu'da Uşak Neojen havzası ile bağlantılı olan Neojen karasal tortullarla doldurulan KD-GB uzanımlı bir havzadır. Granit-şist, mikaşist, fillit, mermer blokları ve merceklerinden oluşan metamorfikler, inceleme alanında temel kayaları oluşturmaktadır. Menderes Masifine ait bu kayaçlar inceleme alanında Banaz İlçesinin güneyinde ve güney doğusunda yayılım gösterir. Banaz havzasını dolduran Neojen istifi alttan üste doğru, egemen olarak fluviyal, gölsel ve karasal (alüvyonal yelpaze ortamında çökelmiş) tortullardan yapılıdır. Fluviyal tortullar egemen olarak çapraz katmanlı çakıltaşı, kumtaşı ve bunlara eşlik eden çamurtaşı bileşenlerinden oluşur. Fluviyal tortullar, havzanın daha çok batı ve kuzey bölümlerinde geniş yayılım gösterir ve gölsel tortullar tarafından uyumlu olarak üzerlenir. Banaz Havzasının özellikle güney bölümlerinde geniş yayılım gösteren gölsel tortullar, büyük bölümüyle marn, kalkerli çamurtaşı ve travertenlerden oluşur. Tüf, kumtaşı, çakıltaşı ve kiltaşı gibi tortul aradüzeyler, gölsel istif içinde yersel olarak gözlenir. Miyosen yaşlı Karaboldere Volkanitleri inceleme alanının doğu-güneydoğusunda yayılım göstermektedir. Riyodasit, trakit, trakinadezit, andezit, tefrit, tüf ve aglomeralardan oluşan Karaboldere Volkanitleri ile bölgedeki Miyosen sona erer. İnceleme alanında TKİ tarafından derinlikleri 95 m ile 580 m arasında değişen on dört adet derin sondaj yapılmıştır. Sondajlarda bazı seviyelerde ince kömür damarları kesilmiştir. XRD çalışmaları sonucunda kalsit, dolomit, anhidrit, feldispat, kuvars ve kil mineralleri belirlenmiştir. Kil mineralleri simektit, kaolinit ve illit olarak tespit edilmiştir. Örneklerin kil içeriğine bağlı olarak Al2O3 ve SiO2 içerikleri artmaktadır. Örneklerin SiO2 yüzdesi 0,52 ile 48,45 arasında değişirken Al2O3 yüzdesi ise 0,13 ile 18,58 arasında değişmektedir. Kalsitik ve dolomitik örneklerin toplam REE ve toplam iz element miktarı kil oranı yüksek örneklere göre oldukça düşük olduğu tespit edilmiştir. Örneklerin çoğunlukla sedinamtasyon işlemiyle kurak/yarıkurak koşullar altında oluştuğu ve köken kayacın asidik olduğu tespit edilmiştir.

İbrahim Aslan
Afyon Kocatepe University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Demirçevre-Sadıkbey(Afyonkarahisar) arasının mühendislik jeolojisi incelemesi

Deprem açısından risk taşıyan bölgelerde yeni yerleşim alanlarına ihtiyaç duyulması mühendislik açısından detaylı çalışmalar yapılması gerekmektedir. Depremsellik açısından risk taşıyan bir bölge olan Afyonkarahisar İli Demirçevre-Sadıkbey arasında kalan alanda da yeni yerleşim planlanmaktadır ve bu alanın mühendislik jeolojisi açısından incelenmesi de bu tez çalışmasının konusunu oluşturmaktadır. İnceleme alanının temelini Paleozoyik yaşlı Afyon Metamorfikleri oluşturur. Metamorfikleri Orta-Üst Miyosen yaşlı Ömer-Gecek uyumsuzlukla örter. Kuvaterner yaşlı traverten ve alüvyonlar en üstte yer alır. Bölgenin mühendislik jeolojisi açısından değerlendirilmesi için toplam derinliği 500m olan 30 sondaj, 10 sismik kırılma (Jfsis), 5 profilde elektrik özdirenç (DES) ve 5 noktada da mikrotremor ölçümleri yapılmış, sondajların değişik seviyelerinde standart penetrasyon testi (SPT) uygulanmış, sondaj numuneleri üzerinde Türk Standartları Enstitüsü (TSE)'nün ilgili standartlarına uygun olarak laboratuvar deneyleri gerçekleştirilmiştir. Bölgenin depremselliği ve risk analizi yapılarak çalışma alanı sıvılaşma açısından değerlendirilmiştir. Sonuç olarak, elde edilen veriler yardımı ile çalışma alanı yerleşime uygunluk açısından değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Yerleşime uygunluk, Sıvılaşma, Jeoteknik, Deprem.

Jeoteknik mühendisliği
Halil İbrahim Acar
Afyon Kocatepe University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kaleboğazı (Amasya) Eosen havzasında bulunan sedimanter birimlerin mineralojik, petrografik ve jeokimyasal özelliklerinin incelenmesi

Kaleboğazı Eosen Havzası güney sınırı faylı olan asimetrik bir çöküntü havza özelliği gösterir. Havzanın güneyinde ve doğusunda Paleozoyik yaşlı Tokat Masifine ait metamorfikler ile güney batısında Triyas yaşlı kırıntılı, karbonatlı, volkanik kayaçlarla temsil edilen Karakaya formasyonu yayılım gösterir. Kuzeyde Jura-Kretase yaşlı Bilecik Kireçtaşı ve Soğukçam Formasyonuna ait karbonat kayaları yüzeylenmektedir. Türbiditik marn, silttaşı, çamurtaşı, kumtaşından oluşan Orta Eosen yaşlı Yoncalı Formasyonu bu temelin üzerine uyumsuzlukla gelir. Bazaltik andezit, lav, tüf, aglomera içeren Orta-Üst Eosen yaşlı Beynamaz Volkanitleri Yoncalı Formasyonunu üzerler ve inceleme alanının güneyinde geniş alanlarda yayılım gösterir. İstifin üst bölümünde Geç Miyosen-Pliyosen yaşlı çakıltaşı, kumtaşı, çamurtaşı ve marndan oluşan Yedikır Formasyonuna ait gölsel çökeller ile Kuvaterner yaşlı birimler gözlenmektedir. İnceleme alanında TKİ tarafından dört adet derin sondaj yapılmıştır. Sondajların derinliği 420m ile 750m arasında değişmektedir. Sondajlarda birkaç seviyede 10cm ve 20cm kömür damarları kesilmiştir. XRD çalışmaları ile kil mineralleri, feldispat, kuvars, kalsit, dolomit, jips, anhidrit ve pirit belirlenmiştir. Kil minerallerinden simektit, illit ve kaolinit tespit edilmiştir. SiO2 ve Al2O3 içerikleri genellikle killi seviyelerde yükselmektedir. Ca2+ iyonları, karbonat ve sülfatlı kayaçların ana bileşenlerini oluştururlar. Örneklerin genellikle sedimantasyon işlemiyle nemli, yarıkurak koşullar altında oluştuğu ve köken kayacın lokal olarak bazik ve çoğunlukla asidik olduğu tespit edilmiştir.

Kil
Ahmet Başeğmez
Afyon Kocatepe University · Institute of Graduate Studies in Science
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Cuma ovası (Menderes) havzasının kuvaterner jeolojisi ve aktif tektoniği

Bu çalışmanın ana amacı, elde edilen verilerin ışığında Cumaovası havzasının Kuvaterner' deki yapısal evrimini inceleyerek bu evrimi Batı Anadolu genişleme bölgesi içerisindeki rolünü ortaya koymaktır. Çalışma, havza çökelleri ve havza faylarının tanımlamaları ve ilişkili yapıların kinematik analizlerini içerir. Yaklaşık 5-17-km uzunluğunda, 35-km genişliğinde, KKD-uzanımlı ve asimetrik bir çek-ayır havza olan Cumaovası havzası Gediz ve Küçük Menderes grabenlerinin batısında yer almaktadır. Havza çökelleri birbirinden yersel uyumsuz bir dokanakla ayrılan iki farklı alüvyonal birim ile karakterize olur. Görece formasyonu ve Alüvyon birimleri olarak adlandırılan bu alüvyonal çökeller, Menderes masifine ait metamorfik kayalar ve İzmir- Ankara Zonu ile Neojen volkano-sedimanter birimlerine ait kaya topluluklarının üzerinde gelişmiştir. Cumaovası havzasının batı sınırındaki faylar normal ve/veya ters bileşenli doğrultu atımlı faylar iken havzanın kuzey ve güney sınır fayları sol doğrultu atım bileşenine sahip verevnormal atımlı fay karakterindedir. Buca, Değirmendere, Orhanlı, Yeniköy ve Kunerlik fayları olarak haritalanan bu ana faylar boyunca elde edilen kinematik veriler Pliyo-Kuvaterner döneminde Cumaovası çevresinde üç farklı gerilme tipinin varlığını ortaya koymaktadır: (1) KKD-GGB yönlü açılma ve BKB-DGD yönlü sıkışma, (2) KD-GB yönlü açılma ve (3) KKBGGD yönlü açılma ve BGB-DKD yönlü sıkışma gerilmeleri.

FaylarJeolojik evrim
Bora Uzel
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Science
2007
00
DoctorateOpen AccessEN

Menderes masifi, Ödemiş-Kiraz asmasifi'nin doğusunda yer alan granitic gnaysların ve lökokratik ortognaysların jeolojisi, jeokimyası ve jeokronolojisi: Pan-Afrikan ve triyas magmatik aktiviteleri

Geological evidence, geochemical compositions and geochronological constraints for a variety rock types from the eastern part of the Ödemiş-Kiraz Submassif of the Menderes Massif are presented and interpreted for the geotectonic evolution of the Menderes Massif. The rock succession of the Derbent and Demirhan areas, in the eastern part of the Ödemiş-Kiraz Submassif of the Menderes Massif is made up of nappe stack. In the vicinity of Derbent, the rock succession of metamorphic series can be divided into four nappe units. In ascending order, the lower, middle and upper nappe units are represented by internal imbrication of the Pan-African basement series. The uppermost nappe units belonging to the Paleozoic-Mesozoic cover series rests tectonically upon the upper nappe units of the Pan-African basement. These metamorphic rocks of the Menderes Massif displaying typical nappe structure, tectonically overlain by unmetamorphosed ophiolitic rocks. Furthermore, in the Demirhan area, metapelites of cover series are overlain by a nappe unit which completely consists of Pan-African orthogneisses. Pan-African basement series consisting of metapelites and phyllites were intruded by the granitic protoliths of orthogneisses. Furthermore, the Pan-African basement rocks and the Paleozoic cover series were also intruded by the granitic precurser of leucocratic orthogneisses. The geological evidences prove the granitic origin of these both orthogneisses. They show original intrusive contact relationship with the country rocks. Geochemical compositions indicate that the protoliths of Pan-African orthogneisses were calc-alkaline, peraluminous, S-type, syn- to post-tectonic granites and granodiorites. Geochemical data also reveal that the crustully derived leucocratic orthogneisses were peraluminous, S-type granites with calc-alkaline affinity. IVThe SEM and CL photomicrographs demonstrate that the analysed zircon populations in Pan-African orthogneisses have distinct magmatic zoning and typical igneous morphology. The 207Pb/206Pb ages of 561.5±1.8 and 570.5±2.2 Ma are interpreted as the intrusion ages of protoliths of the Pan-African orthogneiss. The geological and geochronological data suggest that the granitic protoliths of these orthogneisses were emplaced in a period following a high grade metamorphic event related to the Pan- African orogeny. Zircon grains of leucocratic orthogneisses which are identified as euhedral crystals with typical igneous morphology by SEM and CL studies were dated by the single zircon 207Pb/206Pb evaporation method. Single zircon dating of three leucocratic orthogneiss samples yielded mean ages of 234.9±5.8, 241.1±5.2 and 245.7±4.6 Ma. The geological and geochronological evidence indicate that the leucocratic orthogneisses were intruded into the Pan- African basement and Paleozoic cover series during the Early-Middle Triassic time most probably related to the closure of Paleotethys. Based on the tectonic setting and ages of the syn- to post- tectonic leucocratic orthogneiss, it can be suggested that the closure of the Paleotethys at around Eastern Mediterranean might be taken place during the Latest Permian time. Intrusion of protoliths of the Triassic leucocratic orthogneisses into both of the Pan-African basement and Paleozoic cover units reveals that these two units were tectonically juxtaposed prior to Triassic time.

GeochemistryGeochronologyLeucocratic orthogneiss+2
Osman Ersin Koralay
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Science
2001
00
DoctorateOpen AccessTR

Muğla yöresi mermer ocaklarında blok mermer üretimini etkileyen jeolojik parametreler

ÖZET Muğla İli, 1980'li yıllarda Ülkemiz mermer sektöründeki gelişmeye bağlı olarak, önemli bir mermer üretim ve işleme merkezi haline gelmiştir. Yörede, blok mermer üretimi yapılan, üretime ara verilmiş ya da terk edilmiş halde bulunan, çok sayıda mermer ocağı ile mermer fabrikası yer almaktadır. "Muğla yöresi mermer ocaklarında blok mermer üretimini etkileyen jeolojik parametreler" konulu bu çalışmanın ilk aşamasında, Muğla yöresinde blok mermer üretimi yapılan ve değişik stratigrafik konumlan olan mermer ocakları 1/100.000 ölçekli topoğrafik harita üzerine aktarılmış ve yayılan alanları belirlenmiştir. Bu mermer ocakları içerisinden, farklı stratigrafik seviyeleri temsil eden tip mermer ocakları seçilmiş ve bu ocakların ve yakın çevrelerinin 1/5.000 ölçekli jeolojik haritaları yapılarak, araştırılan mermerlerin stratigrafik konumlan ve yaydım alanları belirlenmiştir. Seçilen tip mermer ocaklarının şev aynalan üzerinde, 1/100 ölçekli detay süreksizlik haritalan yapılmış ve bu ocaklar içerisinde blok mermer üretimini etkileyen birincil ve ikincil jeolojik parametreler belirlenmiştir. Tip mermer ocaklarından alınan, renk ve desen açısından farklılıklar sunan değişik mermer türlerinin, mineralojik, kimyasal ve fiziko-mekanik özellikleri belirlenmiş ve mermerlerin kristal boyutlarının, mermerlerin mekanik özellikleri üzerindeki etkileri ile mekanik özellilerinin birbirleri arasındaki ilişkileri saptanmıştır. Detay mühendislik jeolojisi çalışmalarının yürütüldüğü tip mermer ocaklarında üretilmiş blokların boyut verileri elde edilmiş, yüzde ve kümülatif dağılım grafikleri çizilmiş ve ortalama blok boyutları saptanmıştır. Mermer bloklarının boy, yükseklik ve en değerleri incelenmiş, yüzde ve kümülatif sıklık dağılım grafikleri çizilmiştir. Tip mermer ocaklarına ait şev aynalan üzerinde yapılan 1/100 ölçekli detay süreksizlik haritalan kullanılarak, mermer ocakları içerisinde gözlenen süreksizlik düzlemlerinin yatay ve düşey yönlerdeki dağüımlan belirlenmiştir. Bu çalışmaVI sonucunda mermer ocakları şev aynalarında gözlenen süreksizlik düdemlerinin, yatay ve düşey yemlerdeki çatlak ara uzaklığı dağılımları arasında belirgin bir farklılığın bulunmadığı saptanmıştır. Süreksizlik düzlemlerinin çatlak ara uzaklığı sıklık dağılımlarının, negatif üstel eşitlikler ile tanımlandığı ve bu eşitliklerden elde edilen ortalama çatlak ara uzaklıkları ile, çatlak ara uzaklıklarının aritmetik ortalamalarının, uyumlu oldukları belirlenmiştir. 1/100 ölçekli detay süreksizlik haritaları üzerinde yapılan detay süreksizlik ölçümlerinden elde edilen çatlak ara uzaklığı değerleri kullanılarak, blok boyutu analizleri yapılmış ve mermer ocaklarından üretilebilecek olan ortalama mermer bloğu boyutlarının, blok mermer üretimine geçilmeden, bu sahalarda yapılacak karotlu sondajlar yardımıyla belirlenebileceği saptanmıştır.

Blok boyutuMermer ocaklarıMuğla
Ali Bahadır Yavuz
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Science
2001
00
Master'sOpen AccessTR

Çan (Çanakkale) yöresi sileks oluşumlarının jeolojisi ve endüstriyel yönden değerlendirilmesi

ÖZET Seramik sanayiinde öğütme amaçlı kullanılan sileks, Türkiye'de Biga yarımadasında Tersiyer volkanitlerinin içinde düzensiz yataklanmalar şeklinde, dağınık bir konumda bulunur. Çalışma alanındaki ( Çanakkale-Çan ve Etili ) sileks zuhurları trakiandezitik tüf ve lavların içinde sarp tepeler halinde yerleşmişdir. Çalışma alanındaki sileks oluşumlarının Miyosen yaşlı trakiandezit türündeki ilksel kayacın epitermal koşullarda yoğun ayrışması sonucu gelişen ilerlemiş killi ayrışma zonlannın merkezinde yer aldığı saptanmıştır. Silisleşmenin trakiandezitik lavların hidrotermal alterasyonu sonucu kayaçtaki volkanik camın devitrifikasyonu ve ortama sulu çözelti halinde gelen silisin kayacın çatlak ve boşluklarında kristalleşerek çökelmesi sonucu gelişen iki ardışık mekanizma sonucu oluştuğu ortaya konmuştur. Arazi gözlemleri ve petrografik-mineralojik çalışmalar bölgede yaygm olarak gelişen ilerlemiş killi ayrışmaların 3 farklı zonlanma gösterdiğini ortaya koymuştur. Bunlar 1 -Silisli zon 2- Silisli- killi zon 3- Killi zon şeklinde belirlenmiştir. İlerlemiş killi ayrışmaların en yaygm üyesini oluşturan silisli zonda kendi içinde a-masif silisli zon, b- gözenekli silisli zon olmak üzere iki farklı dokusal özellik gösterdiği belirlenmiştir. Mineralojik çalışmalar sonucu ilerlemiş killi ayrışma zonlannda kuvars ( a kuvars ve polimorflan ), kaolinit, alünit ve hematitden oluşan bir mineral parajenezi saptanmıştır. Sileksin ekonomik biçimde işletilmesi ve değerlendirilmesinde, içerdiği silis miktarı, saflığı ve aşınmaya karşı olan direnci en önemli faktördür. Çalışma sahasından alman örneklerde yapılan kimyasal analizler sonucu bunların % 90 nın üzerinde SİO2 ve % 0,9 un altında Fe2C>3 içerdiği saptanmıştır. Çalışma alanındanVI alınan örneklerin endüstriyel anlamda kullanabilirliğinin belirlenmesi için aşınma, asit ve pişme testleri yapılmıştır. Aşınma değerinin küçük kristalli örneklerde düşük, büyük kristalli örneklerde yüksek olduğu belirlenmiştir. Asit testi yurtdışından getirilen sedimanter kökenli flint taşlarıyla, volkanizmaya bağlı olarak oluşmuş Çanakkale yöresi flint taşlarında yapılmış, bunun sonucunda sedimanter kökenli flint taşlarında asitle reaksiyon sonucu köpürme ve hacim kaybına uğradıkları, Çanakkale yöresi flint taşlarının ise asitle reaksiyona girmediği saptanmıştır. Pişme testi sonuçları ise bölge silekslerinin genel olarak aşın demir kusmaları ve yapışma göstermediğini kanıtlamaktadır. Güvemalanı sileksleri ise aşın demir kusmaları ve yapışma özellikleri göstermektedir. Bu sonuç, bu bölgedeki silekslerin yüksek alkali içeriğinden ileri gelmektedir. Bölgede yapılan jeolojik, mineralojik ve petrografik çalışmalar, volkanik kökenli silekslerin endüstriyel anlamda değerlendirilebileceğini ve bunlann fiziksel özelliklerinin, sedimanter kökenli silekslere göre daha uygun olduğunu belirlemiştir.

Flint taşıSileksÇanakkale-Çan
Alican Yılgör
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Science
2001
00
DoctorateOpen AccessEN

Foraminiferal and algal biostratigraphy and petrology of the triassic to early cretaceous carbonate assemblages in the Karaburun peninsula (Western Turkey)

The Mesozoic carbonate assemblage of the central region of the Karaburun Peninsula is stratigraphically and paleontologically investigated. The Mesozoic carbonate assemblage rests on the basement rocks which bound each other along problematical contacts. The contact of the Mesozoic assemblage and the Carboniferous (Bashkirian) Limestone unit seems to be an unconformity. The contact between the Mesozoic assemblage and the Blocky-turbiditic clastic unit, on the other hand, is a displacement plane. The Mesozoic carbonate assemblage consists of, from base to top, pre-Middle Anisian and/or Middle Anisian Gerence Formation, Middle Anisian to Norian Camiboğazı Formation, Norian Güvercinlik Formation, Rhatian to Middle Liassic Nohutalan Formation, Kimmeridgian Birgi Formation and Albian and/or post-Albian Aktepe Formation. The Camiboğazı Formation is divided into Middle Anisian to Ladinian Laleköy, Ladinian to Carman Saplazdağı and Camian to Norian Hanayh Members. The Nohutalan Formation is divided informally into Rhaetian to Early Liassic Lower limestone an Early to Middle Liassic Upper limestone subunits. The Aktepe Formation is divided informally into Albian Limestone and Albian and/or post-Albian Limestone-conglomerate subunits. The Mesozoic sequence is interrupted by two bauxite-bearing unconformity surfaces which correspond to the Middle Liassic to Kimmeridgian and Kimmeridgian to Albian time intervals, respectively. The pre-Middle and/or Middle Anisian lowermost part of the Mesozoic carbonate rocks reflect deep sea to fore slope conditions. The uppermost part of Middle Anisian IVrocks indicate carbonate platform and carbonate build up environments. The Middle Anisian to Norian limestones precipitated mainly in the fore-slope, subtidal, open shelf to lagoonal platform and subtidal to intertidal environments, respectively. The Middle Norian formations display sporadic beach conditions and shallow restricted shelf conditions. The Rhaetian to Liassic part of the sequence precipitated in restricted circulation shallow platform conditions with subtidal to intertidal intercalations. The sequence is interrupted by a bauxite-bearing unconformity which is thought to be formed in a lowland coastal environment at the end of Middle Liassic. The Upper Jurassic part of the sequence precipitated in an open shelf platform environment and is interrupted by a second bauxite-bearing unconformity surface which corresponds to a lowland coastal environment. Uppermost part of the sequence precipitated in open to restricted shelf environment evolving to fore-slope and shallow water marine conditions, respectively. In the study 105 Triassic, 25 Jurassic and 28 Cretaceous foraminiferal taxa, and 21 Triassic, 3 Jurassic and 9 Cretaceous algal taxa are determined. Foraminiferal and algal determinations revealed detailed ages for the sequence. In the Triassic formations from base to top, Meandrospira dinarica concurrent range zone for Middle Anisian (Pelsonian), Turriglomina mesotriassia range zone for the Pelsonian-Cordevalian time interval, Triadodiscus eomesozoicus partial range zone for Ladinian-Carnian, Aulotortus communis interval zone for the Early Norian, Triasina oberhauseri range zone for the Middle Norian, Triasina hantkeni range zone for the Middle-Late Rhaetian time interval are described. In Lower Jurassic formations, Orbitopsella praecursor range-zone for Late Pliensbaschian is suggested. Lower Liassic to Albian rocks contain algal flora indicating a southern Tethyan origin. The Mesozoic sequence are compressed, folded and faulted in the study area. The earliest age of this deformation is thougth to be post- Albian.

AlgaeBiostratigraphyKaraburun peninsula+3
İsmail İşintek
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Science
2002
00
Master'sOpen AccessEN

Microfacies characteristics of the Güvercinlik formation, Tahtaiskele - Yellicebelen mountain (Karaburun peninsula)

The fades characteristics and depositional environments of the Güvercinlik formation are examined around Çatalkaya Village (Mordoğan). The Güvercinlik limestone (Norian-Rhatian) consists of dolomitic limestones, stromatolitic dolomitic limestones, megalodon-bearing limestones, mudstone intercalations and sandstone lenses. Three stratigraphic sections were measured in the Tahtaiskele, Yellicebelen Mountain and Zendemir HtU and collected 93 samples. Results of petrographic studies of these samples identify eleven microfacieses; stromatolite / algae- boundstone / mudstone, mudstone-bioclastic mudstone, Intraclastic-algae / bioclastic wackestone, wackestone-packstone, bioclastic wackestone-floatstone, intraclastic packstone, bioclastic / miliolid packstone, pelletoidal / packstone-grainstone, bioclastic packstone-floatstone, packstone-boundstone / algae framestone, and bioclastic grainstone-rudstone-floatstone. These microfaeies associations indicate; intertidal channel, intertidal, subtidal, restricted shallow and biostrome depositional environments. Different diagenetic effects were developed. Dolomitization is the most observed diagenetic effect. Another diagenetic events are dedolomhization, geopetal structure, stylolization, micrite envelope, fracture and void filling spar, bioturbation structures and recrystallization.

Karaburun peninsulaLimestoneMicrofacies+1
Emel Sedef Kaya
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Science
2002
00
Master'sOpen AccessTR

Bafa gölü yöresi turmalinit oluşumu, petrografisi ve jenezi

Turmalinitler, birincil kuvars ve büyük oranda turmalmden oluşan uyumlu tabakalardan ibarettir; turmalin, kayaç oranının %15-20'sinden fazlasını kapsamaktadır. Çok az turmalinit dereceli tabakalarıma, çapraz katmanlarıma, çökme ve alev yapılan ve merceksel yapılar (rip-up klast) gibi sedimenter yapılar sunmaktadır. Bu gibi jeolojik özellikler, bu kayaçlann kökeninin saptanması açısından önemli sınırlamalar getirmektedir (Slack ve diğ., 1984). Şörl (Fe'ce zengin)- Dravit (Mg'ca zengin) serilerinin turmaiinierini içeren turmalinitler, Menderes Masifi'nin önemli bir kayaç tipidir. Turmalinitler en az sekiz oluşum modeline sahiptir; (1) Turmalinit şeklinde (> 15-20 % oranında turmalin içeren stratabound ve/veya stratiform olarak laminalanmış kuvars-turmaîince zengin kayaçlar)- yersel olarak önemli fakat sürekli olmayan, mika- kuvars ( ± granat) şist içindeki mercekler, (2) Mikaşist veya paragnayslar içinde özşckilîiden özşekilsize değişen kristal yaydımı şeklinde; (3) Zayıf bir biçimde yoğunlaşmış inceden orta taneliye, özşekilsizden yan özşekiliiye geçiş gösteren, Menderes kristalin serisinin en eski birimi olarak gözönünde tutulan geniş felsik gnayslar içindeki kristaller şeklinde; (4) Göz biçiminde konsantrasyonlar/ nodüller ve felsik gnays birimleri içinde masif mercekler şeklinde; (5) Pegmatoid ve pegmatitler içinde, bazılan oldukça büyük olan, özşekilli kristaller şeklinde; (6) Granat mika şist içinde, kuvarsla birlikte, intrafolial aynlma şeklinde yan özşekilli-özşekilsiz kristal veya kristal topluluklan şeklinde; (7) Net olarak kesilmiş granitik gnays içinde özşekilsiz-yan özşekilli kristal bantlan şeklinde; (8) Eklenmiş ya da çatlaklara doldurulmuş şekilde,vıı damar ya da tabaka oluşturan kuvarsla birlikte, metamorfizmaya uğramamış veya post-kinematik granit kenarlarında sülfid mineralizasyonunun eşlik etliği yan kayaç ornatılması şeklindedir. Çalışma alanı Menderes Masifi'nin güneyinde, Karahayıt ve Yeşilköy olmak üzere iki ayrı bölgeyi kapsamaktadır. Karahayıt bölgesinde turmalin zordan veya bandlan Karahayıt Köyü'nün (Muğla-Milas) güneybatısı ve aynı zamanda Bafa Gölü'nün yaklaşık 2km doğusunda biyotit-kuvars şist birimi içinde ortaya çıkmaktadır. Yeşilköy bölgesinde ise granatlı turmalİnit, Bafa Gölü'nün kuzeyinde Yeşilköy Köyü ve Azap Gölü arasında tek bir yerde bir mika şist birimi içinde yaklaşık 2m kalınlıkta yüzlek vermektedir. Karahayıt ve Yeşilköy bölgelerinde incelenen turmalinitler baskın olarak kuvars ve turmalinden oluşmaktadır. Bunun yanında Karahayıt turmalinitlerinde korunmuş sedimenter özellikler, yanal olarak devamlı milimetre-ölçekli kuvars ve turmalin laminalan, turmalince zengin rip-up clast yapılan, belirgin köşeli kuvars taneleri (sadece bir yüzlekte) ve dereceli tabakalanmaian (ince kesitte) içermektedir (Mittwede ve diğ., 1997). Aynı zamanda magnetitçe zengin demir oluşumu da bu seri içinde ortaya çıkmaktadır. Çalışma kapsamında bu iki bölgedeki turmalinitlerden alman örneklerin petrografik ve jeokimyasal incelemeleri yapılmıştır. İnce kesitte turmalinlerin mineral bileşimi az miktarda biyotit-muskovit-zirkon-apatit-sfen ve opak minerallerle birlikte baskın olarak kuvars ve turmalinden ibarettir. Turmalinler ikincil mavi, kehribar ve yeşil tonlanyla birlikte, çoğunlukla kahverengidir (koyudan soluk renge değişebilir). Farklı renkler çoğunlukla farklı kimyasal bileşimleri yansıtmaktadır ve turmalin oluşumunun farklı evrelerini temsil edebilmektedir (Jiang ve diğ., 1998). Yeşilköy ve Karahayıt turmalinitlerinden alman turmalinlerin çoğu optik zonlanma göstermektedir. Bunun yanında, Yeşilköy turmalinitleri dikkat çekici şekilde granatlıdır, bununla birlikte Karahayıt bölgesinden alınan birkaç örnekte devııı yan özşekilli granat kristalleri (ince kesitte) gözlenmiştir. Bu kristaller bol miktarda kuvars ve turmalin kapammlan içermektedir. İncelenen bölgelerdeki turmalinlerin mikroprob analizleri, bunlann şörl-dravit katı eriyik serisinde ortaç bileşime sahip olduğuna işaret etmektedir. Karahayıt ve Yeşilköy bölgelerine ait turmalinitlerin toplam kayaç kimyasal analizleri SİO2 (%43. 56-91. 86), Al2O3(%6.05-27.40), Fe2O3(top)(%3.28-13.01), MgO(%0.27-6.71), CaO(%0.04-0.73), Na2O(%0. 14-3.27),.K2O(%0.02-4.30), TiO2(%0.06-1.36) ve MnO(%0-0.035) için geniş varyasyonlar sunmaktadır. Bununla birlikte turmaiinler açıkça Henry ve Guidotti (1985)'den alman Al-Fe(top)-Mg ve Ca- Fe(top)»Mg diyagramlannda Ca'ca fakir metapelitler ve metapsammitler(8) ve aynı zamanda 4-5 ve 6 alanlarına düşmektedir. Yeşilköy ve Karahayıt turmalinitleri ve dere-sediment örneklerinin (Mittwede ve diğ.(1995)'den) jeokimyasal çalışmaları yakın çevrede belirgin bir metalik mineralizasyonun olmadığını öne sürmektedir. Bunun yanında Karahayıt ve Yeşilköy turmalinitleri, borca zengin hidrotermal akışkanlarla klastik sedimentlerin ekshalatif aktivite veya deniz tabanı omatırnı veya her ikisini işaret eden nadir bir kimyasal- sedimenter çökelim ortamını belirtmektedir.

Bafa GölüPetrografiTurmalinitler
Yeşim Yücel
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Science
1999
00
Master'sOpen AccessEN

Palynostratigraphy of the oligo-miocene Denizli Çardak molasse basin

ABSTRACT This study deals with palynological investigations fiom the Oligocene of the Çardak - Tokça basin whose sediments exposed in the North of Acıgöl, between the Çardak and Tokça village, S W Turkey. The Acıgöl group forming the basin fill consists of five major formations which are namely fiom bottom to top Armutalam, Çardak, Hayrettin, Tokça and Bozdağ. Armutalam formation unconformably overlies sedimentary unite of the Lycian Nappes. It is composed of alternations of greenish ophiolitic conglomerates and cross laminated mudstone with coal and sandstone lenses. Çardak formation is laterally and vertically transitional with underlying Armutalam and overlying Hayrettin formation. This formation consists, fiom the base upwards, of planar bedded coarse grained sandstone, bioturbated mudstone, mudstone with conglemerate intercalation and poorly sorted reddish conglomerates. Hayrettin formation is laterally and vertically transitional with overlying Tokça formation. It includes cross bedded, bioturbated greyish sandstones and fossilliferus limestones which is called Sankavak reef member. The formation comprises coal horizons. These coal layers are not economical to mining. Tokça formation generally consists of mudstones with intercalated coals and sandstones. It contains ecological reef member namely Üçtepeler. Üçtepeler reef mmember includes abudant coral colony. The formation comprises economic coal seams. The thickness of coal layers varies between 35 and 120 centimetres. The uppermost unit of the Acıgöl group is Bozdağ formation. The relation between the Bozdağ and Tokça formations is not clear. It is made up of local cross bedded conglomerate, sandstone and bioturbated mudstone alternation.' The Mio- Pliocene and Quaternary sediments overlie the Acıgöl group unconformably. 48 samples and 4 measured sections were taken from the Hayrettin and Tokça formations. A total of 55 genera and 104 species were recorded from the Hayrettin and Tokça formations. Of these, 48 genera and 99 species are of spores and pollen and the others fungal spores, dinoflagellates, and incertae cedis. A new species, which is named Tricolpopollenites akgiinii has been established. The presence of Aglaoeridia cyclops, Boehlensipollis hohli, Slowakipollis hipophâeoides, Mediocolpopollis compactus ssp. ellenhaunensis, Dicolpopollis kockeli, and accompanying Leiotriletes adriennis, Leiotriletes dorogensis, Verrucatosporites aliemts, Verrucatosporites scutulum, Intratriporopollenites instructus, Subtriporopottenites simplex and Tricolpopollenites henrici collectively indicate mat the age of these formations is the Lower - Middle Oligocene. Palynolocigal studies and sedimentological features demonstrate that the Hayrettin formation was deposited near deltaic conditions. The presence of Nypa (Spinozonocolpites ) pollen indicates brakish water to marine coastal enviroment Tokça formation was deposited in lakes and flood plains of dense lowland and upland vegetation. The presence of Sparganiaceaeae - Typhaceae {Sparganiaceaepollenites ) and Aglaoeridia cyclops in the Tokça formation are true indicators of fresh water habitatThe palynological data suggest a subtropical climate during the deposition of coal seams embedded in both Hayrettin and Tokça formations. IV

Denizli-ÇardakMioceneOligocene+1
Mehmet Serkan Akkiraz
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Science
2000
00
DoctorateOpen AccessEN

Magmatic and tectonic evolution of the Yuntdag magmatic complex (Western Anatolia)

ABSTRACT In the Aliağa-Foça region, three main rock associations crop out. These are, 1. The Yuntdağ volcanics, 2. The Foça volcanic complex and 3. Aliağa limestone. The Yuntdag volcanics form the oldest unit in the area and consist of a thick and widespread andesitic- trachyandesitic lava sequence and accompanying coarse grained volcaniclastic rocks. In the Yuntdağ volcanics four main rock units are distinguished which are 1. The Helvacı andeshes consisting of pink to gray, coherent lava flows of andesite composition, 2. The Çaltılı andeshes which are formed by the black, aphanitic andesite lava flows, 3. The Haykıran blocky pyroclastics which are made up of the blocky andesHes in fine grained tuffeceous matrix and 4. The Dumanlitepe dykes consisting of dykes and subvolcanic stocks of these coherent lavas in central parts of the main vents. In the Yuntdağ volcanic complex, 6 different volcanic fades are distinguished which are 1. Flow banded lavas, 2. Subvolcanic andesites, 3. Columnar jointed andesite, 4. Flow breccias, 5. Block and ash flow deposits and 6, Grain supported, andesite lava-scoria fades. Geochemically, the coherent fades of the Yuntdağ volcanics are andesite to dacite in composition and calc-alkaline in nature. The chemical composition of various rocks in die succession indicate that the Yuntdağ volcanic assocciation is made up of genetically related units and has evolved in continental margin. The Yuntdağ volcanics are overlain by the rhyolitic Foça volcanic complex. In this sequence, three different subunits are distinguished which are 1. The Foça rhyolites, 2. The Foça volcaniclastics and 3. Foça alkaline volcanics. The Foça rhyolites are made up of massive rhyolite lava flows and domes. The Foça rhyolites are surrounded by the Foça volcaniclastic sequnce in which three different subunits are distinguished which are 1. IVPyroclastic flows, 2. Hyaloclastic breccias, 3. Perthes. Close to the domes, coarse grained hyaloclastites and perlites cover the massive rhyolites and succeded laterally by fine grained, intensity to slightly welded ignimbrites. The lithological and sedimentological features of this unit show that the rhyolite domes intruded phreatically into a shallow lacustrine environment and the accompanying pyroclastic sequence formed as blankets surrounding the domes. Since the shallow lakes filled by the rapid deposition, in upper parts of the hyaloclastites subaerial pyroclastic rocks were formed characterized by channel-fill deposits, in the upper parts of the rhyolitic volcaniclastic sequence, there are alkaline lava flows interdigitating with the volcaniclastics and lacustrine sedimentary rocks. In the Foça volcanic complex 13 different facies are distinguished depending on their conditions of formation. These are 1. Massive rhyolite, 2. Massive perlites, 3. In-situ hyaloclastic breccias, 4. Reassembled hyaloclastic breccias, 5. Laminated mudstone, 6. Fine grained rhyolite pumice-lithic fragment facies, 7. Coarse grained rhyolite pumice- lithic fragment facies, 8. Lithic fragment-rich channel-fill facies, 9. Subaqueous welded ignimbrite facies, 10. Brecciated perlite, 11. Subaqueous ash fallout deposits, 12. Coherent alkaline lavas and 13. Alkaline dykes. Geochemically, the Foça rhyolites are calc-alkaline in nature. They resembles to a volcanic association of a post orogenic tectonic setting. The alkaline lava flows show chemical characteristics of within plate basalts or rift-related volcanics. The Foça volcanic complex laterally and vertically passes into the Neogene Aliağa limestone consisting of white to yellow, gastropoda-bearing limestones and clayey limestones. The stratigraphic relations and geochemical affinities of die Yuntdağ volcanics, the Foça volcanic complex and the Foça alkaline volcanics indicate that they were formed proggressively under a single and genetically interrelated tectonic regime.

RocksNeogeneVolcanism+3
Erhan Akay
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Science
2000
00
Master'sCrossrefindexedOpen AccessTR

Torul (Gümüşhane) ve civarında yer alan adakit benzeri porfirlerin petrografik, jeokimyasal ve petrolojik özelliklerinin incelenmesi

Bu tez çalışmasında, Doğu Pontidlerin güney zonunda Mescitli yöresinde yer alan Orta Eosen yaşlı adakitik kayaçların petrografisi ve tüm-kayaç ana ve iz element jeokimyası ve petrolojisi incelenmiş, kayaçları oluşturan magmanın kökeni ve gelişimi belirlenmeye çalışılmıştır. İncelenen adakitik kayaçlar porfirik dokulu olup, genelde andezit, daha az oranda da traki-andezit ve dasit bileşimindedir. Başlıca mineraller plajiyoklas, kuvars, alkali-feldispat, amfibol, biyotit ve Fe-Ti oksit’den oluşmaktadır. İncelenen kayaçlar, orta ila yüksek-K’lu (%1.1-3.6), yüksek LaN/YbN (8.3–11.98) ve Sr/Y (34-63) oranları gösteren adakitik jeokimyaya sahiptir. Kayaçlar LREE’ce zenginleşmiş, HREE bakımından ise yataya yakın bir desen (LaN/LuN = 7.8-11.8) sunarlar ve dikkate değer bir Eu anomalisi (EuN/Eu* =0.91-0.98) göstermezler. Elde edilen tüm jeokimyasal veriler bir arada değerlendirildiğinde; adakitik karakterli bu kayaçların, delaminasyon mekanizması sonucunda mafik alt kabuk ergiyiklerinden türemiş olabilecekleri ve Orta Eosen dönemindeki çarpışma sonrası (post-collisional) tektonik rejimde litosferik manto bileşenleriyle olan muhtemel etkileşimler sonucunda geliştikleri söylenebilir.

Adakitik porfirlerPetrografiTüm-kayaç jeokimyası+1
Hacer Akçay
Gümüşhane University · Institute of Graduate Studies
2026
20
doi.org/10.71008/gumushane.thesis.2026.212
Master'sOpen AccessTR

Trabzon ve civarındaki topraklarda ağır metal içerikleri

Bu çalışmada, Trabzon ( Akçakale-Yomra) yöresindeki topraklarda bulunan bazı. ağır metal (Hg, Pb, Zn, Mn, Fe, Co, Cu) içerikleri, çevre kirlenmesi açısından incelenmiştir. İnceleme alanında bulunan en yaşlı birimler Üst Kretase yaşlı bazalt ve bazal tik pircklâstiklerle, vclkano-tortul kayaçlar ve andezitlerle temsil edilirler. Bu birimlerin üzerinde daha genç ve onlarla uyumsuz olarak bulunan Nsojen yaşlı bazalt ve bazaltik piroklâstikler yer alır. Bu kayaçla- rı uyumsuz olarak Pliyosen yaşlı kumlu kireçtaşları ve tabakalı kiltaşı, kumtaşı ve marn'dan oluşan birimler üstler- ler. Çalışma alanında alttaki birimler üzerine, uyumsuz olarak, Kuaterner yaşlı kırmızı killer, taraçalar ve alüvyonlar gelir. Arazide, oze.llik.le yerleşim bölgelerinden ve tarınun yoğun olduğu yerlerden, toprağın B zonundan örnekler alınmış ve bunlar üzerinde Hg, Pb, Zn, Mn, Fe, Co ve Cu analizleri, yapılmıştır. Analizlerin sonucunda çalışılan bölgede, bu ağır metallerdeki temel değerlerin Fe için % 7.9, Cu için 100 ppm, Pb için 199 ppm, Co için 151 ppm, Mn için 1000 ppm ve Zn için 158 ppm, Hg için de 0,005 ppm'den daha az olduğu görülmüştür. TV

Ağır metallerMineralojiPetrografi+2
S.serpil Karamehmet
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
1993
00
Master'sOpen AccessTR

Kuzeydoğu Anadolu'daki kırmızı biomikritlerin globotruncanid faunasının aksiyal kesitlerinden tanıtımı

Bu çalışmada Doğu Pontidler'de yaygın yüzeylenen üst Kretase yaşlı kırmızı biomikritlerin globotruncanidleri aksiyal kesitlerden tayin edilmiştir. Bu amaçla olabildiği kadar geniş alanlardan örnek alınmış ve ince kesitlerden tipik görülen aksiyal kesitlerle globotruncanidlerin tayini yapılmıştır. Oldukça ince kalınlıklar gösteren, son derece sıkı ve sert kırmızı-bordo renkli biomikritlerin içerdiği globotruncanid faunasını tane örnek olarak ayırtlamak ve bu yolla güvenilir bir kronostratigraf i yapmak olası değildir. Bu nedenle bu mikrof aunayı ancak tipik aksiyal kesitlerinden tanımak ve bu tanımlamalara dayanan bir yaş tayini yapmak zorunlu olmaktadır. Çalışmada ayrıca tane görünümleri ve aksiyal kesitler arasındaki ilişkiler saptanıp, farklı türe ait kesitler birbirleriyle karşılaştır ılmıştır. Aksiyal kesitlerden tanımlanan ve genelde Orta-Geç Maastrichtiyen yaşını belgeleyen türler aşağıdadır: Globotruncana aegyptiaca NAKKADY, 1950 Globotruncana arca (CUSHMAN, 1926) Globotruncana bulloides VOGLER, 1941 Globotruncana falsostuarti SIGAL, 1952 Globotruncana linneiana (d'ORBIGNY, 1839) Globotruncana aariei BANNER ve BLOW, I960 Globotruncana orientalis EL NAGGAR, 1966 Globotruncana ventricosa WHITE, 1928 Globotruncanita calcarata < CUSHMAN, 1927) Globotruncanita conica < WHITE, 1928) Globotruncanita falsocalcarata KERDANY ve ABDELSALAM, 1962 Globotruncanita stuarti (de LAPPARENT, 1918) Rosita contusa (CUSHMAN, 1926) Rosita fornicata (PLUMMER, 1931) Rosita patelliforais (GANDOLFI, 1955) Rosita plicata (WHITE, 1928) Gansserîna gansseri (BOLLI, 1951) Gansserina viedenwayeri (GANDOLFI, 1955) AbathoaphaluB internedius (BOLLI, 1951)

BiomikritKuzeydoğu AnadoluMikrofauna+1
Aykan Öztürk
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
1993
00
Master'sOpen AccessTR

Üst kretase yaşlı şahinkaya kireçtaşının (Düzköy-Trabzon) mikrofasiyes incelemesi

Bu çalışma, Doğu Karadeniz Bölgesi'nde yer alan ve Düzköy-Trabzon yöresinde yüzeyi enen Maestrihtiyen (üst Kretase) yaşlı Şahinkaya Kireçtaşnın mikrof asiyes incelemesini amaçlamıştır. Bu amaçla, birimin Şahinkaya Tepe, Mağara- taşı Tepe ve Kayaüstü Mezraası yörelerindeki yüzeylemelerininden ölçülü stratigrafik kesitler ve buna bağlı olarak da sistematik örnekler alınmıştır.. Sistematik örneklerin mikroskopik incelemeleri ve yapılan fasiyes çalışmalarına göre Şahinkaya Kireçtaşı, iki ayrı altfasiyeste gelişmiştir. Bu altfasiyesler şunlardır: 1- Orbitoides'li tanetaşı-moloztaşı altfasiyesi 2- Kırmızı algli.tanetaşı-moloztaşı altfasiyesi Şahinkaya Kireçtaşı 'nın yaşı içerdiği fosillerin paleontolojik tayinleri sonucunda Maestrihtiyen <üst Kretase) olarak belirlenmiştir. Mikrofasiyes incelemelerde, sparitik çimento içerisinde çok çeşitli ve bol sayıda bentik organizma bulunması ve bunların kırıklı olması, ortamın oldukça sığ ve yüksek enerjili olduğunu göstermektedir. Şahinkaya Kireçtaşı 'nın yapı, doku, fasiyes özellikleri ve biyota kapsamına göre muhtemelen resif önü bir ortamda çökeldiği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Şahinkaya Kireçtaşı, tanetaşı, moloztaşı, resif önü. V

Kireç taşıMikrofasiyes özelliklerTrabzon-Düzköy
Firdevs Ayaz
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
1995
00
Master'sOpen AccessTR

Maden (Bayburt) yöresi eosen kumtaşlarının sedimanter petrografik özellikleri ve çökelme ortamı

Maden (Bayburt) Yöresi Eosen Kumtaşlarının Sedimanter Petrografik Özellikleri ve Çökelme Ortamı Maden (Bayburt) yöresinde yüzeylenen Eosen yaşlı istif, türbidit akıntıları ile taşınıp çökeltilmiş başlıca kumtaşı, kiltaşı ve marnlardan oluşmaktadır. îstifi oluşturan kumtaşları genellikle pas renkli, orta-kötü boylanmalı olup tabaka kalınlıkları değişkendir. Tortul yapı olarak oygu izi, yük kalıbı, oluk yapısı ve derecelenme yaygın olarak gözlenir. İncelenen kumtaşlarının tamamı litik vake olup, bunlar mineralojik ve dokusal olarak olgunlaşmamıştır. Kil mineral parajenezi Mit, klorit ve simektit olan marnlar ankimetamorfizma ve diyajenez zonunda olup orta derecede olgunlaşmıştır. Kumtaşlarının oluşturan bileşenler muhtemelen havzanın kuzeydoğusunda bulunan resifal kireçtaşı ve ofiyolitik karmaşıktan türemiştir. Ayrıca kumtaşının ana kaynağının yeri, yeniden oluşum (bindirme, çarpışma, kara yükselmesi) ve yeniden oluşan litik parçalar bölgesidir. Kumtaşını oluşturan polikristalin kuvarslar bindirme kökenli, monokristalin kuvarslar ise karasal bloktan türemiştir. Anahtar kelimeler: Sedimanter petrografi, kumtaşı, Eosen türbiditleri

Bayburt-MadenKum taşıPetrografi+1
Çiğdem Saydam
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
1995
00
Master'sOpen AccessTR

Karamustafa ve Hasköy (Gümüşhane) yöresindeki barit yataklarının mineralojik ve jenetik açıdan incelenmesi

ÖZET Bu çalışma, Gümüşhane'nin güneybatısın'da (Karamustafa-Hasköy) yer alan damar tipi barit yataklarının mineralojisini ve kökenini belirlemeyi amaçlamaktadır. İnceleme alanındaki stratigrafik dizilim, tabanda Permo-Karbonifer yaşlı granitoyidik kayaçlarla başlar. Liyas yaşlı volkano-tortul seri bu temel üzerine aşınma uyumsuzluğu ile gelir ve Dogger-Malm yaşlı kireçtaşlan tarafından uyumlu olarak üstlenir. Üst kretase yaşlı volkanit ara katkılı fliş, kireçtaşlanm uyumsuz olarak örter. Bütün bu birimlerin üzerine Eosen yaşlı andezit ve piroklastlan gelmektedir. Alüvyonlar ve yamaç döküntüleri en genç birimleri oluşturur. İnceleme alanındaki barit cevherleşmeleri tamamen kırık tektoniği ile kontrollü damarcık veya damarlar şeklinde monzogranit ve volkano-tortul birimlerin içinde ya da bu iki birimin dokanağında yer alır. X-Ray Floresans Spektrometre (XRF) analiz sonuçlarına göre baritlerin SrO değerleri % 0.9-1.7 ve BaO değerleri % 40-66 arasında değişmektedir. Sıvı kapanım çalışmaları sonucunda barit kristalleri içerisinde tespit edilen birincil ve ikincil kapanmaların homojenleşme sıcaklıkları 170-220 °C arasında yoğunlaşmaktadır. Sonuç olarak, inceleme alanındaki cevherleşmelri oluşturan Ba'lu çözeltilerin kaynağı muhtemelen Liyas yaşlı volkanizmadır. Ayrıca monzogranit çatlaklarında dolaşan çözeltilerin sözkonusu yankayacı (özellikle içerisinde Ba'ca zengin olduğu bilinen feldspat minerallerini) etkileyerek, baryumca zenginleştiği ve barit cevherleşmelerine sebepp olduğu söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Karamustafa - Hasköy (Gümüşhane), Hidrotermal barit damarları, Mineraloji, Jeokimya, Köken.

BaritGümüşhane-HasköyGümüşhane-Karamustafa+1
Faruk Aydın
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
1996
00
Master'sOpen AccessTR

Camiboğazı ve Sarıtaş Yaylaları arasındaki bölgenin petrografi ve maden yatakları açısından incelenmesi

Bu çalışmada, Camiboğazı ve Santaş yaylaları ( Maçka güneyi) arasındaki bölge petrografi ve maden yatakları açısından incelenmiştir. Yaklaşık 40 km2'lik bir alanı kaplayan çalışma sahasında yaygın olarak Üst Kretase yaşlı volkano-tortul seri ve Eosen (?) yaşlı granitoyidik kayaçlar yüzeylenmektedir. İnceleme alanında litolojik birim açısından ince bir seviye halinde kırmızı kireçtaşları (Üst Kretase) ve olistolit olarak gri renkli kireçtaşlan (Jura- Alt Kretase?) içeren volkano-tortul seri bunlan kesen Eosen (?) yaşlı granitoyidik kayaçlar yer almaktadır. Volkano-tortul seri andezit, bazalt, sipilitik bazalt, marn, kumlu kireçtaşı ve kireçtaşlarından oluşmaktadır. Seri içinde bulunan kırmızı kireçtaşlarında Rosita fornicata, Margirotruncana pseudolinneiana ve Dicarinella concavata mikro fosilleri saptanmıştır. Seriyi kesen granitoidik kayaçlar, modal analiz sonucu siyenogranit, monzogranit, kuvarslı monzonit ve granit olarak tesbit edilmiştir. Arnastal Yayla civarında granitoidik sokuluma bağlı olarak granit-kireçtaşı dokanağmda pirometazomatik cevherleşme meydana gelmiştir. Arnastal Yayla civannda bulunan maden yatağının jenezini ortaya koymak için mineral parajenezi araştırıllmış ve ferri vezüvyanit, borlu flogopit, andradit, kalsit, aktinolit, tremolit, epidot, kuvars, manyetit, hematit, az miktarda pirotin ve pirit tesbit edilmiştir. Mevcut Fe cevheri üzerinde Fe ve silis konsantrasyonu analizi yapılmıştır. Aynca bu bölgede yaklaşık 10 km2'lik bir alanda manyetik yöntem uygulanarak örtülü yeni cevherleşmeler belirlenmiştir. Anahtar kelimeler: Magnetit, manyetik yöntem, pirometazomatik, Camiboğazı, Arnastal Yayla, Volkano-tortul seri

Camiboğazı yaylasıMaden yataklarıPetrografi+2
Ferkan Sipahi
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
1996
00
DoctorateOpen AccessTR

Gümüşhane ve Bayburt yöresi mineralli su kaynaklarının hidrokimyası ve izotopik özellikleri

ÖZET Bu araştırmada, Gümüşhane, Bayburt yörelerindeki mineralli su kaynaklarının tektonik hatlarla ilişkileri, fiziko-kimyasal özellikleri, izotopik özellikleri, iz element içerikleri, çözünmüş gaz içerikleri, radyoaktiflikleri ve içmeye uygunlukları araştırılmıştır. Mineralli su kaynaklarının KB-GD, D-B, KD-GB doğrultulu hatlar boyunca dizilim gösterdikleri ve bu doğrultuların kırık hatlarıyla uyum sağladığı belirlenmiştir. Yerinde yapılan ölçümlerle, mineralli su kaynaklarında pH, sıcaklık ve debi değişimleri araştırılmış; kaynakların asitik özellikte olduğu ve debilerinin mevsimsel değişimlerden etkilenmediği belirlenmiştir. Mineralli su kaynaklarının kimyasal analiz sonuçlarına göre, anyon ve katyon sıralamaları belirlenmiş, hidrokimyasal yönden "kalsiyum, magnezyum ve sodyum bikarbonat" fasiyesinde, mineralli su kaynaklan ile yüzey sularının aynı hidrokimyasal fasiyeslere sahip oldukları belirlenmiştir. Kalsite göre doygunluk yönünden Tekkeköy, Yıldız ve inkılap mineralli sularının yaz mevsiminde doygun oldukları, diğer mevsimlerde doygun olmadıkları belirlenmiştir. Mineralli sularda silikat minerallerinin çözünürlüğünü, suların kireçtaşı ve dolomit türü kayaçlarla dokanaklarını, katyon değişim olaylarında hangi iyonların yer aldığım, sülfatın kaynağım araştırmak amacı ile SİO2/TİK, Ca/Mg, SO4/CI, Na/Ca oranlan belirlenerek yorumlanmıştır. İzotop analizlerinden Yeşildere ve İnkılap mineralli su kaynaklarının meteorik kökenli sular olduğu; tirityum- döteryum değerlerinden yeşildere mineralli suyunun sığ, inkılap mineralli suyunun ise derin dolaşımlı olduğu belirlenmiştir. İz element içeriklerine göre mineralli suların Cd" açısından içmeye uygun olmadıkları, Zn"1"1", Cu ve As konsantrasyonlar açısından içmeye uygun oldukları belirlenmiştir. İncelenen mineralli su kaynaklarında O2, CO2 ve N2 gazlarının varlığı belirlenmiş; CO2 gazının kaynak sıcaklıklarıyla arttığı, O2 gazının ise kaynak sıcaklıklarıyla azaldığı belirlenmiştir. Mineralli su kaynaklarının radyoaktiviteleri araştırılmış ve toplam alfa aktiviteleri açısından içmeye uygun olmadıkları belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Gümüşhane Mineralli Su Kaynaklan, Hidrokimyasal Özellikler, Doğal İzotoplar, İz Elementler. DC

BayburtGümüşhaneMineraller+2
Fatma Gültekin
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
1998
00
Master'sOpen AccessTR

Sason (Batman) civarında bulunan kaynak sularının hidrojeolojisi ve su kalitesinin tespiti

Bu çalışmada, Batman ili Sason ilçe merkezinde halkın faydalandığı çeşitli doğal kaynak sularından, yağışlı ve kurak dönemlerde örnekler alınarak analizler yaptırılmış ve elde edilen veriler ışığında ilgili suların kalite tespiti yapılarak halk sağlığı açısından risklerin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla seçilen 10 noktadan su örneği alımı gerçekleştirilmiştir. Kaynaklardan arazide yapılan in-situ ölçümlerinde pH değerlerinin kurak dönem için 7.18-8.32 arasında, yağışlı dönem için 7.23-8.37 arasında değiştiği belirlenmiştir. Suların sıcaklık (T) değeri kurak dönemde 11.3-190C aralığında, yağışlı dönemde ise 10.7-19.20C aralığında ölçülmüştür. Elektriksel iletkenlik değeri EC kurak dönemde 268-776 arasında, yağışlı dönemde ise 253-790 arasında değişim göstermektedir. S3 kaynağı dışında diğer tüm kaynaklar "iyi" sınıfında yer alırken, S3 kaynağı ise "kullanılabilir" sınıfında yer almaktadır. Kaynak sularının kalitesinin belirlenmesi amacıyla alınan su örneklerinin analizlerinden Piper, Durov, Schoeller ve Wilcox diyagramları hazırlanmıştır. Buna göre su örnekleri; Ca+Mg>Na+K karbonatlı ve sülfatlı sular, HCO3+CO3>Cl+SO4 (zayıf asit kökleri>güçlü asit kökleri) ve karbonat sertliği>karbonat olmayan sertliğe sahip su sınıfında yer almaktadır. Durov diyagramlarına göre ana katyonun Ca ve ana anyonun HCO3 olduğu belirlenmiştir. Schoeller diyagramlarına göre suların genel olarak aynı kökenden beslendiğini görülmektedir. Wilcox diyagramlarına göre bu sular genel olarak düşük SAR değerine ve orta tuzluluğa sahip olup, C2-S1 bölgesine düşmektedir. Sadece S2 kaynağı yüksek tuzluluk oranıyla C3-S1 bölgesine düşmektedir. Kaynak sularının içme suyu amaçlı kirliliğinin belirlenmesine yönelik yapılan analiz sonuçlarından yararlanılarak bazı elementlere ait dağılım haritaları hazırlanmış, ayrıca İ.T.A.S.H.Y., US EPA, EC ve WHO standartları ile karşılaştırılmıştır. İncelenen sular içme suyu kullanımı açısından bakıldığında, temel anyon katyon içerikleri bakımından sorun teşkil edecek değerler içermemektedir. Ancak, içerdikleri ağır metallerden değerleri sınır değerin üzerinde çıkan As, Ni, Cr, Pb, Se ve Mn nedeniyle bu suların kullanımı halk sağlığı açısından risk taşımakta olup, kaynak sularının sürekli takip ve denetimde tutulması gerekmektedir.

Gülşah Karaaslan
Batman University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessEN

3 boyutlu kent modelleri için LOD optimizasyonu

In addition to city planning, visual digital data and 3D models collected from the urban environment are an important source of inspiration for the field of urban design. As a contrast, the urban environments, rendered in traditional 3D city models, are highly representative and data-driven way. Equivalent to how the development of digital urban data (digitization) has created technologies such as computer-aided design (CAD), building information models (BIM), and geographic information systems (GIS), and made them the industry standard in the past; Industry 4.0; Advancements in 3D scanning technologies that provide realistic visualization of urban space; Increased capacities of graphics processors; The Digital Twin (DT) concept which combined with game engines, brings new perspectives to urban planning and design applications. In this study, besides the basics of a hypothetical LOD categorization to be built especially for the urban area, the qualitative connection between the LOD system optimization used in the field of graphics technologies and the 3D scanned models of the urban area has been examined.

Barkın Emirhan Güler
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Ege Denizi'nin Türkiye kıyılarında gelişmiş tarihsel tsunami kayıtları ve bunlara neden olan sismik kaynakların incelenmesi

Tsunami; deniz tabanındaki büyük bir deprem, volkanik faaliyet veya heyelan ile oluşur ve "sismik deniz dalgası" anlamına gelir. Doğa kökenli bir afet olan tsunami dalgası saatte 1000 km hıza ulaşabilir ve belirli bir zaman sonra karayı basarak önemli oranda can ve ekonomik kayıplara yol açar. Türkiye jeolojik konumu gereği hem deprem hem volkan hem de tsunami tehlikesi altındadır. Bu sebeple, Türkiye'nin üç tarafında yer alan Karadeniz, Ege ve Akdeniz ile bir iç deniz durumundaki Marmara Denizi'nde tsunami tehlikesi olduğu, 1900 yılından önceki tarihsel deprem kayıtları ile belgelenmektedir. Bu kapsamda, öncelikle, Anadolu Levhası ile Afrika Levhası'nın sınırında yer alan Helenik dalma-batma zonu (HDBZ) dolaysıyla gelişen tarihsel tsunami kayıtları üzerine bir çalışma yapılmış ve tarihsel kayıtlara göre mega depremlere (Mw>8) neden olmuş 1600 km uzunluğundaki bu dalma batma zonuna ve bu depremlerde oluşan tsunami olaylarının yarattığı can ve mal kayıplarına dikkat çekilmiştir. 2017 Midilli ve Gökova, 30 Ekim 2020 merkez üssü Sisam Adası'nda saat 14.51'de meydana gelen deprem ile birlikte meydana gelen tsunami olayı İzmir ili Sığacık Körfezi'nde yaşanmış ve bir kişinin ölümüyle sonuçlanmıştır. Acaba Ege kıyılarında tarihsel dönemlerde yaşanmış olan tsunami olaylarının ne zaman, hangi aralıklarda, nerede ve hangi şiddette yaşanmıştır gibi sorulara yanıt aranmasına, denizlerden gelecek deprem tehlikesine karşı ihtiyaç duyulmuştur. Bu sorulara yanıt bulabilmek için, ulaşılabilen tüm ilksel kaynaklar yeniden taranarak ve Ege kıyıları için bir tsunami tehlikesi kataloğu çıkartmak bu çalışmanın ana hedefi olmuştur. Oluşturulan tsunami tehlike kataloğuna göre en büyük tsunami tırmanma yüksekliği 3 Temmuz 1949'da Sakız Adası'nda 2, tsunami tırmanma mesafesi 6 Ekim 1944'da Edremit Körfezi'nde 200 metreyi bulmuştur. Bölgedeki büyük depremleri (Mw>6,5) üreten ve potansiyel tsunami kaynağı olan deniz ve kara fayları tablosu sunulmuştur ve haritalandırılmıştır. Oniki ölçekli şiddet ölçeğine göre 3 ile 8 arasında, yaklaşık 50-150 yıl tsunami tekrarlama periyodu saptanırken, periyotların net hesaplanması adına, denizel fayların haritalanması, Ege Denizi'ne kıyısı olan kentlerimizde tsunami tehlike modellemelerinin yapılması, paleotsunami izlerinin kara/denizde araştırılması ve buna göre risk azaltma çalışmalarına hız verilmesi gerekmektedir.

Ayşe Nur Şenyiğit
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Manisa fayı doğu segmentinin paleosismolojisi ve deprem üretme potansiyeli

Bu çalışma, Manisa il merkezinin içerisinde bulunduğu Manisa Fayı doğu segmentini kapsayan kesimlerinde yapılan yapısal jeolojik ve paleosismolojik çalışmalar neticesinde bölgenin güncel tektonik özelliklerini ve depremselliğinin ortaya çıkarılmasını amaçlamaktadır. Deprem kataloglarına göre, Manisa ili ve çevresinde tarihsel dönemde çok sayıda yıkıcı deprem meydana gelmiştir. Fakat bu depremlerin sismik kaynakları ile ilgili çalışmalar çok kısıtlıdır. Bu depremlerin önemli bir kısmına kaynaklık ettiği düşünülen Manisa Fayının batı segmenti üzerinde gelişen eski depremler ortaya konduğu halde, doğudaki segmentin neden olduğu depremlerle ilgili bilgiler henüz elde edilememiştir. Bu çalışmada, Manisa Fayı'nın doğu segmentini oluşturan (Kayapınar doğusu ile Yukarıçobanisa arasında kalan) fay izleri, 1:25000 ve 1:5000 ölçeğinde haritalanmış ve uygun alanlar belirlenerek ilk kez hendek tabanlı pale¬osismoloji çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Haritalama çalışmalarına göre, Manisa Havzasının güneyini sınırlayan Manisa Fayı, güncel morfolojide belirgin kuzeye eğimli fay sarplıklarına sahip olan aktif bir yapıdır. Doğuda, Yu¬karıçobanisa ile Manisa il merkezi arasında KB-GD doğrultuda dış bükey geometriye sahiptir. Batıya doğru Manisa il merkezi ve Kayapınar arasında yaklaşık B-D, Kayapınar ile Akgedik arasında ise tekrar BKB-DGD doğrultu sunan Manisa Fayı 45 km'lik uzunluğa sahiptir. Yapılan arazi gözlemleri doğrultusunda, inceleme alanında 5 adet paleosismoloji amaçlı hendek kazı yeri belirlenmiştir. Açılan hendeklerde yapılan incelemeler sonucunda, kolüvyal kamalardan ve paleotoprak seviyelerinden optik uyarımlı lüminesans (OSL) ve radyokarbon (14C) metodlarının uygulanması adına 26 adet örnek alınmıştır. Elde edilen analiz sonuçları değerlendirildiğinde Geç Pleyistosen-Holosen aralığında 6 adet yıkıcı depreme kaynaklık ettiği belirlenmiştir. Bu depremler sırasıyla 30.6 ± 8.8 bin yıl (E1), 15.0 ± 5.0 bin yıl (E2), 6,6 ± 1,3 bin yıl (E3), 2,9 ± 1,3 bin yıl (E4), 0,8 ± 0,4 bin yıl (E5), ve 0,1 ± 0,1 bin yıla (E6) tekabül etmektedir. İlgili depremlerin tekrarlanma aralığı Holosen dönemi için 950 ila 3800 yıl arasında bulunmuş olup, Manisa Fayının orta ve doğu bölümü için, en son depremin MS 1862 meydana geldiği değerlendirildiğinde, fayın 161 yıldır yıkıcı nitelikte deprem üretmediği görülmektedir.

İsmail Duran
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Kos-nisyros-yalı volkanik aktivitelerine ait volkaniklastik istiflerin bodrum-muğla yarımadasındaki dağılımı, mineralojisi, petrografisi

~161ka, a massive volcanic eruption occurred in the Hellenic Arc region, known as the Kos Plateau Tuff (KPT) eruption. The Greek Islands and Western Anatolia, including the Bodrum and Datça peninsulas, were significantly impacted by a pyroclastic density current (PDC). The transportation mechanism of PDC moving northward has been a subject of interest, but there is no detailed study on the Bodrum Peninsula yet. This study aims to address this gap by conducting thorough fieldwork and key analyses to explore the physical volcanological attributes of the Bodrum Peninsula. The sequences contain different depositional environments, including beach deposits and marine shell remains, indicating interactions with coastal environments. Variations in sorting, bedding, and the presence of accretionary lapilli suggest the crucial of topographic complexity in shaping the landscape and distribution of volcanic materials. Petrological examination points to a dynamic volcanic history involving rapid cooling, plastic deformation, and interactions with external fluids. Geochemical analyses align seamlessly with previous KPT datasets, affirming the high rhyolitic compositional field and calc-alkaline nature of volcanic rocks resulting from the violent eruption. This master's thesis emphasizes the significance of adopting a multifaceted approach, combining fieldwork with sedimentological, petrological, and geochemical analyses. This integrated methodology aims to establish correlations between specific features of PDCs and their emplacement and transport mechanisms on the Bodrum Peninsula. The findings not only to adopt understand the local volcanic history but also highlight the broader implications for volcanic hazard assessment and mitigation strategies in similar geological settings.

Cennet Ulukavak
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
DoctorateOpen AccessEN

Çağlayan barajı göl alanındaki heyelanların çok zamanlı stabilitesinin incelenmesi

This dissertation includes a multi-temporal slope stability assessment of landslides in the reservoir area of a planned Çağlayan Dam on the Kayacık River, Akhisar, Manisa. The slopes are comprised of Neogene aged clastic and carbonate sedimentary rock intercalations. It was aimed to reveal the multi-temporal evolution and volume of landsides, to determine the effect of triggering factors, and to estimate the future slope conditions. In this study, in-situ geotechnical and geophysical surveys, static and dynamic laboratory testing, photogrammetric analyses with multi-temporal aerial photography, stereographic projection technique and numerical modeling methods were combined. A combination of several photogrammetric techniques to enhance the accuracy of the landslide volume estimation were recommended. It was determined that the reactivations between 1953 and 2017 are the repeated development of the same type of movement in smaller scales and closely related to the triggering factors. A new approach to back analyses to estimate the post-failure strength of joint and rock mass properties using the finite element method (FEM) on geotechnical slope models was developed. Deterministic analyses of future slope stability scenarios were also performed with FEM. It was determined that shallow topsoil and debris cover (0.74 m to 8.55 m) can collapse at the worst conditions (drawdown, seismic activity, and heavy rainfall simultaneously). It can be avoided by trimming the upper weak layers. Although seepage along discontinuities is not expected, the presence of karstic gaps and the intensely faulted rock mass will provide leakage from the dam reservoir.

Landslide
Tümay Kadakci Koca
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Science
2021
00
Master'sOpen AccessTR

İzmir metropolitan alanının heyelan hassasiyet haritalaması

Bu çalışmada İzmir şehri yerleşim alanı ve yakın çevresinin birleştirme metodu kullanılarak heyelan duyarlılık haritasının hazırlanması amaçlanmıştır. Yapılan çalışmada heyelanı etkileyici faktörler olarak eğim, yamaç yönelimi, litoloji, yükseklik, eğrisellik, akarsu güç indeksi, süreksizlik yoğunluğu, arazi kullanımı ve akarsulara uzaklık parametreleri seçilmiş ve bu faktörler kullanılarak mantıksal regresyon, analitik hiyerarşi süreci, frekans oranı ve entropi indeksi yöntemleri kullanılarak heyelan duyarlılık haritaları hazırlamış ve daha sonrasında bu yöntemler arasında birleştirme metodu kullanılmıştır. Son olarak birleştirme metodu ve diğer yöntemler kullanılarak hazırlanan heyelan duyarlılık haritaları birbirleri ile kıyaslanmıştır. Kıyaslama için oluşturulan heyelan duyarlılık haritaları heyelan envanteri ile karşılaştırılmış, yüksek ve oldukça yüksek derecede heyelana duyarlı alanların hangi oranda heyelan envanteri ile eşleştiği belirlenmiştir. Bu kıyaslamaya göre en yüksek verimlilikle çalışan yöntemlerin yüksekten düşüğe doğru olmak üzere sırasıyla birleştirme metodu, entropi indeksi, frekans oranı, analitik hiyerarşi süreci ve mantıksal regresyon yöntemi olduğu belirlenmiştir.

Hakan Kayhan
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Science
2021
00
Master'sOpen AccessEN

Türkiye 36. evrensel enlem zonundan elde edilen BLEG ve -80 Mesh dere tortulu örneği analiz sonuçlarının parametrik ve parametrik olmayan yöntemlerle değerlendirilmesi

As expressed by numerous researchers, fine-grained stream sediment sampling occupies its first place for geochemical sampling environment at ore deposit discovery surveys in most part of the earth. In gold and silver investigation, the analysis of Bulk Leach Extractable Gold (BLEG) settles in the first place whereas acid-extractable gold in minus eighty mesh stream sediment fraction has been commonly used during follow up of the BLEG results. The Eskisehir-Sivrihisar region in Western Turkey includes several orogenic type mineral deposits including gold-bearing quartz vein systems. Using a geochemical database generated through company's exploration campaigns, this research compares the capability of conventional statistical techniques Mean + 2STD, Median + 2MAD) and principal component analysis (PCA), with number- concentration (N-S) fractal and concentration-area (C-A) methods and singularity index (SI) method to differentiate anomalous and background gold distributions or define areas with geochemical signals related to mineralization (given singularity index mapping does not define threshold values). Gold mineralizations discovered in the area of interest in the past were re-uncovered by BLEG gold stream sediment anomalies, which have used robust singularity indices with C-A and N-S multifractal modeling and PCA. Eighty-five percent of the gold deposits were defined using either BLEG silver or less than one hundred eighty micrometers stream sediment silver data. Conventional approaches to anomaly detection for the BLEG and less than one hundred eighty micrometers stream sediment data failed to detect a number of significant deposits, including some in the vicinity of Sivrihisar.

Simay Koçkar
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Science
2021
00
Master'sOpen AccessEN

Tetiklenmiş depremsellik ve jeotermal sistemler arasındaki ilişki: Gediz grabeni örneği, Batı Anadolu, Türkiye

It is well known that pore pressure and stress variation trigger earthquakes when a potentially active fault or crack is in critical equilibrium. This study examines the effects of geothermal energy activities on seismicity, which accelerated in the Gediz Graben in 2011-2012. Geothermal fluid in Gediz Graben comes into existence from tectonic zones of low angle Gediz Detachment Fault (GDF) of Quaternary age and high angle normal faults of Holocene age. For indirect and direct use of geothermal energy, many wells with production and reinjection functions have been drilled in the Gediz Graben (GG) at depths of 600-4300 m. Geothermal production, reinjection, and seismic data were assessed together with the structural geology of the study area by using the Geographic Information System-based programs. These results show that an increase in seismicity was observed simultaneously with the excavation and testing of geothermal wells. It was terminated that earthquakes of 0.9 - 3.4 magnitude in the study area may be related to geothermal activity. In addition to the geothermal production - reinjection process, micro-earthquakes were observed during the drilling operations and well tests, which may occur due to the reactivation of pre-existing faults. Regarding the geothermal power plants in Gediz Graben, the relationship between geothermal production, reinjection activities, and seismicity should be determined, predicted, and controlled by the "traffic light" system.

Hüseyin Uytun
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Science
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Gülbahçe fay zonunun paleosismolojisi ve deprem üretme potansiyeli, İzmir, Batı Anadolu

Bu çalışmada, İzmir Balıkesir Transfer Zonu'nun en güneybatı segmentlerinden birini oluşturan Gülbahçe Fay Zonu üzerinde hendek tabanlı paleosismolojik çalışmaların yapılması ve fayın Pleyistosen ve Holosen aktivitesini saptanması amaçlanmıştır. Bu amaçla, karadaki uzunluğu 24 km'yi bulan ve sağ yönlü doğrultu atımlı fay karakterinde olan Gülbahçe Fay Zonu üzerinde hendekler açılmış ve eski deprem izlerine ait çökelleri yaşlandırmak için Radyokarbon (14C) ve Optik Uyarımlı Lüminesans (OSL) yöntemi uygulanmıştır. Hendek duvarlarındaki yapısal jeoloji, stratigrafi analizleri ve toplanan örneklerin yaş verilerine göre, Gülbahçe Fay Zonu üzerinde geç Pleyistosen-Holosen içerisinde dört olay tanımlanmıştır Elde edilen 14C ve OSL analiz verilerine göre, Gülbahçe Fay Zonu'nun bölgedeki tarihsel dönem depremlerine kaynaklık ettiği anlaşılmaktadır. Hendeklerden alınan numunelerin yaşlandırma sonuçlarının OxCAL ile kalibrasyonuna göre Gülbahçe Fay Zonu'nun en son 20 Mart 1389 yılında deprem ürettiği; deprem tekrarlanma periyotlarını Holosen için 1400 yıl ile 6200 yıl arasında değiştiği ve zonun gelecekte M=7,20 büyüklüğünde bir deprem üretebileceği belirlenmiştir. Gülbahçe Fay Zonu' nun Holosen'de deprem ürettiği, paleosismolojik verilerin yanında, jeomorfolojik çalışmalarla da tespit edilmiştir. Gülbahçe Fay Zonu' nun aktif tektonik davranışını değerlendirmek için jeomorfolojik indekslerin morfometrik analizleri gerçekleştirilmiştir. ArcGIS 10.5 (ESRI) kullanılarak belirlenen otuz alt havzanın, dağ önü sinüslük indisi (Smf), vadi genişliği vadi yüksekliği oranı (Vf), havza asimetri faktörü (Af), havza şekil indeksi (Bs), drenaj yoğunluğu (Dd) ve hipsometrik integral (Hi ) değerleri belirlenmiştir.Elde edilen sonuçlar, Gülbahçe Fay Zonu'nun çok yüksek tektonik aktivite ile orta derecede aktif tektonik aralığında olduğu tespit edilmiştir.

JeomorfolojiPaleosismoloji
Berna Şengöçmen Geçkin
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Science
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Bayburt bölgesinde gözlenen kehribar oluşumlarının jeolojisi ve gemolojik özellikleri

Ağaçların korunma mekanizması olan reçinenin fosilleşmiş hali olan kehribar, dünyada Baltık ülkelerinde, İtalya'da, Meksika'da, Kanada'da, Myanmar'da ve Dominik Cumhuriyeti'nde bulunmaktadır. Ekonomik değere sahip kehribarların büyük bir kısmı baltık ülkelerinden çıkmaktadır ve bu kehribarlar Eosen yaşındadır. Ülkemizde ilk kez bu çalışmayla Bayburt bölgesinde Eosen yaşında kehribar oluşumları araştırılmıştır. Ayrıca aynı yaşa sahip Baltık kehribarı ve Bayburt kehribarının fiziksel, mineralojik ve gemolojik özellikleri araştırılarak, benzerlikleri ve farkları ortaya konulmuştur. Bölgesel olarak Eosen yaşlı filiş türü denizel birim içinde bulunan Bayburt kehribarı; yoğun tektonizma nedeniyle kıvrımlanmış çamurtaşı, kumtaşı ve az miktarda marn içeren kırıntılı seri içinde bulunur. Bu kehribarlar çogunlukla 3-10 cm boyutlarında noduler yapıdadır ve bal sarısı, turuncu, ateş kırmızısı renkler sunmaktadır. Kehribarlar Eosen yaşlı kireçtaşı, kumtaşı, çakıltaşı, yer yer marn ve kumlu kireçtaşı seviyelerinden oluşan Sırataşlar Formasyonu içinde bulunmaktadır. Kehribar içeren katmanın üst seviyelerine doğru kum ve çakıl dolgulu kanal yapıları gözlenmiştir. Bu da genel itibari ile istifin kıyı kenarı ve delta ortamında oluştuğunu işaret eder. Elektron mikroskop incelemelerinde Bayburt kehribarının oldukça homojen bir dokuya sahip olduğu gözlenmiştir. Makroskobik ve mikroskobik olarak kehribarlarda tektonizmaya bağlı oluşan çatlaklar içinde markazit, pirit, opal ve kalsit mineralleri ikincil olarak gelişmiştir. Kehribar oluşumlarına bazı düzeylerde siyah oltu taşı benzeri (jet taşı) eşlik etmektedir. Organik, dalsı, odunsu yapıya sahip oltu taşları içindeki çatlaklarda yer yer pirit oluşumları gözlenmiştir. Kehribarın FTIR'da tanımlanması 2923 ve 2847 cm-1'de bulunan karakteristik pikler ile saptanır. Bayburt kehribarı ile Baltık-Dominik kehribarları arasındaki pik değerleri incelendiğinde 500-1500 cm-1 değerleri arasında bazı farklar gözlenmiştir. Ancak en bariz pik değeri farkı 1050-1350 cm-1 değerleri arasındaki piklerde bulunmaktadır. Pik değerlerindeki farklar ve benzerlikler, karşılaştırılan kehribarın farklı yer, zaman ve ortamlarda oluşmalarına karşın benzer değerler sunduğunu göstermiştir. Yapılan analizler sonucu Bayburt kehribarının gerçek kehribar olduğu belirlenmiştir.

Özgü Başar
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Science
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Yenice (Çanakkale) çevresindeki granitoid sokulumlara bağlı cevherleşmelerin dağılımı ve metal zonlanması

Çarpışma ve çarpışma sonrası tektonizma ile ilişkili Senozoyik kalk-alkali magmatizma, Yenice'nin (Çanakkale-Türkiye) kuzeydoğusundaki sokulumlar içinde ve çevresindeki çeşitli cevherleşme türleri ile kökensel olarak ilişkilidir. Granitoidlerde gerçekleştirilen zirkon yaşlandırması 25,8 ± 1,6 My ile 27,4 ± 1,8 My arasında yaşlar vermektedir. Bu yaşlar, Soğucak ve Sofular sokulumları ile ilişkili molibdenit cevherleşmelerinden elde edilen sırasıyla 25,39 ± 0,10 My ve 25,76 ± 0,11 My renyum-osmiyum yaşları ile uyumludur. Sokulumlardan yapılan jeokimyasal ve mineral kimyası analizleri, sokulumların magnezyen, kalk-alkali, metalüminalı ve I-tip karakterde olduklarını göstermektedir. Stronsiyum ve neodimyum izotop bileşimleri oldukça dar bir aralıkta olup, plütonların aynı kaynaktan türediğine işaret etmektedir. Ayrıca, stronsiyum-neodimyum izotop sonuçları sokulumların magmatik asimilasyon ve fraksiyonel kristallenme olaylarının, geniş ölçekli litosferik incelmenin gözlendiği Geç Oligosen dönemine karşılık geldiğini ortaya koymaktadır. Demir izotop değerleri redoks, Rayleigh ve kinetik etkiler arasındaki karmaşık etkileşimi yansıtmaktadır. Arapuçandere yatağına ait kalkopiritlerin bakır izotop değerleri, magmatik-hidrotermal sistemin proksimal zonundan distal zonuna doğru bir zonlanma halinde kademeli olarak artma eğilimindedir. Sülfidler, -4,0 ile 3,9 ‰ arasında değişen ve çoğunlukla 0 ‰ civarında kümelenen nispeten dar bir kükürt izotop bileşimine sahiptir. Bu durum, kükürtün başlıca magmatik bir kaynaktan türediğini göstermektedir. Tüm kurşun izotop verileri, KB Anadolu'daki Oligosen-Miyosen yaşlı magmatik kayaçlara ait alanda yer almaktadır. Bu gözlemler, bölgede bulunan çeşitli türlerdeki cevherleşmelere ait metallerin ve kükürtün tamamen lokal granitoidlerden türediğini göstermektedir. Sıvı kapanım çalışmaları ile entegre oksijen-hidrojen izotop değerleri, Arapuçandere cevherleşmesinin çok evreli kaynama olayları sonucu oluştuğu ve cevherleşmeye neden olan akışkanların magmatik su ile meteorik su kaynakları arasında bir karışımı olduğunu ortaya konmuştur.

Mustafa Çiçek
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Science
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Göynük kanyonu yüzey suları ve dere sedimanlarının fiziksel ve kimyasal özelliklerinin belirlenmesi

Artan nüfus, tarım ve sanayii faaliyetleri nedeniyle temiz suya erişimin yanısıra, mevcut suların korunması da önemli bir sorun haline gelmiştir. Bu nedenle, tez çalışmasında Göynük Kanyonu (Antalya / Türkiye) yüzey suları ve dere sedimanlarının ayrıntılı hidrojeokimyasal ve fizikokimyasal özellikleri değerlendirilmiştir. Bunun için toplam 44 su ve sediman örneği alınmıştır. Suların ortalama sertlik seviyesi içilebilir sınırlar içindedir; pH açısından nötr ve hafif baziktir, "tatlı su" olarak sınıflandırılmıştır ve sulama amaçları için uygundur; aragonit, dolomit ve kalsit açısından aşırı doygunluğa sahiptir. Katyon konsantrasyonları şu sıralamayı göstermiştir: Ca2+ > Mg2+ > Na+ > K+, anyonlar ise şu sıralamayı izlemiştir: HCO3- > SO42- > Cl- > F- > NO3-. Tüm su numuneleri "Kaya Baskın" kategorisinde yeralmaktadır. HPI ve HEI indeks sonuçlarına göre sağlığı tehdit eden bir anomali olmadığı düşünülmektedir. PoS indeksine göre, bazı örneklerde As, Pb ve Mn anomalileri gözlenmiştir. Ancak Igeo indeksine göre anomali durumu sadece Pb, Cr ve Sr için mevcuttur. Değerlerin tamamı MI ve WPI endekslerine göre sınırın oldukça altında olduğundan herhangi bir anormallik gözlenmemiştir. Egemen su tipleri Ca-Mg-HCO3, Mg-Ca-HCO3, Ca-Mg-HCO3-SO4 ve Ca-Mg-HCO3-Cl su fasiyesleri olarak belirlenmiştir. Sedimanların aktif ve pasif kıta kenarı ortamlarında çökeldiği, iz element dağılımlarının karasal klastik malzemenin zenginliği tarafından; nadir toprak elementlerinin terrojenik malzemeler tarafından denetlendiği görülmüştür. Son olarak gereksiz su kullanımından ve çevreye zararlı olabilecek tarımsal uygulamalardan kaçınılması, Göynük Kanyon yüzey su kalitesinin sürekli olarak izlenmesi önerilmiştir.

Hidrojeokimya
Junaıd Fouad Kareem Kareem
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Göynük (Kemer-Antalya) kömürlerinin biyomarker jeokimyası

Bu çalışmada, Antalya'nın güneybatısında yer alan Göynük (Kemer- Antalya) kömürlü birimlerin Biyomarker Jeokimyası ortaya konulmuştur. Bu kömürler Karbonifer-Permiyen yaşlı Pamucakyayla Formasyonu içinde yer almaktadır. Pamucakyayla Formasyonu, genellikle gri ve kahverengi tonlarda olup, çoğunlukla kuvars taneli kumtaşlarından oluşurken, bazı bölgelerde grimsi veya sarımsı renklerde ince katmanlı kiltaşı seviyeleri ve kömür bantları içermektedir. Karbonifer-Alt Permiyen yaşında olduğu ve uyumlu olarak Devoniyen üzerinde yer aldığı tespit edilmiştir. Formasyonun içindeki kireçtaşı bantları, simetrik ripıl izleri ve küçük açılı çapraz tabakalanmalar, sığ denizel ortamı işaret eder. İnceleme alanında 380 m kalınlıkta gözlenen bu formasyon, yanal olarak değişim göstermez. Çalışmada formasyondan alınan kömür ve kömürlü örnekler üzerinde organik jeokimyasal ve petrografik analizler gerçekleştirilmiştir. Bu analizler, kömürlerin organik madde içeriğini, tipini, olgunlaşma seviyesini ve potansiyel kaynak kaya özelliklerini belirlemeyi hedeflemiştir. Örneklerin Toplam Organik Karbon (TOC) içeriği %0,13 ile %30,45 arasında değişmekte olup, ortalama TOC değeri %15,29 olarak bulunmuştur. Bu değerler, formasyonun zengin bir kaynak kaya potansiyeline sahip olduğunu göstermektedir. Hidrojen İndeksi (HI) değerleri 34 ile 572 mg HC/g TOC arasında değişirken, ortalama değer 303 mg HC/g TOC olarak hesaplanmıştır. Bu değerler, örneklerin büyük ölçüde hümik organik madde içerdiğini ve Tip III ile Tip II kerojen özellikleri gösterdiğini işaret etmektedir. Oksijen İndeksi (OI) değerleri 1-223 mg CO2/g TOC arasında değişmektedir. Tmax değerleri 444 ile 476 °C arasında değişmekte olup, bu değerler örneklerin olgun ve ileri-olgun evrelerde olduğunu ve petrol ile gaz üretme potansiyeline sahip kerojenleri barındırdığını göstermektedir. Vitrinit yansıma değerleri 0,713-0,977 olup kömürlerin taşkömürü sınıfına karşılık gelmektedir. Bitüm/TOC oranı 0,33-0,57 arasında değişmekte olup, olgun ve ileri-olgun organik madde düzeyini yansıtmaktadır. Ayrıca, CPI ve OEP oranları sırasıyla 1,26-1,59 ve 0,75-0,92 aralığında hesaplanmış olup, bu değerler de olgun ve ileri-olgun seviyelere işaret etmektedir. Pr/nC17-Ph/nC18 diyagramı benzer sonuçlar sunarak, örneklerin olgunlaşma sürecine dair tutarlı veriler sağlamaktadır. GC-MS analizleri, örneklerdeki n-alkanların kısa, orta ve uzun zincirli bileşenlerini ortaya koymuş ve bu bileşenler ile biyolojik kaynaklar ile kömürleşme süreçleri hakkında bilgiler edinilmiştir. Örneklerin birinde uzun zincirli n-alkanların baskınlığı, kara bitkilerinden türeyen organik maddelerin varlığına ve yüksek olgunlaşma seviyesine işaret etmektedir. Diğer iki örnekte kısa ve orta zincirli n-alkanların hakim olması, biyolojik kaynakların çeşitliliğini ve farklı olgunlaşma aşamalarını yansıtmaktadır. Pr/Ph oranları 0,88, 6,26 ve 5,44 olarak belirlenmiştir. Yüksek Pr/Ph oranları (>3), oksijenli koşullarda çökelme ve korunma süreçlerini işaret ederken, düşük Pr/Ph oranı (0,88), anoksik koşullarda çökelmeyi ve korunmayı ifade etmektedir. Bu bulgular, kömürlerin farklı çökelme ortamlarının etkisi altında oluştuğunu göstermektedir. Doymuş hidrokarbon fraksiyonlarının m/z 191 kütle kromatogramları üzerinde yapılan analizlerde, trisiklik ve pentasiklik terpanların belirgin olduğu pikler gözlemlenmiştir. Pentasiklik terpanlar, özellikle C30, C27 ve C29-hopan bileşikleri baskın olarak saptanmış; trisiklik terpanlar ise C19, C20 ve C21 bileşiklerinde yoğunlaşmıştır. Pentasiklik terpanların yüksek yoğunlukta bulunması, karasal organik madde kökenine ve oksik çökelme ortamlarına işaret etmektedir. Trisiklik terpanlar ise örneklerin termal olgunluk seviyeleri hakkında bilgi sunmaktadır. Üç örnekte benzer steran/hopan oranları gözlemlenmiş olup, bu oranlar genellikle anoksik veya suboksik koşulları işaret eder. Bu tür koşullar, bakteriyel aktivitenin yoğun olduğu kısıtlı deniz havzaları, bataklıklar veya kıyı lagünleri gibi ortamlarda yaygındır. Diasteran/Steran oranının 0.5'in üzerinde olması, yüksek kil içeriği ve oksik ortam koşullarını göstermektedir. Örneklerdeki C29/C30 hopan oranları, denizel ve karasal organik madde katkısının bir karışımını yansıtmakta olup, NS-2 örneğinde düşük C35/C34 oranı, denizel organik madde birikimini temsil ederken, NS-11 ve NS-17 örneklerinde yüksek oranlar karasal organik madde varlığına işaret etmektedir. Örneklerdeki Moretan/Hopan oranlarının düşük (0.0432-0.194) olması, kömürlerin oluşumu sırasında karasal bitki materyallerinin baskın bir bileşen olduğunu ve denizel veya gölsel katkının nispeten düşük olduğunu göstermektedir. Örnekler arasındaki bu oranların birbirine yakın olması, örneklerin benzer çevresel ve jeokimyasal koşullarda oluştuğunu düşündürmektedir. C35/C34 oranı NS-2 örneğinde düşük seviyede iken, NS-11 ve NS-17 örneklerinde daha yüksek seviyelerdedir. Düşük C35/C34 oranı genellikle denizel organik madde birikimini veya anoksik ortam koşullarını temsil ederken, yüksek oranlar karasal organik madde varlığına veya oksijenli ortam koşullarına işaret etmektedir. NS-2'deki düşük C25/C26 trisiklik terpan oranı, karasal bitki materyallerinin baskın olduğunu ve denizel organik madde katkısının düşük olduğunu göstermektedir. NS-11'deki orta seviye oran, karasal ve denizel organik maddelerin karışımını işaret ederken, NS-17'deki yüksek oran denizel organik maddelerin baskın olduğu bir ortamı yansıtmaktadır. Örneklerde gözlemlenen gamaseran indeks değeri örnek NS-2'de, derin ve anoksik bir denizel ortamı, NS-11'de karasal ve denizel kaynakların karıştığı sığ deniz ortamını, NS-17'de ise daha oksijenli, karasal organik madde katkısının yüksek olduğu kıyı veya delta ortamını temsil etmektedir. Pamucakyayla Formasyonu'ndan alınan örneklerde yapılan XRD analizleri, kuvars, kil, kalsit, pirit ve feldispatın en yaygın mineraller olduğunu göstermiştir. Kil minerali analizlerinde illit ve kaolinit baskın mineraller olarak belirlenmiştir.

Nargıs Sadıq
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Kumluca (Antalya) kıyı akiferinin hidrojeokimyasal özelliklerinin mekansal ve zamansal değişimi

Son dönemde yaşanan kuraklık sorunu, tarımın yaz kış yapılması, nüfusun artmasına paralel yapılaşmanın ve sanayileşme faaliyetlerinin artması gibi nedenlerle temiz suya erişim eskisi kadar kolay olmamaktadır. Bu durum, Antalya'nın Kumluca İlçesinde yer alan Kumluca Ovası gibi önemli tarım alanlarında daha büyük sorunlara yol açmaktadır. Bölge halkının genel olarak geçim kaynağı olan tarım için sulama suyu ihtiyacı, bölgenin yüzey ve yeraltısularından karşılanmaktadır. Bu durum suların nitel özelliklerinin yanısıra, nicel özelliklerinin de değişmesine yol açmaktadır. Bu nedenle bölgede yapılan hidrojeokimyasal çalışmaların güncellenmesi ihtiyacı doğmuştur. Bu nedenle, öncelikle çalışma alanında bulunan 7 adet rasat kuyularının 2020 yılı Ekim ayı, 2021 yılı Nisan – Ekim ayları, 2022 yılı Nisan aylarına ait kimyasal analiz sonuçları ve 2019 yılı Ocak ayından itibaren her ay düzenli ölçülen 9 adet sondaj noktasının su seviyelerine ait veriler, DSİ XIII. Bölge Müdürlüğü'nden derlenmiştir. Sonrasında 2024 Mart ayında 8 noktada Combo Water Quality Meter 86031 model su kalitesi ölçüm cihazı ile yerinde ölçümler yapılmış, su örnekleri alınarak XRF cihazı ile ağır metal analizleri gerçekleştirilmiştir. Çalışmalar sonucunda suların hepsinin bazik karakterli, yumuşak ve çok sert, magnezyum bikarbonat tipli sular sınıfında, genellikle olağan klorürlü, olağan sülfatlı ve olağan karbonatlı ve tarımda kullanılabilir olduğu belirlenmiştir. Bununla birlikte; kaya-su etkileşiminin yoğun olduğu bu kıyı akiferinde, hidrojeokimyasal verilerdeki bazı anomaliler tarım faaliyetlerinin yoğunluğuna ve kıyı kesimde tuzlu su girişimine işaret etmektedir.

Fatma Öz
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Genişleme ile eş yaşlı Batı Anadolu ve kiklad granitoyidlerine ait jeokimyasal verilerin makine öğrenmesi ile karşılaştırılması

İkili değişim diyagramları geleneksel olarak kayaç örneklerinden alınan jeokimyasal veriler kullanılarak farklılıkları ve benzerlikleri ortaya çıkarabilmek amacı ile kullanılır. Ancak bu yaklaşım çok sayıda değişkenle yapılmak istenildiğinde birçok sınırlama meydana gelmektedir. Makine öğrenmesi yöntemi son yıllarda çok değişkenli verileri analiz etmek için bir alternatif olarak kullanılmaktadır. Jeokimyasal verilerin açıklanabilmesi için makine öğrenmesi yöntemleri denetimli ve denetimsiz öğrenme yöntemleri şeklinde uygulanabilmektedir. Bu çalışmada, önceki çalışmalarda farklı araştırmacılar tarafından ortaya konulan Batı Anadolu ve Kiklad'larda yüzeyleyen Miyosen yaşlı granitoyidlere ait jeokimyasal veriler değerlendirilmiştir. Makine öğrenmesi yöntemi, granitoyidlere ait analiz sonuçları ile oluşturulan veri kümesine uygulanmış ve özellikle aynı yaş konağındaki Batı Anadolu ve Kikladlardaki granitoyidlerin ana, eser ve nadir toprak element jeokimyasal karakteristikleri karşılaştırılmış, benzerlikleri ve farklılıkları ortaya konulmaya çalışılmıştır. Denetimli ve denetimsiz öğrenme algoritmalarında sınıflandırma, bileşen etkileri vb için kullanılabilecek en iyi yöntemler tespit edilmiş ayrıca dünyadaki benzer jeokimyasal karakteristikler sunan granitoyidler ile karşılaştırılmaları yapılmıştır. Denetimli öğrenme yönteminde, kullanılan karar ağaçları algoritması tarafından seçilen karakteristik elementler, ikili diyagramlarda Batı Anadolu ve Kiklad verileriyle seçilmiş eğitim verileri birlikte değerlendirildiğinde, bazı elementlerle korelasyon gösterdiği, ancak zaman zaman bulundukları alanların dışına çıktıkları da gözlemlenmiştir. Bu durum, makine öğrenmesinin birden fazla elementi aynı anda değerlendirebilme yeteneğinin önemli bir avantajını ortaya koymaktadır. Dolayısıyla, ikili diyagramlar eğitim verileriyle yapılan karşılaştırmalarda her zaman yeterli olmamakta; buna karşın, makine öğrenmesi daha güvenilir ve kapsamlı sonuçlar vermektedir. Denetimli öğrenme yönteminin ürettiği sonuçlar oldukça anlamlı ve güçlüdür. Batı Anadolu Bölgesi ve Kiklad birimlerinin korele oldukları eğitim verilerinin özellikleri göz önüne alındığında, bu birimlerin birbirine benzer jeokimyasal, petrojenez ve jeodinamik özellikler gösterdikleri görülmüştür. Güney Çin bloğu, Kuzey Çin kratonu ve Tarım kratonu (Kuzeybatı Çin) ile Ege bölgesi arasında doğrudan bir tektonik bağlantı olduğu ve bu sahalardaki granitoyidlerin jeodinamik süreçler açısından benzer evrimsel özellikler gösterdiği görülmektedir. Denetimsiz öğrenme yöntemi ise kendi içinde anlamlı kümeler oluşturabilmesine rağmen bu kümelerin birebir örtüşme açısından yetersiz kalmaktadır. Tüm jeokimyasal değerlendirmeler sonucunda dünyada benzer jeokimyasal özellikler sunan granitoyidlerin benzer jeodinamik ortamlarda oluşup oluşmayacağı ortaya konulmuştur. Tüm veriler değerlendirildiğinde, granitoyidlerinin sınıflandırılması ve jeokimyasal açıdan özelliklerinin ortaya konulmasında denetimsiz öğrenmeden çok denetimli öğrenme metodunun tercih edilmesi önerilmektedir.

Gizem Göncü
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Science
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Doğu pontid granitoyidlerine ait jeokimyasal karakteristiklerin denetimli ve denetimsiz algoritmalar ile değerlendirilmesi

Yer bilimlerinde son yıllarda yapılan jeokimyasal çalışmalarda öncesine göre daha büyük veri üretilmeye başlanılmıştır. Jeokimyasal verilerdeki bu artış yerbilimlerinde denetimli ve denetimsiz öğrenme metodlarının kullanılmasının önünü açmıştır. Denetimli ve denetimsiz öğrenme metodları disiplinlerarası ve olasılık teorisini, istatistiklerini, yaklaşım teorisini, dışbükey analizi ve algoritma karmaşıklığı teorisini içermektedir. Yalnızca birkaç veya binlerce değişken içeren çok değişkenli sistemlerin kümelenmesi, sınıflandırılması, boyutsallığın azaltılması ve regresyonu için etkili bir yöntemdir. Günümüzde yapılan modern yer bilimleri çalışmalarında denetimli ve denetimsiz öğrenme metodları çok değişkenli analizler için alternatif olarak kullanılmaktadır. Örneğin, ayrım diyagramları, kaya örneklerini sınıflandırmak, mineral tanımlama vb. Önerilen bu tez projesi ile Doğu Karadeniz dağ kuşağındaki granitoyidlere ait jeokimyasal verilerin karakteristiklerinin denetimli ve denetimsiz algoritmalar ile jeokimyasal özellikleri amaçlanmıştır. Mevcut literatüdeki jeokimyasal veriler kullanılarak bölgenin jeokimyasal karakteristikleri ortaya konulacak ve bölgenin jeodinamik konumuna katkı sağlanmaya çalışılacaktır.

Burcu Er
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Science
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Bazı Türk linyitlerinin kısa-elementel değerleri kullanılarak maseral dağılımlarının belirlenmesi

Kömür, dünya genelinde önemli enerji kaynaklarından biridir. Ülkemizde ise özellikle linyit kömürü rezervlerinin büyük bir öneme sahip olduğu bilinmektedir. Araştırmalar fosil yakıtlardan, petrolün ve doğal gazın dünyadaki rezervlerinin kömüre kıyasla daha erken tükeneceğini göstermektedir. Kömür bu kadar önemli bir maden olmasına karşın karakterize edilmesi yüksek maliyete sebebiyet veren ve uzmanlık gerektiren süreçlerden geçmektedir. Bu nedenle, yapay zekâ tabanlı yöntemlerle analiz süreçlerini kolaylaştırmak ve daha düşük maliyetlerle yüksek doğrulukta sonuçlar elde etmek büyük önem taşımaktadır. Bu çalışma, yapay sinir ağlarını laboratuvar analizlerine alternatif bir yöntem olarak sunmayı hedeflemiştir. Türkiye kömürlerinin kısa ve elementel analiz değerlerinden yola çıkılarak yapay sinir ağları yardımı ile maseral dağılımlarının belirlenmesini hedeflemiştir. Maseral dağılımlarının belirlenmesi, kömürün kalite parametrelerinin ve çökelim ortamı özeliklerinin belirlenmesinde rol oynamaktadır. Bu bağlamda, çalışmada Türkiye bazı linyit kömürlerinin fiziksel ve kimyasal özellikleri incelenmiş, literatürde yer alan kısa ve elementel analiz verileri temel alınmıştır. Elde edilen veriler ise yapay sinir ağları ve optimizasyon teknikleri kullanılarak analiz edilmiştir. Yapay sinir ağını eğitmek için 232 adet linyit kömürü verisi kullanılmıştır. Bu veriler ile Matlab yazılımı kullanılarak ileri yönlü çok katmanlı algılayıcı, kaskad ileri yönlü algılayıcı ve Python dili kullanılarak Bayes hiper-parametre optimizasyonu teknikleri kullanılmıştır. Regresyon analizi, hata metrikleri ve diğer istatistiksel yöntemlerle yapay sinir ağlarının tahmin gücü değerlendirilmiştir. Alınan veriler farklı gizli nöron sayıları ile denenmiş en iyi sonucun alınabileceği nöron katmanı seçilmiştir. Sonuç olarak ileri yönlü çok katmanlı algılayıcı, daha karmaşık verilerde etkili olurken, kaskad ileri yönlü algılayıcı daha basit ve az sayıda katmanın gerektiği durumlarda öne çıkmıştır. Bayes optimizasyonu ise az veri ile de olsa hiper-parametre ayarlamalarında daha hassas sonuçlarda verimli olduğu görülmüştür. Üç algoritma arasında en iyi sonucu Bayes optimizasyonu vermiş ikinci olarak ise ileri yönlü çok katmanlı algılayıcı olduğu görülmüştür. Sonucun maksimum verimlilikte olması için kullanılan veriler literatür kaynaklı ise doğruluğu arttırmak için veri seti sayısı arttırılmasının doğru bir yaklaşım olabileceği sonucuna varılmıştır. Bu şekilde girilen ve tahmin verileri, "x=y" doğru ekseni için en yakın değerleri elde edebilecek ve minimum hataya ulaşmanın mümkün olabileceği sonucuna varılmıştır.

Bayesian ve nonbayesian yöntemlerLinyit kömürüYapay sinir ağları
Gökhan Alabaş
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Science
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Otomatik sayısal değişim tespit analizi örnek çalışma Burdur Gölü ve çevresi

Bu çalışmada, Burdur Gölü ve çevresinde 2013-2023 yılları arasında meydana gelen iklimsel ve insan kaynaklı değişimlerin, Landsat 8 uydu görüntüleri kullanılarak uzaktan algılama teknikleriyle otomatik olarak izlenmesi ve geleceğe dönük bir kesirim yapılması amaçlanmıştır. Çalışmada, yıllık bulut oranı en düşük 11 Landsat 8 görüntüsü analiz edilerek, göl alanındaki zamansal değişimler ortaya konmuştur. Görüntüler üzerinde radyometrik ve geometrik düzeltmeler uygulanmış, ardından destek vektör makineleri (SVM) ile su ve kara alanları sınıflandırılmıştır. Elde edilen veriler vektör formata çevrilerek, coğrafi bilgi sistemleri ortamında analiz edilerek göl alanındaki yıllık değişimler ve kıyı çizgisi hareketleri sayısal olarak haritalandırılmıştır. Analizler, Burdur Gölü'nün son on bir yılda yaklaşık %12,4'lük bir alan kaybına uğradığını göstermiştir. Lineer regresyon tabanlı tahmin modeliyle, mevcut azalma eğiliminin sürmesi halinde gölün 2028'de 106,8 km²'ye, 2081'de ise tamamen kuruyabileceği öngörülmüştür. Uzaktan algılama ve otomatik analiz yöntemleri, klasik yaklaşımlara kıyasla daha hızlı, ekonomik ve güvenilir sonuçlar sunmuş; gölün morfolojik değişimlerinin ve bu değişimlerin neden-sonuç ilişkilerinin bilimsel olarak ortaya konmasına olanak sağlamıştır. Bu çalışma; Burdur Gölü özelinde, uzaktan algılama ve otomatik analiz tekniklerinin sulak alan ekosistemlerin izlenmesi, sürdürülebilir yönetimi ve geleceğe yönelik öngörülerin oluşturulmasında etkin ve vazgeçilmez destek araçları olduğunu göstermiştir. Elde edilen bulgular, hem bölgesel hem de ulusal ölçekte çevresel yönetim ve koruma politikalarına bilimsel bir temel sunmaktadır.

Tolgahan Yıldırım
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Science
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Antalya şehir merkezinin batısında yer alan pınarbaşı (Hurma, Antalya) kaynak suyunun fizikokimyasal ve bakteriyolojik olarak incelenmesi

Tatlı suyun %70'i buzullarda hapsolmuş olmasına rağmen, küresel tatlı su kıtlığı giderek artmaktadır. Sürdürülebilir su yönetimi, özellikle yüksek su ayak izine sahip olan Türkiye'de kritik önem taşımaktadır. Önemli bir turizm ve tarım merkezi olan Antalya, iklim değişikliği, nüfus artışı ve diğer faktörlerden kaynaklanan önemli bir su stresiyle karşı karşıyadır. Antalya Pınarbaşı kaynak suyunun kalitesini değerlendirmek amacıyla bu çalışmada, Şubat 2023 ve Ocak 2024 tarihleri arasında suyun fizikokimyasal ve bakteriyolojik kalitesi analiz edilmiştir. Pınarbaşı kaynak suyu, Alakırçay Napı ve çevredeki formasyonlarla etkileşime giren bir kaynaktır. Suyun sıcaklığı sabittir ve TS266, 2005'de belirtilen standartlara göre yumuşak ve "kaynak suyu" olarak sınıflandırılır. pH değerlerindeki önemli değişkenliğe rağmen, elektriksel iletkenlik değerleri suyun sulama amaçları için kabul edilebilir aralığı karşıladığını göstermektedir. Tuzluluk ve sodyum oranları genellikle çoğu bitki için uygun sulama suyu olarak kabul edilir. Söz konusu su "tatlı su" olarak sınıflandırılmıştır ve sulamaya uygunluğu hem Prizma İndeksi (orta sınıf sulama) hem de Kelly Oranı ile kanıtlanmıştır. Schoeller ve Piper diyagramlarına göre su içilebilir niteliktedir ve "iyi ila çok iyi kalite" olarak sınıflandırılmıştır. Buna ek olarak, sodyum yüzdesi ve SAR değerleri suyun "mükemmel" ila "çok iyi" sulama suyu olarak sınıflandırıldığının göstergesidir. Bununla birlikte, analizler "Cr, Fe, Sr, Mn" gibi elementlerin aşırı derecede kirli olduğunu ve özellikle "Sr" elementinin yüksek düzeyde kirlilik gösterdiğini ortaya koymuştur. Ağır metaller için su kalite İndeksi (WQI) değeri, bu suların "aşırı derecede kirli" olduğunu göstermektedir. Bu bulgu, özellikle "Sr" kirliliği konusunda daha fazla araştırma yapılması gerekliliğinin altını çizmektedir. Bakteriyolojik analiz sonucunda suda Escherichia coli bulunması suyun kanalizasyon suyu ile kirlendiğini göstermektedir

Berna Çayhan
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Science
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Phoenix antik kentinin arkeosismolojisi (Taşlıca, Muğla)

Muğla ili Marmaris ilçesine bağlı Taşlıca köyünde yer alan Phoenix Antik Kenti'nde arkeosismoloji ve jeoloji yöntemleri kullanılarak geçmişte meydana gelen depremlerin izlerinin araştırılmasını ve bölgenin hidrojeolojik özelliklerinin incelenmesini amaçlamaktadır. Türkiye, Alp-Himalaya deprem kuşağı üzerinde yer alması nedeniyle, sık sık yıkıcı depremlerin ve yüzey kırığı oluşturan aktif fay hatlarının etkisinde kalan bir coğrafyaya sahiptir. Bu nedenle, antik yerleşim alanlarında geçmiş depremlerin izlerinin tespit edilmesi, sismik risklerin değerlendirilmesi açısından büyük bir önem taşımaktadır. Çalışma kapsamında, Phoenix Antik Kenti ve çevresinde gerçekleştirilen saha çalışmaları neticesinde, bölgenin jeolojik yapısı ile ilgili kapsamlı veriler elde edilmiştir. Araştırmada, bölgenin karstik yapısının yer altı suyu akışını etkileyerek hidrojeolojik sistemler üzerinde önemli bir etkiye sahip olduğu belirlenmiştir. Arkeosismolojik bulgular, Phoenix Antik Kenti'nin büyük bir depremden ciddi bir yapısal hasar görmediğini, ancak gözlemlenen bazı deformasyonların zamanla doğal aşınma, iklimsel süreçler ve malzeme yorgunluğuna bağlı olarak gelişmiş olabileceğini ortaya koymaktadır. Bölgenin tarih boyunca karşılaştığı en önemli problemlerden biri su kıtlığıdır. Bu çalışma, antik dönemde bölgedeki su yönetim stratejilerini inceleyerek, sarnıç ve su depolama sistemlerinin kullanımını detaylandırmaktadır. Günümüzde de devam eden su kıtlığı sorununun çözümü için sürdürülebilir su yönetimi ve modern teknolojiler gerekmektedir. Sonuç olarak, bu çalışma Phoenix Antik Kenti'nin jeolojik ve hidrojeolojik yapısına ilişkin detaylı veriler sunmakta, bölgenin sismik ve hidrojeolojik riskleri hakkında önemli katkılar sağlamaktadır. Bu veriler, bölgenin gelecekteki sismik tehlikelerine karşı alınacak önlemler ve su yönetimi stratejileri için bir temel oluşturmaktadır.

Güneş Anlıak
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Science
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Yahyalı-zamantı ırmağı (Kayseri) bölgesinde bulunan kurşun-çinko yataklarının jeolojik, mineralojik ve jeokimyasal özellikleri

Periyodik tablonun, 4. periyodunun 12. grubunda bulunan Zn ile 6. periyodunun 14. grubunda bulunan Pb, metal grubu elementlerdir. Metal grubunun ortak özelliği ısıyı ve elektriği iyi iletmeleri ve kolay şekil alabilmeleridir. Bu özellikleri sayesinde Pb ve Zn, son yıllarda kurşun-asit piller, galvanizasyon, radyoaktif kalkanlama, alaşım, vb. sektörlerde yaygın olarak tercih edilen demir dışı metallerdir. Düşük derecelerde kaynama ve şekil alabilme özelliklerine karşın Pb-Zn cevherleri, oldukça karmaşık bir cevher mineralojisine sahiptir. İç Anadolu bölgesinin güneydoğusunda yer alan Yahyalı-Zamantı (Kayseri) kuşağında madencilik faaliyetleri çok eski tarihlere kadar uzanmaktadır. Ancak bölgedeki cevher yataklarının oluşumu ve kökeni, jeoloji ve metalojeni alanlarında yapılan kapsamlı bir araştırma eksikliği nedeniyle hala tartışmalı olmaya devam etmektedir. Yahyalı-Zamantı kuşağı çoğunlukla bölgesel kıvrımlanma ve itmelere maruz kalan birçok karbonat barındıran Pb-Zn yatağına ev sahipliği yapmaktadır. Ancak bölgede yapılan çalışmalarda cevher yataklarının içerisinde bulunduğu alanın yapısal kontrolleri yeterince anlaşılmamıştır. Bu çalışmada Yahyalı-Zamantı bölgesinde bulunan üç Pb-Zn yatağı (Zengan, Erva ve Almila maden ocakları) jeolojik, metalojenik ve jeokimyasal olarak detaylı incelenmiştir. Saha araştırmaları, jeolojik haritalandırmalar, cevher geometrisi ve ayrıntılı jeokimyasal metotlarla cevher jenezine yönelik çıkarımlarda bulunulmuştur. Yataklardaki cevher metallerinin ana kaynağı hakkında daha iyi yorumlamalar yapılabilmesi, cevher oluşturan sıvıların kökeni ve cevher oluşumunu ortaya çıkarmak amacıyla ocakların farklı seviyelerinden/kotlarından derlenen numuneler üzerinde çeşitli jeokimyasal (XRF, ICP-MS, cevher mikroskopisi, XRD, sıvı kapanım, δO, δC, δS, duraylı ve Pb radyojenik izotopları ve EPMA) analizler yapılmıştır. Üç yatak için de Pb-Zn mineralizasyonu çoğunlukla yoğun masif, stoklu, tabakalı ve yayılmış formlarda, Aladağ Birliğinin KB eğilimli faylarında tortul kayaçlar içerisinde meydana gelmektedir. Tabakalı damarlı/merceksi cevher gövdeleri, Orta Devoniyen yaşlı Aladağ Birliği'nin karbonatlı ve kalkerli örtü kayaçlarında bulunmaktadır. Zengan Pb-Zn yatağının birincil cevherli mineralleri pirit, sfalerit, galen, serüzit; ikincil cevherli mineralleri smitzonit, götit, hemimorfit, hematit ve gang mineraller ise kalsit, kuvars, kaolinit, muskovit, barit, montmorillonit'tir. Erva Pb-Zn yatağının birincil cevherli mineralleri sfalerit, galen, serüzit; ikincil cevherli mineralleri smitzonit, götit, hemimorfit, hematit, anglezit ve gang mineralleri ise kalsit, kuvars, montmorillonit, dolomit, muskovit, halloysit, kaolinit'tir. Almila Pb-Zn yatağının birincil cevherli mineralleri pirit, sfalerit, galen, serüzit; ikincil cevherli mineralleri smitzonit, götit, hemimorfit, hematit, anglezit ve gang mineralleri ise kuvars, kalsit, montmorillonit, dolomit, muskovit, halloysit, kaolinit'tir. δO, δC, δS ve Pb izotopik bileşimlerinden elde edilen sonuçlar, bu yataklar için cevher oluşturan sıvıların çok kaynaklı olduğunu ve çeşitli cevher oluşturan sıvıların karışması sonucunda oluştuğunu göstermektedir. Kararlı İzotop Sonuçları: Zengan, Erva ve Almila madenleri için δ13CV−PDB ve δ18OV−SMOW kararlı izotop sonuçları sırasıyla şu şekildedir: Zengan: δ13CV−PDB: ‰-3.44 – +1.13, δ18OV−SMOW: ‰+18.04 – +26.16; Erva: δ13CV−PDB: ‰+1.47 – +2.19, δ18OV−SMOW: ‰+24.55 – +25.04; Almila: δ13CV−PDB: ‰-5.07 – -3.76, δ18OV−SMOW: ‰+27.04 – +29.05. Bu δ13CV−PDB ve δ18OV−SMOW değerleri, cevher oluşturan sıvılardaki karbonun esas olarak Aladağ Birliği'nin denizel karbonatlarının çözünmesinden ve manto kökenli karbonla karışmasından kaynaklandığını düşündürmektedir. Pb İzotop Sonuçları: Metalojenik aşamada, sülfür minerallerinin 206Pb/204Pb, 207Pb/204Pb ve 208Pb/204Pb izotopik bileşimleri şu aralıklarda değişmektedir: 18.6 – 18.7; 15.7 – 15.8; 38.8 – 39.1. Pb izotopik bileşimleri, üst kıtasal kabuk ve orojenik kuşakta nispeten yoğunlaşmıştır. Kükürt İzotop Sonuçları: Zengan, Erva ve Almila madenlerinden toplanan galen örneklerinin δ34SV−CDT değerleri sırasıyla şu şekildedir: Zengan: ‰6.06 – 6.45; Erva: ‰9.50 – 9.66; Almila: ‰10.58 – 11.30. Her üç ocakta de magmatik-evaporit aralığına düşen kükürt değerleri göstermektedir. Ayrıca, δ34SV−CDT değerleri, kükürdün termokimyasal sülfat indirgenmesi (TSR) yoluyla yerel karbonat-evaporit dizilerinden gelen hidrotermal sıvıların karışımından türetilmiş olabileceğini göstermektedir. Bu durum, cevher oluşturan metallerin muhtemelen kabuk ve orojenezden karışık bir kaynağa sahip olduğunu düşündürmektedir. Buradan cevher oluşturan metallerin kabuk ve orojenezin karışık bir kaynağı olma olasılığını göstermektedir. Yatakların, dünya çapındaki diğer CRD bölgelerine benzer şekilde olduğu görülmektedir. ICP-MS analizinin sonuçları, NTE deseninin genel olarak sağa eğik olduğunu göstermektedir. Nadir toprak elementlerinin toplam miktarı nispeten düşüktür. Zengan, Erva ve Almila sahalarının ∑NTE, ∑HNTE, ∑ANTE, ∑HNTE/ANTE değerleri sırasıyla şu aralıkta bulunmuştur: Zengan: ∑NTE: 10.50 – 45.80, ∑HNTE: 6.80 – 30.20, ∑ANTE: 3.70 – 17.20, ∑HNTE/ANTE: 0.64 – 2.06; Erva: ∑NTE: 10.8 – 18.80, ∑HNTE: 8.20 – 14.6, ∑ANTE: 2.60 – 4.20, ∑HNTE/ANTE: 3.15 – 3.47; Almila: ∑NTE: 4.60 – 9.90, ∑HNTE: 3.10 – 6.80, ∑ANTE: 1.50 – 3.10, ∑HNTE/ANTE: 2.06 – 2.20. Üç saha için de ∑HNTE nispeten zenginleşmiş ve ∑ANTE için ise tükenmiştir. Cevher Yatağı Oluşumu Hakkında Sonuç: Jeokimyasal sonuçlar bir bütün olarak ele alındığında, Zengan, Erva ve Almila (Kayseri) Pb-Zn yataklarının Karbonat Ornatımlı (CRD) tip Pb-Zn yatakları olduğu sonucuna varılmıştır. Bu yatakların kökeni, karbonatlı kayaçlar içerisindeki bölgesel tektonizma tarafından kontrol edilen intrüzyonla ilişkili kurşun-çinko yataklarıyla bağlantılıdır. Cevher oluşumları, Aladağ Birliği içerisinde stratigrafik olarak ve KB eğilimli normal fay sistemi boyunca yapısal olarak kontrol edilmektedir. Üç yatağın da oluşumunda derin kökenli hidrotermal akışkanlar aktif rol oynamıştır. Cevher oluşum süreçlerinde gerilimsel (ekstansyonel) tektonik ortam baskın olmuştur.

Özge Özer Atakoğlu
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Science
2025
10
DoctorateOpen AccessTR

Sağır Köy-Kırkbaş Köyü (Yalvaç/ Isparta) boksitlerinin jeolojik, jeokimyasal ve kökensel incelemesi

Isparta'nın kuzey sınırlarında yer alan Kırkbaş ve Sağırköy boksit yatakları, bölgenin jeolojik özellikleriyle ilişkili olarak önemli maden potansiyeline sahip sahalar arasında yer almakta olup, bu bölgede daha önce yapılmış herhangi bir akademik çalışma bulunmamaktadır. Tez konusu kapsamında yapılan bu çalışmada bölgede bulunan boksitlerin, jeokimyasal, kökensel ve jeolojik özellikleri, oluşum ve yataklanmaları, oluşumlarını etkileyen koşul ve faktörlerin belirlenmesi, yorumlanması amaçlanmıştır. Boksitler, gibsit (hidrarjilit) [Al(OH)3], böhmit [AlO(OH)], diyasporit (Al2O3.H2O), minerallerinin bir karışımı olup genellikle silis, TiO2 demir oksit içermektedir. Genel anlamda boksit, alüminyum oksit ve hidroksitlerin karışımından oluşan bir kayaç olarak dikkat çeker. Yoğunluğu 2,5-3,5 g/cm³, sertliği ise 1-3 arasında değişen bu kayaç, kimyasal bileşimine bağlı olarak endüstride değişik alanlarda da kullanılmaktadır. Boksit, alüminyum metali üretiminde temel hammadde olması nedeniyle hem dünya genelinde hem de Türkiye özelinde önemli bir ticari değer taşımaktadır. Isparta (Yalvaç) Kırbaş ve Sağırköy bölgesinde yer alan boksitlere ait çalışma alanından toplanan örnekler üzerinde mineralojik incelemeler yapılmış, bölgenin genel jeoloji çalışmaları yapılmış, araziden alınan veriler değerlendirilerek bölgede bulunan boksitlerin oluşum şartları ve kökenlerinin yorumlamaları yapılmıştır. Boksit ve yan kayaçlardan alınan numunelerin kimyasal analizlere hazırlıkları ve ayrıntılı analizleri (XRD, XRF, FT-IR, ICP-MS, SEM) yapılmış, örneklere ait XRF analizi sonuçları incelenerek istatistik veriler elde edilmiştir. İnceleme alanında bulunan boksitlerin, Hacıalabaz formasyonuna ait Jura-Kretase yaşlı kireçtaşı birimi içerisinde yer aldığı ve Üst Kambriyen–Alt Ordovisyen yaşlı Seydişehir Formasyonu'na ait kumtaşı, çamurtaşı ve kireçtaşı ardalanmasıyla birlikte, yamaç birikintileri ve çökel kaya dokanağının yaklaşık 250 metre güneybatısında yer aldığı gözlenmiştir. Yapılan XRF analizleri ve istatistiksel incelemeler sonucunda, boksit örneklerinin ortalama %48,37 düzeyinde Al2O3 içeriğine sahip olduğu, ayrıca yer yer Al2O3 tenörünün %70'in üzerine çıktığı ve bu değerlerle ekonomik tenör sınırlarının üzerinde seyrettiği belirlenmiştir. Fe2O3 içerikleri ortalama %8,88 düzeyinde ölçülmüş, bazı örneklerde ise bu oranın %21'e kadar yükseldiği tespit edilmiştir. Bu varyasyon, demir oksitlerin boksitleşme süreci sırasında ikincil zenginleşme ürünleri olarak geliştiğini ve özellikle bölgesel ayrışma koşullarının etkisini yansıttığını göstermektedir. Ayrıca, ortalama %33 seviyesinde olan SiO2 içeriği, bazı numunelerde %50'nin üzerine çıkarak, silis açısından zenginleşmiş ve kaolinitik fazların hakim olduğu boksit türlerinin varlığını işaret etmektedir. Bu durum, söz konusu yatakların yüksek alümina içeriğiyle dikkat çeken, ekonomik potansiyele sahip karstik boksit yatakları olduğunu ortaya koymaktadır. Jeokimyasal veriler, boksitlerin yalnızca tek evreli lateritik ayrışmayla değil, aynı zamanda çok aşamalı alterasyon ve taşınım süreçleriyle şekillendiğini ortaya koymaktadır. Ana kaya olarak feldspatça zengin (muhtemelen gnaysik) birimlerin ayrışması sonucu ortaya çıkan malzemenin, karstik kireçtaşları içerisinde gelişen boşluklara taşınarak burada biriktiği düşünülmektedir. Bu taşınım sürecinde, alüminyum ve silisyum içeren mineraller birlikte çökelmiş; böylece hem alümina hem de silis bakımından zengin, karstik karakterli, taşınmış bir boksit tipi gelişmiştir. Hacıalabaz formasyonunun kireçtaşlı seviyeleri içinde bazalt ara seviyeleri veya dayk/sill intrüzyonları bulunması, bu bazaltların daha sonra yüzeylenip ayrışmaya maruz kalmasına olanak sağlamıştır. Boksitlerin jenezi mafik bileşimli bazaltlar, yüksek oranda Al2O3 içerebilecek feldispatlar ve mafik mineraller olarak belirlenmiştir. Sonuç olarak, Sağır Köy-Kırkbaş Köyü boksitleri, yüksek Al2O3, değişken Fe2O3 ve yer yer yüksek SiO2 içerikleriyle karakterize olup, karstik ortamlarda şekillenen, çok evreli bir jeolojik gelişim sürecinin ürünüdür. Bu yataklar, yalnızca lateritik ayrışmanın değil; aynı zamanda bölgesel metamorfizma, alterasyon, taşınım ve yeniden çökelme süreçlerinin ortak etkisiyle oluşmuş, mineralojik olarak zenginleşmiş karmaşık bir yapıya sahiptir.

Sinan Emre Çakır
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Science
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

InSAR uygulamalarında sentinel-1 verilerinin yüzey deformasyonunun tesbitinde kullanılabilirliğinin değerlendirilmesi

InSAR kullanılarak yer yüzeyindeki deformasyonların, özellikle de heyelanların başarılı bir şekilde tespiti her zaman mümkün olmamıştır. Bu sorunun üstesinden gelebilmek için mevcut InSAR araçlarında iyileştirmelere ihtiyaç vardır. Bu çalışma, çok boyutlu InSAR ürünlerini kullanarak Antalya'nın heyelan riski yüksek olan Büyükalan bölgesindeki yüzey deformasyonlarını tespit etmeye yönelik iki yeni yaklaşım geliştirmekte ve değerlendirmektedir. Sentinel-1 verilerine (2015–2020 yılları arası) dayalı çok zamanlı InSAR analizi, LiCSAR-LiCSBAS iş akışı kullanılarak gerçekleştirilmiş, ardından iki yeni yaklaşım uygulanmıştır: Çok Boyutlu InSAR Araştırma ve Analizi (MIRA) ile Crosta'nın InSAR uygulaması (InCROSS). Kümülatif LOS (doğrultu görüş) hız haritaları, alçalan yörüngelerde yıllık −10,996 mm ile 10,449 mm, yükselen yörüngelerde ise −38,496 mm ile 37,957 mm arasında değişen deformasyon hızlarını ortaya koymaktadır. Düşey ve doğu–batı bileşenlerine yapılan ayrıştırma sonucunda, düşey deformasyon –19,401 mm/yıl ile 23,173 mm/yıl; yatay deformasyon ise –28,515 mm/yıl ile 29,104 mm/yıl arasında değişmektedir. MIRA, deformasyon kümelerini belirlemek için n-boyutlu bir görselleştirici ve SVM sınıflandırıcısı kullanırken, InCROSS ise deformasyon özelliklerini vurgulamak için Temel Bileşen Analizi (PCA) uygular. MIRA, klasik InSAR ürünlerine kıyasla deformasyon tespit kapasitesini artırmakta, InCROSS ise bu ürünleri bütünleştirmektedir. Sonuçların karşılaştırılması, iki yöntem arasında %80,48 oranında bir uyum olduğunu göstermektedir. Genel olarak, InSAR'ın istatistiksel ve çok boyutlu analizlerle entegrasyonu, heyelan riski taşıyan bölgelerdeki yer deformasyonlarının tespiti ve yorumlanmasını önemli ölçüde geliştirmektedir.

Hamit Beran Günçe
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Science
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Yeşilova (Burdur) ofiyolitinde yer alan izole daykların jeokimyası ve petrojenezi

İnceleme alanı Marmaris (Muğla) peridotitleri içerisinde yer alan Yeşilova (Burdur) ofiyolitinde yer almaktadır. Yeşilova ofiyolitleri ultramafik-mafik kayaçlar ve diyabaz dayklardan oluşmaktadır. Bu tez çalışması kapsamında Burdur ili, Yeşilova ilçesine bağlı Salda - Düden - Doğanbaba köyleri çevresinde ultramafik ve mafik kayaçların, bu kayaçları kesen daykların petrografik, petrolojik ve petrojenetik özelliklerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu tez Yeşilova ofiyoliti içerisinde yer alan izole diyabaz dayklar ile ilgili ilk ayrıntılı çalışma olacaktır. Çalışma alanında bulunan ultramafik-mafik kayaçlar çoğunlukla alterasyon göstermektedir. Ultramafik-mafik kayaçların arazi petrografik incelemeler sonucunda verlit, gabro, serpantinit bileşiminde olduğu ve daykların ise diyabaz bileşiminde olduğu belirlenmiştir. XRD ve SEM analizleri sonucunda kayaçlar içerisinde yer yer birincil ve ikincil mineraller tespit edilmiştir. Bu sonuçlara göre kayaçlarda genellikle birincil mineraller olivin (forsterit); klinopiroksen (ojit ve diyopsit); plajiyoklaz (labradorit); ve magnetit, kromit, spinel, rutil, titanit ve zirkon gibi minerallerinden oluşmuştur. İkincil mineraller ise genellikle lizardit, klinoklor, klinozoisit, prehnit ve kalsit gözlenmiştir. Jeokimyasal analizler sonucunda göre ultramafik-mafik kayaçlar peridotitik, dayklar ise gabroik özelliktedir. Ultramafik-mafik kayaçlar ve dayklar genellikle AFM diyagramlarına göre toleyitik özellik göstermekte, L3-1 ve L4-1 ultramafik-mafik kayaç örneği ve L11-3 dayk örneğinin ise alkalen bileşime sahip olduğu gözlenmiştir. Ana kayaç ve dayk örneklerinin kondrite ile normalize edilmiş çoklu iz element diyagramlarında kayaçların LIL (Rb, Ba, K, Sr, Eu) elementlerinde hafif bir zenginleşme, HFS elementlerinde (Th, U, Ce, Ta) ise tüketilme görülmektedir. Petrojenetik incelemelere göre hem ana kayaçlar hem de diyabaz daykların dalma - batma zonu (SSZ) ile ilişkili oluştuğu ve toleyitik bir magmadan türediği belirtilebilir.

Burdur-YeşilovaDayklarJeokimya+3
Burçin Çetrez
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessTR

D400 karayolunun Antalya Kemer kesiminde kaya düşme potansiyeline yönelik tehlike sınıflandırma sistemi uygulaması ve mevcut sistemin geliştirilmesi

Bu çalışmanın amacı Antalya-Muğla karayolunun (D400) Sarısu-Kemer arasında kalan kesimindeki yol yarmalarında kaya düşmesi tehlike sınıflandırma sisteminin geliştirilerek uygulanmasıdır. Bu amaçla geliştirilmesi planlanan kaya düşmesi tehlike sınıflandırması A.B.D'nin Tennessee eyaletinde uygulanmakta olan sistemdir. Bu araştırmada; yol geometrisi ve trafik koşullarına bağlı olarak gelişen çeşitli parametreleri (şev yüksekliği, araç risk ortalaması, hendek etkinliği, blok algılama mesafesi, yol genişliği, kaya düşme tarihçesi, şevdeki su varlığı) tehlike derecelerine göre sayısal olarak sınıflandıran ve "Tennessee Kaya Düşmesi Tehlike Sınıflandırma Sistemi (RHRS)" olarak adlandırılan yöntemin kullanılması amaçlanmaktadır. Bu sisteminin jeolojik değerlendirmeler bölümünde ilk olarak şev yenilme türleri (düzlemsel, kama, devrilme, farklı bozunma ve döküntü) belirlenmektedir. Daha sonra belirlenen şev yenilme türlerinin yoğunluk, blok boyutu, diklik, sürtünme gibi parametrelerinin çalışma alanında bulunma yüzdelerine göre puanlaması yapılmaktadır. Bu parametrelerin puanlamasının kişiden kişiye değişebileceği sistemin eksikliği olarak düşünülmektedir. Bu nedenle, "Kaya Düşme Tehlike Sınıflandırma Sistemi"nin jeolojik karakterizasyon bölümü yerine, "GSI Kaya Kütlesi Sınıflama Sistemi" olarak adlandırılan yöntemin kullanılarak, sistemin geliştirilmesi amaçlanmaktadır. Böylece, sistemde kişiden kişiye değişebilecek yorumlamalar ortadan kaldırılmış olacaktır. Tez kapsamında Antalya-Muğla karayolunun Sarısu-Kemer mevkiinde yapılan arazi çalışmaları sonunda 1 adet B-sınıfı şevi ve 7 adet A-sınıfı şevi tespit edilmiş ve A-sınıfı şevlerin ayrıntılı sınıflandırma çalışmaları yapılmıştır. 200 puan üzerindeki şevlerin hem saha ve yol geometrisi, hem de kaya kalite göstergesi bakımından diğerlerine göre daha yüksek puanlar alarak en tehlikeli şevleri oluşturdukları görülmüştür.

Kara yollarıKaya kütlesiSınıflandırma+1
Ceren Ateş
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Optik ve radar uzaktan algılama görüntüleri kullanılarak litolojik birimlerin farklı sınıflandırma teknikleri ile karşılaştırılması

Bu çalışmada Antalya'nın batısında kalan Batı Torosları içine alan bölgenin uzaktan algılama verilerinden optik görüntüleri (ASTER), Polarimetrik Sentetik Açıklıklı Radar (SAR) görüntüleri (Sentinel-1) ve sayısal yükseklik modeli (DEM) verilerinden yararlanılarak litolojik haritalaması yapılmıştır. Sınıflandırma yöntemlerinden maksimum benzerlik sınıflandırması, makine öğrenme algoritmalarından destek vektör makinaları ve rastgele orman ile derin öğrenme algoritması olan yapay sinir ağları sınıflandırmalarının kullanılması ve bunların birbirleri ile karşılaştırılması amaçlanmıştır. Optik ve radar uzaktan algılama verileri ile DEM verileri farklı kombinasyonlarda birleştirilerek oluşturulan girdi veri setleri, farklı sınıflandırıcı algoritmaları ile sınıflandırılmıştır. Bu tez çalışması kapsamında Kemer ve çevresini içine alan pilot bölgede kayaçların detay mineral tayini için, ince kesitlerin farklı açılarda görüntüleri alınarak sınıflandırması da yapılmıştır. Elde edilen mineral oranlarından spektral karışımlar üretilmiştir. Bu spektral karışımlardan türetilen spektral imzalar ve mevcut spektral kayaç kütüphanesinden elde edilen spektral imzalar kullanılarak Spektral Açı Haritalayıcı (SAM) analizi yapılmış ve sonrasında litolojik sınıflandırmalar da üretilmiştir. Tüm analizlere ilişkin sonuçlar, mevcut jeoloji haritası ve arazi gözlemleri ile karşılaştırılarak, doğruluk analizi yapılarak neticelendirilmiştir.

LitolojiMakine öğrenmesiOptik görüntüler+2
Hatice Seval Manap
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Afyon Sultandağı fayı çay segmentinde aktif tektonik ve paleosismoloji çalışması

Isparta Büklümü'nün kuzeyinde bulunan, Sultandağı'nın KKD'sunu sınırlayan Sultandağı Fayı, Türkiye Diri Fay Haritasına göre 115 km uzunluğunda ve K30-60B / 60 KD doğrultu ve eğimli, eğim atımlı normal bir faydır. Sultandağı Fayı Emre vd. (2016)'ya göre 6 segmentten oluşmaktadır. Bu çalışmada Çay Segmenti üzerinde fayın paleosismolojik özelliklerinin ortaya konulması amacıyla, hendekli paleosismoloji ve aktif tektonik araştırmaları yapılması amaçlanmıştır. Çay Segmenti, yaklaşık 12 km uzunluğunda olup K80D/64KB olarak uzanım göstermektedir. Tezin çalışma alanları içerisinde Paleozoik'ten günümüze birçok birim bulunmakta Sultandağı Fayı bu birimlerin hepsiyle ilişkili olup, çalışmada odaklandığımız Maltepe Köyü çevresinde Kuvaterner birimleri içerisinde gözlenebilmektedir. Çay Segmenti üzerinde meydana gelen ve yüzey kırığı oluşturan son deprem, 3 Şubat 2002 tarihli Mw:6,5 büyüklüğündeki depremdir. Çay Segmenti'nin Holosen devrindeki aktivitesi ve faylanma kinematiği hakkında bilgiler elde edilmesi amacıyla paleosismolojik hendek çalışması gerçekleştirilmiştir. Açılan hendek duvarında Holosen devrinde meydana gelen üç deprem belirlenmiş ve tarihlendirilmiştir.

FaylarGüneybatı Anadolu bölgesiPaleosismoloji+1
Hasret Ozan Avcı
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Alanya şehir merkezi plaj kumlarının doğal ve yapay radyoaktivite seviyeleri ile insan sağlığı üzerindeki etkisi

Alanya şehir merkezi plaj kumlarının HPGe gama spektrometre sistemi kullanılarak, 226Ra, 232Th ve 40K doğal ve yapay radyoaktivite seviyeleri ölçülmüştür. Plaj kumu örneklerinde 226Ra, 232Th ve 40K radyoaktivite seviyelerinin ortalama değerleri sırasıyla 17,06 ± 1,68, 25,04 ± 2,88, 276,88 ± 17,24 Bq/kg olarak hesaplanmıştır. Elde edilen sonuçlar radyasyon sınır değerlerinin altında olup halk sağlığı açısından herhangi bir risk tespit edilememiştir. Bunlara ilaveten, hesaplanan radyolojik risk parametreleri; radyum eşdeğer aktivitesi (Raeq), soğurulan gama doz hızı (D), yıllık etkin doz eşdeğeri (Eaed), dış (Hex) ve iç (Hin) tehlike indeksi, gama seviye indeksi (Iy) ve yaşam boyu kanser riski (ELCR) hesaplanmış olup, bütün parametreler uluslararası kabul edilen radyasyon sınır değerlerinin altında olup halk sağlığı açısından tehlike göstermemekte birlikte bölgenin radyolojik durumunu yansıtan dağılım haritaları oluşturulmuştur. Plaj kumlarında XRF analizi sonucunda jeokimyasal analizler gerçekleştirilerek majör ve eser element konsantrasyonları belirlenmiştir. Al, Fe, Mg Ti, Co, Zn, Ga, R, Y, Ba, Pb, Pa ve Tb gibi ağır metal elementleri Alanya (A1 – A25) numunelerinde, Alanya Kalesi (K26 – K50) numunelerine göre biraz daha düşük bulunmuştur.

RadyoaktiviteRisk faktörleriX ışını flüoresan analizi
Sezer Ünal
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00