Bandırma Onyedi Eylül University
Discipline

Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hemşireliği Anabilim Dalı

Bandırma Onyedi Eylül University

81

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Yetişkin bireylerin çocukluk çağı travmaları ile somatizasyon ve psikolojik dayanıklılık düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi

Yetişkinlerde çocukluk çağı travmaları ile somatizasyon ve psikolojik dayanıklılık arasında ilişkinin incelenmesi amacıyla planlanan bu çalışma tanımlayıcı desende gerçekleştirildi. Çalışmanın örneklemini Van ilinnin Tuşba ilçesindeki aile sağlığı merkezlerine sağlık hizmeti almak için başvuran 18 yaş ve üzeri 397 kişi oluşturdu. Veriler, "Anket formu", "Somatizasyon Ölçeği", "Yetişkinler için Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği", "Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği" kullanıldı. Veriler, Kasım 2023-Nisan 2024 tarihleri arasında toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde SPSS 30 paket programı kullanıldı ve %95 güven aralığı ve %5 anlamlılık dikkate alınarak verilerin analizi yapıldı. Ek olarak bağımsız gruplarda t testi ve korelasyon analizi yapıldı. Katılımcıların çocukluk travma düzeyleri ile psikolojik dayanıklılık ve somatizasyon düzeyleri arasında negatif yönde, psikolojik dayanıklılık ile somatizasyon düzeyleri arasında pozitif yönde ilişkili olduğu saptandı. Çocukluk travmaları alt boyutları arasında duygusal ihmalin, daha fazla olduğu; psikolojik dayanaklılıkta ise sosyal kaynaklar alt boyutu puan ortalamasının yüksek olduğu belirlendi. Sonuç olarak, katılımcıların somatizasyon ve çocukluk travmalarının orta düzeyde, psikolojik dayanıklılıklarının yüksek olduğu saptandı.

Elif Solmaz Aşkan
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Ergenlerde algılanan ebeveyn tutumları erken dönem uyumsuz şemalar bilişsel esneklik ve ruh sağlığı sorunları arasındaki ilişki

Bu çalışma, ergenlerde algılanan ebeveyn tutumları, erken dönem uyumsuz şemalar, bilişsel esneklik ve ruh sağlığı sorunları arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla kesitsel ve ilişkisel tarama deseninde gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın evrenini, 2023–2024 eğitim-öğretim yılında Van il merkezinde bulunan liselerde öğrenim gören ergenler oluşturmaktadır. Örneklem ise, olasılıklı tabakalı örnekleme yöntemi kullanılarak belirlenmiş olup, İpekyolu, Edremit ve Tuşba ilçelerinde bulunan liselerde öğrenim gören toplam 643 ergen (320 erkek, 323 kadın) öğrenciden oluşmaktadır. Veriler; Kişisel Bilgi Formu, Young Ebeveynlik Ölçeği, Young Erken Dönem Uyumsuz Şema Ölçeği-Kısa Formu, Bilişsel Esneklik Envanteri ve Güçler ve Güçlükler Anketi kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizi SPSS 27.0 ve PROCESS makro programları aracılığıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırma bulgularına göre, ergenlerin annelerine dair algılarında en sık görülen tutumlar Koşullu/Başarı Odaklı, Aşırı Koruyucu/Evhamlı ve Kuralcı/Kalıplayıcı iken; babalarına dair algılarda en sık rastlanan tutumların Koşullu/Başarı Odaklı, Değişime Kapalı/Duygularını Bastıran ve Kuralcı/Kalıplayıcı olduğu saptanmıştır. Katılımcıların Bilişsel Esneklik Envanteri puan ortalaması 68,01±13,82 olarak bulunmuştur. En yüksek puan ortalamasına sahip erken dönem uyumsuz şema alanları ise sırasıyla Ayrıcalıklılık/Yetersiz Öz Denetim (23,08±7,01), İç İçe Geçme/Bağımlılık (20,86±8,56) ve Cezalandırma (19,72±6,59) olmuştur. Katılımcıların Güçler ve Güçlükler Anketi'nden aldıkları toplam güçlük puanı ise 16,35±5,96'dır. Analizler sonucunda, algılanan olumsuz ebeveyn tutumları ile erken dönem uyumsuz şemalar arasında pozitif yönlü; erken dönem uyumsuz şemalar ile bilişsel esneklik arasında ise negatif yönlü ilişkiler olduğu belirlenmiştir. Ayrıca, Kuralcı/Kalıplayıcı, Küçümseyici/Kusur Bulucu anne ve baba tutumlarının; Aşırı İzin Verici/Sınırsız anne tutumu ile Duygusal Bakımdan Yoksun Bırakıcı baba tutumunun bilişsel esnekliğin anlamlı yordayıcıları olduğu görülmüştür. Koşullu/Başarı Odaklı ve Cezalandırıcı anne tutumları ile Duygusal Bakımdan Yoksun Bırakıcı baba tutumunun ise olumsuz şemaların önemli yordayıcıları olduğu saptanmıştır. Bunun yanı sıra, bilişsel esneklik ve olumsuz şemaların dışsallaştırma problemlerinin yordayıcısı olduğu; Aşırı Koruyucu/Evhamlı baba tutumlarının, bilişsel esneklik ve olumsuz şemalarla birlikte içselleştirme problemlerini yordadığı belirlenmiştir. Son olarak, yapılan aracılık analizine göre, erken dönem uyumsuz şema alanlarının, olumsuz ebeveyn tutumları ile bilişsel esneklik arasındaki ilişkide aracı rol oynadığı sonucuna ulaşılmıştır. Elde edilen sonuçlar, hem okul temelli ruh sağlığı hizmetlerinde hem de ailelere yönelik psiko-eğitim programlarında önemli çıkarımlar sunmaktadır.

İpek Tanrıverdi
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Klinisyen hemşirelerde meslek imajı ile eş şiddetine maruz kalma ve eş şiddetini kabul etme durumu arasındaki ilişkinin incelenmesi

Klinisyen hemşirelerde meslek imajı ile eş şiddetine maruz kalma ve eş şiddetini kabul etme durumu arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla planlanan bu çalışma tanımlayıcı ve kesitsel türde gerçekleştirildi. Çalışmanın örneklemini Van Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesinde çalışan evli 306 hemşire oluşturdu. Veri toplama aracı olarak 'Sosyodemografik Bilgi Formu'', ''Hemşirelik İmajı Ölçeği'' ve ''Çiftler Arası Şiddeti Kabul Ölçeği'' kullanıldı. Veriler Ocak-Mayıs 2024 tarihleri arasında toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde SPSS 27 paket programı kullanıldı ve %95 güven aralığı ve %5 anlamlılık dikkate alınarak verilerin analizi yapıldı. Veriler, tanımlayıcı istatistikler, bağımsız gruplar t testi, tek yönlü varyans analizi, Pearson korelasyon analizi, Mann Whitney U testi, Kruskal Wallis testi ve Spearman Rank korelasyon analizi ile değerlendirildi. Çalışmada katılımcıların %27,1'nin eş şiddetine maruz kaldığı; "Hemşirelik İmajı Ölçeği" toplam puan ortalamalarının 69,17±6,799, "Çiftler Arası Şiddeti Kabul Ölçeği" toplam puan ortalamalarının ise 14,94±7,191 olduğu belirlendi. Katılımcıların "Hemşirelik İmajı" ölçeği puan ortalamaları ile şiddet görme durumları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı (p>0.05); "Hemşirelik İmajı" ölçeği puan ortalamaları ile "Çiftler Arası Şiddeti Kabul Ölçeği'' toplam puan ortalamaları arasında negatif yönde zayıf düzeyde anlamlı bir ilişki olduğu belirlendi (p<0.05). Sonuç olarak çalışmada hemşirelerin şiddeti kabul düzeylerinin düşük ve mesleki imaj algılarının ortalamanın üzerinde olduğu; hemşirelerin hemşirelik imajı algıları ile şiddete maruz kalma durumları arasında anlamlı bir fark olmadığı ancak hemşirelik imajı algıları ile şiddeti kabul görme durumları arasında zayıf düzeyde anlamlı bir ilişki olduğu belirlendi.

Yener Aktuğ
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Şizofreni hastalarında kronotip ile intihar olasılığı ve intihar davranışı arasındaki ilişki

Şizofreni, özkıyım açısından yüksek risk altında olan psikiyatrik bozukluklar arasında yer almaktadır. Şizofreni hastalarında intihar girişimi öncesinde herhangi bir uyarı olmaması ya da niyetin sözel olarak bildirilmemesi bu hastalarda intiharın önceden belirlenmesini zorlaştırmaktadır. Bu nedenle şizofreni hastalarında intihar davranışı yeterince aydınlatılamamış ve gözden kaçabilen bir durumdur. Bu çalışmanın amacı, şizofreni hastalarında kronotip ile intihar eğilimi ve girişimi arasındaki ilişkiyi incelemektir. Çalışma; nicel araştırma yöntemlerinden kesitsel olarak ve amaçlı örneklem kullanılarak gerçekleştirildi. Van YYÜ Dursun Odabaşı Tıp Merkezi'nde polikliniğe başvuran hastalar ile planlanan bu çalışmada öz bildirime dayalı ölçekler kullanıldı. Veri toplama araçları olarak, araştırmacı tarafından literatür incelenerek geliştirilen kişisel bilgi formu, Sabahçıl-Akşamcıl Ölçeği (SAÖ), İntihar Olasılığı Ölçeği, İntihar Davranış Ölçeği, Pozitif Semptomları Değerlendirme Ölçeği (SAPS) ve Negatif Belirtileri Değerlendirme Ölçeği (SANS) kullanıldı. Görüşme öncesinde katılımcılara bilgilendirilmiş onam formu imzalatıldı. Araştırmanın örneklemini ise araştırmaya alınma kriterlerini taşıyan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 18-65 yaş arası hastalar oluşturdu. Katılımcıların yaş ortalaması 37,369,92 olup, %36,9'u (n=31) kadın ve %63,12'si (n=53) erkektir. Katılımcıların %32,1'i (n=27) "sabahçıl tip", %46,4'ü (n=39) "ara tip" ve %21,4'ü "akşamcıl tip" olarak bulunmuştur. Katılımcıların Sabahçıl Akşamcıl Anketi puan ortalaması 51,92±13,60, İOÖ toplam puan ortalaması 79,98±13,80, İDÖ puan ortalaması 2,33±2,49, SAPS toplam puan ortalaması 37,08±18,84 ve SANS Toplam puan ortalaması 29,92±15,61 olarak bulunmuştur. Elde edilen veriler, şizofreni hastalarında yalnızca psikopatolojik belirtilerin değil, aynı zamanda bireysel biyolojik ritim farklılıklarının da intihar riskini etkileyebileceğini göstermektedir. Çalışmada, özellikle sabahçıl-akşamcıl eğilimler ile intihar olasılığı ve intihar davranışı arasında anlamlı ilişkilerin bulunması, kronobiyolojik faktörlerin ruhsal hastalıkların seyri ve risk yönetimi üzerinde dikkate alınması gereken önemli değişkenler olduğunu ortaya koymuştur.

Nurdane Göktürk
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Toplum ruh sağlığı merkezine kayıtlı hastaların koruyucu sağlık hizmetlerini kullanım durumu ve sağlıklı yaşam biçimi davranışları

Bu araştırma, bir toplum ruh sağlığı merkezine (TRSM) kayıtlı hastaların fiziksel sağlıklarına yönelik koruyucu sağlık hizmetlerini kullanım durumu ve sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının belirlenmesi amacıyla yapıldı.Kesitsel türde yapılan araştırmanın örneklemini İstanbul'da bulunan ruh ve sinir hastalıkları hastanesine bağlı bir TRSM'ye kayıtlı 138 hasta oluşturdu. Veriler, "Bilgi Formu" ve "Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği II" (SYBDÖ II) olmak üzere iki ayrı form kullanılarak toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde Bağımsız t testi, Oneway ANOVA testi, Mann Whitney U testi, Kruskal Wallis testi ve Spearman korelasyon analizi uygulandı. Hastaların %79'unun beden kitle indeksi (BKİ) yüksek olup, %55,8'inin en az bir fiziksel tanısı bulunmaktaydı. Katılımcıların %53,6'sının sigara kullandığı, %78,3'ünün son bir yıl içinde sağlık kontrolü amacıyla aile hekimine başvurmadığı ve %59,4'ünün egzersiz yapmadığı saptandı. Hastaların SYBDÖ II'den aldıkları puan ortalaması 129,49±24,18 olup, en yüksek puan ortalamasını 'manevi gelişim', en düşük ölçek alt boyut boyut puan ortalamasını ise 'fiziksel aktivite' alt boyutundan aldıkları tespit edildi. Medeni durum ile sağlık sorumluluğu, fiziksel aktivite ve manevi gelişim alt boyut puan ortalaması arasında istatistiksel anlamlı farklılık bulunduğu; eğitim durumu ile fiziksel aktivite alt boyut ortalaması arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu tespit edildi. Sonuç olarak, TRSM'ye kayıtlı hastaların sağlıklı yaşam biçimi davranışları orta düzeydedir. Çoğu hastanın fiziksel hastalığa sahip olması ve koruyucu sağlık hizmetlerini kullanım oranlarının düşük olması nedeniyle psikiyatrist ve psikiyatri hemşirelerinin hastaların fiziksel sağlık gereksinimlerini periyodik değerlendirmeleri, bu bireylerde sağlığı koruyucu ve geliştirici müdahaleleri öne çıkarıp holistik bakım sağlamaları ve olumlu davranışsal değişiklikler kazandıracak müdahaleler planlamaları önerilir. Anahtar kelimeler: Hemşire, Koruyucu Sağlık Hizmeti, Kronik Ruhsal Bozukluk, Sağlıklı Yaşam Biçimi, Toplum Ruh Sağlığı Merkezi.

Ceyda Sardoğan
İstanbul University-Cerrahpaşa · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

İletişim becerileri odaklı psikoeğitimin şizofreni tanılı bireylerin bakım verenlerinin öznel iyi-oluş düzeyine etkisi

Bu çalışma, İletişim Becerileri Odaklı Psikoeğitim Programının (İBOP) şizofreni tanılı bireylerin Öznel İyi Oluş(ÖİO) düzeyi üzerine etkisini değerlendirmek amacıyla, randomize, iki girişim ve bir kontrol gruplu, ön test, son test ve izlem ölçümlü deneysel desende gerçekleştirildi. Araştırmanın evrenini bir üniversite hastanesi psikiyatri polikliniği'ne Haziran 2020 ile Mayıs 2021 tarihleri arasında başvuran, DSM-5 TR kriterlerine göre şizofreni tanısı almış bireylere bakım veren 279 aile üyesi oluşturdu. Örneklem güç analizi ile belirlendi (n:72). Randomizasyon yapılarak İBOP grubu (n=24), GEP grubu (n=24) ve kontrol amaçlı girişim uygulanmayan grup (n=24) olarak ayrıldı. Veriler, "Kişisel Bilgi Formu", "Zarit Bakım Yükü Ölçeği", "İletişim Becerileri Ölçeği", "Öznel İyi Oluş Ölçeği(ÖİOÖ)" ve "Katılımcı Grup Deneyim Formu" kullanılarak toplandı. Analizde, tanımlayıcı veriler için sayı, yüzde, ortalama standart sapma, medyan (min-maks) değerleri verildi. Gruplarda tanımlayıcı verilerin karşılaştırmaları, normal dağılama sahip olan değişkenler için tek yönlü varyans analizi, normal dağılıma sahip olmayan değişkenler Mann-Whitney U, Kruskal-Wallis analizi ve kategorik değişkenlerin karşılaştırmasında Pearson Ki-kare analizi ile incelendi. Grup içi ve gruplar arası ve zamana göre ölçek puanlarındaki değişimi incelemek üzere Kruskal-Wallis ve Friedman Testleri kullanıldı. İBOP sonrası deneyimler için elde edilen nitel veriler "içerik analizi" ile ortaya kondu. Bulgularda, İBOP katılımcılarının girişim öncesi ÖİOÖ ortalama puanı ile girişim sonrası ve izlem aşamaları puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptandı (p<0.05). Gruplar arası karşılaştırmalarda İBOP katılımcılarının ÖİOÖ ortalama puanlarının GEP katılımcılarına göre girişim sonrasında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde (p<0.05) yüksek olarak bulunmakla birlikte, izlem aşamalarında anlamlı fark saptanmadı (p>0.05). İBOP katılımcılarının ÖİOÖ ortalama puanları kontrol grubu katılımcılarına göre girişim sonrası ve ikinci izlem aşamasında anlamlı düzeyde yüksek idi (p<0.05), ancak birinci izlem aşamasında anlamlı farklılık saptanmadı. Sonuç olarak, İBOP'a katılan bakım verenlerin ÖİO düzeyi üzerine olumlu etkiler gösterdiği ve bu etkilerin sonrasında da devam ettiği görüldü. Uygulama sonrası İBOP katılımcılarının özbildirimleri ile kendileri ve çevreleriyle iletişimlerine karşı farkındalıklarında, sosyal etkileşimlerinde artış olduğu ve özgüvenlerinin geliştiği belirlendi. İBOP'un etkililiğini daha fazla ortaya koymak amacıyla, benzer gruptaki bakım verenler ile yineleme çalışmalarının yapılması önerilmektedir. Bakım verenlerde ÖİO düzeyini artırmak için İBOP'un tüm rehabilitasyon basamaklarında yaygınlaştırılması yararlı olacaktır.

Şirin Harkın Gemicioğlu
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Ruhsal bozukluk tanılı bireylerin pandemiden etkilenme durumlarının resimler üzerinden incelenmesi: Nitel bir çalışma

Bu çalışma, pandemide yüksek riskli ve savunmasız grupta yer alan ruhsal bozukluk tanılı bireylerin pandemiden etkilenme durumlarını, duygularını, gereksinimlerini, baş etme yöntemlerini, süreci nasıl yönettiklerini belirlemek amaçlı; nitel araştırma olarak gerçekleştirildi. Katılımcılarla ''Yarı Yapılandırılmış Nitel Görüşme Formu'' aracılığıyla yüz yüze bireysel görüşme yapıldı; görüşme sonrasında A3 boyutunda resim kağıdı ve katılımcıların seçmiş oldukları boya malzemeleri (kuru boya, pastel boya, sulu boya vb.) ile ''Salgın sürecinden nasıl etkilendiğinizi çiziniz.'' yönergesi verilerek serbest resim çizmeleri sağlandı. Resim bittikten sonra katılımcıların yapmış oldukları resim üzerine sözel ifadelerde bulunması sağlandı; araştırmacının çizilen resimle ilgili sormuş olduğu sorular aracılığıyla resmin yorumlanması gerçekleştirildi. Ruhsal bozukluk tanılı bireylerde pandemi sürecinin hangi deneyimleri yaşattığını anlamak için çizimlerde temaların ve duygusal çağrışımların kendiliğinden ortaya çıkması hedeflendi. Resimde yapmış oldukları çizimler ve araştırmacının sorduğu sorular doğrultusunda kendi çizimleri üzerine yaptıkları sözel yorumlar pandemi süreci için ifade etmekte zorlandıkları durumlar için ikinci bir iletişim aracı olarak da kullanıldı. Araştırma 20 kadın, 19 erkek olmak üzere toplam 39 katılımcı ile gerçekleştirildi. Hastalık tanıları olarak 17 katılımcının şizofreni ve psikozla giden diğer bozukluklar; 8 katılımcının duygudurum bozukluğu; 5 katılımcının yeme bozukluğu; 3 katılımcının obsesif kompulsif bozukluk; 2 katılımcının anksiyete bozukluğu; 2 katılımcının kişilik bozukluğu; 2 katılımcının da bedensel (somatik) belirti bozukluğu tanısı mevcuttur. Katılımcıların yaş ortalaması 38'dir. Çalışmanın verileri 6 ana başlık altında toplandı. Bunlar; resim analizi, COVID-19 anlamı, salgın sürecinin etkileri, baş etme stratejileri, ihtiyaçlar/beklentiler ve pandemi sonrası hayata bakış açısıdır. Her başlık kendi içinde alt başlıklara ve kodlara ayrıldı. Toplumda kırılgan ve savunmasız grupta yer alan ruhsal bozukluk tanılı bireylerin pandemi sürecinden nasıl etkilendiklerinin araştırıldığı bu çalışmanın sonucunda bu bireylerin COVID-19'a verdikleri anlam, salgın sürecinin etkileri, baş etme yöntemleri, ihtiyaçları/beklentileri, pandemi sonrasında hayata bakış açıları ve resim yoluyla kendilerini ifade etme biçimleri detaylı olarak ele alındı. Kendini sözel olarak ifade etmekte güçlük çeken bireyler için resim yönteminin duygu ve düşünceleri ifade etmek için iyi bir iletişim yolu olduğu görüldü. COVID-19 pandemisinin savunmasız gruplar üzerindeki psikolojik etkisinin belirlenmesi, gelecekteki olumsuz durumlarla mücadele etmek için doğru zamanda ve doğru psikososyal müdahalelerin uygulanmasına yardımcı olacaktır. Ruhsal bozukluk tanılı bireyleri korumak, aileleriyle birlikte güçlendirme çalışmaları yapmak, gelecek olası salgınlara ve tüm krizlere hazırlamak önemlidir. Sanat terapi yöntemleri, Hemşirelik Sonuçlarının Sınıflandırması/The Nursing Outcomes Classification (NOC) hemşirelik müdahaleleri kitabında da yer almaktadır. Gelecekte psikiyatri hemşirelerinin ağır sorunları olan hastaların iç dünyalarını anlaması ve desteklemesi için sanat terapi yöntemlerinin sıklıkla kullanılabileceği düşünülmektedir. Sanatsal uygulamaların hemşirelik sürecine entegre edilmesinin bakım kalitesinin de artmasına olumlu katkı yapabileceği düşünülerek; hemşirelerin bu konuda gözlemlerini ve deneyimlerini raporlamaları için öncelikle sanat terapisi alanında eğitim alarak uzmanlaşmaları ve daha fazla deneysel çalışmalar yapmaları önerilir.

COVID 19
Fatma Tezcan Karadeniz
İstanbul University-Cerrahpaşa · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Trans bireylerin cinsiyet uyum sürecinde yaşadığı zorlukların incelenmesi ve gereksinimlerinin belirlenmesi

Amaç: Araştırmanın amacı, cinsiyet uyum sürecine başlayan trans bireylerin karşılaştıkları zorlukları incelenmek ve nelere gereksinim duyduklarını belirlemektir. Yöntem: Amaçlı ve ölçüte yönelik örnekleme yöntemi ile belirlenen 7 trans kadın ve 7 trans erkekten oluşan 14 katılımcının değerlendirildiği araştırmada nitel araştırma tasarımı kullanıldı. Fenomenoloji deseni aracılığıyla trans bireylerin deneyimleri detaylı incelendi. Veri toplama aracı olarak yarı yapılandırılmış görüşmeler kullanıldı. Bu araştırmada içerik analizi ve betimsel analiz kullanıldı. Ulaşılan veriler doğrultusunda anahtar kelimeler aracılığıyla; kodlar kategoriler ve temalar formüle edildi. Bulgular: Cinsiyet kimliklerinin, biyolojik kimliklerinden farklı olduğunu fark etme ortalama yaşları 8 iken cinsiyet uyum sürecine başlama ortalama yaşları 23'tür. Katılımcıların 12'si süreç öncesi kendine zarar verme düşüncesinin varlığından bahsetmiştir. 8 trans bireyde komorbidite tanı depresyon ve anksiyete olarak mevcuttur. Trans bireylerin cinsiyet uyum sürecindeki deneyimleri, psikolojik ve fizyolojik deneyimler, cinsiyet uyum sürecindeki zorluklar ve gelecek perspektifi ve beklentiler olarak kategorilendirildi. Yarı yapılandırılmış görüşme formunda verilen ifadelere göre yaşadıkları zorluklar hormon replasmanının yan etkileri, toplumsal tepkiler ve ayrımcılık, ekonomik güçlükler, sağlık sistemiyle etkileşimdeki zorluklar, psikolojik süreçte yaşanan olumsuz duygulanımlar, eğitim ve kariyer engelleri ve hukuki ve bürokratik mücadeleler olarak belirlendi. Sonuç: Bu araştırmada katılımcıların cinsiyet uyum sürecinin geç başlamasında ailesel ve çevresel nedenlerin etkili olduğu tespit edildi. Cinsiyet uyum sürecine başlamanın, bireylerin kendine zarar verme düşüncelerini ortadan kaldırmaya yönelik pozitif etki sağladığına, anksiyete ile depresyon belirtilerini hafiflettiğine ve cinsiyet uyumsuzluğunu azaltmaya yönelik en iyi yöntem olduğuna ulaşıldı. Trans bireyin gereksinimlerine yönelik, sağlık sisteminde uygulanabilirliğe yönelik ve toplum algısına yönelik sosyal önerilerde bulunuldu.

Selcan Sönmezer
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Ortopedi ve travmatoloji servisinde yatan hastaların psikososyal gereksinimleri ve ruh sağlığı

Araştırma, ortopedi ve travmatoloji servisinde yatan hastaların psikososyal gereksinimlerini ve ruh sağlığını değerlendirmek amacıyla yapılan tanımlayıcı bir çalışmadır. Araştırmanın örneklemini ortopedi ve travmatoloji servisinde en az bir hafta yatarak tedavi gören 140 hasta oluşturmuştur. Görüşme formu Gordon'un Fonksiyonel Sağlık Örüntüleri Modeli doğrultusunda 11 bölümden oluşmaktadır. Her bölümün alt soruları mevcuttur. Ayrıca Kısa Semptom Envanteri kullanılmıştır. Çalışma verileri değerlendirilirken, nicel değişkenler ortalama, standart sapma, medyan, min ve max değerleriyle, nitel değişkenler frekans ve yüzde gibi tanımlayıcı istatistiksel metotlar ile gösterildi. Verilerin normal dağılıma uygunluklarının değerlendirilmesinde Shapiro Wilks test ve Box Plot grafiklerden yararlanıldı. Normal dağılım göstermeyen değişkenlerin iki gruba göre değerlendirmelerinde Mann Whitney-U Test, üç grup ve üzeri karşılaştırmalarında Kruskal Wallis test ve farklılığa neden olan grubun tespitinde Dunn test kullanıldı. Değişkenler arası ilişkilerin değerlendirilmesinde dağılıma göre Spearman's korelasyon analizi yapıldı. Sonuçlar %95'lik güven aralığında, anlamlılık p<0.05 düzeyinde değerlendirildi. Hastaların %41,4'ü (n=58) kadın, %58,6'sı (n=82) erkektir. Ortalama yaş 47,12±16,89'dur. Hastaların hastanede kalma ortalama süre 11,48±7,85 gündür. Hastalar en yüksek oranda depresyon (11,37±8,80) ardından anksiyete (8,31±8,73) semptomunu göstermiştir. Diğer semptom oranları olumsuz benlik (8,01±7,84), somatizasyon (5,89±5,00), hostilite (6,70±5,27) şeklindedir. Kısa Semptom Envanteri ortalama puan (40,98±31,17) şeklinde bulunmuştur. Hastalık sürecinde işten uzak kalmanın depresyon semptomunu arttırdığı saptanmıştır. Hastalık sürecinde aile ilişkilerinin olumlu etkilenmesinin ve sosyal desteğin gücünün semptomların azalması üzerinde etkili olduğu gözlenmiştir.

Sarah Şimşek
İstanbul University-Cerrahpaşa · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Özel gereksinimli çocuğu olan annelerde bilişsel davranışçı terapinin duygu düzenleme ve psikolojik dayanıklılığa etkisi

Deneysel desende, ön test-son test randomize kontrol gruplu model (2x2) olarak yapılan bu araştırmanın temel amacı Özel Gereksinimli Çocuğu Olan Annelerde Bilişsel Davranışçı Terapinin Duygu Düzenleme ve Psikolojik Dayanıklılığa Etkisini belirlemektir. Araştırmanın evrenini özel gereksinimli çocukların ve ailelerinin bağlı bulunduğu üç derneğe kayıtlı olan özel gereksinimli çocukların anneleri oluştururken, örneklemini ise araştırmaya dahil edilme kriterlerine uyan, sayısı power analizi sonucu belirlenmiş 64 anne oluşturdu. Etik kurul ve ilgili dernek izinleri alınan çalışma Şubat 2020-Ağustos 2021 tarihleri arasında yapıldı. Araştırmanın verilerinin toplanmasında, araştırmaya katılan annelerin sosyodemografik verilerini değerlendiren tanıtıcı bilgi formu, duygu düzenleme becerilerini değerlendiren "Duygu Düzenleme Ölçeği", psikolojik dayanıklılıklarını değerlendiren "Yetişkinler için Psikolojik dayanıklılık Ölçeği", programı değerlendirmek amacıyla değerlendirme formu ve oturum içinde otomatik düşüncelerin belirlenmesi amacıyla "Otomatik Düşünceler Ölçeği" kullanıldı. Araştırmanın verilerinin analizinde, Statistical Package for the Social Sciences (SPSS) (IBM SPSS Statistics 24) adlı paket program kullanılarak yapıldı. Bulguların yorumlanmasında frekans tabloları ve tanımlayıcı istatistikler kullanıldı. Özel gereksinimli çocuğu olan annelerde bilişsel davranışçı terapinin duygu düzenleme ve psikolojik dayanıklılık üzerinde düzenleyici etkisi olduğu bulundu.

Özlem Sarp
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

İki uçlu bozukluğu olan kadınlarda anneliğe yönelik tutumlar

Bu tanımlayıcı araştırma, iki uçlu bozukluğu olan kadınlarda anneliğe yönelik tutumları incelemek amacıyla, Temmuz 2022- Haziran 2024 tarihleri arasında gerçekleştirildi. Araştırmanın evrenini sosyal medya üzerinden ulaşılan üreme çağındaki nullipar iki uçlu bozukluk tanılı ve ruhsal bozukluğu olmayan ve üreme çağında olan kadınlar oluşturdu. Araştırmanın örneklemini oluşturan 112 kadından araştırmacılar tarafından literatürden yararlanarak oluşturulmuş ve bireysel özellikleri, üreme sağlığına ve iki uçlu bozukluk tanı ve tedavisine dair bilgileri değerlendiren 37 soruluk bilgi formu ile veriler toplandı. İstatistiksel analizde, tanımlayıcı istatistiklerin yanı sıra, karşılaştırmalarda Bağımsız Gruplar T-Testi, Anova Testi, Mann Whitney U Testi ve Kruskal Wallis H testi kullanıldı. İlişki tespitinde ise Pearson ya da Spearman korelasyon analizinden yararlanıldı. Çalışmada iki uçlu bozukluk tanılı kadınların doğurganlığa ve çocuk sahibi olmaya yönelik ölçek alt boyutlarından beklentiler ve planlamayı kapsayan üçüncü alt boyut puanlarının ruhsal bozukluğu olmayan kadınlara göre düşük bulundu. Anneliğe yönelik duygu ve düşünce ifadelerinde en sık bahsedilen duygunun "arzulama", en sık ifade edilen düşünce temasının ise "anne olmayı düşünmeme" olduğu saptandı. İki uçlu bozukluk tanılı kadınların çocuk sahibi olmadan önceki beklentileri ve planlarının ruhsal bozukluğu olmayan katılımcılardan daha düşük olduğu bulundu. İki uçlu bozukluk tanılı kadınların doğurganlığa ve çocuk sahibi olmaya yönelik tutumları üzerinde medeni durum ve yaş gibi bireysel özelliklerin ve hastaneye yatış sayısı ve ilk atak türü gibi hastalığa dair özelliklerin etkisi olduğu bulunurken, üreme sağlığına dair özelliklerin etkisi olmadığı saptandı. Sonuç olarak anneliğe yönelik tutumu etkileyen faktörler içerisinde iki uçlu bozukluk tanılı kadınlara özgü faktörler yer almaktadır. Bu faktörlerin ayırt edilmesi ruh sağlığı alanında çalışan klinisyenler, özellikle ruh sağlığı ve psikiyatri hemşireleri tarafından, sürdürüm tedavilerinde dikkat edilmesi gereken noktalarda yeni bir bakış açısı geliştirilebilmesi açısından önemlidir. Ayrıca iki uçlu bozukluğun yönetiminde hastayla birlikte çalışılabilecek alanlar hakkında farkındalık kazanılabilecektir.

AnnelikBipolar bozuklukPsikiyatri+1
Melis Bozoğlu
İstanbul University-Cerrahpaşa · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Doğum sonrası dönemde psikiyatrik bozukluk yaşayan kadınların annelik algısı: Nitel bir çalışma

Araştırma doğum sonrası psikiyatrik sorun yaşayan kadınların annelik algısını ortaya koymak üzerek niteliksel olarak dizayn edildi. Tanımlayıcı fenomolojik dizayndaki araştırmanın evrenini Ocak-Ağustos 2023 tarihleri arasında bir eğitim araştırma hastanesinin psikiyatri kliniğinde yatan doğum sonrası ruhsal sorunları olan anneler oluşturdu. Örneklemini ise, yapılan görüşmede birbirini tekrar etmeye başlayan temalar temel alınarak 8 katılımcı oluşturdu. Araştırmanın soruları yarı yapılandırılmış görüşme tekniği ile araştırmacılar tarafından hazırlanan annelik algısına yönelik 6 soru oluşturdu. Colaizzi methodu kullanılarak derinlemesine görüşme tekniği ile ses kaydı alınarak veriler toplandı. Veriler, Maxquda programında analiz edildi. Verilerin analizinde, araştırma içeriğindeki tema ve kategorileri meydana getirmek üzere tümevarımcı niteliksel içerik analizi kullanıldı. Kurum izni ve etik izin araştırma öncesinde alındı. Yapılan görüşmeler sonucunda annelikte zorlanma algısı ön plandadır. Annelikte zorlanma algısı; olumsuz duygulardan kaynaklı, dış etkenler, bakım rolü ve doğum süreci/sonrası zorlukları olmak üzere 4 ana temada incelenmiştir. Annenlerin yaşadığı olumsuz duygular suçluluk, korku, yabancılaşma, yalnızlık, hayal kırıklığı olarak bulundu. Dış etken zorlukları; destek ihtiyacı, partner sorunları, sosyal medya etkisi alt temalarını içerirken; bebeğe yönelik, ev işlerine yönelik, diğer çocuklara yönelik, bakım rolüne yönelik kültürel baskı nedenleri ile bakım rolü zorlukları yaşadıkları bulundu.

Depresyon-postpartum
Münire Busem Özkara
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelik öğrencilerinde iyi oluş ile psikolojik sağlamlık ve varoluş kaygısı arasındaki ilişki

Bu çalışma hemşirelik öğrencilerinde iyi oluş ile psikolojik sağlamlık ve varoluş kaygısı arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla tanımlayıcı ve ilişki arayıcı dizaynda planlandı. Araştırmanın örneklemini, Kasım 2023- Nisan 2024 tarihleri arasında online anket ile ulaşılan farklı üniversitelerde okuyan 366 hemşirelik öğrencisi oluşturdu. Verilerin toplanmasında Bilgi Formu, PERMA Ölçeği, Varoluşsal Kaygı Ölçeği, Kısa Psikolojik Sağlamlık Ölçeği kullanıldı. Verilerin analizinde ANOVA testi, t testi, korelasyon ve regresyon analizleri kullanıldı. Cinsiyet, ekonomik durum, etnik köken, yaşadığı bölge, üniversite tipi, mesleği isteyerek seçme ve akademik performans arasında anlamlı farklılıklar bulunmuştur. Öğrencilerin PERMA İyi Oluş Ölçeği ile değerlendirilen iyi oluş düzeylerinin ortalamanın üzerinde olduğu, varoluşsal kaygısının orta düzeyde olduğu, psikolojik sağlamlığının ortalamanın üstünde olduğu bulunmuştur. İyi Oluş Ölçeği alt boyutlarından olumlu duygular, bağlanma, olumlu ilişkiler, anlam, başarı ve PERMA İyi Oluş toplam ölçek puanı ile Psikolojik Sağlamlık Ölçeği toplam puanları arasında istatistik olarak pozitif yönde ileri derecede anlamlı bir ilişki bulunurken, Yalnızlık alt boyutu istatistik olarak negatif yönde ileri derecede anlamlı bir ilişki bulundu. Fiziksel sağlık ve ruhsal sağlık durumlarını düşük düzeyde ifade edenlerin varoluş kaygısı daha yüksektir. Korelasyonda iyi oluş arttıkça psikolojik sağlamlığın arttığı, varoluş kaygısının azaldığı bulundu. İyi oluş arttıkça psikolojik sağlamlığın arttığı ve varoluş kaygısının azaldığı görülmektedir. Bu bağlamda iyi oluş ve psikolojik sağlamlık parametrelerinin varoluş kaygısı üzerinde orta düzeye yakın etkisi olduğu bulunmuştur. Çoklu doğrusal regresyon analizi sonucunda varoluş kaygısının ve psikolojik sağlamlığın iyi oluş ile yüksek düzeyde ve anlamlı bir ilişkiye sahip olduğu bulunmuştur (R=0,601, R2=0,36, p<0,001). Buna göre varoluş kaygısı ve psikolojik sağlamlık varoluş kaygısındaki toplam varyansın %36'sını açıklamaktadır. Varoluş kaygısı ile PERMA iyi oluş modeli alt boyutları arasında yüksek düzeyde ve anlamlı bir ilişki bulundu (p<0,001). Psikolojik sağlamlık ile olumlu duygular alt boyutu arasında da anlamlı bir ilişki bulundu (p<0,001). Buna göre, varoluş kaygısı ve psikolojik sağlamlık iyi oluştaki toplam varyansı %31 oranında açıklamaktadır. Bu sonuçlar doğrultusunda varoluş kaygısı ve psikolojik sağlamlığın iyi oluş üzerinde ortalama değere yakın düzeyde etkisi olduğu bulunmuştur.

PERMA modeliPsikolojik iyi oluşPsikolojik sağlamlık+2
Fatmanur Altındal
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Psikiyatri kliniğinde tedavi gören hastalarda farmakolojik tedavi dışı psikiyatrik çare arama davranışları ve ilişkili faktörler

Bu çalışma araştırma, akut psikiyatri servislerinde yatan ruhsal bozukluğu olan hastalarda psikiyatrik çare arama davranışları düzeyleri ve etkileyen faktörlerin incelenmesi amacıyla tanımlayıcı ve ilişki arayıcı araştırma olarak gerçekleştirildi. Çalışma verileri, Şubat 2023-Haziran 2023 tarihleri arasında İstanbul ilinde bir ruh sağlığı ve hastalıkları hastanesinden elde edildi. Çalışma örnekleminin bir eğitim araştırma hastanesinde psikiyatrik tedavi gören 140 hasta oluşturdu. Verilerin değerlendirilmesi için SPSS (Statistical Package for the Social Sciences) 20.0 istatistik programı kullanıldı ve anlamlılık düzeyi olarak p<0.05 kabul edildi. Çalışma sonucunda; katılım sağlayan hastaların çoğunluğunun tıp-dışı tedavi uygulamalarını tercih ettiğini ve bu tercihlerin çoğunlukla dini inançlar veya aile yönlendirmesi gibi faktörlerden kaynaklandığı saptandı. Cinsiyet, psikiyatri kliniğine geliş şekli ile tıp-dışı tedavi tercihleri arasında anlamlı ilişkiler bulundu.. İlaç uyumu ve psikolojik yardım arama tutum ölçeği puanları ile tıp-dışı tedavi tercihleri arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır.

PsikiyatriYardım arama davranışı
Tuğba Başaran
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Şizofreni tanılı bireylerde iyileşme temelli psikoeğitimin öznel iyileşmeye etkisi

Amaç: Çalışma, şizofreni tanılı bireylere uygulanan iyileşme temelli psikoeğitim programının öznel iyileşme üzerine etkisini değerlendirmek amacıyla yapıldı. Yöntem: Araştırma ön test-son test randomize kontrollü deneysel desen kullanılarak Ocak-Temmuz 2024 tarihleri arasında yapıldı. Araştırmanın örneklemini Toplum Ruh Sağlığı Merkezine kayıtlı çalışma kriterlerini karşılayan (müdahale grubu 29-kontrol grubu 30) toplam 59 katılımcı oluşturdu. Müdahale grubu ile "İyileşme Temelli Psikoeğitim Programı" haftada bir gün ortalama 60 dakika süren, toplam yedi oturum gerçekleştirildi. Müdahale ve kontrol grubuna uygulama öncesi, sonrası ve üç ay sonra izlem olmak üzere "Öznel İyileşmeyi Değerlendirme Ölçeği (ÖzİDÖ)", "Psikolojik Sağlamlığı Değerlendirme Ölçeği (PSDÖ)", "Şizofreni Umut Ölçeği (ŞUÖ)" uygulandı. Her iki grup da rutin TRSM hizmetlerinden yararlanmaya devam etti. Verilerin analizinde tanımlayıcı (ortalama, standart sapma, minumum-maksimum, yüzde), karşılaştırmalı istatistiksel yöntemler (Chi-square Testi, Mann Whitney U Testi ve Friedman) ve kayıp veriler için ITT analizi kullanıldı. Bulgular: Uygulama öncesi müdahale ve kontrol grubu katılımcıları arasında sosyodemografik ÖzİDÖ, PSDÖ ve ŞUÖ ön test puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmayıp gruplar birbirine benzer nitelikteydi (p>0.05). Müdahale ve kontrol grubu katılımcılarının ÖzİDÖ son test ve üç aylık izlem testi toplam puanları karşılaştırıldığında müdahale grubunun puanlarında anlamlı yükselme bulundu (Z=-3,47 p=0,001; Z=-3,58, p<0,001). PSDÖ hem son test ve hem üç aylık izlem test toplam puanları arasında gruplar arası anlamlı fark bulundu ((p=0,007; p=0,02). Benzer şekilde ŞUÖ hem son test ve hem üç aylık izlem test toplam puanları arasında gruplar arası anlamlı fark bulundu (p<0,001, p<0,001). Sonuç: İyileşme Temelli Psikoeğitim Programının şizofreni tanılı bireylerde öznel iyileşme, psikolojik sağlamlık ve umut düzeyini arttırmada etkili olduğu bulundu. Farklı bölgelerde daha geniş örneklemlerle tekrar çalışmalarının yapılarak etkililiğinin güçlendirilmesi önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Öznel iyileşme, şizofreni, umut, psikolojik sağlamlık, iyileşme çerçevesi.

Gülnur Şahin
İstanbul University-Cerrahpaşa · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Ruhsal bozukluğu olan bireylerde fotoses yöntemine dayali anti- stigma programinin içselleştirilmiş damgalanma düzeyine etkisi

Bu araştırma, psikiyatrik bozukluğu olan bireylerde fotoses yöntemine dayalı anti-stigma programının içselleştirilmiş damgalama üzerindeki etkisini incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Deney ve kontrol gruplarıyla yürütülen çalışmada, katılımcıların içselleştirilmiş damgalama düzeyi farklı zaman noktalarında değerlendirilmiştir. Araştırma bulgularına göre, programa katılan bireylerin içselleştirilmiş damgalama düzeyleri azalmış, sosyal geri çekilme, algılanan ayrımcılık, kalıp yargıların onaylanması, yabancılaşma ve damgalamaya karşı direnç gibi faktörlerde anlamlı bir düşüş gözlenmiştir. Program, bireylerin damgalanma deneyimlerini ifade etmelerine, bu durumla mücadele için stratejiler geliştirmelerine ve kişisel dönüşüm süreçlerini desteklemelerine katkı sağlamıştır. Katılımcılar güçlü yönlerini daha fazla fark etmiş, sosyal bağlarını yeniden kurma motivasyonları artmış ve topluma karşı daha olumlu bir bakış açısı geliştirmiştir.

Kendini damgalama
Ömer Faruk Baştuğ
İstanbul University-Cerrahpaşa · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde bebeği yatan annelerde aile merkezli bakım algısı, postpartum depresyon ve psikolojik sağlamlık

Bu araştırmanın amacı, yenidoğan yoğun bakım ünitesinde prematüre bebeği yatan annelerde yenidoğan aile merkezli bakım algısı, postpartum depresyon ve psikolojik sağlamlık arasındaki ilişkinin belirlenmesidir. Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tipte yürütülen bu çalışmaya 100 anne katıldı. Veriler, "Tanıtıcı Özellikler Formu", "Yenidoğan Aile Merkezli Bakım Ölçeği", "Edinburgh Doğum Sonrası Depresyon Ölçeği" ve "Connor – Davidson Psikolojik Sağlamlık Ölçeği" kullanılarak 18.04.2024 – 30.08.2024 tarihleri arasında toplandı. Veri analizinde bağımsız örneklem t-testi, tek yönlü varyans analizi ve pearson korelasyon analizi kullanıldı. Yüksek lisans tez çalışmasının yürütülmesi için etik kurul ve kurum çalışma izni alındı. Çalışmaya katılan yenidoğan yoğun bakım ünitesinde bebeği yatan annelerden bilgilendirilmiş yazılı onayları alındı. Bu çalışmada, katılımcıların "Yenidoğan Aile Merkezli Bakım Ölçeği" toplam puan ortalaması 3,77±0,60, "itibar ve saygı" alt boyutu puan ortalaması 3,67±0,68, "bilgi paylaşımı" alt boyutu puan ortalaması 4,14±0,59, "bakıma katılma" alt boyutu puan ortalaması 4,04±0,74, "aile ile işbirliği" alt boyutu puan ortalaması 3,29±0,84 olarak belirlendi. Katılımcıların "Edinburgh Doğum Sonrası Depresyon Ölçeği" toplam puan ortalaması 10,24±6,41, "Connor – Davidson Psikolojik Sağlamlık Ölçeği" toplam puan ortalaması 68,47±18,03 olarak bulundu. Çalışmada, "Yenidoğan Aile Merkezli Bakım Ölçeği" toplam puan ortalaması ile "Connor – Davidson Psikolojik Sağlamlık Ölçeği" toplam puan ortalaması arasında pozitif yönde ve zayıf düzeyde anlamlı bir ilişki görüldü (r=0,389; p<0,001). Buna ek olarak, "Edinburgh Doğum Sonrası Depresyon Ölçeği" toplam puan ortalaması ile "Connor – Davidson Psikolojik Sağlamlık Ölçeği" toplam puan ortalaması arasında negatif yönde ve orta düzeyde anlamlı bir ilişki belirlendi (r=-0,540; p<0,001). Bu doğrultuda, yenidoğan aile merkezli bakım uygulamalarının yaygınlaştırılması, annelerin postpartum depresyon riski açısından değerlendirilmesi ve psikolojik sağlamlığı güçlendirmeye yönelik uygulamaların yürütülmesi önerilmektedir.

Depresyon-postpartumPsikiyatrik hemşirelik
Gizem Aslankaya Toga
İstanbul University-Cerrahpaşa · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Alkol kullanım bozukluğu tanılı hastaların eşlerine uygulanan psikoeğitim programının psikolojik dayanıklılık ve algılanan stres düzeyine etkisi

Bu araştırmanın amacı alkol kullanım bozukluğu tanılı hastaların eşlerine uygulanan psikoeğitim programının psikolojik dayanıklılık ve algılanan stres düzeyine etkisini incelemektir. Araştırmada alkol kullanım bozukluğu olan vakalar Bağımlılık Profil İndeksi (BAPİ) ile değerlendirildi, bağımlılık şiddeti benzer olan kişilerin eşleri iki gruba ayrıldı. Çalışmada alkol kullanım bozukluğu olan kişilerin eşlerinden 42'sine psikoeğitim programı, 41'ine ise standart bir alkol kullanım bozukluğu bilgilendirme eğitimi uygulandı. Eğitimler öncesi-sonrası, birinci-üçüncü-altıncı ay tüm katılımcılar Yetişkinler için Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği ve Algılanan Stres Ölçeği ile değerlendirildi. Psikoeğitim programının alkol kullanım bozukluğu olan kişilerin eşlerinde algılanan stres düzeyini azaltmada etkili olduğu, psikolojik dayanıklılık puanını artırmada ise etkisiz olduğu saptandı. Anahtar kelimeler: Alkol kullanım bozukluğu, eşler, psikolojik dayanıklılık, algılanan stres

Emine Budak
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Depresyon tanılı yaşlı bireylerde metakognitif eğitimin depresif belirtiler, fonksiyonel olmayan tutumlar ve üstbiliş üzerine etkisinin değerlendirilmesi

Giriş: Depresyon, yaşlı bireylerin yaşam kalitesini önemli ölçüde azaltan ve sıklıkla fonksiyonel olmayan tutumlar ve olumsuz yaşlılık algısıyla ilişkili olan ciddi bir ruh sağlığı sorunudur. Bu nedenle, depresif belirtilerin azaltılması ve ilişkili bilişsel süreçlerin iyileştirilmesine yönelik yeni müdahale programlarının geliştirilmesi büyük önem taşımaktadır. Amaç: Bu araştırmanın amacı, depresyon tanılı yaşlı bireylerde Metakognitif Eğitim-Gümüş programının depresif belirtiler, fonksiyonel olmayan tutumlar, üstbiliş ve yaşlılık algısı üzerine etkisini değerlendirmektir. Yöntem: Randomize kontrollü deneysel desenin kullanıldığı bu araştırmaya, depresyon tanılı 60 yaş ve üzeri toplam 50 birey (24 müdahale, 26 kontrol) katıldı. Veri toplama araçları olarak Beck Depresyon Envanteri, Fonksiyonel Olmayan Tutumlar Ölçeği, Üstbiliş Ölçeği ve Avrupa Yaşlanma Tutumu Anketi kullanıldı. Müdahale grubuna 8 hafta süreyle program uygulandı ve her iki gruba müdahale öncesi, sonrası ve üçüncü ayda anket ve formlar uygulandı. Araştırmada, verilerin analizinde Pearson Ki-Kare testi, bağımsız gruplarda t testi, Mann-Whitney U testi ve Non-Parametrik Tekrarlı Ölçümler Varyans Analizi kullanıldı. Bulgular: Katılımcıların yaş ortalaması müdahale grubunda 67,50 ± 5,28, kontrol grubunda ise 68,88 ± 5,04 olup, her iki grubun sosyodemografik ve klinik özellikleri açısından benzer dağılım gösterdiği belirlendi. Müdahale grubu, kontrol grubuna kıyasla müdahale sonrası ve üçüncü ay izlemlerinde depresif belirtiler (müdahale sonrası p<0,001, üçüncü ay izlem p<0,001), fonksiyonel olmayan tutumlar (müdahale sonrası p=0,002, üçüncü ay izlem p<0,001), üstbiliş düzeyi (müdahale sonrası p<0,001, üçüncü ay izlem p<0,001) ve yaşlılık algısında (müdahale sonrası p<0,001, üçüncü ay izlem p<0,001) istatistiksel olarak anlamlı iyileşme gösterdi. Sonuç: Araştırma bulguları, Metakognitif Eğitim-Gümüş programının depresyon tanılı yaşlı bireylerde depresif belirtileri azaltmada, işlevsiz düşünce yapılarını dönüştürmede, üstbiliş düzeyini geliştirmede ve olumlu yaşlılık algısını artırmada etkili olduğunu ortaya koymaktadır. Bu bağlamda, özellikle yaşlılık döneminde depresyonun mücadelesinde hemşirelerin metakognitif müdahaleleri etkin biçimde uygulayabilmesi için mesleki eğitimlerinin güçlendirilmesi ve sürekli eğitim programlarının oluşturulması önerilmektedir.

Psikiyatrik hemşirelik
Merve Murat Mehmed Ali
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Ciddi ruhsal bozukluğu olan bireylerin bakım vericilerine yönelik motivasyonel görüşme müdahalesinin psikolojik distres ve başa çıkma tutumlarına etkisi

DOKTORA TEZİ CİDDİ RUHSAL BOZUKLUĞU OLAN BİREYLERİN BAKIM VERİCİLERİNE YÖNELİK MOTİVASYONEL GÖRÜŞME MÜDAHALESİNİN PSİKOLOJİK DİSTRES ve BAŞA ÇIKMA TUTUMLARINA ETKİSİ Mehtap AKKOÇ İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Lisansüstü Eğitim Enstitüsü Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hemşireliği Anabilim Dalı Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hemşireliği, Doktora Programı Danışman: Doç. Dr. Sevil YILMAZ Amaç: Araştırma, ciddi ruhsal bozukluğu olan bireylerin bakım vericilerine yönelik uygulanan motivasyonel görüşme müdahalesinin, psikolojik distres ve başa çıkma tutumlarına etkisini değerlendirmek amacıyla yapıldı. Yöntem: Bu araştırma, Kocaeli ilinde yer alan bir ilçe devlet hastanesine bağlı hizmet veren bir Toplum Ruh Sağlığı Merkezi'nde Ağustos 2023 ile Aralık 2024 tarihlerinde yürütüldü. Randomize kontrollü deneysel bir tasarıma sahip olan, pre-test, post-test ve izlem ölçümleri ile uygulanan araştırmanın örneklemini, Toplum Ruh Sağlığı Merkezi'ne kayıtlı hasta bakım verenleri arasında yapılan güç analizi sonucunda belirlenen 40 kişi oluşturdu. Katılımcılar, müdahale grubu (n=20) ve kontrol grubu (n=20) olarak rastgele atanmıştır. Müdahale grubuna, bakım verenlerin depresyon, anksiyete, stres düzeylerini azaltmayı ve başa çıkma stratejilerini iyileştirmeyi amaçlayan 6 oturumluk bireysel motivasyonel görüşme müdahalesi uygulandı. Araştırmada veri toplama süreci, "Hasta Sosyodemografik Bilgiler Formu" ve "Bakım Veren Sosyodemografik Bilgiler Formu" ile başladı, ardından katılımcıların depresyon, anksiyete ve stres düzeylerini ölçmek için "Depresyon, Anksiyete ve Stres Ölçeği (DASS-21)" ve başa çıkma düzeyini belirlemek için "Başa Çıkma Tutumları Ölçeği(COPE)" kullanıldı. Bulgular: Müdahale ve kontrol gruplarının sosyodemografik özellikleri ve ölçek puanları arasında ön testte anlamlı bir fark bulunmadı(p>0,05). Motivasyonel görüşme müdahalesinin ardından yapılan posttestte müdahale grubundaki bakım verenlerin DASS-21 depresyon, anksiyete ve stres alt boyutları puan ortalamaları kontrol grubuna göre ve öntest puanlarına göre anlamlı şekilde iyileşme gösterdi ve bu etki değeri yüksek olarak bulundu (p<0,05). Ayrıca, başa çıkma tutumları ölçeğinde, müdahale grubunda kendine yardım, uyum sağlama ve kendine ceza alt boyutlarında anlamlı iyileşmeler kaydedildi. Bu farklar kontrol grubuna göre daha belirgin olarak görüldü (p<0,05). Kontrol grubunda ise psikolojik distres ve başa çıkma tutumları üzerinde anlamlı farklılık bulunmadı (p>0,05). Sonuç: Bireysel motivasyonel görüşme müdahalesinin bakım verenlerin psikolojik distresini azalttığı ve başa çıkma stratejilerini iyileştirdiği görüldü. Psikososyal destek hizmeti verilirken motivasyonel görüşme tekniklerinden daha fazla yararlanılması önerilir. Ağustos 2025 , 125 sayfa. Anahtar kelimeler: Bakım veren, Başa çıkma, Motivasyonel Görüşme, Psikolojik Distres

Mehtap Akkoç
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Cinsel istismara uğramış 9-12 grubu çocukların anogenital muayenesinde psikolojik sıkıntının azaltılmasında mandala yönteminin etkisi

ÖZET DOKTORA TEZİ CİNSEL İSTİSMARA UĞRAMIŞ 9-12 YAŞ GRUBU ÇOCUKLARIN ANOGENİTAL MUAYENESİNDE PSİKOLOJİK SIKINTININ AZALTILMASINDA MANDALA YÖNTEMİNİN ETKİSİ Nurgül BOZKURT İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Lisansüstü Eğitim Enstitüsü Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hemşireliği Anabilim Dalı Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hemşireliği, Doktora Programı Danışman : Doç. Dr. Sevil YILMAZ Amaç: Bu çalışma, cinsel istismara uğramış 9–12 yaş arası çocukların anogenital muayenesinde ortaya çıkan psikolojik sıkıntıyı azaltmada mandala boyama yönteminin etkinliğini değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Araştırma, İstanbul'da bir Çocuk İzlem Merkezinde Kasım 2022–Haziran 2025 tarihleri arasında, öntest–sontest desenli randomize kontrollü deneysel tasarım ile yürütülmüştür. Toplam 68 çocuk rastgele atama ile girişim (n = 34) ve kontrol (n = 34) gruplarına dağıtılmıştır. Girişim grubuna anogenital muayene öncesinde yapılandırılmış 30 dakikalık mandala boyama etkinliği uygulanmış, kontrol grubuna yalnızca rutin bilgilendirme yapılmıştır. Veriler; Demografik Bilgi Formu, Çocuklar İçin Durumluk Kaygı Envanteri, Çocukların Korku Ölçeği ile nabız ve solunum sayısı ölçümleri kullanılarak toplanmıştır. Bulgular: Müdahale sonrasında girişim grubunun korku ve durumluk kaygı puanları anlamlı düzeyde düşmüş, nabız ve solunum sayılarında belirgin azalma gözlenmiştir (p < 0,001). Kontrol grubunda ise korku ve kaygı puanları artmış veya değişmemiş, fizyolojik göstergeler sabit kalmıştır. Sonuç: Mandala boyama etkinliğinin, anogenital muayene sürecinde çocukların psikolojik ve fizyolojik gerginliğini azaltmada etkili bir yöntem olduğu görülmüştür. Çocuk İzlem Merkezleri ve anogenital muayenenin yapıldığı diğer sağlık birimlerinde mandala boyama tekniğinin klinik uygulamada yaygın hale getirilmesi ve farklı yaş gruplarında, diğer psikososyal yaklaşımlar ile karşılaştırmalı çalışmaların yapılması önerilir. Ağustos 2025, 120 sayfa Anahtar kelimeler: Anogenital muayene, Cinsel istismar, Çocuk İzlem Merkezi, Kaygı, Korku, Mandala

Nurgül Bozkurt
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Kolaylaştırıcı öğrenci-hasta ilişkileri ölçeği aracılığı ile hastalarla ilişkilerin incelenmesi

Giriş: Hasta ve hemşire arasındaki ilişki, bakım kalitesini ve hasta memnuniyetini etkileyen temel unsurlardan biridir. Hemşirelik öğrencilerinin klinik uygulamalar sırasında hastalarla kurduğu kolaylaştırıcı ilişkiler ise hem öğrencilerin mesleki gelişiminde hem de hastaların deneyimlerinde önemli rol oynamaktadır. Bu araştırmada, Kolaylaştırıcı Öğrenci-Hasta İlişkileri Ölçeği aracılığı ile hemşirelik öğrencilerinin hastalarla ilişkisi incelenmiştir. Ölçeğin Türk diline uyarlaması gerçekleştirildikten sonra, bireysel özellikler ile ölçek alt grup puanları karşılaştırılmıştır Yöntem: Araştırma, ölçek uyarlama ve kesitsel-metodolojik araştırma modeliyle yürütülmüştür. Bir devlet üniversitesinde eğitim görmekte olan 100 hemşirelik son sınıf öğrencisi ile bir üniversite hastanesinde tedavi görmekte olan 100 hasta araştırma grubunu oluşturmuştur. Ölçeğin uyarlama sürecinde ileriye ve geriye çeviri işlemleri gerçekleştirilmiş, uzman görüşü alınmış ve pilot uygulama yapılmıştır. Psikometrik özellikleri belirlemek amacı ile açıklayıcı, doğrulayıcı faktör analizleri gerçekleştirilmiş ve Cronbach Alfa iç tutarlılık katsayısı hesaplanmıştır. Ayrıca, karşılaştırma ve korelasyon testleri ile değişkenlerin ölçek puanlarına göre farklılık durumları incelenmiştir. Bulgular: Kolaylaştırıcı Öğrenci-Hasta İlişkileri Ölçeğinin Türkçe formunun iki faktörlü yapısının (Bakım İlişkisi ve Öğrenme İlişkisi) korunduğu ve toplam varyansın %58,0'ını açıkladığı saptanmıştır. Ölçek Cronbach Alfa katsayısı 0,825 ile 0,862 arasında değişmiştir. Öğrencilerin bireysel özellikleri ile ölçek puanları arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Öğrenci ve hasta grupları arasında yapılan karşılaştırmalarda, yalnızca bakım puanı açısından anlamlı bir fark bulunmuştur (p = 0.007). Öğrencilerin bakım puanları, hasta grubuna göre daha yüksek bulunmuştur ve bu fark orta düzeyde bir etki büyüklüğüne sahiptir (Cohen's d = 0.60). Sonuç: Kolaylaştırıcı Öğrenci-Hasta İlişkileri Ölçeğinin Türkçe formunun geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracı olduğu görülmüştür. Hemşirelik eğitiminde öğrencilerin hasta ile kurduğu ilişkileri sistematik bir şekilde değerlendirmede yararlı olabileceği düşünülmektedir. Ayrıca, kolaylaştırıcı ilişkilerin hem öğrenci gelişimine hem de hasta deneyimine olumlu katkılar sağladığı bir kez daha doğrulanmıştır.

İrem Hünerli
İstanbul University-Cerrahpaşa · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Onkoloji hastalarının bakım vericilerinde pozitif psikoterapi denge modeli temelli psikoeğitimin dengeli yaşam, psikolojik iyi oluş ve öz-yeterliliğe etkisi

Bu çalışma kolorektal kanser tanısına sahip olan hastaların bakım vericilerine uygulanan Pozitif Psikoterapi Denge Modeli Temelli Psikoeğitim müdahalesinin dengeli yaşam, psikolojik iyi oluş ve öz-yeterlilik düzeyine etkisini incelemek amacıyla randomize kontrol gruplu, tekrarlayan ölçümlerle (ön-son-izlem) deneysel desende gerçekleştirildi. Araştırmaya kolorektal kanser tanısına sahip olan 38 bakım verici dahil edildi. Çalışmada onkoloji bakım vericilerden 19 bireye beş oturumdan oluşan psikoeğitim programı, diğer 19 bireye ise tek oturumluk bilgilendirme eğitimi uygulandı. Psikoeğitim öncesi-sonrası ve üçüncü ay tüm bakım vericiler Dengeli Yaşam Ölçeği, Psikolojik İyi Oluş Ölçeği, Genel Öz-yeterlilik Ölçeği ile değerlendirildi. Araştırmada, verilerin analizinde Ki-kare ve Fisher ki-kare testi, Bağımsız örneklem t testi, Mann- Whitney U testi, Tekrarlı Ölçümler Varyans Analizi ve Friedman testi kullanıldı. Sonuç olarak, psikoeğitim programının onkoloji bakım vericilerinde dengeli yaşam düzeyi, psikolojik iyi oluş ve genel özyeterlilik düzeyini artırmada etkili olduğu ancak izlem testlerinde bu artışın sürdürülemediği saptandı. Bu bağlamada psikoeğitim müdahalesinin mevcut tedavi ve izleme eklenmesi ve eğitimlerin daha sık aralıklarla tekrarlanarak sürdürülebilir hale getirilmesi önerilmektedir.

Servet Cihan
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Huzurevinde kalan yaşlı bireylerde hortikültürel terapinin yalnızlık ve yaşam doyumu üzerine etkisi

Bu araştırma, huzurevinde kalan yaşlı bireylerde hortikültürel terapinin yalnızlık ve yaşam doyumu üzerine etkisini değerlendirmek amacıyla ön test, son test ve izlem test ölçümlü randomize kontrol gruplu deneysel araştırma tasarımında gerçekleştirildi. Araştırmanın evrenini bir huzurevinde yaşayan 380 yaşlı birey oluşturdu. Örneklem güç analizi ile hesaplandı (n=48). Veri kaybı dikkate alınarak örneklem sayısı %10 artırıldı (n=54). Randomizasyon yapılarak hortikültürel terapi girişim grubu (n=27), kontrol grubu (n=27) olarak ayrıldı. Veriler "Bilgi Formu", "Yaşlılar İçin Yalnızlık Ölçeği (YİYÖ)" ve "Yaşam Doyumu Ölçeği" kullanılarak toplandı. Veri analizinde tanımlayıcı istatistikler (ortalama, standart sapma, frekans, yüzde) kullanıldı. Grup homojenliği ki-kare, normal dağılım Shapiro–Wilk testiyle değerlendirildi. Normal dağılım sağlanmadığından, öntest–sontest–izlem ölçümlerinin grup içi karşılaştırmalarında Friedman, farkların belirlenmesinde Wilcoxon Signed-Rank ve çoklu karşılaştırmalarda Bonferroni düzeltmesi uygulandı. Gruplar arası karşılaştırmalarda normal dağılan değişkenler için bağımsız örneklem t-testi, normal dağılmayanlar için Mann–Whitney U testi kullanıldı. Eksik verilerin tamamlanması amacıyla analiz öncesi intent to treat (ITT) analizi uygulandı. Bulgularda, hortikültürel terapi uygulanan girişim grubunda YİYÖ sosyal, duygusal ve toplam yalnızlık ile Yaşam Doyumu Ölçeği son test ve izlem puanlarında, ön test puanlarına göre anlamlı farklılık saptandı (p<0,05). Gruplar arası karşılaştırmalarda girişim grubunun duygusal ve toplam yalnızlık puanları son test ve izlemde kontrol grubundan anlamlı düzeyde düşük, Yaşam Doyumu Ölçeği puanları ise anlamlı düzeyde daha yüksekti (p<0,05). Sosyal yalnızlık puanlarında ise gruplar arasında anlamlı fark görülmedi (p>0,05). Sonuç olarak, huzurevinde yaşayan yaşlı bireylerde hortikültürel terapinin yalnızlık düzeyini azaltarak yaşam doyumunu artırmada etkili bir terapötik yaklaşım olduğunu göstermektedir. Hortikültürel terapinin bakım kurumlarında yaşlı bireylerin ruh sağlığını desteklemede yeni bir yöntem olarak uygulanması ve yaygınlaştırılması faydalı olacaktır.

Dilara Haktanır
İstanbul University-Cerrahpaşa · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Toplum ruh sağlığı merkezi'ndeki şizofreni tanısı almış bireylerde uygulanan yönlendirilmiş imgeleme yönteminin bireylerin işlevselliğine etkisi

Araştırmanın amacı, toplum ruh sağlığı merkezindeki şizofreni tanısı almış bireylerde uygulanan yönlendirilmiş imgeleme yönteminin bireylerin işlevselliğine etkisini belirlemektir. Araştırma öntest sontest kontrol gruplu olup,araştırmanın evrenini Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Toplum Ruh Sağlığı Merkezine kayıtlı N=631 birey ve sürekli gündüz hizmeti alan N=55 şizofreni tanılı birey ve İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Toplum Ruh Sağlığı Merkezi (TRSM)'ye kayıtlı N=300 birey ve sürekli gündüz hizmeti alan N=30 şizofreni tanılı birey oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemini gündüz TRSM'den faydalanan 85 bireyden araştırmaya dahil edilme kriterlerine uyan 48 kişi oluşturmuştur. Çalışma deney grubunda 24 birey, kontrol grubunda 24 birey ile tamamlanmıştır.Güç analizi değeri %98,8'dir.Veri toplama aracı olarak Tanıtıcı bilgi formu, Şizofrenide İşlevsel İyileşme Ölçeği (ŞİLÖ) ve Öznel İyileşmeyi Değerlendirme Ölçeği (ÖİDÖ) kullanışmıştır. Verilerin değerlendirilmesi Statistical Package fort the Social Sciences (SPSS) 20 programında yapılmıştır.Sayısal ölçümler için Mann-Whitney U testi, Wilcoxon testi, tek yönlü ANOVA testi, Ki-Kare testi kullanılmıştır. Araştırmaya katılan danışanların, sosyodemografik özellikleri açısından yaş ortalaması dışında (p<0,05), uygulama ve kontrol grubu arasındaki fark istatistiksel olarak anlamsız bulunmuştur (p>0,05). Uygulama grubu ve kontrol grubu arasındaki ŞİLÖ alt ölçek ve genel toplam sontest puan ortalamaları ve ÖİDÖ sontest puan ortalamaları arasında karşılaştırma yapılmıştır. Gruplar arasında ŞİLÖ sosyal işlevsellik alt ölçeği sontest puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0,05). Uygulama grubuna iki hafta boyunca her gün 10 dakika yapılan yönlendirilmiş imgeleme uygulaması sonucunda, uygulamagrubunun Şizofrenide İşlevsel İyileşme Günlük Yaşam Becerileri Alt Ölçeği puan ortalamaları (z=-2,69, p=0,00), Şizofrenide İşlevsel İyileşme Sağlık ve Tedavi Alt Ölçeği puan ortalamaları (z=-2,37, p=0,01), Şizofrenide İşlevsel İyileşme Ölçeği genel toplam puan ortalamaları (z=-2,41, p=0,01), Öznel İyileştirmeyi Değerlendirme Ölçeği puan ortalamaları (z=-3,70, p=0,00) arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur.Şizofrenide İşlevsel İyileşme Sosyal İşlevsellik Alt Ölçeği puan ortalamaları (z=-1,80 p=0,07), Şizofrenide İşlevsel İyileşme Mesleki İşlevsellik Alt Ölçeği puan ortalamaları (z=-0,46 p=0,64) arasında ise istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır. Araştıma sonuçlarına göre şizofreni tanısı almış bireylerde iki haftalık senaryolu yönlendirilmiş imgeleme uygulamasının bireylerin işlevselliğini arttırdığı söylenebilir. Anahtar kelimeler:Şizofreni; İşlevsel iyileşme; Yönlendirilmiş imgeleme; Toplum ruh sağlığı hemşireliği

Psikiyatrik hemşirelikTedaviToplum ruh sağlığı merkezleri+2
Özge Elgit
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan ergenlerin ebeveynlerinin hastalık sürecini yönetme deneyimleri

Bu araştırma, DEHB tanılı 12-18 yaş çocuğu bulunan ebeveynlerin hastalık sürecini yönetme konusunda yaşadıkları deneyimlerini araştırmak amacıyla yapılan fenomenolojik nitel bir araştırmadır. Araştırma evrenini Kars Harakani Devlet Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatri Polkiliniğe Mayıs 2019'da başvuran 12-18 yaş arası DEHB tanılı çocuğu bulunan ebeveynler oluşturmuştur. Çalışmanın yapıldığı tarihler arasında çalışmanın yapıldığı hastaneye çocuk ve ergen psikiyatri polikliniğe başvuran ve çalışmaya katılmayı kabul eden 8 anne, 1 baba ve 1 amca(primer bakım veren)olmak üzere toplam 10 ebeveyn ile tamamlanmıştır. Araştırma verileri, araştırmaya katılan çocukların ve ebeveynlerin tanıtıcı bilgilerini içeren ''Tanıtıcı Bilgi Formu'' ve ''Yarı Yapılandırılmış Görüşme Soruları'' ile yapılan görüşmeler sonucunda elde edilmiştir. Yarı ''Yapılandırılmış Görüşme Soruları'' ile elde edilen verilerin analizinde Yorumlayıcı Fenomenolojik Analiz'den yararlanılmıştır. Bu araştırmada, ebeveynlerin hastalık sürecini yönetme deneyimleri; "ebeveynlerin hastalığa karşı tepkileri", "hastalık sürecini yönetmedeki zorluklar", "hastalık süreciyle başa çıkma davranışları" ve "hastalık sürecini iyi yönetme konusundaki çıkarımları/önerileri" temalarıyla incelenmiştir. Araştırma sonucunda ebeveynlerin hastalık sürecini yönetme deneyimlerine karşı olumlu ve olumsuz algıları ve deneyimleri saptanmıştır. Temalar ve alt temalardan elde edilen bulgular değerlendirildiğinde, ebeveynlerin birçoğunun çocuklarının durumuyla ilgili üzüntü ve endişe hissedip inkar ve şok gibi yas tepkileri gösterdikleri, aynı zamanda tedaviye başlama sonrası hastalığı kabullenmeyle birlikte olumlu bakış açısı ve güçlü olma çabası geliştirdikleri belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler; dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu; ergen; ebeveyn; hastalıkyönetimi; fenomenoloji

Ana-babaErgenlerFenomenoloji+2
Ayşegül Ay
Ege University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Özgül işlevsellik düzeyi değerlendirme ölçeği geçerlik ve güvenirliği

Araştırmanın amacı, şizofreni hastalarında özgül işlevsellik düzeyini belirlemek amacıyla Schneider ve Struening tarafından geliştirilen Özgül İşlevsellik Düzeyi Değerlendirme Ölçeği (SLOF)'nin geçerlik ve güvenirlik çalışmasını yaparak, Türk toplumuna uyarlamaktır. Metodolojik olarak planlanan araştırmanın örneklemini, İzmir İl Sağlık Müdürlüğü'ne bağlı Toplum Ruh Sağlığı Merkezleri (Menemen Devlet Hastanesi Toplum Ruh Sağlığı Merkezi, Buca Seyfi Demirsoy Toplum Ruh Sağlığı Merkezi, İzmir Bozyaka Eğitim ve Araştırma Hastanesi Toplum Ruh Sağlığı Merkezi, İzmir Ödemiş Devlet Hastanesi Toplum Ruh Sağlığı Merkezi), EÜ Tıp Fakültesi Psikiyatri AD polikliniği ve EÜ Tıp Fakültesi Psikiyatri AD, Toplum Ruh Sağlığı Merkezi, Manisa İl Sağlık Müdürlüğü'ne bağlı Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi Polikliniği ve Toplum Ruh Sağlığı Merkezi'ne çalışmanın yapıldığı tarihte başvuran ve gönüllü olarak araştırmaya katılmayı kabul eden 220 kişi oluşturmuştur. Çalışmada, veri toplama aracı olarak, Şizofreni Tanısı Almış Bireylerin Tanıtıcı Özelliklerini İçeren Anket Formu ve Özgül İşlevsellik Düzeyi Değerlendirme Ölçeği kullanılmıştır. Ölçeğin geçerlik çalışmasında, içerik geçerliği için 10 uzman görüşü alınmış ve uzmanların önerileri doğrultusunda ölçekte gerekli düzenlemeler yapılmıştır. Kendall Uyuşum Katsayısı korelasyon testi uygulanarak ölçeğin içerik geçerliği saptanmıştır. Yapı/Kavram geçerliği için faktör analizi yapılmış, Açıklayıcı Faktör Analizi neticesinde Özgül İşlevsellik Düzeyi Değerlendirme Ölçeği'nin 5 faktörden oluştuğu görülmüştür. Ölçeğin her bir boyutunda yer alan maddeler göz önünde bulundurularak: Birinci faktör "Aktivite ve Çalışma Becerileri", ikinci faktör "Kişilerarası İlişkiler", üçüncü faktör "Kişisel Bakım", dördüncü faktör "Sosyal Kabul" ve beşinci faktör "Fiziksel İşlevsellik" olarak isimlendirilmiştir. Ölçeğin güvenirlik çalışmasında, iç tutarlılığı belirleyen Cronbach Alpha katsayısı 0,977 ve Maddeler Arası Korelasyon Katsayıları' nın pozitif işaretli olduğu, Madde-Toplam Korelasyon puanının 0,290-0,909 arasında değiştiği görülmüştür. Zamana karşı değişmezlik için Test-Tekrar Test Yöntemi uygulanmış , aynı ölçme aracı iki hafta sonra tekrarlanmış, iki testin sonucu arasındaki tutarlılık için korelasyona bakılmış ve yapılan korelasyonla güvenirlik katsayısı 1,00 olarak belirlenmiştir. Bu veriler doğrultusunda, Özgül İşlevsellik Düzeyi Değerlendirme Ölçeği'nin geçerli ve güvenilir bir ölçek olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Şizofreni, İşlevsellik, Ölçek, Geçerlik ve Güvenirlik.

Güvenilirlik ve geçerlilikTürkçe uyarlamaÖlçekler+2
Dilek Yorgancıoğlu Cılasun
Ege University · Institute of Health Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Kronik ruhsal hastalığı olan bireylerin bakım vericilerine uygulanan bilinçli farkındalık temelli stres azaltma programının, bilişsel kontrol ve esneklik, psikolojik iyi oluş ve öz şefkat üzerine etkisi

ÖZET KRONİK RUHSAL HASTALIĞI OLAN BİREYLERİN BAKIM VERİCİLERİNE UYGULANAN BİLİNÇLİ FARKINDALIK TEMELLİ STRES AZALTMA PROGRAMININ, BİLİŞSEL KONTROL VE ESNEKLİK, PSİKOLOJİK İYİ OLUŞ VE ÖZ ŞEFAT ÜZERİNE ETKİSİ Uslu Ö. Aydın Adnan Menderes Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hemşireliği Doktora Tezi, Aydın, 2025. Amaç: Bu araştırmada, toplum ruh sağlığı merkezinde kayıtlı kronik ruhsal hastalığı olan bireylerin primer bakım vericilerine uygulanan Bilinçli Farkındalık Temelli Stres Azaltma Programının bilişsel kontrol ve esneklik, psikolojik iyi oluş ve öz şefkat üzerine etkisinin incelemesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırmada nitel ve nicel araştırma yöntemlerinin bir arada kullanıldığı karma yöntem desenlerinden, keşfedici sıralı desen kullanılmıştır. Araştırma Aydın iline Söke İlçesinde Fehime Faik Kocagöz Devlet Hastanesi Toplum Ruh Sağlığı Merkezi'nde, Aralık 2023–Şubat 2025 tarihleri arasında kronik ruhsal hastalığı olan bireylerin bakım vericileri ile yürütülmüştür. Bilinçli farkındalık temelli stres azalttma programının içeriğinin şekillendirilmesi için veriler nitel yöntemle maksimum çeşitlilik örneklemesi ile belirlenen 20 primer bakım verici yüz yüze görüşülerek gerçekleştirilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde içerik analizi yöntemi kullanılmıştır. Verilerin analizi MAXQDA 2020 programı ile yapılmıştır. Nicel aşamanın örneklemi, randomizasyon yöntemi ile belirlenen 60 (Deney:30 ve Kontrol: 30) bakım vericiden oluşturulmuştur. Veriler, Tanıtıcı Bilgi Formu, Bilişsel Kontrol ve Esneklik Ölçeği, Psikolojik İyi Oluş Ölçeği, Öz Şefkat Ölçeği Kısa Formu kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiklerin yanı sıra Kolmogorov Smirnov testi, Ki-kare Testi, Mann Whitney U testi, ANOVA testi, Friedman testi, Bonferroni tsti, Fisher Ki-kare Testi, bağımsız örneklem t testi kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmanın nitel aşamasında bakım vericilerle yapılan görüşmelerden elde edilen veriler ışığında, "hastalıkla ilgili bilgilerin kaynağı", "hastaya yönelik tutumlar", "yaşanan zorluklar" "baş etme davranışları" olmak üzere dört tema belirlenmiştir. Nicel aşamada deney grubu bakım vericilerinin son test ve üçüncü ay izlem testi bilişsel kontrol ve esneklik puan ortalamalarının, kontrol grubu bakım vericilerine göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek olduğu bulunmuştur (p<0.05). Deney grubunda yer alan bakım vericilerinin son test ve üçüncü ay izlem testi psikolojik iyi oluş puan ortalamalarının, kontrol grubu bakım vericilerine göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek olduğu görülmüştür (p<0.05). Deney grubu bakım vericilerinin son test ve üçüncü ay izlem ölçümlerinde öz şefkat puan ortalamalarının, kontrol grubu bakım vericilerin puan ortalamalarından istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek olduğu bulunmuştur (p<0.05). Sonuç: Bu araştırmada bakım vericilere uygulanan bilinçli farkındalık temelli stres azaltma programının, bakım vericilerin bilişsel kontrol ve esneklik düzeylerini, psikolojik iyi oluş, öz şefkat düzeylerini arttırdığı görülmüştür. Toplum ruh sağlığı merkezleri başta olmak üzere, kamu ve özel sektöre bağlı tüm ruh sağlığı hizmeti veren kurumlarda, gerek bakım vericilere gerekse hastalara yönelik bilinçli farkındalık temelli stres azaltma programları gibi bireylerin dayanıklılığını ve psikolojik iyi oluşlarını artıran farklı destek programlarının düzenli olarak uygulanması önerilir. Anahtar kelimeler: Bilinçli farkındalık, Bakım vericiler, Bilişsel kontrol ve esneklik, Psikolojik iyi oluş, Öz şefkat

Ömer Uslu
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelik öğrencilerine verilen farkındalık temelli psikoeğitimin ruhsal hastalıklara yönelik inanç, sosyal mesafe ve damgalamaya etkisi: Yarı deneysel bir çalışma

Amaç: Bu araştırma, hemşirelik öğrencilerine verilen farkındalık temelli psikoeğitimin, ruhsal hastalıklara yönelik inanç, sosyal mesafe ve damgalama üzerindeki etkisini değerlendirmek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Gereç ve Yöntem: Yarı deneysel desenle yürütülen çalışmada, bir müdahale ve bir kontrol grubu oluşturulmuştur. Çalışmaya, 01.10.2023 – 31.05.2024 tarihleri arasında gönüllü olarak katılım sağlayan Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi 2. Sınıf hemşirelik öğrencileri (n=84) dâhil edilmiştir. Müdahale grubuna belirlenen süre boyunca farkındalık temelli psikoeğitim uygulanırken, kontrol grubuna herhangi bir müdahalede bulunulmamıştır. Veriler, Ruhsal Hastalıklara Yönelik İnanç Ölçeği, Sosyal Mesafe Ölçeği ve Sağlık Çalışanları İçin Ruhsal Hastalıklara Yönelik Damgalama Ölçeği kullanılarak ön test, son test, 1. ay ve 3. ay takip ölçümleri ile toplanmıştır. İstatistiksel analizlerde Mann-Whitney U testi, Ki-Kare testi ve Friedman testi kullanılmıştır. Bulgular: Ruhsal Hastalıklara Yönelik İnanç Ölçeği (RHYİÖ) açısından müdahale ve kontrol grupları arasında çalışmanın başlangıcında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (χ² = 7,395, p = 0,060). Psikoeğitim sonrası müdahale grubunda ruhsal hastalıklara yönelik inanç puan ortalamalarında bir miktar değişim gözlense de bu fark istatistiksel olarak anlamlı düzeyde değildir (p > 0,05). Araştırma bulgularına göre, Sosyal Mesafe Ölçeği (SMÖ) puan ortalamalarında müdahale grubunda anlamlı bir azalma gözlenmiştir (χ² = 8,557, p = 0,036). Ön test (X̄ = 51,56 ± 15,07), Son Test (X̄ = 42,33 .± 22,89), 1. ay (X̄ = 36,36 ± 13,40), 3. ay (X̄ = 50,53 ± 13,74) şeklinde sosyal mesafenin azaldığı, bu farkın 1. ayda belirginleştiği ve 3. ayda kalıcı olduğu belirlenmiştir. Kontrol grubunda ise bu değişim istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p > 0,05). Sağlık Çalışanlarının Ruhsal Hastalıklara Yönelik Damgalama Ölçeği (SÇ-RHYDÖ) puan ortalamalarında da benzer bir azalma gözlenmiş, müdahale grubunun ön test puan ortalaması (X̄ = 57,96 ± 8,66), son test puan ortalaması (X̄ = 58,13 ± 13,72), 1. ay ölçüm puan ortalaması (X̄ = 44,20 ± 5,81), 3. ay ölçüm puan ortalamasında (X̄ = 48,27 ± 11,62) istatistiksel olarak anlamlı bir düşüş saptanmıştır (χ² = 13,553, p = 0,004). Ancak müdahale grubunun ölçümlerinin 1. ayında değişim gözlenmemiş, etkilerin daha çok 3. ayda belirginleştiği görülmüştür. Sonuç: Bu çalışmada, farkındalık temelli psikoeğitimin sosyal mesafe ve damgalama algısını azaltmada kalıcı bir etkiye sahip olduğu, ancak ruhsal hastalıklara yönelik inançları değiştirmede kısa vadede belirgin bir etki oluşturmadığı sonucuna varılmıştır.

Psikiyatrik hemşirelik
Can Karadeniz
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Erkek üniversite öğrencilerine verilen farkındalık (mindfulness) temelli şiddet eğitiminin flört şiddeti ve toplumsal cinsiyet algısına etkisi: Bir eylem araştırması

Amaç: Bu çalışma, erkek üniversite öğrencilerine verilen farkındalık (mindfulness) temelli şiddet eğitiminin flört şiddeti tutumuna ve toplumsal cinsiyet algısına etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Eylem araştırması olarak yürütülen araştırmanın örneklemini 2023-2024 bahar yarı yılında Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi 1. Sınıfta okuyan sekiz erkek öğrenci oluşturmaktadır. Katılımcılara haftada bir gün olacak şekilde altı oturumluk farkındalık temelli şiddet eğitimi verilmiştir. Araştırmanın veri toplama aşamasında eğitim oturumu içinde ve oturum sonunda doldurulan ve ev uygulaması olarak verilen formlar kullanılmış, ayrıca eğitimden önce ve sonra Flört Şiddeti Tutum Ölçeği, Toplumsal Cinsiyet Algısı Ölçeği ve Bilinçli Farkındalık Ölçeği uygulanmıştır. Eğitimden sonra yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak katılımcılarla birebir görüşmeler yapılmıştır. Verilen formlar ve bireysel görülmelere içerik analizi yapılmış. Bulgular: Veri analizi sonucunda iki kategori ve dokuz tema bulunmuştur. "Eğitim ve farkındalık uygulamaları" kategorisinde "yararlılık", "uygulanabilirlik", "zorluklar", "duyguların farkındalığı", "öfke kontrolü", "eğitimin sürekliliği" temaları, "flört şiddeti ve toplumsal cinsiyet algısı" kategorisinde ise "bilgilenme", "bilinçlenme", "eşitlik" temaları belirlenmiştir. Sonuç: Araştırmada verilen eğitimin flört şiddetini önlemede ve toplumsal cinsiyet algısının eşitlikçi yönde değişmesinde olumlu etkiye sahip olduğu ve farkındalık (mindfulness) uygulamaları ile desteklenmesinin bireylerin duygularını tanıma, öfke kontrolünü sağlama gibi becerileri geliştirmede etkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu sonuçlar doğrultusunda farkındalık (mindfulness) temelli şiddet eğitiminin kullanılmasının flört şiddetini önleme ve eşitlikçi toplumsal cinsiyet bakış açısı geliştirmede yararlı olacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Flört şiddeti, toplumsal cinsiyet, farkındalık (mindfulness), şiddet eğitimi

Müge Bulut
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Yoğun bakım ünitelerinde çalışan hemşirelerin hastalara psikososyal bakım verme durumlarının verimlilik ile olan ilişkisinin incelenmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı yoğun bakım ünitelerinde çalışan hemşirelerin hastalara psikososyal bakım verme durumlarının verimlilik ile olan ilişkisinin incelenmesidir. Gereç ve Yöntem: Araştırma, analitik kesitsel tipte yapılmıştır. Çalışmanın örneklemini Aydın Adnan Menderes Üniversitesi hastanesinde çalışan 128 yoğun bakım hemşiresi oluşturmaktadır. Araştırmanın verileri, kişisel bilgi formu Verimliliğe İlişkin Tutum Ölçeği ve Psikososyal Bakım Yetkinliği Özdeğerlendirme Ölçeği ile toplanmıştır. Araştırma kapsamında kullanılan veri toplama formlarından elde edilen veriler, SPSS programı ile analiz edilmiştir. Çalışmada hangi analiz yönteminin kullanılacağını belirlemek amacıyla normallik analizi yapılmış ve verilerin normal dağılım gösterdiği tespit edilmiştir. Bu bağlamda değişkenler arasındaki farklılığı belirlemek için bağımsız örneklem t testi ve ANOVA testi yapılmıştır. Ayrıca ANOVA test sonuçları doğrultusunda aralarında farklılık çıkan gruplarda farklılaşmanın hangi grup lehine olduğunu belirlemek içinde Post-Hoc Tukey analizi yapılmıştır. Ayrıca değişkenler arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla Pearson Korelasyon analizi kullanılmıştır. Elde edilen bulgular %95 güven aralığında %5 anlamlılık düzeyinde değerlendirilmiştir. Tüm testlerde istatistiksel anlamlılık için p değerinin 0,05'ten küçük saptanma koşulu aranmıştır (p<0,05). Bulgular: Yapılan istatistiksel analizler sonucunda yoğun bakım hemşirelerinin medeni durumları, yoğun bakım hemşiresi olmaktan memnun olma durumları, mesleklerini sevme durumları, yaşları, gelir algıları, kıdemleri ile verimlilik tutum ölçeği ortalama puanları arasında anlamlı farklılık olduğu tespit edilmiştir (p<0.05). Ayrıca yoğun bakım hemşirelerinin mesleklerini sevme durumları, gelir algıları ile psikososyal bakım yetkinliği öz değerlendirme ölçeği ortalama puanları arasında anlamlı farklılık olduğu tespit edilmiştir (p<0.05). Araştırmaya katılan yoğun bakım hemşirelerinin psikososyal bakım yetkinliği öz değerlendirme ölçeği ortalama puanları ile verimlilik tutum ölçeği ortalama puanları arasında pozitif yönde düşük düzeyde anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir (p<0.05). Sonuç: Elde edilen bulgular doğrultusunda yoğun bakım hemşirelerinin psikososyal bakım yetkinliği özdeğerlendirme düzeyleri ile verimlilik tutum düzeyleri arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişkinin olduğu tespit edilmiştir. Elde edilen sonuçlar temelinde, özellikle yoğun bakımda çalışan hemşirelere psikososyal bakıma yönelik eğitim programları düzenlenerek, verimliliklerinin artması sağlanabilir. Anahtar Kelimeler: Psikiyatrik hemşirelik, Psikososyal bakım, Yoğun bakım üniteleri

Sena Tunçel Kıy
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Lise birinci sınıf erkek ergenlerin öfke düzeylerine sinematerapinin etkisi: Yarı deneysel bir çalışma

Amaç: Bu araştırma lise birinci sınıf erkek ergenlerin öfke düzeylerine sinematerapinin etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırmada ön test, son test, bir aylık ve üç aylık izlem kontrol gruplu yarı deneysel yöntem kullanılmıştır. Araştırma Aydın İl Merkezinde yer alan Milli Eğitim Müdürlüğüne bağlı Aydın Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesinde, 2023-2024 Eğitim Öğretim döneminde lise birinci sınıfa kayıtlı erkek öğrencilerle yürütülmüştür. Araştırmaya örneklemi randomizasyon yöntemi ile belirlenen 73 (Deney:36 ve Kontrol:37) öğrenci alınmıştır. Veriler, Kişisel Bilgi Formu, Çok Boyutlu Öfke Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiklerin yanı sıra Ki-Kare Testi, bağımsız örneklem t testi ve tekrarlı ölçümlerde iki yönlü varyans analizi kullanılmıştır. Bulgular: Uygulanan sinematerapi sonrası lise öğrencisi erkek ergenlerin öfke belirtilerinde (p<0,001); ölçeğin öfkeye yol açan durumlar alt boyutlarını oluşturan ciddiye alınmama ve eleştirilme alt boyutlarında (Sırasıyla: p<0,001; p<0,001); ölçeğin öfkeyle ilişkili düşünceler alt boyutlarını oluşturan öfkesine yönelik düşünceleri, kendine yönelik öfke düşünceleri, diğerlerine yönelik öfke düşünceleri ve dünyaya yönelik öfke düşünceleri alt boyutlarında (Sırasıyla: p<0,001; p<0,001; p<0,001; p=0,001); ölçeğin öfkeyle ilgili davranışlar alt boyutlarını oluşturan saldırgan, sakin davranışlar alt boyutlarında (Sırasıyla p=0,002; p=0,039); ölçeğin kişilerarası öfke alt boyutlarını oluşturan intikam tepkileri ve pasif agresif tepkiler alt boyutlarında (Sırasıyla: p<0,001; p<0,001) anlamlı düzeyde gelişme gösterdikleri saptanmıştır. Sonuç: Bu çalışmada lise birinci sınıf erkek ergenlere uygulanan sinematerapinin, ergenlerin öfke ile ilgili düşünce ve davranışlarında olumlu yönde değişimler yarattığı ve öfke düzeylerini azalttığı sonuçlarına ulaşılmıştır. Öfke düzeyleri fazla olan lise öğrencisi ergenlerin öfke düzeylerini azaltmak için sinematerapi yapılması ve belli aralıklarla sinematerapi ile desteklenmesi önerilmiştir. Anahtar kelimeler: Ergenlik, Öfke, Sinematerapi

ErgenlerFilm terapisiÖfke
Ezgi Sarı
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Yaşamın son dönemindeki hastaların yakınlarına uygulanan affetme psikoeğitiminin affetme, ölüm kaygısı ve bakım yüklerine etkisi

Amaç: Bu araştırma yaşamın son dönemindeki hastaların yakınlarına uygulanan affetme psikoeğitiminin, hasta yakınlarının affetme, ölüm kaygısı ve bakım yüklerine etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırmada ön test, son test, bir aylık ve üç aylık izlem randomize kontrollü deneysel yöntem kullanılmıştır. Araştırma İzmir İl Merkezi'ne bağlı Bergama Necla-Mithat Öztüre Devlet Hastanesi'nde, Haziran 2021-Haziran 2022 tarihleri arasında yatan yaşamın son dönemindeki hastaların yakınları ile yürütülmüştür. Araştırma örneklemine randomizasyon yöntemi ile belirlenen 56 (Deney:28 ve Kontrol:28) hasta yakını alınmıştır. Veriler, Kişisel Bilgi Formu, Heartland Affetme Ölçeği, Thorson Powell Ölüm Kaygısı Ölçeği ve Bakım Verme Yükü Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiklerin yanı sıra Ki-Kare Testi, Fisher Ki-Kare Testi, bağımsız örneklem t testi ve tekrarlı ölçümlerde iki yönlü varyans analizi kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmada deney grubu hasta yakınlarının son test, birinci ay ve üçüncü ay affetme puan ortalamaları, kontrol grubu hasta yakınlarına göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek olduğu bulunmuştur (p=0.000). Deney grubu hasta yakınlarının son test, birinci ay ve üçüncü ay ölüm kaygısı ve bakım verme yükü puan ortalamalarının, kontrol grubu hasta yakınlarına göre istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük olduğu bulunmuştur (p=0.000). Sonuç: Bu çalışmada yaşamın son dönemindeki hastaların yakınlarına verilen affetme psikoeğitiminin, hasta yakınlarının affetme eğilimlerini artırdığı, ölüm kaygısı ve bakım yüklerini azalttığı sonuçlarına ulaşılmıştır. Yaşamın son dönemindeki hastaların yakınlarına, palyatif bakım birimlerinde belli aralıklarla grup ya da bireysel affetme psikoeğitimlerin planlanması önerilmiştir.

Bakım verenlerBakım verme yüküBağışlama+6
Merve Şahin
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelik öğrencilerinde kültürlerarası duyarlılık, empatik eğilim, profesyonel benlik kavramı ve ilişkili faktörler

Amaç: Araştırmanın amacı hemşirelik bölümünde eğitim gören öğrencilerin kültürlerarası duyarlılık, empatik eğilim, profesyonel benlik kavramı ve ilişkili faktörleri belirlemektir. Gereç ve Yöntem: Araştırmanın amacı doğrultusunda yapılan çalışma nicel nitelikte kesitsel bir çalışmadır. Çalışmanın örneklemini Aydın Adnan Menderes Üniversitesinde öğrenim gören 316 hemşirelik bölümü öğrencisi oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak anket yöntemi kullanılmıştır. Araştırmada kullanılan anket 4 bölümden oluşmaktadır. Anketin birinci bölümünde demografik soruların yer aldığı kişisel bilgi formu, ikinci bölümünde Empatik Eğilim Ölçeği (EEÖ), üçüncü bölümünde Kültürlerarası Duyarlılık Ölçeği (KDÖ) ve dördüncü bölümünde ise Profesyonel Benlik Kavramı Ölçeği (ÖHPBKÖ) kullanılmıştır. Anketlerden elde edilen veriler SPSS programı ile analiz edilmiştir. Çalışmada hangi analiz yönteminin kullanılacağını belirlemek amacıyla normallik analizi yapılmış ve verilerin normal dağılım gösterdiği tespit edilmiştir. Bu bağlamda değişkenler arasındaki farklılığı belirlemek için bağımsız örneklem t testi ve ANOVA testi yapılmıştır. Ayrıca ANOVA test sonuçları doğrultusunda aralarında farklılık çıkan gruplarda farklılaşmanın hangi grup lehine olduğunu belirlemek içinde Post-Hoc Tukey analizi yapılmıştır. Ayrıca değişkenler arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla Pearson Korelasyon analizi kullanılmıştır. Elde edilen bulgular %95 güven aralığında %5 anlamlılık düzeyinde değerlendirilmiştir. Tüm testlerde istatistiksel anlamlılık için p değerinin 0,05'ten küçük saptanma koşulu aranmıştır (p<0,05). Bulgular: Araştırmaya katılan hemşirelik öğrencilerinin cinsiyetleri, sınıf düzeyleri ve aylık gelir durumları ile empatik eğilim düzeyleri arasında anlamlı bir farklılık olduğu tespit edilmiştir (p<0.05). Ayrıca hemşirelik bölümü öğrencilerin yaşamın geçtiği yer ve anne-baba eğitim düzeyleri ile empatik eğilim düzeyleri arasında anlamlı bir farklılığın olmadığı tespit edilmiştir (p>0.05). Araştırmaya katılan hemşirelik bölümü öğrencilerin cinsiyetleri, sınıf düzeyleri ve baba eğitim düzeyleri ile kültürlerarası duyarlılık düzeyleri arasında anlamlı bir farklılık olduğu tespit edilmiştir (p<0.05). Ayrıca hemşirelik bölümü öğrencilerin aylık gelir durumları, yaşamın geçtiği yer ve anne eğitim düzeyleri ile kültürlerarası duyarlılık düzeyleri arasında anlamlı bir farklılığın olmadığı tespit edilmiştir (p>0.05). Hemşirelik bölümü öğrencilerin cinsiyetleri, sınıf düzeyleri ve anne eğitim düzeyleri ile profesyonel benlik algısı arasında anlamlı bir farklılık olduğu tespit edilmiştir (p<0.05). Ayrıca hemşirelik bölümü öğrencilerin aylık gelir durumları, yaşamın geçtiği yer ve baba eğitim düzeyleri ile profesyonel benlik algısı arasında anlamlı bir farklılığın olmadığı tespit edilmiştir (p>0.05). İlişkileri belirlemek amacıyla yapılan korelasyon analizi sonuçlarına göre; hemşirelik bölümü öğrencilerin empatik eğilimleri ile kültürlerarası duyarlılık düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir (p<0.05). Hemşirelik bölümü öğrencilerin empatik eğilimleri ile profesyonel benlik algısı arasında anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir(p<0.05). Ayrıca hemşirelik bölümü öğrencilerinin profesyonel benlik algısı ile kültürlerarası duyarlılık düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir (p<0.05). Sonuç: Elde edilen bulgular doğrultusunda hemşirelik bölümünde öğrenim gören öğrencilerin empatik eğilim düzeyleri, kültürlerarası duyarlılık düzeyleri ve profesyonel benlik algısının birbirini etkilediği herhangi bir değişkende meydana gelecek değişimin diğerlerini de etkilediği tespit edilmiştir. Değişkenlerin arasında pozitif yönde orta düzeyde anlamlı bir ilişki vardır. Anahtar Kelimeler: Empatik Eğilim, Kültürlerarası Duyarlılık, Profesyonel Benlik, Hemşirelik Öğrencileri

Empatik eğilimKültürlerarası duyarlılık
Kübra Yılmaz
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Hemşirelik öğrencilerine verilen problem çözme becerilerini geliştirme eğitiminin psikolojik dayanıklılık, algılanan stres ve öz yeterlik düzeylerine etkisi

Amaç: Bu araştırma hemşirelik öğrencilerine verilen problem çözme becerilerini geliştirme eğitiminin, öğrencilerin psikolojik dayanıklılık, algılanan stres ve öz yeterlik düzeylerine etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırma ön test-son test-1 aylık izlem randomize kontrollü yarı deneysel yöntem kullanılarak Kasım 2019-Şubat 2020 tarihleri arasında Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi 2. sınıf öğrencisi olan 71 katılımcı ile gerçekleşmiştir. Veriler, kişisel bilgi formunun yanı sıra, Hemşirelerde Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği, Sosyal Problem Çözme Envanteri Kısa Formu, Algılanan Stres Ölçeği ve Genel Öz Yeterlik Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiklerin yanı sıra Yates Ki-Kare Testi, Pearson Ki-Kare Testi, Mann-Whitney U Testi ve "Tekrarlayan Ölçümlerde Kovaryans Analizi, grup içi-gruplar arası etkileşim" testi kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmada deney grubu öğrencilerinin eğitim sonrası ve 1 aylık izlemdeki problem çözme düzeylerinin ortalamasının kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olduğu (Fgrup: 19,304 p < 0,001), psikolojik dayanıklılık düzeylerinin ortalamasının kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde yüksek olduğu (Fgrup: 14,374 p < 0,001), öz yeterlik düzeylerinin ortalamasının kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde yüksek olduğu (Fgrup: 17,045 p < 0,001), algılanan stres düzeylerinin ortalamasının ise kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde düşük olduğu (Fgrup: 20,666 p < 0,001) bulunmuştur. Sonuç: Bu çalışmada hemşirelik öğrencilerine verilen problem çözme becerilerini geliştirme eğitiminin hemşirelik öğrencilerinin problem çözme, psikolojik dayanıklılık ve öz yeterlik düzeylerini artırdığı, stres algılarını azalttığı sonuçlarına ulaşılmıştır. Anahtar kelimeler: Hemşirelik eğitimi, öz yeterlik, problem çözme, psikolojik stres.

HemşirelerHemşirelikHemşirelik araştırmaları+7
Süleyman Ümit Şenocak
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Hemşirelerde duygu düzenlemenin psikolojik dayanıklılık, başetme ve benlik saygısına yapısal ve deneysel etkisi

Amaç: Bu araştırma duygu düzenleme eğitiminin, hemşirelerin duygu düzenleme, psikolojik dayanıklılık, baş etme ve benlik saygısına yapısal ve deneysel etkisini incelemek amacı ile yapıldı. Gereç ve Yöntem: Araştırma, yarı deneysel ve kesitsel olarak 2 çalışmadan oluşmaktadır. Duygu düzenleme eğitimi Ocak-Mart 2020 tarihleri arasında, 36 eğitim grubu hemşiresi, 36 kontrol grubu hemşiresi ile yürütülmüştür. Yapısal eşitlik modeli verileri Ekim-Aralık 2019 tarihleri arasında Aydın Adnan Menderes Üniversitesi, Uygulama ve Araştırma Hastanesinde görev yapan 422 hemşireden toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, tekrarlı ölçümlerde ANOVA ve Yapısal Eşitlik Modeli kullanıldı. Bulgular: Araştırmanın Yapısal Eşitlik Modeli aşamasına göre, Yapısal eşitlik modeli sonucunda; bilişsel yeniden değerlendirme ve baskılama arasında negatif yönde (-.57) ilişki bulunmaktadır. Bilişsel yeniden değerlendirme, psikolojik dayanıklılık (λ= .52 p<.001) ve benlik saygısı tutarlılığını (λ= .65 p<.001) pozitif yönde etkilemektedir. Baskılama, psikolojik dayanıklılığı (λ= -.38 p<.001), başetme (λ= -.45 p<.001) ve benlik saygısı tutarlılığını (λ= -.20 p<.001) ise negatif yönde etkilemekte olduğu saptanmıştır. Araştırmanın duygu düzenleme eğitimi aşamasında eğitim grubun hemşirelerinin bilişsel yeniden değerlendirme puan ortalamaları yüksek bulunmuştur (F= 24.41; p<0.001). Zaman faktörü açısından değerlendirildiğinde hemşirelerin eğitim sonrası sontest, 1.ay ve 3.ay bilişsel yeniden değerlendirmeleri eğitim öncesine göre anlamlı derecede yükselmeler olduğu saptanmıştır (F=42.53; p<0.001). Eğitim grubu hemşirelerinin eğitim sonrası, sontest, 1. ay ve 3. ay baskılamalarının, kontrol grubu hemşirelerine göre anlamlı derecede azalma olduğu saptanmıştır (F= 61.66; p<0.001). Eğitim grubu hemşirelerinin eğitim sonrasında sontest, 1.ay ve 3.ay benlik saygısı tutarlılıkları, eğitim öncesine göre anlamlı derecede yükselmeler olduğu saptanmıştır (F=80.42; p<0.001). Eğitim grubu hemşirelerinin eğitim sonrası, sontest, 1. ay ve 3. ay psikolojik dayanıklılıklarının, kontrol grubu hemşirelerine göre anlamlı derecede yükselme olduğu saptanmıştır (F=205.308; p<0.001). Eğitim grubu hemşirelerinin eğitim sonrası, sontest, 1. ay ve 3. ay başa çıkma stratejileri, kontrol grubu hemşirelerine göre anlamlı derecede yükselme olduğu saptanmıştır (F=47.233; p<0.001). Sonuç: Bu çalışmada duygu düzenleme eğitiminin hemşirelerin duygu düzenleme, psikolojik dayanıklılık, başetme ve benlik saygısı tutarlılıkları puanlarını artırdığı, duygu dzüenleme, psikolojik dayanıklılık, başetme ve benlik saygısı tutarlılığı arasında yapısal bir model olduğu saptanmıştır. Anahtar kelimeler: Benlik Saygısı, Duygu Düzenleme, Hemşire, Yapısal Eşitlik Modeli.

Başa çıkmaBenlik saygısıBilişsel duygu düzenleme+7
Orkun Erkayıran
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinde sosyal medya bağımlılığı ve etkileyen faktörler

Araştırma kapsamında görüşleri alınan üniversite öğrencilerinin sosyodemografik özellikleri incelendiğinde; % 62.7'sinin (n=281) kadın, % 37.3'ünün (n=167) erkek olduğu, yaş ortalamalarının 20.69±1.80 olduğu belirlenmiştir. Öğrencilerin sosyal medya kullanımı ile ilgili özellikleri incelendiğinde; % 64.8'inin (n=290) günde 3 saat ve daha fazla sosyal medya kullandığı, % 50.9'unun (n=228) video izleme ve müzik dinleme amacıyla sosyal medya kullandığı, en çok kullanılan sosyal medya uygulamalarının % 98.2 Whatsapp (n=440), % 91.1 Instagram (n=408) ve % 88.4 Youtube (n=396) olduğu bulunmuştur. Öğrencilerin SMBÖ-YF puan ortalamasının 53.83±12.81 olduğu tespit edilmiştir. Kadın öğrencilerin SMBÖ-YF puan ortalamalarının erkek öğrencilere göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olduğu görülmüştür (p<0.05). Yaş ve SMBÖ-YF puanı arasındaki ilişki istatistiksel olarak anlamlıdır ve yaş arttıkça SMBÖ-YF puanı azalmaktadır (p<0.05). Ayrıca, annenin sosyal medya kullanımı arttıkça öğrencilerin SMBÖ-YF puanı artmaktadır (p<0.05). Uyuşturucu madde kullanan öğrencilerin SMBÖ-YF puan ortalaması kullanmayanlara göre anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0.05). Öğrencilerin sosyal medya kullanım sıklığı ve tek oturumda sosyal medya kullanım süresi arttıkça SMBÖ-YF puanı artmaktadır (p<0.01). Günün her saati sosyal medya kullananların SMBÖ-YF puan ortalaması, günün belirli saatlerinde sosyal medya kullananlara göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksektir (p<0.05). Sosyal medya uygulamalarına giriş için akıllı telefon kullananlar kullanmayanlara göre daha fazla SMBÖ-YF puan ortalamasına sahiptir (p<0.05). Sosyal medyayı paylaşımda bulunmak amacıyla kullananlar paylaşımda bulunma amacıyla kullanmayanlara göre daha fazla SMBÖ-YF puan ortalamasına sahiptir (p<0.01). Ek olarak araştırmaya katılan öğrencilerden Instagram, Snapchat, Spotify, Twitter ve Tinder uygulamalarını kullananların kullanmayanlara göre daha fazla SMBÖ-YF puan ortalamasına sahip olduğu tespit edilmiştir (p<0.05). Araştırmaya katılan öğrencilerin SMBÖ-YF puanları ile BDÖ puanları arasında pozitif yönde zayıf düzeyde, SMBÖ-YF puanları ile GKKÖ puanları arasında pozitif yönde orta düzeyde istatistiksel olarak anlamlı ilişki tespit edilmiştir (p<0.01).

BağımlılıkEkran bağımlılığıGelişmeleri kaçırma korkusu+4
Mustafa Talha Çağlayan
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelik öğrencilerinde empatik eğilim, merhamet ve duyarlı sevgi düzeyleri ile ilişkili faktörler

Bu araştırmada hemşirelik öğrencilerinin empatik eğilim, merhamet ve duyarlı sevgi düzeyleri ve bunları etkileyen faktörlerin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın evrenini, 2018-2019 eğitim öğretim yılında Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi'nde 1. 2. 3. ve 4. sınıfta öğrenim gören toplam 1044 öğrenci oluşturmuştur. Örneklem büyüklüğü hesabı G-power yöntemi ile yapılmıştır. Araştırma örneklemini toplam 283 öğrenci oluşturmuştur. Araştırma verileri, Sosyodemografik Bilgi Formu, Empatik Eğilim Ölçeği, Merhamet Ölçeği ve Duyarlı Sevgi Ölçeği ile elde edilmiştir. Verilerin analizinde SPSS for Windows 25.0 programı kullanılmıştır. Verilerin analizi parametrik testlerle yürütülmüştür. İki bağımsız grubun karşılaştırılmasında t-testi, ikiden fazla grubun karşılaştırılması amacıyla ise ANOVA uygulanmıştır. Korelasyon testlerinde Pearson testi uygulanmıştır. Öğencilerin Empatik Eğilim Ölçeği puan ortalamaları 67.82±7.83, Merhamet Ölçeği puan ortalamaları 73.47±8,62 ve Duyarlı Sevgi Ölçeği Puan Ortalamaları 100.19±18.95 olarak tespit edilmiştir. Öğrencilerin empati ve merhamet düzeyleri arasında orta düzeyde pozitif, empati ile duyarlı sevgi düzeyleri arasında zayıf düzeyde pozitif ve merhamet ile duyarlı sevgi düzeyleri arasında çok zayıf düzeyde pozitif yönde bir ilişki vardır. Öğrencilerin mensup oldukları aile tipi ve akademik ortalamalarını değerlendirmeleri değişkenleri empatik eğilim düzeyleri üzerinde anlamlı etki oluşturmaktadır. Ayrıca, Öğrencilerin, kayıtlı olduğu sınıf, cinsiyet, hemşirelik mesleğini tercih etme sebebi, empatik eğilim ve merhamet düzeyleri düzeyleri üzerinde anlamlı etki oluşturmaktadır. Bunun yanı sıra, öğrencilerin hastalarla olan ilişkilerinde güçlük yaşama durumu değişkenleri öğrencilerin merhamet düzeyleri ve duyarlı sevgi düzeyleri üzerinde anlamlı etki oluşturmaktadır. Öğrencilerin, ailelerinin sosyoekonomik durumu ve günlük yaşamda kişilerarası ilişkilerinde güçlük yaşama durumu değişkenleri duyarlı sevgi düzeyleri üzerinde anlamlı etki oluşturmaktadır. Öğrencilerin lisans eğitimleri sırasında empatik eğilim, merhamet ve duyarlı sevgi düzeylerinin belirlenmesi ve bu konularda farkındalık oluşturacak eğitim programlarının düzenlenmesi önerilmiştir.

Duyarlı sevgiDuyarlılıkEmpati+6
Burcu Ayhan Elmas
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Bir üniversitenin son sınıf öğrencilerinin çocukluk çağı travmalarının madde kullanımları ile ilişkisi

Çocukluk çağı travmaları bireyin psikopatolojik gelişimini etkileyen, ruhsal ve fiziksel rahatsızlıklar açısından risk kabul edilen, sadece birey ve aile boyutunda değil toplum üzerinde de olumsuz etkiler bırakan sosyal bir sorundur. Çocukluk çağı travmalarının yol açtığı olumsuzluklardan en yaygın olanı alkol ve madde kullanım bozukluğudur. Gelişim ve değişimi yoğun olarak yaşayan ergenlerin üniversite yıllarında alkol ve madde kullanma durumlarının artış göstermesi göze alındığında bu çalışma üniversite son sınıf öğrencilerinin çocukluk çağı travmalarının madde kullanımı ile ilişkisini belirlemek amacı ile yapılmıştır. Araştırmanın evrenini 2018-2019 eğitim öğretim döneminde Aydın Adnan Menderes Üniversitesi'nin merkez kampüsünde yer alan bazı fakülte, yüksekokul ve meslek yüksekokullarında öğrenim gören 7030 son sınıf üniversite öğrencisi oluşturmaktadır. Araştırmada örneklem büyüklüğü Dünya Sağlık Örgütü'nün popülasyon araştırmaları için kullandığı Statcalc programından yararlanılarak hesaplanmıştır. Buna göre ulaşılması hedeflenen öğrenci sayısı 238 olarak belirlenmiş olup, olası veri kayıpları göz önünde bulundurularak %40 yedek öğrenci eklenmiş ve 333 öğrenci üzerinde çalışma gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın verileri Kişisel Bilgi Formu, Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği (ÇÇTÖ), Bağımlılık Profil İndeksi Risk Tarama Alkol ve Madde Ölçeği (BAPİRT Alkol- Madde), Fagerström Nikotin Bağımlılık Testi (FNBT) kullanılarak toplanmıştır. Öğrencilerin sosyodemografik verilerinin ve ebeveyn özelliklerinin çocukluk çağı travmaları ölçeği ile karşılaştırılması sonucunda kardeşi olan (bir, iki, üç yada daha fazla) öğrencilerin olmayanlara kıyasla daha fazla ihmal ve istismara maruz kaldığı saptanmıştır. Anne babası boşanan ya da ayrı yaşayan öğrencilerin, anne babası beraber yaşayan, ikisi ya da ikisinden biri sağ olanlara göre daha fazla ihmal ve istismara maruz kaldığı saptanmıştır. Öğrenci beyanına göre anne ve babası baskıcı ve ilgisiz davranan öğrencilerin, baskıcı ve ilgisiz davranmayanlara göre daha fazla ihmal ve istismara maruz kaldığı saptanmıştır. Anne ve babası demokratik davranmayan öğrencilerin, demokratik davrananlara göre daha fazla ihmal ve istismara maruz kaldığı saptanmıştır. Anne ve babası aşırı korumacı olmayan öğrencilerin, aşırı korumacı olanlara göre daha fazla ihmal ve istismara maruz kaldığı saptanmıştır. Üniversite son sınıf öğrencilerinin çocukluk çağı travmalarının alkol ve sigara kullanımları ile pozitif yönde çok zayıf düzeyde ilişkili olduğu bulunmuştur. Öğrencilerin sigara ile alkol kullanımları arasında da pozitif yönde çok zayıf düzeyde ilişki saptanmıştır. Bu sonuçlar ışığında ihmal ve istismarın başka değişkenler ile de ilişkisinin araştırılabilmesi için yeni çalışmalar planlanması, istismarın tanınmasına ve alkol/maddenin zararlarına yönelik farkındalığı arttırabilmek için öğrenciye, aileye, okul yetkililerine yönelik eğitimlerin düzenlenmesi ve risk oluşturan öğrencilere yönelik psikiyatri hemşiresinin iş birliği içinde girişimlerde bulunması önerilebilir.

ErgenlerMadde kullanım bozukluklarıNarkotik bağımlılığı+3
İlkay Arabacıoğlu
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Duygu ifadesi psikoeğitim programının üniversite öğrencilerinin öfke ifadesi ve öfke kontrolü üzerine etkisinin incelenmesi: Karma desende kontrol gruplu bir çalışma

Amaç: Bu araştırma duygu ifadesi psikoeğitim programının üniversite öğrencilerinin öfke ifadesi ve öfke kontrolü üzerine etkisini incelemek amacı ile yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu araştırmada nitel ve nicel araştırma yöntemlerinin bir arada kullanıldığı karma yöntem desenlerinden keşfedici sıralı desen kullanılmıştır. Araştırma Mart-Eylül 2021 tarihleri arasında Hakkâri Üniversitesi, Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek okulunda yapılmıştır. Araştırmanın evrenini Hakkâri Üniversitesi, Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek okuluna kayıtlı, Hakkari ilinde ikamet eden öğrenciler oluşturmaktadır. Duygu ifadesi psikoeğitim programının oluşturulması için veriler nitel yöntemle maksimum çeşitlilik örneklemesi ile belirlenen 15 Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek öğrencileri ile "Google meet" üzerinden online gerçekleştirilmiştir. Veriler yarı yapılandırılmış on soru ve yedi alt sorudan oluşturulan form aracılığıyla toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde içerik analizi yöntemi kullanılmıştır. Verilerin analizi MAXQDA 2020 programı ile yapılmıştır. Nitel bulgular sonucunda psikoeğitim içeriği oluşturulmuştur. Duygu ifadesi psikoeğitim programı için örneklem büyüklüğü G-power programı kullanılarak hesaplanmıştır. 25 deney ve 24 kontrol toplam 49 öğrenciden oluşmuştur. Veri toplama formları olarak, Kişisel Bilgi Formu, Berkeley Duygu İfadesi Ölçeği ve Sürekli Öfke ve Öfke Ifade Tarzı Ölçeği kullanılmıştır. Deney grubuna 5 hafta-10 oturumdan oluşan psikoeğitim programı uygulanmıştır. Verilerin analizinde SPSS 25.0 istatistiksel analiz programı kullanılmıştır. Analizde ki-kare testi, mann-whitney u testi bağımsız örneklemler t-testi, tekrarlı ölçümler için varyans analizi (ANOVA) testi kullanılmıştır. Ölçümler eğitim öncesi, eğitim sonrası ve 1 aylık izlemde yapılmıştır. Bulgular: Duygu ifadesi psikoeğitim programının oluşturulması için yapılan nitel araştırmadan elde edilen kodlarla ''ilişkiler/yaklaşımlar, duygular, yaşanan sorunlar, duygulara eşlik eden davranışlar'' olmak üzere dört tema belirlenmiştir. Deney ve kontrol grubunda yer alan öğrenciler için sürekli öfke, öfke ifadesi toplam ve öfke ifadesi ölçeği alt boyutları ve berkeley duygu ifadesi ölçeği, duygusal ifadesellik alt boyutu, dürtü gücü alt boyutu, gizleme alt boyutu puan ortalamalarının zaman serisine göre grup içi karşılaştırılmasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (p>0.05). Deney ve kontrol grubu öğrencilerinin sürekli öfke, öfke ifadesi toplam ve öfke ifadesi alt boyutları puan ortalamalarının zaman serisine göre gruplararası karşılaştırılması fark bulunmamıştır (p>0.05). Deney ve kontrol grubu öğrencilerinin berkeley duygu ifadesi ölçeği ve dürtü gücü boyutu puan ortalamalarının zaman serisine göre gruplararası karşılaştırılmasında istatiksel olarak anlamlı farklılık olduğu (p<0.05) bulunmuştur. Ayrıca deney ve kontrol gruplarının duygusal ifadesellik alt boyutu 1 aylık izlem puan ortalamalarının gruplar arası karşılaştırmasında anlamlı farklılık olduğu (p<0.05) bulunmuştur. Sonuç: Sonuç olarak derinlemesine yapılan nitel görüşmelerde öğrenclerin duygularını ifade edemedikleri belirlenmiş, duygu dışa vurumlarında saldırganlık, şiddet eğilimi saptanmış ve öğrenciler ifade edilen yıkıcı davranış ve duygu ifade problemlerini aile bireylerinin davranış ve ifadelerine benzetmişlerdir. Araştırmada elde edilen bulgulara göre; öğrencilerin kültürel olarak dugularını ifade edemedikleri belirlenmiştir. Uygulanan duygu ifadesi psikoeğitim programı öğrencilerin duygusal ifadesellik ve dürtü gücü alt boyutlarında etkili olurken, duyguları ifade etme eğilimleri, öfke ifadesi ve öfke kontrol düzeyleri üzerine etkisinin olmadığı bulunmuştur. Anahtar Kelimeler:Duygu İfadesi, Öfke İfadesi, Öfke Kontrolü, Psikoeğitim, Üniversite Öğrencisi.

Duygu eğitimiDuygu ifadesiPsiko-eğitim programı+4
Hava Kaya
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelik öğrencilerine uygulanan aromaterapinin sınav kaygısına etkisi

Amaç: Bu araştırma, hemşirelik öğrencilerine uygulanan aromaterapinin sınav kaygısına etkinliğini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırma, randomize kontrollü yarı deneysel bir çalışma olarak Kasım 2021 ve Şubat 2022 tarihleri arasında, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi'nde öğrenim gören 42, ikinci sınıf öğrencisi ile gerçekleşmiştir. Veriler, Kişisel Bilgi Formu ve Sınav Kaygısı Envanteri (SKE) ile toplanmıştır. Verilerin analizinde, Çarpıklık (skewness), Kaiser-Meyer-Olkin (KMO), Bartlett ve Cronbach's Alpha (α) değerine bakılmış olup verilere betimsel istatistik, Ki-Kare testi, İlişkili Örneklem t-testi, Bağımsız örneklem t-testi ve One way ANOVA analizi yapılmıştır. Tüm testlerde istatistiksel anlamlılık için p değerinin 0,05'ten küçük saptanma koşulu aranmıştır (p<0,05). Bulgular: Araştırmaya katılan ve deney grubunda yer alan öğrencilerin kontrol grubuna kıyasla SKE puanları istatiksel olarak anlamlı bir şekilde daha düşüktür. Karanfil yağı ve lavanta yağı SKE puan ortalamalarını aynı düzeyde azaltmıştır. Sonuç: Bu çalışmada hemşirelik öğrencilerinin sınav kaygısı seviyesini aromaterapinin azalttığı sonucuna ulaşıldı. Bu araştırma ile aromaterapinin hemşirelik eğitimine dahil edilmesi gerektiği, diğer çalışmalara yol gösterici olacağı düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Aromaterapi, Hemşirelik, Kaygı, Öğrenci, Sınav

AnksiyeteAromaterapiHemşireler+5
Tuğba Çetin
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelik öğrencilerinin dinledikleri müzik türleri ile intihar düşüncesi ve umutsuzluk düzeyleri arasındaki ilişki

Amaç: Hemşirelik öğrencilerinin dinledikleri müzik türleri ile intihar düşüncesi ve umutsuzluk düzeyleri arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırma, tanımlayıcı kesitsel olarak Şubat 2021- Ocak 2022 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın evrenini Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi'nde öğrenim gören 600 öğrenci, çalışmanın örneklemini ise 235 öğrenci oluşturmuştur. Araştırma verileri; Kişisel Bilgi Formu, İntihar Olasılığı Ölçeği (İOÖ) ve Beck Umutsuzluk Ölçeği (BUÖ) ile elde edilmiştir. Veriler, tanımlayıcı istatistikler, Student t-testi, Anova testi, Man Whitney U testi, Kruskal Wallis testi kullanılarak analiz edilmiştir. Bulgular: Araştırmaya katılan öğrencilerin; cinsiyet, sosyal güvence durumu, aile tipi özelliği ile İOÖ arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmıştır (p<0,05). Öğrencilerin cinsiyet, mezun oldukları lise, uzun süre yaşadıkları bölge ve aile tipi özelliği ile BUÖ arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık belirlenmiştir (p<0,05). Kadın öğrencilerin en fazla pop müzik dinlemeyi tercih ettikleri, erkek öğrencilerin ise en fazla hiphop/rap müzik dinlemeyi tercih ettikleri tespit edilmiştir. Öğrencilerin tercih ettikleri müzik türü ile İOÖ ve BUÖ arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmamıştır (p>0,05). Günlük 6 saat ve üzeri müzik dinleyen öğrencilerin ile İOÖ ve BUÖ arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0,05). Kendini kötü hissettiği durumlarda müzik dinlemeyi tercih eden öğrencilerin, intihar düşüncesi ve umutsuzluk düzeyi arasında anlamlı bir farklılık saptanmamıştır (p>0,05). Sonuç: Öğrencilerden hiphop/rap müzik türünü tercih eden, günlük 6 saat ve üzeri müzik dinleyenlerin intihar düşüncelerinin ve umutsuzluk düzeylerinin daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Erkek öğrencilerde, geniş aile yapısına sahip olanlarda ve sosyal güvencesi olmayanlarda intihar düşüncesi daha yüksek düzeydedir. Ayrıca; erkeklerde, Anadolu lisesi ve Fen lisesi mezunlarında, uzun süre Marmara Bölgesinde yaşayanlarda, geniş aile yapısına sahip olan öğrencilerde umutsuzluk düzeylerinin daha yüksektir. Öğrencilerin dinledikleri müzik türünün danışman öğretim elemanları tarafından sorgulanması, müzik terapinin hemşirelik eğitiminde uygulamalarında kullanılması ve bu alanda derinlemesine başka çalışmalar yapılması önerilmiştir. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik, İntihar, Müzik, Öğrenci, Umutsuzluk.

HemşirelerHemşirelikHemşirelik araştırmaları+6
Emine Aksoy
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelik öğrencilerinde uyku kalitesi, depresyon ve ilişkili faktörler

Amaç: Bu çalışma hemşirelik öğrencilerinde uyku kalitesi, depresyon ve ilişkili faktörleri belirlemek amacıyla kesitsel olarak yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Hemşirelik Fakültesinde okuyan 400 lisans öğrencisi katılmıştır. Öğrencilere Kişisel Bilgi Formu, Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi ve Beck Depresyon Ölçeği uygulanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde; tanımlayıcı istatistikler, bağımsız gruplarda t testi, ANOVA, ki-kare testi, korelasyon analiz testleri kullanılmıştır. Güvenirliğin test edilmesi amacı ile Cronbach alfa katsayıları hesaplanmıştır. Bulgular: Çalışmaya katılan öğrencilerin yaş ortalaması 20,2 ±1,2 olarak bulunmuştur. Çalışmaya katılan öğrencilerin PUKİ puan ortalaması 6,7 ± 3,2, BDÖ puan ortalaması 13,06 ± 10,6 olarak bulunmuştur. Çalışmamızda öğrencilerin okudukları sınıf, akademik ortalama algıları, ekonomik durum algıları, sigara ve alkol kullanım durumları, kronik hastalık durumları ve en çok katıldıkları aktivite ile uyku kaliteleri arasında korelasyon saptanmıştır. Çalışmamızda öğrencilerin akademik ortalama algıları, halen kaldıkları yer, ekonomik durum algıları, sigara kullanım durumları, kronik hastalık durumları ve en çok katıldığı aktivite ile depresyon düzeyleri arasında korelasyon saptanmıştır. Akademik ortalamasının kötü olduğunu ifade eden, ekonomik durumunun kötü olduğunu ifade eden, sigara içen, kronik hastalığı olan ve yalnız başına vakit geçirmeyi tercih ettiğini ifade eden öğrencilerin hem uyku kalitesi daha kötü hem de depresyon düzeyi daha yüksek bulunmuştur. Alkol kullanmayan öğrencilerin ve 3üncü sınıfta okuyan öğrencilerin uyku kalitelerinin daha iyi olduğu tespit edilmiştir. Devlet yurdunda kalan öğrencilerin depresyon düzeylerinin daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Sonuç: Öğrencilerin uyku kaliteleri azaldıkça genel ruhsal durumlarında bozulmalara, depresif belirti düzeylerinde artışa ve akademik başarılarında düşüşe neden olduğu belirlenmiştir. Bu doğrultuda öğrencilere uyku bozuklukları, uyku kalitesi ve uyku hijyeni ile ilgili farkındalık kazandırılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Depresyon, Hemşire, Öğrenci, Uyku Kalitesi

DepresyonHemşirelerHemşirelik+4
Ahmet Arif Ari
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

İkiuçlu (bipolar) bozukluk tanılı hastalarda iyileşme odaklı yaklaşımı temel alan psikiyatri hemşireliği uygulaması: Karma desen örneği

Amaç: Bu çalışmanın amacı, ikiuçlu (bipolar) bozukluk tanısı ile ayaktan tedavi görmekte olan hastalarda iyileşme odaklı yaklaşımı temel alan psikiyatri hemşireliği uygulamasının etkililiğini değerlendirmektir. Gereç ve yöntem: Çalışmada karma yöntem desenlerinden iç içe karma (gömülü-müdahale) deseni kullanılmıştır. Aydın İl Merkezi'nde bulunan bir devlet hastanesinin psikiyatri polikliniğinde Mayıs 2021-Ekim 2022 tarihleri arasında DSM-5'e göre bipolar bozukluk tanısıyla polikliniğe başvuru yapan 34 hasta araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Araştırmanın nicel boyutunda yarı deneysel ön test-son test kontrol gruplu desen kullanılmıştır. Deney grubu hastaları İyileşme Odaklı Yaklaşımı Temel Alan Psikiyatri Hemşireliği Uygulamasına dahil edilmiştir. Bu uygulama yapılandırılmış oturumlardan oluşan ve yaşantısal etkileşimsel süreci de içeren, kişisel iyileşme paradigmasını temel alan bir rehabilitasyon programıdır. Nicel veriler, Kişisel Bilgi formu ve Ruh Sağlığı İyileşme Ölçeği ile toplanmış ve SPSS programı aracılığıyla ki-kare testi ve t-testi kullanarak analiz edilmiştir. Araştırmanın nitel boyutundaki çalışma grubu deney grubunda yer alan 14 hastadan oluşmaktadır. Nitel veriler deney grubunda yer alan hastalarla yapılan görüşmeler ve doküman analizi teknikleriyle elde edilmiş ve içerik analizi yoluyla çözümlenmiştir. Bulgular: Deney grubundaki katılımcıların son test puan ortalaması kontrol grubu katılımcılarının son test puan ortalamasından istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (t=5,123, p<0,001). Yapılan içerik analizi sonucunda ise (1) Bireysel Bir Gözle 'İyileşme'" ve (2) "Uygulamanın Etkinliği" temaları elde edilmiştir. Sonuç: Bu sonuçlar iyileşme odaklı yaklaşımı temel alan psikiyatri hemşireliği uygulamasının bipolar tanılı hastalarda iyileşmeyi arttırmada etkili olduğunu göstermiştir. Bu uygulamanın bipolar bozukluk tanılı hastaların tedavisinde kullanılması önerilmektedir.

Bipolar bozukluk
Rüveyda Yüksel
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

İntihar girişiminde bulunan depresyon tanılı bireylere çevrimiçi uygulanan bilişsel davranışçı terapinin intihar düşüncesi, bilişsel esneklik ve umutsuzluk üzerine etkililiği: Randomize kontrollü çalışma

Amaç: Bu çalışmanın amacı intihar girişiminde bulunan depresyon tanılı bireylere çevrimiçi uygulanan bireysel bilişsel davranışçı terapinin intihar düşüncesi, bilişsel esneklik ve umutsuzluk üzerine etkililiğini incelemektir. Gereç ve yöntem: Araştırma randomize kontrollü ön test, 1., 3. ve 6. ay izlem desenlidir. Araştırma Haziran 2021-Kasım 2022 tarihleri arasında yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemini bir devlet hastanesinin psikiyatri polikliniğine başvuran son altı ay içinde en az bir kez intihar girişiminde bulunmuş standart tedavi alan depresyon tanılı 50 birey oluşturmuştur. Basit randomizasyon yöntemi ile müdahale ve kontrol grubuna 25'er birey atanmış ve müdahale grubundaki bireylere 20 seans bireysel Çevrimiçi Bilişsel Davranışçı Terapi uygulanmıştır. Araştırma verileri öz bildirime dayalı İntihar Olasılığı Ölçeği, Bilişsel Esneklik Envanteri, Beck Umutsuzluk Ölçeği, Beck Depresyon Ölçeği ve Beck Anksiyete Ölçeği ile toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, bağımsız gruplarda t testi, Mann Whitney U, tekrarlayan ölçümlerde ANOVA ve Wilcoxon Signed Ranks Test kullanılmıştır. Bulgular: Çevrimiçi Bilişsel Davranışçı Terapi sonrası 1. ve 3. ay izlem ölçümlerinde İntihar Olasılığı Ölçeği puan ortalamaları müdahale grubu lehine anlamlı düzeyde düşmüştür (p=0,000). Müdahale grubuna uygulanan Çevrimiçi Bilişsel Davranışçı Terapinin etkisinin 1. ve 3. aylarda korunduğu saptanmıştır (F=26,132; p=0,000). Uygulanan Çevrimiçi Bilişsel Davranışçı Terapi müdahale grubu bireylerinin İntihar Olasılığı Ölçeği puan ortalamaları üzerine anlamlı düzeyde etki etmiştir (F=72,589; p=0,000). Çevrimiçi Bilişsel Davranışçı Terapi sonrası 1., 3. ve 6. ay izlem ölçümlerinde Bilişsel Esneklik Envanteri puan ortalamaları müdahale grubu lehine anlamlı düzeyde yükselmiştir (p=0,000). Müdahale grubuna uygulanan Çevrimiçi Bilişsel Davranışçı Terapinin Bilişsel Esneklik Envanteri puan ortalamaları üzerine etkisinin 1., 3. ve 6. aylarda korunduğu saptanmıştır (F=31,260; p=0,000). Uygulanan Çevrimiçi Bilişsel Davranışçı Terapi müdahale grubu bireylerinin Bilişsel Esneklik Envanteri puan ortalamaları üzerine anlamlı düzeyde etki etmiştir (F=223,568; p=0,000). Çevrimiçi Bilişsel Davranışçı Terapi sonrası 1., 3. ve 6. ay izlem ölçümlerinde Beck Umutsuzluk Ölçeği puan ortalamaları müdahale grubu lehine anlamlı düzeyde düşmüştür (p=0,000). Müdahale grubuna uygulanan Çevrimiçi Bilişsel Davranışçı Terapinin Beck Umutsuzluk Ölçeği puan ortalamaları üzerine etkisinin 1., 3. ve 6. aylarda korunduğu saptanmıştır (F=7,199; p=0,000). Uygulanan Çevrimiçi Bilişsel Davranışçı Terapi müdahale grubu bireylerinin Beck Umutsuzluk Ölçeği puan ortalamaları üzerine anlamlı düzeyde etki etmiştir (F=19,688; p=0,000). Çevrimiçi Bilişsel Davranışçı Terapi sonrası müdahale grubu bireylerinin Beck Depresyon Ölçeği ve Beck Anksiyete Ölçeği puan ortalamalarının anlamlı düzeyde düştüğü saptanmıştır (p=0,015; p=0,002). Araştırmada 6 aylık izlem boyunca kontrol grubunda 4 birey ve müdahale grubunda 1 birey intihar girişimini tekrarlamıştır. Sonuç: Bu araştırmada uygulanan Çevrimiçi Bilişsel Davranışçı Terapi'nin bireylerin intihar riskini, intihar girişiminin tekrarlanmasını, umutsuzluğu azalttığı ve bilişsel esnekliği arttırdığı saptanmıştır. Çevrimiçi Bilişsel Davranışçı Terapi'nin bireylerin depresyon ve anksiyete düzeylerini de düşürdüğü saptanmış olup klinik seyirlerinde de iyileşme sağlanmıştır.

Bilişsel davranış terapileriDepresyonPsikiyatrik hemşirelik+6
Rahime Aslan
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

COVID-19 pandemi sürecinde bebeği yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yatan annelerin belirsizliğe tahammülsüzlük, psikolojik iyi oluş düzeyleri ve ilişkili faktörler

Amaç: Bu araştırma COVID-19 pandemi sürecinde bebeği yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yatan annelerin belirsizliğe tahammülsüzlük ve psikolojik iyi oluş düzeylerini incelemek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Kesitsel ve tanımlayıcı nitelikte olan çalışmanın örneklemini, Aydın Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi yenidoğan yoğun bakım ünitesinde 01.06.2022 – 01.12.2022 tarihleri arasında bebeği yatan 321 anne oluşturmuştur. Araştırma verileri, Kişisel Bilgi Formu, Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği (BTÖ) ve Psikolojik İyi Oluş Ölçeği Kısa Formu (PİOÖ) kullanılarak elde edilmiştir. Verilerin tanımlayıcı istatistiklerinde ortalama, standart sapma, medyan en düşük, en yüksek, frekans ve oran değerleri kullanılmıştır. Değişkenlerin dağılımı Kolmogorov Simirnov test ile değerlendirilmiştir. Normal dağılım gösteren değişkenler bağımsız t testi ve ANOVA testi ile; normal dağılım göstermeyen değişkenler de Man Whitney U ve Kruskal Wallis testi kullanılarak analiz edilmiştir. Değişkenler arasındaki ilişki ve ilişkinin gücünü belirlemek için Sperman korelasyon ve lineer regresyon analizleri kullanılmıştır. Elde edilen bulgular %95 güven aralığında %5 anlamlılık düzeyinde değerlendirilmiştir. Tüm testlerde istatistiksel anlamlılık için p değerinin 0,05'ten küçük saptanma koşulu aranmıştır (p<0,05). Bulgular: Araştırmaya katılan annelerin yaş, medeni durum, sosyal güvence, öğrenim durumu, çalışma durumu, meslek, aylık gelir durumu, aile tipi, kronik hastalığı olma durumu, çocuk sayısı ile BTÖ puan ortalamaları arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0,05). Annelerin daha önce düşük yapma durumu, çocuk sahibi olmak için tedavi olma durumu, yoğun bakımdaki bebeğin planlı gebelik olma durumu, yoğun bakımdaki bebeğin cinsiyeti, bebeğin doğum haftası, yoğun bakıma geldiği yer, bebeğin bakımında yardımcı olacak kişi olma durumu ve daha önce yoğun bakımda yatan bebeğin olması durumu ile BTÖ puan ortalamaları arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0,05). BTÖ puanları ile bebeğin yoğun bakımda yatma süresi arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulunmuştur (p<0,05). BTÖ puanları ile annelerin ruhsal durumları arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulunmuştur (p<0,05). Annelerin yaş, medeni durum, kronik hastalığı olma durumu, çocuk sayısı ile PİOÖ puan ortalamaları arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0,05). PİOÖ puanları ile sosyal güvence arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu belirlenmiştir (p<0,05). PİOÖ puanları ile öğrenim durumu arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulunmuştur (p<0,05). PİOÖ puanları ile çalışma durumu arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulunmuştur (p<0,05). PİOÖ puanları ile aylık gelirler arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu belirlenmiştir (p<0,05). PİOÖ puanları ile aile yapısı arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulunmuştur (p<0,05). Annelerin daha önce düşük yapma, çocuk sahibi olmak için tedavi olma durumu, yoğun bakımdaki bebeğin cinsiyeti, bebeğin doğum haftası ve yoğun bakıma geldiği yer ile PİOÖ puan ortalamaları arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0,05). PİOÖ puanları ile yoğun bakımdaki bebeğin planlı gebelik olma durumu arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulunmuştur (p<0,05). PİOÖ puanları ile bebeğin bakımında yardım edecek biri olma durumu arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulunmuştur (p<0,05). PİOÖ puanları ile bebeğin yoğun bakımda yatma süresi arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulunmuştur (p<0,05). PİOÖ puanları ile annelerin ruhsal durumları arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulunmuştur (p<0,05). Annelerin BTÖ ile PİOÖ puan ortalaması arasında negatif yönde orta düzeyde bir ilişki olduğu saptanmıştır (p<0,001). Sonuç: Annelerin bebekleri yoğun bakım ünitesinde yatarken en çok çocuğunu yoğun bakımda istediğinde görememe sorunu ile karşılaştığı belirlenmiştir. Anneler kendilerini ruhsal olarak yüksek oranda üzgün hissetmektedirler. Annelerin BTÖ ile PİOÖ puan ortalamaları arasında negatif yönde orta düzeyde bir ilişki olduğu, annelerin belirsizliğe tahammülsüzlük düzeyleri yükseldikçe psikolojik iyi oluş düzeylerinin azaldığı tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Anne, Bebek, Belirsizliğe tahammülsüzlük, Psikolojik iyi oluş. Yenidoğan, Yoğun bakım.

AnnelerBebek-yenidoğmuşBebekler+7
Özge Yılmaz
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Bilinçli farkındalık yönelimli psikoeğitim programının öğrenci hemşirelerin bilinçli farkındalık, öfke ve kişilerarası ilişki tarzlarına etkisi

Amaç: Bu araştırma hemşirelik öğrencilerine uygulanan bilinçli farkındalık yönelimli psikoeğitimin öğrencilerin bilinçli farkındalık düzeylerine, öfke düzeylerine, öfke ifade tarzlarına ve kişilerarası ilişki tarzlarına etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırmada ön test, son test, bir aylık ve üç aylık izlem randomize kontrollü deneysel yöntem kullanılmıştır. Araştırma Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi'nde 2022-2023 akademik yılında öğrenim görmekte olan birinci sınıf hemşirelik öğrencileri ile yürütülmüştür. Araştırma örneklemine randomizasyon yöntemi ile belirlenen 84 (Deney: 42 ve Kontrol: 42) öğrenci alınmıştır. Veriler, Kişisel Bilgi Formu, Bilinçli Farkındalık Ölçeği, Sürekli Öfke-Öfke İfade Tarzı Ölçeği ve Kişilerarası Tarz Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiklerin yanı sıra Ki-Kare Testi, Yates Ki-kare, Fisher's Exact testi, bağımsız örneklem t testi, Mann Whitney U testi ile tekrarlı ölçümlerde iki yönlü varyans analizi ile Friedman testi kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmada deney grubu hemşirelik öğrencilerinin son test ve birinci ay bilinçli farkındalık puan ortalamalarının, kontrol grubu öğrencilerine göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek olduğu bulunmuştur (p<0.05). Deney grubu öğrencilerinin psikoeğitim öncesine oranla psikoeğitim sonrasında bilinçli farkındalık ve öfke kontrol puan ortalamalarının attığı; sürekli öfke, kaçıngan tarz, öfkeli tarz ve manipülatif tarz puan ortalamalarının azalmış olduğu bulunmuştur (p<0.05). Sonuç: Bu çalışmada hemşirelik öğrencilerine uygulanan bilinçli farkındalık yönelimli psikoeğitimin, öğrencilerin bilinçli farkındalık ve öfke kontrol düzeylerini arttırdığı, sürekli öfke düzeylerini ve olumsuz kişilerarası ilişki tarzlarını azalttığı sonuçlarına ulaşılmıştır. Hemşirelik öğrencilerine bilinçli farkındalık uygulamalarının yer aldığı eğitim programlarının planlanması önerilmiştir. Anahtar Kelimeler: Bilinçli farkındalık, Hemşirelik öğrencileri, Kişilerarası ilişki tarzı, Öfke, Öfke ifade tarzı

Eda Mert
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Lise öğrencilerine verilen ruhsal hastalıklara yönelik eğitimin inanca ve sosyal mesafeye etkisi

Çalışma ergenlere verilen ruhsal hastalıklara yönelik eğitimin, ergenlerin ruhsal hastalıklara yönelik inancına ve sosyal mesafelerine etkisini araştırmak amacı ile yarı deneysel ön test-son test kontrol gruplu desen etkisinde planlanmıştır. Araştırma Afyon Dazkırı İlçe Merkezi'nde bulunan İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı dört lisede yapılmıştır. Araştırmanın uygulama kısmı 2014-2015 öğretim yılında bahar yarıyılında bu liselerde öğrenim gören araştırmaya katılmayı kabul eden öğrencilerle yürütülmüştür. Çalışmaya alınacak öğrencileri belirlemek amacıyla; Dazkırı ilçesinde öğrenim gören 727 lise öğrencisine Ruhsal Hastalıklara Yönelik İnanç ölçeği ve Sosyal Mesafe ölçeği uygulanmıştır. Ölçeklerden yüksek puan alan 154 öğrenci ile çalışmaya devam edilmiştir. Bu öğrencilerin belirlenmesinde ruhsal hastalıklara yönelik inanç ölçeği puanının yüksekliğine dikkat edilmiştir. Bu öğrenciler basit rastgele tesadüfi örneklem yöntemine göre 78 girişim ve 76 kontrol grubu olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. Girişim grubuna ruhsal hastalıklara yönelik verilen eğitime olumlu katkı sağladığı bilinen "Akıl Oyunları" ve "Biz, siz, onlar" filmleri seyrettirilerek ve haftada iki toplamda on saatten oluşan ders anlatımlı ve tartışmalı olarak planlanan ruhsal hastalıklara yönelik bir damgalama eğitimi verilmiştir. Eğitim sonrası girişim ve kontrol grubu karşılaştırılarak eğitimin etkinliği değerlendirilmiş ve önerilerde bulunulmuştur. Etik olarak girişim ve kontrol grubuna eğitimin bitiminden bir ay sonra anketler tekrar uygulanmış ve ardından girişim grubuna verilen eğitimin aynısı kontrol grubuna ve eğitime katılmak isteyen öğrencilere de bir oturum şeklinde verilmiştir. Araştırma bulguları incelendiğinde, damgalama eğitiminin öğrencilerin ruhsal hastalığa yönelik inanç ve sosyal mesafe algılarını olumlu yönde değiştirdiği tespit edilmiştir (p<0,05). Damgalama eğitimi verilen öğrencilerin ruhsal hastalığa yönelik inanç ve sosyal mesafe algıları damgalama eğitimi verilmeyen öğrencilere göre daha olumlu yönde değişmiştir. Ergenlere verilen eğitimler ruhsal hastalığa karşı olan tutumda pozitif yönde etkili olmuştur(p<0,05). Anahtar Kelimeler: Eğitim, Ergen, İnanç, Ruhsal Hastalık, Sosyal Mesafe

ErgenlerLise öğrencileriPsiko-eğitim programı+3
Hatice Çalık Koyak
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Master'sOpen AccessTR

COVID-19 pandemisi süresince çalışan hemşirelerde travma sonrası büyüme düzeyi ve algılanan sosyal destek arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Yaklaşık iki buçuk yıldır gündemimizde olan COVID-19 pandemisi, pandemiyle birebir mücadele eden hemşireleri psikolojik ve fizyolojik olarak etkilemektedir. Travma olarak nitelendirilebilecek bu sürecin sonucunda, hemşirelerde travma sonrası büyüme gelişmiş olabilir. Literatürde sosyal desteğin travma sonrası büyüme ile ilişkili olduğunu belirten çalışmalar bulunmaktadır. Bu araştırma COVID-19 sürecinde çalışan hemşirelerin travma sonrası büyüme düzeyleri, çok boyutlu algılanan sosyal destek düzeyleri ve aralarındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı tipte ve kesitsel olarak yapılmıştır. Gerekli etik kurul ve kurum izinleri alındıktan sonra araştırma kapsamında COVID-19 hastasına bakım vermiş/veren 62 hemşireye ulaşılmıştır. Veriler Sosyo- demografik Form, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği ve Travma Sonrası Büyüme Envanteri ile toplanmıştır. İstatistiksel analizler IBM SPSS Statistics 24 adlı paket program kullanılarak yapılmıştır. Elde edilen bulgular %95 güven aralığında ve anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak değerlendirilmiştir. Hemşirelerde travma sonrası büyüme envanteri toplam ortalama puanı 60.66±28.24 olarak tespit edilmiştir. Hemşirelerde algılanan sosyal destek ölçek toplam ortalama puanı 65.44±20.14 olarak bulunmuştur. Travma sonrası büyüme ve sosyal destek arasında pozitif yönde, istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p<0.05). Sosyal destek düzeyi arttıkça travma sonrası büyüme düzeyi artmaktadır. Fakat bu bulgular; örneklem sayısının az olması nedeniyle topluma genellenemez niteliktedir. Bu sebeple daha geniş bir örneklemde çalışma yapılmasına ihtiyaç duyulmaktadır.

Algılanan destekAlgılanan sosyal destekCOVID 19+7
Manolya Yıldız
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Toplum ruh sağlığı merkezine kayıtlanan hastaların merkeze devam etmeme ya da düzensiz devam etme nedenlerine yönelik hasta yakınları ve sağlık profesyonellerinin görüşleri

Araştırma, toplum ruh sağlığı merkezine (TRSM) kayıtlanan hastaların merkeze devam etmeme ya da düzensiz devam etme nedenlerine yönelik hasta yakınları ve sağlık profesyonellerinin görüşlerinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Bu çalışma niteliksel olgubilim (fenomenolojik) çalışmasıdır. Çalışma grubunu, Denizli Devlet Hastanesi Toplum Ruh Sağlığı Merkezine devam etmeyen ya da düzensiz devam eden hastaların yakınları ve merkezde çalışan sağlık profesyonelleri oluşturmuştur. Çalışma grubu, maksimum çeşitlilik örneklemesine göre belirlenmiştir. Çalışmada veri toplama aracı olarak kişisel bilgi formu ile yarı yapılandırılmış görüşme yöntemi kullanılmıştır. Verilerin analizinde ve modellerin oluşturulmasında MAXQDA 2018 paket programından yararlanılmıştır. Veriler betimsel analiz ile ortak/benzer temalara göre düzenlenmiştir. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre, hasta yakınlarına göre, merkez (TRSM) ile ilgili sorunlar ve hastalık belirtilerinin etkileri en çok vurgulanan nedenler olarak sıralanmıştır. Yine sağlık profesyonellerine göre hastaların merkeze düzensiz gelme ve gelmeme nedenleri olarak merkez-sağlık profesyoneline bağlı sorunlar ve hastalığın düzeyi/şiddeti ve tedaviye uyum olarak belirtilmiştir. Hastaların demografik özelliklerine bakıldığında, hasta bakımından sorumlu olan kişilerin çoğunlukla eş olduğu ve ayrıca psikiyatri kliniğine hiç yatmayanların daha fazla sayıda olduğu ortaya çıkmıştır. Ayrıca, merkezdeki programların niteliği ve merkezdeki faaliyetlerin halka tanıtımına ilişkin sorunların, merkeze düzensiz gelme ve gelmemeye yol açabileceği ortaya çıkmıştır. TRSM'de farklı tanılı ve belirtili hastaların olması, hasta bireyin umutsuzluk, karamsarlık gibi duygular yaşamasına ve beraberinde merkeze gelmek istememesine yol açabildiği ortaya çıkmıştır. Ayrıca bilgi eksikliği, damgalama, hastalık belirtileri ve aile desteğinin yetersizliği merkeze devam etmeme nedenleri olarak tanımlanmıştır. Bunların yanı sıra, sağlık profesyonelleri ev ziyaretleri sırasında güvenlik önlemlerinin yetersiz olduğunu ve TRSM ile ilgili eğitim gereksinimlerine ihtiyaç hissettiklerini ifade etmişlerdir. Araştırma sonuçları ve literatür temelinde, TRSM'ye kayıtlanan hasta sayısını ve devamlılığı artırmak için merkezdeki etkinliklerin niteliğinin geliştirilmesine, hizmet kalitesini artırmaya yönelik sağlık çalışanlarını da kapsayan eğitim programların yapılmasına ve hasta yakınları ile iş birliğinin artırılmasına yönelik önerilerde bulunulmuştur.

Hasta takibiHasta yakınlarıHemşireler+4
Nur Ceren Güvenç
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2020
00