Çukurova University
Anabilim Dalı

Hemşirelik Anabilim Dalı

Çukurova University

2.280

Arşivlenen Tez

22

DOI Atanmış

1%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

50 Tez
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Üriner inkontinansı olan kadınların konfor düzeyi ve öz bakım gücünün belirlenmesi

Bu çalışma, üriner inkontinansı olan kadınların konfor düzeyi ve özbakım gücünün belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı ve kesitsel yapılan çalışma, Şubat 2016- Nisan 2018 tarihleri arasında, Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi Kadın Doğum Servisinde yapılmıştır. Araştırmanın evrenini Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi Kadın Doğum Servisinde yatan, üriner inkontinans tanısı alan kadınlar oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemini Kadın Doğum servisinde yatan, henüz üriner inkontinans sebebiyle cerrahi operasyon geçirmemiş, 18 yaş ve üzerinde, iletişim güçlüğü ve mental yetersizliği olmayan, Türkçe bilen ve araştırmaya katılmayı kabul eden 124 kadın oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında "Kişisel Bilgi Formu", ''Üriner İnkontinans & Sıklık Konfor Skalası'' ve ''Özbakım Gücü Ölçeği'' kullanılmıştır. Veriler, yüzyüze görüşülerek toplanmıştır. Verilerin istatistiksel analizleri SPSS Windows version 24.0 paket programında yapılmıştır. Üriner inkontinansı olan kadınların Üriner İnkontinans & Sıklık Konfor Skalası toplam puan ortalaması 3,35±0,59 ve Öz Bakım Gücü Ölçeği toplam puan ortalaması 88,09±14,59 olarak saptanmıştır. Kadınların idrar kaçırma çeşidi, idrar kaçırma süresi ve idrar kaçırma sıklığı ile Üriner İnkontinans & Sıklık Konfor Skalası puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0,05). İdrar kaçırma süresi ve idrar kaçırma sıklığı ile Öz Bakım Gücü Ölçeği puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0,05). Üriner İnkontinans & Sıklık Konfor Skalası ile Öz Bakım Gücü Ölçeği arasında, istatistiksel olarak pozitif yönde orta şiddette anlamlı bir ilişki bulunmuştur (r=0,479 P=0,001). Araştırmada üriner inkontinansı olan kadınların konforlarının orta düzeyde olduğu ve öz bakımlarını gerçekleştirmede bağımsız ve yeterli oldukları belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Konfor, Özbakım, Üriner İnkontinans

GaziantepKadınlarKonfor+2
Meltem Oyman
Çukurova University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ameliyathane çalışanlarının hasta güvenliğine ilişkin tutumlarının incelenmesi

Ameliyathaneler hastanelerin en karmaşık çalışma ortamlarından biridir. Ameliyathanelerde sağlık bakımında standardizasyonu sağlamak için hasta güvenliği unsurlarının yerine getirilmesi son derece önemlidir. Bu araştırma, ameliyathane çalışanlarının hasta güvenliği tutumlarının incelenmesi amacı ile yürütülmüştür. Araştırma Şubat 2017-Ekim 2017 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi ve Adana Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi merkezi ameliyathane çalışanları ile tanımlayıcı ve kesitsel olarak yapılmıştır. Çalışmanın evrenini ameliyathane birimi sağlık çalışanları oluşturmuştur. Araştırmada örneklem seçimine gidilmeyerek, tüm evrene ulaşılması hedeflenmiştir. Araştırmaya katılmayı kabul eden ve kriterlere uyan 254 kişiye ulaşılmıştır.Araştırmada veri toplama aracı olarak, çalışanların tanıtıcı özelliklerini belirleyen Kişisel Bilgi Formu ve ameliyathane çalışanlarının hasta güvenliğine ilişkin tutumlarını değerlendirmek için Güvenlik Tutumları Ölçeği (GTÖ) (Ameliyathane Versiyonu) kullanıldı.Verilerin değerlendirilmesinde SPSS 20 paket program kullanılmıştır. Sonuçlar % 95 güven aralığında, p<0.05 anlamlılık düzeyinde değerlendirildi. Çalışanların GTÖ puan ortalamaları incelendiğinde; toplam puan ortalamaları 49,58±12,67; ekip işbirliği alt boyut puan ortalamaları 58,52±13,63; iş memnuniyeti alt boyut puan ortalamaları 59,82±22,41; yönetimle ilgili düşünceler alt boyut puan ortalamaları 44,35±22,99; güvenli ortam alt boyut puan ortalamaları 50,97±15,21; çalışma koşulları alt boyut puan ortalamaları 51,35±25,01; stres düzeyinin belirlenmesi alt boyut puan ortalamaları 36,83±16,14 olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak, ameliyathane çalışanlarında hasta güvenliği tutumları orta seviyede bulunmuştur. Hasta güvenliği tutumunun iyileştirilmesi için gerekli eğitimlerin verilmesi ve farkındalıklarının arttırılması önerilmektedir.

Ameliyathane hemşireliğiAmeliyathane teknisyenleriAmeliyathaneler+4
Birgül Belgin
Çukurova University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hemşirelikte uzmanlaşmaya yönelik tutum ölçeği'nin geliştirilmesi

Bu araştırmanın amacı, hemşirelikte uzmanlaşmaya yönelik tutum ölçeği geliştirmektir. Metodolojik tipte olan araştırmanın katılımcıları; Türkiye geneli hemşirelik bölümünde öğretim elemanı olan akademisyen hemşireler, Kırşehir Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde görev yapmakta olan klinisyen hemşireler ve Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi'nde hemşirelik lisans ve lisansüstü programda eğitim gören öğrencilerdir. Veri toplama, iki aşamada gerçekleştirilmiştir. Birinci aşamada, örneklem grubundan 20 kişi ile bireysel derinlemesine görüşmeler yapılmış ve bu görüşmeler doğrultusunda madde havuzu oluşturulmuştur. İkinci aşamada ise; ölçek geliştirme için geçerlik ve güvenirlik analizleri yapılmıştır. Oluşturulan 55 maddelik madde havuzu uzman görüşlerine sunulmuş ve yapılan analizler sonucunda beş madde taslak ölçekten çıkarılarak 50 madde ile örneklem grubunda veriler toplanmaya başlanmıştır. Araştırmaya toplamda 634 kişi katılmıştır. Katılımcıların %25.6'sı akademisyen, %33.9'u klinisyen ve %40.5'i öğrenci hemşirelerden oluşmaktadır. Hemşirelikte Uzmanlaşmaya Yönelik Tutum Ölçeği'nin açıklayıcı faktör analizleri öncesinde Kaiser-Meyer-Olkin (KMO) katsayısı 0.97 ve Barlett testi sonucu =6311.598, p<0.001 olarak bulunmuştur. Yapılan faktör analizi sonrasında; toplam varyansın %69.9'unu açıklayan, öz değeri 12.5 olan tek faktörlü bir yapı ortaya çıkmıştır. Açıklayıcı faktör analizi sonucunda tek faktörlü ölçeğin faktör yüklerinin 0.59 - 0.91 arasında olduğu saptanmıştır. Doğrulayıcı faktör analizi sonuçlarında, ölçeğin uyum indeksleri /SD 2.28, GFI 0.90, CFI 0.97, NFI 0.95, NNFI 0.97, AGFI 0.87, RMSEA 0.064 olarak saptanmış olup ölçek maddelerinin faktör yükleri 0.69 ile 0.95 arasında bulunmuştur. Birleşim geçerliği için yapılan analizlerde ölçeğin CR değeri 0.98, AVE değeri ise 0.73 olarak hesaplanmıştır. %27 alt - %27 üst grup karşılaştırmaları için yapılan analizlerde; %27 alt grup puan ortalaması 48.92±19.41, %27 üst grup puan ortalaması 87.84±1.91 ve iki grup arasında t değeri -26.08 (p< 0.001) olarak bulunmuştur. Ölçekte yer alan tüm sorular düz puanlanmakta, tersten puanlanan soru bulunmamaktadır. Ölçekten alınabilecek puan 18 – 90 arasında olup ölçek toplam puan ortalaması 74.37±16.66'dır. Ölçekten alınan puan arttıkça hemşirelik mesleğine yönelik tutum da artmaktadır. Ölçeğin toplam cronbach alfa katsayısı 0.97'dir. Madde-toplam puan analizinde ise ölçek maddelerinin, ölçek toplam puanıyla olan korelasyon katsayıları 0.55 - 0.89 arasında dağılım göstermektedir (p< 0.001). Test tekrar testi için yapılan analizler sonucunda; birinci ölçüm puan ortalaması 79.33±8.51, ikinci ölçüm puan ortalaması ise 79.90±8.61 olarak bulunmuştur. Birinci ve ikinci uygulama ölçek puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (t: 0.834, p>0.05). İki ölçümün ölçek puanları arasındaki korelasyon analizinde istatistiksel olarak anlamlı, çok güçlü, pozitif yönde bir ilişki vardır (r=0.906, p<0.001). Dört hafta ara ile yapılan iki uygulamanın ölçek toplam puanları arasında sınıf içi korelasyon katsayısı mükemmel düzeyde ve istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (ICC: 0.95, p<0.001). İki yarım test güvenirliği katsayısını elde etmek için yapılan analizler sonucunda; veri tabanının birinci yarısının cronbach alfa katsayısı 0.95, ikinci yarısının cronbach alfa katsayısı 0.95 ve Guttman katsayısı 0.96 olarak bulunmuştur. İki yarım arasındaki korelasyon, çok güçlü pozitif yöndedir (r:0.93). Ölçekte tepki yanlılığı olmadığı belirlenmiştir (Hotelling T²=350.961, p<0.001). Sonuç olarak Hemşirelikte Uzmanlaşmaya Yönelik Tutum Ölçeği, hemşirelerin uzmanlaşmaya ilişkin tutumlarını ölçmek için geçerli ve güvenilir bir araçtır.

HemşirelerHemşirelikHemşirelik araştırmaları+5
Gamze Saatçi
Kırşehir Ahi Evran University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hemşirelerin yaşadıkları ölüm kaygısının ölümcül hastaya yaklaşımlarına etkisinin incelenmesi

Bu araştırma; hemşirelerin ölüm kaygılarının belirlenmesi ve ölüm kaygısının ölümcül hastaya yaklaşımlarına etkisinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Kesitsel ve tanımlayıcı olan bu araştırma Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi'nde erişkin yataklı servis ve yoğun bakımlarda çalışan 240 hemşire ile yapılmış olup araştırmanın verileri; Kişisel Bilgi Formu, Thorson¬-Powell Ölüm Kaygısı Ölçeği, Ölüm ve Ölümcül Hastaya Yaklaşım Tutum Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Araştırma için Çukurova Üniversitesi Etik Kurulu'ndan ve Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Başhekimliği'nden gerekli izinler alınmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde SPSS 20 programı kullanılmıştır. Araştırmanın sonrasında hemşirelerin; Thorson-Powell Ölüm Kaygısı ölçeğinden aldığı puanlara göre hafif düzeyde ölüm kaygısı, Ölüm ve Ölümcül Hastaya Yaklaşım Tutum ölçeğinden orta düzeyde kaçınıcı tutum sergiledikleri ve ölümcül hastanın bakımında kendilerini yetersiz gördükleri belirlenmiştir. Hemşirelerin ölüm kaygısı arttıkça, ölümcül hastadan kaçınıcı tutumun azaldığı tespit edilmiştir. Araştırmaya katılan hemşirelerin % 85,4 kadın, %54,2 evli, %56,2 lisans mezunu ve yaş ortalamalarının 30,78±8,55 olduğu belirlenmiştir. Hemşirelerin ölümü sıkça düşündüğü (%52,5), ölümden sonra hayata inandığı (%91,7) ve terminal dönemdeki hastaya bakım verirken keder-üzüntü (%55,8) hissettiği belirlenmiştir. Hemşirelere ölüm konusunda kendi duygu ve düşüncelerine yönelik farkındalıklarının arttırılması için ölüm kaygısıyla ilgili eğitimlerin verilmesi düşünülebilir. Bu araştırmanın literatüre katkı sağlayabileceği düşünülmektedir.

HastalarHemşirelerHemşirelik+5
Adalet Üstükuş
Çukurova University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Pediatri hemşirelerinin hümanistik bakım becerileri ile aile merkezli bakım arasındaki ilişki

Pediatri hemşirelerinin bakım uygulamalarında insancıl duyguları kullanılması ve ailelerin çocuğun bakımına katılması son derece önemlidir. Tanımlayıcı türde yapılan bu çalışmada, hemşirelerin hümanistik bakım uygulama becerileri ile aile merkezli bakıma ilişkin tutumları arasındaki ilişki incelenmiştir. Veriler, Aksaray Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde görev yapan hemşirelerden 20.09.2022- 31.12.2022 tarihlerinde, Kişisel Bilgi Formu, Hemşirelik Uygulamalarında Hümanist Davranma Becerisi Ölçeği (HUHDBÖ) ve Aile Merkezli Bakım Tutum Ölçeği (AMBTÖ) kullanılarak toplanmıştır (n=270). Verilerin normalliğine çoklu normallik varsayımı ile karar verilmiştir. Analizlerde tanımlayıcı istatistikler, güvenirlik analizleri, Pearson korelasyon katsayısı, doğrulayıcı faktör analizi ve yapısal eşitlik modellemesi kullanılmıştır. Hemşirelerin hümanistik bakım ölçeği puan ortalaması 119,9±13,72, aile merkezli bakım tutum puan ortalaması 4,3±0,43 elde edilmiştir. Ölçekler arasındaki korelasyon katsayıları anlamlıdır (p<0,001). Yapısal eşitlik modellemesine göre, kadınlar erkeklerden 15 kat daha fazla hümanistik davranma becerisine sahiptir (β1=0,145). Günde bakım verilen hasta sayısı arttıkça, hümanistik beceri 15 kat azalmaktadır (β1=- 0,147). Hemşirelerin hümanistik bakım becerisindeki bir birimlik artış, aile merkezli bakım tutumunu 59 kat artırmıştır (β1=0,585). Bu değişkenler aile merkezli bakım tutumunu %44 oranında açıklamaktadır (Adj. R2=0,439). Elde edilen bulgular, kadınların daha fazla hümanist becerilere sahip olduğunu ve bakım verilen hasta sayısının fazla olması hümanistik bakımı olumsuz etkilediğini göstermiştir. Ayrıca hümanistik bakım becerisi arttıkça aile merkezli bakım tutumu da önemli ölçüde artmaktadır. Hemşirelerin hümanistik ve aile merkezli bakım becerilerinin artırılması için desteklenmeleri ve hemşire başına düşen hasta sayılarının azaltılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Aile Merkezli Hemşirelik, Hümanizm, Pediatri

Hasta bakımıHemşirelerHemşirelik+5
Enes Saygın Mercimek
Kırşehir Ahi Evran University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Otizimli çocuğu olan annelerin depresyon anksiyite ve stres düzeylerine yönelik bir araştırma

Otizm Spektrum Bozukluğu bir çocuğun yaşamını değiştiren ve çocuk kadar aile, özellikle de bakım veren anneler üzerine etkileri bulunan bir hastalıktır. Bu tanımlayıcı araştırma Irak'ta bir otizm merkezine kayıtlı çocukların annelerinin depresyon, anksiyete ve stres düzeylerini incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırma, Eylül 2022 ile Mayıs 2023 tarihleri arasında gerçekleşmiş, Irak'ın Nasiriye şehrinde bulunan Dhi Qar Otizm Merkezi'ne kayıtlı 218 çocuğun annesi katılmıştır. Araştırma verileri Kişisel Bilgi Formu ve Depresyon Anksiyete Stres Ölçeği ile toplanmıştır. Çalışmanın sonucunda katılımcıların çoğunluğunun 40 yaş ve üstü olduğu, iki çocuk sahibi olduğu, okuma ve yazma bildiği ve gelirlerinin giderlerini karşılamadığı ortaya çıkmıştır. Annelerin ileri düzeyde depresyon, çok ileri düzeyde anksiyete ve orta düzeyde strese sahip oldukları görülmüştür. Anksiyete için çocuğun zeka düzeyinin anlamlı bir fark yarattığı, sınırda veya düşük zeka düzeyine sahip annelerde anksiyete düzeyinin daha yüksek olduğu saptanmıştır. Ayrıca depresyon ile anksiyete arasında güçlü bir pozitif korelasyon (r=0,647, p<0,001) ve depresyon ile stres arasında zayıf bir pozitif korelasyon olduğu (r=0,219, p=0,001) bulunmuştur. Bütün bu sonuçlara dayanılarak sağlık ekibinin annelere yönelik tedavi edici, önleyici ve ruh sağlığını geliştirici destek sağlaması önerilmektedir. Kasım 2023, 68 sayfa. Anahtar kelimeler: Anksiyete, Anne, Depresyon, Otizm, Stres

AnksiyeteAnnelerDepresyon+4
Ruaa Husseın Alı Al-graıtı
Kırşehir Ahi Evran University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Irak'ta Al-Diwanyah şehrindeki sağlık çalışanlarının otizm spektrum bozukluğuna yönelik bilgi düzeyleri

Otizm Spektrum Bozukluğu, karşılıklı sosyal temas ve sosyal iletişimi başlatma ve sürdürme becerisindeki kronik eksikliklerin yanı sıra çeşitli sınırlı, tekrarlayıcı ve esnek olmayan davranışlarla karakterize edilen bir bozukluktur. Otizm tedavisinde, tanının erken dönemde konması önemlidir ve sağlık çalışanları bu noktada kritik bir konumdadır. Bu çalışma, Irak'ın Al-Diwaniyah kentindeki sağlık çalışanlarının otizm hakkındaki bilgi düzeylerini değerlendirmek amacıyla tanımlayıcı olarak yürütülmüştür. Araştırma örneklemi, Al-Diwaniyah'deki eğitim hastanelerinde çalışan ve tabakalı örnekleme ile seçilen 447 sağlık çalışanından oluşmuştur. Verilerin toplanması 11.09.2022 ve 12.12.2022 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Katılımcıların %61,3'ü kadın, %54,1'i evli ve %50,6'sı çocuk sahibidir. Deneyim yılı açısından sağlık çalışanlarının %59,3'ünün 1-5 yıl arasında deneyime sahip olduğu, %88,1'inin kentsel bölgelerden geldiği, %35,3'ünün hemşire olduğu görülmüştür. Sağlık çalışanlarının %92,6'sının otizmli bir çocuğunun olmadığı, %88,1'inin otizm spektrum bozukluğu hakkında bilgi sahibi olduğu, bilgi kaynağına ilişkin olarak %52,8'inin internetten bilgi edindiği tespit edilmiştir. Yapılan analizde sağlık çalışanlarının otizm hakkında orta düzey bilgiye sahip olduğu sonucuna varılmıştır. Bu doğrultuda sağlık çalışanlarına yönelik otizm eğitim programlarının düzenlenmesi ve bilgi düzeylerinin geliştirilmesi önerilir.

Bilgi düzeyiHemşirelerIrak-Divaniye+3
Alı Falh Abdalhasan Abdalhasan
Kırşehir Ahi Evran University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Al-Diwaniyah kadın ve çocuk eğitim hastanesi yeni doğan yoğun bakım ünitesinde çalışan pediatri hemşirelerinin hastane enfeksiyonları hakkında bilgilerinin değerlendirilmesi

Hastane enfeksiyonları, yenidoğanlarda önemli morbidite ve mortalite nedenidir. Tanımlayıcı tipteki bu çalışma ile Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi'nde çalışan pediatri hemşirelerinin hastane enfeksiyonları hakkında bilgi düzeylerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmanın örneklemi, Al-Dıwaniyah Kadın ve Çocuk Eğitim Hastanesi Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi'nde çalışan pediatri hemşirelerinden oluşmaktadır (n = 51). Veriler, hemşirelerin sosyodemografik özellikleri ve hastane enfeksiyonlarına ilişkin bilgi düzeylerini belirlemek için araştırmacılar tarafından ilgili literatür incelenerek geliştirilen, "Veri Toplama Formu" kullanılarak toplanmıştır. Veriler sayı, yüzde ve ortalama olarak özetlenmiş, değerlendirmelerde Ki-kare testi kullanılmıştır. Araştırma kapsamına alınan hemşirelerin, %84,3'ü kadın, %62,7'si 30-39 yaş aralığında, %64,7'si bekâr, %51'i hemşirelik enstitüsü mezunu, %66,7'si 1-5 yıl arasında kamu hizmetinde bulunmuştur. Hemşirelerin %58,8'i 1-5 yıl arası pediatri hemşiresi olarak çalışmış olup %60,8'i 1-5 yıldır Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi'nde çalışmaktadır. Hemşirelerin %94,1'i hastane enfeksiyonları konusunda eğitim kurslarına katılmamış ve %90,2'si hastane enfeksiyonları konusundaki bilgilerini güncellememiştir. Hemşirelerin hastane enfeksiyonu bilgi düzeyleri ile yaş, medeni durum, eğitim düzeyi ve kamu hizmet süresi gibi bazı sosyal ve demografik özellikleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar olduğu belirlenmiştir (p < 0,05). Hemşirelerinin hastane enfeksiyonu hakkındaki bilgilerinin 1.50 puan ile orta düzeyde olduğu belirlenmiştir. Çalışma, Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi'nde çalışan hemşirelerin hastane enfeksiyonu ile ilgili eğitim kurslarına ve hizmet içi eğitim programlarına dahil edilmesini önermektedir.

Bilgi düzeyiHemşirelerHemşirelik+6
Zaınab Alı Husseın Alnuwashı
Kırşehir Ahi Evran University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hemşirelik öğrencilerinin zihinsel engelli çocuklara yönelik algıları ve öz merhamet düzeyleri

Zihinsel engellilik, gelişimsel engeller arasında yer alan ve çocukluk çağında ele alınması gereken önemli bir sağlık sorunudur. Sağlık profesyonelleri, özellikle de hemşirelerle etkileşimleri bu hastalarla oldukça yüksektir. Zihinsel engelli çocuklara merhametli bakımın sağlanabilmesi için hemşirelerin öğrencilik yıllarından itibaren farkındalıklarının sağlanması ve merhametli bakım becerilerinin geliştirilmesi gereklidir. Bu araştırma, hemşirelik öğrencilerinin zihinsel engelli çocuklara yönelik bilgilerini ve öz-merhamet düzeylerini incelemek amacıyla tanımlayıcı türde yapılmıştır. Araştırma Irak'ta Kadisiye Üniversitesi, Hemşirelik Yüksekokulu'nda eğitim alan 380 öğrenci hemşire ile yürütülmüştür. Veriler; Kişisel Bilgi Formu, Zihinsel Engelli Bireylere yönelik Bilgi Anketi ve Öz-merhamet Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde, sayı, yüzde, ortalama, tanımlayıcı istatistikler, Ki-Kare testi, Mann Whitney U testi ve Kruskal Wallis testi kullanılmıştır. Araştırma kapsamına alınan hemşirelik öğrencilerinin çoğunluğu 18-24 yaş aralığında, kadın, bekâr, ikinci sınıf öğrencisi ve çekirdek aile yapısına sahiptir. Yapılan analizde öğrencilerin yaşları ile zihinsel engelli çocuklara yönelik algıları ve öz-merhamet düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu bulunmuştur (p<0,050). Ayrıca, hemşirelik öğrencilerinin zihinsel engelli çocuklara yönelik bilgi düzeylerinin orta ve öz-merhamet düzeylerinin yüksek olduğu tespit edilmiştir.

AlgıHemşirelerHemşirelik araştırmaları+4
Ahmed Abd Alı Shaher Shaher
Kırşehir Ahi Evran University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Al-Hilla şehrindeki çocuk hastanelerinde çalışan hemşirelerin çocuklarda ağrı yönetimi hakkında bilgi düzeyleri

Ağrı, çocuklar için yaygın bir deneyimdir ve genellikle bir çocuğun hastanede geçirdiği zamanın en rahatsız edici kısmı olarak kabul edilir. Hemşirelerin ağrı yönetimi konusundaki bilgi eksikliği, çocuğun hastanede kalışını ve iyileşme sürecini olumsuz etkilemektedir. Bu çalışma Al-Hilla ilindeki çocuk hastanelerinde çalışan hemşirelerin çocuklarda ağrı yönetimi konusundaki bilgi düzeylerini belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırma 01.10.2022 ve 28.02.2023 tarihleri arasında, Al-Hilla'da bulunan Al-Noor Çocuk Hastanesi, İmam Sadık Eğitim Hastanesi, Babil Çocuk ve Doğum Hastanesi'nde çalışan 255 hemşire ile gerçekleştirilmiştir. Veriler araştırmacılar tarafından hazırlanan Kişisel Bilgi Formu ve Çocuklarda Ağrı Yönetimi Bilgi Formu ile toplanmıştır. Veri analizinde tanımlayıcı istatistikler ve Ki-Kare testi kullanılmıştır. Çalışmaya katılan hemşirelerin çoğunluğu kadın, 30 yaş altı, evli ve lisans mezunudur. Çocuk hastanelerinde çalışan hemşirelerin ağrı yönetimi konusundaki bilgi düzeylerinin orta düzeyde olduğu, hemşirelerin eğitim düzeyleri ve çalıştığı birimin bilgi düzeylerinde anlamlı fark yarattığı saptanmıştır. Araştırmanın sonuçları doğrultusunda hemşirelerin ağrı yönetimi bilgilerini geliştirecek eğitim programlarının planlaması ve ileri düzey araştırmaların yapılması önerilir.

AğrıAğrı yönetimiBilgi düzeyi+6
Layth Abdulhameed Jabbar Al-dulaımı
Kırşehir Ahi Evran University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Gonartrozlu bireylerde hastalık algısı ile hemşirelik bakım algısı arasındaki ilişki

Bu araştırma, gonartrozlu bireylerin hastalık algısı ile hastanın hemşirelik bakımını algılayışı arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tipte yapılmıştır. Araştırmanın verileri 27 Eylül-27 Nisan tarihleri arasında toplanmıştır. Araştırma, Kırşehir İli Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne bağlı Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezinde ve Ortopedi servisinde gonartroz tanısı ile yatarak tedavi gören hastaları kapsamaktadır. Araştırma kapsamında 193 gonartrozlu birey rastgele yolla araştırmaya dâhil edilmiş ve araştırmaya katılım da gönüllük aranmıştır. Veri toplama sürecinde; Hasta Bilgi Formu, Hastalık Algısı (HAÖ) ve Hastanın Hemşirelik Bakımını Algılayışı Ölçekleri (HHBAÖ) kullanılmıştır. Gonartrozlu bireylerden elde edilen veriler bilgisayar ortamında frekans (f), yüzde (%), ortalama ( ) ve standart sapma (SS), Mann Whitney U, Kruskall Wallis H testi, Spearman Brown Sıra Farkları korelasyon katsayısı kullanılmıştır. Gruplar arası anlamlı farkın kaynağı çoklu karşılaştırma testi (multiple comparison) yapılarak belirlenmiştir. Araştırmadaki bireylerin büyük çoğunluğunun (%77.2) 60-79 yaş aralığında, (%78.2) kadın, evli, ev hanımı, geliri giderine denk, olduğu ve sigara alkol kullanmadığı saptanmıştır. Araştırmaya katılan bireylerde en fazla ağrı (%98.4), uzun süre yürüyememe (%91.2), uzun süre ayakta duramama (%89.6), diz ekleminden ses gelme (%87.6), yorgunluk şikayetleri yaşadığı bulunmuştur. HAÖ'nin hastalık hakkındaki görüşleri alt boyutu yaş, yaptığı iş, alkol kullanma durumu, dizinden ameliyat olma durumu, yardımcı cihaz kullanma durumu (p<0.05), eğitim durumu (p<0.001), günlük aktivite durumu ve kronik hastalık durumu (p<0.01) açısından değişmektedir. HAÖ'nin hastalık nedenleri alt boyutu cinsiyet, eğitim durumu, gelir durumu, günlük aktivite durumu, tanı süresi (p<0.05) yaşanılan kişiler (p<0.01) açısından değişmektedir. HHBAÖ dizinizde ameliyat olma durumu, yardımcı cihaz kullanma durumu, beden kitle indeksi (p<0.05) değişkenler açısından etkilidir. HAÖ'nin hastalık hakkındaki görüşleri alt boyutu ile hastanın hemşirelik bakımını algılama durumları arasındaki ilişki incelendiğinde sadece hastanın hemşirelik bakımını algılayışı ile duygusal temsiller arasında çok düşük düzeyli pozitif yönlü anlamlı bir ilişki (r=.143; p<0.05) oluştuğu görülmektedir. HAÖ'nin hastalık nedenleri alt boyutu ile hastanın hemşirelik bakımını algılayışı arasında ilişki incelendiğinde ise psikolojik atıflar (r=-.165) ve risk faktörleri (r=-.203) arasında negatif yönlü düşük düzeyli anlamlı ilişkiler bulunmuştur. (p<0.05). Bu sonuçlara göre; gonartrozlu bireylerin hastalık algıları ve hemşirelik bakımını algılayışları değerlendirilerek çok yönlü bir yaklaşım ile takip ve tedavilerinin sürdürülmesi önerilmektedir.

AlgıEklem hastalıklarıEklemler+4
Rabia Ümüş Öztürk
Kırşehir Ahi Evran University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çocuk acil servisine ağrı şikayeti ile başvuran çocukların ebeveynlerinin ağrı inançları ve etkileyen faktörler

Ağrı inançlarını etkileyen faktörlerin bilinmesi, yaygın bir sorun olan ağrının kontrol altına alınmasında önemlidir. Çalışmanın amacı, Çocuk acil servisine ağrı şikayeti ile başvuran çocukların ebeveynlerinin ağrı inançları ve etkileyen faktörlerin değerlendirilmesidir. Tanımlayıcı türdeki bu çalışma, Konya Şehir Hastanesi Çocuk Acil Servisine çocuklarını ağrı şikayetiyle getiren gelişigüzel örnekleme yöntemi ile seçilen 350 ebeveyn ile yapılmıştır. Verilerin toplanmasında tanıtıcı özelliklere ilişkin bilgi formu ve ağrı inançları ölçeği kullanılmıştır. Araştırmaya katılan ebeveynlerin "Ağrı inançları ölçeği puanı" genel ortalaması 2,5±0,78, "Psikolojik inançlar puanı" ortalaması 2,08±1,07, "Organik inançlar puanı" ortalaması 2,78±0,86 olarak saptanmıştır. Ebeveynlerin psikolojik inançlarının cinsiyet, eğitim seviyesi, yaşadığı yer ve ekonomik durum değişkenlerinden etkilendiği belirlenmiştir. Ebeveynlerin organik inançlarının, ebeveynlerin hastaneye getirdiği kaçıncı çocuğunun olduğu, çocuğunun kronik bir hastalığının olup olmadığı ve tedavi uygulama durumundan etkilendiği belirlenmiştir. Ağrı inançları ölçeği toplam puanını ise ebeveynlerin eğitim seviyesi, yaşadığı yer ve çocuğunun kronik bir hastalığının olup olmaması etkilemektedir. Araştırmada, bazı sosyo-demografik özelliklerin ebeveynlerin ağrı inancını etkilediği belirlenmiş olup ebeveynlerin ağrı inançlarını değerlendirmeye yönelik çalışmaların farklı bölgelerde kültürel faktörleri içine alarak değerlendirilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar kelimeler: Ağrı, İnançlar, Sosyal değerler, Ebeveynler

Acil servis-hastaneAna-babaAğrı+5
Hakan Korkmaz
Kırşehir Ahi Evran University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kronik kalp yetmezliği olan hastaların ilaç uyum düzeylerinin uyku ve yaşam kalitesine etkisinin incelenmesi

Bu araştırma kronik kalp yetmezliği hastalarının ilaç uyum düzeylerinin uyku ve yaşam kalitesine etkisini incelemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Çalışmamızın evrenini, Kırşehir Eğitim ve Araştırma Hastanesinde Mayıs 2022- Mayıs 2023 tarihleri arasında tedavi gören örneklemini ise 18yaş üstü olan kriterlere uyum sağlayan 140 hasta birey oluşturmuştur. Çalışma verilerinin elde edilmesinde, Hasta tanıtım formu, İlaç Kullanımına İlişkin Sağlıkta İnanç Ölçeği, Minnesota Kalp Yetmezliği ile Birlikte Yaşama Anketi, SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği ve Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi kullanılmıştır. Veriler toplanmadan önce çalışmanın yapıldığı kurumdan kurum izni, etik kurul izni ve hastalardan onam alınmıştır. Verilerin toplanması yüz yüze gerçekleştirilmiştir. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, Bağımsız gruplarda t testi, U=Mann-Whitney U testi, F = Tek yönlü varyans analizi, KW= Kruskal Wallis korelasyon analizleri kullanılmıştır. İstatistik değerlendirmelerde p<0,05 değeri anlamlı olarak kabul edilmiştir. Örneklem grubunun yaş ortalaması 73.25+11.14'tür. Hastaların %54.3'ü kadın, %45,7'si erkektir. Hastaların %60'ı ilkokul, %67si emekli, %97.9'unun sağlık güvencesi vardır. %97.1 i koroner arter hastalığına yönelik ilaç tedavisi almaktadır ancak %46.4 ü ilaçlarını düzenli kullanmaktadır. Araştırmada yaşlanmayla birlikte ek hastalıkları olan, New York Kalp Cemiyeti'nin (NYHA) sınıflandırması kötü olan ve Ejeksiyon fraksiyonu EF yüzdeleri düşük olan hastaların, ilaca daha uyumsuz olmasının yanı sıra uyku ve yaşam kalitelerinin daha kötü olduğu saptanmıştır. Sonuç olarak bu çalışmanın daha geniş bir örneklem alınarak farklı mekanlarda çalışılması, kalp yetersizliği olan hastaların ilaç uyum düzeylerini değerlendirilerek yükseltmesi için uygun destek ve bakımların uygulanması, sağlıklı yaşama biçiminin kazandırılması ve uyku kalitesini arttırmak için eğitimler verilmesi önerilebilir. Ayrıca hemşireler, hastalara verilecek hizmetler konusunda hastane yönetimi tarafından hizmet içi eğitimlerle desteklenebilir. Anahtar kelimeler: Kalp Yetmezliği, İlaç Uyumu, Yaşam kalitesi, Uyku kalitesi, Hemşire

Kalp destek cihazlarıKalp fonksiyon testleriKalp hastalıkları+6
Cansu Acar Demirel
Kırşehir Ahi Evran University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hemşirelik bölümü öğrencilerinin çocuk hemşireliği yeterliliği algıları üzerinde etkili olan faktörlerin belirlenmesi

Bu araştırma, hemşirelik öğrencilerinin çocuk hemşireliği yeterlik algılarını etkileyen faktörleri belirlemeyi amaçlayan tanımlayıcı ve kesitsel türde bir çalışmadır. Araştırmanın örneklemi Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü 4. Sınıf öğrencileridir. Araştırmanın birincil verileri yüz yüze anket yoluyla toplanmıştır. Araştırmada Başarı Yönelimleri ölçeği, Hemşirelik Öğrencileri İçin Pediatri Hemşireliği Yeterlilik ölçeği, İletişim Becerileri ölçeği ve Kişilerarası Problem Çözme Envanteri ölçekleri kullanılmıştır. Araştırmada çocuk hemşireliği yeterlik algılarını etkileyen etmenler yapısal eşitlik modeli analizi ile incelenmiştir. Analiz sonucunda problem çözme özgüveninin, γ= 0,19'luk, iletişim becerileri algılarının, γ= 0,61'lik, akademik başarı algılarının, γ= 0,32'lik bir etki ile çocuk hemşireliği yeterlik algılarını açıkladığı ortaya konmuştur. Ayrıca öğrencilerin akademik başarı algıları ile iletişim becerileri arasında (r: 0,79 p < 0,001), problem çözme ile iletişim becerileri arasında (r: 0,14 p < 0,001), problem çözme ile akademik başarı değişkenleri arasında (r: 0,21 p < 0,001) anlamlı pozitif ilişkiler bulunduğu tespit edilmiştir. Araştırmanın sonunda öğrenme teknikleri her öğrencir için farklılık gösterebileceğinden bütünleşik bir öğrenme yönetim sistemi kullanılmaması gerekliliği vurgulanmış ve hemşirelik öğrencilerinin iletişim becerilerini geliştirmeye, akademik başarılarını ve problem çözme yetkinlikleri artırmaya yönelik bir takım önerilere yer verilmiştir

Duygusal zekaHemşirelerHemşirelik+6
Narmın Mohammed Malık Malık
Kırşehir Ahi Evran University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

12-72 ay arası çocuklarda ekran maruziyeti ve anne depresyonu arasındaki ilişkinin belirlenmesi

Günümüzde teknolojinin ilerlemesiyle ekran hayatımızın bir parçası haline geldi. Çocuk sağlığı fiziksel, duygusal ve psikolojik olarak maruz kaldığı ekrandan etkilenmektedir. Çocuklardaki ekran kullanımı ile anne depresyonu arasında ilişki olabilir. Ekranın olumsuz etkileri açısından anneleri ve bakım verenleri bilinçlendirmek hemşirelerin görevlerinden biri olmalıdır. Bu tez çalışması; 12-72 ay arası çocuklarda ekrana maruz kalınan süreyi ve bu duruma anne depresyonunun etkisinin olup olmadığını belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Türkiye'nin Orta Anadolu Bölgesindeki Kırşehir il merkezine bağlı on bir Aile Sağlığı Merkez'inden 19-42 yaş aralığındaki 329 anneye uygulanmıştır. Araştırmanın verileri; anneye ait soruları içeren anne veri toplama formu, çocuğa ait soruları içeren çocuk tanıtım formu ve Beck Depresyon Ölçeği ile toplanmıştır. Veriler değerlendirilirken, sürekli değişkenlerin normal dağılıma uyup uymadığı Shapiro Wilk Testi ile değerlendirilmiş; normal dağılıma uyan verilerin tanımlayıcı istatistikleri ortalama ± standart sapma olarak verilmiştir. İstatistiksel önemlilik düzeyi p≤0,05 olarak kabul edilmiştir. Araştırma kapsamındaki annelerin % 50,5'inin 25-34 yaşları arasında, %55,3'ünün çalışmadığı, çalışanların %51,7 si gündüz vardiyasında çalıştığı ve %61,4'ünün çocuk bakımında yardım aldığı belirlenmiştir. Ailelerin evlerinde televizyon ve akıllı telefon bulunma sıklığı %100dür. Annelerin %66,0'ı çocuk ekran süresini denetlerken %60,5'i ekran içeriğini denetlemektedir. İki çocuğu olan annelerin %100'ü ikinci çocukları olduktan sonra ilk çocuğun ekran süresinde artış olduğunu belirtmişlerdir. Annelerin Beck Depresyon Ölçeğinden aldıkları puanlara göre depresyon şiddetleri belirlendiğinde; %50,5'inin orta şiddette depresyona sahip olduğu görülmüştür. Annelerin çalışma durumuna göre ölçek toplam puanları karşılaştırıldığında çalışan anneler çalışmayanlara göre istatiksel olarak anlamlı bir şekilde daha yüksek puanlar almışlardır. (z=-3,845, p=0,000). Beck Depresyon Ölçeği puan ortancaları yüksek olan annelerin çocuklarında günlük ekran süresi anlamlı biçimde yüksektir. (sırasıyla z= -4,553, p=0,000; z= -2,435, p=0,015). Araştırmanın sonucunda; 19-42 yaşındaki çalışan, iki çocuğa sahip olan ve Beck Depresyon Ölçeği puanı yüksek olan annelerin çocuklarında ekran maruziyet süresi diğer gruplara göre daha yüksek bulunmuştur.

Emine Aslanderen
Kırşehir Ahi Evran University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Iraklı annelerin çocukluk dönemi hastalıklarında uyguladığı geleneksel yöntemlerin belirlenmesi

Irak çok uluslu toplumsal yapıya sahip geleneksel bir bir Ortadoğu ülkesidir. Çocuk ve kadın nüfusunun fazla olması ve eyalet sisteminin getirdiği bölgesel farklılıklar ve az gelişmişlik nedeni ile geleneksel uygulamaların anne ve çocuklarda sık uygulandığı tahmin edilmektedir. Bu çalışma Iraklı annelerin çocukluk dönemi hastalıklarında uyguladığı geleneksel yöntemlerin belirlenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırma, Diyala Valiliği'nde bulunan Al-Batool Kadın ve Çocuk Eğitim Hastanesi'nde acil servisler ve yatan hasta servislerinde gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın evren ve örneklemi Diyala merkezine kayıtlı kadınları içerecek şekilde planlanmıştır. Bu doğrultuda, araştırma topluluğu Diyala şehir merkezindeki 20 ila 49 yaşları arasındaki 384 kadından oluşmaktadır. Araştırmanın verileri araştırmacının literatüre göre oluşturduğu veri toplama formu ile toplanmıştır. Anneye ait bazı demografik bilgiler ve çocuklarda sık görülen rahatsızlıklara yönelik 10 sorunun, çoktan seçmeli ve açık uçlu yanıtlarının yüzde ve sayı olarak değerlendirmesi yapılmıştır. Araştırmaya katılan annelerin % 33'ünün yaşı 35 yaş üzerinde, %75,4'ünün medeni halinin evli, %68,6'sının kent merkezinde yaşadığı, %7,6'sının 1 veya 2 çocuğunun öldüğü, %5,8'inin daha önce düşük yaptığı , %42,7'sinin 3 ve üzerinde yaşayan çocuğu olduğu saptanmıştır. Iraklı annelerin kullandığı geleneksel yöntemlere bakıldığında; %55,5'i çocuğun ateşi yükseldiğinde soğuk duş yaptırmayı ve %43,5'i çocuğun ağrısı olduğunda en yakın sağlık merkezine veya hastaneye gitmeyi, %60,7'si çocuğun kabızlığı varsa daha fazla su içmesini sağlamayı, %61,0'ı çocuğu ishal olursa sıcak bir şeyin üzerinde oturmasını sağlamayı, %52,1'i çocuğun diş çıkarması gecikirse çocuğa hurma, şeker veya bal vermeyi, %52,9'u çocuk üşütürse çocuğu iyi ısıtmayı, %62,0'çocuğun öksürüğü varsa sıcak sıvılar tüketmesini sağlamayı, %41,4'ü çocuk sarılık olursa çocuğu ışığa ve güneşe maruz bırakmayı, %42,1'i çocukta kulak enfeksiyonu varsa soğuk veya sıcak kompres kullanmayı, %30,6'sı çocuğun gözü enfeksiyon kaptıysa eyeliner kullanmayı tercih ettiğini belirtmiştir. Katılımcıların çoğunun bitkisel karışımları geleneksel tedavi için kullandığı görülmüştür. Anneler tarafından adaçayı (%10.56), fesleğen (%7.5), pekmez (%8.86), soğan (%5.00) söğüt ağacı yaprağı ve zencefil-bal-limon karışımı (%11.67), okaliptus yağı (%2.22), kurtboğanı bitkisi (%7.78), gülsuyu ve çay (%15.28) bitkileri tercih edilmektedir. Bu sonuçlar doğrultusunda hemşirelik bakımında kanıta dayalı uygulamaların öneminin vurgulanması ve annelerin geleneklerin bilgeliğini modern tıbbın faydaları ile birleştirerek, kültürel ve tıbbi standartları karşılayan kapsamlı bir bakım sunulması önerilir.

Ana-çocuk hemşireliğiAna-çocuk sağlığıGeleneksel farmakoloji
Mustafa Ismael Alı Al-azzawı
Kırşehir Ahi Evran University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çocuklarda kan işlemi sırasında uygulanan stres topunun korku üzerine etkisi

Bu araştırma, 5-10 yaş arası çocuklara kan alma işlemi sırasında uygulanan stres topunun korku üzerine etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma, tek gruplu ön test son test yarı deneysel tiptedir. Araştırma 08 Aralık 2022-14 Eylül 2023 tarihleri arasında Ankara Şehir Hastanesi'nde, çocuk cerrahi yoğun bakım servisinde yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemi bilgisayar ortamında %95 güç, 0.5 etki büyüklüğü, %95 güven düzeyinde 54 olarak hesaplanmıştır. Kan alma işlemi sırasında, lateksten üretilmiş çocuk balonu ve şekillenebilir özellik taşıyan kinetik kum malzemeleri kullanılarak araştırmacı tarafından yapılan stres topu kullanılmıştır. Veriler, tanıtıcı özellikler formu ve Çocuk Korku Ölçeği (ÇKÖ) kullanılarak toplanmıştır. Ölçek, kan alma işlemi öncesinde ve sonrasında uygulanmıştır. Araştırmanın verileri, bilgisayar ortamında sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, ortanca gibi tanımlayıcı ölçüler ve Wilcoxon işaret testi kullanılarak analiz edilmiştir. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edilmiştir. Araştırmada çocukların girişimden önceki ÇKÖ puan ortalaması 2.72±0.96, girişimden sonraki puan ortalaması 1.19±0.87 olup girişimden önceki ve sonraki puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu belirlenmiştir (W=-6.140, p<0.05). Buna göre stres topu uygulamasının kan alma işlemi sırasında çocuklarda korku düzeyini azaltmada etkili olduğu söylenebilir. Bu sonuçlar doğrultusunda; stres topunun diğer ağrılı girişimlerde korku düzeyine etkisini gösteren deneysel çalışmaların planlanması ve stres topu uygulamasının pediatri kliniklerinde standart uygulama olması için uygulama protokollerinin geliştirildiği çalışmaların planlanması önerilir.

Şahinde Aycan Gazioğlu
Kırşehir Ahi Evran University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hemşirelik öğrencilerine kontrast madde kullanımına ilişkin verilen eğitimin etkinliğinin incelenmesi

Bu çalışma, hemşirelik öğrencilerine kontrast madde kullanımına ilişkin verilen eğitimin etkinliğinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışma, ön test-son test tek gruplu modelin uygulandığı yarı deneysel bir çalışmadır. Çalışmanın örneklemini Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü üçüncü sınıfta okuyan 79 hemşirelik öğrencisi oluşturmuştur. Örneklem sayısı, Gpower programı örneklem analizi sonucunda bulunmuştur. Veriler Tanıtıcı Özellikler Formu ve Kontrast Madde Bilgi Düzeyi Formu kullanılarak toplanmıştır. Formlar uzman görüşüne sunulmuş olup ufak düzeltmelere gidilmiştir. Veri toplama süreci; öntest, sontest ve kontrast madde eğitimi olarak üç aşamada gerçekleştirilmiştir. Öncelikle hemşirelik öğrencilerine ön test uygulanmıştır. Ardından araştırmacılar tarafından hazırlanan kontrast madde eğitim sunumu broşür eşliğinde hemşirelik öğrencilerine anlatılmıştır. Veri toplama sürecinin son aşaması olarak eğitimden bir hafta sonra öğrencilere son test uygulanmıştır. Öğrencilerin %92,4'ü 20-23 yaş arasında ve %59,5'i kadınlardan oluşmaktadır. Öğrencilerin genel ağırlıklı not ortalamalarına bakıldığında %57,0'ının 2.6 ve 3.0 ortalama arasında olduğu, öğrencilerin %77'sinin anadolu lisesinden mezun olduğu, %91,1'inin bunun dışında üniversiteden mezun olmadığı görülmektedir. Öğrencilerin sadece genel ağırlıklı not ortalamalarının kontrast madde eğitimine ilişkin bilgi düzeylerini etkilediği saptanmıştır. Öğrencilerin yaşlarının, cinsiyetlerinin, mezun oldukları lisenin, bunun dışında başka bir üniversiteden mezun olma durumunun kontrast madde eğitimine ilişkin bilgi düzeyindeki değişime bir etkisinin olmadığı görülmüştür. Öğrencilerin eğitim sonunda kontrast madde bilgi düzeylerinde olumlu anlamda farklılıklar olduğu bulunmuştur. Kontrast maddeler olumlu ve olumsuz önemli etkileri olan ilaç grubu olduğu için hemşirelik öğrencilerine bu tür eğitimlerin verilmesi veya ders müfredatlarına eklenmesi ve konu ile ilgili çalışmaların genişletilmesi önerilebilir.

HemşirelikKontrastRadyoloji+1
Ozan Hüseyin Kızıldoğan
Kırşehir Ahi Evran University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hemşirelerin respiratuar distres sendromlu yenidoğanların bakımına ilişkin bilgilerinin değerlendirilmesi

Prematüre bebekler, olgunlaşmamış akciğerlerde bir solunum bozukluğu olarak tanımlanan respiratuar distres sendromu için risk altındadır. Respiratuar distres sendromu küçük, az gelişmiş alveoller ve yetersiz pulmoner sürfaktan seviyeleri nedeniyle oluşan hayatı tehdit eden bir akciğer hastalığıdır. Bu çalışma hemşirelerin respiratuar distres sendromlu yenidoğanların bakımına ilişkin bilgilerinin değerlendirilmesi için yapılmıştır. Çalışma 5 Nisan ile 1 Mayıs 2023 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. 350 hemşirenin oluşturduğu evrenden yoğun bakım deneyimi olan 185 hemşire örneklem olarak belirlenmiştir. Veriler araştırmacı tarafından oluşturulan veri toplama formu ile toplanmıştır. Araştırmacı tarafından oluşturulup geliştirilen anket iki bölümden oluşmaktadır: birinci bölüm hemşirelerin demografik ve mesleki özelliklerini, ikinci bölüm ise respiratuar distres sendromlu yenidoğanların bakımı ile ilgili hemşirelerin bilgi düzeyini içermektedir. Anketin güvenilirliği pilot çalışma ile belirlenmiştir. Veriler IBM SPSS V23 ve R programları ile analiz edilmiştir. Normal dağılıma uygunluk Shapiro-Wilk ve Kolmogorov-Smirnov testleri ile incelenmiştir. İkili gruplara göre normal dağılmayan doğru cevap sayılarının karşılaştırılmasında Mann-Whitney U testi kullanılmıştır. Üç ve üzeri gruplara göre normal dağılmayan doğru cevap sayılarının karşılaştırılmasında Kruskal Wallis testi kullanılmış ve çoklu karşılaştırmalar Dunn testi ile incelenmiştir. Normal dağılmayan veriler arsındaki ilişkiler Spearman's rho korelasyon katsayısı ile incelenmiştir. Analiz sonuçları nicel veriler için ortalama±s. sapma ve ortanca (minimum – maksimum) şeklinde kategorik veriler ise frekans (yüzde) olarak sunulmuştur. Önem düzeyi p<0,050 olarak alınmıştır. Katılımcıların yaş ortalaması 27,34 iken minimum yaş 20 ve maksimum yaş 49 olarak elde edilmiştir. Katılımcıların %47,6'sının lise mezunu, %57,3'ünün evli, %46,5'inin kurs almadığı, kurs alanların %57,6'sının yenidoğan kursu aldığı, %65,4'ünün 1-5 yıllık hemşire olduğu, %48,6'sının 1 yıldan az Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde çalıştığı gözlemlenmiştir. Katılımcıların çoğunluğu respiratuar distres sendromunun komplikasyonları; Kronik akciğer hastalığı (%87,6) ve respiratuar distres sendromlu yenidoğanın oksijen tedavisinde hemşirelik bakımı; oksijen tedavisinde hemşire, kullanılan aletlerin uygun biçimde çalıştığından emin olmalı ve bebeğin tedaviye yanıtını değerlendirmelidir maddelerine evet diyerek (%87,6) doğru cevap vermiştir. Katılımcıların yaşı ile respiratuar distres sendromunun komplikasyonları doğru cevap sayısı arasında istatistiksel olarak anlamlı negatif yönlü çok zayıf bir ilişki elde edilmiştir (p=0,017). Öğrenim durumlarına göre respiratuar distres sendromu sebepleri (p=0,017), respiratuar distres sendromlu yenidoğanda oksijen tedavisinin komplikasyonları (p=0,018) ve respiratuar distres sendromunun komplikasyonları (p=0,014) doğru cevap sayısı değerleri arasında istatistiksel olarak fark olduğu tespit edilmiştir. Elde edilen ortanca toplam doğru cevap sayısı değerleri medeni hal faktörüne göre farklılık göstermektedir (p=0,008). Kurs sayılarına göre ortanca doğru cevap sayısı değerleri arasında istatistiksel olarak fark olmadığı tespit edilmiştir (p=0,437). Hemşirelik sürelerine göre sadece respiratuar distres sendromunun belirtileri doğru cevap sayısı değerleri arasında istatistiksel olarak fark olduğu tespit edilmiştir (p=0,010). Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde çalışma sürelerine göre respiratuar distres sendromunun tanımı ve respiratuar distres sendromu için risk faktörleri doğru cevap sayısı değerleri arasında istatistiksel olarak fark olduğu tespit edilmiştir. Fark bulunan cevapların çoğunda deneyim yılı az olanların ve eğitim seviyesi yüksek olanların doğru cevap verme değerleri daha yüksek bulunmuştur. Araştırmanın sonucunda, yenidoğan yoğun bakım ünitesinde çalışan hemşirelere respiratuar distres sendromunun her açıdan anlaşılabilirliğini sağlayan hizmetiçi eğitimlerin verilmesi ve bu alanda hizmet veren hemşirelerin eğitim seviyelerinin yüksek olmasına dikkat edilmesi önerilmektedir.

SağlıkSolunum sıkıntı sendromuYenidoğanlar+1
Balasım Khudhaır Abbas Al-jumaılı
Kırşehir Ahi Evran University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hastaların bakım bağımlılığı düzeylerinin spiritüel bakım gereksinimleri ile ilişkisinin belirlenmesi

Bu araştırmanın amacı, hastaların bakım bağımlılığı düzeylerinin spiritüel bakım gereksinimleri ile ilişkisinin belirlenmesidir. Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tipte yapılmıştır. Araştırmanın verileri Nisan-Haziran 2023 tarihleri aralığında Kırşehir il merkezinde bulunan, Kırşehir Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde dahiliye kliniklerinde yatmakta olan 18 yaş ve üstü, bilinci açık, iletişim sorunu olmayan, açıklama sonrası çalışmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden hastaları kapsamaktadır. Araştırmaya 378 hasta dahil edilmiştir. Araştırmanın verilerinin toplanmasında hastaların tanıtıcı özelliklerinin sorgulandığı Kişisel Bilgi Formu (KBF), Bakım Bağımlılığı Ölçeği (BBÖ) ve Spiritüel Bakım Gereksinimleri Ölçeği (SBGÖ) kullanılmıştır. Elde edilen veriler bilgisayar ortamında yüzde, ortalama, standart sapma, cronbach alfa, Mann Whitney U, Kruskall Wallis H, Bonferroni posthoc, t testi, tek yönlü varyans ve pearson korelasyon analizleri ile değerlendirilmiştir. Hastaların BBÖ'nden aldıkları puan ortalaması 64.83±17.61, SBGÖ'nden aldıkları toplam puan ortalaması ise 64.0±18.6 şeklinde orta düzeyin üzerinde bulunmuştur. Araştırmaya katılan bireylerin çoğunun 65 yaş ve üzeri, kadın, evli, ev hanımı, ilkokul mezunu ve geliri giderine denk olduğu belirlenmiştir. Bakım bağımlılığı düzeyi en fazla kadın, eğitim düzeyi düşük, geliri giderine denk olan, engellilik durumu olan bireylerde görülmüştür. SBGÖ'nin alt boyutları hastaların medeni durumuna, eğitim durumuna, gelir durumuna, birlikte yaşadığı kişilere göre değişiklik göstermektedir. Sonuç olarak bakım bağımlılığı ile spiritüel bakım gereksinimleri arasındaki ilişki belirlenerek bakım ve tedavinin kapsamlı bir şekilde gerçekleştirilmesi önerilmektedir.

Ayşegül Taşkın
Kırşehir Ahi Evran University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Epilepsi tanılı çocuklarda hastalık ve hemşire algısına yönelik resim yorumlama

Epilepsi, beklenmedik ve ani doğası nedeniyle çocuk üzerinde fizyolojik, psikolojik, sosyal ve duygusal etkilere sahiptir. Epilepsinin çocuklarda duygusal ve sosyal etkileri göz önüne alındığında, çizim eyleminin epilepsinin çocuklar üzerindeki etkilerini ve duygularını aktarmada yardımcı olacağı düşünülmektedir. Çalışmada, çizimlere dayalı olarak epilepsi tanılı çocukların epilepsiye ve hemşireye ilişkin algılarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Görsel fenomenoloji yöntemi kullanılarak gerçekleştirilen araştırmanın örneklemini 7-12 yaş aralığındaki 20 epilepsi tanılı çocuk oluşturmuştur. Veriler 15.01.2023-15.07.2023 tarihleri arasında toplanmıştır. Niteliksel araştırma raporlama için birleştirilmiş kriterler (COREQ) kontrol listesi kullanılmıştır. ''Tanıtıcı Bilgi Formu'', "Yarı Yapılandırılmış Çocuk Görüşme Formu" ve çocukların ''Bana Bir Hemşire Çiz, Bana Hastalığını Çiz'' yönergeleri ile çizilen resimlerin biçim, renk ve kompozisyon açısından değerlendirilmesiyle elde edilmiştir. Kodlar incelenmiş hastalık algısı üç tema (epilepsi tanılı çocuğun yaşamındaki kaos, epilepsi tanılı çocuğun gereksinimleri, epilepsi tanılı çocukta gelişim) ve on alt tema (duygusal durum, geçmiş ve geleceğe yönelik düşünceler, hastane döngüsü, fiziksel etkiler, ihtiyaç ve istek, arayış ve bağımlılık, iletişim, iyileşme ve gelecek umudu, kişilik, resim yeteneği) altında gruplandırılmıştır. Hastalık algısı ise iki tema (epilepsi tanılı çocuğun yaşamında olumlu hemşire, epilepsi tanılı çocuğun yaşamında olumsuz hemşire) ve dokuz alt tema (bakım verici, yetkinlik, duygusal destek ve empati, iletişim ve ilişki kurma, rol model, mesleki güven ve yeterlilik, negatif deneyim/ olumsuz duygusal algılar, iletişim engelleri, hastalığı yönetim tarzı) altında gruplandırılmıştır. Sonuç olarak, çocukların çoğunlukla özgüven eksikliği, benlik algısında düşüklük, değersizlik duygusu, yalnızlık ve iletişim problemi yaşadıkları tespit edilmiştir. Anahtar kelimeler: Çocuk, epilepsi, hemşire, çizim, çizim analizi.

Beyza Korkmaz
Kırşehir Ahi Evran University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yaşlılarda düşme sağlık okuryazarlığı ölçeğinin Türkçe versiyonunun psikometrik değerlendirmesi ve düşme sağlık okuryazarlığına etki eden faktörlerin belirlenmesi

Bu çalışma, yaşlı bireylerde Düşme Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği (DSOYÖ)'nin Türkçe versiyonunun geçerlik ve güvenirliğini test etmek ve Düşme Sağlık Okuryazarlığı (DSOY)'na etki eden faktörleri belirlemek amacıyla metodolojik ve tanımlayıcı/ilişki arayıcı olmak üzere iki aşamada yapılmıştır. Araştırma verileri, Mart-Aralık 2024 tarihleri arasında, Nevşehir il merkezine bağlı 12 Aile Sağlığı Merkezinde (ASM) toplanmıştır. Örneklem seçiminde orantılı tabakalı örneklem yöntemi kullanılmış ilk aşama 400, ikinci aşama 381 birey ile tamamlanmıştır. Veriler Tanıtıcı Bilgi Formu ve DSOYÖ ile toplanmıştır. Veriler ilk aşamada psikometrik testler, ikinci aşamada tanımlayıcı istatistikler ve regresyon analizi ile değerlendirilmiştir. İlk aşamanın dil eşdeğerliğinde kapsam geçerlik indeksi %80 üzerinde elde edilmiştir. Öznel bölümde açımlayıcı faktör analizleri sonucunda, faktör yükü 0,50'nin altında veya birden fazla faktör altında yer alan maddeler çıkarılarak 16 madde 6 faktörlü nihai yapı oluşturulmuştur. Geliştirilen ölçekte yer alan üç alt boyut korunmuştur. Bu haliyle Kaiser-Meyer-Olkin değeri 0,713; Bartlett's χ²=1879,165 (p<0,001) elde edilmiştir. Doğrulayıcı Faktör Analizi sonuçları, önerilen modelin veri ile kabul edilebilir düzeyde uyum gösterdiğini (CMIN/DF<3), maddelerin standart faktör yüklerinin 0,45–0,90 aralığında ve istatistiksel olarak anlamlı olduğunu (p<0,001) ve R² değerlerine göre maddelerin varyanslarının önemli bir bölümünün açıklandığını göstererek ölçeğin belirlenen faktör yapısının doğrulandığını ortaya koymaktadır. Toplam varyansın %69,81'inin açıklandığı, alt boyutlara ait Cronbach's alfa katsayılarının 0,648-0,822 arasında değiştiği belirlenmiştir. Hotelling's T² ve Tukey testleri, ölçeğin çok boyutlu ancak toplanabilir olmayan bir yapıya sahip olduğunu göstermiştir. Nesnel bölüm için madde güçlük indeksleri 0,76-0,97; ayırt edicilik indeksleri 0,28-0,52 arasında bulunmuş, Kuder-Richardson 20 (KR-20) güvenirlik katsayısı 0,576 olarak belirlenmiştir. Test-tekrar test analizi sonuçları ölçeğin yüksek düzeyde zamansal kararlılığa sahip olduğunu ortaya çıkarmıştır (ICC=0,953; p<0,001). Çalışmanın ikinci aşamasında, 67,22±2,76 yaş ortalamasına sahip olan bireylerden %34,9'u düşme korkusu yaşadığını belirtmiştir. Ölçeğin düşmeleri önleme deneyimi alt boyut puan ortalaması 24,72±2,24, genel sağlık ve aktif yaşam alt boyutu 6,06±0,86 ve sağlık danışmanlığı ve hizmetleri arayışı alt boyutu 21,83±2,16'dır. Regresyon analizi sonucunda, düşmeleri önleme deneyimi alt boyutunda DSOYÖ puanı; lise (β1=1,887) ve yüksekokul (β1=3,219) mezunlarında, kendi bakımını bağımsız sürdüremeyenlerde (β1=1,062), yardımcı araç kullanmayanlarda (β1=1,560) ve düşme konusunda bilgilendirilmeyenlerde (β1=0,564) daha yüksek bulunmuştur. Sağlık ve aktif yaşam alt boyutunda ise; lise mezunlarının (β1=0,700), düşme korkusu olanların (β1=0,660), son bir yılda 1-2 kez düşenlerin (β1=0,246) puanları daha yüksektir. Sağlık danışmanlığı ve hizmetleri arayışı alt boyutunda; erkeklerin (β1=0,393), lise (β1=2,125) ve yüksekokul (β1=2,706) mezunlarının, işçilerin (β1=0,827), yardımcı araç kullanmayanların (β1=0,982) ve aktivite esnasında düşme endişesi yaşamayanların (β1=0,465) puanı daha yüksek elde edilmiştir. Tanımlayıcı faktörler alt boyutların sırasıyla %16 (Adj.R²=0,163), %18 (Adj.R²=0,182) ve %27'sini (Adj.R²=0,271) açıklamıştır. Sonuç olarak, yapılan analizler Türkçe DSOYÖ'nün geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı olduğunu göstermiştir. Eğitim düzeyi, cinsiyet, fiziksel bağımsızlık, düşme deneyimi ve düşme konusunda bilgilendirilme durumu DSOY'u etkileyen temel faktörlerdir. Anahtar Kelimeler: Düşme, Sağlık Okuryazarlığı, Yaşlı, Hemşirelik

Ali Yavuz
Kırşehir Ahi Evran University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bir devlet hastanesinde görev yapan hastane çalışanlarında iklim değişikliği farkındalığı

YÜKSEK LİSANS TEZİ BİR DEVLET HASTANESİNDE GÖREV YAPAN HASTANE ÇALIŞANLARINDA İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ FARKINDALIĞI Veysel ABALI Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Sağlık Bilimler Enstitüsü Hemşirelik Ana Bilim Dalı Halk Sağlığı Hemşireliği Tezli Yüksek Lisans Programı Danışman: Doç. Dr. Gizem Deniz BÜYÜKSOY Bu araştırmanın amacı, bir devlet hastanesinde görev yapan hastane çalışanlarında iklim değişikliği farkındalığının belirlenmesidir. Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tipteki araştırmanın evrenini Nevşehir Devlet Hastanesinde görev yapan 1649 hastane çalışanı oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemi, evreni bilinen örneklem formülü ile 333 olarak hesaplanmıştır. Araştırma örneklemi, mesleklere göre oluşturulan tabakalı örnekleme yöntemi ile belirlenmiştir. Veriler, Şubat-Temmuz 2024 tarihleri arasında yüz yüze görüşme yöntemiyle toplanmıştır. Veriler, sosyodemografik özelliklerinin sorgulandığı tanıtıcı özellikler formu ve İklim Değişikliği Farkındalık Ölçeği (İDFÖ) kullanılarak toplanmıştır. Veriler; sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, Mann-Whitney U, Kruskal Wallis testi ile gruplar arası karşılaştırmalar için düzeltilmiş Bonferroni testi kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırmada etik kurul izni, kurum izni ve katılımcılardan yazılı ve sözlü onam alınmıştır. Araştırmaya katılan katılımcıların %42,7'si 30-39 yaş arasında, %56,8'i kadın, %28.8'i hemşire, %59,2'si lisans mezunu, %60,4'ü evlidir. Katılımcıların %39.3'ü 1-5 yıldır çalışmakta olup %30,9'u acil serviste, %67.3'ü nöbet usulü çalışmaktadır. Araştırmada katılımcıların İDFÖ toplam puan ortalaması 228,11±19,32, İklim Değişikliği Farkındalığı Alt Boyutu puanı 37,88±4,96, Sorunu Algılayış Şekli Alt Boyutu puanı 21,74±2,78, İklim Değişikliği Nedenlerine İlişkin Bilgi Alt Boyutu puanı 40.01±4.26, İklim Değişikliği Endişesi Alt Boyutu puanı 48,97±4,70, Davranışlar ve Politikalardan Beklentiler Alt Boyutu puanı 79,51±7,09 olup katılımcıların iklim değişikliği farkındalığının yüksek olduğu belirlenmiştir. İDFÖ toplam ve alt boyut puanları ile cinsiyet, meslek, eğitim düzeyi, aylık gelir algısı, medeni durum, çocuk sahibi olma durumu, meslekte çalışma süresi ve çalışılan birim arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Bu sonuçlar doğrultusunda; sağlık kurumlarında iklim değişikliği farkındalığını destekleyen ve farklı sosyokültürel gruplarda iklim değişikliği farkındalığının incelendiği çalışmaların planlanması önerilir. Ağustos 2025, 70 Sayfa. Anahtar Kelimeler: Farkındalık, Halk sağlığı hemşireliği, Hastane personeli, İklim değişikliği

Devlet hastaneleriHalk sağlığı hemşireliğiHastane hemşireleri+2
Veysel Abalı
Kırşehir Ahi Evran University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Okul öncesi çocukların perinatal özelliklerinin oyun davranışları ve sosyal yetkinlik üzerine etkileri

Bu araştırma, 2024 yılı içerisinde 36-71 aylık anaokulu/kreş çağındaki çocuklar ve anneleri ile yürütülmüş olup, okul öncesi dönemdeki çocukların perinatal özelliklerinin oyun davranışları ve sosyal yetkinlik üzerine etkilerinin incelenmiştir. Çalışma tanımlayıcı ve analitik tipte olup, Kırıkkale il merkezindeki gündüz bakım evi ve anaokullarına devam eden 332 çocuk ve anneden elde edilen verilerle gerçekleştirilmiştir. Verilerin toplanmasında "Anne ve Çocuk Bilgi Formu", "36-71 Aylık Çocuklar İçin Oyun Davranış Ölçeği" ve "Sosyal Yetkinlik ve Davranış Değerlendirme-30 Ölçeği" kullanılmıştır. İstatistiksel analizler SPSS 22.0 paket programı ile yapılmış; bağımsız gruplar t-testi, Mann-Whitney U testi, One-Way ANOVA, Pearson korelasyon analizi uygulanmış ve anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Katılımcı çocukların yaş ortalaması 59,5±9,13 ay, annelerin yaş ortalaması ise 33,38±4,99 yıl olarak bulunmuştur. Çocukların %57,2'si 61 ay ve üzerinde, %52,4'ü erkek, %38,3'ü planlı sezaryen doğum ile dünyaya gelmiştir. Annelerin %53'ü 33 yaş ve altında, %52,4'ü çalışmamakta olup, %73,2'si iki ve altında gebelik deneyimi yaşamıştır. Araştırma bulgularına göre, prenatal dönemde ruhsal sıkıntı (depresyon) yaşayan annelerin çocuklarının aktif tek başına davranış ve sosyal oyun puanlarının anlamlı derecede yüksek olduğu (p<0,05); doğum sırasında indüksiyon uygulanan çocukların sessiz davranış ve pasif tek başına davranış puanlarının anlamlı şekilde daha yüksek olduğu tespit edilmiştir (p<0,05). Doğumda kanama, aşırı ağrı gibi komplikasyon yaşayan annelerin çocuklarında aktif tek başına oyun davranışlarının arttığı saptanmıştır (p<0,05). Doğum sonrası annelik hüznü yaşayan annelerin çocuklarında da aktif tek başına oyun davranışları artış göstermiştir (p<0,05) . Çocukların sosyal yetkinlik puanı arttıkça sessiz davranış (r=0,284, p<0,001) ve itiş-kakışlı oyun (r=0,299, p<0,001) davranışlarında artış; kızgınlık-saldırganlık puanı arttıkça sosyal oyun davranışında artış (r=0,252, p<0,001) ve itiş-kakışlı oyun davranışında azalma (r=-0,115, p=0,036) olduğu belirlenmiştir. Ayrıca anksiyete-içedönüklük puanı arttıkça sessiz davranış (r=0,319 p=<0.017), pasif tek başına davranış (r=0,311 p=0,017) ve itiş-kakışlı oyun davranışlarında artış olduğu saptanmıştır (r=0,252, p<0,001). Sonuç olarak, perinatal dönemde annenin yaşadığı ruhsal ve fizyolojik süreçlerin çocuğun oyun davranışlarını ve sosyal becerilerini anlamlı düzeyde etkilediği bulunmuştur. Bu sonuçlar, perinatal bakım hizmetlerinin sadece fiziksel değil psikososyal açıdan da destekleyici olmasının gerekliliğini ortaya koymaktadır. Çalışmadan elde edilen veriler, hemşirelik uygulamaları, erken müdahale programları ve toplum sağlığı hizmetlerinde riskli grupların desteklenmesine yönelik stratejilerin geliştirilmesine katkı sağlayacak niteliktedir.

Ana-çocuk hemşireliğiAna-çocuk sağlığıÇocuk oyunları
Tansu Yıldız
Kırşehir Ahi Evran University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kahramanmaraş merkezli depremde sağ kalan yetişkinlerin deneyimleri: Fenomenolojik bir araştırma

Bu araştırmada Kahramanmaraş depremini yaşamış ve sonrasında Kırşehir'e göç etmiş bireylerin depremle ilgili deneyimlerini, derinlemesine incelemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma nitel araştırma desenlerinden fenomenolojik yaklaşım temelinde yürütülmüştür. Veriler 2 Nisan–10 Haziran 2024 tarihleri arasında, sosyodemografik ve yarı yapılandırılmış görüşme formlarıyla yüz yüze toplanmıştır. Araştırmanın örneklemini, Kırşehir'e göç etmiş 13 kişi oluşturmaktadır. Örnekleme yöntemi olarak, amaçlı örnekleme yöntemlerinden kartopu örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Veriler MAXQDA 2024 ile analiz edilmiştir. Yapılan analiz sonucunda, "deprem sonrası deneyimler" başlığı altında bir ana tema ve gereksinim duyulan ihtiyaçlar, güvenliğe ilişkin görüşler, kurumlara ilişkin görüşler, alışkanlıklara yönelik görüşler, psikolojik yansımalar, hijyen ve temizliğe ilişkin görüşler, sağlık hizmetlerine ulaşımda karşılaşılan sorunlar, önleyici halk sağlığı çalışmalar olmak üzere sekiz adet kod elde edilmiştir. Afet sonrasında bireylerin ve çevrelerinin olumsuz etkilendiği görülmüştür.

Doğal afetler
Sevim Nur Saylam
Kırşehir Ahi Evran University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Erkek hemşirelerin mesleklerine yönelik imaj algılarının incelenmesi

Bu araştırma, erkek hemşirelerin mesleklerine yönelik imaj algılarını incelemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırma verileri 10.12.2023-15.03.2024 tarihleri arasında Kırşehir Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Mucur Devlet Hastanesi ve Kaman Devlet Hastanesinde toplanmıştır. Araştırma veri toplama aşamasında hastanede çalışan, haftalık izin, yıllık izinde olmayan ve anket formunu gönüllü olarak yanıtlamak isteyen 151 erkek hemşire araştırmaya dahil edilmiştir. Araştırma verilerinin elde edilmesinde; erkek hemşirelere yönelik 12 sorudan oluşan "Tanıtıcı Bilgi Formu" ve 42 sorudan oluşan "Hemşirelik Mesleğine Yönelik İmaj Ölçeği (HMYİÖ)" kullanılmıştır. Erkek hemşirelerin %52,3'ünün 26-33 yaş grubunda, %64,2'sinin evli, %70,2'sinin lisans mezunu ve %40,4'ünün 0-5 yıl arasında mesleki deneyime sahip olduğu belirlenmiştir. Hemşirelerin %75,5'inin servis hemşiresi olarak çalıştığı saptanmıştır. Erkek hemşirelerin %75,5'inin çalıştığı servisi isteyerek seçtiği, %86,1'inin vardiyalı çalıştığı ve %56,3'ünün haftalık 46-55 saat çalıştığı tespit edilmiştir. Ayrıca erkek hemşirelerin %51,7'sinin mesleği iş olanaklarının fazla olması nedeniyle seçtiği, %51'inin mesleklerinden kısmen memnun olduğu ve %41,7'sinin mesleği kısmen tavsiye ettiği saptanmıştır. Bu araştırmada erkek hemşirelerin hemşirelik mesleğine yönelik imaj ölçeği puan ortalamasının 139,30±13,68 xi (Min= 79, Max= 172) olduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak; erkek hemşirelerin mesleki imaj algısının orta seviye olduğu belirlenmiştir. Bu doğrultuda gelecekte erkek hemşirelerin mesleki imaj algılarını yükseltmeye yönelik yeni çalışmaların yapılması önerilebilir. Ağustos, 2025, 100 Sayfa Anahtar Kelimeler: Hemşirelik, Erkek Hemşire, Hemşirelik İmajı

Mahsum Avcı
Kırşehir Ahi Evran University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hemşirelerin ağrı yönetiminde bilgileri ve ilaç dışı yöntem kullanımı

Araştırma, hemşirelerin ağrı yönetiminde bilgileri ve ilaç dışı yöntem kullanımını incelemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapıldı. Araştırma, Eylül ile Ekim 2018 tarihlerinde, Mersin ili Mersin Üniversitesi Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkezi'nde Dahili-Cerrahi servis ve Yoğun Bakımlarında çalışan 169 hemşire ile yüz yüze görüşülerek yapıldı. Verilerin toplanmasında, kişisel bilgi formu, Hemşirelerin Ağrı ile İlgili Bilgi ve Davranış ölçeği ve İlaç Dışı Yöntemler Formu kullanıldı. Veriler, SPSS (IBM SPSS Statistics 24) adlı paket program kullanılarak değerlendirildi. Verilerin değerlendirilmesinde, "Mann-Whitney U" test (Z-tablo değeri), "Kruskal-Wallis H" test (χ2-tablo değeri) yöntemleri kullanıldı. Araştırmaya katılan hemşirelerin, 15(%8.9)'inin lise mezunu, 144(%85.2)' ünün lisans mezunu, 10(%5.9)'unun yüksek lisans mezunu olduğu belirlendi. Hemşirelerin 117(%69.2)'sinin kadın olduğu, yaş ortalaması "29.72 ± 5.54" ve 96(%56.8)'sının 30 yaş altı olduğu görüldü. Ağrı yönetiminde 88(%52.1)' inin farmakolojik ve non-farmakolojik yöntemleri kullandıkları tespit edildi. Hemşirelerin ağrı bilgileri, tutum anketinden, lise mezunlarının5,46±1,88 ve lisans mezunu hemşirelerin 5.99±2.41 aldıkları puan ortalamaları birbirine yakın sonuçlar olduğu saptandı. Hemşirelerin ağrı ile ilgili bilgi puanları ve eğitim düzeyi, çalışılan klinik, çalışma süreleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı (p>0.05). Sonuç olarak, hemşirelerin ağrı tanılaması ve ağrının non- farmakolojik yönetimleri bilme ve uygulama konusunda yeterli düzeyde bilgiye sahip olmadıkları saptandı.

AğrıAğrı yönetimiAğrı-postoperatif+6
Hümeyra Yüksel
Çukurova University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

5-6 yaş grubu çocuklarda ebeveyn tutumlarının akran ilişkilerine etkisi

Bu araştırma okul öncesi kurumlarında öğrenim gören 5-6 yaş grubundaki çocuklarda ebeveyn tutumlarının akran ilişkilerine etkisini incelemek amacıyla yapıldı. Araştırma verileri Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Lefkoşa, Girne, Gazimağusa ilçelerinde yer alan ve gönüllü katılım gösteren 8 okul öncesi eğitim kurumunda Şubat-Mayıs 2019 tarihleri arasında uygulandı. Tanımlayıcı ve kesitsel türde yapılan araştırmaya 263 aile ve 25 öğretmen katıldı. Çocuğun anne ya da babası "Ebeveyn Tutum Ölçeği"'ni ve "Tanıtıcı Bilgi Formu"'nu, öğretmenler ise her bir çocuk için ayrı olacak şekilde "Selçuk Akran İlişkilerini Değerlendirme Ölçeği"'ni doldurdu. İstatistiksel analizler SPSS (IBM SPSS Statistics 24) adlı paket program kullanılarak yapıldı. Araştırmaya katılım gösteren çocuklardan %47.5'i erkek, %52.5'i kız; %16.3'ü 5, %83.7'si 6 yaşındadır. İncelenen araştırma sonuçlarında; ebeveynin yaş, eğitim ve eşi ile olan birliktelik durumunun çocuğa karşı davranışlarında farklılık oluşturduğu saptandı. Çocukların davranış özellikleri değerlendirilmesinde Devlet ve Özel okul öncesi eğitim kurumlarında farklılıklar gözlendi. Ebeveyn tutumlarından aşırı koruyucu tutum ve otoriter tutumun çocuğun akran ilişkilerine olumsuz etkileri olduğu sonucuna ulaşıldı. Ebeveyn tutumları arasında yer alan aşırı koruyucu tutum ile çocuğun problem çözme yeteneği arasında zıt yönde bir ilişki bulundu (p<0.05). Ebeveynin otoriter tutumunun ise çocuğun akran kabulünü olumsuz etkilediği tespit edildi (p<0.05). Fakat demokratik ve izin verici ebeveyn tutumları çocuğun davranışlarında belirgin bir farklılık oluşturmadı. Anahtar Kelimeler: Erken çocukluk, Ebeveyn tutumları, Akran ilişkileri, Hemşirelik, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları.

AkranAkran ilişkileriAna-baba tutumu+3
Özge Erdoğdu
Çukurova University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Jinekolojik kanserli hastaların destekleyici bakım gereksinimlerinin belirlemesi

Amaç: Bu çalışma, jinekolojik kanserli hastaların destekleyici bakım gereksinimlerinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Materyal ve Metot: Tanımlayıcı ve kesitsel olan bu çalışma, Ekim 2018-Nisan 2019 tarihleri arasında yapılmıştır. Araştırmanın evrenini, Adana'da bir hastanenin kadın doğum polikliniğine takip için başvuran, jinekoloji-onkoloji kliniğinde yatan ve kemoterapi ünitesinde tedavi alan jinekolojik kanserli hastalar oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemini ise; 18 yaş ve üzerinde olan, en az 1 ay önce jinekolojik kanserli, iletişim güçlüğü ve mental yetersizliği olmayan, Türkçe bilen ve konuşabilen ve araştırmaya katılmayı kabul eden toplam 98 jinekolojik kanserli hasta oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında, hastaların tanıtıcı ve hastalıklarına ilişkin özelliklerini içeren "Kişisel Bilgi Formu", Destekleyici bakım gereksinimlerini belirlemek için "James Destekleyici Bakım Gereksinimlerini Belirleme Ölçeği" kullanılmıştır. Veriler, yüz yüze görüşülerek toplanmıştır. Verilerin istatistiksel analizleri SPSS Windows 22.0 paket programında yapılmıştır. Bulgular: Hastaların %46.9'unun over , %41.8'inin endometrium, ve %11.3'ünün serviks kanseri olduğu saptanmıştır. Jinekolojik kanserli hastaların James Destekleyici Bakım Gereksinimlerini Belirleme Ölçeği toplam puan ortalamasının 29.72±15.57 olduğu bulunmuştur. Ölçeğin alt boyutlarından; Duygusal sorunlar alt boyut puan ortalamasının 15.72±10.03, manevi/dini sorunlar alt boyut puan ortalamasının 0.19±0.72, sağlık bakımı sorunlar alt boyut puan ortalamasının 0.88±1.42, sosyal sorunlar alt boyut puan ortalamasının 1.85±2.62, bilişsel sorunlar alt boyut puan ortalamasının 0.72±1.55 ve fiziksel belirtilere ait sorunlar alt boyut puan ortalamasının 10.33±8.19 olduğu bulunmuştur. Jinekolojik kanserli hastaların sosyo-demografik ve hastalıklarına ilişkin özelliklerinden sadece aile tipi, hastalığın evresi ve hastalığın teşhis zamanı ile James Destekleyici Bakım Gereksinimlerini Belirleme Ölçeği toplam puan ortalaması arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu bulunmuştur (p<0,05). Sonuç: Çalışmada hastaların destekleyici bakım gereksinimlerin az olduğu dolayısıyla gereksinimlerinin büyük oranda karşılandığı belirlenmiştir.

Bakım yönetimiHasta bakımıHemşirelik+3
Ebru Var
Çukurova University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İnşaat şantiyelerinde çalışan işçilerin sağlık algıları ve sağlığı geliştirme davranışları: Tanımlayıcı ve ilişkisel çalışma

Bu araştırma, inşaat şantiyelerinde çalışan işçilerin sağlık algıları ve sağlığı geliştirme davranışlarını belirlemek amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı ve ilişkisel tipte yürütülen araştırma, Aralık 2023–Nisan 2024 tarihleri arasında Kırşehir'de 411 işçi ile gerçekleştirilmiştir. Veriler araştırmacı tarafından literatür incelenerek geliştirilen Sosyo-demografik Anket Formu, Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği II ve Sağlık Algısı Ölçeği kullanılarak toplanmış, SPSS 21.0 programında tanımlayıcı istatistikler, t-testi, Mann Whitney U ve tek yönlü varyans analizi ile değerlendirilmiştir. Analizler sonucunda işçilerin yaş ortalaması 38,81±8,156; Sağlık Algısı Ölçeği puan ortalaması 46,74±7,012 ve Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği puan ortalaması 127,93±10,740 olarak bulunmuştur. Elde edilen bulgular doğrultusunda, inşaat işçilerinin sağlık algısı ve sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının orta düzeyde olduğu saptanmış ve bu durumun işçilerin sağlık davranışlarını geliştirmeye yönelik planlı girişimlerin önemini ortaya koyduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Sağlık algısıSağlık arama davranışıSağlık davranışları+1
Aykut Akbaş
Kırşehir Ahi Evran University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kahramanmaraş merkezli deprem sonrası deprem bölgesine görevli giden hemşirelerin deneyimleri: Fenomenolojik bir araştırma

Bu çalışma, afet bölgelerine görevlendirilen hemşirelerin düşünce ve deneyimlerini derinlemesine araştırmak amacıyla yapılmıştır. Araştırma, nitel desende ve fenomenolojik yaklaşımla yürütülmüştür. Veriler 1 Ekim 2023- 8 Nisan 2024 tarihleri arasında, sosyodemografik ve yarı yapılandırılmış görüşme formlarıyla yüz yüze toplanmıştır. Araştırmanın örneklemini, deprem bölgesine görevlendirilen ve en az 2 yıllık çalışma deneyimine sahip olan 13 hemşire oluşturmaktadır. Örnekleme yönetemi olarak, amaçlı örnekleme yöntemlerinden kartopu örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Veriler MAXQDA 2024 ile analiz edilmiştir. Yapılan analiz sonucunda yedi ana tema elde edilmiştir. Afet sonrası görevli hemşirelerin fizyolojik, psikolojik ve sosyal olarak etkilendiği ve yeterince hazırlıklı olmadıkları tespit edilmiştir. Ayrıca afet sonrası kamusal ve örgütsel zayıflıklar da bulgular arasında yer almaktadır. Sonuç olarak hemşirelerin afetlere hazırlık ve yeterliliklerinin artırılması gerektiği görülmüştür.

Rabia Can
Kırşehir Ahi Evran University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hemşirelerin afete hazırlık inanç düzeylerinin belirlenmesi

Araştırma, hemşirelerin afete hazırlık inanç düzeyleri ve etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla tanımlayıcı tipte yapılmıştır. Araştırmanın evrenini Kırşehir Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde çalışan 457 hemşire oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini çalışmaya katılmaya gönüllü 400 hemşireden oluşturmaktadır. Veriler sosyo-demografik özellikler anket formu ve Genel Afete Hazırlık İnanç Ölçeği ile toplanmıştır. Araştırmaya katılan hemşirelerin yaş ortalaması 32,55, %56'sının evli olduğu tespit edilmiştir. Hemşirelerin Genel Afete Hazırlık İnanç Ölçek puan ortalaması 122,36±8,74 olarak saptanmıştır. Afet planlarını bilen, tatbikatlara katılan ve afet yöneticisini tanıyan hemşirelerin afet hazırlık puanları anlamlı biçimde daha yüksek çıkmıştır. Eğitim düzeyine göre yalnızca "algılanan engeller" alt boyutunda, gelir durumuna göre ise "öz yeterlilik" boyutunda farklılık gözlenmiştir. Meslekte çalışma yılı arttıkça "eyleme geçiriciler" boyutunda anlamlı fark oluşmuştur. Buna karşın afet eğitimi alma veya afet hemşireliği dersi görme durumunun ölçek puanlarına anlamlı etkisi olmadığı belirlenmiştir. Sonuç olarak hemşirelerin afetlere hazırlık düzeyleri genel olarak orta düzeyde bulunmuştur. Afet eğitimleri uygulamalı ve tekrar eden formatta verilmelidir. Hastane afet planları aktif olarak kullanılmalıdır.

Doğal afetlerHastane hemşireleri
Turan Ekici
Kırşehir Ahi Evran University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hemşirelik öğrencilerinin zaman yönetimi becerilerinin belirlenmesi

Hemşirelik öğrencilerinin zaman yönetimi becerilerinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı tipte yapılan bu çalışma, Çukurova Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümünde öğrenim gören ve çalışmaya katılmaya gönüllü olan 593 öğrenci ile yapılmıştır. Çalışmada araştırmacı tarafından hazırlanan Kişisel Bilgi Formu ile Britton ve Tesser tarafından 1991'de beşli likert tarzda geliştirilen Zaman Yönetimi Envanteri kullanılmıştır. Çalışmada verilerin istatistiksel analizinde SPSS 23.0 paket programı kullanılmıştır. Verilerin değerlendirmesinde Mann Whitney U, Kruskal Wallis, Bonferroni testleri ve Post Hoc analizi yapılmıştır. Çalışmaya katılan öğrencilerin yaş ortalaması 20,631,69 yıl, %76,1'inin kız ve %83'ünün Anadolu Lisesi mezunu olduğu belirlenmiştir. Öğrencilerin Zaman Yönetimi toplam ölçek ve alt boyut puan ortalamaları 84,3712,43, Zaman Planlaması alt boyutunda 48,1810,6, Zaman Tutumları alt boyutunda 22,453,48 ve Zaman Harcattırıcılar alt boyutunda 13,732,67 olarak bulunmuştur. Çalışmada ölçeğin güvenirlik katsayısı 0,82 olarak bulunmuştur. Öğrencilerin zaman yönetimi becerileri toplam ölçek boyut ve Zaman Planlaması alt boyutunda yüksek güvenilir, Zaman Tutumları ve Zaman Harcattırıcılar alt boyutlarında ise oldukça güvenilir olduğu tespit edilmiştir. Çalışmanın sonucunda 21 yaş ve üzerinde olan, son sınıfta okuyan, ailesiyle yaşayan öğrencilerin zamanı daha iyi yönettikleri sonucuna varılmıştır. Kız öğrencilerin erkek öğrencilere göre zaman harcattırıcılardan daha fazla kaçındıkları belirlenmiştir. Bu sonuçlar doğrultusunda öğrencilerin zaman yönetimi becerilerinin geliştirilmesine yönelik eğitimlerle birlikte öğretim elemanlarınca öğrencilere danışmanlık yapılması ve rol model olunması önerilebilir.

HemşirelerHemşirelikZaman+3
Ceylan Bıçkıcı
Çukurova University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hemşirelik öğrencilerinin obezite önyargıları ile sağlıklı yaşam biçimi davranışları arasındaki ilişki

Hemşirelik öğrencilerinin obezite önyargıları ile sağlıklı yaşam biçimi davranışları arasındaki ilişkiyi değerlendirmek amacıyla yapılan araştırma tanımlayıcı ve kesitsel niteliktedir. Araştırmanın evrenini, Aralık 2018 - Ocak 2019 eğitim öğretim yılında Çukurova Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü'nde araştırmanın yapıldığı dönemde öğrenim gören 1023 öğrenci oluşturmaktadır. Evrenin tamamı örnekleme alınmış fakat araştırmaya katılmayı kabul eden 719 öğrenci ile araştırma tamamlanmıştır. Verilerin toplanmasında araştırmacı tarafından hazırlanan kişisel bilgi formu, GAMS-27 obezite önyargı ölçeği (OÖÖ) ve sağlıklı yaşam biçimi davranışları ölçeği-II (SYBDÖ-II) kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde yüzdelik, standart sapma, ortalama, Mann-Whitney U Testi ve Kruskal-Wallis H Testi kullanılmıştır. Araştırmada, öğrencilerin OÖÖ puan ortalaması 78,73±11,54, SYBDÖ-II puan ortalaması ise 128,17±19,43 olup öğrencilerin önyargıya eğilimli olduğu ve orta düzeyde sağlıklı yaşam biçimi davranışlarına sahip olduğu belirlenmiştir. Öğrencilerin SYBDÖ-II puanlarını yaş grupları, cinsiyet, BKI, sınıf, kalınan yer, anne eğitim düzeyi, kendini tanımlama ve beslenme şeklinin etkilediği; OÖÖ puanlarını ise sadece cinsiyetin etkilediği saptanmıştır. Sonuç olarak, OÖÖ ile SYBDÖ-II kişilerarası ilişkiler alt boyutu arasında pozitif yönde, çok zayıf derecede ve istatistiksel olarak anlamlı ilişki tespit edilmiştir (p<0,05). Yani kişilerarası ilişkiler alt boyutu puanı arttıkça obezite önyargı puanı da artmaktadır. Obezite önyargısı ve sağlıklı yaşam biçimi davranışları ile ilgili eğitimlerin artırılması, kitle iletişim araçlarında obez bireylere yapılan etiketlemeden kaçınılması, öğrencilerin fiziksel aktivitelerini yapacakları imkanların sağlanması önerilebilir. Anahtar Sözcükler: Hemşirelik öğrencileri, Sağlıklı yaşam biçimi, Obezite, Obezite önyargısı

DavranışHemşirelikHemşirelik araştırmaları+5
Fadime İnci
Çukurova University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sorumlu hemşirelerin yöneticilik yeterliliklerinin belirlenmesi

Tanımlayıcı nitelikte olan bu çalışma, servis sorumlu hemşirelerinin yöneticilik yeterliliklerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Çalışmada; literatür taranarak geliştirilen "Kişisel Bilgi Formu" ve Sökmen tarafından 2005 yılında geliştirilmiş olan "Servis Sorumlu Hemşirelerin Yönetsel Yeterlik Değerlendirme Ölçeği" kullanılmıştır. Çalışmanın örneklemini 120 servis sorumlu hemşiresi oluşturmuştur. Çalışmanın yapılabilmesi için gerekli olan tüm izinler, etik kurul onayı ve katılımcılardan sözlü onam alınmıştır. Veriler araştırmacı tarafından 15/03/2018-27/07/2018 tarihleri arasında toplanmıştır. Verilerin istatistiksel analizinde SPSS (IBM SPSS Statistics 23.0) paket programı kullanılmıştır. Kategorik ölçümler sayı ve yüzde olarak, sürekli ölçümlerse ortalama, standart sapma ve minimum -maksimum olarak özetlenmiştir. Gruplar arasında sürekli ölçümlerin karşılaştırılmasında dağılımlar kontrol edilerek, iki gruplu değişkenlerde bağımsız student t-test, ikiden fazla değişkenlerde ise ANOVA ve Tukey HSD testi uygulanmış, ölçek alt boyutları arasındaki ilişkinin belirlenmesinde Pearson Korelasyon analizi yapılmıştır. Çalışmada yer alan katılımcıların yaş ortalaması 39,99±5,95 olarak bulunmuştur. Katılımcıların %93,0'ı kadın, %75,0'ı evli, %65,8'i lisans mezunu olduğu saptanmıştır. Katılımcıların çalıştıkları hastane, yönetici olarak çalıştıkları süre ve astları tarafından kendilerine hitap edilme şekli ile ölçek alt boyutları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar tespit edilmiştir. Çalışmada ölçeğin Cronbach alfası 0,973 olup yüksek derecede güvenilir bulunmuştur. Sonuç olarak, katılımcıların yönetsel yeterlik düzeylerinin yüksek düzeyde olduğu tespit edilmiştir. Hastanelerin yönetici seçimine gidildiğinde, adayların yöneticilik deneyimi ve yönetim eğitimi alma durumlarını göz önünde bulundurmaları önerilebilir.

HemşirelerHemşirelikHemşirelik araştırmaları+5
Osman Bilgin
Çukurova University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hemşirelerin örgütsel çatışma nedenleri ve çözüm yaklaşımları

Tanımlayıcı nitelikte olan bu araştırma hemşirelerin örgütsel çatışma nedenleri ve çözüm yaklaşımlarını belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmada; Literatür taraması ile geliştirilen "Kişisel Bilgi Formu", Şahin (2010) tarafından geliştirilen "Çatışma Nedenleri Anketi" ve Rahim(1983) tarafından geliştirilen "Çatışma Yönetim Stratejileri Ölçeği" kullanılmıştır. Örneklem 271 hemşireden oluşmaktadır. Araştırma için gerekli olan tüm izinler ve etik kurul onayı alınmıştır. Katılımcılardan sözlü onam alınmıştır. Veriler araştırmacı tarafından 15.09.2018-15.01.2019 tarihleri arasında yüz yüze görüşme yöntemi ile toplanmıştır. Verilerin istatistiksel analizinde SPSS for Windows 20.0 programı kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde frekans dağılımı ve yüzde oranları başta olmak üzere ki-kare testi, bağımsız grup t testi ve tek yönlü varyans analizi kullanılmıştır. Çatışma nedenleri önem sıralamasında ilk sırayı "iletişim eksikliği" almıştır(%65,7). Erkek katılımcıların %63.3'ünün ve kadın katılımcıların %84.2'sinin çatışma nedenlerinden "Personelin değişen şartlara uyum sağlamasının zor olması" ifadesini önemli bulduğu saptanmıştır(p<0.01). Bekarların %71.8'inin ve evlilerin %84.4'ünün "Ortak değer, ilgi ve görüşlerin azlığı" ifadesini önemli bulduğu saptanmıştır(p<0.05). Yönetim strateji alt boyutlarından "kaçınma" ile yaş arasında negatif yönlü bir korelasyon saptanmıştır (r= -0.20, p< 0,01). "Problem çözme" alt boyutunun ortalama puanı 25,5±5,6 (7-35) olarak hesaplanmıştır. Sonuç olarak, çatışma nedenlerinin cinsiyet ve medeni duruma, çatışma çözüm yaklaşımlarının ise yaş, eğitim durumu, çalışılan birim, çalışma şekli, mesleği isteyerek seçme, çalışma koşulları ve meslek memnuniyetine göre farklılık gösterdiği saptanmıştır. Katılımcıların problem çözme yaklaşımını daha fazla kullandıkları belirlenmiştir. Katılımcıların çatışma nedenlerinin farkında olarak uygun çatışma çözüm stratejisini kullandıklarını söylenebilir.

HemşirelerHemşirelikHemşirelik araştırmaları+4
Cemile Cevizci
Çukurova University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
DoktoraAçık ErişimTR

Yanık hastalarında pansuman değişimi sırasında nefes egzersizi ve stres topu kullanımının ağrı, anksiyete, konfor ve yaşam bulgularına etkisinin incelenmesi

Yanık yaralanması olan hastalarda ağrı, anksiyete, konfor ve yaşamsal bulguların yönetilmesi önemlidir. Bu çalışma yanık hastalarında pansuman değişimi sırasında nefes egzersizi ve stres topu kullanımının hastaların ağrı, anksiyete, konfor ve yaşam bulgularına etkisini araştırmak amacıyla yapılmıştır. Çalışma randomize kontrollü deneysel olarak Ağustos-Aralık 2025 tarihleri arasında Adana Şehir Eğitim Araştırma Hastanesi Yanık Merkezi polikliniğinde yapılmıştır. Araştırmanın örnekleminin 70 kontrol grubu, 70 stres topu grubu ve 70 nefes egzersizi grubu olmak üzere 210 hasta oluşturmuş ve her hasta ardışık iki pansuman sırasında izlenmiştir. Veri toplama araçları olarak Hasta tanıtıcı bilgi formu, Yanığa Özel Ağrı Anksiyete Ölçeği, Görsel Analog Skala, Genel Konfor Ölçeği Kısa Formu kullanılmıştır. Birinci izlemde; nefes egzersizi grubunun ağrı ve anksiyete düzeyinin kontrol grubuna göre düşük olduğu (sırasıyla F=5.579, p=0.004; F=3.463. p=0.033), nefes egzersizi grubunda yer alan katılımcıların konfor düzeylerinin stres topu ve kontrol grubuna göre daha yüksek olduğu görülmüştür ( F=7.756, p<0.001). İkinci izlemde; stres topu ve nefes egzersizi grubunun ağrı düzeyinin kontrol grubuna göre düşük olduğu görülmüştür. Ayrıca, nefes egzersizi grubunun ağrı düzeyinin stres topu grubuna göre düşük olduğu görülmüştür (F=22.170, p<0.001). İkinci izlemde nefes egzersizi ve stres topu grubunun anksiyete düzeyinin kontrol grubuna göre daha düşük olduğu ve nefes egzersizi grubunun anksiyete düzeyinin stres topu grubuna göre daha düşük olduğu bulunmuştur (F=26.769. p<0.001). İkinci izlemde nefes egzersizi ve stres topu grubunun konfor düzeyinin kontrol grubuna göre ve nefes egzersizi grubunun konfor düzeyinin stres topu grubuna göre daha yüksek olduğu bulunmuştur (F=43.197, p<0.001). Nefes egzersizi ve stres topunun yanık pansumanı sırasında kullanılması ağrı, anksiyete ve konfor üzerinde olumlu etkiler göstermiştir. Hemşirelerin nefes egzersizi ve stres topu gibi invaziv olmayan nonfarmakolojik yöntemleri klinik uygulamalarında kullanması önerilmektedir.

Senem Andı
Hasan Kalyoncu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Lomber disk hernisi cerrahisi sonrasında sürekli ve aralıklı lumbosakral korse kullanımının ağrı, uyku ve konfora etkisi: Randomize kontrollü çalışma

Lomber disk cerrahisi uygulanan hastalarda sürekli ve aralıklı lumbosakral korse kullanımının ağrı, uyku ve konfora etkisi konusunda mevcut kanıtlar sınırlıdır. Bu çalışma lomber disk cerrahisi uygulanan hastalarda sürekli ve aralıklı lumbosakral korse kullanımının ağrı, uyku ve konfor üzerindeki etkilerinin belirlenmesidir. Çalışma için Hasan Kalyoncu Üniversitesi Etik Kurulu'ndan (Onay No: 2024-14) izin alındı. Araştırma, 25 Eylül 2024- 1 Nisan 2025 tarihleri arasında Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahi Servisi'nde yapıldı. Çalışmaya katılan 102 hasta, randomize olarak sürekli (n=51) ve aralıklı (n=51) LS korse kullanan iki gruba ayrıldı. Veriler, Tanıtıcı Bilgi Formu, Perianestezi Konfor Ölçeği ve Richards-Cambell Uyku Ölçeği ile cerrahiden önce (T0), bir gün sonra (T1) ve iki gün sonra (T2) toplandı. Analizler SPSS 22.0 ile yapıldı. Anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edildi. Gruplar arasında yaş, cinsiyet, vücut kitle indeksi, eğitim ve medeni durum açısından anlamlı değildi (p>0.05). Perianestezi Konfor Ölçeği sonuçlarına göre, T0, T1 ve T2 ölçümlerinde gruplar arasında fark saptandı (p>0.05). Uyku Algısı Ölçeği sonuçlarında, T0 puanları benzerken (p=0.838), T1 ve T2'de kontrol grubunun puanı, çalışma grubuna göre anlamlı derecede yüksek idi (p=0.001). Ağrı Puanları, T0'da benzerken (p=0.487), T1 ve T2'de çalışma grubunda anlamlı olarak daha düşük idi (p=0.001). Lumbosakral korsenin sürekli kullanımı konfor üzerinde fark oluşturmadığı, ağrıyı azalttığı ve uyku kalitesini aralıklı kullanımın daha olumlu etkilediği bulundu. Anahtar Kelimeler: Lomber Disk Hernisi; Cerrahi Ağrı Yönetimi, Postoperatif Bakım; Uyku, Lumbosakral Korse

Kadir Ürker
Hasan Kalyoncu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimTR

Diyabetik nöropati ağrısında reiki ve refleksoloji masajı uygulamasının hastanın yaşam kalitesi ve ağrı düzeyine etkisi

Bu çalışma, diyabetik nöropati ağrısında Reiki ve refleksoloji masajı uygulamasının hastanın yaşam kalitesi ve ağrı düzeyine etkisini değerlendirmek amacıyla, ön test- son test tasarımlı randomize kontrollü bir müdahale çalışması olarak uygulandı. Araştırma Haziran 2024- Ocak 2025 tarihleri arasında Adana Şehir Hastanesi Diyabet Polikliniği'nde yürütüldü. Basit randomizasyon yöntemiyle hastalar kontrol (n=16), Reiki (n=16), refleksoloji (n=16) ve Reiki ve refleksoloji (n=16) gruplarına ayrılarak 64 hasta ile araştırma tamamlandı. Araştırmada verilerin toplanması amacıyla Hasta Tanıtım Bilgi Formu, 4 Soruluk Nöropatik Ağrı Anketi (DN4), VAS-Vizüel Analog Skala, Nöropatik Ağrının Yaşam Kalitesine Etkisi Anketi (NePIQOL) kullanıldı. Hastalara çalışmanın başında formlar uygulandı. Müdahale grubundaki hastalara haftada 2 defa ve 6 hafta olmak üzere toplamda 12 seans Reiki ve Refleksoloji masajı uygulandı. Reiki grubuna ve refleksoloji grubunda yine aynı seans sayılarıyla uygulama yapıldı. Kontrol grubu hastalarına herhangi bir müdahalede bulunulmadı. 6. hafta sonunda formlar tekrar uygulandı. Ön test – son test VAS değerleri arasında (p>0.05) en fazla farkın Reiki ve refleksoloji grubunda olduğu belirlendi. Çalışma sonrasındaki son test aşamasında müdahale grubunda Reiki ve refleksoloji uygulanan hasta gruplarında en fazla ağrı değerinin azaldığını, kontrol grubundaki hastaların ise son testte ağrı değerlerinde bir fark bulunmadığı saptandı. Çalışmanın sonunda kontrol grubu hastalarının medyan değerlerinde anlamlı bir değişiklik olmazken, müdahale gruplarındaki hastaların toplam yaşam kalitesi medyan değerlerinde anlamlı bir artış görüldü. En fazla artışın ise hem Reiki hem refleksoloji grubundaki hastaların olduğu bulundu. Araştırmanın sonuçları doğrultusunda, diyabetik nöropati ağrısı olan hastalara Reiki ve refleksoloji masajı uygulaması önerilmektedir.

Pınar Şahin
Hasan Kalyoncu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimTR

Sıçanlarda eksizyonel olarak oluşturulan yara modelinde Ferula pseudalliaceae Rech. f. (hingedan- hegedan) bitkisinin yara iyileşmesi üzerindeki etkisinin değerlendirilmesi

Son yıllarda tıbbi bitki özleri veya bunların saflaştırılmış aktif bileşiklerini içeren yeni yara bakım ürünlerinin yara tedavisindeki etkinliğinin incelenmesine odaklanılmıştır. Bunlardan biri olan Ferula pseudolliaceae Türkiye'de Hakkâri yöresinin yüksek rakımlı dağlarında da yetişen, bölgenin en tipik bitkilerinden bir tanesidir. Bu çalışmada, Ferula pseudalliaceae'nın yara iyileşmesi üzerindeki etkilerinin dört gruplu deneysel tasarımda incelenmesi amaçlandı. Araştırma da 200-220 gram ağırlığındaki 32 adet Wistar albino türü dişi sıçan kullanıldı. Sıçanlar, her grupta 8'er denek olacak şekilde randomize olarak kontrol grubu, vazelin grubu, Ferula pseudalliaceae grubu ve dekspantenol grubu şeklinde dört gruba ayrıldı. Tüm gruplardaki sıçanların dorsal skapular bölgesinden 1 cm çapında tam kat deri flebi çıkarılarak eksizyonel yara modeli oluşturuldu ve bu ilk yara açılması günü 0. gün olarak kabul edildi. Kontrol grubundaki sıçanların yara bölgesine tedavi uygulanmazken; Ferula pseudalliaceae ve vazelin grubundaki sıçanların yara bölgesine 14 gün boyunca günde bir kere lokal tedavi uygulandı. Yara alanlarını değerlendirmek amacıyla 0., 3., 7., 14. günlerde yara alanları asetat kağıdına çizilerek AutoCAD programıyla alan hesaplamaları ve 3., 7., 14. gün alınan doku örneklerinde histopatolojik inceleme yapıldı. Tüm gruplardaki sıçanlar 14 gün sonra sakrifiye edildi. Tüm sıçanlarda 14. günde kan örneği ve 3., 7. ve 14. günlerde doku örnekleri alınarak histopatolojik ve biyokimyasal analizler yapıldı. Ferula pseudalliaceae grubunda, kontrol ve vazelin gruplarına göre daha hızlı, dekspantenol grubu ile benzer bir iyileşme meydana geldi. Hücresel düzeyde, fibroblast yoğunluğu, reepitelizasyon ve vaskülarizasyon gibi iyileşme parametrelerinde Ferula pseudalliaceae grubu, dekspantenol grubu ile istatistiksel olarak benzerlik göstermiştir. Biyokimyasal analizlerde, Ferula pseudalliaceae grubunun IL-6 düzeylerinde belirgin bir artış gösterdiği, hematolojik parametrelerde ise trombosit düzeylerinde artış olduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak Ferula pseudalliaceae'nın yara iyileşmesini dekspantenol'e benzer bir şekilde hızlandırdığı ve biyokimyasal parametreleri olumlu yönde etkilediği kanısına varıldı.

İsmail Öztaş
Hasan Kalyoncu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimTR

Total diz protezi sonrası tele-hemşirelik hizmeti ile verilen eğitim ve danışmanlığın ameliyat sonrası yaşam kalitesi ve komplikasyonlar üzerine etkisinin incelenmesi

Bu çalışma total diz protezi sonrası tele-hemşirelik hizmeti ile verilen eğitim ve danışmanlığın ameliyat sonrası yaşam kalitesi ve komplikasyonlar üzerine etkisini incelemek amacıyla yapıldı. Araştırma, randomize, kontrollü yarı-deneysel tasarımda klinik araştırma olarak gerçekleştirildi. Veriler Ekim 2023-Şubat 2025 tarihleri arasında total diz protezi uygulanan 90 hastadan elde edildi. Hastalar çalışma ve kontrol gruplarına basit randomizasyon yöntemi kullanılarak atandı. Çalışma grubuna total diz protezi taburculuk sonrası tele-hemşirelik uygulamasıyla danışmanlık; kontrol grubuna ise rutin hemşirelik bakımı uygulandı. Veriler; Hasta Bilgi Formu, Oxford Diz Skoru, EQ-5D-5L Yaşam Kalitesi Ölçeği, Visual Analog Skala (VAS), Haftalık Kontrol Verileri Formu ve Tele-Hemşirelik Hizmeti Memnuniyet Değerlendirme Formu ile toplandı. Çalışma ve kontrol grubuna yazılı materyal olarak Taburculuk Sonrası Evde Bakım Broşürü ile dijital olarak da sesli broşür akıllı telefonlarına WhatsApp'tan iletildi. Hastalar ameliyat öncesinde ve taburculuk sonrası birinci hafta, ikinci hafta, üçüncü hafta, dördüncü hafta ve altıncı haftada takip edildi. Veriler R programı ile analiz edildi. İstatistiksel anlamlılık p<0.05 kabul edildi. Hastalar tanıtıcı ve hastalık bilgileri açısından benzerdi (p>0.05). Çalışma ve kontrol grubunda ameliyat öncesi EQ-5D-5L puan değerlerinin benzer olduğu, 4.hafta ve 6.hafta puan değerleri arasında farklılık olmadığı belirlendi (p>0.05). Çalışma ve kontrol grubunda Oxford Diz Skoru ameliyat öncesi değerlerin benzer olduğu, 4.hafta ve 6.haftada istatiksel olarak farklılık gösterdiği belirlendi (p<0.05). Çalışma grubunda VAS'a göre 1.hafta ağrı ortalaması 7.64±0.88 iken 6.haftada ağrı ortalaması 0.78±0.88 olarak belirlendi. Taburculuk sonrası derin ven trombozu komplikasyonu açısından değerlendirildiğinde, 3.hafta çalışma grubunda herhangi bir hasta saptanmazken, kontrol grubunda hastaların %26.7'sinde derin ven trombozu geliştiği ve bu farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlendi (p<0.001). Cerrahi yara enfeksiyonu komplikasyonunun, 2.hafta ve 3.haftalarda daha yüksek oranda kontrol grubunda görüldüğü ve tekrar yatış durumu açısından ise, 2.hafta ve 3.haftalarda çalışma grubunda herhangi bir tekrar yatış görülmezken, kontrol grubunda hastaların %15.6'sında tekrar yatış gerçekleştiği ve istatistiksel olarak anlamlı olduğu tespit edildi (p<0.001). Telefonla bilgi almak isteyen hastaların çoğu kontrol grubunda (%48.9) ve bilgi almak istenen konular sırasıyla ilaçların kullanımı çalışma grubu:%65; kontrol grubu:%55.1, yara bakımı çalışma grubu:%40; kontrol grubu:%28.6, egzersiz çalışma grubu:%35; kontrol grubu:%28.6, ağrı yönetimi çalışma grubu:%30; kontrol grubu:%28.6 konuları hakkında bilgi için araştırmacı aranmıştır. Çalışma grubunun tele-hemşirelik hizmetinde memnuniyet oranı %100'dür. TDP geçiren hastalara taburculuk sonrası tele-hemşirelik yoluyla verilen eğitim ve danışmanlığın ağrı ve komplikasyonları yönetmede etkili olduğu sonucuna ulaşıldı. Anahtar Kelimeler: cerrahi hemşireliği, eğitim, total diz protezi, tele-hemşirelik, taburculuk sonrası danışmanlık

Gülşah Bektaş
Hasan Kalyoncu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bebeklik Döneminde Baba Katılımı Ölçeği'nin Türkçe versiyonunun psikometrik özellikleri

Bu çalışma, Bebeklik Döneminde Baba Katılımı Ölçeği'nin Türkçe psikometrik özelliklerinin değerlendirilmesi amacıyla gerçekleştirildi. Araştırma metodolojik tipte olup, örneklemini Gaziantep Abdülkadir Yüksel Devlet Hastanesi ve Gaziantep Şehir Hastanesi pediatri klinikleri ve polikliniklerinde 0-12 ay aralığında bebeği olan 352 baba oluşturdu. Çalışma verileri Şubat 2025 – Nisan 2025 tarihleri arasında "Sosyodemografik Bilgi Formu" ve "Bebeklik Döneminde Baba Katılımı Ölçeği" ile toplandı. Verilerin analizinde faktör analizi, korelasyon analizi, t testi ve Cronbach α güvenirlik katsayısı yöntemleri kullanıldı. Ölçeğin KMO katsayısı 0,851, Bartlett testi ꭓ2 değeri 2431,090 ve p<0,001 olarak bulundu. Ölçek, yapılan faktör analizleri sonucunda toplam varyansın %52,004'ünü açıklayan 5 alt boyutlu 20 maddeden oluştu. Ölçeğin Cronbach α katsayısı 0,879, ölçek alt boyutlarında; "Sıcaklık ve Uyum" için 0,768, "Kontrol ve Süreç Sorumluluğu" için 0,804, "Hayal Kırıklığı" için 0,823, "Dolaylı Bakım" için 0,768 ve "Pozitif Katılım" için 0,858 olarak hesaplandı. Ölçek faktör yüklerinin "Sıcaklık ve Uyum" alt boyutunda 0,542-0,877 arasında, "Kontrol ve Süreç Sorumluluğu" alt boyutunda 0,629-0,751 arasında, "Hayal Kırıklığı" alt boyutunda 0,615-0,854 arasında, "Dolaylı Bakım" alt boyutunda 0,678-0,886 arasında, "Pozitif Katılım" alt boyutunda 0,561-0,781 arasında değiştiği tespit edildi. Ölçek uyum indeksleri CMIN/DF: 1,276; AGFI: 0,865; GFI: 0,899; NFI: 0,873; CFI: 0,969; IFI: 0,970; TLI: 0,962; RMSEA: 0,040; SRMR: 0,0591 olarak belirlendi. Sperman-Brown katsayısı 0,746 ve Split-Half katsayısı 0,722 olarak bulundu. Test-tekrar test puan ortalamalarında istatiksel olarak anlamlı farklılık olmadığı görüldü. Bebeklik Döneminde Baba Katılımı Ölçeği'nin Türk toplumu için geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracı olduğu belirlendi.

Baba katılımıTürkçe uyarlama
Merve Pişkin
Hasan Kalyoncu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bir vakıf üniversitesi öğrencilerinin deri kanseri bilgi düzeylerinin ve güneşten korunma davranışlarının incelenmesi

Bu tez çalışması, bir vakıf üniversitesi öğrencilerinin deri kanseri bilgi düzeylerinin ve güneşten korunma davranışlarının incelenmesi amacıyla tanımlayıcı bir araştırma olarak yapıldı. Çalışma Ekim 2024-Nisan 2025 tarihleri arasında, Hasan Kalyoncu Üniversitesinde uygulandı. Araştırmada tabakalı rastgele örnekleme yöntemi kullanılarak, belirtilen dönemde üniversitede eğitim gören ve araştırmaya katılmayı kabul eden 772 öğrenci araştırmanın örneklemini oluşturdu. Verilerin toplanmasında; Sosyodemografik ve Kişisel Özellikler Formu, Deri Kanseri ve Güneş Bilgi Ölçeği ve Güneşten Korunma Davranış Ölçeği kullanıldı. Araştırma verilerinin istatistiksel analizleri IBM® SPSS® Statistics 30 programında, bağımsız örneklemler t testi, tek yönlü varyans analizi, pearson korelasyon analizi, stepwise regresyon analizi ile yapıldı. Öğrencilerin yaş ortalaması 21,61±1,73 (min.=18, maks.=26) ve %64,4'ü kadındır. Öğrencilerin deri kanseri ve güneşin zararlı etkilerine yönelik bilgilerinin ve güneşten korunma davranışlarının orta düzeyde olduğu belirlendi. Deri kanseri ve güneş bilgisi ile güneşten korunma davranışları arasında pozitif ve anlamlı bir ilişki bulundu. Deri kanseri risk faktörlerine dair bilgi düzeyinin, öğrencilerin güneşten korunma davranışlarını hem doğrudan hem de güneş maruziyetinden korunma bilgi düzeyi aracılığıyla olumlu yönde etkilediği saptandı. Kadın cinsiyet, yaş, vücuttaki ben sayısının altı ve üzeri olması, güneş yanığı geçmişi olması, ailede kanser öyküsünün bulunmaması ve anne eğitim durumunun üniversite düzeyinde olması öğrencilerin deri kanseri ve güneş bilgi düzeylerini pozitif yönde etkileyen ve arttıran faktörler olduğu bulundu. Ayrıca kadın cinsiyet ve güneş koruyucu kullanmanın öğrencilerin güneşten korunma davranışlarını pozitif yönde etkileyen ve artıran faktörler olduğu belirlendi. Araştırma sonuçları doğrultusunda; hemşirelerin sağlığı koruma ve geliştirme rolleri kapsamında, deri kanseri risk faktörleri ve güneşten korunma konusunda üniversitelerde eğitim programları ve farkındalık çalışmaları yapmaları, gençlere verilen güneşten korunma eğitiminin, bilgi, tutum ve davranışa etkilerini değerlendirmeye yönelik hemşirelik araştırmalarının yapılması önerilmektedir.

Merve Öztürk Çağlayan
Hasan Kalyoncu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimTR

Lomber disk hernisi cerrahisi sonrası telehemşirelik ve transisyonel bakım: Ameliyat sonrası bakım için yeni bir paradigma

Bu tezin amacı, Lomber Disk Hernisi (LDH) cerrahisi geçiren hastalarda, transisyonel bakım temelli telehemşirelik ve mobil sağlık uygulaması (LumCARE) izleminin, hastaların taburculuk sonrası anksiyete riski, düşme korkusu, hareketlilik düzeyi, komplikasyon gelişme oranı, iyileşme oranı, hastaneye başvuru ve yeniden hastaneye yatış oranları üzerindeki etkisini incelemektir. Randomize ve yarı deneysel tasarımdaki bu araştırmanın veri toplama süreci Aralık 2024-Mayıs 2025 tarihleri arasında yürütüldü. Gaziantep ve Kahramanmaraş illerindeki dört farklı sağlık merkezinde örneklem dahil edilme kriterlerini sağlayan toplam 107 hasta (Çalışma Grubu: 53, Kontrol Grubu: 54) örnekleme dahil edildi. Veriler, yüz yüze görüşmeler ve hastane bilgi sistemleri aracılığıyla toplandı. Araştırmanın yürütülmesi için etik kurul izni ve tüm hastalardan yazılı onamları alındı. Veri toplama araçları; Tanıtıcı Bilgi Formu, Hasta ve Gözlemci Hareketlilik Ölçeği, Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği (HAD), Uluslararası Düşme Etkililik Skalası (UDES), Taburculuk Sonrası Cerrahi İyileşme Ölçeği, Görsel Kıyaslama Ölçeği'dir. Transisyonel bakım ilkeleri doğrultusunda hazırlanan mobil sağlık uygulaması (LumCARE) aracılığıyla hastalara bilgilendirici içerikler, egzersiz videoları ve bildirimler sunuldu; telehemşirelik kapsamında taburculuk sonrası ilk beş gün içinde görüntülü görüşme ile ev ziyareti ve dört hafta boyunca haftalık telefon görüşmeleriyle izlem sağlandı. Araştırma verileri hastalar taburcu olmadan 24 saat önce (T1), taburculuk sonrası birinci haftanın sonunda (T2), taburculuk sonrası birinci haftanın sonu ile birinci ay arasında (T3) ve taburculuk sonrası birinci ayın sonunda (T4) toplandı. T1 ölçümünde Tanıtıcı Bilgi Formu, Hasta ve Gözlemci Hareketlilik Ölçeği, HAD Ölçeği dolduruldu. T2 ve T3 ölçümünde hastaneye kontrole gelen hastaların komplikasyon gelişimi ve hastaneye yatış bilgileri hastane bilgi yönetim sisteminden alındı. T4 ölçümünde Hasta ve Gözlemci Hareketlilik Ölçeği, HAD Ölçeği, UDES, Taburculuk Sonrası Cerrahi İyileşme Ölçeği dolduruldu. Çalışma Grubu'ndaki hastaların telehemşirelik hizmetine ilişkin memnuniyetleri, Görsel Kıyaslama Ölçeği kullanılarak değerlendirildi. Araştırma bulgularına göre, transisyonel bakım temelli telehemşirelik ve LumCARE uygulamasının anksiyete riskini ve düşme korkusunu anlamlı şekilde azalttığı, mobilizasyon düzeyini artırdığı, ameliyata bağlı komplikasyon oranlarını düşürdüğü, hastaneye tekrar yatış oranlarını azalttığı, hastaların taburculuk sonrası iyileşme düzeylerini artırdığı belirlendi (p<0.05). Transisyonel bakım temelli telehemşirelik ve mSağlık izleminin LDH cerrahisi geçiren hastalarda taburculuk sonrası hasta izleminde kullanımının anskiyete riskini, düşme korkusunu, ameliyata bağlı komplikasyon oranlarını, hastaneye tekrar yatış oranlarını azaltmada, hareketlilik düzeyini ve taburculuk sonrası iyileşme düzeyini artırmada etkili bir yaklaşım olduğu belirlendi.

Kadiriye Pehlivan Hatipoğlu
Hasan Kalyoncu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimTR

Laparoskopik kolesistektomi uygulanan hastalara video destekli çevrim içi preoperatif eğitimin korku, kaygı, uyku ve strese etkisi: Randomize kontrollü çalışma

Laparoskopik kolesistektomi uygulanan hastalara video destekli çevrimiçi preoperatif eğitimin korku, kaygı, uyku ve strese etkisi daha önce test edilmemiştir. Bu çalışma, laparoskopik kolesistektomi uygulanan hastalara video destekli çevrimiçi preoperatif eğitimin korku, kaygı, uyku ve strese etkisini incelemek amacıyla gerçekleştirildi. Araştımaya başlanmadan önce etik onay alındı. Çalışma, Bingöl Devlet Hastanesi'nde 128 hasta ile yapına randomize kontrollü klinik bir çalışmadır. Kontrol Grubu (KG) (n=64) rutin klinik uygulama sürdürülürken, Çalışma Grubu (ÇG) (n=64) ameliyattan bir gün önce akşam 20-30 dakika preoperatif eğitim çevrim içi olarak yapıldı. Araştırmada Cerrahi Korku Ölçeği (CKÖ), kaygının belirlenmesinde Görsel Kıyaslama Ölçeği (GKÖ) ve uyku algısının belirlenmesinde Richard-Campbell Uyku Ölçeği (RCUÖ) kullanıldı. Stres durumunu belirlemek için serum kortizol ve serum glikoz seviyeleri için kan alındı. Ölçümler anestezi onamı esnasında (T0), ameliyat sabahı klinikte yapılan (T1) ve ameliyat sonrası (T2) yapıldı. Hastalara video destekli çevirimiçi eğitim araştırmacı tarafından, ölçümler (korku, kaygı ve uyku) önceden bilgilendirilen klinik hemşiresi tarafından yapıldı. Serum kortizol ve serum glikoz düzeyleri için alınan kan yine klinik hemşireleri tarafından alındı. Kan örnekleri uluslararası standartlara uygun olarak analiz edildi. Veriler SPSS 27.0 programı ile analiz edildi. Araştırmada p<0.05 değeri istatistiksel anlamlılık kriteri olarak kabul edildi. Bulgular: ÇG ve KG'deki hastalar yaş, cinsiyet, BKİ gibi tanıtcı bulgular açısından benzerdi. Aradaki fark istatistiksel olarak anlamlı değildi (p>0.05). ÇG ve KG'deki hastalar T0 ölçümleri açısından karşılaştırıldığında aradaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olmadığı belirlendi (p>0.05). Ancak T1 ölçümünde ÇG ve KG deki hastalar serum kortizol ve serum glikoz seviyesi açısından karşılaştırıldığında aradaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlendi (sırasıyla p= 0.001, p=0.001). Ayrıca T1 ölçümünde ÇG ve KG'deki hastalar CKÖ, GKÖ-Kaygı ve RCUÖ uyku algısı puanları açısından karşılaştırıldığında aradaki farkın da istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulundu (sırasıyla: p=0.001, p=0.001, p=0.001). ÇG ve KG 'deki hastalar T2 ölçümünde serum kortizol ve serum glikoz seviyesi açısından karşılaştırıldığında aradaki fark istatistiksel olarak anlamlı idi (sırasıyla; p=0.001, p=0.001). Benzer şekilde ÇG ve KG'deki hastalar GKÖ-Kaygı ve RCUÖ uyku algısı puanları açısından karşılaştırıldığında aradaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlendi (sırasıyla; p=0.001, p=0.001). Sonuç olarak, video destekli çevrimiçi preoperatif eğitimin korku, kaygı, stresi düşürmede ve uyku algısını artırmada etkili bulundu.

İzzettin Ekinci
Hasan Kalyoncu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimTR

Primipar gebelerde haptonomi ve ninni uygulamalarının doğum korkusu ve prenatal bağlanmaya etkisi

Bu araştırma, primipar gebelerde haptonomi ve ninni uygulamalarının doğum korkusu ile prenatal bağlanma üzerindeki etkisini incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Randomize kontrollü ön test–son test deseninde yürütülen çalışma, Temmuz–Aralık 2024 tarihleri arasında Batman İl Sağlık Müdürlüğüne bağlı Gebelik Okulu'nda yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemini 24–32. gebelik haftasında olan 105 primipar gebe oluşturmuştur. Katılımcılar, kontrol grubu (n=35), haptonomi grubu (n=35) ve haptonomi+ninni grubu (n=35) olarak üç gruba ayrılmıştır. Veriler Sosyo-demografik Veri Anketi, Wijma Doğum Beklentisi/Deneyimi Ölçeği A Versiyonu (W-DEQ A) ve Prenatal Bağlanma Envanteri (PBE) ile toplanmıştır. Verilerin analizinde SPSS 26.0 paket programı kullanılmış; tanımlayıcı istatistikler, bağımlı ve bağımsız örneklem t-testi, ANOVA, ANCOVA ve post-hoc analizleri uygulanmıştır. İlk olarak haptonomi grubundaki katılımcılara Sosyo-Demografik Veri Anketi, Wijma Doğum Beklentisi/Deneyimi Ölçeği (W-DEQ) ve Prenatal Bağlanma Envanteri (PBE) uygulanmış; ardından haftada bir, en az 30 dakika süren beş seanslık haptonomi programı gerçekleştirilmiştir. Uygulama sonrasında aynı ölçeklerle son test yapılmıştır. Haptonomi ve ninni grubundaki katılımcılara aynı ön testler uygulanmış, ninni dinletilerek seanslara başlanmıştır. Beş hafta süren uygulamalar haftada bir, en az 30 dakika olacak şekilde yürütülmüş ve sonrasında son testler uygulanmıştır. Kontrol grubundaki katılımcılara ise yalnızca ön test ve beş hafta sonra son test uygulanmış; herhangi bir müdahale yapılmadan doğum korkusu ve prenatal bağlanma düzeyleri değerlendirilmiştir. Araştırma bulgularına göre, gruplar arasında başlangıçta hem PBE hem de W-DEQ puanları bakımından anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0.05). Müdahale sonrasında, haptonomi ve haptonomi+ninni gruplarında prenatal bağlanma puanlarının anlamlı düzeyde arttığı (p<0.001), doğum korkusu puanlarının ise anlamlı düzeyde azaldığı saptanmıştır (p<0.001). Kontrol grubunda ise anlamlı bir değişiklik gözlenmemiştir. Gruplar arası karşılaştırmalarda, haptonomi+ninni uygulamasının yalnız haptonomiye göre prenatal bağlanmayı daha fazla artırdığı ve doğum korkusunu daha etkili biçimde azalttığı belirlenmiştir. Sonuç olarak, haptonomi ve ninni uygulamalarının primipar gebelerde doğum korkusunun azaltılmasında ve prenatal bağlanmanın güçlendirilmesinde etkili olduğu görülmüştür. Bu doğrultuda, ebelik ve doğum öncesi bakım programlarında haptonomi ve ninni uygulamalarının bütüncül bakım yaklaşımı çerçevesinde kullanılması önerilmektedir.

Hasret Narin Balsak
Hasan Kalyoncu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimTR

Primer dismenore şikayeti olan gençlerde Su Jok uygulamasının dismenore ve yaşam kalitesi üzerine etkisi: Randomize kontrollü çalışma

Çalışma, primer dismenore şikayeti olan gençlerde Su Jok uygulamasının dismenore şiddeti ve yaşam kalitesi üzerine etkisini değerlendirmek amacıyla yürütüldü. Bu araştırma, randomize kontrollü bir çalışma olarak tasarlandı. Ocak -Temmuz 2025 tarihlerinde Muş Alparslan Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi'nde yürütüldü. Araştırma, belirlenen kriterleri karşılayan ve gönüllü olarak katılım sağlayan 100 kadın öğrenci (müdahale grubu: 50, kontrol grubu: 50) ile tamamlandı. Veriler "Veri Toplama Formu", "Menstrüasyon Öncesi ve Sonrası Dismenore İzlem Formu", "Visüel Analog Skala (VAS)" ve "Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği-Kısa Form (WHOQOL-BREF)" kullanılarak toplandı. Müdahale grubuna, birinci menstruasyon döneminde ön testler uygulandı. 2. Menstrüasyon döneminin 1. günü itibari ile toplam 10 gün boyunca eldeki makro, böcek ve mini sistem üzerinden belirli refleks noktaları yüzük ve spiral yardımıyla uyarıldı; uterus ve yumurtalık yansıma noktalarına 2–5 dakika moxa uygulandı. Ardından karabiber tohumları ağrılı bölgelere flasterle sabitlenerek, 4–10 saat arası kalmaları önerildi. Uygulama sonrası son testler alındı, 3. menstrüasyon döneminde aynı işlemler tekrarlandı, 4. ve 5. dönemlerde ise yalnızca VAS, WHOQOL-BREF ve Uygulama Öncesi ve Sonrası Dismenore İzlem Formu (UÖSDİF) formları dolduruldu. Kontrol grubuna herhangi bir müdahale yapılmadı. Verilerin analizinde anlamlılık p<0,001 düzeylerinde değerlendirildi. Araştırma sonucunda müdahale grubunda yer alan genç bireylere uygulanan Su Jok terapisinin primer dismenore şikayetlerini anlamlı olarak azalttığı (p<0,001) yaşam kalitesini anlamlı olarak arttırdığı belirlendi (p<0,001). Su Jok terapisi, genç bireylerde primer dismenore şiddetini azaltarak yaşam kalitesini artıran etkili ve güvenli bir tamamlayıcı hemşirelik uygulamasıdır.

Aycan Şahin
Hasan Kalyoncu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimTR

Primipar gebelere uygulanan kolcaba konfor teorisi temelli yapılandırılmış destekleyici yaklaşımın, son trimesterdeki konfor düzeyine etkisi

Bu çalışma, II. trimester erken dönemde olan primipar gebelere Kolcaba'nın konfor teorisi temelli yapılandırılmış destekleyici yaklaşım olan nefes farkındalık çalışmalarının son trimesterda genel konfor düzeyine etkisini incelemek amacıyla hazırlanmıştır. Araştırma, ön test- son test kontrol gruplu randomize kontrollü deneysel desende, tek yönlü körleme olarak gerçekleştirildi. Araştırmanın etik kurul ve kurum izin yazıları alınmıştır. Araştırma, Eylül 2024-Ocak 2025 tarihleri arasında Şanlıurfa Harran Üniversitesi Hastanesi kadın hastalıkları ve doğum polikliniğinde bulunan gebe okulunda gerçekleştirildi. Araştırma, 71 primipar gebe ile (36 kontrol, 35 müdahale) haftada 7 gün ve 1 günü yüz yüze hastane ortamında olmak üzere 8 haftada tamamlandı. Gebelerin günlük kendi kendilerine nefes farkındalık çalışmalarını yapabilmeleri için "Kolcaba konfor teorisi temelli yapılandırılmış destekleyici yaklaşım; primipar gebe kadınlarda nefes farkındalığı çalışma rehberi" verildi ve her sabah 10:00-11:00 saatleri arasında kısa hatırlatma mesajı gönderildi ve akşam 17:00-18:00 saatleri arasında aranarak herhangi bir sorun yaşayıp, yaşamadıkları kontrol edildi. Veri toplama aracı olarak, Tanıtıcı Bilgi Formu, nabız, solunum sayısı, satürasyon ve tansiyon değerlendirme ve Genel Konfor Ölçeği (GKÖ) kullanıldı. Verilerin istatistiksel analizi için IBM SPSS 25.0 paket programı kullanıldı. Araştırmada, primipar gebelerin, müdahale grubunda %97.1'inin, kontrol grubunda ise %97.2'sinin gebeliğe bağlı herhangi bir sorun yaşadığı, yaşanan sorunların genel konfor düzeyini çok etkilediği (müdahale,%37.1, kontrol %44.4); müdahale grubuna uygulanan nefes farkındalık çalışmasının III. trimester GKÖ toplam puan ortalamalarında anlamlı bir şekilde artış sağladığı (müdahale son test=137.54±8.49; kontrol son test=120.03±16.05); müdahalenin III. trimester GKÖ fiziksel alt boyut, psikospiritüel alt boyut ve çevresel alt boyut puan ortalamaları arasında anlamlı bir artış sağladığı ve nefes farkındalık çalışmalarının yaşam bulgularından nabız, solunum sayısı ve satürasyon değeri (SpO2) puan ortalamalarında anlamlı bir farklılık oluşturduğu (pa<0.001) belirlendi. Sonuç olarak, primipar gebelere II. trimesterde uygulanan nefes farkındalık çalışmalarının III. trimester genel konfor düzeyinde pozitif iyileşme sağladığı belirlendi. Nefes farkındalık çalışmalarını genel konfor düzeyi ve yaşam bulguları üzerinde pozitif iyileştirici etkisi nedeni ile II. trimester gebelerde tamamlayıcı bir tedavi olarak uygulanması önerilmektedir.

GebelikNefes egzersizleriNefes terapisi+1
Sibel Küçük
Hasan Kalyoncu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimTR

Sıçanlarda insizyonel yara modelinde düşük frekanslı elektrik stimülasyonu'nun yara iyileşmesi üzerindeki etkisinin incelenmesi

Yara iyileşme süreci oldukça komplike bir süreç olup, uygun tedavi ve bakım prosedürleri uygulanarak yaranın hızlı bir iyileşmesi istenmektedir. Günümüzde özellikle cerrahi operasyon amaçlı oluşturulan insizyonel yaraların iyileştirilmesi için farmakolojik tedavi ile birlikte non-farmakolojik tedavi yöntemleri de uygulanmaktadır. Bu non-farmakolojik tedavi yöntemlerinden biri de elektriksel uyarımlarla yara bölgesinde bir dizi reaksiyon oluşturarak yaranın hem komplikasyonsuz hem de hızlı bir şekilde iyileşmesini sağlayan düşük frekanslı elektrik stimülasyonudur. Bu çalışmada insizyonel yara modelinde düşük frekanslı elektrik stimülasyonunun farklı frekanslarının (10Hz, 20Hz ve 30Hz) yara iyileşmesindeki etkisinin incelenmesi amaçlandı. Çalışma kapsamında 150-200 gr ağırlığında toplam 40 adet erkek Wistar albino cinsi sıçan (Rattus norvegicus) kullanıldı. Sıçanlar 8'erli gruplar halinde randomize olarak Kontrol grubu, Povidon İyot grubu, ES-10 grubu, ES-20 grubu ve ES-30 grubu olmak üzere 5 gruba ayrıldı. Tüm gruplardaki sıçanların dorsal skapular bölgesinden 3 cm uzunluğunda tam kat yara modeli oluşturulduktan sonra sütüre edildi. Kontrol grubundaki sıçanların yara bölgesine hiçbir müdahalede bulunulmadı. Povidon iyot grubuna günlük olarak yara bölgesine Povidon iyot ile müdahalede bulunuldu. Ayrıca ES-10, ES-20 ve ES-30 gruplarına 1. gün kesi atılıp sütüre edildikten 3 saat sonra, diğer günlerde aynı gün ve ve saatte olmak üzere 5 gün boyunca ES cihazı ile uygulama yapıldı. Yara takibi yapmak amacıyla günlük fotoğraflama yöntemi ile kullanıldı. Altıncı gün tüm gruplardaki sıçanlar sakrifiye edildi. Tüm sıçanlardan intrakardiyak kan ve yara bölgesi doku örnekleri alınarak histopatolojik ve biyokimyasal analizler yapıldı. Hücresel düzeyde, fibroblast yoğunluğu, reepitelizasyon ve vaskülarizasyon parametrelerinde anlamlı bir farklılık görülmezken inflamasyon açısından ES-20 ve ES-30 uygulanan gruplarda anlamlı farklılıklar olduğu görüldü. Ayrıca Oksidatif stres biyobelirteçlerinden malondialdehyde ve katalaz parametreleri açısından ES uygulanmasının tüm frekanslarının (ES-10, ES-20 ve ES-30) kontrol grubu ve povidon iyod grubu ile kaşılaştırıldığında anlamlı farklılıklar görülürken; Advanced Oxidation Protein Products parametresi bakımından farklılık olmadığı görüldü. Eliza testlerinden TNF-α, Fibulin- 1 ve Fibulin-3 parametreleri incelendiğinde ES uygulanmasının tüm frekanslarının (ES-10, ES-20 ve ES-30) ile kontrol grubu ve povidon iyod grubu kaşılaştırıldığında anlamlı farklılıklar olduğu görüldü. Kan serum örneklerinden trombosit, nötrofil, total protein ve albumin değerleri kontrol ve povidon iyot grupları ile karşılaştırıldığunda ES gruplarında (ES-10, ES-20 ve ES-30) anlamlı farklılık görülürken; eritrosit, lökosit, histamin ve CRP değerleri açısından anlamlı farklılık olmadığı tespit edildi. Sonuç olarak insizyonel yaralarda ES uygulamasının inflamasyonu ve oksadatif stresi azaltabileceği dolayısıyla yara iyileşme sürecini de hızlandırabileceği kanısına varıldı.

Orhan Polat
Hasan Kalyoncu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hastaların postoperatif erken dönem konfor düzeyleri

Cerrahi işlem geçiren hastaların ameliyat sonrası erken dönemde konfor düzeylerini belirlemek amacıyla yapılan araştırma tanımlayıcı ve kesitsel olarak planlanmıştır. Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi'nin ortopedi, üroloji, KBB, genel cerrahi 1, genel cerrahi 2, beyin cerrahi ve plastik cerrahi kliniklerinde yürütülen araştırmaya; bu kliniklerde yatmakta olan, araştırma kriterlerine uyan ve katılımı kabul eden 157 hasta dahil edilmiştir. Verilerin toplanmasında 'Kişisel Bilgi Formu', ağrı değerlendirmesi için 'Görsel Kıyaslama Ölçeği', konfor düzeyini belirlemek için 'Erken Postoperatif Konfor Ölçeği' kullanılmıştır. Verilerin değerlendirmesinde tanımlayıcı istatistikler için frekans ve yüzdelik hesaplama, normal dağılım gösteren veriler için bağımsız gruplarda t testi, normal dağılım göstermeyen verilerde ise Kruskal Wallis testi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda hastaların yaş ortalamasının 47,57±18,96 olduğu, %52,9'unun erkek, %63,7'sinin evli, %33,8'inin orta öğretim mezunu olduğu, %73,9'unun çalışmadığı, %66,2'sinin ise aylık gelirinin giderine denk olduğu tespit edilmiştir. Hastaların klinik özelliklerinde; %26,1'inin genel cerrahi, 9,6'sının ortopedi kliniklerinde ameliyat olduğu; %60,5'inin klinik öyküsünde kronik hastalığının olmadığı, %43,9'unun sürekli ilaç kullandığı, %73,2'sinin daha önce bir cerrahi işlem deneyimlediği, %49'unun ASA 1 grubunda yer aldığı, %63,7'sinin cerrahi işleminin yaklaşık 1 saat sürdüğü görülmektedir. Ağrı yaşayan bireylerin %33,1'inin hafif ağrı yaşadığı, %23,6'sının ağrı yaşamadığı belirlenmiştir. Hastaların düzenli ilaç kullanma durumlarına ve ağrı düzeylerine göre EPKÖ puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu tespit edilmiştir. Düzenli ilaç kullanan hastaların ve ağrısı olmayan veya hafif ağrı deneyimleyen hastaların ölçek puan ortalamaları diğer gruplara göre daha yüksek bulunmuştur (p<0,05). Sonuç olarak cerrahi sürecin etkisine ve klinik öyküye bağlı olarak hastaların konforu değişik düzeylerde etkilenmektedir.

CerrahiHastalarKonfor+2
Nursevim Aydıngülü
Çukurova University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00