Başkent University
Discipline

Cerrahi Hastalıklar Hemşireliği Anabilim Dalı

Başkent University

233

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Yoğun bakım ünitelerinde endotrakeal tüpe bağlı basınç yaralanması görülme oranlarının ve ilişkili faktörlerin belirlenmesi

Bu araştırma yoğun bakım ünitelerinde endotrakeal tüpe bağlı basınç yaralanması görülme oranının ve ilişkili faktörlerin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı tipte gerçekleştirilmiştir. Araştırma, Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesi Anestezi, Dahili ve Cerrahi Yoğun Bakım Üniteleri'nde Mart 2021-Haziran 2022 tarihleri arasında yürütülmüştür. Çalışmanın örneklemini, yoğun bakım ünitelerinde endotrakeal entübasyon uygulanan 146 hasta oluşturmuştur. Araştırma verilerinin toplanmasında, "Hasta Tanıtıcı Bilgi Formu", "Braden Risk Değerlendirme Ölçeği", "Nutrisyonel Değerlendirme Testi" ve "Endotrakeal Tüpe Bağlı Basınç Yaralanması Değerlendirme Formu" kullanılmıştır. Hastalar endotrakeal tüp ilişkili basınç yaralanması gelişimi açısından 24 saatte bir değerlendirilmiştir. Her bir hasta için en az 2, en fazla 14 gözlem yapılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde Pearson Ki Kare Testi, Mann Whitney U Testi, Student T Testi ve Binary Logistic Regresyon Analizi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda hastaların %80,14'ünde endotrakeal tüp ilişkili basınç yaralanması geliştiği belirlenmiştir. Endotrakeal tüp ilişkili basınç yaralanmasının %56,41 oranla 3-4. günlerde geliştiği ve basınç yaralanması gelişme süresinin ortalama 4,42±1,72 gün olduğu saptanmıştır. Araştırma sonuçları, beden kitle indeksinin endotrakeal tüp ilişkili basınç yaralanması gelişimi ile ilişkili olduğunu göstermiştir. Araştırma sonuçları doğrultusunda, endotrakeal entübasyon yapılan hastaların endotrakeal tüp ilişkili basınç yaralanması gelişimi açısından değerlendirilmesi ve basınç yaralanmalarını önlemeye yönelik stratejilerin uygulanması önerilmektedir.

EntübasyonEntübasyon-intratrakealHemşireler+3
Cansu Cambaz
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Günübirlik cerrahi geçiren çocuk hastalarda ebeveynler için postoperatif ağrı değerlendirme ölçeği kısa formunun Türkçeye uyarlama, geçerlilik ve güvenilirlik çalışması

Bu araştırma "Ebeveynler İçin Postoperatif Ağrı Değerlendirme Ölçeği Kısa Formu"nun günübirlik cerrahi geçiren çocuk hastalarda Türkçeye uyarlama, geçerlilik ve güvenilirlik çalışmasının yapılması amacıyla metodolojik araştırma olarak gerçekleştirilmiştir. Araştırma, Ankara Bilkent Şehir Hastanesi Çocuk Hastanesi Kulesi Çocuk Cerrahi Servisi'nde Aralık 2020-Aralık 2021 tarihleri arasında yürütülmüştür. Çalışma örneklemini günübirlik cerrahi geçiren çocuk hastaların 150 ebeveyni oluşturmuştur. Araştırma verilerinin toplanmasında "Çocuk Hasta Tanıtıcı Bilgi Formu", "Ebeveyn Tanıtıcı Bilgi Formu", "Ebeveynler İçin Postoperatif Ağrı Değerlendirme Ölçeği Kısa Formu" ve "Ağrı Yüz Ölçeği Dikey Formu" kullanılmıştır. Ölçeğin geçerliliğinin test edilmesinde dil, kapsam, yapı ve ölçüt geçerliliği yöntemleri kullanılmıştır. Ölçeğin güvenilirliği ise iç tutarlılık analizi ve testin iki yarıya bölünmesi yöntemi ile değerlendirilmiştir. Kapsam geçerliliğine yönelik tüm maddeler için kapsam geçerlilik indeksi hesaplanmış ve değerlerin kabul edilebilir aralıkta olduğu görülmüştür. Yapı geçerliliği için açıklayıcı faktör analizi ve doğrulayıcı faktör analizi yapılmıştır. Açıklayıcı faktör analizi sonucunda madde 5'in çıkarım değeri 0,30'dan düşük olduğu için ölçekten çıkarılmış ve 9 maddeden oluşan iki faktörlü yapıda bir ölçek elde edilmiştir. Doğrulayıcı faktör analiziyle hesaplanan uyum değerleri kabul edilebilir sınırlar içerisinde bulunmuştur. Ölçüt geçerliliği için "Ağrı Yüz Ölçeği Dikey Formu" kullanılmış ve her iki ölçeğin ölçüm sonuçları ilişkili bulunmuştur. İç tutarlılık analizi sonucuna göre ölçeğin Cronbach alfa değeri 0,759 bulunmuştur. Sonuç olarak "Ebeveynler İçin Postoperatif Ağrı Değerlendirme Ölçeği Kısa Formu"nun 9 maddeden ve iki alt boyuttan oluşan Türkçe formu geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı olarak kabul edilmiştir.

Ana-babaAyaktan cerrahi işlemlerAğrı+6
Bilge Uğraş
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Hastaların yanık sonrası kaşıntı deneyiminin yaşam kalitesine etkisinin değerlendirilmesi

Bu çalışma, yanık sonrası iyileşme döneminde ortaya çıkan kaşıntıya yönelik geliştirilen ölçeğin geçerlik ve güvenirliğini yapmak, kaşıntı yaşayan hastaların yaşadıkları deneyimleri belirlemek ve kaşıntının hastanın yaşam kalitesine etkisini değerlendirmek amacı ile yapılmıştır. Araştırma iki aşamada yürütülmüştür. Araştırmanın birinci aşaması, kaşıntının şiddetini ve hasta üzerindeki etkilerini değerlendirmek için geliştirilmiş olan "12-Maddeli Kaşıntı Şiddeti Ölçeği"nin Türkçe geçerlik ve güvenirliğini test etmek amacı ile metodolojik yöntemle yürütülmüştür. Araştırmanın ikinci aşamasında, kaşıntının yaşam kalitesine etkisi ve hastaların kaşıntıya yönelik deneyimleri karma araştırma yöntemi kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemini 01/09/2018-01/01/2021 tarihleri arasında Kartal Dr. Lütfi Kırdar Şehir Hastanesine yanık nedeniyle başvuran ve yanık sonrası kaşıntı deneyimleyen hastalar dahil olmuştur. Araştırmanın birinci aşamasına 120 hasta, ikinci aşamasına da 120 hasta alınmıştır. İkinci aşamaya alınan 120 hastadan 11'i ile derinlemesine bireysel görüşme yapılmıştır. Çalışmada veriler Hasta Tanıtım Formu, Kaşıntıya İlişkin Bilgi Toplama Formu, Görsel Analog Skalası, 12-Maddeli Kaşıntı Şiddeti Ölçeği, Yanığa Spesifik Sağlık Ölçeği ve Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu ile toplanmıştır. "12-Maddeli Kaşıntı Şiddeti Ölçeği"nin, iç tutarlılık güvenirlik katsayısı 0.79 olarak saptanmış, yanık sonrası dönemde ortaya çıkan kaşıntıyı değerlendirmede "güvenilir" bir ölçüm aracı olduğu belirlenmiştir. Çalışma kapsamına alınan bireylerin hafif dereceden şiddetli dereceye kadar kaşıntı yaşadıkları (3.00-19.00), kaşıntı ortalamalarının orta şiddette ( 8,91± 3,90 ) kaşıntıyı işaret ettiği, yaşam kalitesi puan ortalamasının ise 0,71±0,16 olduğu belirlenmiştir. Çalışmada hastanede yatış süresi, yanık derinliği, yanık genişliği, yanan vücut bölgesi, greft varlığının hastaların yaşamış oldukları kaşıntı şiddeti üzerinde etkili olduğu ve kaşıntı şiddeti açısından gruplar arasındaki farkın anlamlı olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Derinlemesine görüşmeler ile yanık hastalarının kaşıntı ile baş etmede zorlandıkları, kaşıntının hastanın günlük yaşam ve aile yaşantısı üzerine etkisi olduğu, fiziksel ve ruhsal etkilerinin olduğu ve hastanın kaşıntının tedavisine ilişkin deneyimlerinin olduğu saptanmıştır. Sonuç olarak, bu çalışmadan elde edilen bulgular, kaşıntının şiddeti, dağılımı ve sürekliliği arttıkça hastalar tarafından dayanılmaz bir semptom olarak algılandığını, kaşıntının yanık hastalarının yaşam kalitesini azaltan önemli bir faktör olduğunu göstermiştir. Sağlık çalışanlarının yanık sonrası kaşıntının önemi ve olumsuz etkileri konusunda eğitilmesi, yatan hastaların değerlendirilmesinde, kaşıntıya ilişkin değerlendirme ölçekleri kullanılması ve yanık sonrası kaşıntı tedavisinde, kaşıntı iyileştirmesine yönelik protokoller oluşturulması önerilmektedir.

KaşıntıYanıklarYara iyileşmesi+2
Handan Aktaş
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Total diz protezi ameliyatı sonrası hastaların konfor düzeylerinin öz bakım gücüne etkisi

Bu çalışma total diz protezi ameliyatı sonrası hastaların konfor düzeylerinin öz bakım gücüne etkisini incelemek amacıyla tanımlayıcı olarak, Gebze Devlet Hastanesinin Ortopedi Servisi'nde Mart 2023- Mart 2024 tarihleri arasında total diz protezi uygulanan, çalışmaya katılmayı kabul eden ve çalışma kriterlerine uyan 109 hasta ile gerçekleştirildi. Total diz protezi uygulanan, araştırmaya dahil edilme kriterlerine uygun olan hastalara bilgilendirme yapılarak Gönüllü Bilgilendirilmiş Onam Formu imzalatıldıktan sonra ameliyat sonrası dönemde Tanıtıcı ve Klinik Özellikler Formu, Genel Konfor Ölçeği (GKÖ), Öz bakım Gücü Ölçeği (ÖBGÖ) kullanılarak veriler elde edildi. Çalışmada elde edilen bulgular değerlendirilirken, istatistiksel analizler için SPSS (Statistical Package for the Social Sciences) sürüm 26 programı (IBM Corp., Armonk, NY, USA) kullanıldı. Hastaların GKÖ toplam puan ortalamasının 123,34±15,31, ÖBGÖ toplam puan ortalamasının 75,81±14,11 olduğu; hastaların konfor düzeyi arttıkça öz-bakım gücünün de arttığı belirlendi. Postoperatif ağrı düzeyinin hastaların genel konforunu olumsuz, idrar çıkış sayısı ve öz bakım gücünün konfor düzeyini olumlu etkilediği görülürken; postoperatif ağrı düzeyinin hastaların öz bakım gücünü olumsuz; eğitim düzeyi ve genel konforun ise olumlu yönde etkilediği bulundu.

Bilge Avci
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Abdominal cerrahi girişim geçirecek hastaların sağlık okuryazarlığı düzeylerinin sağlık algısı ve kaygı üzerine etkisi

Araştırma abdominal cerrahi girişim geçirecek hastaların sağlık okuryazarlığı düzeylerinin sağlık algısı ve ameliyata özgü kaygı üzerine etkisini belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak gerçekleştirildi. Araştırmanın evrenini İstanbul ilinde bir şehir hastanesinin genel cerrahi servisinde 27 Kasım 2023-22 Şubat 2024 tarihleri arasında abdominal cerrahi girişim geçirecek hastalar oluşturdu. Araştırmanın örneklemi G-power (versiyon 3.1.) paket programı ile 143 olarak hesaplandı ve araştırma örnekleme dahil edilme kriterlerine uyan 145 hasta ile tamamlandı. Veriler, araştırma için etik kurul, kurum izni ve hastalardan sözlü ve yazılı izin alındıktan sonra "Veri Toplama Formu", "Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği (SOYÖ)", "Sağlık Algısı Ölçeği (SAÖ)" ve "Ameliyata Özgü Kaygı Ölçeği (AÖKÖ)'' kullanılarak ameliyattan bir gün önce yüz yüze görüşme tekniğiyle toplandı. Araştırmanın istatistiksel hesaplamaları SPSS (Statistical Package for the Social Sciences) yazılımı (versiyon 26) kullanılarak yapıldı. Araştırma verileri incelendiğinde; hastaların yaş ortalamasının 51,48±12,97 yıl, %61,4'ünün kadın, %86,2'sinin çocuk sahibi, %60,7'sinin eğitim düzeyinin ilköğretim ve altında olduğu, %53,1'inin sağlığını iyi olarak değerlendirdiği belirlendi. Erkek cinsiyetin, artan eğitim düzeyinin ve sağlığını iyi olarak değerlendirmenin hastaların sağlık okuryazarlığı düzeyini artıran bağımsız değişkenler olduğu saptandı. Hastaların SOYÖ toplam puan ortalaması 102,48±15,21, SAÖ toplam puan ortalaması 50,08±7,40 ve AÖKÖ toplam puan ortalaması 25,77±7,48 olarak hesaplandı. Hastaların sağlık okuryazarlığı düzeyi ile sağlık algısı düzeyi arasında istatistiksel olarak anlamlı ve pozitif yönlü bir ilişki olduğu saptandı. Hastaların ameliyata özgü kaygı düzeyi ile sağlık okuryazarlığı düzeyi ve sağlık algısı arasında istatistiksel olarak anlamlı ve negatif yönlü bir ilişki olduğu saptandı. Araştırma sonucunda sağlık okuryazarlığı düzeyi artarken sağlık algısının da arttığı, ameliyata özgü kaygı düzeyinin ise azaldığı belirlendi. Buna göre sağlık algısını artırmak ve ameliyata özgü kaygı düzeyini azaltmak için sağlık okuryazarlığının geliştirilmesi gereklidir. Bu konuda hemşirelerin danışman ve eğitici rolüne özgü hemşirelik girişimlerinin planlanması ve uygulanması, ayrıca araştırmanın sonuçlarının genellenebilmesi için örneklem sayısının artırılarak konu ile ilgili daha fazla araştırma yapılması önerilebilir.

AbdomenCerrahiKaygı
Busenur Aldemir
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Ortopedik cerrahi girişim geçiren hastaların algıladıkları sosyal desteğin ameliyat sonrası ağrı ve günlük yaşam aktivitelerine etkisi

Çalışma ortopedik cerrahi girişim geçiren hastaların algıladıkları sosyal desteğin ameliyat sonrası ağrı ve günlük yaşam aktivitelerine etkisini incelemek amacıyla tanımlayıcı ve ilişki arayıcı olarak yapıldı. Çalışmanın örneklemini 2022 yılı Şubat- Temmuz aylarında "Keşan Devlet Hastanesi Ortopedi Cerrahi Kliniği" nde yatan ve ortopedik cerrahi girişim geçiren 200 hasta oluşturdu. Verilerin toplanmasında literatüre dayalı olarak hazırlanan "Hasta Tanıtıcı Bilgi Formu", "Görsel Kıyaslama Ölçeği (GKÖ)" "Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (ÇBASDÖ)" ve Katz Günlük Yaşam Aktiviteleri Ölçeği (GYAÖ) kullanıldı. Çalışma öncesinde etik kurul ve kurum izni alındı. Çalışmanın istatiksel analizinde SPSS (Statistical Package for the Social Sciences) sürüm 26 (IBM Corp., Armonk, NY, USA) programı kullanıldı. Çalışmada elde edilen sonuçlar değerlendirildiğinde, hastaların sosyal destek ölçeğinden aldıkları puan ortalamasının 59,89±22,66 (aralık:12-84) puan ve orta düzeyde olduğu, ameliyat sonrası 0. günden 5.güne kadar ağrı skor ortalaması sırasıyla 6.10±1.81, 5.96±1,94, 5.06±1.98, 4.26±1.83, 3.59±1.71 ve 3.15±1.49 olarak ölçüldüğü ve orta düzeyde olduğu (p<0.05), hastaların GYAÖ toplam puan ortalaması, 14,69±2,15 (aralık:7-18) olarak hesaplanıp buna göre günlük yaşam aktivitelerinde bağımsız oldukları, algılanan sosyal destek puanı arttıkça ağrı skorunun azaldığı (p<0,001), algılanan sosyal destek ile günlük yaşam aktiviteleri arasında pozitif yönlü kuvvetli ilişki (p<0,001), algılanan sosyal destek ile ağrı skoru arasında negatif yönlü kuvvetli ilişki (p<0,001), ağrı skoru ile günlük yaşam aktiviteleri arasında negatif yönlü kuvvetli ilişki bulunmuştur (p<0,001). Sonuç olarak algılanan sosyal destek düzeyi arttıkça, ameliyat sonrası ağrı azalmakta ve günlük yaşam aktivitelerinde bağımsız olma durumları artmaktadır.

Meral Çayırtepe
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Kalp cerrahisi sonrası hastalara verilen taburculuk eğitiminin iyileşme ve yaşam kalitesi üzerine etkisi

Hızlı gelişen günümüzün dünyasında sedanter yaşam, hava kirliliği, hazır yiyecek/içecek, ulaşım araçlarının çokluğu, tütün ve alkol kullanımı ve bunlara bağlı eşlik eden hastalıkların artmasıyla birlikte kalp ve damar hastalıklarının birincil mortalite nedeni olarak gösterilmesine neden olmuştur. Birincil yaklaşımlardan olan açık kalp ameliyatı, tıbbi tedaviye oranla semptomsuz, kaliteli ve daha uzun bir yaşam beklentisi sağlaması nedeniyle tercih edilmektedir. Araştırma, kalp cerrahisi sonrası verilen taburculuk eğitiminin iyileşme ve yaşam kalitesi üzerine etkisini belirlemek amacıyla randomize kontrollü, ön test-son test kontrol gruplu deneysel tasarımda, Mart 2022- Temmuz 2023 tarihleri arasında iki Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nin Kalp ve Damar Cerrahisi ABD yatan 70 hasta ile planlandı ve gerçekleştirildi. Araştırmanın verileri 'Hasta Kişisel Bilgi Formu', 'Çok Boyutlu Yaşam Kalitesi Ölçeği', 'İyileşme Kalitesi-40 Anketi' ve 'Telefonla İzlem Formu' kullanılarak yüz yüze ve telefon aramaları aracılığı ile toplandı. İlk yüz yüze görüşmede hastalara taburculuk eğitimi anlatıldı, eğitim kitapçığı ve mobil uygulama verildi. Kontrol grubuna standart hastane eğitimi verildi. %95 güven aralığında ve anlamlılık düzeyi p<0,05 altında değerlendirilen araştırmanın sonuçlarına göre; verilen taburculuk eğitiminin hastaların iyileşme kalitesi düzeyi ve yaşam kalitesinin istatiksel olarak daha yüksek olduğu, deney grubunda görülen komplikasyonların daha az olduğu ve bilgi düzeyinin daha yüksek olduğu görüldü.

Eva Kajtı
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Total tiroidektomi uygulanan hastalarda zencefil ve nanenin ameliyat sonrası bulantı kusma üzerine etkisi

Bulantı kusma cerrahi girişim sonrası sıklıkla görülen semptomdur. Tiroidektomi sonrasında bulantı kusma hasta için oldukça rahatsız edici bir deneyimdir. Fitoterapi bulantı ve kusmayı önlemede etkili tamamlayıcı ve alternatif (TAT) uygulamalardan biridir. Bu çalışma, tiroidektomi cerrahisi uygulanan hastalarda zencefil ve nanenin ameliyat sonrası bulantı ve kusma üzerine etkilerini belirlemek amacıyla randomize kontrollü deneysel bir çalışma olarak yapıldı. Araştırma, Bezmialem Vakıf Üniversitesi Genel Cerrahi Servisinde Şubat 2021- Ağustos 2022 tarihleri arasında elektif tiroidektomi yapılan ve araştırma kriterlerine uyan 81 hasta (Zencefil grubu=27, Nane grubu=27, kontrol grubu=27) ile gerçekleştirildi. Girişim grubundaki hastalara ameliyattan sonraki dönemde 2., 6., ve 24. saatlerde hastalara uçucu yağı inhalasyon yoluyla uygulandı. Grupların 2., 6. ve 24. saatlerde ağrı, bulantı-kusma sayısı, şiddeti ve antiemetik kullanımları "Vizüel Analog Skalası ve 24. saatin sonunda "Rhodes Bulantı-Kusma İndeksi" puanı ile değerlendirildi. Girişim grubunun ameliyat sonrası 6. saatte bulantı ve kusma sayısının ve şiddetinin kontrol grubuna göre anlamlı derecede düşük olduğu belirlendi (p<0,05). Girişim grubunun ameliyat sonrası 2., 6. ve 24. saatlerde bulantı sayısı ve şiddetinin, ameliyat sonrası 2. ve 6. saatlerde kusma sayısı ile şiddetinin kontrol grubuna göre daha düşük olduğu bulundu. Her üç grupta da bulantı ve kusma sayısı ile şiddetinin ameliyat sonrası 6. saatte en yüksek olduğu görüldü. Sonuç olarak, zencefil ve nane uygulamasının tiroidektomi sonrası 6. saatte gelişen bulantı ve kusmanın önlenmesinde (sayısı ve şiddeti) etkili ve güvenli olduğu ve antiemetik kullanımını azalttığı bulundu. Bu sonuçlar doğrultusunda ameliyat sonrası dönemde hastalarda bulantı ve kusmanın önlenmesinde zencefil ve nane kullanılması önerilebilirç

Sona Pashaeı
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Cerrahi kliniklerde çalışan hemşirelerin bakım odaklı hemşire-hasta etkileşimine yönelik tutum ve davranışları

Cerrahi hemşireliği ameliyat öncesi, sırası ve sonrası dönemde hastanın hemşirelik bakımını planlayan, uygulayan ve değerlendiren sağlık profesyonelidir. Cerrahi hemşireleri cerrahi sürecin tüm aşamasında hastayla etkileşim halindedir. Hemşirelerin davranış ve tutumlarının, hemşire –hasta etkileşimi üzerinde güçlü etkileri olduğu belirtilmektedir. Literatürde, sağlıklı /hasta birey ile kurulan kişilerarası ilişkinin hastalar üzerinde iyileşmeye yönelik motivasyonu, hastalık ve tedaviye uyumu, hasta memnuniyetini arttırdığı bildirilmektedir. Bu araştırmanın amacı, cerrahi kliniklerde çalışan hemşirelerin bakım odaklı hemşire-hasta etkileşimine yönelik tutum ve davranışlarını incelemektir. Araştırmanın örneklemini, bir üniversite hastanesinin cerrahi kliniklerinde çalışan 176 hemşire oluşturdu. Araştırmanın verileri hemşire bilgi formu ve Bakım Odaklı Hemşire-Hasta Etkileşimi Ölçeği aracılığı ile toplandı. Veriler SPSS 26.0 istatistik programı ile değerlendirildi. Sonuçlar; %95 güven aralığında anlamlılık ise p<0,05 altında değerlendirildi. Hemşirelerin bakım odaklı hemşire hasta etkileşimlerinin önemliliği puanın 337,41±13,32; yeterliliği puanın 313,01±19,38 ve uygulanabilirliği puanın 311,93±22,83 olduğu belirlendi. Hemşirelerin bakım odaklı hemşire hasta etkileşimlerinin önemliliğine yönelik tutumlarının ve davranışlarının yeterliliğine ve uygulanabilirliğine yönelik tutum ve davranışlarından daha olumlu olduğu görüldü. Bakım odaklı hemşire-hasta etkileşimi önemlilik düzeyine etki eden bağımsız faktörlerin kadın cinsiyet [β=0,40; t=2,24; p=0,026], artan eğitim düzeyi [β=0,40; t=7,11; p<0,001], mesleği sevdiği için seçme durumu [β=1,05; t=4.84; p<0,001] ve kişilerarası ilişkilerde sorun yaşamama durumu olduğu; bakım odaklı hemşire-hasta etkileşimi yeterlilik düzeyine etki eden bağımsız faktörlerin eğitim düzeyi [β=0,21; t=1,31; p<0,001] ve mesleği sevdiği için seçme durumu [β=0,89; t=3,18; p=0,002] olduğu; bakım odaklı hemşirehasta etkileşimi uygulanabilirlik düzeyine etki eden bağımsız faktörün mesleği sevdiği için seçme durumu [β=0,78; t=2,61; p=0,010] olduğu belirlendi. Anahtar kelimeler: cerrahi hemşireliği, hemşirelik bakımı, hemşire – hasta etkileşimi, tutum

Masoumeh Asadzadeh
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Cerrahi birimlerde çalışan hemşirelerin iş yükü ve tükenmişlik algısının yaşam doyumuna etkisi

Araştırma, cerrahi birimlerde çalışan hemşirelerin iş yükü ve tükenmişlik algısının yaşam doyumuna etkisini belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapıldı. Araştırma evrenini bir eğitim ve araştırma hastanesi cerrahi biriminde Mart 2024 – Mayıs 2024 tarihleri arasında çalışan hemşireler, örneklemini ise G-power (versiyon 3.1) ile hesaplama sonrası kriterleri karşılayan 188 hemşire oluşturdu. Araştırma öncesinde araştırmanın yapıldığı kurum ve İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Sosyal ve Beşeri Bilimler Etik Kurulu'ndan, ayrıca ölçekleri Türkçe'ye uyarlayan yazarlardan gerekli izinler alındı. Veriler, "Kişisel Bilgi Formu", "İş Yükü Ölçeği", "Maslach Tükenmişlik Ölçeği" ve "Yaşam Doyum Ölçeği" kullanılarak ve yüz yüze görüşme yöntemi ile toplandı. Araştırmada elde edilen bulgular %95 güven aralığında anlamlılık ise p<0,05 altında değerlendirildi. İstatistiksel hesaplamalar SPSS (Statistical Package for the Social Sciences) sürüm 26 programı ve Amos 24 programları (IBM Corp., Armonk, NY, USA) ile yapıldı. Cerrahi hemşirelerin yaş ortalamasının 32,56±7,51 yıl, %90'ının kadın, %56'sının eş ve/veya eş ve çocuklarıyla yaşadığı, %90'ının çekirdek aile yapısına sahip olduğu, %93'ünün lisans ve üzeri bir eğitim aldığı, %66'sının gelirini orta olarak ifade ettiği belirlendi. Ayrıca %75'inin haftalık 45 saat ve üzerinde çalıştığı, %69'unun 5 yıldan fazla bir mesleki deneyiminin olduğu, %56'sının günlük 10'dan fazla hastaya bakım verdiği, %88'inin vardiya sistemiyle çalıştığı, %21'inin kronik bir hastalık tanısı olduğu, %3'ünün ruhsal bir sorun yaşadığı, %23'ünün sigara, %10'unun ise alkol tüketimi olduğu ve %47'sinin herhangi bir maddi ya da manevi destek görmediği mevcut bulgulardan saptandı. Cerrahi hemşirelerin İş Yükü Ölçeği ve Yaşam Doyumu Ölçeği puan ortalamaları sırasıyla 40,78±6,51 ve 11,72±3,98; Maslach Tükenmişlik Ölçeği "duygusal tükenme", "duyarsızlaşma" ve "kişisel başarı" alt boyut puan ortalamaları ise sırasıyla 23,60±7,44; 8,18±4,62 ve 21,22±4,16 olarak bulundu. Birçok faktörün iş yükünü, tükenmişlik algısını ve yaşam doyumunu etkilediği; mesleki iş yükünün duygusal tükenmeye yol açtığı; duygusal tükenmenin yaşam doyumunu azalttığı ve duyarsızlaşmaya neden olduğu; ancak hemşirelerin yaşam doyumundaki azalmaya rağmen meslekte duyarsızlaşma üzerinde etkisi olmadığı saptandı.

Cerrahi hemşirelikTükenmişlikYaşam doyumu+1
Kamile Şeyda Küçük
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Taşınabilir duman tahliye sistemi kullanımının ameliyathane hemşirelerinde cerrahi dumana maruziyet ile ilişkili semptomlar üzerine etkisi

Giriş: Ameliyathanelerde yaygın olarak kullanılan ve birçok avantaj sağlayan elektrocerrahi ekipmanlarının kullanımı sırasında ortaya çıkan cerrahi duman, çeşitli sağlık risklerini beraberinde getirmekte ve çalışan güvenliğini tehdit etmektedir. Bu anlamda bakıldığında ameliyathane hemşirelerinin cerrahi dumanı önlemede etkinliği kanıtlanmış korunma yöntemlerini seçmesi ve uygulaması oldukça önemlidir. Amaç: Araştırma, cerrahi dumanı önlemede taşınabilir duman tahliye sistemi kullanımının ameliyathane hemşirelerinde cerrahi dumana maruziyetle ilişkili semptomlar üzerine etkisini incelemek amacıyla yapıldı. Yöntem: Yarı deneysel desenli tek gruplu ön-test son-test tipinde planlanan araştırma, özel bir hastanenin ameliyathanesinde Şubat 2024 - Nisan 2024 tarihleri arasında 24 ameliyathane hemşiresi ile gerçekleştirildi. Araştırma öncesinde gerekli etik ve kurum izinleri alındı. Araştırmanın birinci aşamasında hemşirelerin izinleri alındıktan sonra veri toplama formunu doldurmaları istendi. İkinci aşamasında; her hemşire taşınabilir duman tahliye sisteminin kullanılmadığı bir ameliyata girdi. Bu aşamada hemşirelerin taşınabilir duman tahliye sistemi kullanmadıklarında maruz kaldıkları cerrahi dumanla ilişkili semptomların şiddetini belirlemek amacıyla ön test uygulandı. Üçüncü aşamasında aynı örneklem grubu, farklı günde, taşınabilir duman tahliye sisteminin kullanıldığı bir ameliyata girdi ve maruz kaldıkları cerrahi dumanla ilişkili semptomların şiddetini belirlemek amacıyla son test uygulandı. İstatistiksel analizler için SPSS (Statistical Package for the Social Sciences) sürüm 26 programı (IBM Corp., Armonk, NY, USA) kullanıldı. Sonuçlar %95 güven aralığında; anlamlılık ise p<0,05 (çift yönlü) altında değerlendirildi. Bulgular: Araştırmaya katılan ameliyathane hemşirelerinin tamamının cerrahi dumandan etkilendiği, rahatsızlık duyduğu ve dumana maruziyetle ilişkili en az bir semptom yaşadığı saptandı. Bu semptomların baş ağrısı, baş dönmesi, bulantı, boğazda yanma, öksürük, hapşırık, görme keskinliğinin azalması, göz yanması, göz yaşarması ve nefes darlığı olduğu belirlendi. Ameliyathane hemşirelerinde algılanan cerrahi duman yoğunluğu azaldıkça cerrahi dumandan kaynaklanan rahatsızlık düzeyinin ve cerrahi dumana maruziyet ile ilişkili semptomların şiddetinin anlamlı oranda azaldığı görüldü. Sonuç: Araştırmada kullanılan taşınabilir duman tahliye sisteminin ameliyathane hemşirelerinde algılanan cerrahi duman yoğunluğunu azaltarak dumandan kaynaklanan rahatsızlığı ve dumanla ilişkili semptomların şiddetini azaltmada etkili olduğu saptandı.

Nergis Durukan
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Mastektomi öncesi farkındalık temelli stres azaltma eğitiminin ameliyat sonrası erken dönem ağrı üzerine etkisi

Bu tek kör randomize kontrollü araştırma, mastektomi öncesi verilen farkındalık temelli stres azaltma eğitiminin, ameliyat sonrası erken dönem ağrı ve hareket korkusu üzerindeki etkisini incelemek üzere planlandı ve gerçekleştirildi. Araştırmanın verileri, Ocak 2022- Ocak 2023 tarihleri arasında, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı'nda gerçekleştirildi. Çalışmaya toplam 40 kadın hasta birey (Deney grubu n = 20, Kontrol grubu n= 20) katıldı. Deney grubuna ameliyat öncesi sekiz oturumluk farkındalık temelli stres azaltma eğitimi verildi. Veriler, Bilinçli Farkındalık Ölçeği, Sayısal Ağrı Ölçeği, Tampa Kinezyofobi Ölçeği ve veri toplama formu kullanılarak toplandı. Veriler SPSS 22.0 (Statistical Package for Social Sciences IBM SPSS- Statistical Package for the Social Sciences For Windows, Version 22.00; Armork, 2013) paket programı ile değerlendirildi. Nicel verilerin normal dağılıma uygunluğu Shapiro Wilk testi ve değişim katsayısına göre kontrol edildi, Sosyodemografik veriler ve Sayısal Ağrı Şiddeti Ölçeği puan dağılımının normal dağılıma uyması halinde deney ve kontrol grupları arasındaki fark Student t Testi ile, uymaması halinde Mann Whitney U Testi ile sınandı. Nitel verilerin dağılımında deney ve kontrol grupları arasındaki fark Ki-Kare veya Fisher Exact Chi- Square Testi ile analiz edildi. Sayısal Ağrı Şiddeti Ölçeği puanının ve TKÖ puanının zamana göre dağılımının gruplar arası farkı, tekrarlı ölçümlerde Varyans Analizi kullanılarak analiz edildi. Deney grubunun %45'i, kontrol grubunun %15'i çalışmakta (p<0,05) olup, deney grubunun Bilinçli Farkındalık Ölçeği son test puanları kontrol grubundan anlamlı derecede yüksektir (p<0,05). Ameliyat sonrası mobilizasyona kadar geçen süre deney grubunda daha uzun olup (p<0,05), ameliyat sonrası 6. ve 12. saatlerdeki ağrının hafif-orta düzeye kadar düştüğü, deney grubu ağrı puanlarının kontrol grubuna kıyasla anlamlı düşük olduğu (p<0.05), grupların Tampa Kinezyofobi Ölçeği ile elde edilen gruplar arası son test (42,75±9,24, 43,85±9,72) farklarının istatistiksel olarak anlamlı olmadığı (t=-0.37, p>0,05), mobilizasyona kadar geçen sürenin deney grubunda istatistiksel anlamlı yüksek olup, eğitimin hareket korkusu üzerinde etkili olmadığı bulundu. Sonuçlar, farkındalık temelli stres azaltma eğitiminin, mastektomi sonrası 6. ve 12. saatlerdeki ağrısı düzeylerini istatistiksel olarak anlamlı derecede ve klinik olarak azalttığını gösterdi. Farkındalık temelli stres azaltma eğitiminin, mastektomi ameliyatı geçiren kadınların ağrısının azaltılması açısından etkili bir hemşirelik girişimi olduğu, farkındalık temelli stres azaltma eğitiminin mastektomi sonrası dördüncü gün, drenler çekildikten hemen sonra gelişen hareket korkusunu azaltmadaki etkinliğini ölçen ve uzun vadeli sonuçlarına ilişkin araştırmalar yapılması, cerrahi hemşirelerinin hastaların ameliyat öncesi ve sonrası süreçte farkındalık temelli stres azaltma teknikleri hakkında bilgilendirilmeleri, farkındalık temelli stres azaltma yönteminin cerrahi birim ve kurum politikalarına entegrasyonunun sağlanması önerilmektedir.

Rabia Buse Ayyıldız
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Koroner bypass cerrahisi sonrası pranayama ve büzük dudak solunum egzersizinin ağrı ve solunum üzerine etkisi

Albayram, T. (2024). Koroner Bypass Cerrahisi Sonrası Pranayama ve Büzük Dudak Solunum Egzersizinin Ağrı ve Solunum Üzerine Etkisi. İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Lisansüstü Eğitim Enstitüsü. Cerrahi Hastalıkları Hemşireliği ABD. Doktora Tezi. İstanbul. Amaç: Koroner arter bypass cerrahisi sonrası pranayama ve büzük dudak solunum egzersizinin ağrı ve solunum üzerine etkisini incelemektir. Yöntem: Randomize kontrollü, tek kör olarak tasarlanan araştırma, Mayıs 2022- Mart 2023 arasında Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma Uygulama ve Uygulama Hastanesi'nde gerçekleştirildi. Güç analizi yapılarak belirlenen örneklem ile KABG cerrahisi geçirecek olan, araştırma hakkında bilgilendirilmiş 66 hasta, randomize olarak pranayama (N=22), büzük dudak solunumu (N=22) ve kontrol (N=22) olmak üzere üç eşit gruba ayrıldı. Kontrol grubu hastalara herhangi bir uygulama yapılmazken, girişim gruplarındaki hastalara ameliyattan bir gün önce eğitim amaçlı ve SFT değerleri kontrolü açısından ve ameliyat sonrası yedi gün süre ile günde 15 dk. Nadi Shodhana ve büzük dudak solunumu egzersizi yaptırıldı. Solunum egzersizinin etkinliğini belirleyebilmek için hastanın FVC, FEV1, FEV1/FVC düzeyleri spirometre cihazı ile ölçüldü. Hastaların ağrı düzeyini belirleyebilmek için görsel kıyaslama ölçeği kullanıldı. Solunum parametreleri FVC, FEV1, FEV1/FVC) Hasta İzlem Formuna kaydedildi. Elde edilen veriler, SPSS Statistics 25.0 (IBM Corp., Armonk, NY, USA) programı ile sayı, yüzde, ortalama, t testi, Kruskal Wallis H testi, Mann-Whitney U testi, Wilcoxon testi, Pearson korelasyon analizi yapılarak değerlendirildi. Bulgular: Hastaların yaş ortalaması 63,67±8,97 olup, %72,7'si erkek, %80,3'ü evli, BKİ %39,4' tür. Pranayama, büzük dudak solunumu ve kontrol grubu hastalarında tanıtıcı özellikler benzer olup (p>0.05), pranayama grubunda 0. gün orta düzeydeki ağrının, 1., 2., 3., 4., 5., 6. günlerde istatistiksel olarak anlamlı düzeyde ve klinik olarak en fazla 6. günde hafif ağrı düzeyine indiği, pranayama grubu hastaların büzük dudak solunumu ve kontrol grubu hastalarına göre daha az ağrı hissettikleri, FVC, FEV1, FEV1/FVC düzeylerinde artış olduğu; pranayama grubu hastalarında en çok ameliyat sonrası 6. gün ağrı şiddetinin azaldığı, ameliyat öncesine göre ameliyat sonrası 6.gün FVC, FEV1, 4., 5., 6. gün FEV1/FVC düzeylerinde en fazla artış olduğu (p<0,01); 15 dakikalık pranayama uygulamasının, ameliyat sonrası 6. gün ölçülen FVC, FEV1, FEV1/FVC ve ağrı düzeyleri üzerinde en etkili uygulama olduğu bulundu (η2=7,63) (p<0,01). Sonuç: Koroner arter bypass greft cerrahisi sonrası pranayama uygulaması, erken ameliyat sonrası dönemde ağrının azaltılmasında ve ameliyat sonrası FVC, FEV1, FEV1/FVC düzeylerinin normal sınırlarda tutulmasında klinik olarak daha yararlıdır. Bu sonuçlar doğrultusunda erken ameliyat sonrası dönemde ağrı ve solunum yönetiminde hemşirelik bakım girişimleri kapsamında 15 dakikalık pranayama güvenle uygulanabilir.

Tuğba Albayram
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Obezite cerrahisi sonrası hastaların öğrenim gereksinimleri

Bu araştırmanın amacı, obezite cerrahisi sonrası hastaların öğrenim gereksinimlerini belirlemektir. Araştırma, kesitsel ve anket yöntemiyle gerçekleştirilmiştir. Çalışma Denizli ve İstanbul ilinde iki özel hastanede obezite cerrahisi yapılan 45 hasta ile tamamlanmıştır. Veriler, sosyodemografik özelliklerin yer aldığı "Tanımlayıcı Özellikler Formu" ve "Hasta Öğrenim Gereksinimleri Ölçeği (HÖGÖ)" kullanılarak yüz yüze anket yöntemiyle toplandı. Veriler SPSS 22.0 programı ile analiz edildi. Obezite cerrahisi sonrası hastaların öğrenim gereksinimleri belirli demografik faktörlere göre değişiklik gösterdi. Araştırmada elde edilen bulgulara göre HÖGÖ puan ortalaması 206,95±27,84 bulundu. Eğitim durumu, yaşadığı yer, bakım veren kişi varlığı ve bakım veren kişinin taburculuk eğitimi alma durumu öğrenim gereksinimi etkileyen değişkenlerdir (p<0,05). Üniversite mezunu hastaların ilaçlar, toplum ve izlem ile duruma ilişkin duygular alt boyutlarında puan ortalamaları diğer eğitim düzeylerinden anlamlı derecede düşüktür (p<0,05). İlçede yaşayan hastaların HÖGÖ ve yaşam aktiviteleri, toplum ve izlem, duruma ilişkin duygular, yaşam kalitesinin arttırılması alt boyutlarında anlamlı derecede yüksek puan aldığı gözlenmiştir (p<0,05). Evde bakım vereni olan hastaların ilaçlar alt boyutunda ve taburculuk eğitimi alan hastaların cilt bakımı alt boyutunda puan ortalamalarının anlamlı derecede yüksek olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Sonuç olarak; obezite cerrahisi sonrası hastaların öğrenim gereksinimlerinin sürdüğü, hemşireler tarafından verilen hasta eğitiminin önemli olduğu ve bu konudaki gereksinimin giderilebileceği düşünülmektedir.

Neşe Emecioğlu Yılmaz
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Stomalı hastalarda öz bakım gücünün, bakım vericilerin bakım yükü üzerine etkisi

Araştırma stomalı hastaların öz bakım güçlerinin bakım vericilerin bakım yükü üzerine etkisini değerlendirmek amacıyla tanımlayıcı olarak planlandı ve gerçekleştirildi. Araştırmanın evrenini T.C Sağlık Bakanlığı Sultan 2. Abdülhamid Han E.A.H Genel Cerrahi Polikliniğine 18.04.2024 ve 10.06.2024 tarihleri arasında başvuran stomalı 63 hasta ve hastaların birinci derece bakım verenleri oluşturdu. Araştırma kriterlerine uygun ve çalışmayı kabul eden 58 hasta çalışma kapsamına alındı. Etik kurul ve kurum izinleri alındı. Veriler araştırmacı tarafından literatür doğrultusunda hazırlanan Hasta Tanılama Formu, Bakım Verici Tanılama Formu ve ' Karnofsky Performans Ölçeği, "Öz Bakım Gücü Ölçeği (Nahcivan, 1994) 'Bakım Yükü Ölçeği (İnci, 2006) kullanılarak toplandı ve uygun istatistiksel yöntemler kullanılarak değerlendirilmeye alındı. Araştırma sonucunda; Nicel olarak yapılan analizlerde bakım yükü ile hastanın öz bakım gücü arasında istatistiksel olarak anlamlı bir korelasyon bulunmadı (p>0,05). Hastaların öz bakım gücü ile performans düzeyi arasında istatistiksel olarak anlamlı ve pozitif yönlü bir ilişki olduğu belirlendi (r=0,302; p=0,021). Gelir düzeyine göre hastaların öz bakım gücünde istatistiksel olarak anlamlı derecede bir farklılık olduğu belirlendi (F=5,775; p=0,005) Aktif olarak bir işte çalışabilen hastaların öz bakım gücü istatistiksel olarak anlamlı derecede daha iyi (t=2,137; p=0,037), verdiği bakım yükünün ise daha az (t=3,407; p=0,001) olduğu saptandı. Ek bir hastalığı olan hastaların öz bakım gücü istatistiksel olarak anlamlı derecede daha düşük (t=2,636; p=0,011), verdiği bakım yükünün ise daha fazla (t=2,394; p=0,020) olduğu görüldü. Kalıcı stoması olan hastaya bakım sağlayan bakım vericilerin bakım yükünün istatistiksel olarak anlamlı derecede fazla olduğu belirlendi. (t=2,014; p=0,049). Bakım sağlayıcıya bakım yükü veren hastaların öz bakım gücü puan ortalamasının istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük olduğu bulundu (t=2,313; p=0,024). Sonuç olarak stomalı hastaların öz bakım gücünün bakım vericilerin bakım verme yükü üzerinde etkili olmadığı ancak fazla bakım yükü oluşturan hastaların öz bakım gücünün düşük olduğu belirlendi.

Zeliha Özlem Akoğlu
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Koroner arter bypass greft cerrahisi geçiren hastaların iyileşme durumlarının belirlenmesi

Dünyada en sık görülen ve en çok ölüme neden olan hastalıkların başında kardiyovasküler hastalıklar gelmektedir. Koroner arter bypass greft (KABG) cerrahisi ise bu hastalıklardan biri olan koroner arter hastalığının cerrahi tedavisinde uygulanan bir yöntemdir. Açık kalp cerrahisi ya da minimal invaziv cerrahi gibi çeşitli yöntemlerle yapılıyor olması, hastaların demografik özellikleri ve sağlık öyküleri, sunulan sağlık imkanları ve uygulanan bakım gibi faktörler ameliyat sonrası iyileşme sürecini etkilemektedir. Bu çalışma KABG cerrahisi geçiren hastaların iyileşme durumlarını ve iyileşme durumlarını etkileyen faktörleri belirleyerek literatüre katkı sağlamak amacıyla kesitsel-tanımlayıcı tipte gerçekleştirildi. Örneklemini iki farklı hastanenin kalp ve damar cerrahisi servislerinde Nisan 2024-Nisan 2025 tarihleri arasında yatan ve dahil edilme kriterlerini karşılayan toplam 99 hasta oluşturdu. Çalışmada literatür doğrultusunda oluşturulan "Tanıtıcı ve Klinik Özellikler Formu" ve "Ameliyat Sonrası İyileşme İndeksi (ASİİ)" kullanıldı. Çalışma öncesinde etik kurul, kurum izinleri ve ölçek kullanım izni alındı. Çalışma sonucunda hastaların ameliyat sonrası iyileşme süreçlerinde zamanla belirgin bir iyileşme olduğu görüldü. Ameliyat sonrası 4. günden 15. güne kadar geçen sürede iyileşme güçlük düzeyinin anlamlı şekilde azaldığı belirlendi. Psikolojik semptomlar, fiziksel aktiviteler, genel semptomlar, bağırsak işlevleri ve istek-arzu ile ilişkili iyileşme güçlüklerinde 15. günde anlamlı düzeyde azalma olduğu görüldü. İyileşme güçlüğünü artıran başlıca faktörlerin; ileri yaş, yoğun bakımda uzun süre kalma, geç oral alım, çocuğunun ya da akraba/arkadaş refakati olduğu; sıvı takviyesi, önceki ameliyat deneyimi ve yüksek eğitim düzeyinin iyileşmeyi olumlu etkilediği bulundu. Özellikle eş refakati olan hastaların iyileşme sürecinde daha az güçlük yaşadığı belirlendi.

Sedanur Mor
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Yoğun bakım hemşirelerinin perkütan endoskopik gastrostomili bireylerin beslenme ve bakım uygulamalarına yönelik bilgi düzeylerinin değerlendirilmesi

Bu araştırma, yoğun bakım hemşirelerinin perkütan endoskopik gastrostomili (PEG) hastaların beslenme ve bakım uygulamalarına yönelik bilgi düzeylerinin değerlendirilmesi amacıyla tanımlayıcı ve kesitsel olarak gerçekleştirildi. Araştırmanın evrenini Mayıs 2024- Temmuz 2024 tarihleri arasında İstanbul'da Kamu Hastaneleri Başkanlığı 6 kapsamında bulunan hastanelerde görev alan yoğun bakım hemşireleri, örneklemini ise araştırmaya dahil edilme kriterlerine uyan 134 hemşire oluşturdu. Veriler, gerekli izinlerin alınmasından sonra araştırmacı tarafından literatür doğrultusunda hazırlanan anket formu ile toplandı. Sonuçlar; %95 güven aralığında anlamlılık ise p<0,05 (çift yönlü) altında değerlendirildi. Bütün istatistiksel hesaplamalar SPSS yazılımı versiyon 27 (IBM Corp., Armonk, NY, USA) ile yapıldı. PEG beslenme ve bakım uygulamaları bilgi düzeyi puan ortalamaları sırasıyla 12,90±1,15 (aralık, 10-15) ve 23,29±2,31 (aralık, 16-29) olarak bulundu. Hemşirelerin PEG beslenme uygulamaları bilgi düzeyinin %85,9; bakım uygulamaları bilgi düzeyinin ise %77,6 olduğu saptandı. Hemşirelerin PEG beslenme ve bakım uygulamaları bilgi düzeyi arasındaki ilişki incelendiğinde, PEG beslenme uygulamaları bilgi düzeyi arttıkça PEG bakım uygulamaları bilgi düzeyinin de istatistiksel olarak anlamlı derecede arttığı belirlendi. Temmuz 2025 , 62 sayfa. Anahtar kelimeler: Perkütan Endoskopik Gastrostomi, Enteral Beslenme, Yoğun Bakım Hemşireliği

Gaye Mutlu
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Kolonoskopi öncesi standart hazırlığa kıyasla sakız çiğnemenin ya da yürüme egzersizinin bağırsak hazırlığının kalitesine ve hasta memnuniyetine etkisi

Giriş: Yeterli bağırsak hazırlığı, bağırsakta net bir görüntüleme sağlayarak kolonoskopinin tanısal doğruluğunu artırmakta, komplikasyonları azaltmakta ve hasta memnuniyetini yükseltmektedir. Sakız çiğneme ve yürüme egzersizinin ameliyat sonrası bağırsak hareketlerini artırdığı çeşitli çalışmalarda kanıtlanmıştır. Ancak, bu girişimlerin kolonoskopi öncesi bağırsak hazırlığına etkisini inceleyen çalışmalar sınırlıdır. Amaç: Bu çalışmanın amacı, kolonoskopi öncesi standart hazırlığa kıyasla sakız çiğnemenin ya da yürüme egzersizinin bağırsak hazırlığının kalitesine ve hasta memnuniyetine etkisini değerlendirmektir. Yöntem: Tek kör randomize kontrollü olarak gerçekleştirilen çalışmanın verileri, Temmuz 2024 ile Aralık 2024 tarihleri arasında Türkiye'nin kuzeybatısında yer alan bir eğitim ve araştırma hastanesinin endoskopi ünitesinde toplandı. Toplam 168 hasta, kontrol (n=56), sakız çiğneme (n=56) ve yürüme egzersizi (n=56) olmak üzere üç gruba ayrıldı. Kontrol grubundaki hastalar standart bağırsak hazırlığı protokolü uyguladı. Sakız çiğneme grubundaki hastalardan işlemden önce belirtilen saatlerde her biri 20 dakika olacak şekilde sakız çiğnemeleri, yürüme egzersizi grubundaki hastalardan ise kolonoskopiden bir saat öncesine kadar en az 3000 adım yürümeleri istendi. Veriler "Tanıtıcı Özellikler Formu", "Boston Bağırsak Hazırlığı Ölçeği" ve "Girişim Grubu İzlem Formu" ile toplandı. Verilerin istatistiksel analizinde; tanımlayıcı istatistikler, bağımsız örneklem t testi, tek yönlü ANOVA, ki-kare testi ve korelasyon analizleri kullanıldı. Bulgular: Girişim gruplarında kontrol grubuna kıyasla bağırsak hazırlığı yeterliliği ve çekal entübasyon oranlarının istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu bulundu (p<0,05). Sakız çiğneme ve yürüme egzersizi grupları arasında bu değişkenler açısından anlamlı bir fark belirlenmedi. Üç grup arasında çekal entübasyon süresi, geri çekilme süresi, kolonoskopi işlem süresi ve adenom tespit oranları açısından anlamlı bir fark saptanmadı (p>0,05). Ayrıca girişim gruplarındaki hastaların kolonoskopi sonrası memnuniyet düzeyleri kontrol grubuna göre anlamlı derecede daha yüksekti (p<0,001). Sonuç: Sakız çiğnemenin ve yürüme egzersizinin birbirine benzer etkiye sahip olduğu, her iki girişimin de bağırsak hazırlığının kalitesini ve hasta memnuniyetini artırdığı belirlendi.

Hasta memnuniyetiKolonoskopi
İbrahim Kiyat
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Abdominal cerrahi geçiren hastalarda müziğin ağrı, kaygı ve fizyolojik parametrelere etkisi

Amaç: Bu çalışmada major abdominal cerrahi geçiren hastalarda müzik uygulamasının ağrı, kaygı düzeyi ve fizyolojik parametrelere olan etkisinin incelenmesi amaçlandı. Yöntem: Randomize kontrollü deneysel çalışmanın örneklemini 48 deney, 48 kontrol grubunda olmak üzere toplam 96 hasta oluşturdu. Araştırma verilerinin toplanmasında; 'Veri Toplama Formu', 'Görsel Kıyaslama Ölçeği', 'Spielberger Durumluk – Sürekli Kaygı Envanteri' ve 'Fizyolojik Parametreler Ölçüm Formu' kullanıldı. Deney grubundaki hastalara major abdominal cerrahi sonrası birinci ve ikinci günlerde, sabah ve akşam kendi seçtikleri müzik parçaları dinletildi. Kontrol grubundaki hastalara rutin klinik tedavi ve bakım uygulamaları dışında herhangi bir uygulama yapılmadı. Ameliyat sonrası birinci, ikinci ve üçüncü günlerde hastaların ağrı, kaygı düzeyleri ile fizyolojik parametreleri değerlendirildi. Bulgular: Araştırmaya katılan hastaların yaş ortalaması 62,43±10,76 olarak saptandı. Hastaların %46,9'unun erkek, %53,1'inin kadın olduğu belirlendi. Ameliyat sonrası birinci gün sabah ve akşam, deney grubundaki hastaların ağrı düzeylerinin, durumluk kaygı düzeylerinin, sistolik ve diyastolik kan basıncı düzeylerinin, kalp atım ve solunum hızlarının kontrol grubundaki hastalara kıyasla anlamlı düzeyde daha düşük olduğu saptandı (p<0,05). Ayrıca ameliyat sonrası birinci gün sabah ve akşam deney grubundaki hastaların oksijen saturasyon düzeylerinin kontrol grubundaki hastaların oksijen saturasyon düzeylerinden anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu belirlendi (p<0,05). Ameliyat sonrası ikinci gün sabah, deney grubundaki hastaların durumluk kaygı düzeylerinin, sistolik ve diyastolik kan basıncı düzeylerinin, kalp atım ve solunum hızlarının kontrol grubundaki hastalara kıyasla anlamlı düzeyde daha düşük bulundu (p<0,05). Ayrıca ameliyat sonrası ikinci gün sabah deney grubundaki hastaların oksijen saturasyon düzeylerinin kontrol grubundaki hastaların oksijen saturasyon düzeylerinden anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu belirlendi (p<0,05). Ameliyat sonrası ikinci gün akşam, deney grubundaki hastaların sistolik kan basıncı düzeylerinin, kalp atım ve solunum hızlarının kontrol grubundaki hastalara kıyasla anlamlı düzeyde daha düşük olduğu görüldü (p<0,05). Ameliyat sonrası üçüncü gün deney grubundaki hastaların sistolik kan basıncı düzeyleri kontrol grubundaki hastalara kıyasla anlamlı düzeyde daha düşük idi (p<0,05). Sonuç: Major abdominal cerrahi sonrası hastalara dinletilen müziğin ağrı ve kaygı düzeyinin azaltılmasında ve fizyolojik parametrelerin düzenlenmesinde güvenli ve etkin bir yöntem olduğu belirlendi.

AğrıKaygı
Hatice Esra Çetkin
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Ameliyathane hemşirelerinin iş yükü algıları ile tıbbi hataya eğilim düzeyleri arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Tanımlayıcı ve ve ilişki arayıcı olarak planlanıp gerçekleştirilen bu araştırma, ameliyathane hemşirelerinin iş yükü algıları ile tıbbi hataya eğilim düzeyleri arasındaki ilişkinin değerlendirmesi amacıyla yapıldı. Araştırmanın evrenini Ekim 2023- Mart 2024 tarihleri arasında İstanbul'da özel bir hastanenin ameliyathanelerinde çalışan hemşireler, örneklemini ise gerekli izinlerin alınmasından sonra araştırmaya katılmaya istekli/gönüllü 200 hemşire oluşturdu. Veriler, araştırmacı tarafından literatür taraması ile hazırlanan anket formu ile Hemşirelerin Tıbbi Hataya Eğilim Ölçeği (HTHEÖ) ve Bireysel İş Yükü Algısı Ölçeği (BİYAÖ) kullanılarak toplandı. Sonuçlar; %95 güven aralığında anlamlılık ise p<0,05(çift yönlü) altında değerlendirildi. Bütün istatistiksel hesaplamalar SPSS yazılımı versiyon 26 (IBM Corp., Armonk, NY, USA) ile yapıldı. Hemşirelerin %95,6'sının (n=86) kadın, %51,1'inin (n=46) evli, %50'sinin (n=45) lisans mezunu, yaşlarının ortalama 32,69±7,02 yıl ve çalışma sürelerinin ortalama 8,45±6,38 yıl olduğu saptandı. Bu çalışmada genel olarak ameliyathane hemşirelerinin tıbbi hataya eğilim düzeyi ile bireysel iş yükü algısı düzeyi arasında olumlu bir ilişkinin olduğu, hemşirelerin iş yükü algısı arttıkça tıbbi hataya eğilimlerinin azaldığı belirlendi. HTHEÖ'nde ilaç ve transfüzyon uygulamaları alt boyutunda puanın yüksek olduğu, lisans ve üzeri eğitim düzeyi olan hemşirelerin tıbbi hataya eğiliminin yüksek ve bireysel iş yükü algısının düşük olduğu görüldü.

Karin Demirci
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Katarakt cerrahisi olacak hastalara uygulanan müzik girişiminin fizyolojik parametreler, ağrı ve kaygı düzeyi üzerine etkisi

Katarakt "Dünya Sağlık Örgütünün" yayınladığı "Dünya Görme Raporuna" göre körlüğün en önemli sebeplerinden biridir. Nüfusun yaşlanması ve artmış yaşam beklentileri nedeniyle katarakt ameliyatlarının sayısı gittikçe artmaktadır. Kataraktın günümüzde tek çözümü cerrahidir. Bu araştırma, katarakt cerrahisi olacak hastalara uygulanan müzik girişiminin fizyolojik parametreler, ağrı ve kaygı üzerine etkisini belirlemek için randomize kontrollü deneysel araştırma deseninde gerçekleştirildi. Örneklem grubunu güç analizleri sonucunda belirlenmiş olan araştırmaya katılmaya gönüllü 60 hasta oluşturdu. Girişim grubuna ameliyat öncesi, ameliyat sırasında müzik dinletilmiş olup kontrol grubuna rutin klinik uygulama yapılmıştır. Verilerin toplanmasında "Bireysel Özellikler Anketi", "Görsel Kıyaslama" ve "Durumluk-Sürekli Anksiyete Ölçeği" "Yaşam Bulguları Takip Formu" kullanıldı. Çalışmada elde edilen bulguların değerlendirilmesinde SPSS programı kullanıldı. Her iki grubun yaşam bulguları karşılaştırıldığında sadece ameliyat sonrası solunum sayısında fark bulundu. Grupların ameliyat sonrası durumluk kaygı düzeyleri, ağrı düzeyleri arasında fark görüldü. Sonuç olarak, katarakt cerrahisi olacak hastalarda müzik uygulamaları hastalarda ağrı, kaygı ve fizyolojik parametreler üzerinde anlamlı düzeyde etkilidir. Bu nedenle katarakt cerrahisi olan hastalarda müzik uygulaması hemşireler tarafından güvenle uygulanabilir

Nuray Cihangiroğlu
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Total kalça protezi uygulanacak hastalarda ağrı korkusunun ameliyat sonrası mobilizasyondaki ağrı ve zorluk düzeyine etkisi

Tez çalışması, total kalça protezi uygulanacak hastalarda ağrı korkusunun, ameliyat sonrası ilk mobilizasyondaki ağrı ve zorluk düzeyine etkisini belirlemek ve konuyla ilgili literatüre güncel katkılar sunmak amacıyla tanımlayıcı tipte gerçekleştirildi. Araştırmanın evrenini, 18 Ekim 2024-21 Mart 2025 tarihleri arasında İstanbul ilinin Avrupa yakasındaki bir şehir hastanesinin ortopedi ve travmatoloji yatan hasta servislerinde total kalça protezi uygulanacak hastalar örneklemini ise, G-power (versiyon 3.1) ile hesaplama sonrası araştırmaya dahil edilme kriterlerini karşılayan ve gönüllü olan 75 hasta oluşturdu. Araştırma öncesinde araştırmanın yapıldığı kurum ve İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Girişimsel Olmayan Klinik Araştırmalar Etik Kurulu'ndan, ayrıca ölçekleri Türkçe'ye uyarlayan yazarlardan gerekli izinler alındı. Veriler, "Hasta Bilgi Formu", "Ağrı Korkusu Ölçeği-III" ve "Hasta Hareketlilik ve Gözlemci Hareketlilik Ölçekleri" kullanılarak yüz yüze görüşme yöntemi ile toplandı. Ayrıca mobilizasyon sırasında hastaların yaşam bulguları Yaşam Bulguları İzlem Çizelgesi'ne kaydedildi. İstatistiksel analizler için SPSS (Statistical Package for the Social Sciences) sürüm 27 programı (IBM Corp., Armonk, NY, USA) kullanıldı. Araştırmada elde edilen bulgular, %95 güven aralığında anlamlılık ise p<0,05 (çift yönlü) altında değerlendirildi. Araştırmaya katılan bireylerin, toplam ağrı korkusu düzeyinin 100,11±16,32, şiddetli ağrı korkusunun 38,12±4,49, hafif ağrı korkusunun 30,89±7,03 ve tıbbi ağrı korkusunun 31,09±6,86 olduğu bulundu. İlk mobilizasyon sırasındaki ağrı ve zorluğuna ilişkin hasta hareketlilik ölçeği toplam puan ortalaması 104,11±13,71 ve mobilizasyon sırasındaki bağımlılık düzeyine ilişkin gözlemci hareketlilik toplam puan ortalaması 16,61±1,84 olarak belirlendi. Hasta değerlendirmesi olan Hasta Hareketlilik Ölçeği'ne göre ilk mobilizasyondaki ağrı ve zorluk düzeyi ile hastaların genel ağrı korkusu (r=0,382; p<0,001), şiddetli ağrı korkusu (r=0,365; p<0,001), hafif ağrı korkusu (r=0,348; p=0,001) ve tıbbi ağrı korkusu (r=0,312; p=0,006) arasında istatistiksel olarak anlamlı derecede ve pozitif yönlü bir ilişki varlığı saptandı. Gözlemci değerlendirmesi olan Gözlemci Hareketlilik Ölçeği'ne göre ilk mobilizasyonda hastaların bağımlılık düzeyi ile genel ağrı korkusu (r=0,436; p<0,001), hafif ağrı korkusu (r=0,471; p<0,001) ve tıbbi ağrı korkusu (r=0,418; p<0,006) arasında istatistiksel olarak anlamlı derecede ve pozitif yönlü bir ilişki varlığı olduğu; şiddetli ağrı korkusu arasında ise istatistiksel olarak anlamlı derecede bir ilişki varlığı olmadığı saptandı (p>0,05). Hasta değerlendirmesi olan Hasta Hareketlilik Ölçeği'ne göre hareketlilik ağrısı ve zorluk düzeyi ile gözlemci değerlendirmesi olan Gözlemci Hareketlilik Ölçeği'ne göre ilk hareketlilik sırasında bağımlılık düzeyi arasında istatistiksel olarak anlamlı derecede ve pozitif yönlü bir ilişki varlığı olduğu saptandı (r=0.465; p<0,001). Sonuç olarak, total kalça protezi deneyimleyen hastaların ağrı korkusu düzeylerinin yüksek olduğu ve bu durumun mobilizasyon sırasında ağrı, zorluk ve bağımlılık düzeylerini artırdığı saptandı.

Gularam Rashıtova
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Çocukluk çağında yanık önleme programı'nın bakım vericinin bilgi düzeyine ve ev ortamı risk faktörlerinin azaltılmasına etkisi

Bu çalışma, yanık geçiren çocuğun bakım vericilerine yönelik "Çocukluk Çağında Yanık Önleme Programı" geliştirilmesi ve bu programın etkinliğinin değerlendirilmesi amacıyla tek grup ön test–son test desenli yarı deneysel olarak yapılmıştır. Araştırmanın evrenini Ankara ili Hacettepe Üniversitesi Erişkin Hastanesi ve Ankara Bilkent Şehir Hastanesi Çocuk Hastanesi yanık ünitelerine Kasım 2019-Şubat 2020 tarihleri arasında başvuran 154 bakım verici oluşturmuştur. Araştırma örneklemine, örnekleme dahil edilme kriterlerine uyan ve yanık geçirmiş 35 çocuğun bakım vericisinden biri olan ilk 35 kişi dahil edilmiştir. Araştırmada ev ziyareti, eğitim ve afiş içeren "Çocukluk Çağında Yanık Önleme Programı" geliştirilmiştir. Bakım vericilere bu program dahilinde iki kez ev ziyareti yapılmıştır. Birinci ev ziyaretinde bakım vericilere yanık önlemeyle ilgili eğitim verilmiş ve evlerine yanık risk faktörlerini içeren afiş asılmıştır. Ayrıca birinci ve ikinci ev ziyaretlerinde bakım vericilerin yanıkla ilgili bilgi düzeyleri ve ev ortamındaki risk faktörleri araştırmacı tarafından geliştirilen formlar ile değerlendirilmiştir. Araştırmada ev ortamındaki yanığa ilişkin toplam risk faktörü eğitim öncesi 28,94±6,24 iken eğitim sonrası 14,68±3,74'dir. Eğitim sonrası toplam risk faktöründe %50 oranında azalma görülmüş ve bu azalma istatiksel açıdan anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Ayrıca bakım vericilerin eğitim öncesinde yanığa ilişkin toplam doğru yanıt sayısı 8,60±2,62 iken eğitim sonrasında 11,71±1,70'dır. Bakım vericilerde eğitim sonrasında yanığa ilişkin toplam doğru yanıt sayısında istatiksel açıdan anlamlı bir artış olduğu saptanmıştır (p<0,05). Çalışma sonucunda yanık önlemeye daha fazla önem verilmesi, toplumu bilgilendirme ve farkındalık çalışmalarının arttırılması önerilmektedir.

Aile eğitimiAnne eğitimiBakım verenler+6
Zeliha Yöndem
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Cerrahi birimlerde çalışan hemşirelerin tıbbi hataya ilişkin bilgi, eğilim, tutum ve görüşleri: Karma yöntem çalışması

Bu araştırma, cerrahi birimlerde çalışan hemşirelerin; tıbbi hataya ilişkin bilgilerini, eğilimlerini, tutumlarını tespit etmek ve tıbbi hata, tıbbi hata nedenleri ve yönetimine ilişkin görüşlerini belirlemek amacıyla karma yöntem araştırması olarak yürütülmüştür. Araştırmada kısmen karma eş zamanlı eşit statülü tasarım benimsenmiştir. 13 Mart – 28 Haziran 2019 tarihleri arasında Gazi Üniversitesi Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkezi Gazi Hastanesi cerrahi klinik ve cerrahi yoğun bakım hemşireleri ile yürütülen araştırmanın nicel bölümüne 161, nitel bölümüne 29 hemşire katılmıştır. Verilerin toplanmasında; Sosyodemografik Veri Toplama Formu, Tıbbi Hata Bilgisi Değerlendirme Formu, Hemşirelikte Tıbbi Hataya Eğilim Ölçeği, Tıbbi Hatalarda Tutum Ölçeği ve Yarı Yapılandırılmış Görüşme Soruları kullanılmıştır. Nitel bölüme ilişkin veriler, yarı yapılandırılmış açık uçlu soruların kullanıldığı odak grup görüşmesi yöntemiyle toplanmıştır. Hemşirelerin tıbbi hata bilgisinin doğruluğuna yönelik yapılan değerlendirmede hemşirelerin büyük çoğunluğu (%83,9) hataların önlenmesine ilişkin soruya yanlış cevap vermiştir. Araştırmada hemşirelerin tıbbi hataya eğilimlerinin düşük (4,72±0,34) ve tıbbi hatalarda tutumlarının olumlu (3,87±0,32) olduğu tespit edilmiştir. Odak grup görüşmesinden elde edilen verilerin içerik analizi sonucu; tıbbi hata algısı, tıbbi hata nedenleri, tıbbi hata durumunda sergilenen davranış ve tıbbi hataların önlenmesi bağlamları ile birlikte on bir tema ve yirmi dokuz alt tema ortaya çıkmıştır. Hemşireler tıbbi hatayı; yanlış eylemlerde bulunma, uygulamaları eksik yapma/yapmama ve hastaya zarar verme olarak tanımlamışlardır. Hemşireler tıbbi hata nedenlerini insan ilişkili, kurum ilişkili ve sistem ilişkili olarak ifade etmişlerdir. Hemşirelerin tıbbi hataların önlenmesine yönelik ifadelerinden kurumsal düzenleme ön plana çıkan ifade olmuştur. Bu sonuçlar doğrultusunda tıbbi hataların azaltılmasına yönelik; bireysel, kurumsal ve sağlık sistemine ilişkin stratejiler geliştirilmesi önerilmektedir.

Cerrahi hemşirelikEğilimHemşireler+4
Gülsen Koralay
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Koroner arter baypas greft cerrahisi hastalarında eğitimin etkililik beklenti, ağrı ve kaygı düzeylerine etkisi

Yarı deneysel tipteki bu araştırma, KABG cerrahisi hastalarında eğitimin etkililik beklenti, ağrı ve kaygı düzeylerine etkisini belirlemek amacıyla yapıldı. Araştırma kapsamına, Haziran 2018-Ekim 2018 tarihleri arasında Ege Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Kalp ve Damar Cerrahi Anabilim Dalı Kliniği'nde yatan 18-65 yaş arasındaki 60 hasta dahil edildi. Kontrol ve girişim grubu olmak üzere hastalar iki gruba ayrıldı. Araştırma önce kontrol grubuna, daha sonra girişim grubuna uygulandı. Kontrol grubundaki hastalara rutinde uygulandığı şekilde klinik eğitim verilirken; girişim grubundaki hastalara klinik eğitiminin yanında eğitim kitapçığı ile eğitim verildi. Girişim ve kontrol grubundaki hastalara ameliyat öncesi klinikte Mini Mental Test, Hasta Bilgi Formu, Vizüel Analog Ağrı Skalası (VAS) ve Spielberg Durumluluk-Sürekli Kaygı Ölçeği uygulandı. Ameliyattan sonra klinikte 2. kez Spielberg Durumluluk Kaygı Ölçeği ve VAS ağrı ölçeği uygulandı ve taburcu olacakları gün 3. kez Spielberg Durumluluk Kaygı Ölçeği, Barnason Etkililik Beklenti Ölçeği, VAS ağrı ölçeği ile birlikte eğitimi değerlendirme formu uygulandı. Araştırma verileri;SPSS for Windows 25.0 Paket Programı kullanılarak analiz edildi. Araştırmanın sonucunda; girişim grubundaki hastaların Barnason Etkililik ölçek puan ortalamalarının 49.26±5.22, kontrol grubundaki hastaların 36.00±5.67 olduğu; girişim grubundaki hastaların %96.7'sinin aldığı eğitimden memnun olduğu, kontrol grubundaki hastaların %70.0'ının aldığı eğitimden memnun olmadığı; girişim grubundaki hastaların taburculuk günü Spielberg Durumluluk Kaygı Ölçeğinden aldıkları puan ortalamalarının 35.36±10.23, kontrol grubundaki hastaların ise 39.93±8.91 olduğu; girişim grubundaki hastaların taburculuk günü VAS ağrı puan ortalamalarının 1.13±1.04, kontrol grubundaki hastaların 2.63±1.47 olduğu ve aralarındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlendi (t=1.841; p<0.05). Sonuç olarak, girişim grubu hastalarının taburculuk döneminde rutin klinik eğitim ile eğitim verilen hastalara göre etkililik beklenti düzeyinin daha yüksek, ağrı ve kaygı düzeylerinin daha düşük olduğu belirlendi. Bu sonuçlar doğrultusunda; KABG cerrahisi hastalarının eğitiminde, rutin klinik eğitimin yanında eğitim kitapçığının da kullanılması; hastalarda özetkililiği arttırabilecek farklı eğitim yöntemlerini kapsayan farklı araştırmaların da yapılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Eğitim; etkililik beklenti; ağrı; kaygı; koroner arter baypas greft cerrahi

AğrıAğrı-postoperatifCerrahi-kardiyovasküler+4
Şule Olgun
Ege University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Cerrahi yoğun bakım ünitelerinde çalışan hemşirelerin hasta güvenliği kültürü ve sağlık kalite göstergeleri arasındaki ilişkinin incelenmesi

Amaç: Bu araştırma cerrahi "yoğun bakım ünitelerinde çalışan hemşirelerin hasta güvenliği kültürü ve sağlık kalite göstergeleri arasındaki ilişkinin" incelenmesi amacıyla yapıldı. Yöntem:Ttanımlayıcı ve kesitsel tipte olan bu araştırma, Kasım 2018 - Şubat 2019 tarihleri arasında, Ege Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Yoğun Bakım Ünitesi, Bozyaka Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Yoğun Bakım Ünitesi, Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Yoğun Bakım Ünitesi, Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Yoğun Bakım Ünitesi, İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Yoğun Bakım Ünitesi ve İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kalp Damar Cerrahisi Yoğun Bakım Ünitesinde yürütüldü. Araştırma, Helsinki Bildirgesi'ne uygun olarak gerçekleştirildi ve etik izin alındı. Araştırma örneklenimi Kasım 2018 - Şubat 2019 tarihleri arasında araştırmanın yürütüldüğü yoğun bakım ünitelerinde çalışan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 113 hemşire oluşturdu. Araştırma verilerinin elde edilmesinde literatür doğrultusunda hazırlanan ve üç bölümden oluşan veri formu (birey tanılama formu, sağlık kalite göstergeleri, hasta güvenliği kültürü hastane anketi) kullanıldı. Araştrma sonuçlarının değerlendirilmesinde Student t Testi, Tek Yönlü Anova ve lojistik regrasyon analizi kullanıldı. İstatistiksel değerlendirmede p<0.05 anlamlı olarak kabul edildi. Bulgular: Araştırma sonucunda, hemşirelerin hasta güvenliği kültürü düzeylerinin orta düzeyde olduğu (%65.5), ölçek alt boyutları pozitif cevap ortalamasının en fazla üniteler içi ekip çalışması (%63.5), en az hataların raporlanma sıklığı (%25.5) alt boyutundan alındığı saptandı. "Hasta güvenliği kültürü ile sağlık kalite göstergeleri" arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki (p=0.027, p<0.05) bulundu. Sonuç: Cerrahi yoğun bakım ünitelerinde çalışan hemşirelerin orta düzey hasta güvenliği kültürüne sahip olduğu, hasta güvenliği kültürü ile sağlık kalite göstergeleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu saptandı.

CerrahiHasta güvenliğiHemşireler+7
Tuğçe Yeşilyaprak
Ege University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Total diz protezi uygulanan hastalarda öğrenim gereksinimlerinin belirlenmesi

Bu araştırmanın amacı, ilk kez total diz protezi ameliyatı olan hastaların, öğrenim gereksinimlerinin belirlenmesidir. Tanımlayıcı türde olan bu araştırma, 01 Eylül 2018 – 28 Şubat 2019 tarihleri arasında Manisa'nın Turgutlu ilçesinde yer alan Turgutlu Devlet Hastanesi ortopedi kliniğinde yürütüldü. Araştırma örneklemini, ilk kez total diz protezi ameliyatı olan 104 hasta oluşturdu. Veriler Sosyodemografik Veri Toplama Formu ve Hasta Öğrenim Gereksinimleri Ölçeği (HÖGÖ) kullanılarak toplandı. Verilerin istatistik analizlerinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemler kullanıldı. Araştırmaya katılan hastaların %87.5'inin kadın, %53.8'inin 65 yaşın üstünde, %87.5'inin evli, %56.7'sinin ilkokul mezunu, %72.1'inin çalışmadığı, %66.3'ünün kronik hastalığının olduğu ve sürekli ilaç kullandığı ve daha önce hastaneye yatanların %44.2'sinin cerrahi nedenlerle yattığı saptanmıştır. Araştırmaya katılan hastaların %92.3'ü taburculuk eğitimi aldığı, taburculuk eğitimi alan hastaların ise %40.4'ünün taburculuk eğitimini fizyoterapistten aldığı belirlenmiştir. Araştırma kapsamına alınan 104 hastanın öğrenim gereksinimleri toplam puan ortalaması 191.18±25.19, önem düzeyi 3.59 olarak bulundu. HÖGÖ toplam ve alt ölçekler incelendiğinde; hastalar için en önemli öğrenim gereksiniminin cilt bakımı alanında çok önemli düzeyde (ortalama=20.75±2.57, önem düzeyi=4.15), en az önemli öğrenim gereksiniminin ise duruma ilişkin duygular (ortalama=16.17±4.50, önem düzeyi=3.23) düşük düzeyde olduğu görüldü. HÖGÖ' den aldıkları puanları ile yaş grupları karşılaştırıldığında 66 yaş ve üstü olan grubundaki hastaların öğrenim gereksinimleri puan ortalamaları, 65 yaş ve altındaki gruba göre daha yüksek bulunmuş, alt gruplardan duruma ilişkin duygular ve toplam puan ortalamaları arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Hastanede yatış süresine göre HÖGÖ toplam ve ölçek alt boyut puan ortalamaları karşılaştırıldığında yaşam aktiviteleri puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p<0.05). Araştırmaya katılan hastaların en önemli öğrenim gereksiniminin ameliyat yarasının bakımını nasıl yapması gerektiği olarak belirlendi. Bu araştırmanın sonucunda, total diz protezi ameliyatı geçiren hastaların taburculuk öncesi öğrenim gereksinimlerinin önemli düzeyde olduğu, taburculuk öncesi bilgilendirmenin öğrenim gereksinimlerini azalttığı saptanmıştır. Hastaların bireysel özelliklerine ve öğrenim gereksinimlerine uygun planlı taburculuk eğitiminin yapılması önerilebilir. Anahtar Sözcükler: total diz protezi; öğrenim gereksinimleri; taburculuk; hemşirelik

DizDiz eklemiDiz protezi+4
Esra Bozkurt Karabacak
Ege University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Ameliyat sonrası hastaların derin ven trombozu (DVT) riskinin belirlenmesi

Bu çalışma ameliyat sonrası hastaların derin ven trombozu (DVT) riskinin belirlenmesi amacıyla yapılmış tanımlayıcı tipte bir araştırmadır. Araştırma, İstanbul'da Sağlık Bilimleri Üniversitesi Haydarpaşa Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde Mayıs-Haziran 2018 tarihleri arasında toplam 240 hasta ile yürütülmüştür. Veriler; Beyin ve Sinir Cerrahisi, Genel Cerrahi, Göğüs Cerrahisi, Kadın Hastalıkları ve Doğum, Transplantasyon, Ortopedi ve Travmatoloji, Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi ve Üroloji kliniklerinin her birinden 30'ar hastadan toplanmıştır. Verilerin toplanmasında Hasta Tanıtım Formu ve Autar DVT Risk Tanılama Skalası (Autar DVTRAS) kullanılmıştır. Araştırmanın uygulanması için üniversiteden bilimsel etik kurul izni, araştırmanın uygulanacağı kurumdan ve İstanbul İl Sağlık Müdürlüğünden yazılı izin ve araştırmaya katılan hastalardan bilgilendirilmiş sözel ve yazılı onam alınmıştır. Araştırma kapsamına hastaneye DVT, PTE veya tromboflebit tanısı almış olan hastalar dahil edilmemiştir. Çalışma verileri değerlendirilirken ortalama, frekans ve standart sapma gibi tanımlayıcı istatistiksel yöntemler ile birlikte nicel verilerin karşılaştırılmasında parametrelerin gruplar arası karşılaştırmalarında Oneway Anova testi kullanılmıştır. Farklılığa neden olan grubun tespitinde grupların dağılımları homojen ise Tukey HDS testi, homojen değil ise Tamhane's T2 Testi kullanılmıştır. Parametrelerin iki grup arası karşılaştırmalarında Student t test kullanılmıştır. Niteliksel verilerin karşılaştırılmasında Ki-Kare testi kullanılmıştır. Anlamlılık p<0.05 düzeyinde değerlendirilmiştir. Verilere göre, hastaların çoğunluğu erkeklerden oluşmaktadır. Araştırmaya alınan hastaların %66.3'üne DVT profilaksisi uygulanmamıştır. DVT profilaksisi uygulanan hastaların %23.3'üne DMAH (Düşük Molekül Ağırlıklı Heparin) uygulanmıştır. Hastaların yaş ortalama dağılımları ağırlıklı olarak 18-30 yaş aralığından oluşmaktadır. Araştırmaya alınan hastaların Autar DVT Risk Skalası toplam puan yorumlarına göre dağılımları incelendiğinde hastaların çoğunluğu düşük riskli olarak saptanmıştır. Sonuç olarak, yapılan çalışmada bölümlere göre DVT riski puan ortalamalarına göre istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmaktadır. Buna göre, transplantasyon bölümünün puan ortalaması (9.87 ± 3.31), genel cerrahi (15.03±5.09), göğüs cerrahisi (16.13±6.79) ve üroloji (14.07±5.98) kliniklerinden anlamlı şekilde düşük bulunmuştur. Puan ortalamalarının diğer klinikler arasında anlamlı bir fark göstermediği ortaya çıkmıştır. Anahtar Kelimeler; Derin ven trombozu riski, Autar DVT Risk Tanılama Ölçeği (2002), cerrahi klinik.

CerrahiPostoperatif dönemRisk faktörleri+3
Nurhayat Sever
Ege University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Ameliyat sonrası dönemde evde bakım veren hemşirelerin bakım yükü ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi

Araştırma Mart 2019-Haziran 2019 tarihleri arasında İstanbul ilinde faaliyet gösteren özel bir hastanede görevli ve ameliyat sonrası evde bakım periyoduna geçmiş hastalara en az 24-48 saat arasında bakım hizmeti vermiş hemşireler üzerinde yapılmıştır. Araştırmanın evreni Mart 2019-Haziran 2019 tarihleri arasında İstanbul ilinde faaliyet göstermekte olan özel bir firmada çalışmakta olan ve ameliyat sonrası dönemde aynı hastaya minimum 24-48 saat bakım vermiş evde bakım hizmeti veren hemşireler oluşturmaktadır. Evren içerisine yer alan hemşirelerden toplamda 200 hemşireye ulaşılmış ve çalışma grubuna dahil edilmiştir. Araştırmanın amacına göre veri toplama ve değerlendirmede nicel yöntem kullanılmıştır. Bu amaçla çalışma grubunda yer alan hemşirelerle yüz yüze görüşme gerçekleştirilmiş ve veri toplama araçları kapsamında yer alan soru ve ifadeler kendilerine yöneltilmiştir. Araştırmadan elde edilen verilerin değerlendirilmesinde IBM SPSS 20 istatistik programı ile yapılmıştır. Araştırmaya katılım gösteren hemşirelerin ve bakım verilen hastaların tanıtıcı özelliklerinin dağılımları frekans ve yüzde ile gösterilmiştir. Sonuç olarak araştırmaya katılım gösteren evde bakım veren hemşirelerin iş yükü seviyelerinin meslekte çalışma düzenine, evde bakım hemşireliği yapma süresine, son 30 gün içinde aynı hastaya verilen bakım süresine, son 30 gün içinde en sık bakım verilen bireyin evine ulaşım sağlanırken harcanan süreye, hemşirelerin daha önce bakım verilen bireylerden birisinin ölüm haberini almasına, evde bakım verilen hastanın yaşına, evde bakım verilen hastanın düzenli olarak kullandığı cihazın varlığına, evde bakım verilen hastanın hasta sınıfına göre değiştiği belirlenmiştir. Anahtar kelimeler: Evde Bakım, Hemşirelik, Bakım Yükü.

Bakım verenlerBakım verme yüküCerrahi+3
Sultan Kayaoğlu
Ege University · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Cerrahi dumanın ameliyathane çalışanları üzerine etkisi

Amaç: Bu araştırma, cerrahi dumanın ameliyathane çalışanları üzerine etkisini incelemek amacıyla yapıldı. Yöntem: Deneysel olarak planlanan bu araştırma Haziran 2018 - Şubat 2019 tarihleri arasında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Ameliyathanesinde üç aşamada tamamlandı. Araştırmanın birinci aşamasında Total Mastektomi ameliyatı sırasında ameliyathanenin farklı yerlerinden hava örnekleri alındı. İkinci aşamasında Total Mastektomi ameliyatı sırasında cerrahi ekibin solunum alanı içindeki uçucu organik bileşik ölçümleri yapıldı. Üçüncü aşamasında cerrahi ekibin Total Mastektomi ameliyatı öncesi ve sonrasında cerrahi dumanın etkilerini incelemek üzere kan ve idrar örnekleri alındı. Araştırmanın yürütülebilmesi için Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Klinik Araştırmalar Etik Kurul'undan, araştırmanın yürütüldüğü kurumdan ve kişilerden yazılı izin alındı. Araştırmada veri toplamada hava örnekleri, kan ve idrar örnekleri ve veri toplama aracı olarak Birey Tanılama Formu, Ameliyat Veri Toplama Formu kullanıldı. Araştırma verileri IBM SPSS Statistics 25.0 istatistik programı kullanılarak analiz edildi. Kişilerin tanıtıcı özelliklerinin değerlendirilmesi için sayı ve yüzde, vakaların ameliyat öncesi ve sonrası analizlerinin karşılaştırılması için Wilcoxon İşaretli Sıralar Testi kullanıldı. Tüm sonuçlar için p<0.05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Bulgular: Total mastektomi ameliyatı sırasında alınan hava örneklerinin ölçüm sonucunda uçucu organik bileşik tespit edilmedi, sonucun insan sağlığına etki edecek sınırların çok altında olduğu belirlendi. Bireylerin kişisel maruziyet ölçüm sonucuna göre solunum alanı içinde bulunan benzen; cerrahi asistanda, steril çalışan hemşirede, dolaşıcı hemşirede, yardımcı personelde sınır kabul edilen değerlerin üstünde bulundu. Ayrıca Kloroform yardımcı personelde sınır kabul edilen değerlerin üstünde saptandı. Ameliyatın N95 maske/koruyucu gözlük ve duvar tipi aspiratör kullanılarak tamamlandığı vakalarda çalışanların ameliyat öncesi kanlarında bulunan uçucu organik bileşiklerin ameliyat sonrasında azaldığı belirlendi. Aradaki farkın anlamlı olmadığı (p>0.05) belirlendi. Ameliyatta dumanın serbest uç duman tahliye cihazı ve kalem uç duman tahliye cihazı ile tahliye edilerek tamamlandığı vakalarda çalışanların ameliyat öncesi kanlarında bulunan uçucu organik bileşiklerin ameliyat sonrasında arttığı saptandı. Aradaki farkın anlamlı olmadığı (p>0.05) belirlendi. Sonuç: Bu çalışma sonucunda cerrahi dumanın ameliyathane çalışanlarının solunum alanı içinde sınır kabul edilen değerlerin üstünde olduğu belirlendi. Cerrahi dumanın içeriğinde bulunan kimyasal bileşenlerin (m-xylene, p-xylene) ameliyat sonrasında çalışanların kan değerlerinde artış gösterdiği saptandı. Bu nedenle sağlık kuruluşlarının ameliyathane çalışanlarını korumak için dumanın tahliyesini yapması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler; Cerrahi duman; ameliyathane; çalışan güvenliği; hemşirelik.

Ameliyathane hemşireliğiAmeliyathane teknisyenleriAmeliyathaneler+5
Burçak Şahin Köze
Ege University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelerin metisiline dirençli staphylococcus aureus etkenli hastane enfeksiyonlarına yönelik bilgi, tutum ve davranışlarının değerlendirilmesi

Cerrahi klinik ve yoğun bakımlarda çalışan hemşirelerin metisiline dirençli staphylococcus aureus etkenli hastane enfeksiyonlarına yönelik bilgi, tutum ve davranışlarını incelemek amacıyla yapılan tanımlayıcı tipte bir çalışmadır. Araştırmanın evrenini 01 Ağustos – 30 Kasım 2018 tarihleri arasında İzmir ilinde yer alan İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi cerrahi klinik ve yoğun bakımlarında çalışan 192 hemşire oluşturdu. Araştırma örneklemine 01 Ağustos – 30 Kasım 2018 tarihleri arasında İzmir ilinde yer alan İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi cerrahi klinik ve yoğun bakımlarında çalışan araştırmaya katılmaya gönüllü ve araştırma sınırlılıklarına uyan 131 hemşire dahil edildi. Veri toplama aracı, araştırmacı tarafında literatür doğrultusuna geliştirilen sosyodemografik özellikler bilgi formu ve MRSA etkenli hastane enfeksiyonlarına yönelik hemşirelerin bilgi, tutum ve davranışları soru formu olmak üzere toplam 41 sorudan oluşmaktadır. Veriler araştırmacı tarafından yüz yüze görüşme yöntemi ile toplandı. Araştırmanın yürütülmesi için gerekli kurumlardan izinler ve veriler toplanırken hemşirelerden araştırma ile ilgili açıklama yapılarak sözlü izinler alındı. Araştırma verilerinin değerlendirilmesinde SPSS (IBM SPSS Statistics 23.0) programı kullanıldı. Uygulanan anketlerin güvenilirliği Cronbach alfa katsayıları ile kontrol edildi. Veriler; sayı, yüzde ve ortalama analizleri ile değerlendirildi. Bilgi, tutum ve davranış puanlarının normal dağılım varsayımı Kolmogrov Smirnov ve Shapiro-Wilk testleri ile test edildi. Normal dağılım göstermeyen verilerde ise bu puanlar non parametrik testler (Kruskall Wallis ve Mann Whitney U) kullanılarak değerlendirildi. Değerlendirilen parametrenin iki kategorili olması durumunda skorların karşılaştırılmasında Mann Whitney U testi kullanıldı. Parametrenin 3 ya da üzeri kategorili olması halinde Kruskall Wallis test istatistiği kullanıldı. Tüm testlerin anlamlılık değeri olan p değeri 0.05'ten küçük olduğunda istatistiksel olarak anlamlı değerlendirildi. Hemşirelerin bilgi, tutum ve davranış puan ortalamaları ile son iki yılda hastane enfeksiyonları alma arasındaki ilişki incelendiğinde, istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p>0.005). Hemşirelerin eğitim durumları ile bilgi, tutum, davranış puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p>0.005). Hemşirelerin meslekte çalışma yılı ile bilgi, tutum ve davranış puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p>0.005). Hemşirelerin çalıştığı klinik / birim ile bilgi, tutum, davranış puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p>0.005).

BilgiDavranışHemşireler+6
Zeynep Kılıç
Ege University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Cerrahi hastalarının anksiyete düzeylerinin hemşirelik bakım kalitesini algılamalarına etkisinin incelenmesi

Amaç: Araştırma, cerrahi hastalarının anksiyete düzeylerinin hemşirelik bakım kalitesini algılamalarına etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Araştırma Ağustos 2018-Nisan 2019 tarihleri arasında İzmir ilinde yer alan Ege Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Nöroşirürji kliniğinde yatan 92 hasta ile gerçekleştirildi. Verilerin toplanmasında; sosyodemografik verileri içeren Hasta Tanıtım Formu, Bakım Davranışları Ölçeği-24 (BDÖ-24), Durumluk-Sürekli Kaygı Envanteri (STAI) kullanıldı. Verilerin değerlendirilmesinde SPSS 17.0 programı kullanılmıştır. Anlamlılık düzeyi 0,05 kabul edilmiştir. Bulgular: Araştırmamıza katılan hastaların yaş ortalaması 51,22±11,56 olup, %51,1'i kadın, %88,0'inin evli, %51,7'si ilkokul mezunu, %32,6' sı ev hanımı, %71,8'i kranial bir tanı ile yatmış, %64,1'i daha önce hastanede yatmış, %58,7' si daha önce ameliyat olmuştur. Araştırmamızın verilerine göre BDÖ-24 puan ortalamaları 5,1±0,6 iken, STAI puan ortalamaları 66,8±14,2 bulunmuştur. Kadın hastaların anksiyete düzeyi erkek hastalara göre daha yüksek bulunmuştur (p=0,0001; t=4,567). Daha önce ameliyat olan hastaların anksiyete düzeyi ameliyat olmayanlara göre daha yüksek bulunmuştur (p=0,022 ; t=2,339). Ev hanımı olan hastaların anksiyete seviyesi diğer mesleklere göre yüksek bulunmuştur (p=0,010; F=3,230). STAI ile BDÖ-24 arasında negatif yönde zayıf düzeyde istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptandı. Ayrıca, her ölçek kendi içindeki alt boyutu ile korelasyonu incelenmiş olup yüksek ve pozitif yönde bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Sonuç: Cerrahi hastalarının anksiyete düzeylerinin hemşirelik bakım kalitesini algılamalarına etkisi yoktur. Anahtar Kelimeler: Anksiyete; Hemşirelik bakımı; Bakım Kalitesi; Nöroşirürji; Hasta memnuniyeti

AnksiyeteCerrahiHasta bakımı+6
Özgenur Kulu
Ege University · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Ameliyathanede destek yüzey kullanımının ve pozisyonların arayüz basıncına etkisi

Amaç: Araştırma; ameliyathanede destek yüzey kullanımının ve pozisyonların arayüz basıncına etkisini incelemek amacıyla yapıldı. Yöntem: Randomize kontrollü deneysel tipte planlanan bu araştırma Ekim 2018- Haziran 2019 tarihleri arasında Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi Ameliyathanesinde yürütüldü. Araştırmaya supine ve prone pozisyonda planlı ameliyat olan, 18 yaş üzeri, ameliyat öncesi dönemde basınç yarası olmayan, ameliyatı 2 saatten uzun süren ve çalışmaya katılmaya gönüllü hastalar dahil edildi. Örneklemin büyüklüğü %95 güç, α= 0.05 yanılma düzeyinde her bir gruba 12'şer olmak üzere, toplam 72 hasta seçildi. Gruplara eşit bir dağılım yapılabilmesi için blok randomizasyon yöntemi kullanıldı. Randomizasyon bilgisayar programından elde edilen rastgele sayılar tablosundan yararlanılarak oluşturuldu. Ameliyat öncesi dönemde araştırma kriterlerine uygun hastalar belirlendi, yazılı onamı alınıp Birey Tanıtım Formu dolduruldu ve Braden Basınç Yarası Risk Değerlendirme Ölçeği ile basınç yarası riski değerlendirildi. Ameliyat günü örneklem kapsamına alınan hastalar üç gruba ayrıldı. Belirlenen randomizasyon tablosuna göre hastalar bu gruplara atandı. Birinci grupta yer alan hastalarda jel destek yüzeyi, ikinci grupta yer alan hastalarda viskoelastik sünger destek yüzeyi, üçüncü grupta yer alan hastalarda standart ameliyat masası kullanıldı. Hastanın ameliyatının gerçekleşeceği ameliyat masasında hasta ile destek yüzey arasına "basınç haritalama sistemi" ölçüm matı yerleştirildi. Ameliyat süresinde hastaların vücutlarında oluşan basınç kaydedildi ve Ameliyathanede Basınç Yarası Risk Değerlendirme Formu dolduruldu. Ameliyattan sonra ilk 24 saat Ameliyat Sonrası Basınç Yarası Gözlem Formu kullanılarak değerlendirildi. Çalışmada nümerik veriler ortalama, standart sapma, ortanca, minimum, maksimum değerler ile, kategorik veriler ise frekans ve oran değerleri kullanılarak IBM SPSS Statistics 25.0 paket programıyla yapıldı. Tüm analizlerde anlamlılık düzeyi 0,05 olarak belirlendi (etkileşim hariç, p<0,1). Bulgular: Prone pozisyonunda destek yüzeyler arasında tüm vücut ortalama arayüz basıncı (mmHg) değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olmadığı (p=0,179; p>0,05), supine pozisyonunda destek yüzeyler arasında tüm vücut ortalama arayüz basıncı (mmHg) değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu (p=0,002; p<0,05) ve viskoelastik sünger destek yüzeyinde ölçülen ortalama arayüz basıncının; jel destek yüzeyi ve standart ameliyat masasına göre anlamlı düzeyde düşük olduğu (sırasıyla p=0,033 ve p=0,002; p<0,05) bulundu. Prone pozisyonunda destek yüzeyler arasında tüm vücut en yüksek arayüz basıncı (mmHg) değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu (p<0,001), viskoelastik sünger destek yüzeyinde ölçülen en yüksek arayüz basıncının jel destek yüzeyi ve standart ameliyat masasına göre anlamlı düzeyde düşük olduğu (sırasıyla p=0,044 ve p=0,000; p<0,05) görüldü. Supine pozisyonunda destek yüzeyler arasında tüm vücut en yüksek arayüz basıncı (mmHg) değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu (p=0,015; p<0,05) ve viskoelastik sünger destek yüzeyinde ölçülen en yüksek arayüz basıncının; standart ameliyat masasına göre anlamlı düzeyde düşük olduğu (p=0,012; p<0,05) bulundu. Sonuç: Çalışmada ameliyathanede viskoelastik sünger destek yüzeyi kullanımının arayüz basıncını azaltmada standart ameliyat masası kullanımına göre daha etkili olduğu, jel destek yüzeyi kullanımının ise viskoelastik sünger destek yüzeyi kadar etkili olmadığı görüldü. Ameliyathanede basınç yaralanması açısından riskli olan hastalarda viskoelastik sünger destek yüzeyi kullanılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler; ameliyathane, basınç yarası, destek yüzey, cerrahi hemşireliği, ameliyathane hemşireliği

Ameliyathane hemşireliğiAmeliyathanelerBasınç ülserleri+2
Arzu Aslan Baslı
Ege University · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Ameliyat sonrası kemoterapi alan hastalarda karadut şurubu ve hyalüronik asitin oral mukoziti önlemedeki etkileri

Bu araştırma; sindirim sistemi kanseri tanısıyla cerrahi girişim geçirmiş hastalarda kemoterapinin (5-Florourosil) neden olduğu OM'in önlenmesinde karadut şurubunun ve Hyalüronik asitin (Gelclair) etkinliğini değerlendirmek amacıyla planlanmış randomize, kontrollü deneysel bir çalışmadır. Araştırma öncesi gerekli izinler alındı. Araştırmanın yürütülmesi esnasında Ege Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri (BAP) Koordinatörlüğü'nce finansal destek sağlandı. Araştırma Muğla'da bir Eğitim Araştırma Hastanesinin Kemoterapi Ünitesi ve Onkoloji servisinde 22 Ocak-29 Ağustos 2019 tarihleri arasında yapılmıştır. Hasta sayısını belirlemek için power analizi yapıldı. Birinci gruba karadut şurubu (36 hasta), ikinci gruba (36 hasta) Hyalüronik asit (Gelclair) ve üçüncü gruba kliniğin standart protokolü (34 hasta) uygulandı. Veriler bireylerin sosyo-demografik ve hastalığa ilişkin özelliklerini içeren soru formu, DSÖ'nün Mukozit Evreleme Ölçeği, Orofaringeal Mukozitli Hastalarda Yaşam Kalitesi Ölçeği (Life Quality Scale in Patients with Oropharyngeal Mucositis–QMQoL) ve hastaların kullandıkları solüsyonlardan memnuniyetini değerlendirmek için memnuniyet değerlendirme skalası ile toplanmıştır. Araştırmacı tarafından her üç gruptaki hastalar gözlem süresinin 7., 14. ve 21. gününde değerlendirilerek Mukozit Evreleme Ölçeği ve Yaşam Kalitesi Ölçeği puanları kaydedildi. Verilerin değerlendirilmesinde frekans ve ortalama ± standart sapma, Ki Kare analizi, Kruskal Wallis, Post Hoc testlerden Bonferroni ikili karşılaştırma testi kullanılmıştır. Grupların 7., 14. ve 21. günlerde hiçbir grupta evre 3 ve 4 mukozite rastlanmamıştır. 7. günde Evre 0, 1 ve 2 açısından istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu 1. Grupta sadece evre 1 mukozit geliştiği saptanmıştır. 14. günde; üçüncü Grupta evre 1 mukozit %8,8 oranında görülürken, bu oranın ikinci Grupta %5.6 iken, birinci Grupta mukozite rastlanmamıştır. 21. günde Evre 0, 1 ve 2 açısından istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu 1. Grupta sadece evre 1 mukozit geliştiği, 3. Grubun %32'sinde evre 1, 2. Grubun %22.2'sinde ve 1. grubun %13.9'unda evre 1 mukozit geliştiği belirlendi. Araştırmanın bulguları doğrultusunda kemoterapi alan hastalarda ağız bakımı için karadut şurubu kullanımının oral mukozit sıklığını ve şiddetini azalttığı saptanmıştır. Anahtar Kelimeler; Oral mukozit, kemoterapi, karadut şurubu, Hyalüronik asit.

CerrahiHyalüronik asitKanser hastaları+5
Mehtap Çullu
Ege University · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Endotrakeal tüp kaf basıncı kontrolünün mide içeriği mikroaspirasyonuna etkisi

Amaç: Endotrakeal tüp aracılığı ile mekanik ventilatör desteği alan yoğun bakım hastalarında pilot balon parmak palpasyonu, aralıklı ve sürekli endotrakeal tüp kaf basıncı kontrolünün derin trakeal aspiratlarda pepsin düzeyine bakılarak mide içeriği mikroaspirasyonuna etkisini incelemektir. Gereç ve Yöntem: Araştırma, tek kör randomize kontrollü deneysel bir araştırmadır. Araştırma, Mayıs - Ekim 2019 tarihleri arasında Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Yoğun Bakım Ünitelerinde aynı düzey randomizasyon ile paralel üç grup üzerinde 135 yoğun bakım hastası ile gerçekleştirildi. Araştırmaya 18 yaşından büyük, araştırmaya katılmaya hasta/hasta yakınları tarafından gönüllü, en az 48 saat endotrakeal tüp aracılığı ile mekanik ventilatör desteği gereksinimi olan hastalar dahil edildi. Yarı oturur pozisyon verilmesi kontrendike olan, enteral beslenme kontrendikasyonu olan, 48 saatten uzun süredir mekanik ventilatörde olan, trakeostomisi olan, gastroözofagial reflü hastalığı olan, aspirasyon pnömonisi ya da şüphesi nedeniyle yoğun bakıma kabul edilen ve nazal endotrakeal entübasyon yapılan hastalar örneklemden dışlandı. Hastalardan entübasyon sonrası 48 saat boyunca 1889 derin trakeal aspirat örneği toplandı. Veriler sosyodemografik ve klinik özellikler formu, hasta izlem formu, entübasyon izlem parametrelerine ilişkin veri toplama formu, vital bulgular ve kan glikoz değerleri kayıt formu ile toplandı. Endotrakeal tüp kaf basıncının kontrolünde manometre ve akıllı kaf yöneticisi, örneklerin incelenmesinde ise mukus toplama kabı ve human pepsin ELISA kiti kullanıldı. Örnekler ELISA tekniği ile analiz edildi. Verilerin analizinde bağımsız iki örnek t testi, tek yönlü varyans analizi, Mann Whitney U testi ve Ki Kare analizi uygulandı. Bulgular: Hastaların yaş ortalamaları 64,11±17,21 yıl olup %33,3'ü kadındır. Hastaların hastanede kalış süresi ortalama 6,30±10,73 gün, yoğun bakımda kalış süresi 2,56±4,42 gündür. Tüm hastalarda mikroaspirasyon oranı %19,8 olarak bulundu. Pilot balon parmak palpasyon grubunda %22,2, aralıklı kontrol grubunda %20,0 ve sürekli kontrol grubunda ise mikroaspirasyon oranı %17,0 olarak belirlendi. Sürekli kontrol yapılması mide içeriği mikroaspirasyonunu oranını azaltırken gruplar arasında anlamlı fark bulunmadı (p=0,511). Tüm hastalarda ventilatör ilişkili pnömoni görülme oranı %4,2 olarak bulundu. Pilot balon parmak palpasyon grubunda %5,2, aralıklı kontrol grubunda %5,2 ve sürekli kontrol grubunda %2,2 oranında belirlendi. Sürekli kontrol yapılması ventilatör ilişkili pnömoni oranını azaltırken gruplar arasında anlamlı fark bulunmadı (p=0,897). Sonuçlar: Sürekli endotrakeal tüp kaf basıncı kontrolü uygulanması yoğun bakım hastalarında normal endotrakeal tüp kaf basıncını sağlarken, mide içeriği mikroaspirasyonu ve ventilatör ilişkili pnömoni görülme oranını da azalttı.

AspirasyonHemşirelikPnömoni+4
Özlem Soyer
Ege University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Ameliyat sonrası hastaların ayağa kalkma durumlarının incelenmesi

AMELİYAT SONRASI HASTALARIN AYAĞA KALKMA DURUMLARININ İNCELENMESİ Ameliyat sonrası hastaların ayağa kalkma durumlarının incelenmesi amacıyla planlanan tanımlayıcı tipte bir araştırmadır. Araştırma evrenini, Balıkesir ilinde T.C Sağlık Bakanlığı Balıkesir Devlet Hastanesinde Şubat-Haziran 2017 tarihleri arasında Genel Cerrahi Kliniğinde yatan ve kolesistektomi (açık laparoskopik) ameliyatı olan hastalar oluşturdu. Araştırma örneklemine Şubat-Haziran 2017 tarihleri arasında Balıkesir ilinde T.C Sağlık Bakanlığı Balıkesir Devlet Hastanesi Genel Cerrahi Kliniğinde yatan açık ve laparoskopik yöntemle kolesistektomi ameliyatı olan, araştırma sınırlılıklarına uyan 206 hasta dahil edildi. Veriler araştırmacı tarafından literatür doğrultusunda geliştirilen hastaların sosyodemografik özellikleri, ameliyat sonrası ayağa kalkma durumları ve ayağa kalkma durumlarını etkileyen etmenlere yönelik toplam 38 sorudan oluşan soru formu kullanılarak toplandı. Verilerin toplanmasında yüz yüze görüşme yöntemi kullanıldı. Verilerin değerlendirilmesinde; sayı, yüzde, ortalama, minimum, maksimum, standart sapma, fisher's exact test, paired samples t testi, ki-kare testi ile SPSS 18.0 version (Statistical Package For Social Scientists) paket programı kullanıldı. Araştırma verilerine göre; hastaların yaş ortalamaları 51.34±12.56 ve min-max değerleri 18.00-65.00 olduğu, hastaların %35.9'unun 60-65 yaş grubundan, %51.0'ının kadın olduğu, %89.8'inin evli olduğu, %58.7'sinin ilkokul mezunu,%44.7'sinin ev hanımı, %93.7'sinin sosyal güvencesinin olduğu, %67.0'ının kronik hastalığın olmadığı, %20.4'ünün hipertansiyon hastası olduğu, %67.5'inin ilaç kullanmadığı, %20.4'ünün antihipertansif ilaç kullandığı, %44.2'sinin hafif egzersiz, %63.1'inin daha önce ameliyat olduğu ve hastaların %79.6'sının laparoskopik kolesistektomi ameliyatı olduğu bulundu. Hastaların %61.7'sinin 31-60 dakikalar arasında ameliyatın sürdüğü, %85.9'unun 0-12 saatleri arasında ameliyattan çıktığı, %96.6'sının 0-12 saatler arasında yoğun bakımda kaldıkları, % 72.8'sinin 7-12 saatler arasında aç kalkdıkları, %94.2'sinin idrar kateteri olmadığı, ve %73.8'inin dren olmadığı, %99.0'ının parenteral sıvı tedavisi aldığı saptandı. Hastaların ayağa kalkma öncesi ve sonrası yaşam bulguları arasında istatiksel olarak anlamlı fark olduğu bulundu. Araştırma kapsamına alınan hastaların, erken ayağa kalkma ile abdominal distansiyon değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptandı (p>0.05). Araştırma kapsamına alınan hastaların, ilk ayağa kalkma ile ağrı durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmadı (p>0.05). Araştırma kapsamına alınan hastaların, ilk ayağa kalkma ile ameliyat tipi arasında istatiksel olarak istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı (p>0.05). Araştırma kapsamına alınan hastaların, ilk ayağa kalkma ile bulantı durumu arasında istatiksel olarak anlamlı fark saptanmadı (p>0.05). Araştırmadan elde edilen sonuçlar; ayağa kalkmanın yaşam bulguları üzerinde etkili olduğu, fakat ayağa kalkmanın abdominal distansiyon, konstipasyon, ağrı durumu, ameliyat tipi, bulantı durumu üzerinde etkili olmadığı bulundu. Anahtar Kelimeler: Kolesistektomi, ameliyat sonrası dönem, erken ayağa kalkma.

AğrıBulantıCerrahi+7
Rasime Mahmudova
Ege University · Institute of Health Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Bariatrik cerrahi geçiren hastaların roy uyum modeline göre durumlarının incelenmesi

Amaç: Bariatrik cerrahi geçiren hastaların Roy Uyum Modeline (RUM) göre durumlarının incelenmesidir. Yöntem: Araştırma, olgubilim (fenomenolojik) araştırma tasarımı kullanılarak yapılmış niteliksel bir çalışmadır. Örneklemini bariatrik cerrahi geçiren hastalar (n: 32) oluşturmuştur. Veriler Aralık 2016 – Haziran 2017 tarihleri arasında yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşme yöntemiyle toplanmıştır. Elde edilen veriler "içerik analizi" ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Katılımcıların yaş ortalaması 40.28+09.94'dür. Hastaların %84.40'ü kadın, %59.40'ü evli, %37.50'i yükseköğrenim mezunu %37.50'i ev hanımıdır. Araştırma verilerinin içerik analizi sonucunda Roy Uyum Modeline göre bariatrik cerrahi geçiren hastaların, fizyolojik alandaki uyumlu davranışları "Hayatım değişti" temasıyla, uyumsuz davranışları ise "Ya başaramazsam" temaları ile açıklanmıştır. Benlik kavramı alanında elde edilen temalar; uyumlu davranışları için "Her şey güzel", uyumsuz davranışları için ise "Kötü haber" dir. Rol fonksiyon alanındaki uyumlu davranışlarda "Üstesinden gelebilirim" temasına ulaşılmıştır. Karşılıklı bağlılık alanında uyumlu davranışlarda "İyi ki varlar", uyumsuz davranışlarda ise "Her kafadan bir ses" temalarına ulaşılmıştır. Sonuç: Hastaların bariatrik cerrahi sonrası değişen yaşamlarına ve bedenlerine uymada çeşitli güçlükler yaşadıkları ancak cerrahinin beden algısı, sosyal yaşam, kişisel ilişkiler ve rollerini sürdürebilme konularında olumlu gelişmelere yol açtığı belirlenmiştir. Buna karşın bazı hastaların ameliyat sonrası komplikasyonlardan korktukları ve tekrar kilo alma kaygısı duydukları bulunmuştur. Hastaların ameliyattan sonra multidsipliner bir yaklaşımla izlemlerinin yapılması ve desteklenmelerinin uyumlarını arttıracağı ve komplikasyonları azaltacağı düşünülmektedir. Anahtar Sözcükler: Bariatrik Cerrahi; Obezite; Roy Uyum Modeli; Niteliksel Araştırma

Nitel araştırmaObeziteObezite cerrahisi+3
Filiz Kabu Hergül
Ege University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Tonsillektomi olan çocuklarda ameliyat öncesi açlık süresinin ameliyat sonrası ajitasyon, bulantı ve kusmaya etkisi

AMAÇ: Bu çalışma tonsillektomi olan çocuklarda ameliyat öncesi açlık süresinin ameliyat sonrası ajitasyon, bulantı ve kusmaya olan etkisini incelemek amacıyla yapıldı. YÖNTEM: Araştırmaya, Haziran-Aralık 2017 tarihleri arasında Ege Üniversitesi Hastanesi Kulak-Burun-Boğaz Hastalıkları Anabilim Dalı Ameliyathanesi derlenme ünitesinde bulunan, tonsillektomi ameliyatı olmuş, araştırmaya katılmaya gönüllü, iletişim kurulabilen ve 4-13 yaş aralığındaki çocuk ve aileleri (n: 123) dâhil edildi. Araştırmada veri toplama aracı olarak çocukların sosyodemografik ve klinik durumlarıyla ilgili özelliklerini belirlemek amacıyla araştırmacılar tarafından ilgili literatürden yararlanılarak hazırlanan 29 sorudan oluşan form kullanıldı. Çocukların açlık ve susuzluk hissetme düzeylerini 0 ile 10 puan arasında değerlendirmeleri istendi. Ajitasyon durumları Watcha Davranış Skalası, emezis durumları ise Abramowitz Emezis Skoru ile değerlendirildi. Araştırmada verilerin değerlendirilmesinde; Statistical Package For Social Science (SPSS) 18 paket programı kullanıldı. Verilerin değerlendirmesinde sayı, yüzdelik dağılımlar, ortalama, minimum, maksimum, standart sapma, Mann-Whitney U Testi, Spearman Korelasyon analizi kullanıldı. BULGULAR: Çalışmada çocukların yaş ortalaması 9.76 ± 1.74 yaştır. Çocukların ameliyat öncesi aç kalma sürelerinin ortalama 11.03 ± 1.17 saat olduğu, susuz kalma sürelerinin ortalama 10.17 ± 1.00 saat olduğu, açlık düzeyinin ortalama 7.82 ± 0.76 puan olduğu, susuzluk düzeylerinin ortalama 7.56 ± 0.93 puan olduğu saptanmıştır. Çocukların ameliyatta kalış sürelerinin ortalama 68.17 ± 12.51 dakika olduğu, derlenme ünitesinde kalış sürelerinin ortalama 48.17 ± 6.99 dakika olduğu saptanmıştır. Çocukların davranış puanı ortalamasının 1.28 ± 0.27 puan olduğu, çocukların kusma skoru ortalamasının 0.01± 0.07 puan olduğu, çocukların derlenme ünitesinde %56,9'unun bulantı yaşamadığı, çocukların ortalama 5.25 ± 0.75 saat hastanede kaldığı saptanmıştır. Ameliyat öncesi aç kalma süreleri ile derlenme ünitesinde ajitasyon durumları ve derlenme ünitesinde kusma durumları arasında, ameliyatta kalış süreleri ile derlenme ünitesinde ajitasyon durumları ve kusma durumları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Derlenme ünitesinde kalış süreleri ile ajitasyon durumları arasında ve kusma durumları arasında istatistiksel olarak pozitif yönde zayıf ilişki olduğu, çocukların yaşları ile ajitasyon durumları arasında istatistiksel olarak negatif yönde orta düzey ilişki olduğu, yaşları ile kusma durumları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olmadığı saptanmıştır. Çocukların cinsiyetleri ile ajitasyon durumları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark (z:-2,130, p:0,033) bulunduğu, cinsiyetleri ile kusma durumları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark (z:-0.141, p:0.888) bulunmadığı saptanmıştır. Çocukların aç kalma sürelerine göre bulantısı olup olmama durumları incelendiğinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark (z: -2.115, p: 0.034) bulunduğu, ameliyatta kalma süreleri ile bulantısı olup olmama durumları incelendiğinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark (z: -1.821, p: 0.069) olmadığı saptanmıştır. Çocukların ameliyat sonrası derlenme ünitesinde kalış süreleri ile bulantısı olup olmama durumları incelendiğinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark (z: -3.508, p: 0.001) olduğu, annelerin derlenme ünitesine alınış süreleri ile ajitasyon ve kusma durumları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olmadığı saptanmıştır. SONUÇ: Çocukların aç kalma sürelerinin rehberlerde önerilen sürelerden daha uzun olduğu, ameliyat öncesi açlık süresinin ameliyat sonrası ajitasyon ve kusma durumunu etkilemediği, bulantı durumunu etkilediği görüldü. Anahtar Sözcükler: Çocuk; tonsillektomi; açlık süresi; ajitasyon; bulantı-kusma; hemşirelik.

AjitasyonAçlıkBulantı+6
Şahsine Özdemir
Ege University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Ameliyathanede hastaların basınç yarası riskinin belirlenmesi

Amaç: Bu çalışma, ameliyathanede hastaların basınç yarası riskinin belirlenmesi amacıyla planlanmış tanımlayıcı bir çalışmadır. Gereç ve Yöntem: Çalışma, Mart - Mayıs 2018 tarihleri arasında İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi Ameliyathaneleri'nde yürütülmüştür. Çalışmaya, Genel Cerrahi, Plastik Cerrahi, Üroloji ve Göğüs Cerrahisi kliniklerinde ameliyat olan 187 hasta alınmıştır. Veriler literatür doğrultusunda araştırmacı tarafından oluşturulan 'Hasta Tanıtım Formu' ve Soyer ve Özbayır tarafından geçerlik ve güvenirliği yapılan '3S Ameliyathane Basınç Yarası Risk Değerlendirme Ölçeği Türkçe Formu (3S RTÖTR)' ile toplanmıştır. Ameliyathaneye gelen hastalar ameliyat öncesi hazırlık ünitesinde, hasta tanıtım formu ve 3S Ameliyathane Basınç Yarası Risk Değerlendirme Ölçeğinin ameliyat öncesi değerlendirilmesi gereken maddeleri ile değerlendirilmiştir. Ameliyat sırası dönemde, 3S Ameliyathane Basınç Yarası Risk Tanılama Ölçeğinin ameliyat sırası değerlendirilmesi gereken maddeleri değerlendirilmiştir. Ameliyat sonrası dönemde ise tüm deri basınç yarası gelişimi açısından değerlendirilmiş Ulusal Basınç Ülser Tavsiye Paneli'nin (National Pressure Ulcer Advisory Panel - NPUAP) evrelendirme sistemine göre evrelendirilmiştir. Verilerin analizinde Statistical Package For Social Science (SPSS) 21 programı kullanılmıştır. Çalışma verileri değerlendirilirken Student t Testi, Kruskal Wallis Testi, Kappa Testi, Pearson Korelasyon Testi kullanılmıştır. Çalışmada araştırmacılardan '3S Ameliyathane Basınç Yarası Risk Değerlendirme Ölçeği Türkçe Formu (3S RTÖTR)'nin kullanımı için, bilimsel etik kurulundan, hastane yönetiminden ve hastalardan çalışmanın yapılabilmesi için yazılı izin alınmıştır. Bulgular: Hastaların %56,1'i kadın, yaş ortalaması 49,3±14,3 yıldır. Hastalara yapılan ameliyatlar incelendiğinde, safra kesesi (%17,6), herni (%15,5) ve tiroid ameliyatı (%13,4) olduğu saptanmıştır. Araştırmada hastaların %34,8'inde en az bir tane kronik hastalık olduğu bildirilmiştir. Hastaların %12,3'ünde Evre 1 basınç yarası geliştiği gözlenmiştir. Araştırmada kronik hastalığı bulunan ve basınç yarası Evre 1 olan hastaların 3S Ameliyathane Basınç Yarası Risk Değerlendirme Ölçek Puanları diğerlerine göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksektir (p=0,02, p<0,01). Araştırmada hasta yaşı ile 3S Ameliyathane Basınç Yarası Risk Değerlendirme Ölçek Puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı, negatif yönde ancak zayıf düzeyde ilişki (korelasyon) saptanmıştır (r=0,21, p<0,01). Sonuç: 3S Ameliyathane Basınç Yarası Risk Değerlendirme Ölçeğine göre 8 hastanın 3S Test Puanı ">23" olup ameliyathanede basınç yarası gelişme riski olduğu saptanmıştır. 3S Ameliyathane Basınç Yarası Risk Değerlendirme Ölçeğine göre ameliyathanede basınç yarası gelişme riski saptanan 8 hastanın %100'ünde Evre I basınç yarası geliştiği gözlenmiştir. Ameliyathanede hastaların basınç yarası riskinin belirlenmesinde hemşirelere yol gösterici olarak '3S Ameliyathane Basınç Yarası Risk Değerlendirme Ölçeği Türkçe Formu (3S RTÖTR)'nun kullanılması ve daha geniş örneklem ile çalışmalar yapılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik, Basınç yarası, Ameliyathane

AmeliyathanelerBasınç ülserleriCerrahi+3
Şeyma Memduhoğlu
Ege University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Cerrahi alan enfeksiyonlarının önlenmesinde hemşirelerin tutum ve davranışlarının belirlenmesi

Cerrahi kliniklerde çalışan hemşirelerin cerrahi alan enfeksiyonlarının (CAE) önlenmesine yönelik tutum ve davranışlarını incelemek amacıyla tanımlayıcı tipte bir araştırmadır. Araştırmanın evrenini Ekim-Aralık 2017 tarihleri arasında İzmir ilinde yer alan Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde cerrahi kliniklerde ve ameliyathanelerde çalışan 288 hemşire oluşturdu. Araştırma örneklemine Ekim-Aralık 2017 tarihleri arasında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde cerrahi kliniklerde ve ameliyathanelerde çalışan araştırmaya katılmaya gönüllü ve araştırma sınırlılıklarına uyan 199 hemşire dahil edildi. Veri toplama aracı, araştırmacı tarafından geliştirilen sosyodemografik bilgi formu ve literatür doğrultusunda hazırlanan CAE önlenmesinde hemşirelerin tutum ve uygulamaları soru formu olmak üzere toplam 50 sorudan oluşmaktadır. Veriler yüz yüze görüşme yöntemi ile yapıldı. Araştırmanın yürütülebilmesi için etik kuruldan, araştırmanın yürütüleceği kurumdan ve hemşirelerden yazılı izinler alındı. Araştırma sonucu elde edilen verilerin değerlendirilmesi SPSS (IBM SPSS Statistics 23.0) programında yapıldı. Uygulanan anketlerin güvenilirliği Cronbach alfa katsayıları ile kontrol edildi. Veriler; sayı, yüzde, ortalama ± standart sapma olarak verildi. Bilgi ve tutum skorlarının normal dağılım varsayımı Kolmogrov Smirnov ve Shapiro-Wilk testleri ile test edildi. Bilgi ve tutum skorlarının normal dağılım göstermemesi nedeniyle bu skorlar non parametrik testler (Kruskall Wallis ve Mann Whitney U) kullanılarak değerlendirildi. Hemşirelerin bilgi düzeyi puanı ile mezuniyet durumu arasındaki ilişki incelendiğinde bilgi düzey puanı ile mezuniyet durumları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı saptandı (p=0.846). Hemşirelerin tutum puanı ile mezuniyet durumu arasındaki ilişki incelendiğinde tutum puanı ile mezuniyet durumları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı saptandı (p=0.526). Hemşirelerin çalışma süreleri ile bilgi düzeyi puanı arasındaki ilişki incelendiğinde, çalışma süreleri ile bilgi puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunamadı (p=0.283). Hemşirelerin enfeksiyon eğitimi alma durumları ile bilgi puanı arasındaki ilişki incelendiğinde, enfeksiyon eğitimi alma durumları ile bilgi puanı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p=0.017). Enfeksiyon eğitimi alma durumları ile bilgi puanı arasında zayıf, negatif ve anlamlı bir ilişki korelasyon saptanmış olup enfeksiyon eğitimi alanların bilgi puanının daha yüksek olduğu belirlendi. Enfeksiyon eğitimi alma durumları ile tutum puanı arasında zayıf, negatif ve anlamlı bir ilişki korelasyon saptanmış olup (p=0.004) enfeksiyon eğitimi alanların tutum puanının daha yüksek olduğu belirlendi. Araştırmada elde edilen sonuçlar; enfeksiyon eğitimi alan hemşirelerin bilgi ve tutum puanlarının anlamlı düzeyde yüksek olduğu saptanmış olup, diğer karşılaştırma parametrelerinde anlamlı farklılık tespit belirlenmiştir. Anahtar kelimeler: Cerrahi alan enfeksiyonu, hemşire, bilgi, tutum, davranış

Bilgi düzeyiCerrahiCerrahi yara+6
Pelin Sarı
Ege University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Kafa travmalı hastalarda TRISS puanı hesaplamanın hemşirelerin klinik karar vermesine etkisinin incelenmesi

Bu araştırma, kafa travmalı hastalarda TRISS (Travma ve Yaralanma Ciddiyeti Skoru) hesaplamanın hemşirelerin klinik karar vermesine etkisinin incelenmesi amacı ile yapılmıştır. Araştırma, 1 Mart-30 Mayıs 2018 tarihleri arasında, araştırmaya katılmayı kabul eden ve yazılı onam veren 20 acil servis hemşiresi ve örneklem büyüklüğü power analiz ile belirlenen toplam 225 travma hastası ile Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Acil Tıp Anabilimdalı'nda yapılmıştır. Çalışma verilerinin toplanmasında bilgilendirilmiş gönüllü olur formları, hasta tanıtım formu, hemşire bilgi formu, travma skorlama sistemi ve klinik karar verme ölçeği kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde; sayı yüzde, ortalama (X), standart sapma (Sd), Kruskal-Wallis Testi, Spearman Kolerasyon Analizi, Mann-Whitney U Testi, İşaretli Wilcoxon Testi, Bağımlı İki Grup Ortalaması Student t-testi ve McNemar Testi kullanılmıştır. Hemşirelerin %70'i daha önce travma hastasına yaklaşım konusunda eğitim almış ve eğitim alan hemşirelerin %50'sinin bu eğitimi çalıştığı kurumda aldığı saptanmıştır. Daha önce travma eğitimi almış olmanın TRISS puanı hesaplanmasında klinik karar vermeye etkisinin istatistiksel olarak anlamlı olmadığı saptanmıştır (p=0,1). Hemşirelerin, araştırma öncesi klinik karar verme puan ortalaması 95,15±9,37 iken araştırma sonrası puan ortalaması 116,9±7,63 olarak hesaplanmıştır. Araştırma öncesi ve sonrası elde edilen puanların fark ortalaması pozitif yönde 21,75±9,76 artış göstermiş ve bu artışın istatistiksel olarak da anlamlı olduğu saptanmıştır (t=9,96 p<‰1). Hemşirelerin araştırma öncesi toplam puanları ile puan artışı arasında orta düzeyde, negatif yönde ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir (r=-0,50 p=0,2). Hemşirelerin meslekte çalışma yıl ortalaması 4,85±2,30, acil serviste çalışma yıl ortalaması 3,95±2,30 olarak bulunmuştur. Hemşirelerin araştırma öncesi toplam puanları ile çalışma yılları ve acil de çalışma yılları arasında orta düzeyde ve pozitif yönde bir ilişki bulunmuş ve bu ilişkinin istatistiksel olarak da anlamlı olduğu saptanmıştır ( r= 0,44 p=0,05; r=0,47 p=0,03). Araştırma sonrası aldıkları puan ile puan artışı arasındaki ilişki orta düzeyde pozitif yönde ve istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (r= 0,48 p=0,02). Hemşirelik lisans eğitimi boyunca verilen teorik bilgilerin, travma ve resüsitasyon hastasına yaklaşım konularında uygulamalarla desteklenerek zenginleştirilmesi, hemşirelerin mezuniyet sonrası hasta yönetiminde karar verici olabilmelerini sağlayacak nitelik ve kapsamda hizmet içi eğitimlerinle süreklilik göstermesi ve güncel yaklaşımlarla yenilenmesi kaçınılmaz bir gereklilik göstermektedir Çoklu travma hastalarının tanısal değerlendirmelerinde, izlem ve tedavilerinde ekiple işbirliği içinde hasta yönetim algoritmalarının oluşturulması, resüsitasyon ya da invaziv girişim gerektiren hastalarda bu algoritmaların zaman yönetimi, morbidite ve mortalite üzerine etkisinin değerlendirilmesi ve acil servislerde çalışan hemşirelerin hasta yönetimindebireysel farklılıklarının ortadan kaldırılmasını sağlayacak standartlar oluşturulmalıdır. Acil serviste çoklu travma hastasına yaklaşım protokollerinin oluşturulması, bu birimlerde çalışan hemşirelerin hasta yönetimine sistematik ve etkin bir şekilde katılmasının yanında izlem gerektiren durumlarda bu protokollerle ve yasal düzenlemelerle, hasta bakım kalitesinin yükseltilmesine de katkı sağlayacağı düşünülmektedir. ANAHTAR KELİMELER: Travma, Klinik karar verme, Hemşire

Beyin yaralanmalarıHemşirelerHemşirelik+6
Sevgi Öztürk
Ege University · Institute of Health Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Güçlü yönlere dayalı bakım modeli: Koroner arter bypass greft ameliyatı olan hastaların deneyimleri

Amaç: Bu çalışma güçlü yönlere dayalı bakım modeliyle koroner arter bypass greft ameliyatı olan hastaların deneyimlerini belirlemek amacıyla yapıldı. Yöntem: Nitel araştırma yöntemlerinden fenomenolojik bir yaklaşımla yapılan bu araştırmada, çalışmanın evrenini 14 Ağustos 2015-02 Kasım 2015 tarihleri arasında koroner arter bypass greft ameliyatı için kliniğe yatışı yapılan 32 hasta, örneklemini araştırmaya katılmayı kabul eden 23 hasta oluşturdu. Verilerin toplanabilmesi için Ege Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi'nden Etik Kurul izni, araştırmanın yapılacağı Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Başhekimliği'nden yazılı izin, çalışmaya katılmayı kabul eden hastalardan sözel ve yazılı izin alındı. Veriler, hastaların tanıtıcı bilgilerini içeren birey tanıtım formu, yarı yapılandırılmış görüşme formu, niteliksel güçlü yönlerin sınıflandırılması formu, SWOT analizi formu, ameliyat sonrası hasta izlem formu ve hemşire bakım planı ile toplandı. Hastaların kliniğe yattığı gün ve taburcu olduğu gün kendileriyle ve aileleriyle, izinleri alınarak yapılan görüşmeler ses kayıt cihazıyla kaydedildi ve derinlemesine görüşme tekniği kullanılarak yüz yüze yapıldı. Hastaların kliniğe yattığı gün görüşme süresi ortalaması 53 dakika (min.45- max. 72) ve taburcu olduğu gün görüşme süresi ortalaması 38 dakika (min.32-max.50)'dır. Görüşmelerden sonra kayıtlar bilgisayar ortamında yazılı döküm haline getirildi, veriler kodlanıp temalara göre sınıflandırıldı ve yorumlanarak rapor haline getirildi. Verilerin analizinde içerik analizi yöntemi kullanıldı. Güçlü Yönlere Dayalı Bakım Modeli doğrultusunda hastayla ve ailesiyle yapılan ilk görüşmeden ortaya çıkan temalarla hastaların güçlü yönleri belirlenerek uzman görüşü alındı ve ameliyat döneminde hastaların ihtiyaçları doğrultusunda eğitimler verildi. Ameliyat sonrası hasta izlem formuyla toplanan veriler doğrultusunda NANDA hemşirelik tanıları belirlenip hemşire bakım planı eşliğinde ve hastaların güçlü yönleri de kullanılarak taburculuğa kadar bireye özgü hasta izlemleri sağlandı. Bulgular: Çalışmaya katılan hastaların yaş ortalaması 60.91±9.67 yıl, hastanede yatış günü ortalaması 12.73±2.75 gündür. Hastaların %73.9'u erkek, %95.7'si evli, %56.5'i ilkokul mezunu ve emekli, %95.7'si sosyal güvenceye sahip, % 56.5'i daha önce ameliyat geçirmiş ve % 87.0'ı sürekli ilaç kullanmaktadır. Yapılan görüşmeler iki bölümde incelendi. Ameliyat öncesi görüşmede Kalp Hastalığının Etkileri, Hastalığın Oluşma Nedeni, Bilgi Gereksinimi, Güçlü Olmak Algısı, Güçsüz Olmak Algısı, Çözüm Arayışı ve Bakım Süreci olmak üzere yedi ana tema; ameliyat sonrası görüşmede Ameliyat, Güçlü Olmak Algısı, Güçsüz Olmak Algısı, Bakım Süreci ve Eğitim olmak üzere beş ana tema belirlendi. Sonuç: Güçlü Yönlere Dayalı Bakım Modeli'ne göre bakım verilen hastaların en çok ifade ettiği güçlü yönleri 'Ameliyat Sürecini Yönetme İsteğinin Olması', 'Temel Fizyolojik ve Güvenlik İhtiyaçlarını Sağlayabilmesi', 'Yaşama Dair Umudunun Olması', 'Öğrenme İsteğinin Güçlü Oması 've 'Aile Desteğinin Olması'dır. Cerrahi süreçte bireyleri en çok güçsüz kılan unsurlar ise 'Hastalık Sürecine İlişkin Bilgi Eksikliği', 'Tedavi Sürecine İlişkin Bilgi Eksikliği', 'Başka Hastalıkların Varlığı', 'Fazla Kilolu Olması' ve 'Sinirli Olması' olarak ifade edilmiştir. Hastalık sürecinde yaşanan sınırlılıkların hastaları olumsuz etkilediği, güçlü yönleri ön plana çıkarılan ve bakımda kullanılan hastaların cerrahi sürece uyumda başarılı olduğu görülmüştür. Hasta bakımında yeni bir model olan Güçlü Yönlere Dayalı Bakım Modeli'yle verilen bakımın hastaların iyileşmeleri üzerine olumlu etkilerinin olması ve yaşama ve iyileşme umudunu arttırması nedeniyle etkili olduğu söylenebilir. Bu çalışma sonuçlarına göre; bireye özgü bakım verilmesini sağlayan Güçlü Yönlere Dayalı Bakım Modeli'nin iyileşme üzerine pozitif etkisinden dolayı farklı ve daha büyük hasta gruplarında kullanılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Güçlü yönlere dayalı bakım modeli; hemşirelik; koroner arter bypass greft ameliyatı

Cerrahi tedaviCerrahi-kardiyovaskülerHasta bakımı+6
Yasemin Altınbaş
Ege University · Institute of Health Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'de cerrahi hastalıklar hemşireliği alanında doktora yapmış ve yapan bireylerin karşılaştığı sorunlar

Amaç: Bu araştırma, Türkiye'de Cerrahi hastalıkları Hemşireliği alanında doktora yapmış ve yapan bireylerin karşılaştığı sorunları belirlemek amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Çalışmanın Tipi: Tanımlayıcı bir çalışma Araştırmanın Yeri ve Zamanı: Araştırma Cerrahi Hastalıkları Hemşireliği Anabilim Dalı'nda doktora yapmış ve yapan bireylere 15.6.2014-15.9.2014 tarihleri arasında yapılmıştır. Çalışmanın Evren ve Örneklemi: Araştırmanın evrenini Cerrahi Hastalıkları Hemşireliği Anabilim dalında doktora yapmış (n:68) ve yapmakta olan tüm kişiler, örneklemini ise araştırmaya katılmayı kabul eden 94 kişi oluşturmuştur. Veri Toplama: Çalışmada veriler çalışmacı tarafından literatür doğrultusunda geliştirilen 32 sorudan oluşan soru formu ile toplanmıştır. Verilerin Değerlendirilmesi: Araştırma kapsamındaki veriler Statistical Package For Social Science (SPSS) 20.0 programında değerlendirilmiştir. Bulgular: Araştırmaya katılan bireylerin % 41,5'inin (n:39) 25-34 yaş grubu arasında olduğu, katılımcıların yaş ortalamasının 38,48±4,3 ve %96,8'inin (n:91) kadın olduğu görülmüştür. Bireylerin %55,3'ünün (n:52) doktorasını tamamlamış ve %27,7'sının (n:26) yardımcı doçent doktor olduğu, %91,5'inin (n:86) akademisyen olarak okulda çalıştığı saptanmıştır. Bireylerin %96,8'inin (n:91) lisans eğitimini hemşirelik olarak tamamladığı, %24,5'inin (n:23) lisans eğitimini Ege Üniversitesi hemşirelik fakültesinde tamamladığı, %21,3'ünün (n:20) Ege Üniversitesi hemşirelik fakültesinde yüksek lisans eğitimi aldığı ve %31,9'unun (n:30) Ege Üniversitesi hemşirelik fakültesinde doktora eğitimi aldığı belirlenmiştir. Katılımcıların %39,4'ünün (n:37) bireysel gelişim için lisansüstü eğitime başladığı, %24,5'i (n:23) doktora eğitiminin ders döneminde en fazla çeviri yaparken zorlandıkları saptanmıştır. Araştırmaya katılan bireylerin %44,7'si (n:42) eğitim aldıkları kurumun kaynak bulma konusunda kısmen yardımcı olduğunu, %41,5'i (n:39) konu hazırlarken çok yardımcı olduğunu, %46,8'i (n:44) sunum yaparken çok yardımcı olduğunu, %50,0'ı (n:47) ders ile ilgili eksiklikleri tamamlarken çok yardımcı olduğunu; %29,8'inin (n:28) doktora tez konusu belirlenirken en yüksek oranda konunun orijinal olmasını (x=2,320±2,080) belirttikleri görülmüştür. Bireylerin %27,7'sinin (n:26) doktora tezi için konu belirlenirken konu ismini saptama ve konuyu sınırlama (x=1,840±1,958) aşamasında; %30,9'unun (n:29) doktora tezi sürecinde kaynak bulmada yeni konu olması (x=1,723±1,786); %24,5'inin (n:23) doktora tezi uygulama aşamasında izin sorunu (x=2,032±2,219); %14,9'unun (n:14) doktora tezi yazım aşamasında istatistiksel analizi bilmemeleri (x=2,629±2,998) sebebiyle sorun yaşadıkları ve bireylerin %9,6'sı (n:9) doktora tez savunma sınavı ile ilgili sorulara yanıt verme konusunda endişe (x=0,723±1,290) yaşadıkları görülmüştür. Doktorasını tamamlamış olan bireylerin %46,8'inin (n:44) tezini yayınladığı, %26,6'sının (n:25) doktora tezini ulusal kongre ve dergilerde yayınlattığı; %16,0'sının (n:15) doktora tezini yayınlatma aşamasında yurtdışı dergilerde yayınlatmada güçlük (x=0,968±1,616) yaşadığı ve %18,1'inin de (n:17) doktora eğitimi sürecinde en fazla tez ile ilgili sorunlar yaşadıkları saptanmıştır. Sonuç: Araştırmaya katılan bireylerin; doktora eğitiminin ders döneminde en fazla çeviri yaparken, doktora tezi için konu belirlenirken konu ismini saptama ve konuyu sınırlama, doktora tezi sürecinde kaynak bulmada yeni konu olması, doktora tezi uygulama aşamasında izin sorunu, doktora tezi yazım aşamasında istatistiksel analizi bilmeme, doktora tez savunma sınavı ile ilgili sorulara yanıt verme konusunda endişe, doktora tezini yayınlatma aşamasında yurtdışı dergilerde yayınlatmada güçlük ve doktora eğitimi sürecinde en fazla tez ile ilgili sorun yaşadıkları saptanmıştır.

Emine Gündoğdu
Ege University · Institute of Health Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Kalp damar cerrahisi yoğun bakım ünitesi hemşirelerinin yetkinliklerinin belirlenmesi

Bu araştırmanın amacı kalp damar cerrahisi yoğun bakım ünitesi hemşirelerinin yetkinliklerinin belirlenmesidir. Araştırma birincisi metodolojik ikincisi tanımlayıcı olmak üzere iki aşamada gerçekleştirilmiştir. Metodolojik aşamada "Intensive and Critical Care Nursing Competence Scale- Yoğun ve Kritik Bakım Hemşireliği Yetkinlik Ölçeği (ICCN- CS-1)"nin geçerlik ve güvenirlik çalışmaları yapılmıştır. Bu aşamada İzmir ilindeki hastanelerin yoğun bakım ünitesi ve kritik bakım ünitesinde görev yapan 432 hemşireden veri toplanmıştır. Veriler 2 Ocak-31 Mayıs 2015 tarihleri arasında hemşire tanıtım formu ve Yoğun ve Kritik Bakım Hemşireliği Yetkinlik Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Tanımlayıcı araştırma İstanbul ilindeki hastanelerin kalp damar cerrahisi yoğun bakım ünitesinde görev yapan 128 hemşire ile gerçekleştirilmiştir. Bu aşamanın verileri Ağustos 2015 ve 02.01-30.04.2016 arasında hemşire tanıtım formu ve Yoğun ve Kritik Bakım Hemşireliği Yetkinlik Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Bu araştırmanın metodolojik aşamasının verilerin değerlendirilmesinde; hemşirelerin sosyodemografik özellikleri için sayı, yüzde ve ortalama kullanılmıştır. Ölçeğin içerik analizi için uzman görüşüne başvurulmuş ve içerik analizi 0.99 olarak bulunmuştur. Ölçeğin yapı geçerliği için açıklayıcı ve doğrulayıcı faktör analizi yapılmıştır. Açıklayıcı faktör analizinde ölçeğin üç boyutlu olduğu bulunmuştur. Ölçeğin faktör yükleri 0.31-0.75 arasında değişmektedir. Doğrulayıcı faktör analizi sonucunda uyum indeksleri puan sonuçları ölçeğin ülkemiz için kabul edilebilir uyum iyiliğine sahip olduğunu göstermektedir. Yoğun ve Kritik Bakım Hemşireliği Yetkinlik Ölçeğinin iç tutarlılık cronbach alpha güvenirlik katsayısı 0.98'dir. Araştırmanın tanımlayıcı aşamasının verileri hemşirelerin sosyo-demografik özellikleri için sayı, yüzde, ortalama ve standart sapma, yetkinlik düzeyleri sayı ve yüzde, bağımsız değişkenler ile ölçek toplam puanı arasındaki korelasyon incelemesinde kategorik verilerde spearman korelasyon analizi ve sürekli verilerde pearson korelasyon analizi, hemşirelerin yetkinlik düzeylerini etkileyen faktörlerin incelenmesinde çoklu regresyon analizi, bağımsız değişkenlerin hangisinin regresyon modeline katılacağına karar vermede tolerans ve varyans inflamasyon faktörü kullanılarak değerlendirilmiştir. Araştırmada hemşirelerin ölçekten aldıkları puan ortalamasının 4.37 puan ve iyi düzeyde yetkinliğe sahip olduğu bulunmuştur. Ölçek toplam puanı ile hemşirelerin yaşı (r=0.185), medeni durumu (t=2.74), kurum tarafından verilen yoğun bakım konusunda eğitim alma durumu (t=3.521), hemşirelikte çalışma süresi (r=0.257) ve yoğun bakım ünitesinde çalışma süresi (r=0.341) arasında düşük düzeyde anlamlı fark saptanmıştır. Bu araştırmanın sonucunda yoğun ve kritik bakım ünitesi hemşirelerinin yetkinliğini değerlendirmek için Yoğun ve Kritik Bakım Hemşireliği Yetkinlik Ölçeği'nin ülkemiz için geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracı olduğu, kalp damar cerrahisi yoğun bakım ünitesi hemşirelerinin iyi düzeyde yetkinliğe sahip olduğu ve hemşirelerinin yaşının, medeni durumunun, hemşirelikte çalışma süresinin, yoğun bakım ünitesinde çalışma süresinin ve kurum tarafından verilen yoğun bakım konusunda eğitim alma durumu ile yetkinlikleri arasında anlamlı bir fark olduğu bulunmuştur.

İlknur Çalışkan
Ege University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Acil servis çalışma ortamının hemşirelerin hasta güvenliği tutumlarına etkisi

Bu çalışma, acil servis çalışma ortamının hemşirelerin hasta güvenliği tutumlarına etkisini incelemek amacıyla yapılan tanımlayıcı bir çalışmadır. Çalışma, İzmir ili güney ve kuzey bölgeleri kamu hastaneleri ile üniversite hastanelerinin acil servislerinde yapıldı. Nisan - Aralık 2014 tarihleri arasında araştırmanın yapıldığı hastanelerin acil servislerinde 6 ay ve üzerinde çalışan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 288 hemşire araştırmanın örneklemini oluşturdu. Veriler, bilgisayar ortamında sayı, yüzde, t testi, Kruskal Wallis testi, korelasyon analizi, Mann-Whitney U-testi, ile değerlendirildi. Acil hemşirelerinin %52'sinin 30 yaş ve altında olduğu, %50.3'ünün 6 yıl ve altı mesleki deneyime sahip olduğu, %84'ünün nöbet+gündüz çalıştığı, %53.8'inin 50 saat ve üzeri çalıştığı, %63.2'sinin günlük 40 ve üzeri hastaya bakım verdiği saptandı. Hemşirelerin hasta güvenliği tutum ölçeğinden aldıkları toplam puan ortalaması 136.69±22.14, ölçeğin alt boyut puan ortalamaları sırasıyla; iş doyumu 27.54±8.55, ekip çalışması 32.94±8.29, güvenlik iklimi 15.86±4.21, yönetim anlayışı 21.51±5.40, stresi tanımlama 13.61±4.40 ve çalışma koşulları18.72±3.41 olarak belirlendi. Hemşirelerin çalışma ortamı ölçeği toplam puan ortalamasının 84.51±12.02 olduğu ve hasta güvenliği tutum ölçeği toplam puanı ile çalışma ortamı ölçeği toplam puanları arasında %38 pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu belirlendi. Araştırma sonucunda acil hemşirelerinin hasta güvenliği tutumlarının orta düzeyde olduğu ve çalışma ortamlarının hasta güvenliği tutumlarını pozitif yönde etkilediği saptandı. Anahtar Kelimeler: Acil servis, Hemşire, Hasta güvenliği, Çalışma ortamı

Nuriye Kizir
Ege University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Abdominal cerrahi geçiren hastaların ameliyat sonrası ayağa kalkma deneyimlerinin ağrı ve anksiyete düzeylerine etkisi

Araştırma, abdominal cerrahi uygulanan hastaların ameliyat sonrası ilk ayağa kalkma deneyimlerinin ağrı ve anksiyete düzeylerine etkisini incelemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini 02.11.2015-31.01.2016 tarihleri arasında, Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği'nde abdominal cerrahi uygulanan hastalardan araştırmaya katılmayı kabul eden 124 hasta oluşturmuştur. Veriler Taşdemir N. ve Özbayır T. tarafından literatür bilgilerine dayanarak hazırlanan veri toplama formu aracılığı ile hastalarla yüz yüze görüşülerek toplanmıştır. Formun birinci kısmında yer alan veriler; hasta ilk ayağa kalkmadan önce hasta yatağında iken (A) ve ikinci kısımda hasta ayağa kalktıktan sonra (B) toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde; SPSS for Windows ( The Statistical Package for Social Sciences ) programında sayı, yüzde, ortalama, t testi, ki kare testi ve ileri analiz yöntemleri kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen sonuçlara göre; araştırmaya katılanların % 39,5'i kadın % 37,9'nun 39 -59 grubunda ve %37,9'unun 60-74 yaş grubunda olduğu belirlenmiştir. Hastaların %38,7' sinin kolon ameliyatı olduğu, %69,4' ünün ASA değerinin 2 olduğu saptanmıştır. Hastaların %58,1'inin ameliyattan 9-14 saat sonra ilk kez ayağa kalktıkları saptanmıştır. Hastaların %52,4' üne intravenöz analjezi (IV), uygulandığı ve %45,2'sinin analjezi uygulandıktan 1-3 saat sonra ilk ayağa kalkma deneyimlerini yaşadıkları saptanmıştır. Araştırmaya katılan hastaların %24,2' sinin ameliyat sonrası ilk ayağa kalkma öncesi ağrısı olmadığı, ilk ayağa kalkma sonrası bu oranın %11,3 olduğu ve %35,5' inin ameliyat sonrası ilk ayağa kalkma öncesi anksiyetesinin olmadığı, ilk ayağa kalkma sonrası bu oranın %37,1 olduğu saptanmıştır. Hastaların %59,7' sine ameliyat öncesi, ameliyat sonrası ilk ayağa kalkma hakkında bilgi verildiği ve bilgi veren kişilerin %42,7' sinin hemşireler olduğu görülmüştür. Hastalar ilk kez ayağa kalkarken %44,4' ü personelden destek aldıkları belirtmişlerdir. Hastaların ameliyat sonrası %16,1' inin sadece ayağa kalktığı, %29,8' inin 3-10 adım yürüyebildiği tespit edilmiştir. Hastalardan ilk ayağa kalkma sonrası hissettiklerini ifade etmeleri istenmiştir. Hastaların %52,4' ünün ameliyat sonrası ilk kez ayağa kalkma sırasında sorun yaşadığı ve bu sorunlar arasında en çok baş dönmesi ve bulantı şikayeti olduğu saptanmıştır. Araştırma kapsamına alınan hastaların ayağa kalkma öncesi ağrı düzeyi ortalaması 4,0 iken; sonrası 5,81 (p<0,05), ayağa kalkma öncesi anksiyete düzeyi ortalaması 3,98 iken, ayağa kalkma sonrası 2,95 (p<0,05), ayağa kalkma öncesi sistolik kan basıncı ortalaması 126,93 iken; sonrası 131,13 (p<0,05), ayağa kalkma öncesi diyastolik kan basıncı ortalaması 74,29 iken, sonrası 77,53 (p<0,05), ayağa kalkma öncesi nabız değerleri ortalaması 80,33 iken, sonrası 82,78 (p<0,05) ve ameliyat sonrası ilk kez ayağa kalkmadan önce solunum sayıları ortalaması 22,68 iken, sonrası 22,80 (p>0,05) saptanmıştır. Hastaların ilk ayağa kalkma deneyimleri sonrası nabız ve tansiyon değerleri yükselmiştir. Hastaların yaş grupları, cinsiyetleri, tanı grupları ile ameliyat sonrası ilk ayağa kalkma süreleri arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır (p>0,05). Hastaların ilk yürüme mesafeleri ile ameliyat sonrası ilk ayağa kalkma sırasında/sonrasında ağrı ve anksiyete puanları karşılaştırıldığında da istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunamamıştır (p>0,05). Araştırma sonucuna göre; abdominal cerrahi geçiren hastaların ilk ayağa kalkma deneyimlerinin, ağrı ve anksiyete düzeylerine etkisi vardır. Ayağa kalkma deneyimi hastalar için ağrı ve anksiyete oluşturan bir durumdur. Bu durum hasta güvenliği açısından da risk oluşturmaktadır. Ameliyat sonrası yaşam bulgularının sık ölçülmesinin ve hastaların ilk ayağa kalkma deneyimleri sırasında yaşadıkları sorunları dile getirmelerinin hastada gelişen ya da gelişebilecek durumlar hakkında hemşire ve sağlık ekibine erken dönemde bilgi vereceği düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: İlk ayağa kalkma; ağrı; anksiyete; hasta deneyimi; hemşirelik.

Merve Önen Girgin
Ege University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Koroner arter baypas greft ameliyatı geçiren yaşlı hastaların enflamasyon, fonksiyonel durum değişiklikleri, kilo kaybı ve yaşam kalitesinin incelenmesi

ÖZET Tanımlayıcı olarak yapılan bu araştırmanın amacı koroner arter baypas greft ameliyatı geçiren hastaların enflamasyon, fonksiyonel durum değişiklikleri, kilo kaybı ve yaşam kalitesinin incelenmesidir. Araştırma 13.02.2017-22.05.2017 tarihleri arasında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Kalp Damar Cerrahisi Kliniği'nde yürütüldü. Araştırmanın örneklemini 13.02.2017-22.05.2017 tarihleri arasında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Kalp Damar Cerrahisi Kliniği'nde açık kalp ameliyatı tekniği ile koroner arter baypas greft ameliyatı geçiren 65 yaş üstü 64 gönüllü ve bilinçli hastalar oluşturdu. Veriler, hastalar ameliyat için hastaneye kabul edildiklerinde ve ameliyattan sekiz hafta sonra uygun bir zamanda yüz yüze görüşme tekniği kullanılarak toplandı. Anket formu sosyodemografik, tıbbi durum, fonksiyonel durum, kilo kaybı ve yaşam kalitesi başlıklı beş bölümden oluştu. Veriler SPSS for Windows 20.0 paket programı kullanılarak analiz edildi. Tanımlayıcı istatistikler ve normal dağılım gösteren parametrelerin gruplar arası karşılaştırmalarında Student's t test kullanıldı. Normal dağılım göstermeyen parametrelerin gruplar arası karşılaştırmalarında Wilcoxon İşaretli Sıra Testi ve Korelasyon analizi kullanıldı. Çalışmanın sonunda hastaların ameliyat öncesi C-Reaktif Protein (CRP) değeri medyanı 1.93, çeyrekler arası aralığı 5.73 (min=0.04, mak=24.82)mg/dl iken, ameliyat sonrası 8. haftada medyanı 6.66, çeyrekler arası aralığı 18.22 (min=0.08, mak= 34.52) mg/dl'dir. Ameliyat öncesi prokalsitonin değeri medyanı 0.37 çeyrekler arası aralığı 0.79 (min=0.02, mak=34.57) pg/dl iken, ameliyat sonrası 8. haftada medyanı 0.66, çeyrekler arası aralığı 0.51 (min=0.04, mak=31,89) pg/dl'dir. Ameliyat öncesi lökosit değeri medyanı 14.4, çeyrekler arası aralığı 12.77 (min=4.22, mak=21.85) 10^3/µL iken, ameliyat sonrası 8. haftada medyanı 10.15, çeyrekler arası aralığı 3.88 (min=3.09, mak=86.80) 10^3/µL'dir. Ameliyat öncesi nötrofil değeri medyanı 69.35, çeyrekler arası aralığı 21.55 (min=4.16, mak=90.90) g/dl iken, ameliyat sonrası 8. haftada medyanı 76.0, çeyrekler arası aralığı 19.75 (min=0.45, mak=90.10). Ameliyat öncesi lenfosit medyanı 17.15, çeyrekler arası aralığı 19.63 (min=1.12, mak=45.90) g/dl iken, ameliyat sonrası 8. haftada medyanı 14.40, çeyrekler arası aralığı 12.77 (min=1, mak=38.80) g/dl'dir. Ameliyat öncesi günlük yaşam aktiviteleri (GYA) ölçek medyanı 18, çeyrekler arası aralığı 0 (min=16, mak=18) puan iken, ameliyat sonrası 8. haftada medyanı 17, çeyrekler arası aralığı 2 (min=12, mak=18) puandır. Ameliyat öncesi enstrümental günlük yaşam aktiviteleri (EGYA) ölçek puan medyanı 21, çeyrekler arası aralığı 3 (min=13, mak=24) puan iken, ameliyat sonrası 8. haftada medyanı 16, çeyrekler arası aralığı 5 (min=9, mak=21) puandır. Ameliyat öncesi kilo ortalamaları 72.87±8.07 (Min:57, Maks:95) kilogram (kg) iken, ameliyat sonrası 8. haftada 71.00±7.95 (min:54, maks:91) kilogramdır. Ameliyat öncesi mini beslenme değerlendirme testi medyanı 24.25, çeyrekler arası aralığı 2.65 (min=18.50, mak=28.00) puan iken, ameliyat sonrası 8. haftada medyanı 22, çeyrekler arası aralığı 4 (min=14, mak=27) puandır. Ameliyat öncesi SF-12 yaşam kalitesi ölçeğinin fiziksel bileşeni medyanı 43.81, çeyrekler arası aralığı 7.16 (min=31.64, mak=54.75) puan iken, ameliyat sonrası 8. Haftada medyanı 38.77, çeyrekler arası aralığı 7.83 (min=32.89, mak=51.84) puandır. Ameliyat öncesi SF-12 yaşam kalitesi ölçeğinin mental bileşeni medyanı 42.25, çeyrekler arası aralığı 7.95 (min=31.11, mak=57.37) puan iken, ameliyat sonrası 8. Haftada medyanı 48.65, çeyrekler arası aralığı 9.05 (min=29.13, mak=60.12) puandır. Hastaların CRP değeri (z=-4.539, p=0.0001), prokalsitonin değeri (z=-2.699, p=0.007), lökosit değeri (z=-2.451, p=0.014), GYA puanı (z=-5.429, p=0.0001), EGYA puanı (z=-6.964, p=0.0001), kilosu (t=9.563, p=0.0001), mini beslenme değerlendirme puanı (z=-6.063, p=0.0001), SF-12 yaşam kalitesi ölçeği fiziksel bileşen puanı (z=-4.247, p=0.0001), SF-12 yaşam kalitesi ölçeği mental bileşen puanı (z=-4.133, p=0.0001) ameliyat öncesi ve ameliyat sonrası 8. haftada karşılaştırıldığında aralarında istatiksel olarak anlamlı bir fark bulundu. Hastaların nötrofil değeri (z=-1.418, p=0.156) ve lenfosit değeri (z=1.416, p=0.157) ameliyat öncesi ve ameliyat sonrası 8. haftada karşılaştırıldığında ise istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı. Koroner arter baypas greft ameliyatı geçiren yaşlı hastaların ameliyat öncesine göre ameliyat sonrası 8. haftada enflamasyon belirteçlerinden CRP, prokalsitonin, nötrofil değerlerinin arttığı, lökosit ve lenfosit değerlerinin azaldığı, fonksiyonel durumda düşüş olduğu, beslenmede hafif malnütrisyon olduğu, kilo kaybı yaşadığı ve bunlara bağlı olarakta yaşam kalitesinin azaldığı saptandı. Anahtar Kelimeler: Kalp ameliyatı, yaşlı hasta, enflamasyon, fonksiyonel durum, kilo kaybı, yaşam kalitesi

Hatice Eda Yoltay
Ege University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Ameliyat sonrası bulantı kusmaya etki eden risk faktörlerinin değerlendirilmesi

ÖZET AMELİYAT SONRASI BULANTI KUSMAYA ETKİ EDEN RİSK FAKTÖRLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ Tanımlayıcı olarak yapılan bu araştırmanın amacı, ameliyat sonrası dönemde ortaya çıkan bulantı kusmanın değerlendirilmesidir. Araştırma Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı, Göğüs Cerrahisi Anabilim Dalı, Kalp Damar Cerrahisi Anabilim Dalı, Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı, Nöroşirürji Anabilim Dalı, Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı, Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Anabilim Dalı, Üroloji Anabilim Dalı, Organ Nakli Araştırma ve Uygulama Merkezi kliniklerinde 01.06.2016–31.07.2016 tarihleri arasında yürütüldü. Araştırmanın örneklemini 01.06.2016–31.07.2016 tarihleri arasında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi 9 cerrahi kliniğinde ameliyat olan 18 yaş üstü, bilinçli ve Amerikan Anesteziyoloji Derneği [AmericanSociety of Anesthesiologists (ASA)] I-II sınıflama kriterlerine uyan gönüllü 242 hasta oluşturdu. Araştırmanın verileri hastanın ameliyattan önce hastaneye yattığı uygun bir zamanda araştırmanın konusu hakkında hasta bilgilendirilerek yazılı izin alındıktan sonra, ameliyattan sonra ki ilk 24 saat hasta dosyaları incelenerek ve hastalar ile yüz yüze görüşme tekniği kullanılarak toplandı. Bilgilendirme ve Onam Formu alındıktan sonra verilerin toplanmasında literatür doğrultusunda hazırlanan 'Hasta Tanıtım Formu' ve ameliyat öncesi değerlendirme ile ameliyat sonrası değerlendirmeleri içeren 'Hasta Değerlendirme Formu' kullanıldı. Hasta Tanıtım Formu ile hastanın klinik bilgileri, yaşı, cinsiyeti, boyu, kilosu, Beden Kitle İndeksi (BKİ), öğrenim durumu, medeni durumu, sosyal güvencesi, ek hastalığı, sigara ve alkol kullanımı, yolculuk sırasında ki bulantı ve kusma deneyimi, daha önceki cerrahi girişimleri, daha önceki cerrahi girişimler sonrası bulantı-kusma deneyimi, bu deneyime yönelik girişimleri değerlendirilmektedir. Hasta Değerlendirme Formu ile; premedikasyon uygulaması, ameliyata ilişkin kaygı/korku/endişesi, ameliyat öncesi açlık süresi, ameliyat öncesi narkotik, antibiyotik ve antiemetik kullanımı sorgulanacaktır. Ameliyat sonrası bulantı kusmanın gelişiminin tahmini için kadın cinsiyeti, ameliyat sonrası bulantı kusma öyküsü veya taşıt tutma hikayesi, sigara içmeme, ameliyat sonrası opioid kulanımı gibi risk faktörlerini içeren Apfel Bulantı Kusma Risk Skoru ve ameliyatın süresi>60 dk., kadın cinsiyeti, taşıt tutma veya ameliyat sonrası bulantı kusma öyküsü, sigara içmeme risk faktörlerini içeren Koivuranta Bulantı Kusma Risk Skoru kullanılarak hastanın ameliyat öncesi bulguları değerlendirilmiştir. Ameliyatın yeri, ameliyatın süresi, kullanılan anestezik ajanlar, ağrı için uygulanan tedavi, ameliyat sonrası oral alım saati, yoğun bakımda/ayılma ünitesinde kalma süresi, ameliyat sonrası yatış pozisyonu, bulantı kusma olduğunda verilmiş özel bir yatış pozisyonu olup olmadığı, bulantının olup olmadığı, bulantı oldu ise süresi, bulantıya yönelik uygulanan tedavi, bulantıya yönelik uygulanılan/kullanılan ilaç dışı yöntem olup olmadığı, kusma olup olmadığı, öğürme olup olmadığı, ameliyat sonrası ilk 2 saat, ameliyat sonrası 3-6 saat aralığı, ameliyat sonrası 7-24 saat zaman aralıklarında şiddeti 0 ile 10 cm arasında derecelendirilen Visual Analog Skala (VAS) ile hastanın ağrı şiddeti, aktiviteler sırasında ki ağrı şiddeti, dinlenme halinde ki ağrı şiddeti, kaygı/endişe/korku düzeyi, yorgunluğunun derecesi, bulantının şiddeti, bulantının en kötü şiddeti, aktivite sırasında ki bulantı şiddeti, dinlenme halinde ki bulantı şiddeti, öğürme/kusma şiddeti ve öğürme/kusmanın en kötü şiddeti derecelendirilmiştir. Araştırma kapsamındaki veriler Statistical Package For Social Science (SPSS) 22.0 programında değerlendirildi. Hastalar ile ilgili tanıtıcı bilgiler sayı, yüzde ve ortalama olarak verildi. Verilerin normal dağılıma uygunluğu Shapiro Wilk Testi ile değerlendirildi. Normal dağılım göstermeyen değişkenlerde Kruskal-Wallis-H Testi, Spearman Korelasyon Analizi, oluşturulan çapraz tabloların analizinde Pearson Ki-kare ve Fisher's Kesin Ki-kare analizleri kullanıldı. Tüm sonuçlar için p<0.05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Çalışma sonunda, araştırma kapsamına alınan hastaların %45.9'unun (n=111) bulantı yaşadığı, ameliyat sonrası dönemde bulantı yaşayan hastaların %46.9'unun (n=52) 2 kez bulantı yaşadığı, %92.8'inin (n=103) bulantı süresinin 0-5 dakika arasında sürdüğü, %99.1'inin (n=110) değişen nitelikte bulantı yaşadığı saptandı. Ameliyat sonrası dönemde bulantı yaşayan hastaların %81.1'inin (n=90) bulantı sonrası ilaç kullanmadığı saptandı. Araştırma kapsamına alınan hastaların ameliyat sonrası dönemde %23.6'sının (n=57) kusma yaşadığı, kusma yaşayan hastaların %54.4'ünün (n=31) 1 kez kusma yaşadığı saptandı. Araştırma kapsamına alınan hastaların Apfel risk skoru ortalaması 1.88 + 1.16 (min:0, max:4) olarak saptandı. Araştırma kapsamına alınan hastaların Koivuranta risk skoru ortalaması 2.35 + 1.07 (min:0, max:5) olarak saptandı. Yapılan Kruskal Wallis Testi sonuçlarına göre; ameliyat sonrası bulantı ve kusmanın Apfel risk skoru kullanımı ile arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu saptandı (x2: 36.301, 35.302, p:0.000). Yapılan Kruskal Wallis Testi sonuçlarına göre; ameliyat sonrası bulantı ve kusmanın Koivuranta risk skoru kullanımı ile arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu saptandı (x2: 36.552, 36.523, p:0.000). Hastaların cinsiyetleri ile ameliyat sonrası bulantı görülme arasında anlamlı bir ilişki olmadığı (x2: 2.133, p:0.144), ameliyat sonrası kusma görülme arasında anlamlı bir ilişki olduğu saptandı (x2: 11.134, p:0.001). Hastaların sigara kullanımları ile ameliyat sonrası bulantı görülme arasında anlamlı bir ilişki olduğu (x2: 9.089, p:0.003), ameliyat sonrası kusma görülme arasında anlamlı bir ilişki olmadığı saptandı (x2: 2.900, p:0.089). Hastaların ek hastalıkları ile ameliyat sonrası bulantı görülme arasında anlamlı bir ilişki olduğu (x2: 10.020, p:0.002), ameliyat sonrası kusma görülme arasında anlamlı bir ilişki olmadığı saptandı (x2: 1.231, p:0.267). Hastaların taşıt tutması yaşaması ile ameliyat sonrası bulantı görülme arasında anlamlı bir ilişki olduğu (x2: 21.358, p:0.000), ameliyat sonrası kusma görülme arasında anlamlı bir ilişki olduğu saptandı (x2: 12.513, p:0.000). Hastaların daha önce ameliyat geçirmiş olmaları ile ameliyat sonrası bulantı görülme arasında anlamlı bir ilişki olduğu (x2: 6.935, p:0.008), ameliyat sonrası kusma görülme arasında anlamlı bir ilişki olmadığı saptandı (x2: 2.339, p:0.126). Hastaların daha önceki ameliyatlarında bulantı yaşama durumları ile ameliyat sonrası bulantı görülme arasında anlamlı bir ilişki olmadığı (x2: 1.306, p:0.253), ameliyat sonrası kusma görülme arasında anlamlı bir ilişki olduğu saptandı (x2: 10.542, p:0.001). Hastaların ameliyat öncesi kaygı-korku yaşamaları ile ameliyat sonrası bulantı görülme arasında anlamlı bir ilişki olduğu (x2: 27.894, p:0.000), ameliyat sonrası kusma görülme arasında anlamlı bir ilişki olduğu saptandı (x2: 12.407, p:0.000). Hastaların ameliyat süreleri ile ameliyat sonrası bulantı görülme arasında anlamlı bir ilişki olmadığı (x2: 2.100, p:0.224), ameliyat sonrası kusma görülme arasında anlamlı bir ilişki olmadığı saptandı (p:0.174). Anestezi tipi ile ameliyat sonrası bulantı görülme arasında anlamlı bir ilişki olmadığı (x2: 0.000, p:1.000), ameliyat sonrası kusma görülme arasında anlamlı bir ilişki saptandı (x2: 5.476, p:0.019). Hastaların ameliyat sırasında opioid kullanımı ile ameliyat sonrası bulantı görülme arasında anlamlı bir ilişki olmadığı (x2: 0.808, p:0.369), ameliyat sonrası kusma görülme arasında anlamlı bir ilişki olmadığı saptandı (x2: 1.853, p:0.173). Hastaların ameliyat sonrasında opioid kullanımı ile ameliyat sonrası bulantı görülme arasında anlamlı bir ilişki olduğu (x2: 18.051, p:0.000), ameliyat sonrası kusma görülme arasında anlamlı bir ilişki olduğu saptandı (x2: 20.285, p:0.00). Sonuç olarak; hastaların ameliyat sonrası dönemde bulantı ve/veya kusma yaşadığı, ASBK'yı hastaya ve anesteziye özgü faktörlerin etkilediği ve Apfel ve Koivuranta risk skorları sonuçları ile hastaların erken dönemde ASBK risk sonuçlarının belirlenebildiği saptandı. Anahtar Kelimeler: Bulantı kusma, ameliyat sonrası bulantı kusma, hemşirelik

Sinem Geçit
Ege University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

İntörn öğrencilerin cerrahi kliniklerde karşılaştığı problemler, kontrol odağı ve problem çözme becerilerinin incelenmesi

İNTÖRN ÖĞRENCİLERİN CERRAHİ KLİNİKLERDE KARŞILAŞTIĞI PROBLEMLER, KONTROL ODAĞI VE PROBLEM ÇÖZME BECERİLERİNİN İNCELENMESİ Amaç: Bu araştırma intörn öğrencilerin cerrahi kliniklerde karşılaştığı problemler, kontrol odağı ve problem çözme becerilerinin incelenmesi amacı ile yapılan tanımlayıcı kesitsel bir çalışmadır. Gereç ve Yöntem: 2015-2016 eğitim öğretim yılında cerrahi hastalıkları hemşireliği intörn öğrencisi olan 257 öğrenci araştıranın evrenini, araştırma kapsamına katılmaya gönüllü olan 188 öğrenci ise araştırmanın örneklemini oluşturdu. Verilerin toplanmasında birey tanıtım formu, Problem Çözme Ölçeği (PÇÖ) ve İç-Dış Kontrol Odağı Ölçeği (RİDKOÖ) kullanıldı. Veriler SPSS 18.00 programı kullanılarak analiz edildi. Verilerin değerlendirilmesinde sayı, yüzde, Mann-Whitney U ve Kruskal-Wallis Testi kullanıldı. Bulgular: İntörn öğrencilerin %29.3'ünün cerrahi kliniklerde problem yaşadığı, problem yaşayan öğrencilerin %56.4'ünün mesleki problemler yaşadığı belirlendi. Öğrencilerin Problem Çözme Ölçeği puan ortalaması 107.08±17.30' (Problem çözme becerisi yüksek), Kontrol Odağı Ölçeği puan ortalaması ise 132.47±17.06 (İç kontrol odağı inancı yüksek) bulundu. Ölçeklere ilişkin korelasyon analizi yapıldığında, ölçekler arasında %95'lik önem seviyesinde zayıf, pozitif yönde anlamlı ilişki (r=0.284) bulundu (p<0.001*). Buna göre, Problem Çözme Ölçeği puan ortalaması artan öğrencilerin Kontrol odağı ölçeği puan ortalamaları düşük düzeyde anlamlı olarak artmaktadır. Sonuçlar: Sonuç olarak intörn öğrencilerin cerrahi kliniklerde büyük bir kısmının problem yaşamadığı, problem yaşayan öğrencilerin genellikle mesleki problemler yaşadığı belirlendi. Öğrencilerin iç kontrol odağı inancının yüksek olduğu ve buna bağlı olarak da problem çözme becerilerinin yüksek olduğu belirlendi. İntörn öğrencilerin iç kontrol odağı inancının yüksek olması gelecekte hemşirelik mesleğini yapacak öğrencilerin problemler karşısında gereken hassasiyeti göstereceği ve problem çözme konusunda etkin davranabilecekleri sonucunu gösterebilir. Anahtar Kelimeler: Cerrahi Hastalıkları Hemşireliği, İntörn Öğrenci, Kontrol Odağı, Problem Çözme

Damla Alkan
Ege University · Institute of Health Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Stoma bakımı eğitiminde üç farklı yöntemin hemşirelik öğrencilerinin bilgi ve beceri düzeylerine etkisi

Amaç Bu araştırma stoma bakımı eğitiminde kullanılan standardize hasta, manken temelli benzetim ve geleneksel yöntemin hemşirelik öğrencilerinin bilgi ve beceri düzeylerine etkisini belirlemek amacıyla yapıldı. Yöntem Araştırma üç aşamadan oluşmaktadır. İlk aşamada "Benzetime Dayalı Öğrenme Değerlendirme Ölçeği"nin geçerlik ve güvenirliği değerlendirildi. Veriler, 20-30 Eylül 2016 tarihlerinde Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi SBF Hemşirelik Bölümü'nde okuyan (n=185) öğrencilerden toplandı. İkinci aşamada üç farklı yöntemin öğrencilerin bilgi ve beceri düzeylerine etkisi incelendi. Deney grubunu Eylül 2016-Şubat 2017 tarihlerinde Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi SBF Hemşirelik Bölümü Cerrahi Hastalıklar Hemşireliği Dersi alan öğrenciler (Standardize hasta=32, Manken Temelli Benzetim=32), kontrol grubunu Ekim- Kasım 2016 tarihlerinde Dokuz Eylül Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi'nde benzer dersi alan öğrenciler oluşturdu (Geleneksel Yöntem=34). Veriler, Stoma Beceri Formu, Stoma Bilgi Formu deney grubunda senaryo uygulamaları sonrasında Benzetime Dayalı Öğrenme Değerlendirme Ölçeği ile toplandı. Üçüncü aşamada öğrencilerin hastane ortamındaki beceri düzeyleri incelendi. Deney Grubu verileri Ekim 2016- Şubat 2017 tarihlerinde İstanbul'da bulunan üç üniversite hastanesi ve bir eğitim araştırma hastanesinden toplanırken kontrol grubunda Şubat 2017- Nisan 2017 tarihlerinde İzmir'de bulunan bir üniversite hastanesinden toplandı. Veriler, Stomalı Birey Tanılama Formu, Stoma Beceri Formu ve Hastaya Müdahalede Kendine Güven/Yeterlilik Ölçeği ile toplandı. Bulgular Ölçek geçerlik ve güvenirlik aşamasında, toplamda 185 öğrenciden veri toplandı. Uzman görüşleri sonucu Kapsam Geçerliği İndeksi 0,890, Cronbach's Alpha 0,957 olarak saptandı. KMO örneklem yeterlilik değeri 0,930, doğrulayıcı faktör analizi tüm uyum indeksleri doğrultusunda, modelin uyumluluğu iyi derecede bulundu. Geleneksel yöntemle stoma bakımını öğrenen grupta ön ve son test stoma bilgi düzeyi puanı, diğer gruplara göre anlamlı düzeyde düşük görüldü (p=0,001; p=0,001; p<0,01). Standardize hasta olan grubun son test puanları manken temelli benzetim grubundan anlamlı düzeyde yüksek görüldü (p=0,032; p<0,05). Geleneksel yöntemle stoma bakımını öğrenen grubun beceri düzeyi puanı, diğer gruplara göre anlamlı düzeyde düşük görüldü (p=0,001; p=0,001; p<0,01). Standardize hasta ve manken temelli benzetim gruplarının beceri puanları arasında anlamlı farklılık görülmedi (p>0,05). Standardize hasta grubunun Benzetime Dayalı Öğrenme Değerlendirme Ölçeği "İletişim" alt boyutu puanları, manken temelli benzetim grubuna göre anlamlı düzeyde yüksek belirlendi (p=0,048; p<0,05). Standardize hasta ve manken temelli benzetim gruplarının hastane ortamında beceri düzeyi puanları arasında anlamlı farklılık görülmezken (p>0,05), geleneksel yöntem grubunun anlamlı düzeyde düşük görüldü (p=0,001; p=0,001; p<0,01). Hastane ortamında standardize hasta ve manken temelli benzetim gruplarının kendine güven/yeterlilik algıları arasında farklılık görülmedi (p>0,05). Geleneksel yöntemle öğrenen grupta ölçek "Klinik Uygulama" alt boyut puanı, diğer gruplara göre anlamlı düzeyde düşük belirlendi (p=0,002; p=0,008; p<0,01). Sonuç Araştırma kapsamında benzetime dayalı öğrenme sonuçlarını ve senaryolarının etkinliğini değerlendiren "Benzetime Dayalı Öğrenme Değerlendirme Ölçeği" Türkiye'de geçerli ve güvenilir bir araç olduğu belirlendi. Standartlara uygun olarak yapılandırılmış ve gerçeklik düzeyi arttırılmış benzetime dayalı öğretim tekniklerinin bilgi ve becerinin pekiştirilmesinde etkili olduğu, klinik uygulama ortamında beceriyi geliştirdiği ve beceri uygulaması sırasında özgüveni arttırdığı belirlendi. Benzetime dayalı öğretim sırasında gerçekliğin arttırılması öğrencinin klinik ortama hazırlanmasında ve yetkinlik kazandırılmasında yardımcıdır.

Yasemin Uslu
Ege University · Institute of Health Sciences
2017
00