
13,354
Archived Theses
35
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Z kuşağının girişimcilik eğilimlerinde duygusal zeka ve yaratıcılığın rolü
Yeni iş hayatına başlamış veya başlayacak olan Z kuşağını anlayabilmek ve özellikle iş yapış şekillerini ya da iş tercihlerini yorumlayabilmek için son yıllarda çok fazla kuşak araştırmaları yapılmaktadır. Z kuşağını diğer kuşaklardan ayıran özelliklerinin yanı sıra tercih edebilecekleri mesleki alanlar da merak edilen konular arasındadır. Bu çalışmada, Z kuşağının duygusal zekâları ile girişimcilik eğilimleri arasındaki ilişkide yaratıcılığın aracı rolü incelenmiştir. Çalışmanın verileri anket yöntemiyle 348 üniversite öğrencisi veya yeni mezun olmuş bireylerden toplanmıştır. Katılımcılar, öncelikle demografik değişkenlere dair maddeleri sonrasında girişimcilik eğilimlerini, duygusal zekâ düzeylerini ve yaratıcılıklarını ölçen maddeleri değerlendirmişlerdir. Araştırmanın bulgularına göre yaratıcılık değişkeni Z kuşağı bireylerinin girişimcilik eğilimlerini pozitif yönde yordarken, duygusal zeka değişkeninin girişimcilik eğilimi üzerinde doğrudan anlamlı bir etkisi bulunmamıştır. Ancak duygusal zekâları ile girişimcilik eğilimleri arasındaki bu ilişkide yaratıcılığın aracı rol oynadığı tespit edilmiştir. Analizler odağında bulgular tartışılmış ve gelecek çalışmalar için önerilerde bulunulmuştur.
Teknoloji kabulü ve teknolojik yatkınlığın tüketicilerin dijital yayın platformlarını kullanım niyeti ve sıklığı üzerine etkileri
Bilgi ve iletişim teknolojileri (ICT) son yıllarda hızlı değişiklikler yaşamaktadır. Bu teknolojilerin işletmeler üzerindeki etkileri, firmaların iş yapma ve müşterileriyle iletişim kurma yöntemlerinin teknolojiyle bütünleşmesiyle birlikte artmaktadır. Benzer şekilde tüketicilerin de yaşamını olumlu yönde etkilemektedir. Bu yönüyle söz konusu teknolojik ürün ve hizmetlere olan talep de giderek artmaktadır. Ancak, yeni teknolojilerin sonuçları her zaman şirketleri ve tüketicileri olumlu etkilememektedir. Teknolojideki sürekli değişim ve gelişme, beraberinde kaçınılmaz olarak yeni riskler ve zorlayıcı durumlar getirmektedir. Teknolojik gelişmelerin ikili doğası, yeni fırsatların yanı sıra firmalar için yeni risk ve tehditlere de yol açmaktadır. Bu durum, tüketicinin teknolojik ürün ve hizmeti kabul davranışını da etkilemektedir. Bu nedenle, tüketicilerin teknoloji kabul davranışını etkileyen faktörlerin anlaşılması, işletmelerin de teknolojinin yarattığı tehditlerin üstesinden gelmesine ve yeni pazar fırsatlarını yakalamasına yardımcı olmaktadır. Bu doğrultuda, çalışmanın amacı Türkiye'deki abonelik temelli dijital video (SVoD) platformları kullanıcılarının, Covid-19 salgını sürecinde SVoD platformlarını kullanmaya devam etme niyetini ve kullanım sıklıklarını etkileyen faktörleri incelemektir. Bu amaçla, kullanmaya devam etme niyetinin öncüllerini iki farklı perspektiften birleştiren kavramsal bir çerçeve geliştirilmiştir. Birleşik Teknoloji Kabulü ve Kullanımı Teorisi/Modeli 2'nin (UTAUT2) teknoloji merkezli bakış açısı ile Teknolojik Yatkınlık İndeksi 2.0'ın (TRI 2.0) birey merkezli yaklaşımı birleştirilerek, SVoD kullanmaya devam etme niyetinin çok yönlü şekilde incelenmiştir. SmartPLS 3.0 yazılımı ile kısmı en küçük kareler yöntemiyle yapısal eşitlik modellemesi analizi yapılmıştır. Sonuçlar, tüketicilerin SVoD platformlarını kullanmaya devam etme niyetlerinde etkili olan faktörlerin, Performans Beklentisi, Hedonik Motivasyon, Fiyat Değeri ve Alışkanlık olduğunu göstermektedir.
Marka nefreti ile davranışsal sonuçları arasındaki ilişkide marka bağlanmasının rolü
Bu çalışmanın amacı, marka nefretinin davranışsal sonuçlarının ve hissedilen nefret düzeyi ile marka bağlanmasının, marka nefreti ve davranışsal sonuçları arasındaki ilişkide düzenleyici etkisinin belirlenebilmesidir. Bu çerçevede, marka nefretinin satın alma eğilimi, atalet, marka değiştirme niyeti, marka kaçınması, olumsuz kulaktan kulağa iletişim ve marka intikamına etkisi ele alınmıştır. Ayrıca, marka bağlanmasının ve hissedilen nefret düzeyinin, marka nefreti ile davranışsal sonuçları arasındaki ilişkideki düzenleyicilik rolü araştırılmıştır. Bu kapsamda, teorik bilgiler ışığında oluşturulan araştırma soruları ve hipotezleri doğrultusunda çalışmanın modeli ortaya konulmuştur.Çalışmada 400 katılımcı ile anket gerçekleştirilmiştir.Çalışma kapsamında yapısal eşitlik modeli ve regresyon analizi ile verilerin analizleri gerçekleştirilmiştir. Yapılan analizler neticesinde, marka nefretinin satın alma eğilimi, atalet, marka değiştirme niyeti, marka kaçınması, olumsuz kulaktan kulağa iletişim ve marka intikamına etkisi olduğu ortaya konulmuştur. Marka bağlanmasının, marka nefreti ile satın alma eğilimi ve marka nefreti ile marka intikamı arasındaki ilişkide düzenleyici role sahip olduğu tespit edilmiştir.Diğer bir ifade ile, marka bağlanması marka nefretinin satın alma eğilimi üzerindeki olumsuz etkisini azaltmakta ve marka intikamı üzerindeki etkisini artırmaktadır. Hissedilen nefret düzeyinin, marka nefreti ile davranışsal sonuçları arasındaki ilişkide düzenleyici role sahip olmadığı tespit edilmiştir. Hissedilen nefret düzeyinin düşük ya da yüksek olması, marka nefretinin satın alma eğilimi, atalet, marka değiştirme niyeti, marka kaçınması, olumsuz kulaktan kulağa iletişim ve marka intikamına etkisinde değişim yaratmamaktadır.
Psikolojik sermaye ve yaşam doyumu ilişkisinde iş becerikliliğinin aracı, yaş ve eğitim düzeyinin düzenleyici rolü
Bu araştırmanın amacı psikolojik sermayenin yaşam doyumu üzerine etkisi ve iş becerikliliğinin bu ilişki üzerindeki aracı rolü ile yaş ve eğitim düzeyinin düzenleyici rollerinin belirlenmesidir. Araştırma, yapısal eşitlik modeli ile gerçekleştirilmiş olup, modelde psikolojik sermaye bağımsız değişken, yaşam doyumu bağımlı değişken, iş becerikliliği aracı değişken, yaş ve eğitim düzeyi ise düzenleyici değişken olarak yer almıştır. Araştırmanın evrenini Samsun'da faaliyet gösteren dört ve beş yıldızlı otellerde istihdam edilen 415 çalışan oluşturmaktadır. Araştırma verileri bu evrende ulaşılabilen 386 çalışandan elde edilmiştir. Araştırmada, katılımcıların psikolojik sermaye düzeylerini ölçebilmek amacıyla Luthans, Avolio, Avey ve Norman (2007) tarafından geliştirilen ve Çetin ve Basım (2012) tarafından Türkçe'ye uyarlanan Psikolojik Sermaye Ölçeği (PSÖ) kullanılmıştır. Çalışanların iş becerikliliğini ölçmek amacıyla da Slemp ve Vella-Brodrick (2013) tarafından geliştirilen ve Kerse (2017) tarafından Türkçe'ye uyarlanan İş Becerikliliği Ölçeği (İBÖ) kullanılmıştır. Katılımcıların yaşam doyumları ise Diener, Emmons, Larsen ve Griffin (1985) tarafından geliştirilen ve Dağlı ve Baysal (2016) tarafından Türkçe'ye uyarlanan Yaşam Doyumu Ölçeği (YDÖ) ile ölçülmüştür. Araştırma hipotezleri; SPSS 17.00, Process Macro ve AMOS 22 Deneme sürümü ile yapılan yapısal eşitlik modeli, Pearson korelasyon analizi, doğrulayıcı faktör analizleri ve regresyon analizleri ile test edilmiştir. Elde edilen bulgular, çalışanların yaşam doyumu, psikolojik sermaye ve iş becerikliği düzeylerinin yüksek olduğunu göstermiştir. Araştırmada, psikolojik sermaye ve yaşam doyumu arasındaki ilişkide iş becerikliliğinin ve alt boyutları olan ilişkisel beceriklilik ve bilişsel becerikliliğin kısmi aracı rol oynadığı görülmüştür. Araştırmada, psikolojik sermaye ve yaşam doyumu arasındaki ilişkide yaşın düzenleyici rolü yalnızca iyimserlik alt boyutunda görülmüştür. Çalışanların yaşları arttıkça iyimserlikleri ve yaşam doyumları arasındaki ilişkinin şiddeti de azalmaktadır. Psikolojik sermaye ile yaşam doyumu arasındaki ilişkide eğitim düzeyinin düzenleyici rol oynadığı görülmüştür. En güçlü etki ön lisans ve lisans mezunlarında görülürken, lise ve altı eğitim seviyesi ile lisansüstü eğitim seviyesindeki çalışanların psikolojik sermayeleri ile yaşam doyumları arasındaki ilişkilerin şiddeti de azalmaktadır.
Girişim sermayesi yatırımları ile yatırım yapılan şirketlerin teknoparkta faaliyet göstermesi arasındaki ilişki ve örgüt yapısının bu ilişkideki aracılık rolü
Girişim sermayesi yatırımları firmaların erken aşamada ihtiyaç duydukları finansman kaynağının sermaye yatırımı ile gerçekleştirildiği bir modeldir. Erken aşamadaki özellikle teknoloji tabanlı firmalar diğer işletmelerin temin edebileceği banka kredileri gibi geleneksel finansman yöntemleri ile kaynak bulmada güçlük çekebilmektedir. Bu nedenle önemli bir alternatif sağlayan girişim sermayesi yatırımlarının son yıllarda uygulama alanı gittikçe artmaktadır. Teknoparklar, üniversite, araştırma kurumları ve iş dünyasının bir arada bulunduğu araştırma-geliştirme faaliyetlerinin ticarileştirilmesi amacıyla kurulan firmaların kümelendiği alanlardır. Çalışmada, girişim sermayesi yatırımları ile yatırım yapılan firmaların teknoparklarda faaliyet göstermesi arasındaki ilişki ve örgüt yapısının bu ilişkideki aracılık rolü incelenmiştir. 379 katılımcının verileri üzerinden regresyon analizi yapılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre, firmanın faaliyet gösterdiği sektörün teknolojik düzeyi ile girişim sermayesi yatırımı arasında anlamlı bir ilişki belirlenmiştir. Firmanın teknoparkta faaliyet göstermesinin girişim sermayesi yatırımı alınmasına negatif yönlü etkisinin olduğu, bununla birlikte örgüt yapısının modele aracı olarak eklenmesi sonrasında teknoparkta faaliyet gösterilmesinin örgüt yapısı üzerinden girişim sermayesi yatırımı alınmasına dolaylı etkisinin pozitif yönde olduğu belirlenmiştir. Firmanın organik örgüt yapısına sahip olması girişim sermayesi yatırımı alınmasına olumlu yönde etkide bulunmakta olup, bu etki firmanın teknoparkta faaliyet göstermesinin girişim sermayesi yatırımı alınmasındaki olumsuz etkisini bastırmaktadır. Yapılan analiz sonucunda girişim sermayesi yatırımında firmanın örgüt yapısının faaliyet gösterilen yere göre daha etkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Örgütlerde stratejik yönetim olgunluğu: Türk savunma sanayii üzerine bir çalışma
Savunma sanayii askeri ve politik öneminin yanı sıra, ekonomik açıdan da stratejik bir sektördür. Sektörün gerek kamu, gerekse özel kesiminde çok sayıda stratejik karar alanı bulunmaktadır. Günümüzün hızla değişen koşullarında, etkili stratejik kararlar alabilmek ve uygulayabilmek stratejik yönetimde olgunluk gerektirmektedir. Tez çalışması ile Türk Savunma Sanayii özelinde stratejik yönetim kavramlarının farkındalığını inceledikten sonra, örgütlerde stratejik yönetim olgunluğunun boyutlarını ve belirleyicilerini ortaya çıkarmak, sektördeki stratejik yönetim olgunluğunu değerlendirmek, kamu ile özel sektörün farklılıklarını irdelemek ve olgunluğun örgüt performansı algısı ile ilişkisini sınamak amaçlanmıştır. Çalışmanın bütüncül bakış açısıyla yürütülmesi ve boyutların kapsam geçerliliğinin yüksek tutulması için literatürdeki tüm stratejik yönetim okulları ve ilişkili olgunluk modelleri ile yarı yapılandırılmış mülakatlar kapsamında uygulama tecrübesi dikkate alınmıştır. Boyut belirleme ve teorik modelin geliştirilmesinde kullanılan örneklem, Savunma Sanayii Başkanlığı (SSB) veya firmalarda görev alan, farklı yönetsel seviyelerdeki 201 katılımcıdan oluşturulmuştur. Tez kapsamında gerek kavramsal farkındalık, gerekse uygulama anlamında Türk Savunma Sanayiinde öne çıkan Planlama Okulunun, Öğrenme, Biçimleşme, Konumlandırma, Tasarım, Kültür ve diğer stratejik yönetim okullarının tezleri, kavramları ve metotları ile desteklenmesi, dinamik stratejik planlamaya geçilmesi ve stratejik yönetimden azami ölçüde yararlanılabilmesi için önem taşımaktadır. Anket verileri üzerinde SPSS ve AMOS programlarıyla gerçekleştirilen çalışmalar, Türk Savunma Sanayiinde stratejik yönetim olgunluğunun Liderlik, Stratejiye Verilen Önem, Performans Yönetimi, Çalışan Tutumu ve Sürdürülebilirlik boyutları olduğunu ortaya koymaktadır. Toplamda 38 gözlemlenebilen değişken ile ölçülen söz konusu 5 boyutun, stratejik yönetim olgunluğu algısını; stratejik yönetim olgunluğu algısının ise örgüt performansının göstergelerinden rakiplere göre başarı, müşteri memnuniyeti ve çalışan bağlılığı algısını anlamlı şekilde etkilediği görülmektedir. Kuruluşların performanslarını artırmak için stratejik yönetim olgunluğunun tüm boyutlarında gelişmeye açık alanlar bulunmakla birlikte, kamu kesiminde öncelikle sürdürülebilirlik ve performans yönetimi alanlarının iyileştirilmesi; özel sektörde ise firmaların olgunlukları arasındaki farklılığın yüksek olmasından hareketle, özellikle stratejik olgunlukları düşük firmaların stratejik yönetim alanına yatırım yapmaları önerilmektedir. Bu çerçevede SSB'nin öncü ve örnek uygulamaları Türk Savunma Sanayii için kritik önemdedir.
Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerdeki kitlesel fonlamanın karşılaştırılması üzerine bir inceleme
Yeni kurulan işletmelere ve girişimcilere fon sağlamak üzere, özellikle girişimci bireyler veya küçük işletmeler tarafından kullanılan ve alternatif bir finansman yöntemi olan kitlesel fonlama 'crowdfunding', bireylerin dağıtılmış bir ağ ile kurumsal aktivitelerini geliştirmek için fikir, geri bildirim ve çözüm elde etmenin bir yolu olarak tanımlanmaktadır. Son yıllarda özellikle Amerika ve Avrupa'da, dikkat çekici ve popüler bir alternatif finansman kanalı olarak karşımıza çıkan kitle fonlaması, ülkemizde henüz yeni yaygınlaşmaya başlamıştır. Bu çalışma da, öncelikle, var olan literatür ışığında kitlesel fonlama kavramı, gelişimi, dünyadaki kullanım örnekleri ve kitlesel fonlama platformlarına ilişkin bilgiler sentezlenmiştir. Çalışmanı esas amacı, kitlesel fonlamanın başarısına etki eden faktörlerin araştırılmasıdır. Bu kapsamda, kitlesel fonlama (ödül temelli kitlesel fonlama) fon çağrısı yapan, başarılı ve başarısız projeler incelenmiş ve bu projelerin başarı ve başarısızlıklarına etki eden faktörler sinyal teorisi ve sosyal ağ teorisi çerçevesinde araştırılmıştır. Araştırmaya konu olan verilere, Türkiye ve Amerika'daki kitlesel fonlama platformları üzerinden (kickstarter, fongogo, arikovani, crowdfon) erişilerek, en çok tercih edilen ve populer iki sektör (film ve teknoloji) ve iki ülkeden, başarılı ve başarısız proje örnekleri incelenmiştir. Belirtilen kitlesel fonlama platformları üzerinden, projeye ilişkin (projeye ait web sayfası, proje açıklaması karakter uzunluğu, proje videosu, video süresi), fonlamaya ilişkin (ödül sayısı, fonlama süresi, hedeflenen fon miktarı, fon elde etme süreleri, maksimum ve minimum yatırım tutarı) ve proje sahibine ilişkin (cinsiyet, eğitim, yaş, deneyim, proje sahibi sosyal ağ-Instagram/Twitter/Linkedin durumu) olmak üzere üç türde veri elde edilmiştir. 60 başarılı ve 60 başarısız proje örneklerine ilişkin veriler, lojistik regresyon analizlerine tabi tutulmuştur. Araştırma sonuçları, ülke ve sektör bazında farklılıklar gösterse de, tüm verilerin yer aldığı lojistik regresyon analizi modellerinde, projelerin başarısına anlamlı şekilde etki eden faktörler, proje açıklama uzunluğu karakter sayısı, fonlama süresi, ödül maksimum ve minimum yatırım tutarları, ödül sayısı, proje sahibi hakkında bilgi olup olmaması, proje sayfasında video olup olmaması, proje sahibinin harici web sayfasına sahip olma, ile proje sahibinin Instagram, Twitter veya Linkedin hesaplarından birine sahip olma olarak sıralanmıştır. Çalışma, kitlesel fonlama kullanarak kendine kaynak yaratmaya çalışan projelerin başarı faktörlerini ampirik olarak inceleyen, ve olası başarı/başarısızlığa yol açan faktörleri gelişmiş ve gelişmekte olan iki ülke kapsamında irdeleyen bir çalışma olması bakımından öncülük ederek literatüre katkı sağlamaktadır.
Sosyal inovasyon ile örgütsel bağlılık arasındaki ilişkide örgütsel vatandaşlık davranışı ile iyi oluş halinin rolü
Eskiden kas gücüyle farklılık yaratan insan, bilgi çağında beyin gücüyle farklılık yaratmaya başladı. Sanayi devrimi sonrasında maddi değerlerin üretilmesi olan amaç, bilgi çağında bilgi üretmek oldu. Küreselleşme ve yoğun rekabetin etkisiyle örgütler iş yapış şekillerini, yönetim yaklaşımlarını ve stratejilerini değiştirmek ve yeni pazar arayışına girmek zorunda kaldılar. Bu süreçte, bir takım toplumsal sorun ve ihtiyaçlar ortaya çıktı. Sosyal sorunların artması ile gerekli hale gelen sosyal değişim süreci 'sosyal inovasyon' kavramını karşımıza çıkardı. Sosyal inovasyon hem örgütlerin rekabet etmeleri için olmazsa olmaz bir araç, hem de tüm paydaşların ihtiyaçlarını gidermek ve sosyal fayda yaratmak için kullandıkları bir süreç haline geldi. Bu çalışmada sosyal inovasyon ile örgütsel bağlılık arasındaki ilişkide örgütsel vatandaşlık davranışı ve iyi olma halinin rolü incelendi. Araştırmanın örneklemini, Türkiye'nin en büyük savunma elektroniği kuruluşu olan ve ASELSAN Sosyal İnovasyon Liderleri (ASİL) Projesi kapsamında başarılı sosyal inovasyon faaliyetleri yürüten ASELSAN'ın çalışanları oluşturmaktadır. Araştırma, 220 ASELSAN çalışanından nicel veri toplama yöntemlerinden olan anket yöntemiyle veri toplanması yoluyla gerçekleştirildi. Anketin yarısı ASİL üyelerine uygulanırken, diğer yarısı ise ASİL üyesi olmayanlara uygulandı. Bu sayede iki grubun verileri karşılaştırılarak, ayırt edici bulgular elde edildi. Değişkenler arasındaki ilişkiler, Sosyal Kimlik Kuramı, İş Özellikleri Kuramı ve Maslow'un İhtiyaçlar Hiyerarşisi Piramidi'nden yararlanılarak incelendi. SPSS programı ve Process makrosu kullanılarak yapılan analizlerde; ASİL üyesi olanlarda, sosyal inovasyon ve örgütsel bağlılık arasındaki ilişkide iyi olma hali ve örgütsel vatandaşlık davranışının ayrı ayrı kısmi aracılık etkisinin olduğu tespit edildi. ASİL üyesi olmayanlarda ise sosyal inovasyonun örgütsel bağlılık üzerinde herhangi bir etkisinin olmadığı ve bu sebepten ötürü örgütsel vatandaşlık davranışı ve iyi olma halinin de modelde aracı bir etkiye sahip olmadığı gözlemlendi. Yapılan araştırmalar ve bu çalışmada elde edilen bulgular sosyal inovasyonun örgütler açısından çok önemli katkılarının olduğunu göstermektedir. Sosyal inovasyon, örgütlerde verimliliği ve karı artıran, pozitif kurum imajının yaratılmasını destekleyen, çalışanları örgütsel vatandaşlık davranışı sergilemeye teşvik eden ve çalışanların iyi olma halini, motivasyonlarını ve örgüte olan bağlılıklarını olumlu etkileyen bir kavramdır.
Pandemi sürecinde insansız hava araçları ile keşif/gözetleme ve medikal ürün dağıtımı için rotalama uygulamaları
Teknolojideki hızlı gelişmeler ile birlikte İnsansız Hava Araçlarının (İHA) kullanımı birçok sektörde yaygınlaşmış durumdadır. Özellikle otonomi seviyesinin yükselmesi ile birlikte kullanım kolaylığı sağlanmıştır ve herkes tarafından kullanılabilir hale gelmiştir. Bütün bunlarla birlikte afet sonrası durumlar, ilaç dağıtımı gibi toplum yararına olan uygulamalarda da İHA'ların kullanıldığı uygulamalar bulunmaktadır. Otonomi seviyesi yüksek bir İHA sistemi için ilk aşamalardan biri olan İHA'ların rotalaması bu çalışmada ele alınmıştır. Birden fazla İHA'nın rotalama problemi iki farklı uygulamada iki farklı şekilde çözülmüştür. Bu çözümlerden ilki küme örtüleme problemi ile İHA'ların gitmesi beklenen bölgelerin kümelenmesi ve bu kümeler içerisinde her bir İHA için Gezgin Satıcı Problemi modeli ile optimal rotanın bulunmasıdır. Diğer çözüm ise sezgisel yöntemlerden olan Clarke ve Wrigth tasarruf algoritmasını çalıştıran Araç Rotalama Problemi ile İHA'lara ilişkin rotaların belirlenmesidir. Yukarıda açıklanan problemler güncel pandemi koşulları da göz önünde bulundurularak toplum yararına örnek uygulamalarda birden fazla İHA'nın rotalaması problemi üzerine çalışılmıştır. İlk uygulamada bir şehir merkezi yönetilebilir parsellere ayrılmıştır, bu parseller içerisinde potansiyel kalabalık bölgeler belirlenmiştir ve bu bölgelerde İHA'lar ile gözetleme görevinin gerçekleştirilmesi için İHA'ların rotasının belirlenmesi üzerine çalışılmıştır. Diğer uygulamada ise Covid hastalarına dağıtılmak üzere ilaçların şehir hastanelerinden İHA'lar ile muhtarlıklara sevk edilmesi üzerine çalışılmıştır. İlk uygulama Avrupa'nın kalabalık ve turistik şehirlerinden biri olan Munih'te gerçekleştirilmiştir. Munih şehir merkezinde belirlenen toplam 10 km2'lik bir alan 64 parsele bölünmüştür ve bu alan için çözüm geliştirilmiştir. İkinci uygulama ise Ankara'nın Çankaya İlçesi'nde uygulanmıştır. Ankara Bilkent Şehir Hastanesi'nden 117 mahalle muhtarlığına İHA'lar ile ilaçların taşınması üzerine çözüm geliştirilmiştir.
Ait olma ve konukseverliğin araç ortak kullanımı katılım niyetine etkisi
Bu çalışmanın amacı, ait olmanın ve konukseverliğin araç ortak kullanımı katılım niyetine etkisini Türkiye ve ABD tüketicileri için incelemektir. Bu kapsamda 369 Amerikalı tüketiciden MTurk (Amazon Mechanical Turk) üzerinden ve 371 Türk tüketiciden yüz yüze ve çevrimiçi anket yöntemleri ile veri elde edilmiştir. Veri, Kısmi En Küçük Kareler Yapısal Eşitlik Modeli (PLS-SEM) kullanılarak analiz edilmiştir. Elde edilen bulgular konukseverliğin uygunluk ve risk alma boyutlarının her iki ülkede de araç ortak kullanımı katılım niyetini etkilediğini ortaya koymaktadır. Öte yandan, ilkeler, liderlik ve doğruluk boyutlarının her iki ülke için araç ortak kullanımı katılım niyeti üzerinde bir etkisi bulunmamaktadır. Ayrıca ait olmanın, yalnızca Türk katılımcılar için araç ortak kullanımı katılım niyeti üzerine etkisi bulunmaktadır. Çalışma, ortak tüketim ile ilgili mevcut literatüre sınırlı sayıda çalışmanın ele aldığı belirli öncül değişkenlere (ait olma ve konukseverlik) odaklanarak katkıda bulunmaktadır.
Mükemmeliyetçilik ve işkolik olma durumunun psikolojik iyi olma haline etkisi: Bir alan çalışması
Bu çalışmanın amacı, kişilik özelliği olarak kabul edilen mükemmeliyetçilik ve bireyin iş dünyasındaki deneyimleriyle tetiklenen işkoliklik eğiliminin çalışan iyi olma hali üzerindeki etkisini incelemektir. İyi olma hali kavramı iş yeri iyi olma hali, psikolojik iyi olma hali ve öznel iyi olma hali olmak üzere üç ayrı boyut bağlamında incelenerek kapsamlı bir inceleme yapılması hedeflenmiştir. Çalışmanın verileri, bir bankanın beyaz yakalı çalışanlarından toplanmıştır. Yüz elli üç çalışandan elde edilen verilerle çoklu regresyon, yol ve aracılık analizleri gerçekleştirilmiştir. Çoklu regresyon analizi, çalışanların mükemmeliyetçilik eğilimlerindeki artışın onların takıntılı çalışma eğilimlerini artırdığını, iyi olma hallerini ise düşürdüğünü göstermiştir. Ayrıca, işkolikliğin bir alt boyutu olan takıntılı çalışma eğiliminin çalışanın psikolojik ve öznel iyi olma halini düşürdüğü; işkolikliğin bir diğer alt boyutu olan aşırı çalışma eğiliminin ise iyi olma halinin üç alt boyutunu da istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde etkileyemediği saptanmıştır. Yol Analizi sonuçlarına göre, takıntılı çalışmanın psikolojik iyi olma ve iş yeri iyi olma halini negatif yönde tahmin ettiği ancak öznel iyi olma halini tahmin edemediği saptanmıştır. Çoklu regresyon analizi sonuçlarının aksine, yol analizinde takıntılı çalışmanın öznel iyi olmayı anlamlı bir şekilde etkilememesinin, iyi olma hali boyutlarının birbirleriyle olan ilişkilerinden kaynaklandığı düşünülmüştür. Yol ve çoklu regresyon analizlerine ek olarak, aracılık analiziyle mükemmeliyetçiliğin işkolikliğin aşırı çalışma ve takıntılı çalışma boyutları aracılığıyla iyi olma halinin alt boyutlarını etkileyebileceği varsayımı test edilmiştir. Aracılık analizi sonuçlarına göre, mükemmeliyetçi çalışanların takıntılı çalışma eğilimleri aracılığıyla psikolojik ve öznel iyi olma hallerinin negatif yönde etkilendiği tespit edilmiştir. Elde edilen bulgular, mükemmeliyetçiliğin hem doğrudan hem de takıntılı çalışma eğilimini arttırarak çalışanların iyi olma hallerine negatif yönde etki ettiğine işaret etmektedir. Bu bulgular ışığında çalışanların iyi olma hallerinin korunması ve iyileştirilmesi için mükemmeliyetçilik ve işkoliklik eğilimlerinin dikkate alınması hususunun altı çizilerek yöneticilere tavsiyelerde bulunulmuştur.
Çalışanlarda Makyavelizm ve narsizm kişilik özelliklerinin etik dışı davranışlar üzerindeki etkisinin incelenmesi: Bir alan çalışması
Bu çalışmanın amacı, makyavelizm ve narsizm kişilik özelliklerinin etik dışı davranışlar üzerindeki etkisini incelemektir. Bu amaçla Ankara'da özel sektör ve kamuda çalışan 385 beyaz yakalı katılımcıdan çevrimiçi anket yöntemi ile veri toplanmıştır. Veri analizi SPPS ve AMOS 23.0 (Arbuckle,2011) programları kullanılarak yapılmıştır. Araştırma bulgularına göre, makyavelizm, etik dışı davranma üzerinde pozitif yönde ve istatistiksel olarak anlamlı bir etkiye sahiptir. Ancak narsizm, etik dışı davranışları beklenilen yönde, yani pozitif yönde tahmin etse de söz konusu etkinin istatistiksel olarak anlamlı olmadığı görülmüştür. Ayrıca sosyal istenirliğin de etik dışı davranış ile negatif yönlü ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişkiye sahip olduğu görülmüştür. Yapılan ek analizlerde makyavelizmin alt boyutları ve etik dışı davranış ilişkisinde, kadın ve erkek katılımcılar arasındaki farklılıklar incelenmiş; her iki grupta da ahlak dışı manipülasyonun etik dışı davranışı pozitif yönde tahmin ettiği, ancak söz konusu etkinin kadın katılımcılarda erkek katılımcılara kıyasla daha güçlü olduğu görülmüştür. Erkek katılımcılarda ise statü arzusunun etik dışı davranışları pozitif yönde tahmin ettiği ancak söz konusu etkinin kadın katılımcılarda anlamlı olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Bu farklılık, geleneksel cinsiyet rolleri ile ilişkilendirilebilmektedir. Benzer şekilde makyavelizmin alt boyutları ve etik dışı davranış ilişkisinde hukukçu ve eğitimci katılımcılar arasındaki farklılıklar incelenmiştir. Araştırma bulgularına göre, hukukçularda ahlak dışı manipülasyon boyutu etik dışı davranış ile pozitif yönde ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişkiye sahipken; eğitimcilerde kontrol arzusu boyutu etik dışı davranış ile pozitif yönde ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişkiye sahiptir. Bu farklılığın ise mesleklerin yapısından kaynaklanabileceği düşünülmektedir.
Proje yönetiminde dijital dönüşüm süreçleri için bir Bulanık ÇKKV Modeli önerisi
Dijital dönüşüm süreci şirketlerin iş yapma şekillerini yeniden düşünmelerine yol açmaktadır. Dijitalleşme tüm iş alanlarında olduğu gibi proje yönetiminde de değişikliklere yol açmıştır. Günümüzün proje yöneticileri, ekiplerini ve proje yönetim süreçlerini, rekabet edebilmek ve her zamankinden daha hızlı bir şekilde teslimat yapabilmek için, dijital ortama taşımaları gerekmektedir. Bu çalışmanın temel amacı Endüstri 4.0 temelli dijital dönüşüm teknolojilerinin, proje yöneticileri için getirdiği yenilikleri göz önünde bulundurarak, proje yönetimi süreçlerinde dijital dönüşüm için ihtiyaç duyulan faktörler üzerinde önceliklendirme yapmaktır. Bu amaç doğrultusunda, araştırma analizleri çerçevesinde Bulanık DELPHI, Tereddütlü Bulanık SWARA ve Bulanık PROMETHEE yöntemlerinin entegre edildiği kapsamlı bir Çok Kriterli Karar Verme (ÇKKV) uygulaması sunulmaktadır. Öncelikle, literatür araştırması sonucu 23 adet proje yönetimi başarı kriteri elde edilmiştir. Bulanık DELPHI yöntemi ile bu 23 kriterden 21'i değerlendirme kriteri olarak belirlenmiştir. Sonrasında, Tereddütlü Bulanık SWARA yöntemi ile değerlendirme kriterlerinin göreli önem ağırlıkları hesaplanmıştır. Son olarak, Bulanık PROMETHEE yöntemi ile ağırlıkları belirlenmiş 21 adet potansiyel başarı kriteri ile Endüstri 4.0 teknolojileri ile ilişkili 12 adet proje alternatifi sıralanmıştır.
Mükemmeliyetçilik ile görev performansı arasındaki ilişkide örgütsel faktörlerin düzenleyici rolü
Bu çalışmanın amacı, uyumlu ve uyumsuz mükemmeliyetçilik kişilik özellikleri gösteren çalışanların görev performansları üzerindeki etkisinde, algılanan örgütsel desteğin düzenleyici rolünün incelenmesidir. Bu ilişkiler kaynakların korunması kuramı çerçevesinde değerlendirilmiştir. Araştırmanın örneklemi çeşitli sektörlerde çalışan 347 beyaz yakalı çalışandan oluşmaktadır. Veriler katılımcılardan çevrimiçi anket yoluyla, kartopu örneklemi yöntemi kullanılarak toplanmıştır. Çalışanların mükemmeliyetçilik düzeyleri Frost Kısaltılmış Çok Boyutlu Mükemmeliyetçilik Ölçeği (Burgess vd., 2016), görev performanslarına ilişkin değerlendirmeleri Performans Ölçeği (Williams ve Anderson, 1991) ve örgütsel destek algıları ise Algılanan Örgütsel Destek Ölçeği (Eisenberger vd., 1986) kullanılarak belirlenmiştir. Veri analizinde SPSS 23 ve AMOS 23 programları kullanılmıştır. Araştırmanın hipotezleri ise Process Macro (Model 1) kullanılarak regresyon analizleri ile test edilmiştir. Araştırmada elde edilen bulgulara göre, algılanan örgütsel desteğin uyumsuz mükemmeliyetçilik ve görev performansı arasındaki negatif yönlü ilişkide düzenleyici etkisinin olduğu belirlenmiştir. Sonuçlar tartışma bölümünde yorumlanmış, araştırmanın kısıtlarından söz edilmiş, gelecek araştırmacılara ve yöneticilere faydalı olabileceği düşünülen çeşitli önerilerde bulunulmuştur.
Örgütlerde mizah, örgüt iklimi ve bilgi saklama davranışı arasındaki ilişkiler üzerine bir araştırma
Bu çalışmanın amacı örgütlerdeki mizah anlayışının örgüt iklimi aracılığıyla bilgi saklama davranışı üzerine olan etkisinin incelenmesidir. Araştırmaya hem kamu hem özel sektör çalışanlarından çoğunluğu Ankara olmak üzere 229 çalışan katılmıştır. Katılımcılar mizah anlayışı, örgüt iklimi ve bilgi saklama davranışı ile ilgili ölçeklere cevap vermiştir. Çalışma kapsamında mizahın etkisi incelenirken mizahın türlerinden ikisi olan saldırgan ve katılımcı mizah üzerinden durulmuştur. Saldırgan mizahın örgüt ikliminin olumsuz etkileşim ve iletişim boyutunu göz önünde bulundurarak, bilgi saklama davranışının kaçınmacı ve bilmezden gelme boyutlarını aracılık rolü ile etkilediği bulunmuştur. Katılımcı mizahın çalışma kapsamında önemli bir etkisi bulunamamıştır. Çalışmanın sonunda bulgular, araştırmadaki kısıtlar ve gelecek araştırmalara dair öneriler tartışılmıştır.
Bir e-hizmet yardımcısı olarak sohbet robotlarının müşteri tatminine etkisi
Bu çalışmanın amacı, Türkiye'deki sohbet robotlarının sahip olduğu pazarlama çabalarının müşteri tatmini üzerindeki etkilerini araştırmaktır. Sohbet robotlarının pazarlama çabaları; etkileşim, eğlence, modaya uygunluk, kişiselleştirme ve problem çözme olarak belirlenmiştir. Gerçekleştirilen araştırma kapsamında, Türkiye'deki sohbet robotlarını deneyimleyen 471 katılımcıdan çevrimiçi anket yöntemi ile veri toplanmıştır. Toplanan veriler SPSS programı kullanılarak çoklu doğrusal regresyon yöntemi ile analiz edilmiştir. Araştırmanın bulgularına göre, sohbet robotlarının sahip olduğu etkileşim, eğlence, modaya uygunluk, kişiselleştirme ve problem çözme çabalarının müşteri tatminine olumlu bir etkisi olduğu sonucuna varılmıştır. Ayrıca, katılımcılar sohbet robotlarını en çok e-ticaret sektöründe kullandıklarını belirtmişlerdir. Mevcut literatürde sınırlı sayıda çalışmada ele alınan, sohbet robotları ve pazarlama çabası boyutları incelenerek, dijital pazarlama alanına katkıda bulunulmaktadır.
Dinamik araç rotalama problemi için kesin ve sezgisel çözüm yaklaşımları geliştirilmesi
Araç rotalama problemleri (ARP) birçok lojistik uygulamanın merkezinde yer almaktadır. Bir araç filosunun rotasının maliyet etkin olarak belirlenmesi birçok endüstride önemli bir rol oynamaktadır. Gelişen endüstri standartlarıyla birlikte gerçek zamanlı verilerin kullanıldığı dinamik ARP uygulamalarının önemi artmıştır. Rotalama problemlerini dinamik kılan temel unsur ise rotalama esnasında değişen ortam koşullarıdır. Dinamik ARP, üretim ve lojistik alanındaki en önemli sorunlardan biridir. Dinamik ARP'de; müşteri taleplerinin oluşma anı, iptali ve değişmesi, hizmet süreleri, seyahat süreleri ve araçların kullanılabilirliği dinamizm kaynağı olarak ifade edilmektedir. Bu tez kapsamında ele alınan dinamik ARP'nin dinamizm kaynağı ise başlangıç rotalarının oluşturulması sonrasında müşterilerin bir kısmının bilinmeyen veya öngörülemeyen bir anda dinamik olarak ortaya çıkması veya mevcut müşteri talep miktarlarındaki değişim durumudur. Müşteri taleplerinin her zaman minimum maliyetle efektif bir şekilde karşılanabilmesi dinamik ARP çözümünün temel amacıdır. Gerçek hayatta karşılaşılan problemlere karşı hızlı ve yüksek doğruluk oranı ile aksiyon alınması gerekliliği karşısında, dinamik ARP gibi NP-zor problemlerin çözümü için geliştirilen sezgisel algoritmalar büyük bir avantaj sunmaktadır. Özellikle araçların başlangıç rotasındaki müşteri taleplerini karşılarken dinamik taleplerin oluşması durumunda, yeniden rotalama yapılarak güncel rotaların hızlı bir şekilde düzenlenmesi önem arz etmektedir. Bu süre ne kadar kısa olur ise araçların gecikme olmadan müşteri taleplerini karşılaması da o kadar mümkün olacaktır. Bu nedenle büyük boyutlu problemlerde dinamik ARP yapılabilmesi amacıyla Clarke & Wright Tasarruf Algoritması baz alınarak Rassal İteratif MDROL – HFS CW Tasarruf Algoritması geliştirilmiştir. Dinamik ARP'nin her bir problem boyutu için optimum çözüm imkanı sunan bir yöntem bulunmamaktadır. Bu nedenle akademik çalışmalar, mevcut teknolojik imkanlar doğrultusunda mümkün olan en büyük boyuttaki problemler için kesin çözüm metotlarının geliştirilmesi ve optimum sonuca en yakın sonucun en kısa sürede elde edilmesine imkan sunan algoritmalar üzerine yoğunlaşmıştır. Bu tez kapsamında ise dinamik ARP'ye çözüm imkanı sunan matematiksel model ve büyük boyutlu problemlerde hızlı ve yüksek doğruluk oranında çözümü garanti eden sezgisel algoritma geliştirilmiştir.
Sürdürülebilir envanter rotalama problemi için bir matematiksel model önerisi
Son yıllarda sera gazı salınımı ve küresel ısınma gibi olumsuz çevresel şartların artması sonucunda dünya genelindeki ekolojik farkındalık seviyesi yükselmiştir. Bununla birlikte iş kazası sayısı ve gürültü seviyesinin artması gibi sosyal hakların azalması ile de sosyal sürdürülebilirlik ön plana çıkmıştır. Dolayısıyla işletmelerin operasyonlarını çevresel ve sosyal dışsallıkları dikkate alarak gerçekleştirmeleri kaçınılmaz olmuştur. Küreselleşme ve artan rekabet ortamı ile birlikte maliyetlerini azaltmak isteyen işletmeler lojistik operasyonlarındaki en yüksek maliyet kalemlerinden olan envanter ve taşımacılık faaliyetlerinin verimliliğine yoğunlaşmaktadır. Literatürde hem envanter hem de rotalama kararlarını eş zamanlı ele alan envanter rotalama problemi, araştırmacılar tarafından sıklıkla çalışılmaktadır. Bu çalışmada sürdürülebilir envanter rotalama problemi için karışık tam sayılı doğrusal programlama modeli önerilmektedir. Geliştirilen matematiksel modelde maliyet minimizasyonu sağlanmaya çalışılırken çevresel ve sosyal sürdürülebilirlik ile ilişkili konulara da önem verilmektedir. Bu çalışmayı literatürde bulunan benzer çalışmalardan ayıran özellikler; detaylı yakıt tüketiminin hesaplanması, bozulabilir ürünler için soğutmalı araç kullanımını dikkate alması, elde kalan atık ürünlerin toplanarak gıda atık ayrıştırma merkezine bırakılması ve çalışanlara çalışma saatlerini düzenleme hakkı vermesidir. Ayrıca, gerçek hayat problemlerini daha iyi ele alabilmek için müşteri taleplerindeki belirsizlik dikkate alınmıştır. Nümerik analizler sonucunda, geliştirilen matematiksel modelin kullanımı ile çalışanlara çalışma saatlerini düzenleme avantajı sağlaması bakımından sosyal sürdürülebilirliğe, atık ürünlerin toplanması ve yakıt tüketiminin minimize edilmesi ile de çevresel sürdürülebilirliğe katkı sağlandığı gözlenmektedir. Anahtar Sözcükler Lojistik yönetimi, sürdürülebilirlik, satıcı güdümlü envanter, envanter rotalama problemi, kapalı döngü tedarik zinciri
Örgüt düzeyinde uygulanan izlenim yönetimi stratejileri: BİST 100 firmaları üzerine nitel ve nicel bir çalışma
Günümüzde iletişim ve bilgi teknolojilerinde yaşanan gelişmeler, örgütlerin faaliyetlerini gerçekleştirme biçimlerini önemli ölçüde değiştirmektedir. Bilginin her an ulaşılabilir olması ve iletişim araçlarıyla hızla yayılması, örgütlerin rekabet ortamında varlıklarını devam ettirebilme motivasyonlarını arttırmaktadır. Ayrıca ekonomik krizler, afetler ve skandallar gibi olağanüstü durumlar da, örgütleri kurumsal itibarlarını koruma konusunda motive etmektedir. Bu nedenle örgütler de, tıpkı bireyler gibi, çevrelerinde olumlu bir izlenim yaratmak ve sürdürmek adına çeşitli izlenim yönetimi stratejilerine başvurmaktalardır. Örgütlerin bu amaçla kullanmaları en muhtemel araçların ise, kurumsal açıklamalar olduğu görülmektedir. Söz konusu kurumsal açıklamalar içerisinde, firmaların faaliyet raporlarında yazdıkları yönetici mektupları, uzun yıllardır çalışmalara izlenim yönetimi aracı olarak konu edilmektedir. Literatürdeki çalışmalardan hareketle, bu çalışmada, örgüt düzeyinde gerçekleştirilen izlenim yönetimi stratejilerinin yönetici mektupları kapsamında değerlendirilmesi ve örgüt düzeyinde uygulanan izlenim yönetimi stratejileri üzerinde belirleyici olan değişkenlerin ortaya konulması amaçlanmıştır. Bu amaçla, hisse senetleri Borsa İstanbul'da (BİST) düzenli işlem gören, piyasa ve işlem hacmi açısından ilk yüzde yer alan firmaların yönetici mektupları temin edilmiştir. Çalışmanın nitel analiz bölümünde, ilgili firmaların 2009-2019 yılları arasında paylaştıkları yönetici mektupları, içerik analizi yöntemi ile incelenmiş ve mektupların olumlu sözcük oranları hesaplatılmıştır. Daha sonra, çalışmanın nicel analiz kısmında, literatürde örgüt düzeyinde uygulanan izlenim yönetimi stratejileri ile sıklıkla ilişkili bulunan değişkenlere ait veriler de toplanarak bir model geliştirilmiştir. Bu kapsamda, lojistik regresyon analizi yöntemi ile dört farklı bağımlı değişkenle dört ayrı model oluşturulmuş ve örgüt düzeyinde uygulanan izlenim yönetimi stratejilerini en iyi açıklayan model belirlenmiştir. Çalışmanın sonucunda; firmaya, yönetim kurulu yapısına ve metne ilişkin özellikler ile yönetici mektuplarının olumlu sözcük oranları arasında anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür. Bu durum, Türkiye'de faaliyet gösteren firmaların, paydaşlarına sunmak üzere hazırladıkları kurumsal açıklamalarında izlenim yönetimi stratejilerine başvurduklarını ortaya koymaktadır. Çalışmanın; örgüt düzeyinde uygulanan izlenim yönetimi stratejilerini ele alması, geniş bir örnekleme sahip olması, hem nitel hem de nicel yöntemlerden faydalanması bakımından önem taşıdığı ve literatüre katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Ayrıca Türkiye'de, örgüt düzeyinde uygulanan izlenim yönetimi stratejileri kapsamında yönetici mektuplarını inceleyerek model önerisinde bulunan herhangi bir çalışmaya rastlanmadığından, bu çalışmanın bir Türkiye örneği teşkil etmesi beklenmektedir.
Effects of organization culture and working conditions on job satisfaction and turnover rate in shipyards
According to recent studies, this high turnover rate has a devastating effect on workplace efficiency. In addition, the company will struggle to develop its corporate culture without its former trained and experienced employees. Thus, their existence in the market will become troubled. This institution becomes more vital especially in sector with challenging working conditions such as shipyards and where the cost of employee loss is high. However, according to literature "Working Conditions", "Intention to quitting job", "Organization Culture" and "Job Satisfaction" seem to be among the issues that institutions frequently have skipped in the last decades. Consequently, there has been a lack of research into how different forms of work motivation affect worker profiles in the shipbuilding industry. The goal of this research is to learn more about how shipyards' organizational culture and working conditions contribute to dissatisfaction among workers and the problem of excessive turnover. This study also aimed to identify the primary type of work motivation and explore relationships between types of job satisfaction and worker profile in shipyard workers. The research was conducted in shipyards located in two main shipyard industrial zones. Within the scope of the research, survey data were collected from 402 people by interview method. The hypotheses created were analysed with the Jamovi program. Among the most notable discoveries are the gender differences in job satisfaction and the predominance of a clan culture in the workplace at a Turkish shipyard.
A dynamic capability quest: A firm's orientation and commitment tocorporate governance and sustainability; a convergent mixed-methods approach
The origins of strategic management fields date back to ancient Greece. The word 'strategos' emphasises the general's art in 500 BC. Greeks set up a board of generals to form governance and called it; 'strategia', the ancient way of today's board of directors, the first corporate governance structure. From 'strategia' to today's firms' corporate governance structure, the upper echelon teams always seek to achieve long-term sustainability and competitive advantage by creating a dynamic capability to adapt to changing environments. During these two and a half thousand years, humankind has created enormous wealth, especially after the Industrial Revolution, but has also spoiled the ecological system, sometimes unintentionally, mostly intentionally. The revolution has evolved into an extraordinarily mechanised and automatised approach called Industry 4.0. Modern history and the environment of humankind are changing at the speed of light; therefore, the 'strategia' and its echelons need new ideas and abilities to adapt to the change. The dissertation's overarching aim is to understand to what extent and in what ways embracing corporate governance and sustainability can create a dynamic capability for a firm. The dissertation keeps Penrosean growth in mind, formulates Porter's strategic positioning, wears Hambric's upper echelons lenses and assesses Teece's dynamic capabilities' three folds: sense, seize and re-configure in an emerging market context and through an emerging methodology mixed methods research framed by an overarching philosophy of pragmatism.
Tüketici temelli marka denkliği ile müşteri bağı arasındaki ilişkinin incelenmesi: Online marka toplulukları örneği
Günümüzde markalar rekabet üstünlüğü elde etmek amacıyla marka denkliği ve müşteri bağı kavramlarına önem vermektedir. Artan teknolojik gelişmeler çevresinde tüketiciler ya da markalar yoluyla oluşturulan online marka toplulukları da pazarlama çalışmaları için önemli bir saha haline gelmiştir. Çalışmanın temel amacı tüketici temelli marka denkliği ile müşteri bağı arasındaki ilişkiyi araştırmaktır. Araştırma için Facebook Online marka toplulukları ele alınmıştır. Türkiye'de en çok sayfa beğenisine sahip olan markalardan birinin Volkswagen olması sebebiyle çalışma için Volkswagen marka toplulukları seçilmiştir. Çalışma süresince Volkswagen marka topluluklarına üye olunmuş ve bu topluluklarda nicel araştırma yöntemi olan anket tekniği bilgisayar yoluyla uygulanmıştır. Sonuçlara göre müşteri bağı, tüketici temelli marka denkliği ve boyutları üzerinde pozitif bir etki göstermektedir. Daha öne yapılan çalışmalar arasında tüketici temelli marka denkliği ve boyutlarının müşteri bağı ile ilişkisini araştıran kapsamlı bir çalışmaya rastlanmamıştır. Gruplara üye olan katılımcılardan bazılarının ne şu an ne de geçmişte Volkswagen araca sahip olmadığı ortaya çıkmıştır. Buna göre marka toplulukları sadece var olan müşterileri değil, potansiyel kullanıcıları da oluşturmaktadır. Markalar marka topluluklarında değer yaratımına gereken önemi göstermelidir. Volkswagen Online marka topluluklarında yapılan bu çalışma için 490 anket toplanmıştır. Doğruluğuna inanılmayan ve eksik veri barındıran anketler çalışmaya dahil edilmeyerek son veri setinin son hali olan 451 anket SPSS analizi için uygun görülmüştür. Hipotez testleri doğrultusunda çalışmanın sonuçları yorumlanmış ve gelecek araştırmalar için önerilerde bulunulmuştur.
Yönetişim ve söylem bağlamında bir içerik analizi çalışması: Siyasi parti örneği
21.yüzyıl bilgi toplumunda yönetişim olgusu, örgütlerde yönetim felsefesinin tekrar düşünülmesine yol açmaktadır. Örgütlerde, kararların alınmasında yönetim fonksiyonun önemli bir işlevi bulunmaktadır. Yönetim, endüstri devriminden bu yana örgütlerin merkezinde yer alan yürütücü bir güç olarak bulunmaktadır. Örgütlerin, günümüzde teknolojinin gelişimi ve küreselleşme ile beraber değişime uğrayan sosyo-ekonomik alanlarda dış çevre koşullarından bağımsız olarak hareket etme olanakları kalmamıştır. Örgütler ancak dış çevre koşullarıyla, paydaşlarıyla ve onların faaliyetleriyle uyumlu oldukları zaman varlıklarının sürdürülebilirliğini sağlayabilmektedir. Örgütün sürdürülebilirliğinin sağlanabilmesi için yönetişimin ilkeleri dahilinde örgütün tüm paydaşlarının yönetime katılma fikrine dahil edilmesi gerekmektedir. Çünkü örgütlerin devamlılığını sağlayıcı tek dinamik unsur yönetim faaliyetleri değildir. Yönetişim ilkelerinin iletişim gücüyle birleştirilmesi ve paydaşlara yayılması oldukça büyük önem arz etmektedir. Bu bağlamda örgütlerin, yönetişim ile yönetme gücünü paylaşması kendi varlıklarının korunması için de gerekli olmaktadır. Modern toplum, ulus devletlerin oluşumu ile birlikte toplumu temsil eden siyasal partiler ve siyasal alanın örgüt yapılarından bir tanesidir. Siyasi partiler, toplumun temsilcisi olarak siyasal alanda bulunmaktadırlar. Bu görüşlerden yola çıkarak, bu tez çalışmasında yönetişimin ilkeleri ve siyasi parti söylemleri örgüt bakış açısıyla incelenmektedir. Birinci bölümde, örgüt ve yönetim unsurlarının gelişimi, yönetişim kavramı ve ilkelerinin irdelenmesi ele alınmaktadır. İkinci bölümde, siyasi parti kavramı ve özellikleri ile söylem olgusu açıklanmaktadır. Üçüncü bölüm ise tezin araştırma bölümünü oluşmaktadır. Bu bölüm, bir siyasi partinin seçim bildirgesinin söylemleri bağlamında incelenmesini kapsamaktadır. Sonuç olarak, ekonomi, hukuk ve paydaş temelli söylemlere ulaşılmaktadır.
Çevrimiçi kullanıcı yorumlarının teknolojik ürün geliştirme ve iyileştirme sürecine etkisi
Yeni ürün geliştirme ve ürün iyileştirme süreci çoğu işletme için sürdürü-lebilirlik açısından önemli bir süreçtir. Rekabette ayakta kalmak için bir gereklilik olan bu süreç, aynı zamanda farklı zorlukları da içinde barındırmaktadır. Yeni ürün geliştirme ve iyileştirmeye başlayan bir işletmenin, bu süreç için hem zaman, hem de maddi kaynak ayırması ve en doğru ürün kararını vermesi gerekmektedir. Yeni olarak üretilecek ya da iyileştirilecek ürün işletme stratejileriyle uyumlu olmalı ve kısalan ürün yaşam döngüleri dikkate alınmalıdır. Ek olarak, ürünün müşteri ihtiyaçlarını karşılayarak, işletmeyi rakiplerine karşı güçlendirmesi gerekmektedir. Müşterilerin talep etmediği bir ürünün üretilmesi, işletme için atıl bir yatırım olacaktır. Bu nedenle, yeni ürün geliştirme ve iyileştirme sürecinde, müşterilerin duygu ve düşünceleri dikkate alınmalıdır. Müşteri duygu ve düşünceleriyle ilgili, gelişen teknoloji ile müşteri profilindeki değişimin göz ardı edilmemesi gerekmektedir. Tezin temel amacı, çevrimiçi kullanıcı yorumlarından elde edilen tüketici duygu ve düşüncelerinin yeni ürün geliştirme ve iyileştirme süreci üzerinde etkili olup olmadığını anlamaktır. Bu amaç doğrultusunda, teknoloji yoğun bir ürün olan Vestel Venüs seçilmiştir. Tezde, "Kullanıcı İnovasyon Kuramı" temelinde, bireylerin daha özgür hissettikleri sosyal ağlarda yer alan çevrimiçi ürün yorumları analiz edilmektedir. Tüketici profilini daha iyi anlamak için, öncelikle "Google Trends" ve "Sosyal Ağ Analizi" uygulanmıştır. Ardından, "Destek Vektör Makinaları", "Rastgele Orman" ve "Tekrarlayan Sinir Ağları" algoritmaları kul-lanılarak, kıyaslamalı Duygu Analizi yapılmıştır. Yazılım dili olarak "Python" kullanılmıştır. Toplam 2005 yorumun incelenmesinden sonra, müşteri duygu ve düşüncelerinin Vestel Venüs örneği özelinde, yeni ürün geliştirme ve iyileştirme sürecinde önemli olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Bu sonuç, Türkiye'nin ileri teknoloji girdilerindeki ithalat bağımlılığı ile ilişkilendirilebilir.
Üretim sistemlerinin analizi ve modellemesinde Petri ağı analizi ve simülasyon modeli: Tekstil işletmesinde bir uygulama
İşletmeler için makro çevre faktörlerinin giderek daha da dinamik bir yapıya sahip olması, sürdürülebilir rekabet gücü elde edebilmek amacıyla işletmelerin, üretim stratejilerini ve hedeflerini gözden geçirmelerini gerektirmiştir. İşletmenin içinde bulunduğu ulusal ve uluslararası çevre faktörlerine ilişkin yaşanan gelişmeler ve işletme özelliklerinin, işletmelerin rekabet sürecinde üretim stratejilerini etkilemesi kaçınılmazdır. Üretim sistemlerinin esnek bir yapıya sahip olması küresel anlamda başarı yakalamada anahtar bir strateji olarak görülmeye başlanmıştır. Bu kapsamda üretim sistemleri planlanırken ve dizayn edilirken sistem parametrelerinin tam ve doğru olarak belirlenmesi ve tanımlanması çok önemlidir. Çünkü rekabet avantajının sağlanmasında üretim işletmeleri için, içsel mekanizmaların geliştirilmesi ve sahip olunan ekipmanların optimum şekilde düzenlenmesi büyük önem taşımaktadır. Teknolojik gelişimler neticesinde bilgisayarların da işlevselliğinin artması ile bu kapsam çerçevesinde yeni yöntemler geliştirilmiş ve modeller oluşturularak sistem analizi gerçekleştirilmiştir. Tüm bunlar dikkate alınarak hazırlanan tez çalışmasının amacı, Petri ağlarını ve simülasyon tekniğini kullanarak bir pantolon üretim hattının analizi ve modellemesi gerçekleştirilerek elde edilen bulgular neticesinde üretim hattının dengelemesidir. Çalışmada CPN tools programı ile Petri ağları modeli oluşturulmuştur. Arena Programında oluşturulan simülasyon modeli ile üretim sistemindeki darboğaz noktaları belirlenmeye çalışılmıştır. Daha sonra bu iş öğesindeki ve diğer iş öğelerindeki darboğazın engellenmesi için her bir modülde ayrı ayrı hat dengeleme çalışması yapılmıştır. Elde edilen bulgulara dayanılarak, genel bir değerlendirme yapılmış ve üretim sisteminin iyileştirilmesine yönelik önerilerde bulunulmuştur.
Stratejik örgütsel küçülmenin işgören performansına etkisi: Burundi'de bir işletme uygulaması
Günümüzün ve geleceğin en değerli varlıkları olan insan sermayesi, örgütler için başarı ve hedeflere ulaşma yolunda en güçlü değişkendir. Bir örgüt her ne kadar değerli ve kıymetli varlıklara, sermaye ve ham maddeye sahip olsa da yetenekli, ehliyetli ve kabiliyetli çalışanları olmadığı süre zarfında sürdürülebilir rekabetçil üstünlük sağlaması imkansızdır. Bu sebeple de işgören performansını elde tutulması ve onların bağlılık düzeyinin artırılması örgütler için en önemli hedeflerden biridir. Yapılan araştırmalarda adanmış çalışanların daha yüksek performans göstererek örgüt hedeflerine daha çok katkıda bulunduğunu ve örgütte daha uzun süre kalarak çalışma arzusu gösterdiği sonuçlarına varmıştır. Küçülme stratejisi kavramı 1980'lerden itibaren literatürde görülmeye başlanmıştır. Organizasyonun performansını, verimliliğini, rekabet gücünü ve esnekliğini arttırmak; planlanan malzeme ve insan kaynakları azaltmak da dahil olmak üzere küçültme stratejisi artık kurumlar tarafından sıklıkla kullanılıyor. İstenen sonuçları ve hedefleri doğru bir şekilde elde etmek için bu yöntem ayrıntılı olarak ele alınmalıdır. Azaltmanın kurumun genel stratejisine uygun olması için, azaltımın örgütün açık bir şekilde planlanmış ve tanımlanmış uzun vadeli vizyonunun bir parçası olmalıdır. Organizasyonun küçülmeden sonra hedeflerine ulaşamamasının en önemli nedeni, küçültme sürecinde örgütsel bağlılık, stres belirtileri, güven ve performans ile ilişkilendirilmektedir. Organizasyonların yeniden yapılanma eğiliminin kuruluş ve çalışanlardaki azalma üzerinde önemli bir olumsuz etkisi vardır. İşten çıkarmalar çalışan üzerinde psikolojik, sosyolojik ve finansal etkiler yaratır. Bu çalışmada, çalışanların azaltılmasının etkileri ayrıntılı olarak ele alınmıştır. Burundi'deki kamu işletmelerinin çalışanlarının küçülme sonrası nasıl etkilendiğini belirlemek için örnek bir anket yapılmıştır. Anketten elde edilen verilerin analizi SPSS programı ile istatistiksel olarak yapılmıştır. Elde edilen verilerin sonucunda çeşitli önerilerde bulunulmuştur. Araştırma bulgularına göre küçülme, çalışanların performansını ve örgütsel bağlılıklarını olumsuz etkilemekte ve güvensizlik, öfke, stres, çatışma ve bırakma niyeti yaratmaktadır. Bu tez kapsamında örgütsel küçülme ile işgören performansı arasındaki ilişki ele alınmış ve aynı zamanda, örgütsel küçülmenin işgören performansı üzerindeki etkisi incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: örgütsel küçülmesi, işgören performansı, güven, stres, örgütsel bağlılık.
COVID 19'un neden olduğu çevresel belirsizliğin örgütlerde yapı ve strateji değişimine etkisi: Mersin dış ticaret işletmeleri örneği
Bu çalışma, Covid-19 pandemi süreci ile başlayan çevresel belirsizlik ortamında örgütlerin yapı ve stratejileri üzerinde gerçekleştirdikleri değişimleri incelemektedir. Koşul bağımlılık yaklaşımına göre, örgüt içinde bulunduğu çevreye uyum sağlayabilmek için değişime giderek varlığını sürdürmeye çalışmaktadır. Bu bağlamda, çevreden etkilenen örgüt çevrenin barındırdığı belirsizlikten de etkilenecektir. Çevrede belirsizlik az ise yüksek merkezilik ve biçimselliğe sahip mekanik yapı, belirsizlik fazla ise yüksek uzmanlaşmaya sahip organik yapı örgütler için en uygun yapılar olacaktır. Ayrıca, belirsizliğin az olduğu çevreler durgun yapıda oldukları için maliyetleri kontrol altında tutmayı kolaylaştırır ve böylece maliyet liderliği stratejisi bu çevreler için en uygun strateji olmaktadır. Tersi olarak, belirsizliğin yüksek olduğu yani dinamik çevrelerde ise yaratıcılık ve yeniliğin örgütleri rekabette öne geçirebileceği görüşü ile farklılaştırma stratejisi bu çevreler için en uygun strateji olmaktadır. Yapı ve stratejisi ilişkisinde ise, maliyet liderliği stratejisi mekanik yapılı örgütlerle ilişkilendirilirken, farklılaştırma stratejisi ise organik yapılı örgütlerle ilişkilendirilmektedir. Ayrıca örgütte değişim söz konusu olduğunda, örgütün önce çevreye uygun olarak stratejisini değiştirdiği sonrasında ise stratejisine uygun olarak yapısını değiştirdiği, yani yapının stratejiyi takip ettiği yaygın olarak kabul edilen bir görüştür. Covid-19 pandemisinin yarattığı çevresel belirsizliğin teoride ifade edildiği şekilde stratejik ve yapısal değişime yol açıp açmadığını değerlendirmek için, Mersin Ticaret ve Sanayi Odasına kayıtlı ve Mersin limanı çıkışlı ihracat işlemleri sıralamasında ilk 100'de yer alan, yıllık ihracat satış tutarı 10 milyon $ üzerinde olan 76 dış ticaret firması çalışmanın örneklemi olarak belirlenmiştir. Çalışmada birincil veri kaynağı kullanılmış ve anket yöntemiyle veriler toplanmıştır. Çalışma kapsamında elde edilen verilerin analizinde basit doğrusal ve ordinal lojistik regresyon analizleri kullanılmıştır. Ayrıca regresyon analizlerinin sonuçlarının yorumlanabilmesi amacıyla analizler sonrasında örneklemden seçilmiş 7 firmanın üst düzey yöneticisi ile nitel görüşmeler yapılmıştır. Çalışmanın bulgularına göre, çevresel belirsizlikteki artışın örgütün farklılaştırma stratejisine yönelimi üzerinde pozitif yönlü ve anlamlı ilişkisi bulunurken, maliyet liderliği stratejisine yönelim üzerinde bir etkisi bulunmamıştır. Bir diğer sonuca göre, örgütün mekanik yönde yapısal değişim ile maliyet liderliği stratejisine yönelimi üzerinde pozitif ve anlamlı etkisi bulunurken, yapısal değişimin farklılaştırma stratejisine yönelim üzerinde anlamlı bir etkisi bulunmamıştır. Ayrıca, çevresel belirsizliğin yapı değişimi üzerinde anlamlı bir etkisi gözlenmemiştir. Son olarak, örgütün strateji değişimi ile örgüt yapısının mekanik yönde değişimi arasında anlamlı ilişki bulunmamıştır. Çalışmanın genel sonuçlarına göre, Covid-19 pandemisinin çevresel belirsizliği arttırmasına rağmen, araştırma örneklemindeki firmaların yapısal ve stratejik olarak belirgin düzeyde anlamlı değişimler geçirmedikleri gözlenmiştir. Ancak örgütler değişime kayıtsız kalmamış, taktiksel olarak geçici ve anlık tepkilerle değişime cevap vermişler, sürdürülebilir kalıcı değişimler gerçekleştirmemişlerdir. Örneklemdeki örgütlerle yapılan görüşme notlarına göre ise, örgütlerin değişim yapmamalarının sebebi, Çin'in kapanmasıyla birlikte Avrupa-Çin ve dünyanın en büyük ticaret hattı Amerika-Çin ticaret hatlarının Türkiye'den tedarike yönelmesi ile piyasadaki sabit kalan arza rağmen talebin olağanüstü şekilde artışına bağlı olarak, arz talep dengesinin bozulması ve böylece piyasa fiyatlarının aşırı derece artış göstermesi olarak ifade edilmiştir. Fiyatlardaki aşırı artış firmalarda beklenmeyen olağanüstü karlılıklara sebep olmuş, buna bağlı olarak örgütler değişimi gerekli görmediklerini ifade etmişlerdir.
Fama-French varlık fiyatlama modellerinin makine öğrenmesi yöntemleri ile değerlendirilmesi: Uluslararası pazar portföyleri üzerine bir uygulama
Finansal piyasaların doğrusal olmayan dinamik yapısı, bu piyasalar hakkında analiz ve tahmin yapmayı zorlaştırmaktadır. Ayrıca piyasaların sunmuş olduğu fırsatlar ve bu fırsatlara ulaşmak adına yatırımcıların almış olduğu riskler onlar için yönetilmesi zorunlu ve bir o kadar da zor olan süreçleri barındırmaktadır. Bu açıdan, piyasaların dinamik yapısını yatırımcılar açısından değerlendirmeye alan bu çalışmada, alan literatürüne girmiş birçok akademik çalışmayla geçerliliği gösterilmiş Fama-French Varlık Fiyatlama Üç, Dört, Beş ve Altı Faktör Modellerinin, piyasa üstü getiriyi açıklama güçleri makine öğrenmesi yöntemleri ile test edilmiştir. Araştırma kapsamında veriler, Fama-French tarafından paylaşılan, ABD Endüstri Portföyleri ve Uluslararası Pazar Portföylerinde yer alan şirketlerin 01.07.1992- 31.01.2022 tarih aralığındaki aylık getiri performansları dikkate alınarak oluşturulmuştur. ABD Endüstri portföyleri, NYSE, AMEX ve NASDAQ'da işlem gören şirketlerden oluşan 5'li, 10'lu, 12'li, 17'li, 30'lu, 38'li, 48'li ve 49'lu portfoy gruplarını; Uluslararası Pazar Portföyleri ise, ABD, Japonya hariç Asya Pasifik, Gelişmiş Ülkeler, ABD hariç Gelişmiş Ülkeler, Japonya ve Kuzey Amerika portföylerinden oluşan grupları kapsamaktadır. Makine öğrenmesi ile gerçekleştirilen analizlerde; Destek Vektör Makineleri, Lineer Regresyon, k-En Yakın Komşu ve Çok Katmanlı Algılayıcı algoritmaları kullanılmıştır. Analiz sonucunda Destek Vektör Makineleri, araştırmaya dahil edilen 60 modelden 25'inde en yüksek korelasyon değerini alarak en başarılı yöntem olmuştur. Lineer Regresyon, tüm modellerde göreceli olarak daha düşük değerler elde ederek, toplam 24 modelde en yüksek korelasyon değerini vermiştir. Çok Katmanlı Algılayıcı ise, sadece ABD Endüstri Portföyleri için uygulanan, 11 modelde yüksek değerler elde etmiştir. Araştırmada, KNN yöntemi hiçbir modelde başarılı olamamış ve zayıf sonuçlar vermiştir. Finansal açıdan bakıldığında, Uluslararası Pazar Portföylerinde 28 modelin 26'sında şirket büyüklüğü açısından küçük şirket büyüklüğü olan portföylerin en yüksek korelasyon değerini aldığı sonucuna ulaşılmıştır. DD/PD, yatırımlar, faaliyet karı ve momentum açısından ise 28 modelin 16'sında DD/PD, 10'unda yatırımlar, 2'sinde ise faaliyet kârını kapsayan portföyler en yüksek korelasyon değerini almıştır. Momentum faktörünü kapsayan portföylerde ise hiçbir model ile başarılı sonuç elde edilememiştir.
Kadın yöneticilerin dijital liderlik yetkinliğinin cam tavana etkisi: Türkiye'deki üniversitelerde bir araştırma
Bu araştırma, Türkiye'deki üniversitelerde kadın yöneticilerin dijital yetkinliklerinin (dijital liderlik becerileri ve dijital yeterlilikleri), cam tavanı kırma üzerindeki etkisini ve bu yetkinliklerin kadınların daha üst pozisyonlara gelmesi için tek başına yeterli olup olmadığını keşfetmeyi amaçlamaktadır. Araştırma Türkiye'deki üniversitelerde orta kademede görev yapan (dekanlar, dekan yardımcıları, yüksek okul müdürleri ve yardımcıları, meslek yüksek okulu müdür ve yardımcıları ile enstitü müdürü ve yardımcıları) akademisyen kadın yöneticileri kapsamaktadır. Örnek büyüklüğü 400 kişi olarak tespit edilmiştir. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, regresyon analizi, t testi ve tek yönlü varyans (ANOVA) analizlerinden yararlanılmıştır. Bulgulara göre akademide orta kademe kadın yöneticilerinin cam tavan düzeyi düşüktür. Cam tavan engeli çoklu rol üstlenme, kadınların kişisel tercihleri ile stereotip boyutlarından ziyade mesleki ayırımcılık ile örgüt kültürü ve örgüt politikaları boyutlarından kaynaklanmaktadır. Bunun yanında kadın yöneticilerin cam tavan algıları medeni durumu, yaş ve yönetim deneyim süresine göre anlamlı bir farklılığın olmadığını göstermektedir. Diğer sonuçlara göre, kadın yöneticiler, dijital çağdaki kendilerine ilişkin kalıp yargılarına karşı direnç göstermekte ve teknolojiye uyum sağlama konusunda isteklilik göstermektedir. Bu sonuç ile uyumlu olarak katılımcıların dijital liderlik yetkinliklerine bakıldığında yönetici kadınların dijital liderlik becerilerinin düzeyi yüksek ve tüm boyutları (vizyoner liderlik, dijital çağ öğrenme kültürü, mesleki ve sistematik gelişimde mükemmellik, dijital vatandaşlık) üst düzeydedir. Ayrıca kadın yöneticiler yüksek düzeyde dijital yeterliliğe sahiptir. Programlama boyutu dışında dijital yeterliliğin tüm boyutları (iletişim ve iş birliği, problem çözme, dijital içerik geliştirme, bilgi ve veri okuryazarlığı, güvenlik) yüksek düzeydedir. Kadın yöneticilerin dijital liderlik becerileri ve dijital yeterliliği yaş gruplarına göre anlamlı şekilde farklı olurken deneyim süresi açısından anlamlı bir farklılık bulunmamaktadır. Çoğu katılımcı, Covid-19 salgınının, dijital becerilerinin geliştirilmesinde ve teknolojiyi verimli kullanmasında etkin rol oynadığını düşünmüştür. Dijital liderlik becerilerinin cam tavan üzerinde anlamlı bir etkisi varken, dijital yeterliliğin anlamlı bir etkisi yoktur. Bütüncül bakıldığında dijital liderlik yetkinliklerinin cam tavan üzerindeki etkisi çok düşüktür.
Finansal bilgi manipülasyonunun ölçülmesi: Borsa İstanbul'da işlem gören imalat sanayi firmaları üzerine bir değerlendirme
Messod D. Beneish'in 1997 yılında finansal bilgi manipülasyonunu ortaya çıkaran bir model geliştirmesi ve 1999 yılında da bu model üzerinde iyileştirmeler yaparak nihai Beneish modelini ortaya koyması üzerine, araştırma çevreleri bu modelin sağladığı kolaylıkla finansal bilgi manipülasyonunu belirli bir doğruluk oranıyla ortaya çıkarma konusunda birçok araştırma gerçekleştirmiştir. Bu tez çalışmasının esas amacı, Beneish modelinin manipülasyonu ortaya çıkaran bir model olduğunu kabul ederek ve denetçi görüşlerinin finansal tablo kullanıcılarının güvenebileceği tek unsur olduğundan hareketle, denetçi görüşlerinin bu model uygulanarak ortaya çıkan sonuca ne derece paralel bir şekilde verildiğinin irdelenmesidir. Bu amaca ulaşmak üzere, Beneish (1999) modeli, Borsa İstanbul'da (BİST) işlem gören imalat sanayi firmaları üzerinde uygulanmıştır. Çalışmanın sonucunun güçlendirilmesi adına uygulama, 2018, 2019 ve 2020 yılları için ayrı ayrı yapılmıştır. Uygulama sonuçları, literatürdeki bu alandaki çalışmalardan farklı olarak denetçi görüşleriyle kıyaslanmıştır. Aynı zamanda denetim şirketleri de kendi içerisinde ''dört büyük denetim şirketleri (Big4)'' ve ''diğer şirketler'' olarak gruplandırılmış ve böylece Big4 şirketleri ile diğer şirketlerin yapmış oldukları denetimin çıktısı olan denetçi görüşlerinin, uygulama sonucuyla olan paralelliğinin karşılaştırılması yapılmıştır. Bu tez çalışması neticesinde, denetçi görüşleri ile Beneish Modeli uygulanarak ortaya konulan manipülasyon yapılma ihtimali arasında önemli bir paralellik bulunmadığı sonucuna ulaşılmakla beraber, denetçi tarafından tespit edilen ve niceliksel ve niteliksel olarak denetçi görüşünü etkilemeyecek yanlışlıkların, manipülatif işlemler sonucu ortaya çıkmış olabileceğini belirtmek gerekmektedir.
Finansal tehdit karşısında finansal davranış değiştirme eğilimlerinin incelenmesi
ÖZET Günümüzde ekonomik belirsizlikler, enflasyon baskıları, döviz kuru dalgalanmaları ve beklenmedik finansal şoklar, bireylerin finansal refahını doğrudan tehdit etmektedir. Bu araştırmanın temel amacı, bireylerin karşılaştıkları finansal tehdit sürecinin finansal davranışlarını değiştirme isteği ve bu isteğin bileşenleri üzerindeki etkisini incelemek; demografik değişkenlerin söz konusu bileşenlerde ortaya çıkardığı farklılıkları ortaya koymaktır. Veri toplama kısmında demografik sorular, finansal tehdit ölçeği ve finansal davranışları değiştirme isteği ölçeği kullanılarak oluşturulan anket formu Erzincan’da yaşayan 18 yaş üstü 399 kişiye uygulanmıştır. Verilerin analiz sürecinde bağımsız örneklem t-testi, ANOVA testi, korelasyon ve regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırmada, finansal tehdit ile bireylerin finansal davranışlarını değiştirme isteği ve bu isteğin bileşenleri arasındaki ilişkiler ile bu ilişkilerin demografik faktörlere göre farklılık gösterip göstermediği analiz edilmiştir. Elde edilen bulgularda finansal tehdit sürecinin bireylerin finansal davranışı değiştirme isteği ve bileşenlerini anlamlı biçimde etkilediği ortaya koyulmuştur. Ayrıca cinsiyet, medeni durum, eğitim durumu ve çocuk sayısı gibi demografik değişkenlere göre finansal tehdit algısı, finansal davranışı değiştirme isteği ve bileşenlerinde anlamlı farklılıklar tespit edilmiştir. Mevcut araştırma, finansal tehdidin finansal davranışı değiştirme isteği üzerindeki etkilerinin anlaşılmasına yönelik literatüre katkı sağlamayı hedeflemektedir. Araştırma sonuçları, davranışsal finans literatüründeki mevcut yaklaşımlarla büyük ölçüde paralellik göstermekte ve finansal tehdidin azaltılmasına yönelik olarak finansal danışmanlar ile politika yapıcılara uygulanabilir öneriler sunmaktadır.
Amerikan depo sertifikası getiri ve volatilite ilişkisi: Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler üzerine bir uygulama
Bir firmanın yabancı bir ülke piyasasında işlem görmek için ihraç ettiği pay senetlerine depo sertifikalar denir. Uluslararası portföy çeşitlendirmesinde önemli bir yeri olan depo sertifikalar ABD borsalarında ADR (American Depositary Receipts) olarak isimlendirilir. Bu çalışmanın amacı, New York Menkul Kıymetler Borsasında işlem gören gelişmiş ve gelişmekte olan ülke firmalarına ait depo sertifikalarının getirileri ile kendi ülke piyasasındaki getirileri arasında bir nedensellik ilişkisinin olup olmadığının tespit edilmesidir. Bu amaçla 3 gelişmiş ülke ve 5 gelişmekte olan ülkeden toplam 24 firmaya ait 2002-2018 yılları arasında haftalık getiri serileri kullanılarak nedensellik ilişkisi tespit edilmeye çalışılmıştır. Nedensellik ilişkisinin varlığının tespiti için Hong (2001) tarafından geliştirilen ortalamada ve varyansta nedensellik testi uygulanmıştır. Ortalama nedensellik test sonuçlarına göre, Hindistan ve Almanya'dan birer firma ile Güney Afrika'dan iki firma için ADR'dan pay senedi getirisine doğru bir nedensellik ilişkisi tespit edilirken Arjantin, Çin ve Japonya'dan birer firma için pay getirisinden ADR getirisine doğru tek yönlü nedensellik ilişkisi tespit edilmiştir. Ayrıca İngiltere'de bir firma için karşılıklı bir ortalamada nedensellik ilişkisi gözlemlenmiştir. Varyansta nedensellik testi sonuçlarında ise Almanya ve Güney Afrika'dan birer firma için ADR getirisinden pay senedi getirisine doğru bir nedensellik ilişkisi tespit edilirken, Almanya için bir firma İngiltere ve Japonya'dan iki firma için pay senedi getirisinden ADR getirisine doğru tek yönlü nedensellik ilişkisi tespit edilmiştir. Ayrıca Arjantin ve Japonya'dan birer firma için karşılıklı bir varyansta nedensellik ilişkisi olduğu gözlemlenmiştir.
Kendini gerçekleştiren kehanet olgusu: Akademisyenlerin çalışma ortamındaki izlenimleri üzerine nitel bir araştırma
Araştırmanın amacı, akademisyenlerin kendini gerçekleştiren kehanete ilişkin izlenimlerini detayları ile ortaya koymaktır. Araştırmanın deseni olgu bilim olarak tasarlanmıştır. Araştırmanın örneklemini Van Yüzüncü Yıl Üniversitesinde çalışan ve kasıtlı örneklem tekniği ile seçilen akademisyenler oluşturmaktadır. Araştırmanın okuyuculara akademisyenler arasında kendini gerçekleştiren kehanetin oluşumuna dair sebep, süreç ya da sonuçlara ilişkin detayları ortaya çıkartarak katkı sağlaması amaçlanmıştır. Araştırmadaki veriler yarı yapılandırılmış görüşme formu ile toplanarak nitel içerik analiz yöntemi ile değerlendirilmiştir. Araştırma bulguları sekiz tema şeklinde ortaya konulmuştur. Bulgulanan temalar arasında; performans ve sorumluluk bilinci, bireysel kapasite öz yeterlilik ve performansa dayalı liyakat, öğrenmeye açık olma ve kendini geliştirme arzusu, işsizlik ve amaç noksanlığı, nepotizm (kayırmacılık), akademisyen olma arzusu, şımarma ihtimali ve yaş yer almaktadır. En fazla bulgulanan temalar performans ve sorumluluk bilinci ile bireysel kapasite öz yeterlilik ve performansa dayalı liyakat, en az bulgulanan tema ise akademisyen olma isteğidir. Beklenti etkilerinin akademik başarılar üzerindeki etkisine ait mekanizmaya dair bütüncül ve derinlemesine bir anlayış geliştirmek nitel araştırmalar yoluyla mümkün olabilecektir. Bu bağlamda araştırma kapsamında elde edilen bulguların akademik performansını iyileştirmek adına beklenti etkilerine ilişkin müdahalelerinin etkisini en üst düzeye çıkarma amacıyla yeni yöntem ve yollar bulunmasına olanak sağlayacağı ve etkiye dair sürecin aydınlatılmasına katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
Kozmetik sektöründe dürtüsel satın alma davranışını etkileyen faktörlerin ürün sınıfına aşinalığın düzenleyici etkisi kapsamında incelenmesi
Kozmetik sektöründe dürtüsel satın alma davranışını etkileyen faktörlere bakıldığında, tüketicilerin anlık kararlar verirken veya ihtiyaçları olmamasına rağmen ürün satın alırken göz önünde bir çok faktör bulunmaktadır. Araştırmada bu faktörler, pazarlama ve tüketici davranışları açısından incelendi; Tüketicilerin dürtüsel satın alma davranışını tetikleyen önemli uyarıcılardan biri, dışsal uyarıcılardır. Örneğin, mağaza içi promosyonlar, indirimler, tüketicilerin aniden ürün satın alma isteği uyandırabilir. Kozmetik mağazalarının iç mekan tasarımı, aydınlatma, müzik ve kokular gibi unsurlar, tüketicilerin satın alma kararlarını etkileyebilir. Bazen de içsel uyarıcılar etkili olabilir. Tüketiciler, arkadaşlarının veya aile üyelerinin etkisi altında olabilirler. Başkalarının önerileri veya onayı, dürtüsel satın alma davranışlarını tetikleyebilir. Tüketicilerin belirli bir kozmetik markasına olan bağlılığı, dürtüsel satın alma davranışını tetikleyebilir. Kozmetik firmalarının reklam kampanyaları ve hızlı tüketim fırsatları, tüketicilerin anlık kararlar vermelerini kolaylaştırabilir. Tüketicilerin ruh hali, dürtüsel satın alma davranışlarını etkileyebilir. Bu çalışmada dürtüsel satın alma davranışını etkileyen; marka değeri, fiyat bilinci, mağaza düzeyindeki promosyonlar, mağaza atmosferi, hedonik tüketim, normatif etkiler gibi faktörlerin doğrudan etkileri incelenmiştir. Bununla birlikte ürün sınıfına aşinalık faktörünün dürtüsel satın alma davranışı üzerine düzenleyici rolünün olup olmadığı araştırılmıştır. Bu kapsamda literatür taraması sonucunda belirlenen ölçekler ile anket formu oluşturulmuştur. 550 adet anlamlı veri analiz edilmiştir. Araştırmanın amacı doğrultusunda nicel araştırma tasarımından yararlanılmıştır. Katılımcıların demografik özelliklerini sınıflandırabilmek için tanımlayıcı analizler ve araştırmada Yapısal Eşitlik Modellemesi (YEM) çeşitlerinden olan ve karmaşık modelleri analiz edebilen En Küçük Kareler Yöntemi (PLS-YEM) kullanılmıştır. Marka değeri, fiyat bilinci, mağaza düzeyindeki promosyonlar, hedonik tüketim, normatif etkiler ölçeklerinin dürtüsel satın alma davranışına doğrudan etkisi desteklenirken, mağaza atmosferi değişkeninin dürtüsel satın alma davranışına etkisi desteklenmemiştir. Bunun yanında marka değeri, fiyat bilinci, normatif etkiler'in dürtüsel satın alma davranışına olan etkisinde ürün sınıfına aşinalığın düzenleyici etkisi desteklenirken, mağaza düzeyindeki promosyonlar, hedonik tüketim, mağaza atmosferi değişkenlerinin dürtüsel satın alma davranışına olan etkisinde ürün sınıfına aşinalığın düzenleyici etkisi desteklenmemiştir.
Yapay sinir ağlarının kriz anlarında baltık kuru yük endeksini tahminleme performansı
Bu çalışmada kuru yük ve konteyner taşımacılığında navlun fiyatlandırma da önemli bir etken olan Baltık Kuru Yük Endeksi'nin (BDI) bugüne kadar yaşanmış olan Covid-19 pandemisi ve 2008 global krizi zamanlarındaki davranışını üç Yapay Sinir Ağ modeli ile incelenip metrik değerlerine bakılarak hangi modelin kriz zamanlarında öngörü için daha uygun olduğu hakkında bulgulara yer verilecektir. Kıyaslama için seçilen modeller 1D-CNN, CRNN, LSTM modellerdir. Tüm modeller eğitilirken değer kaybına göre erken durdurma sağlanacak şekilde 200 iterasyonla eğitime sokulmuştur. Her üç modelde iki farklı veri seti için iki farklı bölünme için 10 kez eğitilmiştir ve çıkan sonuçlar doğrultusunda tahminleme için en iyi model önerilmiştir. Anahtar Kelimeler: Yapay Sinir Ağları, Derin Öğrenme, ANN, LSTM, CRNN,1D-CNN, BDI, Tahminleme Danışman: Dr. Öğr. Üyesi, Ender Gürgen, İşletme Anabilim Dalı, Mersin Üniversitesi, Mersin
SCOR modeliyle ölçülen tedarik zinciri performansının işletme performansına etkisi
Globalleşmenin etkisi ile birlikte yoğunlaşan rekabet koşullarında çaba sarf eden işletmeler, örgütsel yapı ve teknolojik açıdan gelişirken diğer yandan işletmeler arasındaki ilişkilerinin yararlarını elde etmek amacıyla etkili bir tedarik zinciri ağı oluşturmuşlardır. Rekabetin artmasıyla birlikte tüm dünyanın ortak bir pazar olduğu ortamda işletmelerin tek başlarına başarıya ulaşmaları mümkün olmamaktadır. Dolayısıyla işletmeler, tedarik zincirine dâhil olarak diğer işletmelerle rekabet etmeye başlamışlardır. Tedarik zincirinin karmaşık yapısından dolayı zincir başarısının belirleyicisi doğru ölçüm teknikleridir. İşletmelerin her birine bu ölçümlerin uygulanması işbirliğinin ömrünü belirlerken dolaylı olarak işletme ömrünü de etkiler. İşletmeler açısından tedarik zinciri performansının ölçülmesi rekabet koşullarında sürdürülebilirlik yönünden önem arz eden bir konudur. Bu çalışmada tedarik zinciri performansının işletme performansı üzerindeki etkisi incelenmiştir. Bu bağlamda tedarik zinciri performansının işletme performansı üzerindeki etkisini tespit etmek amacıyla "SCOR Modeli" 1.seviye metrikleri kullanılmıştır. İşletme performansının belirlenmesi amacıyla ise beş boyutlu işletme performans ölçek anket soruları kullanılmıştır. Anketlerden toplanan 50 işletmeye ait veriler yardımıyla tespit edilen tedarik zinciri performansı ve işletme performansı arasındaki ilişki regresyon analizi yardımı ile analiz edilmiştir. Analiz sonucunda tedarik zinciri performansı güvenirlik boyutunun işletmenin finansal performansı dışında diğer boyutları anlamlı ve olumlu şekilde etkilediği, varlık yönetimi boyutunun yalnızca finansal performansı, çeviklik boyutunun toplumsal performansı anlamlı ve olumlu etkilediği gözlenmiştir. Tedarik zinciri kârlılık boyutunun finansal performans, toplumsal performans, örgütsel performans ve genel işletme performansı üzerinde anlamlı ve olumsuz etkisi olduğu gözlenmiş, cevaplanabilirlik ve maliyet boyutunun ise hiçbir işletme performansı üzerinde anlamlı bir etkisi gözlenmemiştir.
Tüketicilerin kaçınma davranışlarının COVID-19 salgınından kaçınma davranışlarına olan aracılık etkisinin online ve offline alışverişlerinde analizi
Kaçınma davranışı ile ilgili çalışmalar literatürde ilk olarak psikoloji alanında görülmektedir. Konu ile ilgili psikoloji alanında yoğunlaşan çalışmaların varlığı dikkat çekmekle birlikte, sosyal bilimler alanında konunun yeterince araştırılmadığı görülmüştür. Bu çalışmanın temel amacı tüketicilerin sergiledikleri kaçınma davranışlarının Covid-19 salgınından kaçınma davranışlarına etkisi ve kaçınma davranışlarının online/offline alışveriş kanalı seçimlerinde Covid-19 salgınından kaçınma davranışlarına olan aracılık etkisinin belirlenmesidir. Bu amaca ulaşabilmek için kavramsal bir model geliştirilmiş ve modele ilişkin geliştirilen hipotezler Yapısal Eşitlik Analizi ile test edilmiştir. Analiz sonuçlarına göre; bilişsel kaçınma Covid-19 salgınından kaçınmayı etkilemezken, davranışsal kaçınma Covid-19 salgınından kaçınmayı etkilemektedir. Modelin açıklama oranı 0,14'dür ve davranışsal kaçınma 1 birim arttıkça Covid-19 salgınından kaçınma 0,116 düzeyinde artmaktadır. Tüketicilerin kaçınma davranışları online alışverişlerini etkilemekte ve offline alışverişlerini azaltmakta ve yine aynı şekilde Covid-19 salgınından kaçınma davranışları da online alışverişlerini etkilemekte ve offline alışverişlerini azaltmaktadır. Tüketicilerin kaçınma davranışlarında "davranışsal" kaçınma boyutunun offline alışverişlerinin azalmasında Covid-19 salgınının aracılık etkisi ve online alışverişlerinde Covid-19 Salgınının aracılık etkisi bulunmaktadır. Salgınların artan sıklığı nedeniyle işletmelerin online ve offline alışverişlerine yönelik pazarlama stratejilerinde tüketici davranışlarını etkileyen faktörler içerisine, tüketicilerin kaçınma davranışlarını etkileyecek unsurları da eklemeleri gerektiği önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Kaçınma Davranışı, Bilişsel ve Davranışsal Kaçınma Ölçeği (CBAS), Pandemiden Kaçınma ve Endişe Ölçeği (PACS), Online-Offline Alışveriş.
İş yeri nezaketsizliğinin işe tutkunluğa etkisinde örgütsel sinizmin aracılık rolü
Bu çalışmanın amacı, iş yeri nezaketsizliğinin işe tutkunluğa etkisinde örgütsel sinizmin aracılık rolünü incelemektir. Bu amaçla oluşturulan araştırma modeli kapsamında, bir kamu üniversitesinde görev yapan akademik ve idari personel ana kütle olarak belirlenmiş ve 415 çalışandan anket yöntemi ile veriler toplanmıştır. Araştırma kapsamında değişkenler arasındaki ilişkiler korelasyon analizi ile incelenmiştir. Değişkenler arası doğrudan ve dolaylı etkilerin belirlenebilmesi için PROCESS makrosu kullanılarak regresyon analizleri yapılmıştır. Elde edilen sonuçlar, iş yeri nezaketsizliğinin örgütsel sinizm üzerinde, örgütsel sinizmin de işe tutkunluk üzerinde anlamlı etkisinin olduğunu fakat iş yeri nezaketsizliğinin işe tutkunluk üzerinde anlamlı etkisinin olmadığını göstermiştir. Ayrıca örgütsel sinizmin iş yeri nezaketsizliği ile işe tutkunluk arasında tam aracılık rolü olduğu tespit edilmiştir. Ulusal yazında araştırmaya konu olan işe tutkunluk ve iş yeri nezaketsizliği ilişkisinin sınırlı sayıda ele alındığı görülmüştür. İş yeri nezaketsizliği, örgütsel sinizm ve işe tutkunluk değişkenleri arasındaki ilişkiyi ilk kez ele alan bu çalışmanın alan yazına ve uygulamaya katkı sağlayabileceği düşünülmektedir.
Otantik liderliğin çalışanların iş tatmini üzerindeki etkisinde duygusal zekânın düzenleyicilik rolü
Bu araştırmada otantik liderliğin çalışanların iş tatmini üzerindeki etkisinde duygusal zekânın düzenleyicilik rolünün incelenmesi amaçlanmıştır. Otantik liderlik çalışanların etkin ve verimli çalışmalarını, örgüte bağlılığını ve aidiyet duygusunun edinilmesi gibi önemli değerlerin kazanımını sağlaması bakımından önemlidir. Bu araştırma ile otantik liderliğin çalışanların iş tatmini üzerindeki etkisinin artırılmasında duygusal zekâ düzeylerinin nasıl bir rolü olduğu ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Araştırmaya kolayda örnekleme yöntemiyle toplam 261 kişi katılmıştır. Veri toplama araçları olarak "Duygusal Zekâ Ölçeği", "Otantik Liderlik Ölçeği" ve "İş Tatmini Ölçeği" kullanılmıştır. Ölçeklerin güvenirliğini incelemek için iç tutarlılık analizi, geçerliliğini incelemek için doğrulayıcı faktör analizleri yapılmıştır. Değişkenler arasındaki ikili ilişkileri incelemek için korelasyon, nedensel ilişkileri incelemek için regresyon analizleri yapılmıştır. Araştırma sonucunda; yöneticilerin otantik liderlik uygulamalarının çalışanların iş tatmininde aynı yönde etkisinin olduğu, bu etki üzerinde duygusal zekânın düzenleyicilik rolünün olmadığı görülmüştür. Bununla birlikte, otantik liderliğin öz farkındalık alt boyutunun çalışanların iş tatmini üzerindeki etkisinde duygusal zekânın duyguları düzenleme alt boyutunun anlamlı düzenleyicilik rolünün olduğu görülmüştür. Bulgular yazın bağlamında tartışılmıştır.
Psikolojik sözleşme ihlallerinin üretkenlik karşıtı iş davranışlarına etkisinde duygusal emeğin aracılık rolü
Psikolojik sözleşmeler işletmelerde, yönetici ve çalışan arasındaki karşılıklı güvene ve beklentilere dayandığı için, ihlal edilmesi durumunda, yönetici ve çalışanlar açısından birçok olumsuz durumlara neden olmaktadır. Bu olumsuz durumlar arasında işletmeyi ve çalışanları etkileyen üretkenlik karşıtı iş davranışları ve duygusal emek gelmektedir. Psikolojik sözleşme ihlali algılayan çalışanların işletmeyi zarara uğratan üretkenlik karşıtı iş davranışlarını daha fazla gösterdikleri ve görevlerini yerine getirirken gerçek duygularını sakladıkları tespit edilmiştir. Duygusal emek kavramı, çalışanların performanslarını yükseltmek ve duygularını istedikleri gibi sergilemek için büyük öneme sahiptir. Bu çalışmada psikolojik sözleşme ihlali, üretkenlik karşıtı iş davranışları alt boyutları ve duygusal emek alt boyutları genel olarak incelenmiş, araştırma kapsamında psikolojik sözleşme ihlaline uymama algısı ve psikolojik sözleşme ihlali hissinin araştırma değişkenleriyle ilişkileri araştırılmıştır. Psikolojik sözleşmeye uymama algısı ve psikolojik sözleşme ihlali hissinin çalışanların üretkenlik karşıtı iş davranışları ve duygusal emekleri üzerindeki etkisi bir aracılık modeli üzerinde incelenmiştir. Bu amaçla, bir kamu üniversitesinde görev yapan 457 katılımcıdan, Psikolojik Sözleşme İhlali Ölçeği, Üretkenlik Karşıtı İş Davranışları Ölçeği, Duygusal Emek Ölçeği kullanılarak kesitsel veriler toplanmıştır. Araştırma hipotezlerini test etmeye yönelik nicel analiz uygulanmıştır. Yapılan analizler sonucunda, psikolojik sözleşme ihlalinin üretkenlik karşıtı iş davranışlarına etkisinde duygusal emeğin aracılık rolünün olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Psikolojik Sözleşme İhlali, Üretkenlik Karşıtı İş Davranışları, Duygusal Emek.
Financial effects of withdrawal from economic unions: The case of BREXIT
Economic integration in the field of international trade and finance has long been of paramount importance and a focus of extensive research. Yet, the phenomenon known as Brexit, marking the United Kingdom's departure from the European Union, has shifted attention towards the disintegration of unions as a reverse process. Contemporary studies predominantly concentrate on the financial and economic repercussions of exiting an economic union, concurrently employing the post-Brexit dynamics between the United Kingdom and the European Union as a case study. This research aims to explore the ramifications of the Brexit process as a case study in the dissolution of economic unions. To this end, difference in differences and synthetic control methods as analytical techniques have been employed. The investigation was carried out on four primary sample groups, encompassing the United Kingdom, six European Union member states, three European Free Trade Association countries, and three European Union candidate countries. Key macroeconomic and financial indicators such as quarterly gross domestic product, stock prices, interest and exchange rates, investments, and trade metrics were analyzed from 2010 to 2022 to discern the economic and financial impacts of secession. The findings revealed that the disintegration had negative impacts on the United Kingdom, demonstrated by declines in trade volumes, stock index values, the exchange rate of the British Pound, and increases in bond yields. These effects collectively led to an average reduction of 7-8% in the country's gross domestic product. Conversely, for the other sample group of European Union member states examined, the results showed inverse outcomes with increases in gross domestic product, trade, and decreases in bond yields. According to the analysis, the gross domestic product of the selected European Union member states experienced an average increase of 5-6%. Similarly, countries outside the European Union generally exhibited positive changes in the same direction. For the European Union candidate countries, the analyses only observed a positive effect on exports, with other indicators yielding negligible results. Keywords: Brexit, Economic integration, Disintegration, Difference-in-Differences, Synthetic Control Methods.
Kapadokya bölgesi otellerinin sürdürülebilirlik performanslarının çok kriterli karar verme yöntemleriyle değerlendirilmesi
6ÖZET YÜKSEK LİSANS TEZİ KAPADOKYA BÖLGESİ OTELLERİNİN SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK PERFORMANSLARININ ÇOK KRİTERLİ KARAR VERME YÖNTEMLERİYLE DEĞERLENDİRİLMESİ ERGİN, Erhan İşletme Anabilim Dalı Tez Danışmanı: Doç. Dr. Ayşe TOPAL Eylül 2024, 75 sayfa Turizm endüstrisi gerek ülkemiz ekonomisinde gerekse dünya ekonomisinde hızla yükselişe geçen bir endüstri kolu olarak değerlendirilmektedir. Ülkemiz, gelen turist sayısını arttırarak turizm gelirlerinden aldığı payı arttırmayı hedeflemektedir. Bu hedef doğrultusunda turizm gelirlerinden hak ettiği payı alabilmesi ve bu başarısını devam ettirebilmesi için turizmde öne çıkan bölgelerde sürdürülebilir turizm açısından temel teşkil eden kriterler üzerinde daha fazla durulması önem arz etmektedir. Turizm endüstrisinin kültürel, doğal ve fiziki çevre ile olan ilişkisi dikkate alındığında sürdürülebilirlik yaklaşımının vazgeçilmez bir unsur olduğunu görülmektedir. Bu tez çalışmasında hem ülke turizminde hem de Dünya turizminde önemli bir konumda yer alan, önemli medeniyetlerin izlerini taşıyan, tarihi dokusu, doğal güzellikleri ve inanç turizmi açısından önemli bir nokta olan Kapadokya bölgesi ele alınmıştır. Kapadokya bölgesinde hızla artan turizm faaliyetlerinin olumsuz etkilerini en alt düzeye indirerek, çevresel tahribatın önlenmesine, turizm endüstrisinden kaynaklı sorunları gidermeye ve yerel halkı koruyarak bölgesel ticaretin gelişmesine yönelik çalışmaların yapılması, üzerinde önemle durulması gereken hususlardandır. Bu çalışma ile Kapadokya bölgesinde yer alan bazı konaklama işletmelerinin, çok kriterli karar verme yöntemlerinden MEREC, MACONT, COPRAS, MULTIMOORA ve ARAS yöntemleri kullanılarak sürdürülebilirliklerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Kriterlerin ağırlıklandırılmasında kullanılan MEREC yönteminin sonuçlarına göre en önemli kriterin personele verilen eğitim sayısı olduğu, en az öneme sahip kriterin ise ulaşılabilirlik olduğu belirlenmiştir. MACONT, COPRAS, MULTIMOORA ve ARAS yöntemlerinin sonucunda Borda Sayım tekniğine göre elde edilen sonuçlara bakıldığında en iyi performans gösteren alternatif EE8, en az performans gösteren alternatif EE4 kodlu alternatif olarak tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Çok kriterli karar verme, Kapadokya, MACONT, MEREC, Sürdürülebilirlik, Turizm.
Güncel pazarlama yaklaşımlarından deneyimsel pazarlama ve artırılmış gerçeklik teknolojisinin tüketici davranışları üzerine etkisi
Bilim ve teknolojideki gelişmeler her alanda olduğu gibi pazarlama alanında da önemli gelişmelere sebep olmaktadır. Artırılmış gerçeklik teknolojisi ile sadece mağaza ve showroomlarda değil tüketicilerin internete bağlanabildikleri her alanda marka ile etkileşime geçebilmekte, evlerindeyken dahi benzersiz bir deneyim yaşamalarına olanak sağlayabilecek bir teknoloji olarak gözükmektedir. Küresel dünyada teknolojik gelişmelerdeki hızlı yayılma ve bilgiye çabuk erişim dünyanın hemen her yerinde benzer ürünlerin ortaya çıkışını beraberinde getirmiş ve ürün özellikleriyle farklılaşmayı zorlu kılmıştır. Bu yüzden günümüzde pek çok işletme ürün özellikleriyle öne çıkmaktansa kişiselleştirilmiş ve benzersiz deneyimler yaşatarak tüketicilere ulaşmayı hedeflemekte ve duygularına hitap ederek farklılaşmayı ve kalıcı olmayı amaçlamaktadır. Bu doğrultuda bir literatür taraması yapılmış, deneyimsel pazarlama yaklaşımının ve artırılış gerçeklik teknolojisindeki gelişmelerin pazarlamaya katkılarından ve tüketici davranışlarına olan etkisinden bahsedilmiştir. Çalışmada 414 katılımcıya ulaşılmış ve çevrimiçi anket yoluyla deneyimlerine dair bilgiler elde edilmiştir. Elde edilen bu bilgiler SPSS 26.0 programı aracılığıyla analiz edilmiştir. Analizler sonucu artırılmış gerçeklik teknolojisinin deneyimsel pazarlama faaliyetlerine katılımı olumlu yönde etkilediği ve artırılmış gerçeklik destekli deneyimsel pazarlama faaliyetlerinin de tüketici davranışlarını olumlu yönde etkilediği görülmüştür. Çalışma ile artırılmış gerçeklik teknolojisinin deneyimsel pazarlama aracı olarak kullanılması sonucunda deneyimsel pazarlama faaliyetlerine katılımı, müşteri memnuniyetini, müşteri satın alma niyetini ve müşteri sadakatini anlamlı şekilde etkilediği sonucuna varılmıştır. Araştırma sonuçlarının tüketici davranışlarını müşteri memnuniyeti, müşteri sadakati ve satın alma niyetini birlikte incelemesi açısından pazarlama literatürüne ve geliştirilen öneriler ile sektördeki birçok işletmeye katkı sunacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelime: Pazarlama, Deneyimsel Pazarlama, Artırılmış Gerçeklik, Tüketici Davranışları
Türkiye'de faaliyette bulunan girişim sermayesi yatırım ortaklıklarının finansal performansları üzerinde etkili olan içsel faktörlerin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, Türkiye'de faaliyet gösteren Girişim Sermayesi Yatırım Ortaklıklarının performanslarının analiz edilmesi ve performansları üzerinde etkili olan içsel faktörlerin belirlenmesidir. Çalışmada, Türkiye'de faaliyette bulunan Girişim Sermayesi Yatırım Ortaklıklarının 2013-2019 dönemine ait yıllık verileri kullanılarak, Veri Zarflama Analizi ve Panel Veri Analizi yöntemleri ile analiz yapılmıştır. Veri Zarflama Analizinde girdi değişkenleri olarak; duran varlıklar/toplam aktifler ve öz sermaye/toplam pasifler kullanılırken, çıktı değişkenleri olarak; net kar/toplam öz sermaye ve net kar/toplam aktifler kullanılmıştır. Panel Veri Analizinde ise, bağımlı değişken olarak; net kar/toplam öz sermaye ile net kar/toplam aktifler kullanılırken, bağımsız değişken olarak; dönen varlıklar/kısa vadeli yabancı kaynaklar, dönen varlıklar/toplam aktifler, duran varlıklar/toplam aktifler, kısa vadeli borç/toplam aktifler, öz sermaye/toplam aktifler oranları kullanılmıştır. Yapılan Veri Zarflama Analizinde etkinlik ve verimlilik sonuçlarına göre, Verusatürk'ün tüm yıllarda etkin olduğu, Hedef GSYO'nın ise tüm yıllarda etkinlikten uzak olduğu görülmüştür. Verimlilik analizinde ise; 2019 yılında tüm girişim sermayesi yatırım ortaklıklarının verimliliklerini arttırdığı 2014 yılında ise tüm girişim sermayesi yatırım ortaklıklarının verimliliklerini azalttıkları görülmektedir. Yapılan panel veri analizi sonucunda; Model-1 de, öz sermaye karlılık oranı ile cari oran, öz sermaye oranı ve kısa vadeli borç oranları arasında pozitif bir ilişki bulunurken, öz sermaye karlılık oranı ile menkul kıymet yatırım oranı arasında negatif bir ilişki bulunmuştur. Model-2'de, aktif karlılık oranı ile cari oran, öz sermaye oranı ve kısa vadeli borç oranları arasında pozitif bir ilişki bulunurken, aktif karlılık oranı ile menkul kıymet yatırım oranı arasında negatif bir ilişki bulunmuştur.
Örgütsel adalet ve örgütsel yabancılaşma ilişkisi
Bu araştırmanın temel amacı; örgütsel adalet ile örgütsel yabancılaşma arasındaki ilişkilerin incelenmesidir. Araştırmada çalışanların örgütsel adalet algıları ve örgütsel yabancılaşma düzeylerinin saptanması ve demografik özellikleri açısından örgütsel adalet ile örgütsel yabancılaşma düzeylerinde farklılaşma olup olmadığı da sorgulanmıştır. Amaç doğrultusunda kişisel bilgi formu, örgütsel adalet ölçeği ve örgütsel yabancılaşma ölçeğinden oluşan veri toplama aracı olan anket, 2023 yılında Niğde ilinde özel sektörde çalışan 364 çalışana uygulanmıştır. Elde edilen verinin analizi bilgisayar ortamında istatistik paket programları aracılığı ile gerçekleştirilmiştir. Araştırma sonucunda, çalışanların örgütsel adalet algılarının orta düzeyde ve örgütsel yabancılaşmalarının düşük düzeyde olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Araştırmada, aynı zamanda örgütsel yabancılaşma ile örgütsel adalet arasında negatif yönlü ilişkilerin olduğu, örgütsel yabancılaşma üzerinde örgütsel adaletin dağıtım ve işlem adaleti boyutlarının etkisinin olmadığı, etkileşim adaletinin ise örgütsel yabancılaşmayı negatif yönde etkilediği belirlenmiştir. Alt boyutlar itibarıyla da değişkenler arasında çeşitli düzeylerde negatif yönlü anlamlı ilişkiler tespit edilmiştir. Ayrıca, araştırmada katılımcıların yaşlarına, medeni durumlarına, pozisyonlarına ve kurumda çalışma sürelerine göre örgütsel adalet algılarının farklılık göstermediği, cinsiyetlerine ve eğitim düzeylerine göre örgütsel adalet algılarında farklılaşmaların olduğu bulunmuştur. Bunun yanında, araştırma kapsamında katılımcıların kurumda çalışma sürelerine göre örgütsel yabancılaşma düzeylerinde farklılık görülmezken, yaşlarına, cinsiyetlerine, medeni durumlarına, eğitim durumlarına ve pozisyonlarına göre farklılaşmaların olduğu saptanmıştır. Ortaya çıkan bulgular literatür bağlamında tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Örgütsel adalet, Örgütsel yabancılaşma, Demografik özellikler
Üniversite öğrencilerinin üniversite tercihlerinde sosyal medyadan etkilenme düzeyleri
Bu çalışma, sosyal medyanın eğitim alanındaki dijital pazarlama stratejilerinin, öğrencilerin üniversite tercihlerine olan etkisinin, ne düzeyde olduğunu incelemektedir. Hayatımızın her alanında vazgeçilmez duruma gelen sosyal medya platformlarını, özel üniversitelerin tanıtım amaçlı yoğun kullanımlarına şahit olurken, devlet üniversitelerinin de bu eksikliği yavaş yavaş tamamlamaya çalıştığı görülmektedir. Sosyal medya kullanımının dünya genelinde ve Türkiye'de nasıl evrildiği, en popüler platformları ve dijital medya pazarlamasının güvenilirliğini ele almaktadır. Ayrıca, algı yönetimi ve sosyal medyanın öğrenci tercihlerine etkisi gibi konular da incelenmiştir. Araştırma, sosyal medyanın eğitim sektöründeki rolünü ve üniversite tercihlerindeki belirleyici faktörleri daha iyi anlamak için bu konudaki eksikliği tamamlamayı amaçlamaktadır. Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi öğrencileri üzerinde yapılan anket çalışmasıyla, öğrencilerin sosyal medya tutumları, algıları ve karar verme süreçlerinde sosyal medyadan nasıl etkilendikleri araştırılmıştır. Anahtar Kelimeler: Sosyal Medya, Medya Pazarlaması, Devlet Üniversiteleri, Öğrenci Tercihleri, Faktörler,
The assessment of renewable energy sources with fuzzy MCDM: The case of BARMM region, philippines
Energy and a reliable access to it plays a very crucial role in our lives for it affects almost every aspect of it. It is essential for business, industries and services, as well as education, healthcare, communication. Lack of access to reliable energy hinders economic growth, as studies have shown how energy poverty and overall poverty are correlated. The Bangsamoro Autonomous Region in Muslim Mindanao (BARMM) has been experiencing an energy crisis for a long time, with government electrification data showing that 58.26% of its households have no access to electricity. Because of this, the members of the parliament have urged through a resolution the Ministry of Environment, Natural Resources and Energy to craft a comprehensive power development plan to explore the available renewable energy options in the region, namely geothermal, hydropower, biomass, solar and ocean energy. The creation of such plan aims to promote renewable energy and improve efficient use of energy, and consequently support livelihood programs for the population living in off-grid and un-electrified areas. Through a literature review, this study has identified several Multi Criteria Decision Making (MCDM) methods to contribute towards the government's initiative. Six experts were identified and tasked to do criteria weight evaluation through pairwise comparison which was then treated with Fuzzy AHP. Their evaluation showed that economic criteria is the most important criteria to consider in selecting renewable energy options in the region. Furthermore, the experts were tasked to rate the performance of each alternative against each criterion, and Fuzzy TOPSIS, Fuzzy WASPAS and Fuzzy MOORA were used to process their responses. The results were consistent in showing that solar energy is the best alternative. Investing in solar energy doesn't only provide a solution to the region's perennial problem but could also contribute to the county's goal of reducing reliance to fossil fuels and increasing the share of renewable energy to the power mix.
Ulusal televı̇zyon kanalları marka konumlandırmalarının karşılaştırmalı bı̇r analı̇zı̇
Bu araştırmada medya platformunda önemli yeri olan 2022 yılı itibariyle en çok izlenen televizyon kanallarının, izleyici zihnindeki marka konumlarını belirli özellikler açısından nasıl algılandığına göre, algılama haritaları ile karşılaştırarak analiz etmek amaçlanmıştır. Tanımlayıcı istatistik sonuçlarına göre araştırma kapsamında en çok izlenilir olduğu 2022 yılı verilerine göre tespit edilen hiçbir kanal "Bilgilendirici, Eğitici-Öğretici, Renkli-Canlı ve Ailecek İzlenir" özelliğinde algılanmamaktadır. Araştırma kapsamında ki kanallardan 1'i "Gerçek Gündemi Yansıtan, Şeffaf, Tarafsız, Programları Kaliteli, Kendi Kültürünü Yansıtan", 2 kanal "Eğlenceli ve Güvenilir" 4 kanal da "Modern" özelliğinde algılanmaktadır. Kanalların bu özelliklerine ilişkin marka konumlandırmalarının karşılaştırılması ikili boyutlarda "Bilgilendirici ve Eğitici-Öğretici", "Renkli-Canlı ve Şeffaf", "Tarafsız ve Programları Kaliteli", "Kendi Kültürünü Yansıtan ve Modern", "Gerçek Gündemi Yansıtan ve Ailecek İzlenir", "Eğlenceli ve Güvenilir" olmak üzere algılama haritalarına dayalı yapılan analizlerden elde edilen uzay haritasında 4 segmentli bir yapı üzerinden belirlenmiştir. TV kanallarının aralarında ki rekabette bu karşılaştırmadan elde edilen sonuçlara göre, izleyici pazarını göz önünde bulundurmaları ve marka konumlandırmalarını bu özelliklere göre geliştirmeleri önerilmektedir. .
Çok kriterli karar verme yöntemleriyle İç Anadolu Bölgesi illerinin sürdürülebilirliklerinin değerlendirilmesi
Sürdürülebilirlik son zamanlarda insanlar tarafından farkındalığın artması ile daha çok ön plana çıkan ve önem verilen bir kavramdır. Sürdürülebilirlik insanlığın kendi ihtiyaçlarını karşılarken gelecek nesillerin de ihtiyaçlarını göz önünde bulundurarak hareket etmesidir. Sürdürülebilirlik kavram olmaktan ziyade insanlığın var olması ve kaliteli yaşam sürdürebilmesi için kaynakların düzgün kullanılmasını gerektiren bir zorunluluktur. İllerin sürdürülebilirliği, dünya çapında hızla artan kentleşme ve nüfus yoğunluğunun beraberinde getirdiği sosyal, ekonomik ve çevresel sorunların önlenmesinde önem kazanmaktadır. Sürdürülebilirlik şehirlerdeki yaşam kalitesini artırırken çevresel etkiyi azaltmayı hedefler. Çok kriterli karar verme teknikleri (ÇKKV), çeşitli sektörlerdeki karar verme süreçlerinde tercih edilen kriterler çerçevesinde farklı seçeneklerin değerlendirilmesi ve en uygun seçeneğin belirlenmesinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu araştırmada, ÇKKV Tekniklerinden yararlanılarak İç Anadolu Bölgesindeki 13 ilin sürdürülebilirliği incelenmiştir. Sürdürülebilirlik değerlendirilmesi için sürdürülebilirlik kriterlerinden 20 adet kriter seçilmiştir. Sürdürülebilirlik kriterlerinin verileri baz alınarak ÇKKV tekniklerinden PSI yöntemi kullanılarak illerin ağırlıkları hesaplanmıştır. Ağırlığı en yüksek olan kriter İstihdam Oranı (K14) olmuştur. PSI yöntemi ile elde edilen ağırlıklar yardımıyla WISP, CODAS, CoCoSo, TOPSIS yöntemleri ile illerin sürdürülebilirlikleri karşılaştırılmıştır. İllerin sürdürülebilirlik hesaplamaları sonrasında her yöntem için farklı sonuçlar elde edilmiştir. Bunun sonucunda Borda Sıralama yöntemi kullanılarak farklılıklar karşısında tek bir sonuç elde edilmesi sağlanmıştır. Borda Sıralama sonucuna göre sürdürülebilirliği en yüksek il Yozgat (A13) olurken, en düşük iller ise Ankara (A2) ve Niğde (A11) olmuştur. Anahtar Kelimeler: Borda Sayım, Çok Kriterli Karar Verme, CoCoSo, CODAS, İç Anadolu Bölgesi, PSI, Sürdürülebilirlik, TOPSIS, WISP.
Otantik liderlik ve etkileşimsel adaletin psikolojik performans üzerine etkileri: Yönetsel öz-yeterliliğin aracı rolü
Küresel ölçekte değişen pazar ve çevre koşullarında yiyecek-içecek işletmeleri ve çalışanların her türlü hizmet ve üretim sunumunda rekabetçi avantaj elde edebilmeleri için önemli kaynaklardan biri de psikolojik performans olmaktadır. Ancak turizmde önemli paydaşlardan biri olan yiyecek-içecek işletmelerinde psikolojik performansı etkileyen faktörleri inceleyen sınırlı sayıda çalışma bulunmaktadır. Literatürde bu eksikliği gidermeye odaklanan çalışmanın amacı, otantik liderlik ve etkileşimsel adaletin psikolojik performans üzerine etkilerini ortaya koymak ve bu etkilerde yönetsel öz-yeterliliğin aracı rolü oynayıp oynamadığını saptamaktır. Araştırma örneklemini, Nevşehir ili ve ilçelerinde faaliyet gösteren yiyecek-içecek işletme çalışanları oluşturmaktadır (n=357). Bu çalışmanın verileri Walumbwa ve diğerleri (2008) tarafından tasarlanan otantik liderlik, Niehoff ve Moorman (1993) tarafından geliştirilen etkileşim adaleti, Van Vianen (1999) tarafından geliştirilen yönetsel öz-yeterlilik ve Lehr (1986) tarafından tasarlanan psikolojik performans ölçeklerinden oluşan bir anket vasıtasıyla elde edilmiştir. Araştırmanın model ve hipotezlerini test etmek için Doğrulayıcı Faktör Analizi (DFA) yardımıyla ölçüm modeli oluşturulduktan sonra Yapısal Eşitlik Modellemesi kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre otantik liderliğin psikolojik performansı pozitif ama anlamlı olmayan şekilde etkilediği belirlenmiştir. Buna karşın hem etkileşim adaletinin hem de yönetsel öz-yeterliliğin psikolojik performansı pozitif ve anlamlı şekilde etkilediği gözlenmiştir. Ayrıca etkileşim adaletinin yönetsel öz-yeterliliği pozitif ve anlamlı şekilde etkilediği ortaya konmuştur. Öte yandan yönetsel öz-yeterlilik otantik liderlik ile psikolojik performans arasındaki ilişkiye aracılık etmektedir. Ancak yönetsel öz-yeterlilik, etkileşimsel adalet ile psikolojik performans ilişkisinde aracı rolü oynamamaktadır.