Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
Anabilim Dalı

Mühendislik Bilimleri Anabilim Dalı

Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty

83

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

50 Tez
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Mikroişlemcilerde üretilen değerlerin genişliklerini tahmin etmek için donanım tasarımı

Mikroislemcilerde üretilen degerlerin büyük bir bölümü yazmaç büyüklügünden daha az sayıda bit ile ifade edilebilen dar degerlerden olusmaktadır. Dar degerlerden yararlanarak islemcinin basarımını artırmaya veya güç tüketimi azaltmaya yönelik pek çok çalısma bulunmaktadır. Daha önce önerilen bu yöntemlerin daha iyi çalısmasını saglamak amacıyla, islemcide üretilen degerlerin genisliklerini tahmin eden etkili tahmin birimleri tasarlanmıstır. Tez çalısması kapsamında olusturulan bu tahmin birimlerinin tasarımında bellek esleme yöntemlerinden Dogrudan Esleme, Tam liskili Esleme ve Kümeli liskili Esleme yöntemleri ile yer degistirme algoritmalarından lk Giren lk Çıkar, En Uzun Zamandır Kullanılmayan ve Rasgele Seçim algoritmaları kullanılmıstır. Bu tahmin birimleri bir x86 mikroislemci benzestiricisi olan MSIM üzerinde SPEC 2000 sınama programları kullanılarak benzetilmis ve tahmin birimi tasarımlarının basarımları karsılastırılmıstır.

BenzetimMikroişlemciler
Hatice Şeyma Ülker
TOBB Economics and Technology University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2007
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bır takım döner-kanat platformunun yabancı iha sistemlerini etkisiz hale getirmesi

Günümüzde dron teknolojisinin hızla gelişmesi ve yaygınlaşması, özellikle modern harp sahalarında yeni tehdit senaryolarının ortaya çıkmasına neden olmuştur. Düşük maliyetli ve kolayca tedarik edilebilen dronların, koordineli sürüler halinde kullanılması, mevcut hava savunma sistemleri için ciddi zorluklar oluşturmaktadır. Bu tür tehditlere karşı etkili çözümler geliştirilmesi kritik bir ihtiyaç haline gelmiştir. Bu tez çalışmasında, düşman dron sürülerini kinetik yöntemlerle etkisiz hale getirmek amacıyla geliştirilmiş bir karşı-dron sürü sistemi önerilmiştir. Önerilen sistem, üç temel aşamadan oluşmaktadır. İlk aşamada, önleyici dronlar uzlaşma tabanlı formasyon kontrolü kullanarak koordineli bir şekilde hedef bölgeye doğru hareket eder. İkinci aşamada, hedef dron sürüsüne yaklaşıldığında, K-means kümeleme algoritması ile hedef dronların dağılımı analiz edilerek önleyici sürü optimal sayıda alt gruplara bölünür ve angajman için en uygun pozisyonları alır. Üçüncü aşamada ise, Greedy algoritması ile hedef atama yapılarak her önleyici dron, Kalman filtresi tabanlı durum kestirimi ve Proportional Navigation algoritmasını kullanılarak atanan hedefe yönlendirilir. Sistemin performansı, altı önleyici drona karşı altı hedef dron içeren senaryolarda, dron dinamikleri kullanılarak MATLAB ortamında modellenmiş ve simüle edilmiştir. Önerilen alt gruplara bölünme stratejisinin etkinliğini kanıtlamak amacıyla kapsamlı Monte Carlo simülasyonları gerçekleştirilmiştir. Bu simülasyonlarda, farklı hedef dağılım genişliklerinde alt gruplama stratejisi açık ve kapalı olmak üzere iki senaryo paralel olarak test edilmiştir. Simülasyon sonuçları, alt gruplara bölünme stratejisinin doğrudan angajman yaklaşımına kıyasla belirgin avantajlar sağladığını göstermiştir. Test edilen tüm senaryolarda, alt gruplama stratejisi ile enerji tüketiminde önemli ölçüde azalma, önleme sürelerinde iyileşme, angajman geometrisinde iyileşme ve sürü içi çarpışma riskinin azaldığı gözlemlenmiştir.

Egemen Türkgenci
TOBB Economics and Technology University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

IFF cevaplayıcılara GPS'ten bağımsız olarak IFF sorgulayıcıları ile konum bilgisi sağlanması

Küresel Konumlandırma Sistemi (GPS) sistemleri hava platformları açısından kritik öneme sahiptir ve hava platformlarında uçuş dinamiklerinin birçoğu bu sistem tarafından sağlanan konum bilgisine dayanmaktadır. Ancak bu sistem düşük RF sinyal seviyeleri ile çalıştığı için karıştırma/aldatma taarruzlarından kolaylıkla etkilenebilmektedir. Bu nedenle bazı bölgelerde platform taarruza maruz kalıp konum bilgisini kaybederek uçuş güvenliği tehlikeye girebilmektedir. Tez kapsamın platforma alternatif küresel konum bilgisini IFF sistemi üzerinden hava platformuna iletimi üzerine yöntem geliştirilmiştir. Yöntem geliştirilirken IFF sisteminin hava trafik kontrol radarlarındaki çalışma dinamikleri analiz edilmiştir. Bu bağlamda hava trafik kontrol radarının IFF işletim senaryoları ters düşmeyecek şekilde ve geriye dönük uyumlu (backward compatible) bir şekilde konum bilgisi transfer yöntemi geliştirilmiştir. Ayrıca bu yöntem içerisinde efektif kodlama yöntemi geliştirilmiş olup sonuçlar analiz edilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre küresel konum bilgisini efektif bir şekilde düşük belirsizlik değerleri ve yüksek çözünürlükle transfer edilebileceği gösterilmiştir.

Mehmet Akif Çelik
Hacettepe University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yağmur suyunun ulusal ve uluslararası standartlara göre içme suyu olarak kullanılma esasları

Teknolojideki gelişmeler, sanayileşme, insanın yaşam konforunu arttırırken beraberinde doğal kaynakların hızlı tüketimi ve nüfus artışı ile birlikte iklim değişikliğine sebep olmuştur. Dünyadaki yaşamın sürdürülebilir kaynaklarla devamı neredeyse imkânsız hale gelmiştir. Bu sebeple Birleşmiş Milletler 21. Yüzyıl'da sürdürülebilirlik seferberliği ilan etmiştir. Gelecek nesillere sağlıklı bir dünya bırakabilmenin; tüm ülkelerin katkısıyla, doğal kaynakların kullanım kapasitelerini aşmayarak, fakirliğin ortadan kaldırılarak ve hakça bir düzen kurulması ile gerçekleşebileceği düşünülmektedir. Tatlı su kaynaklarının sürdürülebilir olması, yerküreye yağmur ve kar olarak düşen suyun kullanılması ile mümkündür. İklim değişikliği yağış durumlarında değişikliğe neden olmuş, kış ayları yağışlı geçmekte, yaz ayları da kısa süreli ve şiddetli yağışlı şekilde ve uzun süren sıcak ve yağışsız geçen günlere dönüşmüştür. Böylece dünyanın insan kaynaklı yeni bir iklim dönemine girdiğini anlaşılmaktadır. Bu dönemin en belirgin özelliği giderek yaygınlaşan fırtınalar, şiddetli yağışlar, seller, toprak erozyonu ve çölleşmenin genişlemesidir. Yağmur suyunun toplanılması ve ulusal yada uluslararası standartlara göre arıtılması ile elde edilen temiz suyun içme suyu olarak kullanılması sağlanmalıdır. Bu sayede çatımıza yağan yağmur suyunun boşa gitmesi önlenecektir.

Muhammet Enes Düzülütaş
İstanbul Arel University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Süreç yönetiminin hizmet kalitesine etkisi: Havayolu taşımacılığında bir uygulama

Günümüzde gerek iş hayatının gerekse kişisel ihtiyaçların değişmesi neticesinde seyahat etme sıklığında ve talebinde artışlar yaşanmaktadır. Diğer ulaşım türlerine nispeten hızlı ve güvenli olması nedeniyle havayolu sektörü son 30 yılda ivme kazanan bir büyüme göstermektedir. Havayolu işletmeleri sundukları hizmetleri yolcu ihtiyaç ve beklentileri doğrultusunda ne kadar yüksek seviyede tutabilir ise bu yönde farklılaşıp sektörde ön plana çıkmaktadırlar. Bu tezin temel amacı havacılık sektöründe hizmet kalitesinin araştırılması ve müşteri beklenti ve memnuniyet seviyesinin hizmet kalitesi ve işletme süreçleri ile arasındaki ilişkilerinin incelenmesidir. Hizmet kalitesinin ölçümü ve belirlenmesi ürün kalitesinin belirlenmesinden daha zor olduğu görülmektedir; literatür incelemesi yapıldığında ise hizmet kalitesinin ölçümlenmesine yönelik birçok çalışma ve yöntem olduğu görülmektedir. Servqual ölçeği de bu yöntemler arasında yer alan ve sıklıkla kullanılan bir yöntemdir. Servqual ölçeği doğrultusunda hazırlanan anket çalışması üzerinden kartopu yoluyla, toplam 440 müşteriden elektronik ortamda veriler toplanmıştır. Anket verileri, Microsoft Excel, IBM SPSS 21 paket programları ile derlenmiş ve kurulan hipotezler istatistiksel olarak test edilmiş ve sonuçlar yorumlanmıştır.

Neşe Ay
İstanbul Arel University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Short term load forecasting in electricity markets in Turkey

As energy consumption rises, forecasting electricity parameters becomes a significant advantage on efficient power system applications, planning and decision making in deregulated power markets. An accurate short term load and price forecasting model is crucial for efficient decision making, management and utilization to gain economic optimization and avoiding unpro table operations as well as inefficiencies in generation,transmission and distribution from both consumers and producers perspective in competitive electricity markets like Turkish power industry. In this study, time series analysis including lagged variables that have been presented in autoregressive models in combination of speci c categorical variables (hours of day, days of the week, months of the year and special events of Turkey) and environmental indicators as hourly temperature data in terms of heating-cooling degree hours have been applied in short term load and price forecasting, the day ahead hourly forecast of electricity load and market price. With using AR parameters for load and ARIMA parameters for price, 4 different load models in years 2011 and 2012 and a price model for 2015 constructed and with the effect of categorical variables and environmental indicators, new composite models proposed by applying multiple linear regression to forecast future loads and prices with high accuracy. As a result, the comparison of actual and observed data is studied and the power of model is tested with illustrating on various regression tests. Consequently, the results have shown that proposed models gave low percent of errors with extremely accurate day ahead forecasts considering Turkey's electricity load and price profi le.

Zeynep Duygu Tekler
Feyziye Schools Foundation Işık University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sosyal medya verileri üzerinde derin öğrenme tabanlı hibrit model kullanılarak salgın dönemi duygu analizi

Sosyal medyanın gün geçtikçe insan hayatında daha fazla önem kazandığı hatta birçok konuda adeta karar organı haline geldiği görülmektedir. Özellikle 2019 yılı sonlarında hayatımızı etkisi altına alan koronavirüs salgını insanları toplumsal anlamda birbirinden daha da uzaklaştırmıştır. Koronavirüs salgınının pandemi haline gelmesinden sonra oluşan her gelişme insanların en önemli gündem maddelerinden biri olmuştur. Salgına son vereceği düşünülen aşılar hakkında insanların düşünceleri ve duyguları mutlaka bilinmesi gereken bir konu haline gelmiştir. Bunun belki de en büyük ispatı salgının başında bu konuda açılan konu başlıklarının halen güncelliğini korumasıdır. Duyguların elde edilmesi kadar bu duyguların doğru anlamlandırılması da önemlidir. Bu çalışmada bu düşünceden yola çıkarak öncelikle insanların en çok yoğunlaştığı konu başlıklarından 2020 ve 2021 yılındaki veriler çekilmiştir. Verilerin doğru duygu etiketlerine sahip olması için veriler üzerinde birçok veri ön işleme işlemleri gerçekleştirilmiştir. Çok sınıflı duygu etiketlemesi yapmak için birden fazla modeli üst üste kullanarak hibrit bir model oluşturulmaya çalışılmıştır. Sosyal medya gönderileri hem pozitif, negatif, nötr ve aynı zamanda korku, mutsuzluk, eğlenceli, mutlu şeklinde farklı sınıflandırıcıları kullanarak etiketlenmiştir. Yüksek başarımlı eğitim işlemleri sonuçlarına göre insanların aşı ve aşı markaları ile ilgili düşüncelerine odaklanılmıştır. Çalışmanın başarım oranlarını yükseltmek için derin öğrenme tabanlı bazı sınıflandırıcılar kullanılmıştır. Yapılan bu çalışmanın sosyal medya verilerinin sınıflandırılması ile ilgili farklı alanlarda başarılı olabileceği varsayılmaktadır.

Ayhan Akkaya
Harran University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

B2O3 katkısının SiO2-Na2O-CaO-MgO-P2O5 tabanlı biyoaktif camların yapısal, mekanik ve biyolojik özelliklerine etkisi

Bu çalışma, biyomedikal uygulamalarda kullanılabilecek biyoaktif camların geliştirilmesine yönelik olarak SiO2 -Na2O-CaO-MgO-P2O5 sistemi içerisine B2O3 katkısının ilavesiyle elde edilen camların yapısal, optik, mekanik ve biyolojik özelliklerini kapsamlı bir şekilde incelemektedir. Çalışmanın temel amacı, B2O3 konsantrasyonundaki değişimlerin camların mekanik dayanımı, optik özellikleri ve biyouyumluluk üzerinde nasıl bir etki yarattığını belirlemek ve bu camların kemik doku rejenerasyonu ve biyomedikal implantlar gibi kritik uygulamalardaki potansiyelini ortaya koymaktır. Çalışma kapsamında, %0, 5, 10, 15, 20 ve 25 mol B2O3içeren camlar ergitme-su verme yöntemi ile sentezlenmiş ve ardından detaylı analizlere tabi tutulmuştur. Yapısal özellikler XRD ve FT-IR analizleri ile değerlendirilmiş, optik özellikler UV-Vis spektroskopisi ile incelenmiş ve mekanik özellikler mikro sertlik ile kırılma tokluğu testleriyle belirlenmiştir. Ayrıca, NIH/3T3 fibroblast hücre hattı kullanılarak camların biyolojik uyumluluğunu değerlendirmek amacıyla in vitro biyolojik testler gerçekleştirilmiştir. Elde edilen yapısal analiz sonuçları, tüm camların amorf yapıda olduğunu ve artan B2O3 içeriğinin Si-O-Si ağını güçlendirerek camın yapısal yoğunluğunu artırdığını ortaya koymuştur. Yoğunluk ölçümleri, B2O3 ilavesinin cam yoğunluğunu 2,27 g/cm³'ten (FB0) 2,46 g/cm³'e (FB25) yükselttiğini göstermiştir. Bu artış, cam ağ yapısının daha sıkı bir hale geldiğini işaret etmektedir. Optik analizlerde, B2O3 katkısı bant aralığını 3,97 eV'den 3,57 eV'e düşürmüş, kırılma indisini ise 2,175'ten 2,259'a yükseltmiştir. Mekanik özellikler açısından, sertlik değerleri katkısız cam (FB0) için 4,122 GPa'dan %25 B2O3 katkılı cam (FB25) için 4,845 GPa'a yükselmiştir. Kırılma tokluğu FB10 ve FB15 numunelerinde sırasıyla 1,197 MPa·m⁰·⁵ ve 1,077 MPa·m0.5 ile zirve yapmıştır. Ancak, B2O3 oranının %15'in üzerine çıkmasıyla kırılma tokluğu azalma eğilimi göstermiştir. Biyolojik testler, B2O3 katkısının sitotoksisiteyi azalttığını ve hücre biyouyumluluğunu artırdığını ortaya koymuştur. Hücre canlılığı, katkısız camda %60,6 iken %25 B2O3 içeren camda %69,7'ye yükselmiştir. Hücre adezyonu ise %4,26'dan (FB0) %27,66'ya (FB20) kadar artış göstermiştir. SEM analizleri, katkılı cam numunelerinde hücrelerin yüzeyle daha iyi etkileşime girdiğini ve filopod oluşumlarının arttığını göstermiştir. Sonuç olarak, bu çalışma, B2O3 katkısının biyoaktif camların mekanik, optik ve biyolojik özelliklerini iyileştirdiğini ortaya koymuş ve bu camların biyomedikal uygulamalar için güçlü bir aday olduğunu göstermiştir. Özellikle kemik doku rejenerasyonu ve biyomedikal implantlar gibi alanlarda bu materyallerin kullanımı, biyouyumluluk ve mekanik dayanım avantajları nedeniyle umut vadetmektedir.

Zeynep Hilal Aksoy
Harran University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Telekomünikasyon sektöründe müşteri sınıflandırma ve kayıp analizi

Günümüzde birçok firma yeni müşteri edinme çalışmalarından daha çok, mevcutta sahip olduğu müşterilerinin kaybedilmemesi ve kaybedilmek üzere olan müşterilerini geri kazanımın yolları için birçok çalışma ve kampanyalar düzenlemektedir. Özellikle müşterilerin kaybedilmesinin kolay olduğu telekomünikasyon sektöründe, çeşitli araştırmalar günümüzde çok popülerdir. Telekomünikasyon sektöründe, müşterilerin kaybedilmemesi için kaybedilen müşterilerin profillerinin belirlenip, henüz kaybedilmemiş olanlar üzerinde yapılan çalışmadan elde edilen bilgi neticesinde çalışmalar yapılmaktadır ve böylelikle mevcut durumda bulunan müşterilerinin kaybedilmesi önlenmektedir. Yapılan bu çalışmada ise kaggle.com üzerinden yayımlanan veri seti ile çalışılmıştır. Bir telekomünikasyon şirketine ait birtakım demografik veri seti ile müşterilerin kaybedilme sebeplerinin bulunması için veri madenciliği sınıflandırma modellerinden olan beş adet sınıflandırma yöntemi kullanılmıştır. Çalışmada; Naive Bayes, Karar Ağacı, Lojistik Regresyon, Random Forest ve KNN'den faydalanılmıştır. Bu sınıflandırma teknikleri 4 farklı senaryoda denenmiştir. Bu senaryolar: Bütün bağımsız değişkenlerin dahil edilerek model yaratılması, en etkisiz 3 bağımsız değişken çıkarılmış halde model yaratılması, en etkili 5 bağımsız değişken ile model yaratılması ve 6 ay ve daha az süredir kayıtlı olan müşteriler çıkarılmış halde model yaratılmasıdır. Kullanılan bu modelleme yöntemleri arasında en iyi tahmini yapabilen yöntemi ise sonuçların değerlendirilmesinde kullanılan kesinlik, doğruluk, ROC eğrisi, F1 skoru ve Recall ile değerlendirilip diğer modellere kıyasla üstün performansı nedeniyle bu senaryolar arasından 6 ay ve daha az süredir kayıtlı olan müşterilerle yapılan Lojistik Regresyon modellemesi en iyi performansa sahip olmuştur.

Merve Aydoğdu Özel
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Makine arızaları/(veya) durmaları kaynaklı hatverimliliğinin stokastik modeller ile incelenmesi

İmalat yapılan işletmelerde imalata katkısı bulunan tüm üretim bölümlerinde/hatlarında çalışan makinelerde üretimin kendi dinamiğine ve kısıtlarına bağlı birçok duruş/arıza yaşanmaktadır. Günümüz rekabet koşullarında bu duruşların temel sebeplerini araştırmak ve bu sebeplere göre ilgili duruş/arızaları azaltmak ya da tamamen ortadan kaldırmak işletmelerin önemli çalışma alanlarındandır. Üretimde çok geniş yelpazedeki sektörlerde arıza/duruş belirlenmesi ve devamında gelen iyileştirme çalışmalarının yapılması ile ilgili birçok farklı çalışma ve yöntem mevcuttur. Stokastik modeller ile üretim bölümlerinde/hatlarında duruş ve arızaların tespiti bilgileri ile üretim işletmelerinin hat verimlilikleri, güvenilirlik analizleri yapılarak gelecek durum öngörüleri yapılmaktadır. Yapılan mevcut durum ve öngörü çalışmaları neticesinde üretim bölümlerinin ihtiyaç duyduğu bakım planlamaları, duruş ve arızaları ortadan kaldıracak çözümler ile iyileştirmeler yapılır. Yapılan çalışmada iş güvenliği çizmesi üreten bir firmanın üretimdeki bölümlerinin çalışma prensipleri, işlem süreleri, günlük üretim adeti, bölümlerde karşılaşılan arıza ve duruş verilerinin toplanması ile mevcut durumda işleyen sistemin güvenilirlik analizi yapılmıştır. Sistemin güvenilirlik analizinde sistemin gelecek durumda çalışma olasılığını en çok düşüren birimle ilgili çalışma ve bakım planı düzenlenerek sistemin güvenilirlik analizi yapılmış ve değeri artırılmıştır.

Derya Yılmaz
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yeni bir fotosensitif nöronun modellenmesi ve dinamik analizi

Sinir sistemlerinin matematiksel olarak modellenmesi, nörobilim ve biyomedikal mühendisliği alanlarında araştırılan konuların başında gelmektedir. Nöronlar, dış çevreden gelen uyarıları değerlendirerek elektriksel sinyaller üreten ve bu sinyalleri sinapslar aracılığıyla diğer hücrelere ileten temel sinir hücrelerinden oluşmaktadır. Günümüzde bu nöral yapıların matematiksel ve fiziksel modelleri, hem nörobilim hem de mühendislik alanlarında büyük önem kazanmıştır. Özellikle ışığa duyarlı sinir hücreleri olan fotosensitif nöronlar, görsel sistemlerin modellenmesi, optik bilgi işleme, yapay sinir ağları ve nöromorfik donanımların geliştirilmesinde anahtar rol oynamaktadır. Bu çalışmada, klasik diferansiyel denklemlere dayalı soyut modeller yerine, fotosensitif nöronların davranışları fiziksel sistemler üzerinden modellenmiştir. Bu amaçla, dış ortamdaki ışık şiddetini elektriksel sinyale dönüştüren bir fototüp, sinir hücresinin ışığa verdiği tepkinin fiziksel karşılığı olarak değerlendirilmiş ve bu eleman bir devresine entegre edilmiştir. Işığa duyarlılığı değişen devrenin osilasyon davranışları, nöronal uyarılabilirlik ve eşik aşımı gibi sinirsel özelliklerle eşleştirilmiştir. Devrenin matematiksel modellemesi, Kirchhoff yasaları, pasiflik analizi ve enerji fonksiyonları kullanılarak elde edilmiş, ayrıca sistemin kararlılığı Lyapunov analizi ile değerlendirilmiştir. Böylece, çevresel ışıkla etkileşen ve elektriksel yanıt üreten bir yapının nöronal davranışlara benzerlik gösterdiği kuramsal olarak ortaya konulmuştur. Bu çalışma, fiziksel bir sinir hücresi benzeşimi sunarak nöromorfik mühendislik, biyomedikal cihaz tasarımı ve optik kontrollü sinir sistemleri gibi alanlara katkı sağlamayı amaçlamaktadır.

Dinamik analizHücresel yapay sinir ağlarıKirchhoff yöntemi
Zehra Yıldırım Emre
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Fen Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yukarı Yeşilırmak Havzasının yeraltı barajı için potansiyel inşa alanlarının belirlenmesi

Dünya genelindeki su kaynaklarına olan talebin artması, yeraltı barajlarını daha önemli hale getirmektedir. Bu tesislerin yer seçimi, etkinlik, dayanıklılık ve sürdürülebilirlik açısından kritik bir rol oynaması sebebiyle, suyun etkili depolanması, çevresel etkilerin azaltılması ve çeşitli risklere karşı dirençli olabilmesi için özenle planlanmalıdır. Yeraltı barajları, yerüstü barajlarına göre bir dizi avantaj sunmaktadır. Buharlaşma riskinin düşük olması, depolanan suyun uzun süreli muhafaza edilmesine imkan tanır. Ayrıca, çevresel etkileri daha az belirgindir ve ekosistemlere zarar verme potansiyeli daha düşüktür. Türkiye gibi su kaynaklarının hassas olduğu bölgelerde, yeraltı barajları su güvenliği ve temini açısından stratejik bir çözüm sunmaktadır. Yeraltı barajlarının inşası ve sürdürülebilirliği için ise jetgrout gibi modern tekniklerin kullanılması, tesislerin etkinliğini artırmakta ve uzun vadeli su güvenliğine katkı sağlamaktadır. Bu yöntemler, yeraltı barajlarının dayanıklılığını artırırken çevresel etkilere duyarlı bir yapı oluşturulmasına da yardımcı olmaktadır. Bu nedenle, yeraltı barajlarının inşası ve bakımında jetgrout yönteminin kullanımı önemli bir strateji olarak öne çıkmaktadır. Dünya genelinde su kaynaklarının sınırlı olması ve artan talep, su yönetimi konusunda küresel bir aciliyet yaratmaktadır. Yeraltı barajları, suyun etkili bir şekilde depolanması ve yönetilmesiyle su güvenliğine katkıda bulunmaktadır. Bu tez çalışması, "Yukarı Yeşilırmak Havzasının Yeraltı Barajı İçin Potansiyel İnşa Alanlarının Belirlenmesi" konusunda yeraltı barajlarının yer seçimi sürecinin önemini vurgulayarak, bu yapıların sürdürülebilir su yönetimi açısından sunduğu avantajları ele almaktadır.

HidrojeolojiJeomühendislikJeostratejik+1
Mehmet Erman Topçu
İstanbul University-Cerrahpaşa · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Yüksek optik performanslı polimer tabanlı güneş hücre yapılarının geliştirilmesi

Tez çalışması kapsamında, yüksek optik performansa sahip PTB7-tabanlı organik güneş hücrelerinin tasarlanıp ve optimal olarak belirlenenlerin üretilerek optik ve fotovoltaik özelliklerinin incelenmesi hedeflenmiştir. Tez çalışması kapsamında, teorik olarak hesaplanan 10 bin tane hücre tasarım üzerinden AVT, renk geriverim indeksi (CRI), korelasyonlu renk sıcaklığı (CCT) ve renk algısı gibi optik özellikleri inceleyerek MoO3/Ag/WO3 asimetrik DMD entegre edilen aktif bölgesi PTB7:PC71BM karışımı olan ve farklı avantajlarıyla optimal özelliklere sahip olan yarı-geçirgen organik güneş hücreleri belirlenmiştir. Bu optimizasyon Transfer Matris Metodu (TMM) hesapları yapılarak gerçekleştirilmiştir. Tez kapsamında yapılan hesaplamalar sonucunda, belirlenen hedefler doğrultusunda optik özelliklerin ön plana çıktığı maksimum AVT'ye sahip yapı (AVTmax) ve maksimum CRIext'ye sahip yapının yanı sıra ((CRIext)max), yapıya yeni bir malzeme entegre etmeden ulaşılabilecek en uç renkteki (Ekstrem Renk) yapı üretilmiştir. Ayrıca, renkli güneş hücresine ulaşmak amacıyla en yüksek AVT'ye sahip yapıya 1D-PC entegre edilmesi için yapılan TMM hesaplamaları sonucunda seçilen iki farklı renk bölgesine ulaşılmayı sağlayan güneş hücrelerinin üretimi yapılmıştır. Aynı zamanda, üretilen yapıların çift yüzlülük özelliklerine bakılarak farklı bir hedef doğrultusunda incelemede bulunulmuştur. AVTmax yapısı için AVT değeri teorik olarak %48,75 değerindeyken, üretilen yapının deneysel AVT değeri %47,14'tür. AVTmax yapısının %3,67 PCE değerine sahip olduğu belirlenmiştir. (CRIext)max yapısı için CRIext teorik olarak 99 ve deneysel olarak 97 değerlerini almıştır. (CRIext)max için teorik ve deneysel AVT değerleri sırasıyla %22,29 ve %23,82 olarak bulunurken, PCE %6,21 değerini almıştır. Tez kapsamında TMM hesaplamalarıyla belirlenen CIE x, y koordinatlarından faydalanılarak %25 AVT sınırının üzerinde rengi en uç noktaya doğru değiştirebilen Ekstrem Renk yapısı belirlenmiştir. Teorik olarak %25,15 AVT değerine sahip olan yapının deneysel AVT değeri %26,34 ve %5,81 PCE değerine sahiptir. Işık yönetim mühendisliği kapsamında yapılan hesaplamalarla yapı üzerine 1D-PC entegre edilerek AVT değeri %25 üzerinde olan ve pencere uygulamalarında farklı renk özellikleriyle kullanılabilecek yapılar tasarlanmıştır. TMM kullanılarak yapılan hesaplamalar sonucunda iki uç renk bölgesi belirlenmiştir. Sarı renk hedefine ulaşmak amacıyla λ_B'nin 425 nm olduğu (MgF2/WO3)N 1D-PC sisteminin 5 periyotlu yapısı seçilmiştir. Diğer bir uç nokta olarak ulaşılabilen mavi renk için ise λ_B'nin 650 nm olduğu (MgF2/WO3)N 1D-PC sisteminin 3 periyotlu yapısı seçilmiştir. Tez kapsamında yarı-geçirgen olarak tasarlanan güneş hücreleri çift yüzlü olarak kullanılma potansiyeline sahiptir, bu sebeple tez kapsamında üretilen yapıların çift yüzlülük özellikleri incelenmiştir. İnceleme sonucunda, AVTmax yapısı için çift-yüzlülük parametresi 0,94 olarak bulunurken, (CRIext)max ve Ekstrem Renk yapıları için sırasıyla 0,25 ve 0,34 olarak belirlenmiştir. AVTmax yapısı için elde edilen çift yüzlülük parametresinin bu tarz bir yapının çift yüzlülük potansiyelini göstermesi açısından önemlidir. Tez çalışması sonucunda, ışık yönetim mühendisliği esaslı yapılan detaylı hesaplamalarla hedeflenen yüksek optik performans sergileyen hücre yapıları tasarlanmış ve üretilmiş, fotovoltaik performans için hedeflenen artışlar sağlanmıştır.

Fotonik kristallerGüneş hücreleriOptoelektronik
Erman Çokduygulular
İstanbul University-Cerrahpaşa · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Makine öğrenmesi yöntemleri ile kanser hastalığı teşhisi

Son yıllarda Yapay Zekâ 'da yaşanan ilerlemeler ve keşiflerle birlikte Yapay Zekâ kavramını hayatın hemen hemen her alanında kullanılmaya başlanmıştır. Yapay Zekanın bir alt dalı olarak adlandırılan makine öğrenmesi alanında yapılan çalışmaların artmasıyla birlikte bu çalışmaların özellikle sağlık alanındaki sayısı oldukça artmıştır. Özellikle günümüzde kanser hastalığından ölen insan sayısının her geçen gün artmasıyla, bu alanda gerçekleştirilen makine öğrenmesi çalışmalarının önemi artmaktadır. Kanserin erkenden ve doğru bir şekilde teşhis edilebilmesi, kanserin tedavi edilebilmesi ve hayatta kalma ihtimalinin artması açısından önem teşkil etmektedir. Bu çalışmada dört farklı meme kanseri veri seti üzerinde meme kanseri teşhisi ve sınıflandırması için makine öğrenmesi uygulamaları gerçekleştirilmiştir. Birinci veri setinde TBA, LDA ve t-SNE boyut azaltma teknikleri ve Lojistik Regresyon, Destek Vektör Makineleri, Rastgele Orman, Naive Bayes, Gradyan Artırma, k-En Yakın Komşu, Karar Ağacı, AdaBoost, Ekstra Gradyan Artırma, Ekstra Gradyan Artırma (Rastgele Orman) makine öğrenmesi yöntemleri kullanılmıştır. İkinci veri setinde Rastgele Örnekleme (ROS) ve SMOTE yeniden örnekleme teknikleri ve Rastgele Orman, AdaBoost, Gradyan Artırma, k-En Yakın Komşu, Karar Ağacı, Naive Bayes, Lojistik Regresyon, Destek Vektör Makineleri ve Ekstra Gradyan Artırma makine öğrenmesi yöntemleri uygulanmıştır. Üçüncü veri setinde RFE, RFECV ve SelectKBest özellik seçim yöntemleri, yeniden örnekleme teknikleri ve çeşitli makine öğrenmesi yöntemleri kullanılmıştır. Dördüncü veri setinde hiper parametre optimizasyon yöntemlerinden olan Izgara Arama ve Rastgele Arama uygulandıktan sonra çeşitli makine öğrenmesi yöntemlerinin analizi gerçekleştirilmiştir. Dört farklı meme kanseri veri setinde farklı uygulamalar gerçekleştirilmiş olup, boyut azaltma, yeniden örnekleme, özellik seçimi ve hiper parametre optimizasyonunun sınıflandırma yöntemlerinin sonuçlarına etkisi araştırılmıştır. Çalışmada kullanılan farklı teknikler ve yöntemler birbirleriyle ve diğer literatür çalışmalarıyla karşılaştırılmıştır.

KanserMakine öğrenmesiMeme kanseri+1
Ebru Aydındağ Bayrak
İstanbul University-Cerrahpaşa · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Türkiye'de iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin iş müfettişlerinin perspektiflerinin incelenmesi

Çalışma hayatına ilişkin riskler ve tehlikelere karşılık çalışanların sağlığı ve güvenliği, vazgeçilmez temel bir haktır. İş sağlığı ve güvenliği hakkının korunması için iş hayatında denetimin bulunması şarttır. Türkiye'de İSG denetimi, bir çok öğesi bulunan katmanlı bir yapı arz etmektedir. Bu öğeler içerisinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Rehberlik ve Teftiş Başkanlığı önemli yer tutar. Bu kurumda çalışan İş Müfettişleri, yürüttükleri görev gereği çalışma hayatının koşulları ve İSG'yi yakından takip etmektedirler. Türkiye'de çalışma hayatına dair iş sağlığı ve güvenliği durumunu İş Müfettişlerinin perspektifinden görmek önemli bir veri teşkil eder. Bu amaçla Ankara, Adana, İstanbul, Bursa ve İzmir şehirlerinde görev yapmakta olan ve İSG yönünden teftiş yapan İş Müfettişlerinden oluşan katılımcılara, çevrimiçi ortamda 112 soruluk özgün bir anket uygulanmıştır. Uygulanan anket; iş sağlığı ve güvenliği mevzuatı, teftiş uygulamaları ve İSG'ye dair genel politikalar hakkında olup konuya ilişkin derin bilgi oluşturmak üzere beşli Likert ölçeği soruları, seçenekli sorular ve açık uçlu sorudan oluşmaktadır. 93 katılımcıdan elde edilen veriler IBM SPSS 25.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Güvenilirlik analizi % 94,8 düzeyindedir. Frekans analizleri ve çaprazlama tablolar şeklindeki istatistiki neticelerin sonucunda: İSG durumunun iyileştirilmesinde işçi, işveren, devlet ve sivil toplumun yükümlülüklerinin bulunduğu; sendikalar, meslek odaları gibi sivil toplum kuruluşlarının İSG süreçlerine daha fazla dahil olmaları gerektiği; teftişlerin ve idari yaptırımların, İSG ve kültürünün gelişimine katkıda bulunduğu; İSG mevzuatının uygulamasında eksiklikler bulunduğu; İSG profesyonellerinin etkin faaliyet göstermelerine engel teşkil eden durumlar bulunduğu; yeterli düzeyde olmayan iş sağlığı ve güvenliği bilincinin erken dönemde bireye kazandırılması gerektiği; çalışanların sosyal hakları ile İSG uyumları arasında olumlu ilişki bulunduğu, elde edilen bulgular arasındadır.

Necdet Aktay
İstanbul University-Cerrahpaşa · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çevre kirliliğinin izlenmesinde makine öğrenmesi algoritmaları kullanımı

Artan nüfus, sanayileşme, toksik atıkların bertarafı ve sağlıksız tarımsal faaliyetler toprak kirliliğini artırarak çevresel dengeyi bozmaktadır. Bunlardan biri de hidrokarbon kirliliğidir. Hem ekosistemlerin doğal yapılarında kalabilmesi hem de insan sağlığının olumsuz etkilenmemesi için oluşan hidrokarbon kirliliğinin sınırlarının belirlenmesi, izlenmesi ve doğru şekilde müdahale edilmesi gerekmektedir. Kimyasal deneyler yapmak bir yöntem iken bir diğer yöntem de belirli zaman aralıklarında ortamın elektriksel özelliklerini incelemektir. Kimyasal deneylere göre daha geniş alanları tarayabilen ve alınan numunelere zarar vermeden bunu yapabilen jeofizik spektral indüklenmiş polarizasyon (SIP) yöntemi son yıllarda popüler hale gelmiştir. Zamanla hidrokarbonlarla kirlenen alanlarda manyetit gibi çeşitli metalik mineraller artmaktadır. Özellikle manyetit olmak üzere farklı tipteki metalik minerallerin elektriksel özelliklerini tespit edebilen SIP yöntemi bu tip çevre kirliliğinin sınırlarını belirlemek için kullanılmaktadır. Bu yöntemi geliştirmek için laboratuvar deneylerine ihtiyaç duyulmaktadır. Ancak bu deneyler genellikle zaman alıcı ve maliyetli olabilmektedir. Verilerle oluşturulan örüntüleri ve ilişkileri öğrenen makine öğrenmesi algoritmaları, bazı işlemleri daha etkili bir şekilde gerçekleştirme, zaman kaybını önleme ve maliyetleri en aza indirme potansiyeline sahiptir. Bu tezde, laboratuvar ortamında toplanan metalik bir mineral olan manyetitin elektriksel tepkileri kullanılmıştır. SIP sonuçları farklı makine öğrenmesi algoritmalarıyla test edilmiş ve algoritmaların performansları hakkında değerlendirmeler yapılmıştır. Tezde kullanılan makine öğrenmesi algoritmalarının performansları gerçek verilerle karşılaştırılmış ve bu süreçte %95'in üzerinde başarı gösteren 13 algoritma belirlenmiştir. Rastgele Komite ve Rastgele Ağaç algoritmalarının en düşük hata oranlarına sahip olduğu ve hızlı çalışma süreleriyle en iyi performansı gösterdiği belirlenmiştir. Ayrıca diğer algoritmaların başarı oranının %95 ve üzeri olduğu da dikkate alınmalıdır. Bu tez, hidrokarbonlardan kaynaklanan çevre kirliliği analizlerinde kullanılan SIP yöntemi (laboratuvar koşullarında) için bir ölçek oluşturmak amacıyla makine öğrenmesi algoritmalarının nasıl kullanılabileceği konusunda önemli bilgiler sunmaktadır. Son olarak, laboratuvar çalışmalarının zaman ve maliyetini azaltma ve elde edilen verilerin insan kaynaklı hatalardan arındırılmasına yardımcı olma potansiyeline sahip olan makine öğrenmesi algoritmalarının, çevre kirliliği sınırlarının belirlenmesi ve izlenmesinde kullanılabilecek ölçeğin oluşturulmasında kullanılması önerilmektedir.

Selcen Zehra Beyzade
İstanbul University-Cerrahpaşa · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sismik dalgaları ölçen taşınabilir cihaz geliştirilmesi

Bu çalışma, enerji verimliliği yüksek ve çevre dostu bir yaklaşımla sismik dalgaların ölçümüne yönelik taşınabilir bir cihazın geliştirilmesini amaçlamaktadır. Proje, arduino mikrodenetleyici platformu, nRF24L01 kablosuz iletişim modülü, D7S sismik sensör, termoelektrik jeneratör (TEG) ve güneş pili kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Cihaz (verici), yer hareketlerini algılayarak bu verileri kablosuz olarak merkezi bir sunucuya (alıcı) aktarmakta, güneş pili ve TEG ise enerji ihtiyacını karşılamakta; cihazın uzun süreli ve bağımsız çalışmasını sağlamaktadır. Sistem, topladığı sismik verileri enerji verimliliği yüksek bir şekilde işleyerek, analiz edilmiş verileri kullanarak sismik aktivitelerin yoğunluğunu ve zamanını doğru bir şekilde belirlemektedir. Güneş pili doğrudan güneş ışığından, TEG ise ısı farkından elektrik üreterek cihazın iki farklı tipteki şarj edilebilir pillere enerji depolamasına olanak tanımaktadır. Bu sayede, cihazın çevresel etkilere bağlı olarak enerji üretimi optimize edilmiş ve enerji bağımsızlığı artırılmıştır. Deneyler, laboratuvar ortamında ve farklı doğal koşullar altında gerçekleştirilmiştir. Sonuçlar, cihazın düşük güç tüketimiyle uzun süreler boyunca stabil bir şekilde çalışabildiğini ve sismik olayları etkili bir şekilde tespit edebildiğini göstermiştir. Ayrıca, kablosuz veri iletimi ve enerji yönetimi performansı da değerlendirilerek cihazın saha koşullarında da güvenilirliği test edilmiştir. Bu tez çalışması, sismik izleme teknolojilerinde enerji verimliliği ve çevresel sürdürülebilirlik yönünden önemli bir yenilik sunmaktadır. Çalışmanın sonuçları, özellikle uzak ve erişim zorluğu olan alanlarda, enerji altyapısı sınırlı olan yerlerde sismik izleme için çevre dostu çözümler sunma potansiyeline sahiptir. İlerideki çalışmalar, cihazın daha da miniyatürize edilmesi ve enerji yönetim efektivitesinin artırılması üzerine yoğunlaşacaktır.

Osman Gülercan
İstanbul University-Cerrahpaşa · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Self-supervised dense visual representation learning

In this thesis, we study on self-supervised dense visual representation learning. We propose three different approaches to be used in dense tasks such as object detection and instance segmentation. In the first one, we propose consistency regularization at both image-level and pixel-level to alleviate the false negative pairing problem in the contrastive learning. In the second, we combine two positive-pair matching strategies implemented at the pixel-level, based on similarity and distance, to eliminate the weaknesses of these strategies. In the third one, we adapt the relational self-supervised framework (ReSSL) proposed in image-level to dense-level. Contrary to common practice, we pre-trained these approaches on the COCO dataset, not on ImageNet, and evaluated them on the Pascal VOC object detection and COCO object detection and instance segmentation tasks. In our experiments, we observed that consistency regularization, using two separate pixel-level matching strategies together, and stimulating ReSSL to the pixel-level lead to an increase in performance, both quantitatively and qualitatively.

Timoteos Onur Özçelik
Boğaziçi University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Multi-model multi-agent defense against LLM jailbreak attacks

The robustness of Large Language Models (LLMs) against adversarial attacks such as jailbreak techniques is critical for their safe deployment especially in the sensitive domains. These attacks exploit LLM flexibility to bypass safety protocols, generating harmful, misleading, or unauthorized outputs. Existing single-agent and static defense mechanisms often struggle to address the dynamic and evolving jailbreak vulnerabilities. This paper introduces a Multi-Model Multi-Agent Defense (MAMAD) system designed to defend jailbreak attacks on LLMs. The proposed architecture incorporates specialized agents—Input Analyzer, Intent Analyzer, and Output Analyzer—utilizing the unique strengths of distinct LLMs to collaboratively evaluating inputs and mitigating potential threats. The system demonstrates significant improvements in detection accuracy against diverse attack vectors, including adversarial suffixes, latent injections, and role-playing techniques. Evaluation results show that the MAMAD system achieves a detection accuracy of 94%, outperforming individual LLMs and single-model multi-agent systems. Furthermore, this work explores the trade-offs between computational and latency overhead and system efficiency between individual LLMs and multi-agent defense architectures. The findings demonstrates the capability of multi-agent systems to improve the safety and reliability of LLM applications, while maintaining minimal false positive rates and scalability.

Arjen Aykan Kılıç
Boğaziçi University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İstanbul'da kentsel dönüşümün deprem ve yap işlet devret üzerinden incelenmesi

Bu araştırmanın amacı İstanbul'da kentsel dönüşümün deprem ve yap işlet devret uygulaması üzerinden incelenmesidir. İstanbul hem Türkiye'nin hem de Avrupa'nın en büyük nüfusa sahip şehirleri arasında öne çıkmaktadır. Türkiye'de yakın zamanda yaşanan Kahramanmaraşlı deprem çevresindeki 9 ili etkilemiş ve olası bir İstanbul depremi riskinin yeniden gündeme gelmesini sağlamıştır. İstanbul büyük bir nüfusa sahip olduğundan olası bir depremde meydana gelecek hasar ve kayıpların sayısı da bir o kadar fazla olacaktır. İstanbul büyükşehir belediyesi ve kandilli rasathanesiyle birlikte hazırlanan deprem raporlarına göre İstanbul'da onarılması gereken (tamamen yıkılıp yeniden yapılması gerekenler ve güçlendirilmesi gerekenler) 1 milyonun üzerinden bina bulunmaktadır. Bu binaların bir kısmını şahıslara ait konutlar bir kısmını ise kamu binaları oluşturmaktadır. İstanbul için deprem riski söz konusu olduğundan kentsel dönüşümünün sürdürülebilir bir şekilde planlanması da son derece önem arz etmektedir. Ancak bu o kadar fazla konut ve kamusal alanın kentsel dönüşünün tamamlanması hem zaman bakımından hem de maliyet bakımından altında kalkılması zor bir süreç olarak görülmektedir. Dolayısıyla bu noktada yap-işlet-devret uygulaması hem kamu binalarının hem de konutların kentsel dönüşümünde kullanılabilir bir yöntem olarak öne çıkmaktadır. Yap-işlet-devret uygulaması daha çok yol, köprü ve havaalanı gibi kamusal alanların yapılmasında kullanılan bir yöntem olarak öne çıksa da; söz konusu deprem riski olduğunda gerek vergilerden düşmek koşuluyla gerekse de uygun kredi koşullarıyla vatandaşların kendi konutlarındaki sorunları kendileri çözmesi koşuluyla yap-işlet-işlet devret uygulaması kentsel dönüşümün bir parçası olarak değerlendirilebilir.

Yiğit Efe Dalyan
Bahçeşehir University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Leveraging big data analysis to enhance customer experience: A comparative study of Apple, Airbnb, Starbucks, Netflix and Amazon

This thesis aims to investigate the utilization of big data by industry leaders such as Amazon, Airbnb, Netflix, Apple, and Starbucks, with a primary focus on its impact on enhancing the customer experience and facilitating informed decision-making processes. Employing a comprehensive case study methodology involving SWOT analyses and surveys, the research uncovered valuable insights into the strategies employed by these companies. Findings reveal that big data empowers organizations to offer highly personalized products and services, streamlines decision-making, and enhances customer satisfaction. However, ethical considerations and data governance emerge as significant challenges. In conclusion, this study underscores the pivotal role of big data in contemporary business practices and offers actionable recommendations like using blockchain for better data protection, or focusing on VR content for streaming platform for companies striving to elevate customer experiences while navigating the complex landscape of data-driven strategies.

Ikram Aboudou
Bahçeşehir University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Düşük ve orta yükseklikteki binalarda zemin sınıfı ve lokasyonun yeterli derz mesafesi üzerindeki etkileri

Çalışma 2018 Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği'ne (TBDY-2018) göre tasarlanmış 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9 ve 10 katlı bitişik betonarme binalar arasında meydana gelen deprem etkileşimini önlemek için gerekli olan minimum derz mesafelerini araştırmıştır. Oluşturulan 56 farklı ikili bina modelinin üç farklı sismik lokasyon ve üç farklı zemin tipi üzerinde inşa edildiği varsayılmıştır. TBDY-2018 ile uyumlu 11 farklı deprem kaydı çifti (22 kayıt), üç farklı zemin tipi (ZC, ZD ve ZE) ve üç farklı lokasyon (Denizli, Kocaeli ve Adana) kullanılarak toplamda 11088 adet doğrusal elastik olmayan dinamik analiz yapılarak gerekli deprem derz mesafeleri elde edilmiştir. Elde edilen derz mesafeleri TBDY-2018 tarafından önerilen yöntemle kıyaslanmıştır. Çalışma sonuçları göz önüne alındığında, farklı zemin tipleri ve sismik lokasyonlar için sadece bina yüksekliğine dayanan derz mesafe hesabının yetersiz sonuçlar verdiği görülmüştür. Bitişik nizamlı binalar arasındaki gereken deprem derz mesafelerini tahmin etmek için çalışma kapsamında dört farklı basit yaklaşım önerilmiştir. Statik analiz gerekmeden bina yüksekliği, periyot oranı, lokasyon ve zemin tipi parametrelerine bağlı olarak derz mesafesi önerilen yaklaşımlarla kolay ve kullanışlı bir şekilde hesaplanabilir hale getirilmiştir.

Verdanur Koşar
Pamukkale University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimEN

Stress detection and management in daily life using wearable sensors

Stress has become an integral part of our modern society. Researchers investigated ways to cope with it to alleviate its negative effects on human health, society and economy. At this point, widespread usage of smartphones, smartwatches and smart wrist-bands raised the question of whether we can detect and alleviate stress with them. Although research has traditionally been conducted in laboratory settings, a set of new studies have recently begun to be conducted in ecological environments with unobtrusive wearable devices. In this thesis, we developed a stress detection system for daily life. Unobtrusive wearable devices were used for physiological data collection. For that purpose, we used heart rate variability (HRV) and electrodermal activity (EDA) signals. Modality specific artifact detection and removal algorithms, feature extraction and advanced machine learning methods were proposed. We tested our system in a laboratory environment, restricted, semi-restricted and unrestricted real-life environments by collecting data in each environment. We proposed different techniques to improve the state of the art in real life environments. We worked on prominent environmentspecific research questions. We further examined different stress alleviation methods including those which can be applied indoors. We also discussed promising techniques, alleviation methods and research challenges for daily life stress management.

Distress levelHeart function testsPsychophysiology+5
Yekta Said Can
Boğaziçi University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Modeling of ammonia synthesis in a wall-coated membrane microchannel reactor

Ammonia (NH3) synthesis is modeled in a micro–structured membrane reactor (MR) comprising reaction, cooling and NH3 separation functions in the same volume. The proposed MR involves permeate and reaction channels segregated by layers of zirconia supported ZnCl2 immobilized molten–salt (IMS) membrane selective to NH3 transport. While H2+N2 is fed to reaction channels washcoated with an iron–based catalyst, permeate channels host N2 as the sweep gas which also regulates reaction temperature. The in–situ cooled MR is modeled by considering mass, momentum and energy conservation in the fluid phases of the reaction and permeate channels, reaction in the catalyst layer and NH3 transport across the membrane, whose thermal stability limit of 623 K is set as the maximum reactor temperature. Upon N2 sweep dosing equal to 50 × the molar H2+N2 input at H2/N2=3, 613 K, 50 bar and 1.5e-03 m3 kgcat–1 s–1, MR can deliver ~47% N2 conversion which exceeds 40 and 13.5% of the pertinent thermodynamic barrier and the membraneless case, respectively. Despite the exothermic heat release, co–current partitioning of the streams ensures operability below 623 K. Increasing space velocity and H2/N2 ratio, and decreasing inlet temperature and pressure inhibit reactor performance. Using molar sweep–to–reactive mixture ratios <50 is penalized by the violation of the specified maximum temperature.

AmmoniaMembrane reactor
Emre Küçük
Boğaziçi University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

The suitability of active inductors for a wide range of cmos implementations

Integrated circuits (ICs) form the heart of today's technology thanks to their prominent features such as minimal size, reduced cost, high reliability, and low power consumption. Then, inductors have found a wide range of uses in modern IC implementations. These application areas can be exemplified by impedance matching, bandwidth enhancement, gain boosting, frequency selection, phase shifters, and LC oscillators. The frequently preferred method for the required inductances is using CMOS spiral inductors. However, spiral inductors have significant shortcomings that limit their use in CMOS realization. For example, spiral inductors consume a large chip area, and it is impossible to tune their inductance values. Moreover, these inductors have low quality factors (Q) and low self-resonant frequencies. Due to the drawbacks of spiral inductors, researchers have been looking for alternatives. One of these approaches is active inductors (AIs), which use active circuit components to synthesize required inductance. Numerous AI topologies have been presented in the literature. Each architecture may be selected depending on the inductance needs of the application. Thus, AIs have a broad variety of applications in CMOS implementations due to their diversity of topologies. This thesis demonstrates that employing AIs is feasible for a range of CMOS implementations. Its feasibility is proven by designing an AI-based wide-tunable LC voltage-controlled oscillator (LC-VCO), a lattice-based allpass filter, and an autonomous chaotic oscillator.

Analog integrated circuitsCMOSElectronic circuits+1
Muhammed Mustafa Kızmaz
Boğaziçi University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Rüzgar enerji santrallerinde iş kazalarının risk analizi ve değerlendirilmesi

Bu çalışmada, rüzgâr enerjisi teknolojisinin tarihsel gelişimine genel bir bakış sağlamakta ve dünya rüzgâr enerjisi üretiminin mevcut durumunu tartışmaktadır. Ayrıca rüzgâr türbini teknolojisinin mevcut durumunu ve rüzgâr enerjisinin uzun tarihini anlamadaki son gelişmeleri sunulmaktadır. Rüzgâr türbinlerinin sayısının dünya çapında çok güçlü büyümesine rağmen iş kazası istatistikleri uluslararası düzeyde bile parçalı durumda ve sektördeki iş sağlığı ve güvenliğinin durumunu maalesef göstermemektedir. Bu çalışmanın amacı her yıl yüzlerce yüksek güçlü rüzgâr türbini inşa edildiğinden iş sağlığı ve güvenliği riskleri ve uygulamalarını daha iyi anlamaktır. Genel amaç, rüzgâr enerjisi endüstrinin genel bir değerlendirmesini sağlamaktır. Çalışma bulguları, 2000'li yılların başından itibaren günümüze kadar sektörde meydana gelen iş kazalarının gözden geçirilmesi ile başlamaktadır. Dünya çapında bu sektörde meydana gelen iş kazaları karşımıza dört temel başlık (bıçak arızası, yangın olayları, yapısal başarısızlıklar ve taşıma) çıkmaktadır. Bu sektörde kaza olaylarının %34 bıçak arızaları yer almaktadır. Bu iş kazaları toplamda 3.540 kaza meydana gelmiştir, 169'u ölümcül kazadır. İş sağlığı ve güvenliği (İSG) temel konularından biri mesleki tehlikelerin, iş kazalarının önlenmesi ve kontrol altına alınmasıdır. Risk değerlendirmesi, tehlikeleri belirlemek ve risk durumuna karar vermek için bir araç olarak kullanılmaktadır. Kapsamlı ve niceliksel bir risk değerlendirme yöntemi olarak Fine Kinney ve L Tipi Matris pratikte mesleki tehlikelerin kontrol altına alınmasına yardımcı olmak için bu tez kapsamında uygulanmaktadır. Fine Kinney ve L Tipi Matris yaklaşımı rüzgâr enerji santrallerinde yaşanan iş kazalarına ilişkin çeşitli alanlardaki tehlikelerin etkili bir risk değerlendirmesi ilerleyen süreçte sonuçları daha kesin ve güvenilir olarak rüzgâr enerji santralinde kullanılabilecektir. Sonuç kısmında düzenleyici ve önleyici faaliyetler önerilmiştir.

Ömer Kılıçoğlu
Kütahya Dumlupınar University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hakkari ili Merzan okullar bölgesinin zemin özelliklerinin değerlendirilmesi

İnşaat alanı zemin koşullarının tanımlanması, yapısal tasarım için gerekli geoteknik parametrelerin belirlenmesi oldukça büyük bir önem arz etmektedir. Bu tez çalışması kapsamında Hakkari ili, Merkez ilçesi Merzan Mahallesi'ndeki okullar bölgesinde yer alan okul ve yapıların zemin özellikleri değerlendirilmiştir. Elde edilen 7 zemin etüdü raporu detaylıca incelenmiş olup zemin özellikleri birleştirilmiştir. Yapılmış olan sondaj ve diğer saha çalışmaları sonucunda Hakkari karmaşığına ait birimler mevcuttur. Daha önce yapılmış çalışmalar neticesinde hazırlanan raporlarda su muhtevası, doğal birim hacim ağırlığı, elek analizi, Atterberg limitleri ve tek eksenli sıkışma dayanımı hesaplanmıştır. Elde edilen zemin parametreleri çizelgeler halinde sunulmuştur. Raporlardaki sonuçlara göre yer altı suyu seviyeleri 4 ile 13 metre derinliklerinde değiştiği anlaşılmıştır. Birleştirilmiş zemin sınıflama sistemi USCS'ye göre zeminler CH, CL, GC, SC, SM olarak tanımlanmıştır. Jeofizik ve jeoteknik yöntemlerde zeminbirimleri tanımlanmıştır. Taşıma gücü raporlarda Terzaghi taşıma gücüne göre hesaplanmıştır. Zeminlerin taşıma gücü yapılan deney ve sondajlar sonucu 1-1.96 kg/cm2 değerleri arasında olduğu belirlenmiştir. 2018 Deprem Yönetmeliği'ne göre tekrar analiz edilip hesaplanmıştır. Yeni deprem yönetmeliğine uygunluğu tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Zemin Parametreleri, Depremsellik, Okullar, Merzan, Hakkari

İslam Koç
Hakkari University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Impact of encryption/decryption speeds on e-business operations

ABSTRACTIn today's economy, information is one of the most important assets of anorganization, probably second only to human resources. Information has become importantboth as input and output. Hence information security is of great concern to companies thatwant to implement e-business. The Internet, which is the primary medium for conductinge-business is by design an open non-secure medium. Since the original purpose of theInternet was not for commercial purposes, it is not designed to handle secure transactions.Surveys show that lack of transaction security is one of the key reasons why consumersare hesitant about shopping online. This thesis first presents current tools and practices forensuring e-business security. A framework for e-business information security is presentedby giving procedures, standards and their comparison on speed. The aim of this thesis is toidentify e-business security management issues that will render policies more effective.Key words: E-Business security, Encryption Models, Encryption SpeedIX

Anıl Can
Yeditepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2003
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

3 boyutlu biyo baskı yöntemi ile biyoaktif katkılı transdermal doku iskeleti üretimi ve salım kinetiği matematiksel modellemesi

Doku mühendisliği alanı, cilt enfeksiyonları, yaralanmaları ve yanık problemleri gibi kendiliğinden iyileşme sürecinin imkânsız veya yetersiz olduğu durumlarda vücudun kaybettiği cildi geri kazanmasına yardımcı olmanın bir yoludur. Cilt enfeksiyonları tedavisinde yapay deri üretimi biyo-baskı cihazlarıyla sağlanmaktadır. Biyo-baskı iskelesi için optimum PVA/KS-aljinat/Zerdeçal bileşimini belirlemek amacıyla farklı bileşimlerde PVA/KS-aljinat karışımı hidrojellerin mikro yapısını, fizikokimyasal özelliklerini ve basılabilirliğini araştırmak için kullanılmıştır. Bu çalışmada, Kitosan (KS), sodyum aljinat (ALG) ve Polivinil alkol (PVA) kombinasyonundan nanokompozitler sentezledik. Daha sonra, Zerdeçal nanokompozitlerin içine kapsüllenmiş ve Fourier-transform kızılötesi spektroskopisi (FTIR), elektron mikroskobu (SEM) ile karakterize edilmiştir. Bu çalışmaların yanında Zerdaçal biyoaktif maddesinin, salım kinetiği mekanizması Franz difüzyon hücresi ile ölçülmüş ve matematiksel modelleri incelenmiştir. Ayrıca, kapsüllenmiş Zerdeçal, serbest Zerdeçal'dan daha yüksek antibakteriyel, antioksidan ve anti-inflamatuar aktivite göstermiştir. Sonuçlara göre, albümin denatürasyonu için maksimum inhibisyon (%83,59), maksimum antioksidan aktivite (%85,79) ve 23,68 mg GAE/100 g ile en yüksek TPC içeriği PVA/KS-ALG biyokompozitinde bulunmuştur. Bu nedenle, üç biyopolimer KS ve ALG ile PVA'nın eş zamanlı kullanımının Zerdeçal'ın terapötik etkinliğini sinerjik olarak artıracağı sonucuna varılmıştır. Sonuç olarak, PVA/KS-ALG biyokompozitinin yeni nano-kompoziti, özellikle inflamatuar hastalıklar ve kanser olmak üzere çeşitli hastalıkları tedavi etmek için biyomedikal uygulamalar ve ilaç dağıtım sistemleri için etkili bir strateji ve umut verici bir aday sunmaktadır.

Alp Erdoğan Öztürk
Fatih Sultan Mehmet Foundation University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Değişken yoğunluklu kaynak kısıtlı proje çizelgeleme için matematiksel modelleme ve genetik algoritma yaklaşımı

Üretim planlaması için proje çizelgeleme yaklaşımları, ürün karmaşık ve yüksek oranda özelleştirilmiş olduğundan, genellikle sipariş üzerine üretim (MTO) veya sipariş üzerine mühendislik (ETO) sistemlerinde kullanılır. Bu sistemlerde, üretimin her aşamasının kendi karmaşıklıkları ve özellikleri vardır. Bu sebeple genel olarak üretimin tüm faaliyetleri bir projenin aşamaları olarak düşünülebilir. Bu tür üretimde, basit bitiş-başlangıç öncüllük ilişkileri gerçek üretim sürecini doğru bir şekilde temsil etmez, bu nedenle üretim süresini ve maliyetini en aza indirmek için faaliyetler arasındaki örtüşmeye izin verilmelidir. Bu çalışmada, değişken yoğunluk formülasyonu ve dört farklı öncüllük ilişkileri kullanılarak kaynak kullanımını dengelemek ve üretim süresini en aza indirmek için bir matematiksel model geliştirilmiştir. Bu modelde tüm proje faaliyetleri değişken yoğunluk formülüne göre gerçekleştirilmektedir. Bu, belirli bir süre içinde tamamlanan bir faaliyetin yüzdesinin, o anda gereken kaynak tahsisi miktarına bağlı olduğu anlamına gelir. Bu model, NP (non-deterministic polynomial) zor problemler sınıfına aittir; bu nedenle, bahsedilen problemdeki uygun çözümleri hesaplamak için bir genetik algoritma yeni bir kromozom yapısı ile birlikte önerilmiştir. Genetik algoritmanın parametreleri üç seviyeli deneyler üzerinden optimize edilmiştir. Sonuçların, matematiksel model ve genetik algoritma için küçük problemlerde aynı olduğu, orta ve büyük problemlerde ise matematiksel modelin sonuç bulamadığı görülmektedir.

Genetik algoritmalarKaynak dengelenmesiKaynak kısıtlı çizelgeleme+3
Mastaneh Joushanı
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Fen Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Evaluation of digital platforms in Turkey in terms of usability

Globalization and the competition necessitate the user-oriented design today. In the last years, usability has become a very important research subject. Usability, considering user satisfaction along with the user performance, is one of the key factors in determining the success of a product in today's competitive market. Digital TV platforms are selected for this study since usability is highly important for them. Designing a usable Digital TV platform is extremely important for users who have close interaction with them. In this study, 3 different Digital TV platforms are selected and their usability is analyzed. Different Digital TV platforms are compared in terms of their usability. In this context, fourteen users (decision makers) evaluate three different Digital TV platforms. The usability criteria used in Digital TV platforms evaluation is created one category: performance expectations. The best alternative is determined with a robust multi-criteria decision making method that is Analytic Hierarchy Process (AHP).

Seda Şahin
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Adjusting starter generator topology to unmanned aerial vehicles

This is a thesis that explains both starting of the combustion engine and generating energy from the system combined by coupling DC motor and combustion engine of mini unmanned aerial vehicles with combustion engine which is started by an external triggering mechanism.

Ateş Batuhan İlhan
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2019
00
DoktoraAçık ErişimEN

Integration of machine learning and deep learning methods for the enhancement of rheumatoid arthritis diagnosis

In this study to classify normal and Rheumatoid arthritis hand radiographs, convolutional neural networks were used as object detectors and feature extractors. After pre-processing with YOLOv4, classification was performed with the pretrained VGG-16 model. Accuracy, sensitivity, specificity, precision, F1 score, area under the curve (AUC), and Cohen's kappa performance results of 90.5%, 96.0%, 85.7%, 85.7%, 90.5%, 0.94, and 0.81 were obtained, respectively. Feature extraction was performed with VGG-16 model, and with this extracted features dataset, a 0.9% improvement in accuracy was achieved with the stacking method. Two novel contributions were made to the literature as a result of work performed in this thesis. First, segmental search property was added to the majority voting classifier, providing a 1% improvement in accuracy compared to VGG-16. Second, ANOVA and variance threshold methods were applied to the dataset for feature selection, and the machine learning classifier was inserted into the ANOVA algorithm to find the optimum number of features. The optimal feature set was searched iteratively. With this proposed ANOVA and variance threshold feature selection methods, a 2-5% improvement in performance metrics was achieved with Random Forest, Logistic Regression and Support Vector Machines algorithms. Training time was shortened with both proposed methods.

Kemal Üreten
Çankaya University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Cutting force prediction by machine learning

This thesis investigates the application of machine learning methods to predict cutting forces by blending them with simulation data using the finite element method (FEM). It analyzes the prediction capabilities and prediction accuracy using various machine learning methods (neural networks, decision trees). The research part emphasizes the importance of machine learning methods in optimizing process parameters, increasing efficiency, and reducing tool wear. In my study, it was shown that the data generated should be processed before learning and transformed as required in terms of the quality of the data generated and the suitability of machine learning methods. In order to provide the most accurate estimates, processes such as removing unnecessary parameters in the data, normalization and correlation analysis were used. As a result of these, it showed the importance of the relationship between the cutting forces and process parameters of the algorithms, that this relationship can be modeled and applied in production areas for process optimization. At the same time, this research emphasizes the importance of integrating cutting force prediction with machine learning into industrial systems. The results show that expanding the dataset and collecting data from production sites will pave the way for progress in issues such as increased efficiency. During the analysis, workpiece material titanium was selected.

Okan Yüksel Fındıklı
Çankaya University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Examination of icing mechanism on aircraft wings with numerical methods

In this thesis study, the effects of key parameters such as angle of attack (AoA), liquid water content (LWC), median volumetric diameter (MVD), airspeed and exposure time on the ice formation characteristics as well as the aerodynamic behavior of the NACA 0012 airfoil were investigated using numerical methods. The impact of these parameters was assessed by observing variations in lift and drag values, along with alterations in the shape of the airfoil. To ensure the reliability of the numerical methodology, validation studies were conducted by comparing simulation results for both clean and iced airfoil configurations at various angles of attack with experimental data available in the literature. Analyses of the clean airfoil were performed using ANSYS Fluent, while ice accretion analyses were carried out with the FENSAP-ICE software employing the Spalart-Allmaras turbulence model. Results show that increasing AoA leads to asymmetric ice horn growth and up to 56% lift loss and 625% drag increase at 12°. An increase in liquid water content caused the ice structure to become more irregular and expanded the ice-covered area on both the upper and lower surfaces. As the mean volumetric diameter increased, ice formation spread over a larger area; notably, at an MVD of 50 µm, the highest performance losses were observed despite the maximum ice thickness not occurring at this value. With increasing airspeed, the ice shapes became sharper and more pronounced, and aerodynamic degradation was more significant especially up to speeds of 90 m/s. Finally, longer exposure times caused an increase in both ice thickness and the extent of the ice-covered area, with maximum ice accretion observed after 8 minutes. These findings demonstrate that each parameter significantly affects not only ice geometry but also the aerodynamic performance, which is critical for flight safety.

Computational fluid dynamics (HAD)
Cem Onay
Çankaya University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Organizasyonların dijital olgunluk seviyelerinin iş süreç performansına etkisinin değerlendrilmesi: farklı sektörlerden örneklerle bir analiz

Bu çalışma, günümüzde hızla gelişen ve küresel ölçekte en çok tartışılan konulardan biri olan dijitalleşme olgusunu ele almaktadır. Dijitalleşme yalnızca büyük ölçekli şirketlerin değil, aynı zamanda orta ve küçük işletmelerin ve kamu kurumlarının da gündeminde yer alan bir dönüşüm sürecidir. Dünya genelinde düzenlenen fuarlar, seminerler, konferanslar ve çalıştaylar aracılığıyla desteklenen bu süreç hem ekonomik hem de toplumsal düzeyde önemli değişimlere yol açmaktadır. Araştırmanın temel amacı, özellikle son on yıl içerisinde yoğunlaşan dijital dönüşüm sürecini kapsamlı biçimde incelemektir. Çalışmada farklı ülkelerden ve sektörlerden örnekler sunularak dijitalleşmenin iş süreçlerine etkileri analiz edilmekte, öncesi ve sonrası karşılaştırmalı olarak ele alınmaktadır. Bu sayede dijitalleşmenin organizasyonel yapı, ekonomik gelişmeler ve toplumsal yaşam üzerinde nasıl bir dönüşüm yarattığı ortaya konmaktadır. Bununla birlikte çalışma, dijitalleşmenin tek başına yeterli olup olmadığını da tartışmaktadır. Bulgular, dijitalleşmenin bağımsız bir süreç olarak ele alınamayacağını, başarıya ulaşabilmesi için çeşitli destekleyici faktörlere ihtiyaç duyulduğunu göstermektedir. Yapay zekâ, büyük veri analitiği, nesnelerin interneti (IoT), otonom ve akıllı sistemler, akıllı fabrikalar ve Endüstri 4.0 aşamaları bu faktörler arasında öne çıkmaktadır. Tez kapsamında bu kavramlar tanımlanmakta, tarihsel gelişim süreçleri ve günümüzde ulaştıkları düzeyler ayrıntılı biçimde açıklanmaktadır. Analiz bölümünde ise organizasyonların kullandıkları yazılımlar, uygulamalar ve teknolojik araçlar incelenmektedir. Bu bağlamda, dijitalleşme öncesinde karşılaşılan sorunlar ile sonrasında elde edilen çözümler karşılaştırmalı olarak değerlendirilmektedir. Böylelikle dijital teknolojilerin iş süreçlerinde yarattığı iyileştirmeler somut bir şekilde ortaya konmaktadır. Dijitalleşmenin en belirgin sonuçlarından biri, kamu kurumlarının işleyişinde gözlenen hızlanma ve vatandaşlara sunulan hizmetlerin verimlilik kazanmasıdır. Artık bir çalışan, hasta ya da iş arayan kişi, devletle ilgili işlemlerini zaman kaybetmeden kolaylıkla gerçekleştirebilmektedir. Bu durum, dijitalleşmenin sadece işletmeler için değil, aynı zamanda toplumsal yaşam için de büyük bir dönüşüm yarattığının somut bir göstergesidir. Sonuç olarak, dijitalleşme günümüzde hem kurumlar hem de bireyler için kaçınılmaz bir süreçtir. Ancak başarıya ulaşabilmesi, yalnızca teknolojik dönüşümle değil, aynı zamanda yapay zekâ, büyük veri ve Endüstri 4.0 gibi tamamlayıcı unsurlarla desteklenmesine bağlıdır. Bu yönüyle dijitalleşme, çağımızın en önemli gelişim dinamiklerinden biri olarak değerlendirilmektedir.

Muhammed Demir
Bursa Technical University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tek silindirli bir dizel motorda kenevir yağının yağlama yağı olarak kullanılabilirliğinin araştırılması

Motor yağlama yağı, birbiri ile temas halinde bulunan yüzeyler arasında bir yağ tabakası oluşturarak mekanik aşınma, güç kaybı ve sürtünme sonucu açığa çıkan ısıyı azaltmak amacıyla hareketli parçalarda kullanılmaktadır. Motor yağlama yağının çalışma ömrü ve kalitesini artırmak amacıyla çeşitli katkı maddeleri kullanılmaktadır. Her geçen gün teknolojide meydana gelen gelişmeler doğrultusunda artan madeni yağ tüketimi çevresel kaygıları da beraberinde getirmektedir. Bu nedenle, motor yağlama yağlarına bitkisel kökenli yağların ilave edilmesi, petrol kökenli yağlama yağlarının kullanım miktarlarını azaltacak ve bu sayede çevre kirliliğinin azalması mümkün olabilecektir. Bu çalışmada, motor yağına hacimsel olarak %2,5, %5 ve %10 oranlarında kenevir (Cannabis sativa L.) tohumu yağı (KTY) ilavesinin tek silindirli, dört zamanlı, direkt enjeksiyonlu bir dizel motorun motor performans, egzoz emisyon ve yağlama yağında meydana gelen aşınma elementlerine etkileri motorun 100 saatlik çalışma periyodunda değerlendirilmiştir. Sonuç olarak, motor yağına farklı oranlarda KTY ilavesinin MY100'e göre, 100 saat sonunda Fe miktarını %18,53-32,65 aralığında, Al miktarını %2,44-25,90 aralığında, Cr miktarını %5,64-37,92 aralığında, Pb miktarını %12,89-58,34 aralığında, Cu miktarını %5,70-40,02 aralığında ve Ni miktarını %2,24-22,00 aralığında arttırdığı belirlenmiştir. Ek olarak, test motorunda alternatif yağlama yağı kullanımı motor performansını bir miktar iyileştirirken egzoz emisyon karakteristiklerini olumsuz yönde etkilediği sonucuna varılmıştır.

Mehmet Furkan Erkan
Yozgat Bozok University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Improvement of the structural behavior of hollow beam reinforced by both steel bars and fiber

The aim of the present experimental study is to examine the effect of steel fiber on the improvement of the structural behavior of hollow beams reinforced by both steel bars and fibers. This work is attempt to matching the both lightweight structural member with the structural ductility requirements. This is reached by combining the optimum beam's section topology with using steel fiber reinforcement. Therefore, different parameters are used to alter, named, shear span to depth ratio (a/d) and hollow shape. Three values for (a/d) used for investigating 8, 6, and 4. Two hollow type of circular and square shape are used. However, beam size, fiber type and longitudinal reinforcement ratio were left unchanged. All these parameters are compared with the control specimens of solid sections and hollow of normal concrete.

Haıtham Bajılan
Gaziantep University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Kitosan hidrojeline gömülü ov-GnRH mRNA aşisinin geliştirilmesi

Physical castration has been practiced in many mammalian species for centuries for various reasons, including preventing uncontrolled reproduction in farm animals, suppressing aggressive behavior, improving meat quality, and preventing uncontrolled reproduction in domesticated, stray, and wild animals, as well as in zoos and wildlife parks. Because physical castration is not a preferred practice, immunizing mammals against Gonadotropin-Releasing Hormone (GnRH) to suppress their reproductive functions (GnRH immunization-immunological castration- immunocastration) has emerged as a biotechnological solution. Protein and DNA vaccines developed for immunocastration are available in the literature. mRNA vaccines, a new technology, are considered a potential candidate to address the technological shortcomings of commercially available protein-based vaccines due to their superior features, including i) faster, higher quality, and easier production in a laboratory environment, ii) production of the encoded antigen in its native form (through in situ posttranslational modifications), and iii) the induction of a long-lasting, healthy immune response to the in situ produced antigen. There is no mention of an mRNA-based immunocastration vaccine, or more specifically, an mRNA-based GnRH vaccine, in the literature. This study aimed to synthesize Ov-GnRH mRNA in vitro using the Ovalbumin-GnRH (Ov-GnRH) gene region, whose immunocastration success has been previously demonstrated in different species. In this context, the DNA region encoding Ov-GnRH was rearranged as a template, and Ov-GnRH mRNAs capable of high-yield expression in the host were synthesized. To eliminate the need for booster doses in traditional immunization practices and to provide long-term and effective immunization with a single injection, Ov-GnRH mRNAs were loaded into a thermosensitive chitosan hydrogel, and characterized in vitro condition. To achieve this goal, a thermosensitive chitosan hydrogel was prepared that, when injected into a living organism, gels at body temperature and provides a sustained/slow release of the loaded Ov-GnRH mRNA. The synthesized biomaterial's mRNA loading capacity, mRNA release kinetics, dissolution profile under physiological conditions, and cytotoxicity were investigated in vitro.

Gene cloningmRNAReproductive hormones
Aleyna Öğreten
Manisa Celal Bayar University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Investigation of the effect of nanofluid flow on heat transfer in double pipe heat exchangers

In the present work, numerical investigation of heat transfer enhancement in double pipe heat exchanger embedded with fins on the outer surface of the inner tube and with addition of Alumina nanofluid have been carried out. Numerical work included construct the geometry which is consist from four pairs copper fins material of (35mm) height, (1mm) thickness, (8.5mm) distance between every two legs which fixed on the straight copper tube. The external and internal pipes have been manufactured from copper material of (51.78 ,20.4 mm) inner diameter, (1500, 1530 mm) length respectively. Cold water at various mass flow rates (0.03 to 0.07) kg/sec flows through annuli, and hot de-ionized water at Reynolds numbers ranging from (250 to 2500) flows through the inner tube. Performance of (smooth and finned) tube heat exchanger was investigated experimentally without nanofluids adoption. Numerical results showed (2.3 to 3.1) enhancement ratio when using finned tube heat exchanger. One type of nanoparticle (Al2O3) having volume concentrations (1%, 3%, and 5%) was used during simulation. Numerical results showed an increase in convective heat transfer coefficient by increasing both volume concentration and Reynolds number. Heat transfer coefficient and thermal conductivity increase at 5% volume concentration by (20%, 4.7%) respectively. Numerical simulation has been carried out on present heat exchanger to analyze both flow field and heat transfer using ANSYS FLUENT 20 package. The solution for conservation continuity, momentum and energy equations is utilized to predict the flow field inside the heat exchanger. A comparison of heat transfer for smooth, finned tube without nanofluids and finned tube with nanofluids was carried out. Steady state, Newtonian flow, incompressible and three dimensional were assumed. The results showed that adding fins enhanced the heat dissipation through heat exchanger. Heat transfer enhancement by adding nanoparticles to base fluid has been found during the simulation. This is due to the increase in thermo physical properties of base fluid. ANSYS FLUENT 20 package is successful for predicting both heat transfer and fluid flow in the present heat exchanger.

Heat exchangers
Mohammed Flayyıh Hasan Hasan
Kırşehir Ahi Evran University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Soğutucularda kullanılan kompresör motorlarında enerji tüketimini iyileştirmek için frekans kontrollü sistem tasarımı

Bu tezin amacı soğutucu sistemlerdeki tek fazlı asenkron motorlu kompresörlerinin değişken devirli olarak kontrol edilmesi durumunda sistemin enerji performansını incelemektir. Evsel elektrik tüketimi sıralamasında soğutucular en üst sıradadır. Bu çalışmada, tek fazlı asenkron motorların yapıları ve hızlarının ne şekilde ve hangi yöntemlerle değiştirilebileceği, motorda frekans ile hız kontrolü metotları, invertör yapıları ve modülasyon yöntemleri incelenmiştir. Sonrasında ev tipi bir buzdolabı kompresörü ve buna uygun sürücü sistemi belirlenmiştir. Seçilen kompresörün katalog değerlerinden yola çıkılarak ön tanımlı motor modeli yardımıyla bir kompresör modeli oluşturulmuştur. Oluşturulan modelin benzetiminin gerçek kompresör ile uyumlu olduğu doğrulanmıştır. Sürücü sisteminde, kontrol yöntemi olarak skaler kontrol yöntemi (V/f hız kontrolü), invertör topolojisi olarak tek fazlı tam köprü invertör, modülasyon yöntemi olarak unipolar sinüsoidal darbe genişlik modülasyonu kullanılmıştır. Oluşturulan benzetimde harmonik bozulma değerleri ve enerji tüketimleri ölçülmüştür. Ölçülen tüketim değerleri, piyasada mevcut olan konvansiyonel ve değişken devirli soğutma sistemlerinin enerji tüketim değerleri ile karşılaştırılmıştır.

Ali Asil Önceler
Manisa Celal Bayar University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

The passive solar building design and energy efficiency with BIM

With the increase in population, the need for energy is increasing day by day and environmental pollution is generated by the use of non-renewable sources to meet the need. The Kyoto Protocol was signed in 2005 in order to reduce the harmful gases and to protect the environment. However, both renewable and clean energy sources have been sought. The sun is the most efficient of these sources. Indirect or direct use of the sun and energy, building spend the annual amount is intended to reduce. For this, the low cost passive house issue has been discussed. According to the climate conditions in which the structure is located, architectural design was made and energy costs were reduced. Special drawing and analysis programs have been developed to make this studies. All these approaches are combined under the BIM concept. In this study, a nursery was designed in Revit Architecture program in Gaziantep in accordance with passive house standards and environmental regulations. Energy analysis part is calculated in Design Builder program. As a result of the analysis, the positive effects of the passive house standards and environmental regulations on energy performance were observed.

Okan Tuzlu
Hasan Kalyoncu University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kümelenmeye yönelik Türkiye'de uygulanan devlet destekleri: TR82 bölgesi için örnek bir kümelenme modeli önerisi

Kümelenme, ulusal rekabetçilik ve kalkınma politikalarında çok başarılı bir yaklaşım olarak benimsenen, son zamanlarda araştırma yapanların meraklarını çeken bir konudur. Bu bağlamda bu tez çalışmasında belirlenmiş coğrafi bölgelerde oluşturulan kümelenmelerin, kendine özgü yönlerinin ortaya çıkarıldığı sektörlerde rekabet avantajı sağladıkları yapılan araştırmalar sonucunda ortaya çıkmıştır. Bundan dolayı sektörel yoğunlaşmanın olduğu bölgelerde kümelenme yaklaşımının uygulanması ve benimsenmesi açısından bu tez çalışmasının yararlı olabileceği düşünülmüştür. Teknolojik gelişmeler sonucu yaşanan değişimler ve küreselleşme ile birlikte hükümetler tarafından gerçekleştirilmesi gereken faaliyetler arasında yer alan kümelenme yapıları bölgesel kalkınma ve küresel rekabet elde edebilme araçlarından biri olarak kullanılmaktadır. Kümelenme yapılanmalarının başarılı sonuçlar elde edebilmesi ve sürdürülebilmesi için son dönemlerde devletler tarafından politikalar oluşturulmaktadır. Bu bağlamda Türkiye'de çalışmada da belirtildiği üzere kümelenme yapısına ve küme içerisinde yer alan aktörler ile ilgili geçmişte ve günümüzde halen destekler sağlanmaktadır. Bu çalışmada, TR82 Bölgesinde imalat sanayisinde yer alan sektörler üzerinden örnek bir kümelenme model önerisi oluşturulmaya çalışılmıştır. İlk önce üç yıldız analiz yöntemi kullanılarak imalatçı sektörler arasından dört sektörde kümelenme potansiyeli tespit edilmiştir. Daha sonra TR82 Bölgesinde bu dört sektörün mevcut durumu, diğer Düzey-2 bölgeleri ile karşılaştırılarak analiz edilmiştir. Sektörlerin il ve ilçelerdeki dağılımı araştırılmış ve sektörlerin belirli bir bölge ya da ilçe içerisinde yenilikçilik kapasitesi, sektördeki rekabet avantajı ve yoğunlaşma durumu incelenmiştir. Analiz sonucunda iki alt küme tespit edilmiş olup, işletmeye özgü bilgiler ve devlet desteklerinin küme oluşumuna etkileri göz önünde bulundurularak TR82 Bölgesi üzerinde bir örnek kümelenme model önerisi oluşturulmuştur.

Ömür Gümüşsoy
Kastamonu University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Automatic vehicle identification by plate recognition

In this thesis, a new algorithm for automatic vehicle identification has beenproposed. Identification is made by license plate recognition (LPR) algorithm.License plate recognition is a form of automatic vehicle identification and is analgorithm that identifies the vehicle by recognizing the license plate automatically. Inthis study, a simple but effective algorithm is presented for vehicle?s license platerecognition system.There are some other methods to identify the vehicles such as bar code-basedidentification systems, radio-frequency identification systems. In bar code-basedidentification and radio-frequency identification systems, the methods requireexternal components installed on vehicles for automated identification. On the otherhand, license plate recognition technology identifies the vehicle using only its licenseplate. Since every vehicle carries a unique license plate, no external cards, tags ortransmitters need to be recognizable. Due to this reason, license plate recognitionalgorithm is the most powerful and useful technique for automatic vehicleidentification.The proposed algorithm consists of three major parts: Extraction of plateregion, segmentation of plate characters and recognition of plate characters. Forextracting the plate region, edge detection algorithms and smearing algorithms areused. In segmentation part, smearing algorithms, filtering and some morphologicalalgorithms are used. And finally statistical based template matching is used forrecognition of plate characters.This algorithm operates on inactive real images and the system is designed for theidentification of Turkish license plates. The necessary codes for the proposed algorithm werewritten in Matlab software. To see the overall performance, the proposed algorithm has beentested over a large number of images. The images were taken on different time periods of theday and also these test images were taken under various illumination conditions. And it wasobtained that %97.6 success rate for the extraction of plate region, %96 success rate for thesegmentation of the characters and %98.8 accuracy rate for the recognition of plate characters,giving the overall system performance as %92.57 recognition rate.Moreover, some image processing techniques that have been used for license platerecognition were presented in this thesis. And the advantages and the use of these techniqueshave been explained.

Serkan Özbay
Gaziantep University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2006
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Katı dolgu barajların ekonomik ve statik analizi

Silindirle Sıkıştırılmış Beton (SBB) barajlar; ekonomik olarak inşa edilmeleri, inşa sürelerinin kısa olması gibi birçok nedenlerden dolayı çok tercih edilen bir baraj türüdür. SSB barajların bir türü olan katı dolgu barajlar, SSB türleri içerisinde en çok tercih edilen baraj türüdür. Katı dolgu barajlar yükü daha geniş bir alana yaydığı için SSB barajların diğer türlerine göre daha zayıf temellere de inşa edilebilmektedirler. Ayrıca SSB barajlar için gereksinim duyulan iyi düzeydeki silindirle sıkıştırma beton kalitesine katı dolgu barajlar için gereksinim duyulmamaktadır. Böylece katı dolgu barajlar günümüzde sık tercih edilen ve baraj emniyeti açısından güvenilir bir baraj türüdür. Bu çalışmada, yapılacak olan katı dolgu barajlar için farklı şev geometrileri incelenmiştir. Bu çalışmanın asıl amacı katı dolgu barajlarda malzeme maliyetini azaltmak için yeni bir enkesit belirlemektir. Belirlenen enkesitin güvenilirliğini detaylı bir şekilde analiz etmek hedeflenmiştir. Bu nedenle, rijitlikleri değişen farklı elastisite modüllerine sahip temeller üzerine inşa edilen katı dolgu barajların statik yükler altında doğrusal elastik davranışı incelenmiştir. Farklı rezervuar su seviyeleri ve memba ve mansap yüzeyi için dikkate alınan kuvvet fonksiyonu tabanlı enkesit denkleminde farklı "n" kuvveti dereceleri için analizler yürütülmüştür. Ayrıca baraj enkesitinde temelden itibaren baraj yüksekliğinin yaklaşık beşte biri kadar kısmında bir temel dikkate alınarak da analizler yapılmıştır. Elde edilen bulgular detaylı bir şekilde tartışılmıştır. Farklı enkesitler için beton hacminde sağlanan fayda belirlenmiştir. Tasarımcılara güvenli ve ekonomik bir katı dolgu baraj enkesiti önerilmesi hedeflenmiştir. Çalışma bulgularına göre; baraj enkesitinde önemli oranda maliyet kazanımı sağlanacağı ve bu durumda barajın emniyetinde bir sorun oluşmayacağı sonucuna varılmıştır. Böylece baraj mühendislerine yeni bir katı dolgu baraj enkesiti önerilmektedir.

Miray Ünal
Fırat University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Understanding the pleckstrin homology (PH) domain peculiar mechanism in akt translocation, phosphorylation, and activation

The protein kinase B (PKB, also designated Akt), is unarguably a crucial player in cell proliferation, survival, metabolism, angiogenesis, and apoptosis. Akt plays a pivotal role in the Ras-PI3K-Akt-mTOR signaling pathway. Akt recruitment to the plasma membrane is enabled by its Pleckstrin homology (PH) domain, which interacts with signaling membrane lipid, PIP3, or PIP2. The interplay between the PH domain and PIP3 results in conformational changes that facilitate phosphorylations of Thr308 in the kinase domain, and Ser473 in the C-terminal regulatory domain by PDK1 and mTORC2 complex, respectively. Enormous Akt activation mechanisms have been proposed by various studies, which all seem to result in PH domain peculiar role in translocating Akt to the plasma membrane, and to implication of Calmodulin (CaM) intermolecularly interacting with the PH domain in breast cancer as established by previous NMR studies. However, the exact mechanism of how CaM interacts with the PH domain at the atomic level remains unclear. Also, in Akt autoinhibition state or a "PH-in" conformer, the PH domain intramolecularly interact with the kinase domain to prevent phosphorylation of a functional residue in the kinase domain. Several residues in the PH-kinase allosteric interface maintain the PH-kinase domain autoinhibition, and mutations of critical residues in the PH-kinase domain interface have the proclivity to disrupt the interface, resulting in a "PH-out" conformer state. A "PH-out" conformer of Akt is required for the PH domain to interact with membrane lipids, an event critical for Akt activation. Furthermore, phosphorylation of Ser473 in the C-terminal tail that forms electrostatic interaction with Arg 144 in the PH-kinase linker leads to conformational rearrangements in the PH domain activating Akt. However, the structure of full-length Akt autoinhibited state is yet to be crystalized to understand the PH and kinase domain autoinhibition. Here, this dissertation purpose is two-fold: using modeling and molecular dynamics (MD) simulations to figure out how CaM interacts with the PH domain to recruit Akt to the plasma membrane and how the PH domain intramolecularly interact with the kinase domain at the atomic level with emphasis on the interfacial residues that play a crucial role in the PH-kinase domain autoinhibition. In the dissertation's first part, CaM-PH domain complexes were modeled and subjected to all atoms MD simulations. The simulation results show that CaM-PH domain interactions are thermodynamically stable and involve a 𝝱-strand, rather than an 𝛂-helix interaction, both agreeing with the NMR data and that electrostatic and hydrophobic interactions are critical to maintaining CaM-PH complex. The PH domain interacts with CaM lobes; however, multiple modes are possible, and the involvement of IP4, polar head of PIP3 attenuates CaM-PH domain interaction, implicating the release mechanism at the plasma membrane. In the second part of the dissertation, iv we modeled full-length Akt (480 residues) in the inactive state to explore the intramolecular interaction between the PH and kinase domains and identify crucial interfacial residues that maintain the PH-kinase intact interface. Further, Asp 323, an important interface residue was mutated to His to discern its effect on PH-kinase allosteric interface. The results show that the mutation led to substantial displacement of ATP from the ATP binding pocket in Akt and led to kinase domain adopting a more open conformation. Additionally, the RMSD and RMSF profiles depict that D323H leads to an increase in conformational changes, and we deduce that although the mutation is approximately 21Å away from ATP binding site, perhaps there is an allosteric communication between these two functional sites in Akt. The modeled structures of full-length autoinhibited Akt state are best representations that would guide pharmaceutical chemists to develop Akt allosteric inhibitors, which require an intact PH-kinase interface, and ATP-competitive inhibitors that do not require such intact PH-kinase interface but might rely on intact kinase domain N- and C- lobes interface for their cellular activity. The development of allosteric and ATP-competitive inhibitors is crucial for targeting Akt since it is frequently activated in tumor cells, necessitating its regulation. The dissertation results have functional implications in developing inhibitors that would target CaM-PH domain complex and allosteric and ATP-competitive inhibitors that bind to the PH-kinase domain interface and ATP binding pocket in Akt, respectively. Finally, these results add to the already existing incredible wealth of information on the Akt kinase activation mechanism, which all seem to result from loosening the PH-kinase domain autoinhibition.

ActivationPhosphoinositide 3-kinaseHydrogen-ion concentration+2
Jackson Weako
Koç University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimEN

Novel cardiac magnetic resonance imaging sequences used in congenital heart disease

Recent advancements in cardiac magnetic resonance imaging have significantly enhanced the diagnostic accuracy and management of congenital heart disease. Modern magnetic resonance imaging sequences, such as steady-state free precession, phase-contrast imaging, and late gadolinium enhancement, offer detailed anatomical and functional insights, which are crucial for precise diagnosis, surgical planning, and long-term follow-up. These sequences allow for comprehensive assessment of complex cardiac structures, hemodynamics, and myocardial tissue characterization, thereby improving patient outcomes and aiding in the effective treatment of congenital heart disease. The integration of advanced imaging techniques like phase-contrast magnetic resonance imaging, 3D printing, and computational fluid dynamics has revolutionized the evaluation and management of congenital heart disease. Phase contrast magnetic resonance imaging provides comprehensive hemodynamic data, enabling precise assessment of blood flow patterns and quantification of flow parameters. These detailed flow analyses are further enhanced by 3D printing, which creates patient-specific models for pre-surgical planning and education. Together, these technologies offer a multifaceted approach to congenital heart disease, improving diagnostic accuracy, surgical planning, and patient-specific care. The first part of this thesis investigates differences in functional and 3D morphological characteristics of the right ventricular outflow tract and branch pulmonary arteries in patients with surgically corrected tetralogy of Fallot, which is referred to as surgical or transcatheter pulmonary valve replacements. The study found the reduced circumferential and radial strain in the right ventricle in the surgical valve replacement group by using cardiac magnetic resonance imaging with multiplanar reconstructions, 3D volume rendering, and 3D printed models for pre-procedural assessment. A significant correlation was noted between right ventricular outflow tract types and strain parameters. This study addresses a critical gap in understanding the effects of transcatheter pulmonary valve replacement on myocardial strain in patients with surgically corrected tetralogy of Fallot. The second part of this thesis is dedicated to determining the effects of transcatheter pulmonary valve replacement on atrial and ventricular strain in patients with surgically corrected tetralogy of Fallot using feature-tracking strain evaluation of cardiac magnetic resonance imaging. By demonstrating that pulmonary valve replacement leads to significant changes not only in volume and function parameters but also in strain characteristics it provides a deeper understanding of myocardial function in these patients. The study suggests incorporating strain analysis into routine cardiac magnetic resonance imaging protocols for a more comprehensive assessment.

Pulmonary heart disease3D printing
Serçin Özkök
Koç University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimEN

Novel over-the-air methods and practical approaches for reconfigurable intelligent surfaces system designs and analyses

The rapid evolution of wireless communication networks towards 6G and beyond requires innovative solutions to enhance spectral efficiency, improve system reliability, and manage the growing complexity of modern communication systems. This thesis explores the integration of reconfigurable intelligent surfaces (RIS) with communication systems to address fundamental challenges in wireless networks, such as challenges in the channel, overall system efficiency, system scalability, practicality and more. By leveraging RIS technology, the wireless propagation environment can be dynamically reconfigured to optimize signal transmission, mitigate interference, and enhance network performance. This thesis presents novel over-the-air (OTA) approaches to RIS-aided communication systems, considering both passive and active RIS architectures as well as their practical implications in real-world deployments. Chapter 2 investigates an virtual OTA equalization technique enabled by RIS, demonstrating how RIS phase alignment can effectively eliminate inter-symbol interference (ISI) and convert frequency-selective fading channels into frequency-flat channels. Chapter 3 includes a study proposing RIS-aided uplink non-orthogonal multiple access (NOMA) schemes, optimizing resource allocation and improving outage probability performance for two users. Chapter 4 introduces a hybrid RIS architecture for OTA index modulation (IM), integrating passive and active RIS elements to achieve superior spectral efficiency and reduced detection complexity. Chapter 5 focuses on network-independent RIS architectures, proposing a user-controlled RIS system that enhances practicality, signal quality and energy efficiency in a simple and practical manner without relying on centralized network control. Chapter 6 discusses RIS identification techniques in mobile networks, addressing critical challenges related to RIS security, authentication, and interference mitigation, introducing a new and important concept for RIS deployment to the literature. Chapter 7 presents a power-differentiated dual-code index modulation (RIS-PD-DCIM) scheme that improves spectral efficiency and performance through optimal RIS partitioning strategies. The contributions of this thesis provide a comprehensive framework for RIS-aided communication systems, addressing key limitations in existing wireless technologies and paving the way for the seamless integration of RIS into 6G networks. The proposed methodologies and system models demonstrate the potential of RIS to revolutionize wireless communications by offering enhanced system designs, improved spectral and energy efficiency, and robust performance in dynamic environments. These findings contribute to the ongoing efforts in the research community to develop practical, scalable, and intelligent wireless networks for the future.

Electronic communicationMetasurfacesReflector surface
Emre Arslan
Koç University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Batarya akim kesme ünitesi yuksek voltaj bağlanti birimleri termal analizi

2015 yılından itibaren birçok hükümet, gaz emisyonlarını azaltma çabalarının bir parçası olarak elektrikli araçların benimsenmesini teşvik etmeye başlamıştır. 2030 yılından sonra elektrikli araç satışının 30 milyon adeti geçmesi beklenmektedir. Elektrikli aracın en kritik birimi olan batarya teknolojilerinin hızla gelişmesi, elektrikli araçların yaygınlaşmasında önemli rol oynamaktadır. Yüksek voltajlı bataryalardan kaynaklanan elektrik arızaları ciddi hasara neden olabilir. Batarya kontrol ünitesi aşırı akım, kaza, akü şarj arızaları ve elektrik sızıntısı durumlarında devre bağlantısını kesmekle görevlidir. Bu nedenle, Batarya Akım Kesme Ünitesinin termal analizi, güvenli ve daha kompakt tasarımlar yapılıp kısa sürede test edilmesini sağlar. Bu çalışma, elektrikli araç bataryalarında bulunan Batarya Akım Kesme Ünitesinin sistemlerinin ve ünitenin içinde bulunan baraların termal simülasyonunu içermektedir. Ünite FEV Türkiye'nin test düzeneği geliştirme projesidir. Daha sonra Katı model Doğuş Üniversitesi bünyesinde yer alan lisans kullanılarak ANSYS 2023 R2 yazılımında termal analize tabi tutulmuştur. Üretilen prototip Türkiye'de bulunan Global bir pil üreticisinin laboratuvar ortamında teste edilmiştir. Batarya Akım kesme Ünitesinin proje hedefi olan 400A akım altında en az 5 dakika çalışma süresi deneysel testlerde 8 dakika olarak uygulanmıştır. Termal simülasyon sonuçları ile deneysel testlerle elde edilen sıcaklıklar karşılaştırılmıştır. 24 adet koşul oluşturulmuş ve ortam sıcaklığı ve hava taşınım katsayısı değişken olarak uygulanmıştır. Taşınım ile ısı transferinin sıcaklığa etkisi ve ortam sıcaklığının bu katsayıya etkisi incelenmiştir. Deneysel veriler ile karşılaştırılan simülasyon verileri arasındaki hata oranı %0,10-%5,62 arasında elde edilmiştir. Batarya Akım kesme ünitesinde bulunan baralar kesit ve uzunluklarına göre teorik hesaplamalar ile simülasyon bilgileri karşılaştırılmış sonuçlarının uyuştuğu gözlemlenmiştir. Sonuç olarak bu tez, Batarya akım kesme ünitesinin termal performansını inceleyerek hava taşınım katsayısının etkilerini ve baraların kesit ve uzunluklarına bağlı değişimlerini incelemiştir. Bu çalışmanın elektrikli araç teknolojisinin daha da ilerlemesine katkı sağlayacağı öngörülmektedir.

Batarya termal yönetim sistemiDeneysel analizDeşarj+2
Ayçin Akbaş Balcı
Doğuş University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Muş Alparslan Üniversitesi kampüsünün elektrik enerji kalitesinin incelenmesi

Bu tez çalışmasında Muş Alparslan Üniversitesi kampüsünde bulunan dağıtım trafoları güç kalitesi problemlerinden olan akım ve gerilim harmonikleri açısından incelenmiştir. Kampüste bulunan trafolarda enerji analizörü ile yapılan ölçümlerde akım ve gerilim harmonikleri kayıt altına alınmıştır. Ölçümler sonucunda elde edilen akım ve gerilim harmonikleri incelenmiştir. Yapılan ölçümlerde akım harmoniklerinin standart limitlerin üzerinde olduğu gerilim harmoniklerinin ise standart limitlere uygun olduğu belirlenmiştir. Akım harmonik değerleri kullanılarak Matlab/Simulink ortamında üç fazlı nonlineer yük modelleri oluşturulmuştur. Bu modellerin toplam harmonik bozulma (THD) oranları, enerji analizörü ile ölçülen değerlere oldukça yakın sonuçlar vermiştir. Matlab/Simulink ortamında akım harmoniklerini elimine edecek paralel aktif güç filtresi tasarlanmış ve her bir trafo için paralel aktif güç filtresinin performansı incelenmiştir.

Nejdet Sezgin
Bitlis Eren University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00