
8,796
Archived Theses
33
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Avrupa Birliği ve Avrupa Birliği'ne aday ülkelerin yenilenebilir enerji performansının veri zarflama analizi yöntemi ile değerlendirilmesi
Bu çalışmada 2010-2022 yılları arasındaki zaman diliminde Avrupa Birliği'ne üye ve aday ülkelerin yenilenebilir enerji performansları bakımından etkin olup olmadıkları incelenmektedir. Çalışmada ülkelerin oluşturduğu homojen yapıdan dolayı parametresiz performans ölçüm modeli olan Veri Zarflama Analizi (VZA) kullanılmaktadır. Geniş bir literatür taraması sonucunda tespit edilen girdi değişkenleri enerji alanında çalışan sayısı, toplam işgücü, elektrik üretim kapasitesi, brüt sermaye oluşumu, yenilenebilir enerji arzı ve birincil enerji tüketimi olarak kullanılırken çıktı değişkenleri olarak da GSYİH, yenilenebilir enerji kaynaklarından gelen enerji payı, CO2 emisyonu ve SO2 emisyonu değişkenleri kullanılmıştır. Çalışmaya en uygun model olan VZA modellerinden Süper Etkinlik Modeli kullanılarak veriler DEA Solver Pro 4.1. lisanslı bilgisayar yardımı ile analiz edilmiştir. Çalışmada ele alınan on üç yıl, Avrupa Birliği enerji politikası 2020 hedeflerine yönelik ilerleme ve gelişmeyi değerlendirebilmek için iki beşer yıllık ve son üç yıllık dönem halinde ele alınmıştır. 2010-2014 ve 2015-2019 beşer yıllık dönemlerde etkin ülke sayısının etkin olmayan ülke sayısından daha fazla olduğu gözlemlenmiştir. 2020-2022 dönemlerinde de etkin ülke sayısının etkin olmayan ülke sayısından fazla olduğu tespit edilmiştir. Enerji kaynaklarının verimli kullanılmaları gerekliliği sebebiyle etkin olan ve olmayan ülkeler arasındaki göreceli farklılıklar referans ülke kavramı ile desteklenmiştir. Anahtar kelimeler: Veri zarflama analizi, süper etkinlik modeli, yenilenebilir enerji.
Petrol fiyatları ile BIST ulaştırma şirketlerinin pay fiyatları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Hem enerji kaynağı olarak hem de endüstriyel bir hammadde olarak kullanılan petrol, piyasalar için stratejik bir öneme sahiptir. Ulaştırma sektörünün ana hammaddesi olan petrol ve petrol türevleri kara, deniz ve hava taşımacılığında kullanılan yakıtların ana kaynağını oluşturmaktadır. Bu durum petrol ve petrol ürünlerini ulaştırma sektörü için önemli bir faktör haline getirmektedir. Dolayısıyla petrol fiyatlarında meydana gelen değişimler ulaştırma sektörünü doğrudan etkilemektedir. Bu çalışmada petrol fiyatları ile BIST ulaştırma endeksi (XULAS) ve endekste yer alan Do&Co Aktiengesellschaft (DOCO), GSD Denizcilik Gayrimenkul İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş. (GSDDE), Pegasus Hava Taşımacılık A.Ş (PGSUS), Reysaş Taşımacılık ve Lojistik Ticaret A.Ş. (RYSAS), Türk Hava Yolları A.O. (THYAO) firmalarının pay fiyatları arasındaki kısa ve uzun dönem ilişki ARDL (Autoregressive Distributed Lag) ve NARDL (Nonlinear ARDL) sınır testi yaklaşımı ile aylık veriler kullanılarak araştırılmıştır. ARDL ve NARDL sınır testi yaklaşımı mevsimsel birim kök ve patlayıcı kök içeren seriler için uygun değildir. Bu nedenle serileri üreten süreçlerin mevsimsel birim kök içerip içermediğini tespit etmek için HEGY (Hylleberg-Engle-Granger-Yoo) mevsimsel birim kök testi uygulanmıştır. Analiz sonuçlarına göre DOCO, PGSUS firmalarının pay fiyatları için kurulan test denklemleri mevsimsel birim kök içermesinden dolayı analize mevsimsel birim kök içermeyen THYAO, CLEBI, RYSAS ve GSDDE firmalarının pay fiyatları ve XULAS endeksi ile devam edilmiştir. Serilerin patlayıcı kök içerip içermediğini test etmek için sağ kuyruklu birim kök testi RTADF ADF (Right Tail Augmented Dickey Fuller) testi uygulanmıştır. Test sonucunda tüm serilerin patlayıcı kök içermediği sonucuna ulaşılmıştır. Serilerin durağanlık düzeyini belirmek için sol kuyruklu birim kök testi LTADF (Left Tail ADF) uygulanmıştır. ARDL sınır testi yaklaşımı ile petrol fiyatları ile pay fiyatları arasındaki ilişki simetrik olarak modellenmiştir. Test sonuçlarında; petrol fiyatları ile XULAS, THYAO, CLEBI, RYSAS firmalarının pay fiyatları arasındaki kısa ve uzun dönem simetrik bir ilişki bulunamamıştır. Petrol fiyatları ile LGSDDE serisinin uzun dönem simetrik ilişkili olduğu tespit edilmiştir. NARDL sınır testi ile petrol fiyatları ile pay fiyatları arasındaki ilişki asimetrik olarak modellenmiştir. Analiz sonuçlarında CLEBI, GSDDE ve RYSAS firmalarının pay fiyatları ile petrol fiyatları arasında yalnızca uzun dönemli ilişkinin var olduğu, THYAO firmasının pay fiyatları ile petrol fiyatları arasında hem uzun dönem hem de kısa dönemli asimetrik ilişkinin var olduğu, XULAS endeksi ile petrol fiyatları arasında uzun ve kısa dönemli ilişkinin var olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: BIST Ulaştırma Endeksi, Petrol Fiyatları, HEGY Test, ARDL ve NARDL sınır testi, RTADF birim kök testi.
Servis yöneticilerinin ego durumları ile yönettikleri servislerin başarı performansları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı dayanıklı tüketim mallarının yetkili servis ağında faaliyet gösteren işletmelerde işletme yöneticilerinin ego durumları ile işletme başarı performansı arasında anlamlı bir ilişki olup olmadığını incelemektir. Araştırmanın evrenini bir markanın tüm Türkiye'de faaliyet gösteren yetkili servislerin yöneticileri ve yönetici gibi aktif olarak serviste görev yapan servis sahipleri oluşturmuştur. Araştırma örneklemini anketi yanıtlamayı kabul eden 174 servis oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında ESQ-R "Ego Durumları Ölçeği" ve "Yetkili Servis Şikâyet Oranı" kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesi SPSS 24.0 programı ile gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın sonunda yetkili servis yöneticilerinin ego durumları ile başarı performansı arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır.
Yöneticilerin stresle başa çıkma sürecinde dini başa çıkmanın rolü
Bu araştırmanın temel amacı yöneticilerin yaşadığı stresi ve bu stresin sonuçlarıyla başa çıkma sürecinde dini inancın rolünü anlayabilmektir. Araştırmada kapsamında nitel yöntem tercih edilmiş ve fenomenoloji deseninden yararlanılmıştır. Kartopu veya zincirleme örnekleme olarak da adlandırılan örnekleme yöntemi kullanılarak Düzce Organize Sanayi Bölgesi'nde faaliyet gösteren 10 işletmeden toplamda 25 yöneticiye ulaşılmıştır. Veri toplama yöntemi olarak yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak, yüz yüze ve online görüşmeler yapılmıştır. Elde edilen veriler içerik analizine tabi tutularak karma yöntem kodlaması ile kodlanmıştır. Yapılan analiz sonucunda 485 kod elde edilmiştir. Bu kodlar 33 kategori altında toplanmış ve temelde 6 tema (stres algısı, stres kaynakları, stresin sonuçları, başa çıkma, dini başa çıkma, dinin hayattaki yeri) ortaya çıkmıştır. Temalar arasındaki ilişkiler incelendiğinde, dini inancın hayattaki yerinin stres algısı, stresin sonuçları ve stresle başa çıkma yöntemleri üzerinde etkili olduğu tespit edilmiştir. Yani bireyin dini inancının hayatındaki yeri stres algısını etkilemekte bu da dolaylı yoldan nelerin strese neden olabileceğine yönelik algısını etkilemektedir. Bununla birlikte dini inancın hayattaki yeri stresin sonuçlarını yorumlama aşamasında önemli bir etkiye sahip olmakla birlikte, stresle başa çıkma sürecine de etki etmekte ve dini başa çıkma yöntemlerini ortaya çıkarmaktadır. Stresin kaynakları da direkt olarak stresin meydana getirdiği sonuçlara yönelik algıyı etkilemektedir. Stresin sonuçlarına yönelik algı ile başa çıkma arasında karşılıklı bir ilişkinin olduğu tespit edilmiştir. Şöyle ki stres sonucuna yönelik algı ile tercih edilen başa çıkma yöntemi arasında ilişki olduğu gibi hangi başa çıkma yönteminin tercih edildiği de sonucun nasıl algılanacağına etki edebilmektedir. Stres kaynakları ve sonuçları ile ilgili elde edilen bulgular literatürle genel hatlarıyla uyum sağlamaktadır. Bu araştırmada özellikle yöneticiler örneklemi üzerinden dini başa çıkma üzerinde durulmuştur. Literatürden farklı olarak kişinin dini ritüellerini tam ve zamanında yapamaması strese sebep olan bir etken olarak belirtilmiştir. Literatürde dini ritüellerin yapılmasının kişiler üzerindeki etkileriyle ilgili araştırmalar bulunsa da düzenli gerçekleştirilen ritüellerin eksikliği durumunda ortaya çıkan durumlarla ilgili herhangi bir ifadeye rastlanmamıştır.
Marka nefreti ile tüketicilerin kişilik özellikleri arasındaki ilişkinin irdelenmesi: Futbol taraftarları üzerine bir uygulama
Bu araştırmanın amacı, marka nefreti ile tüketici kişilik yapısı arasındaki ilişkinin irdelenmesidir. Araştırmanın evrenini Antalya ilinde yaşayan 18 yaş ve üzeri futbol taraftarları oluşturmaktadır. Çalışmada nicel araştırma yöntemi kullanılmış olup, veriler online anket yöntemiyle elde edilmiştir. Toplamda 405 anket değerlendirmeye alınmıştır. Elde edilen veriler SPSS paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Elde edilen verilere frekans analizi, faktör analizi, korelasyon analizi, regresyon analizi, farklılık analizleri uygulanmıştır. Yapılan faktör analizi sonucunda marka nefreti değişkeni dört boyut, tüketici kişilik yapısı değişkeni onbir boyut ortaya çıkmıştır. Marka nefreti boyutları, olumsuz ağızdan ağıza iletişim, şikayet, kaçınma ve protesto boyutlarından oluşmaktadır. Kişilik yapısı boyutları, soytarı, kahraman, asi, sihirbaz, bilge, aşık, vatandaş, kaşif, masum, bakıcı ve kral boyutlarındna oluşmaktadır. Yapılan korelasyon analizi sonucunda marka nefreti boyutları (olumsuz ağızdan ağıza iletişim, şikayet, kaçınma ve protesto) ile kişilik yapısı boyutları arasında düşük düzeyde anlamlı, pozitif (asi, bilge, bakıcı) ve negatif (vatandaş, kaşif, aşık) ilişkilerin var olduğu görülmektedir. Yapılan regresyon analizi sonucunda kişilik yapısı boyutlarının (asi, bilge, bakıcı, kaşif ve vatandaş) marka nefreti üzerinde etkisi olduğu saptanmıştır. Son olarak uygulanan t-testi ve tek yönlü ANOVA analizlerinde katılımcıların tüm demografik özellikleri ile kişilik yapısı ve marka nefreti boyutlarına yönelik algıları arasında anlamlı farklılıklar olduğu saptanmıştır.
İşin anlamının prososyal örgütsel davranışa ve hayatın anlamına etkisi
Anlam arayışı insanın varlık sahasına girdiği andan itibaren başlayan bir süreç, bir etkileşim, bir dayanak noktası oluşturma gayreti olarak ele alınabilir. Bu süreç içerisinde karşımıza çıkan en önemli faktörlerden biri de muhakkak bireyin yaşamsal faaliyetlerinin devamlılığı için sahip olması gereken işidir. İnsan ömrünün üçte birinin uykuda geçtiği varsayıldığında, geriye kalan zamanının yarısı yada daha fazlası iş ortamında geçmektedir. Bu bağlamda işin kendisi ve iş ile ilgili ortaya konulan performans ister istemez insanın anlam arayışında da önemli bir yere sahiptir. Bu kapsamda gerçekleştirilen araştırmanın temel amacı; çalışan bireylerin işin anlamlılığına yönelik algısının hayatın anlamı üzerindeki etkisini incelemektedir. Bununla birlikte günümüz işletme yöneticileri her geçen gün çalışanlarına yönelik beklentilerini artırmakta, kendilerinden ekstra birşeyler vererek şirketlerinin ve işlerinin performanslarını artırmalarını arzu etmektedir. Böyle bir arzunun yerine gelebilmesi için öncelikle çalışanların işlerinde anlam bulmaları ve işlerini sahiplenmeleri gerektiği düşünülmektedir. Dolayısıyla araştırmanın diğer bir amacı çalışan bireylerin işin anlamlılığına yönelik algısının prososyal örgütsel davranış üzerindeki etisini incelemektir. Bu doğrultuda araştırma nicel yöntem çerçevesinde yürütülmüş ve veri toplama tekniği olarak anket kullanılmıştır. Araştırma evreni Düzce şehir merkezinde çalışanlar olarak belirlenmiş ve evrenin tamamına ulaşmanın zorluğu nedeniyle örnekleme yöntemine gidilmiştir. Araştırmanın örneklemini ise evrende yer alan 600 çalışan oluşturmaktadır. Örnekleme yöntemi olarak kolayda örnekleme yöntemi tercih edilmiştir. Araştırma kapsamında ölçeklere yönelik açımlayıcı ve doğrulayıcı faktör analizleri gerçekleştirilmiş, hipotezlerin test edilmesi noktasında çok değişkenli regresyon analizlerinde faylanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre öncelikle prososyal örgütsel davranış ölçeğinin Türkçe diline uyarlanması sağlanmış ve ölçeğin rol tanımlı prososyal örgütsel davranış, prososyal örgütsel davranış ve bireysel prososyal davranış olmak üzere orjinaline uygun 3 boyut altında temsil edildiği tespit ve teyit edilmiştir. Hipotezleri test etmeye yönelik analiz sonuçlarına göre hayatta anlam varlığına pozitif yönde etki eden değişkenler anlamlı iş, tevazu ve iş ilişkileri şeklinde sıralanırken, hayatta anlam arayışına etki eden değişkenin işte anlam arayışı olduğu tespit edilmiştir. İşin anlamlılığı ile prososyal örgütsel davranışlar arasındaki ilişkiler ele alındığında anlamlı iş, tevazu ve iş ilişkilerinin rol tanımlı prososyal örgütsel davranışlara pozitif yönde etki eden önemli değişkenler olduğu tespit edilmiştir. Benzer şekilde aynı değişkenlerin prososyal örgütsel davranışlara da pozitif yönde etki ettiği tespit edilmiştir. Ayrıca işin anlamlılığını niteleyen tüm değişkenlerin (anlamlı iş, tevazu, iş ilişkileri, işte anlam arayışı) prososyal bireysel davranışı pozitif yönde etkilediği tespit edilmiştir. Dolayısıyla işin anlamlılığının hayatın anlamı ve prososyal örgütsel davranışa etki ettiğine yönelik hipotezler teyit edilmiştir. Hakeza bireylerin hayatlarındaki anlam arayışlarında ve anlamı güçlendirme gayretlerinde yaptıkları işe yönelimlerinin önemli tahmin ediciler olduğu, bununla birlikte bahsi geçen değişkenlerin çalışanların prososyal örgütsel ve bireysel davranış gösterme eğilimlerine de yön verdikleri iddiası teyit edilmiştir.
Dönüşümcü liderlik perspektifinden yenilikçi iş davranışının analizi: Otel işletmeleri üzerine bir araştırma
Bu çalışmanın amacı, turizm sektörünün önemli unsurlarından olan konaklama tesisleri içerisinde yer alan otel işletmeleri özelinde dönüşümcü liderlik bakış açısından yenilikçi iş davranışını incelemektir. Bununla birlikte, dönüşümcü liderliğin yenilikçi iş davranışı üzerinde etkisi üzerine değerlendirme yapılmasının yanı sıra otel işletmelerinde gerçekleşen yenilikçilik faaliyetlerini ortaya koymaktır. Literatürdeki teori ve uygulamaların sınırlılığından dolayı keşifsel ve tanımlayıcı araştırma yaklaşımlarının birlikte kullanıldığı araştırmanın evrenini, İstanbul ilinde faaliyet gösteren Kültür ve Turizm Bakanlığı listesinde yer alan 5 yıldızlı otel işletmeleri oluşturmaktadır. Çalışmada nitel araştırma yöntemi kullanılmış olup araştırma verileri, yarı yapılandırılmış mülakat tekniği ile elde edilmiştir. Araştırma sonucunda otel işletmesi yöneticilerinin dönüşümcü liderliğe en fazla yatkın oldukları boyutun bireysel destek boyutu olduğu saptanmıştır. Otel işletmeleri yöneticilerinin dönüşümcü liderliğe yatkınlık düzeylerinin en az olduğu boyutun ise ilham verici motivasyon olduğu belirlenmiştir. Yenilikçiliğe pozitif yaklaşan yöneticilerin otel işletmelerinde yenilikçilik faaliyetlerine; müşteri memnuniyeti oluşturma, teknolojiye ayak uydurma, etkin reklam ve pazarlama faaliyetleri yürütme, rekabet avantajı sağlama ve karlılığı artırma odaklı yaklaştıkları tespit edilmiştir. Yenilikçiliğe negatif yaklaşan otel yöneticilerinin ise yenilikçi faaliyetlerini riskli, yüksek maliyetli buldukları ve bütçe sınırlılıklarından ötürü yenilikçi faaliyetlere pozitif yaklaşmadıkları belirlenmiştir. 15 otel işletmesinde yenilikçilik faaliyetleri gerçekleştiği tespit edilmiştir. 10 otel işletmesinde ise; son 2 yıl içerisinde gerçekleştirilen bir yenilik faaliyetinin olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Yöneticiler, otel işletmelerinde gerçekleştirilen yenilikçi fikirlerin kaynağını sırasıyla; çalışanlar, yöneticiler, müşteriler, rakipler, tedarikçiler ve diğer olarak belirtmiştir. Yapılan analizler neticesinde otel işletmelerinde yenilikçi iş davranışının; öncüller, eylemler ve uygulama olarak üç aşamada gerçekleştiği belirlenmiştir. Otel işletmeleri yöneticilerinin yenilikçiliğe yaklaşımlarının dönüşümcü liderlik özellikleri bağlamında incelenmesinden elde edilen sonuçlar; yöneticilerin, dönüşümcü liderlik özellikleri gösterip göstermemeleri ile yenilikçiliğe yaklaşımları arasında hem pozitif hem de negatif anlamda açık ve belirgin bir ilişkinin olmadığını göstermektedir.
Dini yönelimin ve sosyal medya kullanımının gösterişçi tüketim üzerine etkisi
Gösterişçi tüketim bugünün tüketim toplumunu oluşturan tüketicilerin alışkanlıklarını ve satın alma davranışlarını açıklamaktadır. Dolayısıyla tüketim biçimine etki eden faktörlerin incelenmesi akademik anlamda büyük önem taşımaktadır. Gösterişçi tüketimi teşvik eden unsurların neler olduğunun bilinmesi, bireyleri gösterişçi tüketime yönlendirenin ne olduğunun ortaya konulması, bu konuda geliştirilecek pazarlama stratejilerinin daha doğru ve gerçekçi olmasını sağlayacaktır. Göstererek tüketmek, sergileyerek ve başkalarının görmesine izin vererek tüketmek anlamına gelen gösterişçi tüketim, satın alınan mal ve hizmetlere sembolik, duygusal ve psikolojik anlamlar yüklemekte, malı ekonomik ve fonksiyonel değerinden uzaklaştırmaktadır. Genel olarak dini inançlar ve özelde de İslam dini her ne kadar gösterişi, israfı yasaklasa da bugünün seküler ve kapitalist anlayışına eklemlenen Müslüman birey, modanın, reklamların ve kitle iletişim araçlarının etkisiyle gösterişçi tüketimden kaçamamaktadır. Sosyal medya araçları ise devamlı olarak gösterişçi tüketimi besleyen elverişli ortamlar sunmakta, kişilerin adeta birer vitrine dönüşerek, kendilerini sergilemelerine imkân vermektedir. Bu tez çalışması gösterişçi tüketimi dini yönelimin ve sosyal medya kullanımının nasıl etkilediğini araştırmakta, farklı dini yönelime sahip ve farklı amaçlarla sosyal medyayı kullanan kişilerin gösterişçi tüketim eğilimlerini incelemektedir. Nicel veri toplama yöntemlerinden çevirim içi anketin tercih edildiği bu çalışma sonucunda içsel dini yönelime sahip bireylerin daha az gösterişçi tüketimde bulundukları, dışsal dini yönelime sahip bireylerin ise gösterişçi tüketim eğilimlerinin daha fazla olduğu görülmüştür. Ayrıca sosyal medya kullanımının gösterişçi tüketimi pozitif yönde etkilediği, sosyal medyayı eğitim amaçlı kullananlar ile gösterişçi tüketim arasında negatif yönlü bir ilişki olduğu araştırma sonucunda görülmüştür. Sosyal medya kullanım amacının gösterişçi tüketim üzerinde etkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Corporate social responsibility in competitive market and the effects on companies profitability
In recent years, extensive research has explored the relationship between corporate social responsibility (CSR) and its impact on corporate profitability. This study focuses on companies listed on the Tehran Stock Exchange and investigates how CSR activities affect corporate profitability, while also considering the influence of market competition. The study encompasses a total of 155 companies over the period from 2011 to 2021. The findings reveal a significant positive correlation between CSR disclosure and corporate profitability. Companies that actively engage in CSR initiatives and transparently communicate their social responsibilities tend to experience enhanced financial performance. Moreover, the study examines the moderating role of market competition in this relationship. While market competition does not significantly moderate the relationship when profitability is measured by the Tobin's Q metric, it emerges as a moderator when profitability is assessed using the Return on Assets (ROA) metric. In conclusion, this research contributes valuable insights into the intricate relationship between CSR and profitability within companies listed on the Tehran Stock Exchange. These findings have implications for investors, managers, and policymakers, shedding light on the potential for CSR to enhance financial performance. Keywords: Corporate Social Responsibility (CSR), Profitability, Market Competition
Kulüp imajının lisanslı ürün satın alma davranışına etkisinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı; kulüp imajının lisanslı ürün satın alma davranışı üzerine etkisini araştırmaktır. Araştırma örneklemi daha önce lisanslı ürün satın alma deneyimi olan rastgele tesadüfi seçilmiş taraftarlar oluşturmaktadır. Araştırmada olasılığa dayalı olmayan örnekleme yöntemlerinden kolayda örnekleme yöntemi uygulanmış olup, veriler yüz yüze yapılan anketler aracılığı ile Düzce ilinde ikamet eden bireylerden toplanmıştır. Bununla beraber değerlendirilmeye alınamayacak anketler de dikkate alınarak toplamda 500 anket dağıtılmıştır. Dağıtılan anketlerden hatalı ve eksik doldurulmuş olanlar çıkartıldığında 445 tanesi değerlendirmeye alınmıştır. Elde edilen veriler üzerinde frekans, faktör, korelasyon, çoklu doğrusal regresyon, uyum analizi, t-testi ve tek yönlü ANOVA analizleri yapılmıştır. Verilerin analizi SPSS paket programı kullanılarak yapılmıştır. Açıklayıcı faktör analizi sonuçlarına bakıldığında, kulüp imajı açısından iki boyut ortaya çıkmıştır. Bu boyutlar; saha dışı performansa dayalı uygulamalar ve saha içi performansa dayalı uygulamalar şeklinde belirlenmiştir. Lisanslı ürün satın alma davranışı için uygulanan açıklayıcı faktör analizi sonuçlarında ise kulüp odaklı ve taraftar odaklı boyutları ortaya çıkmıştır. Korelasyon analizi sonuçlarına göre kulüp imajı alt boyutları (saha dışı performansa dayalı uygulamalar, saha içi performansa dayalı uygulamalar) ile lisanslı ürün satın alma davranışı alt boyutları (kulüp odaklı, taraftar odaklı) arasında yüksek ve orta düzeyde anlamlı, pozitif ilişkilerin var olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Yapılan çoklu doğrusal regresyon analizleri sonucunda ise; kulüp imajı boyutlarının lisanslı ürün satın alma davranışı boyutları üzerinde anlamlı bir etkisinin olduğu saptanmıştır. Verilere uygulanan t-testi ve tek yönlü ANOVA analizlerinde katılımcıların medeni durumları, meslekleri ve ortalama gelirleri dışında kalan tüm demografik özellikleri ile kulüp imajı ve lisanslı ürün satın alma davranışı boyutlarına yönelik algıları arasında anlamlı farklılıklar olduğu tespit edilmiştir. Yapılan uyum analizleri sonucunda katılımcıların taraftarı oldukları takıma göre ilgilendikleri spor branşları incelenmiştir. Bunlar arasında E-sports, yelken, kürek spor branşları haricinde kalan spor branşlarının en az bir spor kulübü tarafında kümelendikleri ve yakın değerlere ulaşıldığı sonucuna varılmıştır. Katılımcıların taraftarı oldukları takımlara göre satın aldıkları lisanslı ürünler hakkında yapılan uyum analizi sonucunda ise tüm lisanlı ürünler arasında yakın ilişkili değerlere ulaşılmıştır. Son olarak taraftarı olunan takım ile ilgi duyulan spor branşı ve satın alınan lisanslı ürünler hakkında frekans analizi yapılmıştır. Bu analiz sonucunda ise taraftar gruplarının en çok ilgi duydukları spor branşı olarak futbol, basketbol, voleybol sıralanmıştır. Katılımcıların satın almayı tercih ettiği lisanslı ürünler için ise sıralama; forma, atkı, bere, bandana ve aksesuar ürünleri şeklinde oluşmuştur.
Kurumsal nakit yönetimi: Firma düzeyinde kanıtlar
Bu tez çalışması, kurumsal nakit yönetimini hem kazanç yönetimi uygulamaları hem de yatırım kararları bağlamında incelemekte ve iki farklı uygulamalı çalışma aracılığıyla firma düzeyinde bulgular sunmaktadır. Analizlerde, modellerin dinamik doğası ve potansiyel içsellik sorunlarına yanıt verebilmek amacıyla Genelleştirilmiş Momentler Metodu (GMM) kullanılmıştır. İlk uygulamalı çalışma, 2011-2021 döneminde İstanbul, Londra, Frankfurt ve São Paulo borsalarında işlem gören finans dışı sektörlerde faaliyet gösteren firmaları kapsamakta olup kazanç yönetimi ile nakit tutma ilişkisini ele almaktadır. Bulgular, kazanç yönetiminin nakit tutma düzeyini negatif ve anlamlı biçimde etkilediğini; bu ilişkinin ülkeler arasında ve muhasebe gelenekleri bağlamında farklılaştığını göstermektedir. Özellikle alacak yönetimi, varlık kalitesi ve tahakkukların seviyesi gibi unsurların firmaların nakit politikalarında rol oynadığı görülmüştür. Bununla birlikte, Türkiye özelinde kazanç yönetiminin nakit tutma üzerindeki etkisi istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. İkinci uygulamalı çalışma, 2003-2023 döneminde Borsa İstanbul'da işlem gören finans dışı sektörlerde faaliyet gösteren firmalar ve imalat sektörü alt örneklemi üzerinden nakit tutma-yatırım ilişkisini finansal kısıtlar ve küresel finansal kriz bağlamında incelemektedir. Bulgular, nakdin yatırımlar üzerinde pozitif ve anlamlı bir etkisi olduğunu; finansal kısıtların yatırım eğilimini baskıladığını; kısıtsız firmalarda yatırım-nakit tutma düzeyi duyarlılığının görece zayıf olduğunu ve kriz sonrası dönemde nakdin yatırım üzerindeki etkisinin zayıfladığını ortaya koymaktadır.
İnternet reklamlarına yönelik tüketici algılarının satın alma davranışlarına etkisi
Bu çalışma, dijitalleşen dünyada internet reklamlarının tüketicilerin satın alma davranışları üzerindeki etkisini incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırma kapsamında tüketicilerin internet reklamlarına yönelik algılarının (bilgilendiricilik, eğlence, güvenilirlik, ekonomik fayda ve değer yozlaşması), satın alma davranışları üzerindeki etkileri değerlendirilmiştir. Bu doğrultuda oluşturulan araştırma modeli, nicel araştırma yöntemleri çerçevesinde test edilmiştir. Veri toplama süreci kapsamında çevrim içi anket uygulanmış ve 400'den fazla katılımcıdan veri elde edilmiştir. Veriler SPSS yazılımı kullanılarak analiz edilmiş; güvenilirlik analizi, korelasyon, regresyon ve tanımlayıcı istatistikler uygulanmıştır. Yapılan analizler sonucunda, bilgilendiricilik, güvenilirlik, ekonomik fayda, eğlence değişkenlerinin tüketicilerin satın alma davranışları üzerinde istatistiksel olarak anlamlı ve pozitif etkileri olduğu belirlenmiştir. Buna karşılık, değer yozlaşması değişkeninin satın alma davranışına anlamlı bir etkisi tespit edilememiştir. Araştırma bulguları, tüketicilerin internet reklamlarını değerlendirirken yalnızca görsel veya eğlenceli özelliklerden ziyade bilgi sunumu, güven algısı ve ekonomik katkı gibi unsurları ön planda tuttuklarını ortaya koymaktadır. Elde edilen sonuçlar, dijital reklam stratejilerinin tüketici merkezli olarak yeniden yapılandırılması gerektiğini göstermektedir. Anahtar Kelimeler: İnternet reklamları, tüketici davranışı, reklam algısı, satın alma.
Dini tutumun tesettür moda giyim tercihinde referans gruplarının aracılık rolünün belirlenmesine yönelik uygulamalı bir çalışma
Araştırmanın temel amacı tesettürlü kadın bireylerin, dini tutumlarının tesettür moda giyim tercihine etkisi ve referans gruplarının aracılık rolünün belirlenmesine yöneliktir. Ayrıca bir diğer amaç ise dini tutumun satın alma davranışı üzerindeki etkisini incelemektir. Araştırmanın yapısı gereği daha kapsamlı bilgi elde edilmesi için nicel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Kolayda örneklem yöntemi ile toplamda 448 tesettürlü kadından alınan veriler spss paket programı aracılığıyla analiz edilmiştir. Araştırma Dini Tutum Ölçeği, Satın Alma Ölçeği ve Tesettür Moda Giyim Davranışı Ölçeği olmak üzere üç ölçek ile oluşturulmuştur. Çalışmanın sonucu dahilinde, dini tutumun tesettür moda giyim ve satın alma davranışı arasındaki ilişki incelendiğinde, içselleştirilmiş inanç boyutu ile inanca uygun satın alma davranışı, dikkatli satın alma davranışı, planlı satın alma davranışı, çevreden etkilenen bireyler ve statükoyu ön plana alan bireyler arasında anlamlı düzeyde bir ilişki bulunmuştur. geleneksel dindarlık anlayışı boyutu ile alışılmış satın alma davranışı, inanca uygun satın alma davranışı, dikkatli satın alma davranışı, uzman satın alma davranışı inanç unsurunu ön plana alan bireyler ve modayı takip eden bireyler arasında anlamlı düzeyde ilişki bulunmuştur. Referans gruplarının aracılık rolü katılarak bağımlı ve bağımsız değişken arası ilişki incelendiğinde, statükoyu ön plana alan bireyler bağımlı değişkenin anlamsız çıktığını, içselleştirilmiş inancın statükoyu ön plana alan bireylere etkisinde referans gruplarının tam aracılık rolüne sahip olduğu göstermektedir.
Müşterilerin demografik özelliklerine göre katılım bankalarını tercih etme nedenleri
Bu çalışma ile bireylerin katılım bankalarını tercih ederken hangi faktörleri, ne ölçüde göz önünde bulundurdukları tespit edilmeye çalışılmıştır. Demografik değişkenlerin, tercih faktörleri üzerindeki etkisi tespit edilmeye çalışılmıştır. Bu amaçla Gaziantep ili merkez ilçelerinde (Şehitkâmil, Şahinbey) 274 katılım bankası müşterisi ile yüz yüze anket yöntemi ile uygulama gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın analizi için, IBM SPSS Statistics 23 Programı kullanılmış, açıklayıcı faktör analizi, t- testi, f- testi, Welch, Brown ve Forsythe testinden yararlanılmıştır. Araştırmanın analiz sonuçlarına bağlı olarak durum tespiti yapılmış; bankacılık sektörüne ve özelinde katılım bankalarına tavsiyelerde bulunulmuştur. Çalışmanın sonucunda müşterilerin katılım bankası tercihlerini etkileyen değişkenler beş faktör altında toplanmıştır. Bu faktörler şunlardır: ''Kurumsal İmaj Faktörü'', ''Finansal İmkânlar Faktörü'', ''Şube ve Alternatif Kanal Ağ Faktörü'', ''Banka ile ilgili Fiziksel özellikler Faktörü'' ve ''Personel ile ilgili Özellikler''dir. Tercih faktörleri ile demografik değişkenler arasında anlamlı farklılıklar bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Banka Seçim Kriteri, İslami Bankacılık, Katılım Bankacılığı
Türev ürünlerin kullanımının katılım bankalarının finansal performansına etkisi
Bankacılıkta türev ürünlerin kullanımı, 2019 yılında bankacılık sektörünün aktif büyüklüğü kadar büyüklüğe ulaşmıştır. Bankaların hem kaynak yapılarının çeşitlendirilmesi hem de yeni gelir getirici kaynaklar oluşturmak adına özellikle finansal türev ürünlerin kullanımlarında işlem hacimleri giderek artmaktadır. Çalışmanın temelini Katılım Bankalarının bankacılık sektörü içerisindeki payının daha artırılabilmesi için türev ürünlerin kullanımının teşvik edilmesi gerekliliği yaklaşımı oluşturmaktadır. Bu çalışmamız türev ürünlerin kullanımının Katılım Bankalarının finansal performanslarına etkisinin incelenmesi üzerine yapılmaktadır. Katılım bankalarının bilançolarının aktif kalemleri içerisinde yer alan türev ürünler dikkate alınarak, Katılım Bankalarının aktif kalitesi, sermaye yeterliliği, kârlılık ve likidite gibi finansal performans ölçütlerine olan etkisi incelenerek gelecek açısından bir perspektif oluşturulmaya çalışılmıştır. Türev ürünlerin kullanımının Katılım Bankaların finansal performansına etkisi sonuç itibariyle değerlendirildiğinde, çalışmada kullanılan CAMELS performans kriterlerinden aktif kalitesi, sermaye yeterliliği, kârlılık ve likidite kriterleri açısından bakıldığında olumlu sonuçlar ortaya çıkmıştır. Türev ürünlerin kullanımının artması ile katılım bankalarının aktif kalitelerinin ve sermaye yeterliliklerinin yükseldiği görülmektedir. Türev ürünlerin likidite ve kârlılık ölçütlerine olumlu etki etmediği ortaya konulsa da türev ürünlerin kullanımı diğer hazine işlemlerini tetiklediği, özellikle dış ticaret müşterileri kazanımı noktasında pozitif katkı sağladığı görülmektedir.
Kalite problemlerinin analizinde istatistiksel kalite kontrol araçlarının ve gri ilişkisel analiz yönteminin kullanımı: İnşaat sektöründe bir uygulama
Bu araştırmada işletmelerin rekabet avantajı sağlayabilmeleri ve sürdürülebilir olmalarında önemli rol oynayan müşteri memnuniyetini ve üretim maliyetini yakından etkileyen birçok kalite problemlerinin aslında doğru veri ve iyi bir analizle sadece birkaçının çözümünün sonucunda etkili bir iyileştirme sağlayacağını gösterebilmektir. Çalışmanın uygulama verileri özel bir inşaat firmasından alınmıştır. Bir yıllık veri ile gerçekleştirilen uygulamada istatistiksel kalite kontrol, çok kriterli karar verme tekniklerinden gri ilişkisel analiz teknikleri kullanılmıştır. Firmada meydana gelen hatalar pareto analizi ve gri ilişkisel analiz tekniklerinin harmanlanmış şekliyle incelenmiş ve en fazla orana sahip hata türleri sebep sonuç diyagramı ile firma yetkilileri ile birlikte irdelenmiştir. Araştırma sonucunda kalite iyileştirmede firmaya öncelikle hangi hatalardan başlaması gerektiği konusunda bilimsel bir veri sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Müşteri Memnuniyeti, Rekabet Avantajı, Sürdürülebilirlik, Üretim Maliyeti
Tedarik zinciri işbirliğinin inovasyon ve performans üzerindeki etkisinin Yapısal Eşitlik Modellemesi ile analizi
Son 30 yılda yaşanan teknolojik gelişim, farkındalık düzeyinin yükselmesi ve kültürel değişimler firmalar için yeni pazarlar ve yeni ürünlerin ortaya çıkmasını sağladığı gibi daha çok ürün ve hizmet pazarlayabilmek için daha farklı strateji ve enstrümanların arayışını gerekli kıldı. Bu arayışlar neticesinde firmalar, sahip oldukları organik yapı, yönetim anlayışı ve çevre ile olan ilişkileri itibariyle önemli değişimler geçirdiler. Tedarik zinciri yönetimi bu değişimden etkilenen alanların başında gelmektedir. Etkili bir tedarik zinciri için firmalar iç ve dış çevreye duyarsız kalmamaları gerektiğini öğrenmiş bulunmaktadırlar. Hem müşteri hem tedarikçi katılımlı üretim süreci giderek önem kazanmaktadır. Bir ürünün geliştirilme aşamasından nihai kullanıcıya ulaşımına kadar bütün süreçlerde işbirliği içinde hareket etmek firmalar için çok önemli bir hale gelmiştir. Bu araştırmada tedarik zinciri işbirliği, bilgi paylaşımı ve müşteri ilişkileri değişkenlerinin firma performansı üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Ayrıca tedarik zinciri çevikliği ve tedarikçi inovasyonunun bu etkilerdeki aracılık rolü test edilmiştir. Rekabet yoğunluğunun düzenleyici rolü test edilmiştir. Bu amaçla Türkiye'nin ilk 1000 sanayi firması üzerinde anket çalışması yürütülmüş, 398 firmadan elde edilen veriler analiz edilmiştir. Gerçekleştirilen analiz neticesinde tedarik zinciri işbirliği, bilgi paylaşımı, tedarik zinciri çevikliği ve tedarikçi inovasyonunun firma performansını aynı yönde anlamlı olarak etkilediği bulgusuna ulaşılmıştır. Tedarik zinciri işbirliği ve bilgi paylaşımının ürün inovasyonu ve firma performansı üzerindeki etkisinde tedarik zinciri çevikliği ve tedarikçi inovasyonunun aracı rolü olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca tedarik zinciri işbirliği ve tedarikçi inovasyonunun firma performansı üzerindeki etkisinde, tedarik zinciri işbirliği ve tedarik zinciri çevikliğinin ürün inovasyonu etkisinde rekabet yoğunluğunun düzenleyici rolü bulunduğu sonucu elde edilmiştir.
Oy verme davranışının kuşak teorisi ve politik pazarlama çerçevesinde incelenmesi: 2017 referandumu üzerine bir araştırma
Politik pazarlamada amaç, seçmen ihtiyaç ve isteklerinin doğru tespit edilebilmesi, seçmenlere yönelik pazarlama politikalarının oluşturulması, uygulanması ve en nihayetinde siyasal süreçte sürdürülebilir bir seçmen memnuniyeti ve buna bağlı olarak seçmen sadakati oluşturulabilmesidir. Özellikle, aldığı oy oranına bakılmaksızın seçimlerde ikinci olan partinin seçimi kaybetmiş sayıldığı ve bu nedenle rekabetin acımasız boyutlarda yaşandığı politize oranı yüksek toplumlarda, rakiplerden farklılaşarak ön plana çıkmak siyasetin uygulayıcı aktörlerinden olan siyasal partiler için son derece önemlidir. Bu farklılaşmanın yaratılabilmesi için rakiplerin, pazarın ve diğer değişkenlerin iyi analiz edilmesi, pazarın bölümlendirilmesi, konumlandırmaya bağlı politikaların ve rekabete bağlı stratejilerin oluşturulması ve uygulanması çok önemlidir. Bu farklılaşmayı ortaya koymak için siyasal patiler ve adaylar pazarlama uygulamalarından ve pazarlama karması elemanlarından verimli bir şekilde yararlanmak zorundadırlar. Bu araştırma 2017 Anayasa değişikliği referandumunda, seçmenlerin oy tercihleri üzerinde etkili olan bazı siyasal ve sosyal etkenlerin etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır ve bireylerin içinde bulundukları kuşaklara göre bu seçim boyunca yürütülen bazı politik pazarlama unsurlarından etkilenme düzeyleri araştırılmıştır. Bu doğrultuda Gaziantep'te on sekiz yaş ve üzerinde olan 1230 katılımcıyla yüz yüze anket gerçekleştirilmiştir. Elde edilen veriler istatistiki analizlere tabi tutulmuştur. Bu kapsamda, yaş kuşakları ile referandumda kullanılan oy arasında farklılıklar olduğu görülmüştür. Referandum metnini okuma durumundaki artış hayır oyu kullanma olasılığını arttırdığı, bireylerdeki yaşlılık oranının artması evet oyu kullanma olasılığını arttırdığı, sempati duyulan partinin propagandalarından politik pazarlama faaliyetlerinden etkilenme düzeyinin yaşlılarda daha fazla olduğu, daha yaşlı kuşakların lidere duyulan sempatiden etkilenme düzeylerinin genç kuşaklara göre daha fazla olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Çalışma dört bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde giriş yapıldıktan sonra, ikinci bölümde ise kuşak teorisi ve pazarlama alanında kuşak teorisi ile ilgili yapılan çalışlara yer verilmiştir. Üçüncü bölümde politik pazarlama kavramına ve son bölümünde ise materyal ve yöntemden bahsedilmiş, Gaziantep ilinde oy verme yeterliliğine sahip olan seçmenler üzerinde uygulamalı bir çalışma yapılmış, konunun teorik kısmı daha belirgin hale getirilmiştir.
Kurumsal sosyal sorumluluk faaliyetlerinin tüketicilerin marka algısı ve satın alma niyetine etkileri: Z kuşağı tüketicileri üzerine bir inceleme
Bu çalışma, firmaların kurumsal sosyal sorumluluk (KSS) faaliyetlerinin tüketicilerin marka algısı ve satın alma niyeti üzerindeki etkilerini Z kuşağı özelinde incelemektedir. Günümüzde işletmeler sadece kâr amacı güden kurumlar olmanın ötesinde, toplumsal ve çevresel sorumlulukları da üstlenmektedir. Z kuşağının dijitalleşmiş dünyada markaları algılama ve satın alma kararlarında KSS faaliyetlerinin belirleyici bir unsur haline geldiği görülmektedir. Araştırmada literatür taraması yapılarak KSS'nin tarihsel gelişimi, boyutları, yararları ve karşıt görüşleri ele alınmıştır. Ayrıca marka algısı, kurumsal imaj, itibar, tutum ve tüketici satın alma davranışları gibi kavramlar KSS ile ilişkilendirilmiştir. Çalışmada anket yöntemiyle elde edilen veriler istatistiksel analizlere tabi tutulmuş, güvenilirlik testleri ve korelasyon analizleri yapılmıştır. Bulgular, firmaların yürüttüğü sosyal sorumluluk projelerinin Z kuşağı tüketicilerinde marka güveni, imajı ve bağlılığını güçlendirdiğini, aynı zamanda satın alma niyetlerini pozitif yönde etkilediğini göstermektedir. Sonuç olarak, işletmelerin sürdürülebilir bir rekabet avantajı elde etmelerinde KSS projelerinin kritik bir rol oynadığı tespit edilmiştir. Z kuşağı, markaları değerlendirirken etik, çevresel ve toplumsal duyarlılığı ön planda tutmakta; bu nedenle firmaların KSS stratejilerini doğru yönetmeleri uzun vadede marka değerini artırıcı bir unsur olarak öne çıkmaktadır. Anahtar Kelimeler: Kurumsal Sosyal Sorumluluk, Z Kuşağı, Marka Algısı, Satın Alma Niyeti, Tüketici Davranışları
Finansal esneklik ve bileşenlerinin çalışma sermayesi üzerindeki etkisi: Borsa İstanbul üzerine araştırma
Finansal esneklik, bir firmanın mevcut kaynaklarını ve borçlanma kapasitesini, beklenmedik yatırım fırsatlarında ve ani nakit ihtiyaçları karşısında hızlı ve etkili bir biçimde kullanabilme yeteneğini ifade etmektedir. Çalışma sermayesi yönetimi açısından finansal esneklik, firmaların kısa vadeli yükümlülük ve borçlarını karşılama kapasitesini güçlendirerek likidite riskinin azaltılması ve firmanın operasyonel sürekliliğinin sağlanmasına katkı sunmaktadır. Yedek borç kapasiteleri ve/veya kullanılmayan nakit rezevleri aracılığıyla finansal esneklik sağlayan firmalar, aniden ortaya çıkan finansman gereksinimlerinde daha önce kullanılmamış nakit ve borç kapasitesinin ortaya çıkarabilceği fırsat maliyetlerini minimize ederek hızlı tepki verebilme potansiyeline sahip olmaktadır. Bu araştırmada finansal esnekliğin çalışma sermayesi gereksinimi üzerindeki etkileri hem nakit esnekliği hem de borç esnekliği bileşenleri temelinde incelenmesi hedeflenmiştir. Ayrıca, firmaların çalışma sermayesi gereksinimi ile faaliyet nakit akışı, firma büyüklüğü, brüt kâr marjı, firma büyümesi, finansal sıkıntı ve piyasa değeri/defter değeri oranı gibi firma özelindeki faktörler arasındaki ilişkininin yönü ve düzeyinin analiz edilmesi de amaçlanmıştır. Araştırma kapsamında, Borsa İstanbul'a (BİST) kayıtlı finansal olmayan firmaların 2007-2023 dönemine ait finansal tabloları kullanılmış ve Stata programında panel veri analizine dayalı sabit etkiler modeli kullanılarak inceleme yapılmıştır. Elde edilen bulgularda, finansal esnekliğin çalışma sermayesi gereksinimi üzerinde pozitif ve istatistiksel olarak anlamlı bir etkisinin bulunduğu tespit edilmiştir. Finansal esneklik bileşenleri ayr ayrı incelendiğinde ise sadece borç esnekliğinin çalışma sermayesi gereksinimi üzerinde pozitif ve istatistiksel olarak anlamlı bir etkisinin bulunduğu;buna karşılık nakit esnekliğinin çalışma sermayesi gereksinimi üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir etkisinin bulunmadığı belirlenmiştir. Ayrıca, çalışma sermayesi gereksinimi üzerinde anlamlı bir etkiye sahip olan firma özelindeki tek değişkenin finansal sıkıntı olduğu ve bu etkinin negatif yönlü olduğu gözlenmlenmiştir. Anahtar kelimeler: Finansal esneklik, nakit esnekliği, borç esnekliği, çalışma sermayesi
Okul öncesi eğitimde hizmet kalitesinin ölçülmesi ve kalite imajına etkisi: Bir anaokulu örneği
Okul öncesi eğitim ortamlarında kalite kavramı, bu alandaki eğitimin temel belirleyicilerinden biri olarak kabul edilmektedir. Okul öncesi eğitimde kalitenin tanımlanması, uygulanması ve değerlendirilmesi süreçleri; eğitim kurumunun sadece pedagojik yönünü değil, aynı zamanda yapısal, yönetsel ve sosyal boyutlarını da kapsamaktadır. Okul öncesi eğitim kurumlarında kalite ihtiyacı; öğretim programları, öğretmen yeterlilikleri, yönetim anlayışı, aile katılımı ve fiziksel çevre koşulları gibi birçok değişkenin bir arada ele alınmasını zorunlu kılmaktadır. Bu çalışma, okul öncesi eğitimde hizmet kalitesinin ölçümüne ve kalite imajına etkisine odaklanmaktır. Bu amaçla, Adana'daki bir okul öncesi eğitim kurumunun velilerinin tamamından veri toplanarak okulun hizmet kalitesi ölçülmüş ve ayrıca algılanan hizmet kalitesi boyutlarının (empati, güvenilirlik, duyarlılık, güvence, fiziksel kanıtlar) kalite imajına etkisi test edilmiştir. Okul öncesi eğitimde algılanan ve beklenen hizmet kalitesi arasındaki farkı ölçmek amacıyla SERVQUAL yönteminden yararlanılmıştır. Ayrıca, algılanan hizmet kalitesinin kalite imajına etkisi regresyon analizi ile test edilmiştir. Araştırma bulguları; okul öncesi eğitim kurumlarından hizmet alanların kuruma ilişkin imaj algılarını en çok etkileyen unsurun "duyarlılık" ; en az etkileyen unsurun ise "fiziksel kanıtlar" olduğunu göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Hizmet kalitesi, SERVQUAL, kalite imajı, okul öncesi eğitim
Metaverse ve elektronik ağızdan ağıza iletişimi benimseme niyetinin bilgi benimseme ve tutum bulaşma modeliyle incelenmesi
Yeni ürünler, markalar ve teknolojilerin benimsenme süreçlerinde elektronik iletişim araçlarıyla dijitalleşmenin rolü ve etkisi gün geçtikçe artmaktadır. Sosyal medyanın yaygınlaşması, bilginin karşılıklı/çift yönlü olarak aktarılmasının ve yaygınlaşmasının önünü açmıştır. Günümüzde bir ürün veya hizmetle ilgili yenilikçi fikirler veya görüşler, web siteleri veya sosyal medya platformları aracılığıyla açıkça ifade edilebilmektedir. Tüketiciler ise bu tür bilgilerle etkileşime girdiklerinde, ilgili ürün veya hizmete yönelik algıları pekişmektedir. İnternetin geleceği olarak adlandırılan Metaverse ise, çevrim içi platformlar aracılığıyla duyurulmuş ve oldukça dikkat çekmiştir. Tüketicilerin yorumları ve etkileşimleri ise kavramın yaygınlaşmasına katkıda bulunmuş, sadece 2021 yılında Metaverse kelimesini aratanların oranı %7.200 artmıştır. Elektronik ağızdan ağıza iletişim bu bağlamda, bilgi dönüşümü için bir temel oluştursa da, alınan bilginin gerçek etkisi kişiden kişiye farklılık gösterebilmektedir. Bu etki yeni ürünlerin kabul ve benimseme süreçlerinde de etkili olmaktadır. Yeni bir ürün veya hizmetle ilgili çevrim içi platformlar aracılığıyla diğer insanların yorum veya paylaşımlarından bilgi edinen kişilerin, aldıkları bilgiye verdikleri tepki, temelde üç ana faktöre bağlıdır. Bunlar, kişinin bireysel olarak ürüne olan ilgilenimi, bilgi kaynağının güvenilirliği ve kişinin çevresel etkilere maruz kaldığı sosyal etkidir. Bu çalışmanın amacı, Metaverse'ü ve elektronik ağızdan ağıza iletişimi benimseme niyetinin bilgi benimseme modeli ve tutum bulaşma teorisi çerçevesinde açıklamaya çalışmaktır. Bu amaçla, 800 gönüllü katılımcıyla gerçekleştirilen anket çalışmasının verileri SmartPLS istatistik analiz programı ile analiz edilmiştir. Hipotez testi için yapısal eşitlik modellemesinin kullanıldığı çalışma bulgularına göre, kaynak güvenilirliği, ilgilenim ve sosyal etki, Metaverse ile ilgili çevrim içi yorumlara karşı tutumu pozitif yönlü ve anlamlı olarak etkilemektedir. Tutum bulaşma etkisi bağlamında ise, çevrimiçi yorumlara karşı tutumunun, Metaverse'e karşı tutuma etkisi, elektronik ağızdan ağıza iletişimin benimsemesine kıyasla daha güçlüdür. Çalışma sonuçlarına göre, günümüzün en hızlı ve kolay ulaşılabilir bilgi kaynağı olan çevrim içi platformlardaki yorumların ve elektronik ağızdan ağıza iletişimin yeni teknolojilerin benimsenmesini etkilediği anlaşılmaktadır. Bu çalışmada bilgi benimseme, elektronik ağızdan ağıza iletişimi benimseme ve tutum bulaşma teorileri kapsamında Metaverse benimseme niyetini ölçen bir model geliştirilmiştir. Bu anlamda mevcut literatüre ve teoriye katkı sağlanmaktadır. Sektöre yönelik derinlemesine bir bakış sağlayan IPMA analizi sonuçlarında ise Metaverse'e karşı tutum ve çevrim içi yorumların etkisi, Metaverse'e karşı niyeti en fazla etkileyen faktörler olmuştur. Bu anlamda çalışmanın hem pratik hem de teorik açıdan literatüre katkı sağladığı söylenebilmektedir. Anahtar kelimeler: Metaverse, bilgi benimseme modeli, elektronik ağızdan ağıza iletişim, tutum bulaşma teorisi, tüketicinin benimseme niyeti
Katılım bankası müşterilerinin e-hizmet kalitesi, e-müşteri memnuniyeti, müşteri sadakati ve algılanan değer ilişkisi: Bir yapısal eşitlik modeli uygulaması
Bu çalışmanın temel amacı; Türkiye'de faaliyet gösteren katılım bankacılığı müşterilerine internet ortamında sunulan e-hizmet kalitesi ile müşteri sadakati, algılan değer ve e-müşteri memnuniyeti arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki olup olmadığını saptamaktır. Yapılan çalışmada ESQUAL e-hizmet kalitesi ölçeği kullanılmıştır. Bu ölçekte e-hizmet kalitesi; etkinlik, sistemin sürekliliği, yerine getirme ve gizlilik olmak üzere toplam dört boyuttan oluşmaktadır. Çalışma kapsamına Türkiye'de faaliyet gösteren katılım bankacığı müşterisi olan ve bu bankanın internet bankacılığı ve/veya mobil bankacılık hizmetlerinden yararlanan kişiler dahil edilmiştir. Araştırmada nicel yöntem kullanılmıştır. Hizmet kalitesi boyutları birden fazla olup bunlardan müşteri sadakati, algılanan değer ve müşteri memnuniyeti değişkenleri ile olan ilişkisini eş zamanlı olarak incelemek için çok değişkenli istatistiksel yöntemlerden birinin kullanılması gerekmektedir. Bu doğrultuda araştırmada, oluşturulan modeller çerçevesinde tüm değişkenler arasındaki ilişkinin eş zamanlı olarak incelenmesini sağlayan Yapısal Eşitlik Modellemesi (YEM) kullanılmıştır. YEM ölçüm modeli ve yapısal modeli kapsamaktadır. Çalışma neticesinde e-hizmet kalitesi ile müşteri sadakati, algılan değer ve e-müşteri memnuniyeti arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır. Araştırmada oluşturulan modeller kabul edilmiştir. Anahtar Sözcükler: Katılım Bankacılığı, E-Hizmet Kalitesi, Algılanan Değer, Müşteri Sadakati, E-Memnuniyet
Kurumsal yönetim uygulamalarının çalışma sermayesine etkisi: BİST imalat şirketlerinde bir uygulama
Bu çalışmada, genel olarak kurumsal yönetim uygulamaları ile çalışma sermayesi yönetimi unsurları arasındaki ilişki incelenmiştir. Bu kapsamda; Türkiye'de imalat sektöründe faaliyet gösteren ve Borsa İstanbul'da işlem gören 153 şirketin 2012-2017 yılları arasına ait mali tablolar ve faaliyet raporlarından elde edilen veriler kullanılarak ekonometrik modeller oluşturulmuştur. Bu modeller regresyon analizi ile test edilmiştir. Bu çalışmada elde edilen bulgulara göre; kurumsal yönetim uygulamaları ile çalışma sermayesi yönetimi unsurları arasında ilişkiler olduğu belirlenmiştir. Yapılan analiz sonucunda; nitelikli pay sahipliği oranı ve halka arz oranı ile ticari borç devir süresi arasında pozitif ilişki; yönetim kurulu üye sayısı ile alacak tahsil süresi arasında negatif ilişki; yönetim kurulu üye sayısı ve nitelikli pay sahipliği oranı ile stok devir süresi arasında negatif ilişki; halka arz oranı ile stok devir süresi arasında pozitif ilişki; kadın üye oranı ve halka arz oranı ile nakit dönüş süresi arasında pozitif ilişki olduğu tespit edilmiştir. Ancak, yönetim kurulu üye sayısı, bağımsız üye oranı kadın üye oranı, denetim komitesi ve riskin erken saptanması komitesi ile ticari borç devir süresi arasında ilişki olmadığı; bağımsız üye oranı, kadın üye oranı, nitelikli pay sahipliği oranı, halka arz oranı, denetim komitesi ve riskin erken saptanması komitesi ile alacak devir süresi arasında ilişki olmadığı; bağımsız üye oranı, kadın üye oranı, denetim komitesi ve riskin erken saptanması komitesi ile stok devir süresi arasında ilişki olmadığı; yönetim kurulu üye sayısı, bağımsız üye oranı, nitelikli pay sahipliği oranı, denetim komitesi ve riskin erken saptanması komitesi ile nakit dönüş süresi arasında ilişki olmadığı; yönetim kurulu üye sayısı, bağımsız üye oranı, kadın üye oranı, halka arz oranı, nitelikli pay sahipliği oranı, denetim komitesi ve riskin erken saptanması komitesi ile cari oran arasında ilişki olmadığı tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Kurumsal Yönetim, Çalışma Sermayesi, Panel Veri Analizi
Güneş enerjisi santralleri yatırım analizi ve yatırımcıların karşılaştığı sorunlar
Enerji, ülkelerin gelişme politikaları içinde oldukça önemli olan stratejik bir sektör niteliğindedir. Sanayileşmeyle artan kentleşme olgusu, globalleşme neticesinde artan ticaret imkanları doğal kaynaklara ve enerjiye olan talebi gün geçtikçe artırmaktadır. Günümüzün dikkat çekici konularından birisi olan GES konusunda Türkiye konumu gereği dünyanın oldukça önemli ülkelerinden bir tanesi olarak dikkatleri üzerine çekmektedir. Türkiye güneş enerjisi konusunda sahip olduğu potansiyeli kullanma bakımında istenilen düzeyde olmamakla birlikte, teknolojik ilerlemelerle birlikte GES yatırımlarıyla oldukça ivme kazanmıştır. Bu bağlamda bu potansiyeli hayata geçirme noktasında önemli çalışmalar yapan bir ülke konumundadır. Bu amaçla, Türkiye'de güneş enerjisinden elektrik enerjisi üretimi değerlendirilmiş olup, GES'lerin özellikle kurulum aşamasından önce ve sonrasında yaşanabilecek sorunlar nitel bir araştırma yöntemi olan odak grup görüşmesiyle elde edilen verilerle analiz edilmiştir.
Denetçinin bireysel özelliklerinin denetim kalitesini azaltan davranışlara etkisi ve etik liderliğin ılımlaştırıcı rolü
Bu çalışmada genel olarak denetçinin bireysel özelliklerinden; etik konum, kontrol odağı, mesleki bağlılık ve örgütsel bağlılık değişkenlerinin denetim kalitesini azaltan davranışlara etkisi ve etik liderliğin bu etkide ılımlaştırıcı bir rolünün olup olmadığı incelenmiştir. Ayrıca bu çalışmada denetçilerin demografik özelliklerine göre denetim kalitesini azaltan davranışların bir farklılık gösterip göstermediği de incelenmiştir. Bu kapsamda araştırma modeli; Türkiye'deki yetkilendirilmiş bağımsız denetçiler üzerinde anket tekniği kullanılarak elde edilen 319 veri ile Yapısal Eşitlik Modeli kullanılarak analiz edilmiştir. Yapılan analizler sonucunda: denetçinin bireysel özelliklerinden yalnızca etik konum değişkeninin denetim kalitesini azaltan davranışlara direkt etki ettiği, diğer değişkenlerden kontrol odağı, mesleki bağlılık ve örgütsel bağlılık değişkenlerinin ise direkt etki etmediği tespit edilmiştir. Fakat denetçinin bireysel özelliklerine ait tüm değişkenlerin denetim kalitesini azaltan davranışlara etkisinde etik liderliğin ılımlaştırıcı rolü olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca çalışmada denetim kalitesini azaltan davranışların denetçilerin demografik özelliklerine göre farklılıklar gösterdiği tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Denetim Kalitesini Azaltan Davranışlar, Etik Liderlik, Etik Konum, Kontrol Odağı, Mesleki Bağlılık ve Örgütsel Bağlılık
OECD ülkelerinin elektrikli araç adaptasyonunun ve çevresel etkilerinin karşılaştırılmalı analizi
Enerji ve ulaşım alanları, sanayi üretimiyle birlikte günlük yaşamın neredeyse tüm aşamalarını doğrudan etkileyen kritik sektörlerdir. Küresel enerji talebinin büyük ölçüde fosil yakıtlardan karşılanması ve ulaşımdaki geleneksel fosil yakıt bağımlılığı, bu alanları sera gazı salımlarının ve buna bağlı iklim değişikliğinin başlıca kaynakları hâline getirmektedir. Teknolojideki hızlı ilerlemeler bu sektörlere olan talebi sürekli artırırken ortaya çıkan çevresel kaygılar, ülkeleri yenilenebilir enerji çözümleri ile alternatif enerji teknolojilerine yönelmeye zorlamaktadır. Bu çalışmada, enerji ve ulaşım sektörlerinin küresel sera gazı emisyonları ve iklim değişikliği üzerindeki etkileri çerçevesinde, OECD üyesi ülkelerin elektrik üretim yapıları, bu üretimin çevresel sonuçları, yenilenebilir enerjiye geçiş düzeyleri ve yeni nesil enerji araçlarını benimseme süreçleri karşılaştırmalı biçimde incelenmektedir. Araştırma kapsamında elde edilen verilerle, Türkiye'nin diğer OECD ülkeleri arasındaki yeri ortaya koyulurken; Türkiye'nin elektrikli araç kullanımı ve yakıt türlerine göre motorlu kara taşıt sayısına ilişkin geleceğe yönelik öngörüler geliştirilmiştir. Benzer performans gösteren ülkelerin gruplandırılması ve ortak özelliklerinin değerlendirilmesi, çevresel hedeflere ulaşmada hangi stratejik adımların öne çıkarılması gerektiğine dair yol gösterici niteliktedir ve çalışmanın özgünlüğünü pekiştirmektedir. Türkiye özelinde ise enerji ve ulaşım sektörlerine yönelik sürdürülebilirlik perspektifinden geleceğe ilişkin analiz ve öneriler sunulmuştur. Anahtar kelimeler: Yenilenebilir enerji, sürdürülebilir enerji, elektrikli araçlar, sürdürülebilir ulaşım
Sosyal karşılaştırmanın marka tutumu ve yeniden satın alma davranışı üzerindeki etkisinin kültür bağlamında incelenmesi
Bu çalışmada genel olarak sosyal karşılaştırmanın marka tutumuna ve yeniden satın alma davranışına etkisi kültür bağlamında incelenmiştir. Bu kapsamda geliştirilen araştırma modelini test etmek üzere; Gaziantep Üniversitesi'nde eğitim gören öğrencilerden yüz yüze anket tekniği kullanılarak elde edilen 1014 veri SPSS istatistik programı ile analiz edilmiştir. Yapılan analizler sonucunda; sosyal karşılaştırmanın marka tutumuna ve yeniden satın alma davranışına etki ettiği kanıtlanmıştır. Bu çalışmada tüketicilerin (fonksiyonel ve sembolik) marka tutumuna ve yeniden satın alma davranışına ilişkin algıları, aşağı ve yukarıya doğru karşılaştırma tekniği kullanılarak kurgulanan dört farklı senaryo yardımı ile ölçülmüştür. Bu kapsamda yapılan analizler sonucunda; yukarı doğru karşılaştırma yapan tüketicilerin marka tutumlarının ve yeniden satın alma davranışlarının olumlu etkilendiği; aşağıya doğru karşılaştırma yapan tüketicilerin, marka tutumlarının ve yeniden satın alma davranışlarının olumsuz etkilendiği tespit edilmiştir. Buna ek olarak, tüketicilerin sembolik markalara karşı tutumlarının ve yeniden satın alma davranışlarının, fonksiyonel markalara göre daha olumlu yönde değişim gösterdiği tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Sosyal Karşılaştırma, Tüketici Davranışı, Marka Tutumu, Yeniden Satın Alma.
Lojistik yatay işbirliği yönetişiminin işbirliği performansına etkisi ve lojistik inovasyonun aracılık rolü
Bu çalışmada genel olarak lojistik sektöründe yatay işbirliği yönetişim mekanizmalarının, işbirliği performansına etkisi ve lojistik inovasyonun aracılık rolü incelenmiştir. Bu kapsamda geliştirilen model; Türkiye'deki 395 lojistik firmasından anket tekniği kullanılarak elde edilen veriler, Yapısal Eşitlik Modeli (YEM) kurularak analiz edilmiştir. Yapılan analizler sonucunda; işbirliği yönetişim mekanizmalarından resmileşme değişkenin lojistik inovasyonu ve işbirliği performansını pozitif yönde etkilediği; karşılıklı etki ve kültürel benzerlik değişkenlerinin de lojistik inovasyonu pozitif yönde etkilediği tespit edilmiştir. Ayrıca işbirliği yönetişim mekanizmalarından resmileşme değişkeninin işbirliği performansına etkisinde, lojistik inovasyonun aracılık rolünün olduğu tespit edilmiştir. Bu çalışmada son olarak; yönetişim mekanizmaların lojistik inovasyon ve işbirliği performansına etkisinde, çevresel dinamizmin düzenleyici rolünün olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Lojistik yatay işbirliği yönetişimi, İşbirliği performansı, Lojistik inovasyon, Çevresel dinamizm
Destinasyonlarda mültecilere yönelik algıların destinasyona yönelik kişilik, imaj, tutum memnuniyet ve davranışsal niyete etkisi
Bir destinasyonunhizmet kalitesi destinasyonun yönetiminin ve pazarlamasının başarısında hayati bir rol oynamaktadır. Uluslararası pazarlama ve turizm alan yazınında destinasyon hizmetleri üzerinde birçok değerli araştırma yapılmış ancak bu araştırmaların hiçbirinde mültecilerin, destinasyon üzerindeki etkisi araştırılmamıştır. Bu kapsamda gerçekleştirilen bu araştırmada destinasyonlarda mültecilere yönelik algıların destinasyona yönelik kişilik imaj, tutum, memnuniyet ve davranışsal niyete etkisi ortaya konmuştur. Gaziantep ilini 01.02.2019-20.04.2019 tarihlerinde ziyaret eden ve en az bir gece konaklayan 503 turistten kolayda örnekleme yöntemi ile nicel ve nitel veriler toplanmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen nitel bulgularda katılımcıların büyük bir çoğunluğunun,mültecilerin ahlaksız davranışlar sergilemesi ve dilencilik yapmalarından dolayı rahatsız olduğu görülmüştür. Araştırma sonucunda elde edilen nicel bulgularda ise mültecilere yönelik algının, destinasyona yönelik memnuniyeti ve kişiliği negatif yönde etkilediği görülmüştür. Bununla beraber mültecilere yönelik algıların; yaş, cinsiyet, aylık gelir ve konaklama süresi değişkenlerine göre farklılık göstermediği görülmüştür.
Finansal piyasalarda sürü psikolojisinin ampirik bir analizi; BBİST-30 örneği
Bu çalışmanın amacı, BIST 30 endeksinde sürü etkisinin varlığını araştırmak ve bu etkinin var olması durumunda yatırımcılar üzerinde ne ölçüde etkili olduğunu ortaya çıkarmaktır. Çalışma, 02.01.1997 ile 31.08.2018 dönemini kapsamaktadır. Çalışmada BIST-30 endeksi günlük ve aylık kapanış fiyatları kullanılmıştır. Çalışma geniş bir veri dönemini kapamaktadır. Bununla birlikte çalışmanın literatürdeki mevcut diğer çalışmalardan farkı sürü etkisinin BIST-30 endeksi üzerinde test edilmesidir. Çalışmada, Christie ve Huang (1995) ve Chang, Cheng ve Khorana'nın (2000) geliştirmiş olduğu yatay kesit standart sapma yöntemi kullanılmış, elde edilen veriler Regresyon analizi yöntemi ve Excel programı yardımıyla analiz edilmiştir. Çalışmanın sonucunda Christie ve Huang (1995) yatay kesit standart sapma yöntemine göre elde edilen hem günlük hem de aylık verilerde sürü etkisinin varlığına dair kanıtlara ulaşılamamıştır. Çalışmada kapsamında kullanılan ikinci bir yöntem olan Chang, Cheng ve Khorana'nın (2000) yöntemine göre ise elde edilen günlük verilerde sürü davranışının varlığına işaret eden bulgulara ulaşılmış ancak aylık verilerde sürü etkisine dair kanıtlara ulaşılamamıştır. Christie ve Huang (1995), Chang, Cheng ve Khorana (2000), Excel ve Regresyon analizi sonuçları ile benzer sonuçlar elde edilmiştir.
İnsan kaynakları uygulamalarının çalışan performansına etkisinde psikolojik iyi oluşun aracı rolü: Katılım bankaları örneği
Bu çalışma, insan kaynakların uygulamalarının çalışan performansına etkisinde psikolojik iyi oluşun aracı rolünü ölçmeyi amaçlamaktadır. Bu kapsamda Türkiyede faaliyet gösteren 6 farklı katılım bankasında görev yapan personel ile anket uygulaması gerçekleştirilmiştir. Elde edilen verilerle güvenirlik analizi, açımlayıcı/keşfedici faktör analizi, betimleyici analizler, normal dağılım testleri, korelasyon analizi, regresyon analizi, t-testi ve anova analizleri, doğrulayıcı faktör analizi ve yapısal eşitlik modellemesi gerçekleştirilmiştir. Yapılan analizler sonucunda insan kaynakları uygulamalarını temsil eden en önemli boyut ödüllendirme, psikolojik iyi oluşu temsil eden en önemli boyutun ise olumlu ilişkiler olduğu görülmüştür. Katılımcıların insan kaynakları uygulamalarına yönelik algısı, psikolojik iyi oluş durumları ve çalışma performanslarının çalıştıkları departmana, unvanlarına, kurumda çalışma sürelerine, kurumun faaliyet sınırı ve faaliyet alanına, cinsiyetlerine ve medeni durumlarına göre farklılaşmaktadır. İnsan kaynakları uygulamaları; psikolojik iyi oluş ve çalışan performansının önemli bir yordayıcısı konumundadır. Psikolojik iyi oluş ise çalışan performansını yordamaktadır. Çalışmada elde edilen faktörler bir model dahilinde ele alındığında, psikolojik iyi oluş hali, insan kaynakları uygulamalarının çalışan performansı üzerindeki etkisine aracılık etmektedir. Çalışanlar iş yerinde iletişime önem vermektedir. Bununla birlikte çalışmakta oldukları kurumların kendileriyle iletişimine yönelik tutumları kararsızlık seviyesindedir. İnsan kaynakları uygulamalarının ortaklaşa kazanç üzerine inşa edilmesi, çalışanlara yönelik plan ve politikaların salt onların performansını yükseltmeye odaklanmaması ve yürütülen politikalarda çalışanların psikolojik konforlarının da göz önünde tutulması gerekmektedir.
Sosyal sermayenin müşterilerin ilişki memnuniyetine etkisi: Düzce ili serbest muhasebeci mali müşavir mükellefleri örneği
Bu araştırmanın amacı; sosyal sermayenin müşterilerin ilişki memnuniyetine olan etkisini ölçmektir. Ayrıca bilişsel, ilişkisel ve yapısal sosyal sermayenin müşterilerin ilişki memnuniyetine etkisini belirlemektir. Bu amaçlarla Düzce ilinde 364 mükellef üzerinde anket gerçekleştirilmiştir. SPSS analiz programı ile "Bağımsız Örneklem t-Testi", "Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA)", "Pearson Korelasyon Analizi" ve "Regresyon Analizi yöntemlerinden yararlanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda bilişsel, ilişkisel ve yapısal sosyal sermaye düzeyleri ile, yeniden müşteri olma niyeti ve ilişki memnuniyetleri arasında pozitif bir ilişki tespit edilmiştir. Ayrıca katılımcıların demografik ve mesleki özelliklerine göre sosyal sermeye düzeylerinin ve ilişki memnuniyet düzeylerinin farklılaştığı tespit edilmiştir.
Çalışan profilinin İslam dini temelinde değerlendirilmesine yönelik bir çalışma
Tarihsel süreç içerisinde çağın ihtiyaçlarına göre çalışan özellikleri değişim göstermektedir. Bu değişim ile birlikte somut yetkinliklerin yanında çalışma hayatını etkileyen ahlaki özellikler daha fazla önem kazanmaktadır. Bu bağlamda, bu araştırmada Müslüman bir çalışanın sahip olması gereken profili ortaya koymak amaçlanmıştır. Araştırma nitel araştırma yöntemi üzerinden yürütülmüş, süreçler fenomenoloji deseni kapsamında tasarlanmıştır. Veriler doküman analizi ve görüşmelerle elde edilmiş, doküman analizi kapsamında Kur-an'ı Kerim ve Riyaz-üs Salihin eserleri incelenmiştir. Görüşmeler maksimum çeşitlilik örnekleme yöntemi kullanılarak, farklı alanlarda uzman 15 kişi ile yapılmıştır. Bu araştırmada çalışma grubuna İslami hassasiyete sahip, işletme ve çalışma hayatına ilişkin tecrübeleri ve çalışmaları bulunan uzmanlar dâhil edilmiştir. Veriler yüz yüze ve çevrimiçi görüşmeler ile elde edilmiş ve yarı yapılandırılmış görüşme formu aracılığıyla toplanmıştır. Elde edilen tüm veriler içerik analizine tabi tutularak kodlama işlemleri gerçekleştirilmiştir. Yapılan analiz sonucunda 593 kod elde edilmiştir. Bu kodlar 30 kategori altında toplanmış ve temelde 4 tema (Allah'ı tanımak, kişisel özellikler, çalışma kavramına bakış açısı, paydaşlarla ilişkiler) ortaya çıkmıştır. Araştırmanın ikinci alt probleminde sorgulanan davranışsal özellikler, birinci alt problemin sonucunda ortaya çıkan bilişsel özelliklere dayanmaktadır. Dolayısıyla çalışanların sahip oldukları bilişsel özellikler, davranışların ana kaynağı olarak görülmektedir. Bu çalışmada da Müslüman bir çalışanın sahip olması gereken bilişsel düzey ile davranışsal düzey farklı temalar altında ele alınmıştır. Araştırma sonucunda; Müslüman çalışanların bilişsel düzeyde Allah'ı nasıl tanımaları gerektiği birinci temayı oluşturmuştur. Davranışsal düzeyde temel kişisel özelliklerinin neler olması gerektiği, çalışma kavramını hayatlarının neresine nasıl konumlandırmaları gerektiği ve paydaşlarıyla ilişkilerinin nasıl olması gerektiği diğer üç temayı oluşturmuştur. Sahip olunan bilgi düzeyi ve derinliği davranışları doğrudan etkilediği için, Müslüman bir çalışandan beklenen davranışların ortaya çıkması için, bilişsel düzeyde belirli bir olgunluk düzeyine ulaşılması gerektiği tespit edilmiştir. Dolayısıyla birinci temanın somut çıktıları ikinci, üçüncü ve dördüncü temalarda ortaya konulan davranışsal süreçleri netice vermektedir. Elde edilen sonuçların bugünün çalışma hayatında karşılaşılan, ahlaki olmayan, negatif davranışlara İslami bir perspektifle çözüm sunacağı düşünülmektedir.
Duygusal zekâ, kültürel zekâ ve stratejik düşünme arasındaki ilişkiler
Bu araştırma, duygusal zekâ, kültürel zekâ ve stratejik düşünme arasındaki ilişkileri belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemi Doğu Marmara Bölgesinde ve özellikle İstanbul'da çalışan işletme yöneticilerinden oluşmaktadır. Araştırma verileri online anket tekniği ile elde edilmiştir. Değerlendirilmeye alınan ve veri analizinde kullanılan toplam anket sayısı 310'dur. Araştırmada kullanılan başlıca analizler; frekans analizleri, betimleyici istatistikler, faktör analizleri, korelasyon analizi, t-testi ve One-Way Anova analizleridir. Araştırmada elde edilen sonuçlara bakıldığında duygusal zekâ, kültürel zekâ ve stratejik düşünmenin birbiriyle zayıf ve orta düzeyde pozitif yönde ilişkileri bulunmaktadır. Alt boyutlar arasında en yüksek düzeyde ilişkili olan boyutlar sistem düşüncesi ve üstbilişsel kültürel zekâdır. İkinci en yüksek düzeyde ilişkili olan boyutlar ise zamanında düşünme ve üstbilişsel kültürel zekâdır. Kültürel zekâ alt boyutlarının, stratejik düşünme ve duygusal zekâ alt boyutlarıyla en yüksek düzeyde ilişkili olan boyutu, üstbilişsel kültürel zekâdır. Değişkenlerin alt boyutları arasında en düşük düzeyde ilişkili olan boyutlar ise bilişsel kültürel zekâ alt boyutu ile niyet odaklılık ve zamanında düşünme boyutlarıdır. Duygusal zekâ alt boyutlarının en yüksek düzeyde ilişkili olduğu boyut sistem düşüncesi boyutudur. En düşük düzeyde ilişkili olduğu boyut ise motivasyonel kültürel zekâ boyutudur. Stratejik düşünmenin diğer değişkenlerin alt boyutlarıyla en yüksek düzeyde ilişkili boyutu, sistem düşüncesi boyutudur. İkinci en yüksek düzeyde ilişkili boyutu ise zamanında düşünme boyutudur. Stratejik düşünme alt boyutlarının, duygusal zekâ alt boyutları arasında en yüksek düzeyde ilişkili olduğu boyut pozitif duygusal kullanım boyutudur. Duygusal zekânın ve kültürel zekânın birbiri ile olan ilişkisi stratejik düşünme ile olan ilişkilerine oranla daha düşük düzeydedir. Anahtar Sözcükler: Duygusal Zekâ, Kültürel Zekâ, Stratejik Düşünme
ISO 9001:2015 ve IATF 16949:2016 Kalite Yönetim Sistemi standartları revizyonlarının firma performansına etkileri: Otomotiv sektöründe karşılaştırmalı bir analiz
Bu araştırmanın temel amacı, otomotiv yan sanayi firmalarında uluslararası niteliklerde kabul görmüş ISO 9001: 2015 ve IATF 16949: 2016 Kalite Yönetim Sistemi standartlarının yeni versiyona geçiş süreçlerinin incelenerek firma performansına etkisinin ölçülmesidir. Bununla birlikte yeni versiyon standartları uygulamayan diğer otomotiv yan sanayi işletmesinin aynı performans göstergeleri ile karşılaştırılmasıdır. Bu araştırma; Otomotiv sektöründe ana üreticilere ürün tedarik eden iki yan sanayi oluşturmaktadır. Nitel araştırma deseninin kullanıldığı araştırmada, analiz ve veri toplama süreci eş zamanlı olarak doküman inceleme ve görüşme yöntemleri ile yapılmıştır. Her iki firmanın üst düzey yöneticileri ile yapılan toplam 17 adet görüşme, yarı yapılandırılmış görüşme yöntemi ile gerçekleştirilmiştir. Elde edilen veriler, betimsel analiz tekniği ile analiz edilmiştir. Araştırma kapsamında; yeni versiyon standartlara geçiş için kullanılması gereken tüm uygulamalar belirlenerek otomotiv sektörüne özgü olarak örneklendirilmiştir. GAP Analizi, SWOT Analizi, PESTLE ve PRIMO-F metotları, Risk Analizi, İç Denetim ve Yönetim Gözden Geçirme Toplantıları hakkındaki gereklilikler tanımlanmış ve uygulanmıştır. Metotlar uygulanırken belirlenen 419 önermenin performansı değerlendirilmiş ve iyileşme oranları raporlanmıştır. Yapılan iyileştirmelerin firma performansına etkisi 24 adet performans göstergesi ile ölçülmüştür. Yeni versiyon standartlara geçiş yapmamış ve söz konusu metotları uygulamayan diğer firma ile birinci firmanın performansı da karşılaştırılarak iyileşme düzeyleri belirlenmiştir. Elde edilen sonuçlara göre; Geçiş sürecinde uygulanan metotlar ile tespit edilen 409 önerme 5'li likert ölçeği ile değerlendirilmiştır. Başlangıçta 1, 2 ve 3 olarak belirlenen toplam 362 (%88.5'i) aksiyon varken, yapılan iyileştirmeler sonrasında 4 ve 5 olarak tanımlanan 406 (%99.2'si) aksiyon raporlanmıştır. Söz konusu uygulamaların firma performansının artışında pozitif yönlü etkisi olduğu saptanmıştır. Geçiş süreci incelenen firmanın performans değerlendirmesi için takip edilen 24 adet gösterge, Balanced Scorecard boyutlarına göre sınıflandırılmış ve 22 göstergede pozitif yönlü iyileşme tespit edilmiştir. Tedarikçi PPM ve Numune gönderim performansı göstergelerinde, çalışma öncesi ve sonrasında anlamlı bir değişiklik olmadığı saptanmıştır. Araştırmanın son bölümünde revizyon geçişini tamamlamamış ikinci firma ile aynı göstergeler kıyaslanmış ve geçiş süreci incelenen firmaya ait 22 performans göstergesi daha iyi performans göstermiştir. Numune Gönderim Performansı ve Sevkiyatta Aşırı Navlun Sayısı göstergelerinde, her iki firmanın sonuçlarının da olumlu yönde geliştiği tespit edilmiştir. Tüm uygulama çalışmaları sonucunda firma performansında, pozitif yönde iyileşmeler gerçekleşmiştir. Çalışmanın gelecekte başka araştırmalarda değerlendirilmek üzere farklı sektörlerde, nicel araştırma deseni yaklaşımı ile ve daha çok sayıda firmada uygulanması ve sonuçların karşılaştırılması önerilmiştir. Anahtar Kelimeler: ISO 9001: 2015, IATF 16949: 2016, Revizyon Geçişi, Balanced Scorecard
Davranışsal stratejilerin belirlenmesinde nöroliderlik
Bireylerin iş yaşamında örgüt içerisinde sergilediği davranışlar örgütün işleyişine yansımaktadır. Özellikle üst kademe yönetimde yer alan liderlerin davranışları, kararları ve yetenekleri yönlendirici olmakla birlikte örgütün stratejisini şekillendirmektedir. Örgüt stratejileri üst kademede yer alan lider davranışlarının bir yansıması olarak karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla örgüt stratejilerinin oluşumunda liderler önemli rol oynamaktadır. Bu nedenle liderlerin davranışsal strateji eğilimlerinin araştırılması önem arz etmektedir. Ayrıca liderlerin beyin odaklı yaklaşımları da dikkat çekici olmaktadır. Davranışsal strateji oluşum sürecinde ortaya çıkacak olan durumlar karşısında liderlerin nöroliderlik yönelimleri etkili olabilir. Bu çalışma davranışsal stratejilerin belirlenmesinde nöroliderliğin etkisini incelemek amacıyla hazırlanmıştır. Bu bağlamda ilk olarak kavramsal açıdan araştırma değişkenleri incelenmiştir. Kavramsal bilgiler ışığında nöroliderliğin incelenmesinde David Rock Nöroliderlik Yaklaşımı (SCARF Modeli) ve Hermann Beyin Baskınlık Modeli temel alınarak ve davranışsal stratejilerin incelenmesinde keşfedici-yararlanıcı davranışsal stratejiler temel alınarak araştırma modeli oluşturulmuş ve araştırma hipotezleri korelayson, regresyon ve varyans analizleri yardımıyla test edilmiştir. Gerçekleştirilen analizlere göre nöroliderliğin davranışsal stratejileri belirleyici rolüne ilişkin bulgular elde edilmiştir.
Dini yönelim ve materyalist eğilimin işin anlamlılığına etkisi
Bireylerin zamanlarının büyük bir kısmını geçirdikleri ve modern yaşamın önemli bir parçası haline gelen işe insanlar farklı anlamlar yükleyebilmektedir. Geleneksel anlayışta iş, insanın hayatını devam ettirebilmek için en temel ihtiyaçlarını (yeme, içme, giyinme, barınma, dinlenme gibi) karşılamak amacıyla başvurulan bir yöntem olmuştur. Ancak sanayileşmenin etkisiyle bilimsel ve teknolojik gelişmeler ışığında bu anlayış etkisini yitirmiş ve önemini kaybeder hale gelmiştir. Yaşam standartlarının daha iyi hale gelmesiyle bireyler fiziksel ihtiyaçlarından sonra sosyal gereksinimlerine önem vermeye başlamışlardır. İşin anlamı sorgulanırken temelde işin birey için anlamı olup olmadığı ve işin birey için ne ifade ettiği soruları üzerinde durulur. Bu noktada işin anlamı bireyin işe yüklediği değerlerle ilgilidir. Birey yaptığı işi ne kadar değerli ve önemli görürse o düzeyde anlamlandırabilmektedir. Değerlerin oluşum aşamasında din kavramının önemli bir etkisi bulunmaktadır. Diğer yandan değer oluşumunda bireyin maddi unsurları nasıl idrak ettiği de önemli bir yer tutmaktadır. Bu noktada yapılan bu araştırmanın temel amacı, günümüzde çalışan bireylerin işin anlamına yönelik algılarında dini ve materyalist değerlerin hangisinin ne düzeyde etkisinin olduğunu araştırmaya yöneliktir. Bu doğrultuda araştırma da nicel yöntem tercih edilmiş olup Ankara Çankaya ilçesinde çalışan 445 bireye anket uygulaması yapılmıştır. Bu araştırma kapsamında kullanılan ölçeklere dair açımlayıcı ve doğrulayıcı faktör analizi uygulanmış, hipotezlerin test edilmesine yönelik çoklu regresyon analizi gerçekleştirilmiştir. Araştırma sonucunda dışsal dini yönelimin işte anlam ve iş ilişkileri üzerinde anlamlı ve olumlu yönde etkisinin olduğu tespit edilmiştir. Materyalist eğilimin göstergesi olan muhafaza etmenin işte anlam, iş ilişkileri, işte anlam arayışı ve işte tevazu boyutları üzerinde anlamlı ve pozitif bir etkisi olduğu belirlenirken cömert olmamanın yalnızca işte anlam liderliği üzerinde negatif yönlü anlamlı bir etkisinin olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Son olarak kıskançlık özelliğinin işte anlam arayışı üzerinde pozitif ve anlamlı bir etkisi varken işte tevazu üzerinde negatif yönlü bir etkisi vardır. Anahtar Sözcükler: Dini Yönelim, Materyalist Eğilim, İşin Anlamı
Tüketici etnosentrizmi ve dini tutumun gıda ürünleri satın alma davranışı üzerindeki etkisi
Araştırmanın amacı, tüketici etnosentrizmi ve dini tutumun gıda ürünleri satın alma davranışı üzerindeki etkisinin belirlenmesine yöneliktir. Araştırmanın anakütlesini Türkiye'de Doğu Marmara Kalkınma Bölgesi (Kocaeli, Sakarya, Bolu, Düzce ve Yalova) illerinde yaşayan 18 yaşından büyük kişiler oluşturmaktadır. Araştırmanın yöntemi niceldir, veri toplama tekniği olarak anket kullanılmıştır. Kolayda örneklem yöntemi ile 552 kişiden alınan veriler SPSS Paket Programı aracılığıyla analiz edilmiştir. Araştırmada Tüketici Etnosentrizmi Ölçeği, Dini Tutum Ölçeği ve Gıda Ürünleri Satın Alma Davranışı Ölçeği olmak üç ölçek kullanılmıştır. Araştırma sonucunda tüketici etnosentrizmi ve gıda ürünleri satın alma davranışı arasındaki ilişki değerlendirildiğinde; yerli ürün tercihi ve milliyetçilik boyutlarının içselleştirilmiş dini inanç duygusuyla hareket eden bireyler üzerinde anlamlı etkiye sahip olduğu görülürken, yerli ürün tercihi ve menşe ülke etkisi boyutlarının sosyal sorumluluk bilinciyle hareket eden bireyler üzerinde anlamlı etkiye sahip olduğu tespit edilmiştir. Dini tutum ve gıda ürünleri satın alma davranışı arasındaki ilişki değerlendirildiğinde ise; ibadet duygusuyla hareket eden bireyler, manevi bir güce dayanma duygusuyla hareket eden bireyler ve sosyalleştirilmiş dini inanç duygusuyla hareket eden bireyler boyutlarının içselleştirilmiş dini İnanç duygusuyla hareket eden bireyler üzerinde anlamlı etkiye sahip olduğu, ibadet duygusuyla hareket eden bireyler ve maddi konuları ön plana alarak hareket eden bireyler boyutlarının sosyal sorumluluk bilinciyle hareket eden bireyler üzerinde anlamlı etkiye sahip olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Etnosentrizm, Tüketici Etnosentrizmi, Dini Tutum, Satın Alma Davranışı ve Gıda Ürünleri Satın Alma Davranışı
Etik iklim ve etik liderliğin işyerinde siber zorbalığa etkisi
Son yıllarda işyerlerinde yaşanan etik problemler ve krizler sebebiyle etik çalışma iklimi ve etik lidere olan ihtiyaç daha çok ortaya çıkmaktadır. Etik liderlik davranışını gösteren yöneticiler çalışanların gelişmesine katkı sağlamaktadır. Teknoloji sistemlerinin olumlu yanları bulunduğu kadar uygunsuz ve bilinçsiz kullanıldığında olumsuz yanları da elbette bulunmaktadır. İşletmeler açısından düşünüldüğünde çalışanların motivasyon ve verimliliğini olumsuz etkileyen siber zorbalık kavramı ortaya çıkmaktadır. Bu doğrultuda etik çalışma ortamı ve etik değerlere sahip yöneticilerin olmasının işyerinde siber zorbalık davranışları üzerinde etkiye sahip olup olmadığı araştırmaya değer görülmektedir. Bu araştırmanın amacı, etik iklim ve etik liderliğin işyerinde siber zorbalık davranışları üzerindeki etkisini ortaya çıkarmaktır. Bu kapsamda etik iklim ve etik liderlik bağımsız, işyerinde siber zorbalık ise bağımlı değişken durumundadır. Sivil havacılık alanında çeşitli birimlerde görev yapan çalışanlar üzerinde ampirik bir araştırma gerçekleştirilmiştir. Yapılan korelasyon ve regresyon analizleri sonucunda etik iklim ve işyerinde siber zorbalık arasında negatif ve anlamlı, etik liderlik ve işyerinde siber zorbalık arasında negatif ve anlamlı korelasyon olduğu gözlemlenmiştir. Ek olarak etik iklim ve etik liderliğin olduğu çalışma ortamlarında siber zorbalık azalmaktadır. Böylece araştırmanın varsayımlarını ve hipotezlerini destekleyen bulgular elde edilmiştir. Araştırmanın akademik ve yönetsel katkıları olduğu ve işletmelere ve yöneticilere etik iklim oluşturma ve etik liderlik davranışı sergileme anlamında rehberlik edeceği düşünülmektedir.
Örgütsel etik iklimin ögütsel özdeşleşme ve işe yabancılaşma üzerindeki etkisi: Akademisyenler üzerine bir araştırma
İnsanlar günlük yaşamlarında davranışlarına rehberlik edecek olan birçok değere sahiptir. Çalışanlar günlük yaşamlarındaki gibi çalışma yaşamlarında da yaptıkları iş ile ilgili davranışlarına rehberlik eden değerleri takip etmektedir. Çalışanların örgütteki davranışlarına yol gösteren bu değerlerden bir tanesi de etik iklimdir. Etik iklim iş hayatında çalışanların örgütlerine karşı tutum ve davranışlarını etkilemektedir. Özellikle bazı sektörlerde ve meslek dallarında etik duyarlılıktan uzak faaliyet gerçekleştirmek çok mümkün değildir. Bu noktada etik iklim eğitim sektörü içerisinde yer alan etik duyarlılığa sahip akademisyenler için daha büyük bir öneme sahiptir. Etik iklimin olumlu olduğu örgütlerde örgütsel özdeşleşmenin de olumlu olması beklenmektedir. Olumlu olan etik iklimin işe yabancılaşma üzerinde ise olumsuz olarak rol oynaması beklenmektedir. Bu kapsamda çalışmanın temel amacı: örgütsel etik iklimin örgütsel özdeşleşme ve işe yabancılaşma üzerindeki etkisinin ortaya konulmasıdır. Araştırmanın amacı çerçevesinde çalışmanın evrenini Türkiye'deki üniversitelerde çalışan akademisyenler oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini ise bu evren içerisinde eksiksiz veri elde edilebilen 411 akademisyen oluşturmaktadır. Araştırmanın verileri anket yöntemi ile elde edilmiştir. Elde edilen veriler regresyon analizi ile test edilmiştir. Analizler sonucunda etik iklimin özdeşleşme üzerinde pozitif ve anlamlı etkisinin olduğu tespit edilmiştir. Özdeşleşmeyi pozitif yönlü etkileyen etik iklimin yabancılaşma üzerindeki etkisinin ise negatif yönlü ve anlamlı olduğu bulgusuna ulaşılmıştır.
Esnek (uzaktan) çalışmanın işgören memnuniyeti, işgören performansı ve işveren maliyetlerine etkisi üzerine bir araştırma
Son yıllarda yaşanan sosyal, ekonomik, teknolojik gelişmeler ve pandemi ile birlikte çalışma hayatında köklü değişiklikler meydana gelmiştir. Şimdiye kadar yapılan çalışma ve uygulamalarda esnek çalışmanın özel sektörde yaygın olarak kullanılmasının altında önemli maliyet avantajı sağlaması yatarken, günümüzde pandemi ve deprem gibi olaylarla pek de kontrol altında tutulamayan sebepler nedeniyle zorunluluktan kaynaklı olarak esnek çalışmanın kullanım yelpazesi genişleyerek kamu sektöründe de uygulama alanı bulmuştur. Kamu sektöründe uygulanmasının temelinde ise kamu hizmetinin sürekliliğinin sağlanması yer almaktadır. Esnek çalışma, iş faaliyetlerinin iş yerlerinden uzak mekânlarda yerine getirilmesi ve işin yapılması esnasında zaman yönetimi ve mekân belirlemede söz sahibi olması, klasik çalışma sistemine göre çalışma şartlarında esnekliğe yer verilmesi anlamı taşımaktadır. Çalışanların ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla iş yerindeki görev ve sorumlulukları gereği istenilen işin ortaya konulabilmesi için harcadığı zaman ve çaba işgören performansı olarak tanımlanmaktadır. İşgören memnuniyeti ise çalışanların işine karşı gösterdiği olumlu ya da olumsuz tavır olarak açıklamak mümkündür. İşveren maliyeti ise işletmelerin/kurumların esnek çalışma sistemine geçmesiyle birlikte katlanmak zorunda kalan bütün maliyet kalemlerini kapsamaktadır. Bu çalışmanın amacı Adalet Bakanlığına Bağlı Ankara Merkez İcra Müdürlüklerinde uygulanan uzatan (esnek) çalışma sisteminin işgören memnuniyeti, işgören performansı ve işveren maliyetlerine etkisini belirlemektir. Tez kapsamında esnek çalışmanın işgören memnuniyeti, işgören performansı ve işveren maliyetleri arasında istatistiki olarak anlamlı bir etkisinin olup olmadığı araştırılması amaçlanmıştır. Araştırmanın amacı doğrultusunda demografik değişkenler bakımından araştırma değişkenleri konusunda anlamlı bir farklılık olup olmadığı belirlenecektir. Bu çalışmada icra dairesi çalışanlarının esnek çalışmaya yönelik tutumlarının çalışanların memnuniyetleri, performansları ve işveren maliyetine ilişkin tutumları üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Çalışmada ayrıca çalışanların memnuniyet düzeylerinin performans seviyeleri üzerindeki etkisi incelenmiştir. Son olarak esnek çalışmanın çalışan performansına etkisinde çalışan memnuniyetinin aracılık rolü olup olmadığı araştırılmıştır. Bu amaçla 400 çalışandan yüz yüze görüşme yapılarak anket ile veri toplanmıştır. Araştırma hipotezleri yapısal eşitlik modeli analizi ve process makro analizi ile test edilmiştir. Yapısal eşitlik modeli analizi sonucunda esnek çalışmanın işgören memnuniyetini, işgören performansını ve işveren maliyetini pozitif yönde anlamlı olarak etkilediği tespit edilmiştir. Ayrıca işgören memnuniyetinin işgören performansı üzerindeki anlamlı etkisi doğrulanmıştır. Process makro analizi sonucunda ise esnek çalışmanın işgören performansı üzerindeki etkisinde işgören memnuniyetinin yüksek düzeyde aracılık rolüne sahip olduğu bulgusuna ulaşılmıştır. Elde edilen bulgular göstermektedir ki esnek çalışma ve mesai dışı çalışma icra çalışanlarında memnuniyete neden olmakta bu memnuniyet neticesinde de çalışanların performanslarında artış meydana gelmektedir. Yapılan tez çalışmasıyla esnek çalışmanın Adalet Bakanlığı ile birlikte diğer kamu kurumlarında da uygulanmasının yaygınlaşması beklenmektedir. Kamu hizmetinin devamı ve sürekliliği için maliyetlerin önemli bir ölçüt olduğu göz önünde bulundurulduğunda çağın gerekleri, doğal afet ve pandemi gibi büyük bir kitleyi etkisi altına alan olaylar çalışma hayatının uygulama alanına sınırlamalar getirdiğinden işgörenlerin çalışmalarını sürdürebildiği esnek çalışma modeli ile işgören memnuniyetinin sağlanmasına, işgören performansının artmasına ve işgören maliyetlerinin düşürülmesine önemli katkı sağlaması ile etkin ve verimli bir çalışmaya hayatı açısından yol gösterici olacaktır.
Borsa İstanbul'daki bireysel yatırımcıların davranışsal finans kapsamında incelenmesi: Gaziantep örneği
Traditional finance theories accept investors as rationalist. However, behavioral finance argues that individual investors do not make rational financial decisions and that they are affected by their psychologies when they make financial decisions. The main purpose of this study is to investigate investors of Borsa Istanbul that live in Gaziantep within concept of behavioral finance.In accordance with this purpose, the survey has been conducted to investors that live in the city and the behaviors that exhibited by investors while making investment decision have been revealed by the help of T-test, ANOVA and Tukey test test methods. The results of these analyses reveal that individual investors living in Gaziantep are not much rational when they make investment decisions and that they are affected by the psychological factors.
Hizmet kalitesi faktörlerinin marka bağlılığı üzerine etkisi ve marka bağlılığı üzerine etkisinde müşteri memnuniyeti ve değiştirme maliyetinin aracılık rolü
Bu araştırmada hizmet kalitesi faktörlerinin marka bağlılığı, müşteri memnuniyeti ve değiştirme maliyeti üzerine etkisi, müşteri memnuniyeti ve değiştirme maliyetinin marka bağlılığı üzerine etkisi ile hizmet kalitesi faktörlerinin marka bağlığı üzerine etkisinde müşteri memnuniyeti ve değiştirme maliyetinin aracılık rolü olup olmadığı incelenerek ilgili alanda farklı bir bakış açısı oluşturulmaya çalışılmıştır. Bu doğrultuda, hizmet kalitesi algısı, memnuniyet, marka bağlılığı ve değiştirme maliyeti değişkenleri kavramsal olarak incelenmiş ve literatürdeki çalışmalardan yola çıkılarak bir model geliştirilmiştir. Geliştirilen modeli test edebilmek amacıyla internet ve sosyal medyayı aktif olarak kullanan tüketicilerden kolayda örnekleme yöntemi ve gönüllülük esası ile ulaşılan 466 kişi ile Google Forms dijital platform üzerinden oluşturulan anket uygulaması gerçekleştirilmiştir. Elde edilmiş olan veriler SPSS ve Amos istatistik paket programları kullanılarak analiz edilmiştir. Yapılan analiz sonucunda hizmet kalitesi faktölerinden İnternet Servisi (IS) ve Çalışanlar (C) faktörlerinin Marka Bağlılığı (MB) ve Müşteri Memnuniyeti (MM) üzerine, Fiyat (F) faktörünün Müşteri Memnuniyeti (MM) üzerine etkisinin olduğu, hizmet kalitesi faktörlerinin Değiştirme Maliyeti (DM) üzerine etkisinin olmadığı ve Müşteri Memnuniyeti (MM) ile Değiştirme Maliyetinin (DM) Marka Bağlılığı (MB) üzerine etkisi olduğu tespit edilmiştir.
Yükseköğretim kurumlarında konumlandırma boyutlarının pazarlama karmasına yansıması, konumlandırmanın ve pazarlama karmasının performans göstergeleri üzerindeki etkisi
Çalışmanın temel amacı; yükseköğretim kurumlarında uygulanan konumlandırma boyutlarını, pazarlama karması elemanlarını ve performans kriterlerini tespit etmek, tercih edilen konumlandırma boyutları ile pazarlama karması elemanları arasındaki ilişkiyi, konumlandırmanın pazarlama karmasına etkisini ortaya koymak, konumlandırmanın ve pazarlama karmasının performans kriterleri üzerindeki etkisini incelemek ve üniversite türlerine göre farklılaşma olup olmadığını belirleyerek üniversiteler için öneriler sunmaktır. Araştırmanın evreni Türkiye'de faaliyet gösteren tüm yükseköğretim kurumlarıdır. Amaçlı örneklem yöntemi ile URAP'ın 2012-2017 yılları arasında yayınlanan sıralamalarında, en üst sıralarda yer alan, en alt sıralarda yer alan ve belirlenen dönemde en fazla yükseliş sağlayan üç vakıf ve üç devlet üniversitesi olmak üzere toplamda 18 üniversite araştırmanın örneklemi olarak berlirlenmiştir. Nicel araştırma yöntemi ile gerçekleştirilen çalışmada veri toplama yöntemi olarak anket tekniği tercih edilmiş ve üniversitelerin senato temsilcilerinden, 262 kişiden veri toplanabilmiştir. Çalışma kapsamında üniversitelerde; saygınlık, kampüs imkânları, araştırma olanakları, öğrenci yönlülük ve uluslararası yönlülük olmak üzere 5 farklı konumlandırma boyutu tespit edilmiştir. Bu boyutlar içinden üniversitelerin en çok tercih ettikleri konumlandırma boyutunun öğrenci yönlülük olduğu ve kendilerini öncelikli olarak Sosyal, Beşeri ve İdari Bilimler eğitim alanında konumlandırdıkları sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca konumlandırma boyutlarının, pazarlama karması elemanları üzerinde etkisinin olduğu fakat tercih edilen konumlandırma boyutunun tüm pazarlama bileşenleri üzerinde etkili olmadığı tespit edilmiştir. Bununla beraber üniversitelerde; eğitim-araştırma, topluma katkı, uluslararasılaşma ve girişimcilik olmak üzere 4 farklı performans kriteri tespit edilmiştir. Konumlandırma boyutlarının ve pazarlama karması elemanlarının genel olarak bu performans kriterleri üzerinde etkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca konumlandırma boyutlarından saygınlık boyutunun ve pazarlama karması elemanlarından dağıtım elemanının tüm performans kriterlerini etkilediği görülmüştür. Çalışma kapsamında elde edilen bir diğer sonuç ise devlet üniversiteleri ile vakıf üniversitelerinde; konumlandırma boyutları, pazarlama karması elemanları ve performans kriterlerine yönelik algıda farklılıklar olmasıdır. Üniversite türüne göre senato üyelerinin, pazarlama bileşenlerinin tümüne yönelik algısı farklılaşırken, konumlandırma boyutlarından saygınlık, kampüs imkânları, araştırma olanakları, öğrenci yönlülük boyutlarında, performans kriterlerinden ise topluma katkı ve girişimcilik kriterleri algısında farklılık olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Yükseköğretim Kurumları, Konumlandırma Boyutları, Pazarlama Karması, Performans Göstergeleri
Çevresel örgütsel vatandaşlık davranışında yeşil insan kaynakları yönetimi uygulamalarının rolü
Şirketlerin çevresel konulara yönelik artan ilgisi, yeşil yönelim kavramını araştırmacılar ve ilgilenen kişiler için bir odak noktası ve ilgi alanı haline getirmiş ve bu da şirketlerin yeşil yönetim, yeşil pazarlama, yeşil tedarik zinciri ve yeşil insan kaynakları yönetimi gibi birçok yeşil girişim yapmasını sağlamıştır. İnsan kaynakları yönetimi sorumlularının yeşil uygulamaları desteklemede oynadığı hayati rol ışığında, mevcut çalışma, Yeşil İKY uygulamalarının işyerindeki çalışanlar arasında çevresel örgütsel vatandaşlık davranışlarını teşvik etmede oynadığı önemli rolü açıklığa kavuşturmaya ve üretim faaliyetlerinde birçok çevresel sorunla karşılaşan Libya Demir Çelik Şirketi (Libyan Iron and Steel Company-LISCO) ve Ahlia Çimento Şirketi (Ahlia Cement Company-ACC) ile yürütülen ampirik bir araştırmaya odaklanmıştır. Bilindiği üzere bu firmalarda üretim süreçleri birçok aşamadan geçmekte, bu süreçler karbondioksit, azot oksitler, kükürt dioksit emisyonları, toz partikülleri, atık ve gürültü gibi çevreyi kirleten hava emisyonlarıyla sonuçlanmaktadır. Bu doğrultuda bu çalışma, yeşil insan kaynakları yönetimi uygulamalarının çevresel örgütsel vatandaşlık davranışı üzerindeki etkisini gösteren bir model geliştirmiştir. Çalışmanın verileri bu amaçla hazırlanan bir anket formu aracılığıyla toplanmış ve çalışmanın hipotezlerini test etmek amacıyla regresyon analizi kullanılmıştır. Bulgular, Yeşil İKY uygulamalarının iki boyutunun (yeşil performans yönetimi ve yeşil katılım) çevresel örgütsel vatandaşlık davranışı kalıpları (kendine yönelik, iş arkadaşına yönelik ve örgüte yönelik) üzerinde anlamlı pozitif bir etkiye sahip olduğunu göstermiştir. Elde edilen bulgulara göre çalışma, araştırmaya katılan şirketlere işyeri içinde ve dışında çalışanlar arasında bir çevre bilinci kültürü yaymaya odaklanmalarını, işlerini yaparken çalışanların yeşil yaklaşımı benimsemelerini teşvik etmelerini ve bu çevre dostu faaliyetlerin uygulanmasının önemini atölye çalışmaları, konferanslar ve posterler aracılığıyla açıklamalarını önermektedir. Buna ilaveten, çalışanların şirket içinde veya dışındayken çevre dostu faaliyetlerde bulunmalarının teşvik edilmesi, şirketlerin sürdürülebilirlikleri açısından kritik öneme sahiptir.
Yeşil pazarlama stratejilerinin yeşil tedarikçi seçimi, yeşil inovasyon ve performans üzerindeki etkisinin yapısal eşitlik modeli ile analizi
Günümüzde çevre sorunlarına yönelik artan endişeyle birlikte müşteriler ve alıcılar, tedarikçilerinden çevre sorunlarını dikkate alan ürünler ve malzemeler sunmalarını talep etmektedir. Bu nedenle, çevre üzerinde olumsuz bir etkiye neden olabilecek malzemeleri ve ambalajları azaltmak için ürün geliştirme sürecinin başlarında tedarikçilerle yakın çalışmak gerekir. Burada ortaya yeşil pazarlama kavramı çıkmaktadır. Firmalar, alıcıların bu taleplerine karşılık verebilmek amacıyla yeşil ürün konusunda inovatif çalışmalar gerçekleştirmekte ve bunu da yeşil tedarikçi seçimi ile tamamlamaktadır. Bu seçim sonucunda firmalar rakiplerine karşı rekabet avantajı elde edecektir ve aynı zamanda firmanın genel performansı da olumlu anlamda etkilenecektir. Buradan yola çıkarak çalışmamızda yeşil pazarlama stratejilerinin yeşil tedarikçi seçimi ve yeşil ürün inovasyonu üzerindeki etkisi ile yeşil ürün inovasyonunun performans ve rekabet avantajı üzerindeki etkisinin araştırılması amaçlanmaktadır. Bu amaçla Kocaeli- Gebze ve İstanbul'da faaliyet gösteren 239 imalat firmasından veriler toplanmıştır. Verilerin analizi sonucunda yeşil pazarlama stratejilerinin, yeşil tedarikçi seçimi ve yeşil inovasyonu anlamlı olarak etkilediği; aynı şekilde yeşil tedarikçinin yeşil inovasyonu, ve yeşil inovayonunun yeşil rekabet avantajını ve performansı anlamlı olarak etkilediği sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca yeşil pazarlama stratejisinin yeşil inovasyon üzerindeki etkisinde yeşil tedarikçi seçiminde aracı rolü, yeşil inovasyonun performans üzerindeki etkisinde rekabet avantajının aracı rolü ve yeşil pazarlama stratejisinin yeşil inovasyon üzerindeki etkisinde çevreci kültürün düzenleyici etkisi olduğu bulunmuştur.
AHP ve TOPSIS ile ticari taksi kullanım amaçlı otomobil seçimi: Malatya ili araştırması
Yoğun rekabet ve teknolojik gelişmeler otomotiv sanayisini de etkilemekte, her geçen gün yeni marka ve modellerin yanısıra var olan modeller farklı özelliklere sahip yeni alternetiflerle piyasaya sürülmektedir. Çok sayıda kriterin değerlendirilmesi ile verilen otomobil satın alma kararı alternatiflerinin de fazlalığıyla çok daha zor bir hal almaktadır. Otomobil piyasasındaki bu çeşitliliğin yanısıra müşteri tercihlerindeki farklılıklar da bu kararı zorlaştırmaktadır. Ticari taksiler en yoğun kullanılan araçların başında gelmektedir. Otomobil tercihinde kullanım amacı seçim kriterlerinin önem ağırlıklarını değiştirmektedir. Bu çalışma çok kriterli karar verme tekniklerinden olan AHP ve TOPSIS yöntemlerinden faydalanılarak ticari taksi olarak kullanılmak üzere otomobil tercihi problemini incelemektedir. Çalışmada literatür taraması ve uzman görüşleri dikkate alınarak seçim kararında önemli olduğu düşünülen yedi kriter belirlenmiştir. AHP yöntemi kullanılarak otomobil tercihlerini etkileyen kriterlerin ağırlıkları belirlenmiş ve TOPSIS yöntemiyle en ideal otomobil seçimi yapılmıştır. Veriler, literatür incelenerek hazırlanan anket aracılığıyla toplanmıştır. Ankette, otomobil seçimini etkileyen kriterlerin karşılaştırmaları yapılmış ve 9 puanlık bir değerlendirme skalası kullanılmıştır. Toplanan veriler, MS Excel programıyla analiz edilmiştir. Çalışma sonucunda, otomobil tercihlerini etkileyen kriterlerin ağırlık sıralaması yakıt türü, fiyat, satış sonrası hizmet, motor hacmi, şanzıman türü, donanım ve tasarım şeklindedir. Elde edilen kriter ağırlıklarından faydalanılarak, TOPSIS yöntemi ile, ticari takside kullanılmak üzere en uygun otomobil alternatifleri belirlenmiştir.
Kişilik tipleri ve kariyer başarısı arasındaki ilişki: Havacılık sektöründe bir uygulama
Küreselleşen dünyada havacılık sektörünün bölgesel, ulusal ve uluslararası düzeyde teknolojik gelişmelerin yanı sıra ekonomik ve sosyal alanlarda da gelişime büyük katkı sağladığı görülmektedir. Bu çalışmanın temel amacı havacılık sektöründe çalışan bireylerin kişilik tiplerinin kariyer başarıları üzerindeki etkisini ve ilgili kavramlar arasındaki ilişkisini saptamaktır. Bu amaçla literatür taraması yapılarak kavramsal açıklamalarda bulunulmuş ardından özel bir havayolu şirketinin çalışanlarından güvenirlikleri test edilmiş olan "Beş Faktörlü Kişilik Tipleri Ölçeği" ve "Kariyer Başarısı Ölçeği" kullanılarak anket tekniğiyle veri toplanmıştır. Konu kapsamında oluşturulan hipotezlere yönelik toplanan veri korelasyon ve regresyon analizinden yararlanılarak test edilmiştir. Elde edilen bulgulara göre beş faktörlü kişilik tipleri ile kariyer başarısı arasında ilişkinin var olduğu, sorumluluk ve uyumluluk boyutlarının kariyer başarısını pozitif yönde ve anlamlı olarak etkilediği diğer boyutların ise kariyer başarısına anlamlı bir etkide bulunmadığı tespit edilmiştir.
Hedef maliyetlemeyle maliyet düşürme, faaliyete dayalı maliyetleme algısı, sınırsız iyileşme ve şirket performansı arasındaki ilişki: Libya petrol şirketlerinde bir araştırma
Modern yönetim muhasebesi araçları olarak hedef maliyetleme sistemi, faaliyet tabanlı maliyetleme sistemi beraberinde sınırsız iyileştirme ve kurumsal performans analizi çalışmaları işletmelerin rekabet ve sürdürülebilirlikleri bakımından çok önemlidir. Bu sistemlerin teorik çerçevelerini, avantajlarını ve dezavantajlarını incelemek kadar firmaların en yüksek kaliteye, en düşük maliyete zamanında ulaşmasını sağlamak amacı ile yapılan çalışmalar, sınırsız iyileşme ve kurumsal performansın temelini oluşturmaktadır. Araştırma, Libya petrol şirketlerinde hedef maliyet sistemi kullanılarak maliyet düşürme, faaliyete dayalı maliyetleme sistemi, sınırsız iyileştirme ve kurumsal performans arasındaki ilişkiyi incelemeyi amaçlamaktadır. En yüksek kaliteyi, en düşük maliyeti elde etmek ve tam zamanında üretmek için bu değişkenler arasındaki ilişkiyi incelemenin yanı sıra bu çalışmada maliyet azaltımı konusu da diğer değişkenlerle birlikte ele alınmıştır. Tümevarım yönteminin kullanımına dayanan araştırmada bu ilişkileri incelemek için yapılandırılmış, önceden geçerliği ve güvenirliği test edilmiş olan ölçeklerden yararlanılmıştır. Çalışma evrenini, Libya petrol şirketlerinin mali yönetim, mühendislik ve pazarlama yönetiminin her birinde muhasebeciler, mühendisler ve yöneticiler ile tüm Libya petrol şirketlerinin genel müdürleri oluşturmaktadır. Çalışma sonucunda hedef maliyetin sınırsız iyileşmeyi, firma performansı ve sınırsız iyileşmenin de maliyet azaltımını etkilediği belirlenmiştir. Bu araştırmanın Libya petrol şirketlerinde bu değişkenler arasındaki ilişkinin netleştirilmesine ve bu ilişkiden maliyetlerin düşürülmesinde ve kalitenin artırılmasında yararlanılmasına katkı sağlaması ve araştırmacılara yol göstermesi beklenmektedir. ANAHTAR KELİMELER: Hedef Maliyetleme, Maliyet Düşürme, Faaliyete Dayalı Maliyet, Sınırsız İyileşme ve Şirket Performansı