
1,920
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Şanlıurfa – Mardin kireçtaşı ve Diyarbakır bazalt taşı özelliklerinin araştırılması
Ülkemizde doğal taşların geleneksel yapılarda en yoğun kullanıldığı bölgelerden biri Güneydoğu Anadolu Bölgesi'dir. Bu bölgede bulunan ve yoğun olarak kullanılan taşlar, kireçtaşı ve bazalt taşıdır. Şanlıurfa ve Mardin'de kireçtaşı Diyarbakır'da bazalt taşı yüz yıllardır bu kentlerdeki ocaklardan temin edilmiş, taş yapıların inşa edilmesinde yapı malzemesi olarak kullanılmıştır. Güneydoğu Anadolu Bölgesi, son yıllarda başta Göbeklitepe olmak üzere birçok tarihi zenginliği ile dünyanın dikkatini üzerine çekmekte, bölgeye olan ilgiyi artırmaktadır. Bu da bölgedeki tarihi yapıların gözden geçirilmesini, yeniden işlevlendirilmesini ve restorasyonunu zorunlu hale getirmiştir. Bu yapıların korunması ve aslına uygun olarak restore edilmesi bölgedeki yerel mimari kültür öğelerinin kültürel miras olarak korunmaları açısından önem arz etmektedir. Taşın dokusu ve rengi ile tanımlanan bu yapıların restorasyonunda bölgedeki kireçtaşı ve bazalt taşına olan talep artmıştır. Artan talep doğrultusunda bölgedeki taşların bilinçli ve doğru şekilde kullanılması gerekmektedir. Yapılacak restorasyon çalışmalarında; yapıdaki taşların ve yenilemede kullanılacak taşların birbirine uygun olması ve fiziksel ve mekanik bakımdan belirli uygunluk kriterlerini taşıması beklenir. Bu çalışmada, kriterlerin incelenmesi amacı ile binalardan ve ocaklardan Şanlıurfa kireçtaşı, Mardin kireçtaşı ve Diyarbakır bazalt taşı örnekleri alınmış, laboratuvarda numuneler hazırlanmış, taşların donma çözülmeye karşı dayanıklılığı hızlandırılmış ve şiddetlendirilmiş tekrarlı sodyum sülfat testleri ile araştırılmıştır. Doğal taşların yoğunluğu, su emmesi, kılcallık katsayısı, ultrases geçiş hızı, termal iletkenliği ve basınç dayanımı araştırılmıştır. Deneylerden elde edilen sonuçlara göre; binalardan alınan taşların halen kullanılabilir durumda olduğu, binalardan ve ocaklardan alınan numunelerin birbirinden anlamlı düzeyde farklı olmadığı görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Doğal Taş, Şanlıurfa Kireçtaşı, Mardin Kireçtaşı, Diyarbakır Bazalt Taşı, , Fiziksel Deneyler, Mekanik Özellikler
Tarihsel süreç içerisinde apartman binalarının plan şeması üzerinden incelenmesi (Gaziantep örneği)
Hızlı nüfus artışına çözüm olarak üretilen apartman binaları, ortaya çıktığı ilk tarihlerden itibaren kullanıcılar tarafından tercih edilen bir konut türü olmuştur. Ülkemizde Tanzimat Fermanı'ndan sonra ilk olarak İstanbul'da görülmeye başlanmış, 1950 yıllarından sonra ülke genelindeki birçok kentte yapılmaya başlanmış ve yaygınlaşmıştır. Bu çalışma, Gaziantep kentinin ilk imar planı olan Hermann Jansen Planı (1938) ile üçüncü imar planı Zühtü Can Planı (1970) arasında yapılan, kentin ilk apartman binaları olma özelliğini taşıyan yapıların tespit edilmesini ve bu yapıların plan şeması üzerinden nasıl bir gelişim gösterdiğini ortaya koymayı amaçlamıştır. Temelde bir apartman araştırması olan bu çalışmada, apartman binalarının ortaya çıkışı ve bu sürece etki eden faktörler ele alınmıştır. Dünya genelinden başlayarak Gaziantep kenti özeline kadar ilk apartman örnekleri incelenmiştir. Gaziantep kentinde ilk apartman binalarının görüldüğü Atatürk Bulvarı, daha sonra Ordu Caddesi yönünde gelişim gösteren mahallelerde alan çalışması yapılmış, bulunan örnekler plan şeması üzerinden incelenmiştir.
Şanlıurfa I. ulusal mimarlık dönemi kamu yapılarının mimari tasarımöğeleri bağlamında incelenmesi
Şanlıurfa gibi tarihsel gelişimi geçmiş yıllara kadar uzanan kentlerin, tarihi kentsel bölgeleri, farklı dönemlerde meydana getirilen tarihi yapıları, geçmiş uygarlıkların yaşam biçimleri hakkında günümüze bilgi sağlayan en önemli kaynaklardan biri mimari eserlerdir. Kentte var olmaya devam eden, kent belleğinde yer edinen, kentsel yaşama katkı sunan, kamusal ve özel mekânların karşılıklı olarak birbirlerine sınır yaratma ve iç içe geçme biçimleri kentsel yaşamın zenginliğini bize sunmaktadır. İnşa edildikleri dönemden günümüze gelebilen yapıların incelenmesi toplumların inşa dönemlerine ait kültürel, sosyal, ekonomik, teknolojik gelişmişlikleri hakkında bizlere bilgi verir. Çok uluslu bir devlete sahip olan Osmanlı 19. Yüzyıl sonralarında dünyadaki gelişmeleri daha fazla göz ardı edemeyeceğini anlayarak çeşitli arayışlara yönelmiştir. Meşrutiyet ilanları ile birlikte gelişen milliyetçilik eğilimleri kültürel, sosyal, ekonomik ve mimari alanlarda etkisini göstermeye başlamıştır. Türkçülüğün öne çıkarıldığı bu dönemlerde Osmanlı Mimarlığını çağdaşlaştırmak konusu ele alınarak Selçuklu ve klasik Osmanlı yapılarından aktarılan ögeler ve süslemelerle yüklü bir yönelim oluşmuştur. Birinci Ulusal Mimarlık akımı, özellikle resmi yapılarda etkisini göstererek 1910-1930 yılları arasında Osmanlı Mimarlığının son döneminden Cumhuriyet' in ilk yıllarına uzanır. Dönemin mimarları, yeni bir Türk milli üslubu yaratmaya çalışmışlardır. Selçuklu, Osmanlı ve İslam mimarisinden alınan geniş saçaklar, kubbe, çıkma, sütun, mukarnaslı başlık, sivri kemer, çini kaplamaları gibi yapı ve cephe elemanlarını dönemin yapılarına uygulamışlardır. Çalışmanın kuramsal çerçevesi Birinci Ulusal Mimarlık dönemi yapıları ve bu yapıların cephelerinin mimari tasarım ögeleri bağlamında incelenmesi olarak oluşturulmuştur. Bu kapsamda Osmanlı Devleti' nin son dönemleri ile yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nin 1910-1930 yılları arasında ve inşa edilmiş olan bu döneme öncülük eden mimarlara ait Birinci Ulusal Mimarlık dönemi yapıları incelenmiştir. Bu yapıların, plan, cephe, cephe elemanları kurguları mimari tasarım ögeleri bağlamında incelenerek aralarındaki benzerlik ve farklılıklar ortaya konularak döneme ait bir sınıflandırma yapılmıştır. Oluşturulan kuramsal çerçeve bağlamında ele alınan çalışmada Şanlıurfa tarihi kent merkezi içerisinde yer alan 1900-1930 yılları arasında inşa edilmiş olan Birinci Ulusal Mimarlık örneği kamusal yapıları konu olarak belirlenmiştir. Kentsel sit içerisinde, çevresinde ve dışında yer alan okul, yetimhane, sağlık kurumu veya kamuya hizmet eden Şanlıurfa Birinci Ulusal Mimarlık dönemi örneği beş adet tescilli kamu binası ve cepheleri, çalışmanın özgün materyalini oluşturmaktadır. Bu doğrultuda çalışmanın amacı, kapsamı ve yöntemi ortaya konulmuştur. İncelenen literatür kaynakları ele alınmıştır. Belirlenen Şanlıurfa Birinci Ulusal Mimarlık dönemi kamusal yapılarının ana cephelerinin fotogrometrik incelemeleri yapılmıştır. Dijital olarak plan krokileri ve cephe çizimleri oluşturulmuştur. Saha çalışması sırasında elde edilen kat planları cephe görünüşleri neticesinde tescilli kamusal mimari örneklere ait görsel ve cephe analizleri yapılmış, böylelikle cephe özellikleri ortaya konulmuştur. Bu Tez çalışması ile Şanlıurfa Ulusal Mimarlık Dönemi kamu yapıları, mimari tasarım öğeleri bağlamında incelenmiştir. Bu incelemeler sonucunda elde edilen bulgular, sonuç bölümünde değerlendirilerek anlatılmıştır. İncelenen mimari yapıların ve cephelerinin kent ölçeğinde ve kent belleğindeki yerlerinin korunabilmesi ümidiyle tez çalışması tamamlanmıştır.
Diyarbakır Suriçi tarihi yapıların yeniden işlevlendirilmesi: Vahap Ağa Hamamı-Deliller Hanı-İskender Paşa Konağı örnekleri
Kültürel miras, günümüze aktarılan ve tüm insanlar için bir değer konusu olan evrensel eserlerdir. Tarihi yapılar toplumların ekonomik, sosyal ve kültürel birikimleri ile inşa edilmiş olan, döneminin kentsel ve mimari üslubunu yansıtan birer belge ve semboldürler. Tarihi yapıları koruma yöntemlerinden en çok tercih edileni yapıya yeni bir işlev verilmesidir. İşlev değişikliği, tarihi yapılarda çağdaş bir koruma anlayışı olarak görülmektedir. Tarihi yapıların koruma amacıyla yeniden kullanımı, yapıların sahip olduğu değerlerin korunmasında önemli bir araçtır. Değerlerin yaşatıldığı bu koruma anlayışı ile yapı yaşamına devam etmekte, aynı zamanda ekonomik ve kültürel açıdan süreklilik sağlanmaktadır. Tarihi bir yapıya yeni bir işlev verilmesi yapının; yok olmaktan kurtarılması, onarımı, bakımı, sürekli kullanımı, kent siluetine olumlu katkısı, tarih bilincinin canlanması ve ekonomik canlanmaya katkısı anlamına gelmektedir. Bu bağlamda 7 bölümden oluşan araştırma, Diyarbakır Suriçi bölgesinde bulunan işlev değişikliği ile tekrar kullanımı sağlanan tarihi yapıların araştırılması ve Vahap Ağa Hamamı, Deliller Hanı, İskender Paşa Konağı'nın özgün işlevlerinin yitirilmesinin ardından kazandırılan çağdaş işlevin irdelenmesini kapsamaktadır. Araştırmanın birinci bölümünde; yeniden işlevlendirme kavramı açıklanmış, Dünyada ve Türkiye'de yeniden işlevlendirme hakkında bilgiler verilerek araştırmanın hipotezi belirlenmiştir. Devamında araştırmanın amacının ne olduğu, araştırma kapsamı ve Suriçi bölgesi olarak sınırlandırılan araştırmada izlenilen yöntem belirtilmiş, yeniden işlevlendirme konusunda yapılmış bilimsel ve uygulamalı çalışmalar incelenmiştir. İkinci bölümde; yeniden işlevlendirme, koruma, yeniden kullanıma adaptasyon kavramları açıklanarak, yaşamın hangi noktalarında karşımıza çıktıklarına yer verilmiştir. Yeniden işlevlendirmeyi gerekli kılan nedenler belirtilerek, bu kavramın eskimiş ve kullanılmayan yapıların yaşatılmasını sağlamanın yanında kültürel, toplumsal, ekonomik ve sosyal önemine yer verilmiştir. Üçüncü bölümde; Diyarbakır'ın coğrafi konumu ile tez kapsamında incelenen yapılarla birlikte diğer anıtsal yapıların da yer aldığı, kentsel sit alanı olan Suriçi yerleşiminin tarihsel gelişimine değinilmiştir. Suriçi bölgesinde yeniden işlevlendirmenin oluşumuna değinerek, bölgede yeniden işlevlendirilen tarihi yapılar belirtilmiştir. Dördüncü, beşinci ve altıncı bölümlerde; tez kapsamında incelen Vahap Ağa Hamam'ı (Fırın-ci Restoran), Deliller Hanı (Diyarbakır Kervansaray) ve İskender Paşa Konağı'nın (İskender Paşa Konağı Kafe ve Nargile Evi) künyesi ve tarihçesine yer verilerek, yapıların mimari özellikleri plan, cephe, örtü, aydınlatma, iklimlendirme, süsleme başlıkları altında açıklanmıştır. Devamında işlev değişikliği sonucu mekânsal gereklilikler tespit edilmiş, mekânsal analizler yapılarak mekân şemaları oluşturulmuş ve yapılara uygulanan müdahalelere yer verilmiştir. Bölüm sonunda mekânlar arası ilişki düzeyi belirtilmiş ve yapılara kazandırılan yeni işlev değerlendirilmiştir. Devamında yapılarda işlev değişikliği sonucu karşılaşılan sorunlara önerilerde bulunulmuştur. Çalışmanın sonuç ve öneriler bölümünde; işlevini yitirmiş tarihi yapıların toplumsal, sosyal kültürel ve ekonomik açıdan yaşatılabilmesi için yeniden işlevlendirilmenin bir gereklilik olduğu belirtilmiştir. Bu anlayış ile tarihi yapıların koruma, yaşatma ve sürdürülebilirlik ilkeleri temel alınarak günümüz yaşam şartlarına adaptasyonluğunun sağlanabilmesi gerekliliği ele alınmıştır. Suriçi bölgesinde yer alan tarihi ticari yapıların işlevlerinin eskimesi, geleneksel dokularda zaman içinde yaşanan boşalmanın toplumsal, kültürel ve ekonomik yarar sağlayacak işlevlere yönelik yapıların yeniden işlevlendirilerek, kullanımlara açılması çalışmalarının önemi vurgulanmıştır. Yapıların işlev değişikliklerinin alanında uzman kişiler tarafından yapılması gerektiği ele alınmıştır. Yapılan müdahalelerde kontrolsüz uygulamaların önlenebilmesi için denetimlerin ve toplum bilincinin artırılması gerektiği belirtilmiştir.
Gaziantep'te alışveriş olgusunun gündelik hayat üzerinden irdelenmesi
Tarih boyunca insanoğlu toplumsal yaşamı sürdürebilmenin gerekliliği sonucu alış-veriş yapabilmek, bilgi ve deneyimlerini birbirlerine aktarabilmek adına belirli mekanlarda belirli zamanlarda toplanmayı gereksinim haline getirmiştir. Geleneksel dönem de alışveriş olgusu, kentteki diğer işlevlerle bütünleşmekte ve kentsel mekanda gerçekleşmektedir. Bu kentsel mekan aynı zaman da kamusal mekan olmakta; içerisinde kentlinin dini, sosyal ve kültürel etkinliklerini de besleyen mekansal öğeler barındırmaktadır. Modern dönem de ise alışveriş olgusu, kent merkezinden kopmakta ve kendi içinde oluşturduğu mekansal öğeler ile bütünleşmektedir. Bu alışveriş olgusundaki değişim, kent içinde farklı alışveriş bölgeleri ve farklı kamusal alanlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Gaziantep'te alışveriş olgusu, geleneksel-modern-modern sonrası dönemin ürünleri olarak üç farklı bölgede oluşum göstermektedir. Alışveriş bölgeleri birbirleriyle ile ilgisiz-ilişkisiz görünse de kent içinde bu farklılıkları bir arada tutan olgu 'Gündelik Hayat' ve onun bileşenleri olmaktadır. Çalışmanın amacı, alışveriş mekanları ve kent arasındaki fiziksel ilişkilerin anlaşılması için gündelik hayat kavramlarına-bileşenlerine temellenen farklı bir bakış açısı getirmektedir. Çalışma kapsamında, birinci bölümde, çalışmanın sınırları, konusu ve amacı hakkında bilgiler bulunmaktadır. İkinci bölümde, araştırma konusu ve araştırma alanı ile ilgili yapılmış literatür kaynakları yer almaktadır. Üçüncü bölümde, çalışmanın materyal ve metotları anlatılmıştır. Dördüncü bölümde, çalışmanın bulguları, üst başlıkta gündelik hayat kavramları-bileşenleri, alışveriş olgusu ve Gaziantep'te alışveriş olgusu; alt başlıkta kent verileri ve Gaziantep'te alışveriş bölgeleri olarak irdelenmiştir. Beşinci bölümde, bulgulara bağlı değerlendirme kriterleri belirlenerek, alışveriş bölgeleri ayrı ayrı kriterlere göre yorumlanarak grafikler üzerinde sonuçlar gösterilmiştir. Altıncı bölümde, tüm alışveriş bölge değerlendirme grafikleri bir araya getirilerek karşılaştırılmıştır. Geleneksel dönemden modern döneme gidildikçe gündelik hayat kavramlarının etki değerlerinin azaldığı vurgulanmıştır. Alışveriş bölgelerindeki tespit edilen sorunlara yönelik öneriler getirilerek çalışma sonuçlandırılmıştır. Anahtar Kelimeler: Gaziantep'te Alışveriş Olgusu, Gündelik Hayat
Alker (alçı katkılı kerpiç) teknolojisinin endüstrileşmede hız ve kalite açısından değerlendirilmesi
İnsanlık tarihinden günümüze ulaşan, inşaat yöntemi Anadolu'da toprağa saman katılarak geliştirilip Kerpiç adını almıştır. Anadolu ve dünyada ki mimari kültürlerde Kerpiç yapıların önemi fazladır. Kerpiç malzeme, fiziksel özellikleri ile insan sağlığına uygun iç mekân iklimi yaratır. Ancak yakın tarihlerde, küresel sanayi tarafından büyük ölçüde desteklenen beton ve çelik malzemelerin yaygınlaşması, Kerpiç malzemenin sektör dışında bırakılmasını sağlamıştır. Beton ve çelik malzemenin büyümesindeki sebep, hızlı ve kaliteli malzemenin sanayi tarafından teminidir. Buna karşın geleneksel kerpiç malzeme üretimi uzun zaman almaktadır. Kerpiç malzeme ile inşaatın dayanıklı, deprem güvenli ve hızlı olabilmesi için çeşitli araştırmalar yürütülmüştür. Kerpiç: Dünyada en çok kullanılan yapı malzemesidir. Toprağa saman katılarak ve kalıpta şekli verilerek elde edilir. Üretim işlemleri çok uzun sürmekte ve günümüz inşaat ihtiyacını çözememektedir. İTÜ'de 1962 yılında kerpiç araştırmaları başlatılmıştır. 1980 de Prof. Ruhi Kafescioğlu'nun zamana karşı dayanıklı olması amacıyla yürütülen araştırmalar neticesinde toprağa; alçı ve kireç katılarak Alker adı verilen yapı malzemesi elde edilmiştir. Ancak Alker teknolojisi hızlı ve kaliteli olmasına rağmen sanayi ürünü olan beton ve çelik malzemeden, oluşan inşaat sektöründen pay alamamaktadır. Bu çalışmada Alker malzemenin inşaatta kullanılması amacıyla teknolojik yapım yöntemleri esas alınarak üretim yöntemlerinin geliştirilmesi düşünülmüştür. Üretim süresinin kısaltılması için 2002 senesinden itibaren İTÜ Mimarlık Fakültesinde Prof. Dr. Bilge Işık tarafından toprağın püskürtme beton makinesi (shotcrete) ile duvar kalıplarına püskürtülerek inşaat hızlandırma araştırması başlanmıştır. Beton teknolojisinde kullanılan "Shotcrete" makinesi ile Alker duvar inşaatı kararları için deney dizisi düzenlendi. Bu bağlamda öncelikle Shotcrete makinesi ve beraber kullanılan kompresör tipi belirlendi. Toprak püskürtme tekniği için inşa sahasında gerekli olan ihtiyaçlar ve ekipmanlar; Shotcrete Makinesi, Kompresör, Elektrik ve Su'dur. Karışımda malzeme özelliği tanımlandı ve Shotcrete makine ile farklı operatörlerle uygulama denendi. Shotcrete makinesinin kolay kullanımının önündeki engel, nozulda (tabancada) su miktarının vana kullanılarak belirlenmesi işlemleri yürütüldü. Tecrübesiz veya az tecrübeye sahip operatörün kullanım rahatlığının oluşması ve shotcrete makinesinden verim almak amacıyla, shotcrete makinesinde yapılabilir tadilat öneriler ve çıkarımlar yapılmıştır.
Şanlıurfa Göbeklitepe kentsel arkeolojik sit alanı ve Örencik mahallesi arkeopark model önerisi
Koruma kültürü ve koruma bilinci kentsel dokunun ve kültürel belleğin canlı tutulmasında en önemli etkenler arasında yer almaktadır. Arkeolojik mimari miras alanlarının korunması geçmiş medeniyetlerin yaşam şekli, sosyo-kültürel yapısı, ekonomik, sanat ve mimari gibi birçok bilgiyi hem günümüze kadar taşımasında, hem de kentsel dokunun gelecek kuşaklara aktarılması açısından önem taşımaktadır. Fiziksel koruma tek başına yeterlilik sağlayamamaktadır.Bu nedenle toplumun bilinçlenme düzeyinin arttırılması,arkeolojik buluntuların korunması ve sürdürülebilirliğinin sağlanabilmesi için arkeoparklara ihtiyaç duyulmaktadır. Özellikle teknolojinin gelişmesiyle birlikte toplumsal yapı da yaşanan sosyal ve kültürel değişmeler, kent içindeki arkeolojik buluntuların işlevlerini kaybetmesine neden olmuştur. Bu arkeolojik alanların yeniden işlevselleştirilmesi alternatif bir üretim süreci olarak düşünülebilir. Mimari değeri olan, geçmişten günümüze ışık tutan, insani, sosyal ve çevresel değerleri içeren arkeolojik alanların, zarar vermeden korunması gerekir. Özellikle kültürel kent belleğinin canlı tutulabilmesi için tarihi dokuları çeşitli mimari düzenlemeler ile topluma açmak ve bu arkeolojik alanlardaki tarihsel ve bilimsel verileri modern sunum teknikleri kullanarak sunmak toplumun geçmiş medeniyetlere karşı olan farkındalığını arttıracaktır. Tüm dünyada arkeolojik alanlarda yapılan koruma ve araştırma çalışmaları incelendiğinde tarihi alanları sergilemek ve toplumal farkındalığı arttırmak tercih olmaktan çıkıp büyük bir ihtiyaç haline gelmiştir. Bu nedenle bilginin aktarım şeklini belirlemek, araştırmaların anlaşılabilir bir veriye dönüştürülmesini sağlamak için arkeolojik alanlardaki mimari düzenlemelerin gerçekleştirilmesi ile önemli mekanlara dönüşecektir. Tez çalışması kapsamında; arkeolojik mirasın mimari olarak bize sunduğu tarihi bilgi birikimi modern aktarım şekli olan "arkeopark" kavramı ile ilgili araştırma yapılmış, yurt dışı ve yurt içi örnekleri karşılaştırılarak incelenmiş etki eden faktörler, tarihi ve coğrafi değişkenler içerisinde ele alınmıştır. Kaynak taraması ile elde edilen bilgiler ışığında, geçmiş medeniyetlerin gündelik yaşantılarını aktarabilmeyi amaçlayan deneysel arkeolojik alan, Şanlıurfa Göbeklitepe Kentsel Arkeolojik Sit Alanı ve Örencik Köyü mimari özellikleri ve atıl kalma nedenleri; detaylandırılarak aktarılmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda elde edilen veriler, betimsel olarak analiz edilmiştir. Elde edilen bulgularla "Şanlıurfa Göbeklitepe Kentsel Arkeolojik Sit Alanı ve Örencik Mahallesi Arkeopark Model Önerisi" yapılarak kullanımı, korunarak gelecek kuşaklara aktarımı ve teknolojik gelişmelerle dönüşümü irdelenerek yapılacak yeni arkeopark çalışmalarına katkı sağlaması amaçlanmıştır.
Mimaride köşe binaların anlamının kullanıcı algısı üzerinden okunması için bir yaklaşım önerisi
Bu çalışmada, insanların karşılaşma noktası olan köşe başı noktaları, kentin yapı taşı olarak görülmekte, köşe binaların önemi, anlamı ve okunması üzerine bir yaklaşım geliştirilmesi amaçlanmaktadır. Bu amaç doğrultusunda, köşe binaların anlamsal okuması, kullanıcıların algısı üzerinden elde edilen kavramların kategorizasyonu ve değerlendirilmesine dayanmaktadır. Köşe bina anlamlarının, kullanıcıların kavramlarından elde edilmesini amaçlayan çalışmada, köşe binaların görsel etkilerinin kullanıcılar tarafından özgürce değerlendirmesine olanak sağlayan "Çoklu Gruplama Yöntemi" uygulanmıştır. Elde edilen veriler SPSS istatistik programı ile çok boyutlu ölçeklendirme analizi kullanılarak işlenmiştir. Buna göre yapılan PROXSCAL analizi ile hangi binaların birbirlerine yakın anlamlandırıldığını gösteren kategorizasyon şemaları, INDSCAL analizi ile hangi katılımcıların birbirine yakın kavramlar ile köşe binaları anlamlandırdığı ve likert ölçeği kullanılarak köşe binaların beğeni sıralaması elde edilmiştir. Sonuç olarak, analiz sonuçları değerlendirildiğinde, kullanıcıların köşe bina anlamlarının, literatürü desteklediği, ancak çoklu gruplama çalışmasının kullanıcıları özgür bırakmasının bir sonucu olarak, daha çeşitli tanımlamaların ortaya çıktığı, köşede bulunma ve köşeyi tanımlama faktörünün mimar ve mimar olmayanlarda etkili bir gruplama başlığı olduğu, kişilerin kategorizasyon şemalarında mimar olma ve olmama faktörünün etkili olduğu sonucuna varılmıştır.
Mimari tasarım eğitiminde öğrencilerin yaratıcılığını arttırma üzerine bir öneri : tasarla-yap yaklaşımı
Son yıllarda, tasarım eğitimi konulu çalışmaların tasarım sürecine ve yaratıcılık kavramına odaklanması nedeniyle, tasarım stüdyolarında farklı öğrenme yöntemlerinin uygulanması zorunlu hale gelmiştir. Mimari eğitimde amaç, yaratıcı ve özgün mimar adayları yetiştirmek olup; tasarlama eyleminin öğretildiği tasarım stüdyolarında, öğrencilerin yaratıcılıklarını geliştirici yöntemlerin uygulanması önem arz etmektedir. Yaparak öğrenme, bireysel deneyime dayanması ve öğrencilere etkileşimli bir öğrenme ortamı sunması nedeniyle, yaratıcılığı arttıran bir yöntem olarak ele alınmaktadır. Bu bağlamda, mimari tasarım eğitimi, yaratıcılık ve tasarla-yap stüdyosu kavramları detaylı bir şekilde irdelenmiştir. Bu doğrultuda, tez çalışmasında ortaya konan hipotezin doğruluğunu belirlemek için bir alan çalışması yapılmıştır. Bu araştırma kapsamında, literatür taramaları ile tasarım atölyelerinde yerinde yapılan görüşmeler ve gözlemler sonucu elde edilen veriler doğrultusunda bir anket formu hazırlanmış ve bu anket Türkiye genelinde farklı mimari tasarım anlayışına sahip olmaları esasına göre seçilmiş üniversitelerdeki mimarlık öğrencilerine uygulanmıştır. Anket formuna verilen yanıtların değerlendirilmesi sonucunda, yaparak öğrenme yönteminin, öğrencilerin yaratıcılık seviyelerini olumlu yönde etkileyen kaydadeğer bir yöntem olduğu tespit edilmiş ve öneriler geliştirilmiştir.
Geleneksel Gaziantep taş evlerinde enerji verimliliği
Türkiye'nin yerel mimarisi çok zengindir. Taş mimari diğer geleneksel malzemelerle inşa edilmiş yapılar gibi yerel mimarinin bir parçasıdır. Bu yapıların gelecek nesillere sağlıklı bir şekilde aktarılması, taş mimarinin iyi anlaşılması için belgelenmesi ve değerlendirilmesi ile mümkün olacaktır. Geleneksel taş yapılar, mimari tasarımları, malzemeleri, yapım teknikleri, boyutları, şekilleri, arazi konumları, çevredeki peyzajları ile kullanıcılarının ihtiyaçlarını karşılarken, çevre ve iklim şartlarına da uyum sağlayarak enerji verimliliği açısından iyi performans gösterir. Bu yapılar, kullanıcılarına yerel iklim koşullarına uygun termal konfor sağlamak için doğal ısı, ışık ve havalandırma kaynaklarını kullanmak üzere tasarlanmıştır. Başarılı bir rehabilitasyon projesi için, tarihi yapının mevcut enerji verimli yönlerini ve bunların nasıl işlediğini anlamak ve tanımlamak ve korumalarını sağlamak için karakteristik özelliklerini ortaya çıkarmak gerekmektedir. Yeni işlev veya sürekli kullanım için restore edilirken tarihi yapının doğasında bulunan sürdürülebilir niteliklerini kullanmak önemlidir. Tarihi yapının daha iyi anlaşılabilmesi için müdahale edilmiş bir yapının restorasyon öncesi ve sonrası modelleri, HBIM (Tarihi Yapı Bilgi Modellemesi) ile oluşturularak enerji analizi yapılmıştır. Yapılan hesaplamalar ve analizler değerlendirildikten sonra yapıların enerji verimliliği sağlayan tasarım özellikleri de incelenerek öneriler sunulmuştur. Değerlendirme, koruma ve tavsiye hem bugün hem de gelecek nesiller için gereklidir.
Ilımlı kuru iklim bölgesinde enerji etkin konut tasarımı: Niğde örneği
Dünya nüfusunun ve teknolojik gelişmelerin artması ile enerji kaynakları her geçen gün daha büyük bir hızla tükenmektedir. Enerji kullanımında büyük paya sahip olan yapı sektörü için enerji etkin tasarım arayışları kaçınılmaz hale gelmiştir. Bu çalışmada, enerji sorununa çözüm geliştirmek ana hedefinden yola çıkılarak enerji etkin yapı kavramının gelişimine katkı sağlanmak amaçlanmıştır. Bu doğrultuda, tez çalışmasında enerji kavramı ele alınmış, enerji etkin yapı tasarım parametreleri derlenmiş, ulusal ve uluslarası olmak üzere on adet konut projesi incelenmiş ve çalışma alanı olarak belirlenen Niğde ilinde ılımlı kuru iklim bölgesi için enerji etkin konut modeli oluşturulmuştur. Model konutun BEP TR 2 yazılımında yapılan enerji performans analizlerinden elde edilen verilere göre; •Yapının ısıtma ihtiyacı duyduğu gün sayısı (158) meterolojinin bölge için belirlediği ısıtma ihtiyacı duyulan gün sayısından (201) az bulunmuştur. •Yapının enerji sınıfı B seviyesinde çıkmıştır. •Yapılan hesapları sonucunda PV panel sayısının arttırılması durumunda yapının enerji sınıfı A0 seviyesine yükselmiştir. Sonuç olarak, tek tip yapı anlayışının terkedilmesi ve tasarım aşamasında bölgesel şartlara göre kararlar alınması ile enerji etkin yapı projelerinin oluşturulabileceği ortaya konmuştur.
Türk inşaat sektöründe sürdürülebilir yapı üretim sürecini etkileyen faktörlerin belirlenmesi
Hızlı nüfus artışı ve şehirleşmenin beraberinde getirdiği yapılaşma sorunları ile birlikte teknolojik ve endüstriyel gelişmeler de hız kazanmaktadır fakat bu gelişmelerle birlikte, kullanılan enerji miktarı tüm canlıların geleceğini tehlikeye atacak boyutlara ulaşmaktadır. Günümüzde sürdürülebilirlik kavramı kapsamındaki yapılarda enerji, su, malzeme gibi kıt kaynakların verimli kullanılması ihtiyacının artışı, inşaat sektörü için de büyük önem arz etmektedir. Bu kapsamda sürdürülebilir yapılaşma için gelişmiş ülkeler yasal mevzuatlarında çeşitli düzenlemeler yapmaktadır. Yapılan bu düzenlemelerle inşaat sektöründe sürdürülebilir projeler tasarlamak ve uygulamak için yapım süreçlerinde yeniliklerin benimsenmesi bir zorunluk haline gelmektedir. Bu zorunluluklar doğrultusunda ekoloji kavramının bütün özellikleri bir araya getirildiğinde gelecekte yenilenebilir enerji kaynaklarını kullanarak kendi enerjisini üreten, enerjiyi daha az tüketen hatta tükettiğinden daha fazlasını üreten, geri dönüştürülebilir malzeme kullanılarak oluşturulan, doğaya daha az zarar veren sürdürülebilir ve ekolojik bina tasarımlarının giderek artacağı ön görülmektedir. Literatürde yapılan çalışmalar incelendiğinde, ülkemizde sürdürülebilir yapı üretim süreci ile ilgili yapılmış çalışmaların sayısının azlığı dikkat çekmekte olup sürdürülebilir yapı üretim sürecini etkileyen faktörlerin belirlenmesi ile ilgili herhangi bir çalışmaya rastlanmamaktadır. Belirtilen nedenlerle bu çalışmada, Türk inşaat sektöründe sürdürülebilir yapı üretim sürecini etkileyen faktörlerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu kapsamda Türk inşaat sektöründe sürdürülebilir yapı üretim sürecini etkileyen faktörlerin belirlenmesi için yapılan sistematik literatür taraması sonucunda oluşturulan anket çevrimiçi hale getirilerek ülke genelindeki katılımcılara Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği'nden destek alınarak elektronik posta aracığıyla ulaştırılmıştır. Anket aracılığı ile toplanan veriler "SPSS 22.0 for Windows" programı ile analiz edilmiştir. Çalışma sonucunda, veriler değerlendirilirken öncelikle ankete güvenilirlik analizi yapılmış sonrasında örneklem grubundan elde edilen verilerin tanımlayıcı istatistikler kullanılarak normal dağılıma sahip olup olmadıkları araştırılmış ve yüzde, frekans, ortalama ve standart sapma dağılımlarına yer verilmiştir. Hipotez testleri kapsamında, Türk inşaat sektöründe sürdürülebilir yapı üretim sürecini etkileyen faktörlerin belirlemesine yönelik kriterler ile katılımcıların demografik özellikler arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki olup olmadığı araştırılmıştır. Bu çerçevede her bir örneklem grubunda elde edilen veriler normal dağılımda olduğu için parametrik hipotez testlerinden ''Tek Yönlü ANOVA (One-Way ANOVA)'' ve ''Bağımsız İki Örnek t-testi '' kullanılmıştır. Elde edilen verilere göreceli önem sıralaması ve açıklayıcı faktör analizi yapılmıştır. Türk inşaat sektöründe sürdürülebilir yapı üretim sürecini etkileyen faktörler belirlenmiş ve alınabilecek önlemlere dair öneriler sunulmuştur.
İklim değişikliğinin tarihi yapılar üzerindeki etkisi
Bugünün dünyasında küresel ısınma ve iklim değişikliği tüm insanlığın ortak problemidir. İnsan nüfusunun artmasıyla birlikte artan tüketim; sera gazı emisyonlarını arttırarak ozon tabakasının incelmesine, küresel sıcaklık değerlerinin artmasına ve iklim değişikliğine neden olmaktadır. Birçok canlı organizma iklim değişikliğinden etkilenirken, tarihi yapılar da zarar görmektedir. Küresel ısınma ve iklim değişikliğini hızlandıran insan kaynaklı etkilerden biri de barajlar ve hidroelektrik santrallerdir. Gelişmiş ülkelerde yapımı durdurulan, gelişmekte olan ülkelerde ise hızla süren barajlar inşa edildikleri bölgelerin ikliminde değişikliğe neden olmaktadır. Baraj göllerinden salınan sera gazları da küresel ısınmayı hızlandırmaktadır. Baraj inşası ile birçok arkeolojik alan ve tarihi yapı sular altında kalırken, baraj gölü dışında kalan yapılar ise baraj gölünün etkisiyle hasarlar almaktadır. Bu tez hazırlanırken; barajların yapıldıkları bölgede bulunan tarihi yığma yapılara olan etkilerinin tespiti amaçlanmıştır. Bu doğrultuda; uzun süredir baraj gölü etkisindeki Halfeti ve yakın zamanda baraj gölü etkisinde olan Hasankeyf bölgelerinde barajın yığma tarihi yapılar üzerindeki etkisi incelenmiştir. Halfeti'de yapıların geçmişe ait bulunan fotoğrafları ile bugün çekilen fotoğrafları; Hasankeyf'te baraj suyu yükselmeden önce çekilen fotoğraflar ile kısa süre sonra çekilen fotoğraflar doğrultusunda tarihi yapılarda oluşan hasarların tespiti yapılmıştır. Tezin birinci bölümünde; problem tanımlanıp, tezin amacı, önemi ve yöntemi açıklanmış; literatür özeti verilmiştir. Tezin ikinci bölümünde; küresel ısınma ve iklim değişikliği tanımı yapılıp, dünya ve Türkiye üzerindeki etkileri verilmiştir. Küresel ısınma ve iklim değişikliğinin tarihi yapılar üzerindeki etkileri dünyadan ve Türkiye'den örneklerle ifade edilmiştir. Tezin üçüncü bölümünde; yığma taş yapı hasarları verilmiştir. Tezin dördüncü bölümünde; Halfeti ve Hasankeyf bölgelerinde bulunan tarihi yığma yapılar incelenerek, barajların yapılar üzerinde oluşturduğu hasarlar tespit edilmiştir. Tezin son bölümünde ise; tespit edilen hasarlar doğrultusunda; barajların tarihi yapılar üzerindeki etkilerinden bahsedilip, gelecekte yapılması planlanan baraj projeleri için öneri sunulmuştur.
Uzaktan eğitim sistemlerinin mimarlık eğitimi özelinde başarı faktörlerinin belirlenmesi
Tüm dünyada olduğu gibi ülkemiz de COVID-19 salgınından üretimden şantiyeye, inşaattan eğitime pek çok alan büyük ölçüde etkilenmiştir. Salgından en az seviyede etkilenmek için ülke genelinde her sektör özelinde pek çok önlemler alınmıştır. Bu kapsamda eğitim sektöründe alınan önemlerden birisi eğitim sisteminde uzaktan eğitim modelinin uygulanmaya başlanması olmuştur. Uzaktan eğitim sistemi ilköğretimden yükseköğretime hızlıca uygulanmaya başlamış ve mevcut eğitim sistemine önemli bir alternatif olmuştur. Ancak üniversitelerde uygulamalı derslerin, eğitim programlarında ağırlıklı olarak yer aldığı bölümlerin uzaktan eğitim sistemine uyum sağlamakta zorlandığı ve adı geçen sistemle eğitim vermekte tereddüt ettikleri bilinmektedir. Çalışmanın hipotezi bu deneysel metotlar üzerinden yapılan bir araştırmaya dayanmaktadır. Bu nedenle araştırma, COVID-19 salgını nedeniyle teorik dersler ile birlikte uygulamalı derslerin de programlarında yoğun bir şeklide yer aldığı mimarlık okullarında uygulanmaya başlanmış olan uzaktan eğitim sisteminin, mimarlık eğitimi için nasıl elverişli hale getirilebileceği üzerine odaklanmaktadır. Çalışmanın ana araştırma konusu, mimarlık eğitiminde uzaktan eğitim sistemi ile ilgili öğrencilerin yaşadığı sorunların belirlenmesi ve karşılaşılan sorunlara çözüm önerilerinin getirilmesidir. Bu kapsamda, Türkiye'deki çeşitli mimarlık okullarında kullanılan uzaktan eğitim sistemlerinin mimarlık okullarındaki kullanıcılar için oluşturduğu ortamın nitelikleri incelenmiş ve mimarlık eğitiminde uzaktan eğitim sisteminde etkin ve verimli bir öğrenme ortamı için gerekli başarı faktörleri ortaya koyulmuştur. Bu amaç kapsamında sistematik literatür taraması ile veri toplanarak anket formu oluşturulmuştur. Sistematik literatür taraması ile mimarlık eğitiminde uzaktan eğitim sistemlerinin başarısını etkileyen 69 olası kriter belirlenmiştir. Hazırlanan anket formları ülke genelindeki üniversitelerin mimarlık bölümlerine e-posta ile iletilerek çalışmanın verileri toplanmıştır. Veri toplama işlemi 30 Nisan – 28 Haziran 2022 tarihleri arasında gerçekleştirilmiş ve toplamda 232 adet tamamlanmış anket formundan elde edilen bilgiler ile çalışmanın verileri elde edilmiştir. Toplanan verilerin istatistiksel analizleri "Office 365 Excel 2020" ve "SPSS 22.0 for Windows" paket programları aracılığı ile yapılmıştır.
Mardin çarşısının sürdürülebilir koruma yaklaşımları bağlamında değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı, geçmişten günümüze birçok uygarlığa ev sahipliği yapmış, Mardin kentinin merkezinde konumlanmış Mardin Çarşı bölgesini sürdürülebilir koruma yaklaşımları bağlamında değerlendirmektir. Mardin çarşısı tarihsel süreç içerisinde kentin sosyo-ekonomik-kültürel durumunu yansıtan geleneksel ticaret merkezi olması sebebiyle önemli bir alan olmuştur. Bu alanla ilgili çalışmaların sınırlı sayıda olması ve çarşıda koruma çalışmalarının fiziksel koruma anlayışı ile sınırlı kalması, bütüncül koruma ilkelerinin benimsenmemesi, çarşının sürdürülebilirlik bakımından ele alınmasına ihtiyaç duyulmuştur. Bu bağlamda Mardin Çarşı Bölgesi'ni oluşturan çarşı sokakları, literatür taraması, yerinde yapılan tespit-gözlemler, esnaflar ile yapılan görüşmeler-fotoğraflamalar-analizler doğrultusunda tanımlanmıştır. Bölgenin değerleri, sorunları, potansiyeli hakkında bilgiler toplanıp değerlendirilmesi yapılmış ve sonuç geliştirilmiştir. Böylece çalışmanın çarşı bölgesinin canlanmasında etkili olacağı, çarşı hakkında yapılacak olan bilimsel çalışmalara referans olacağı ve bölgenin literatüre kazandırılacağı düşünülmektedir. Buna bağlı olarak tezin birinci bölümünde tezin amacı , kapsamı ve literatür araştırması, ikinci bölümünde sürdürülebilir koruma ve çarşının kavramsal çerçevesi, üçüncü bölümde materyal ve yöntemi, dördüncü bölümde çarşının gelişim süreci, mekansal ve kültürel yapısı ile çarşının mevcut durumunu tanımlayan fiziksel çevre analizleri ile sosyal yapıyı ortaya koyan anket çalışması yapılmıştır. Ardından yapılan analizler ve değerlendirmeleri yapılarak çarşının sorunları, potansiyelleri ortaya konmuştur. Beşinci bölüm olan sonuç kısmı ile tez çalışması sonlanmıştır.
Geleneksel Antakya evlerinin kimlik ögelerinin analizi
Antakya tarihi boyunca farklı medeniyetlere, kültürlere, etnik gruplara ev sahipliği yapmış, çok çeşitli sosyo-kültürel unsurları bünyesinde barındıran, köklü ve zengin tarihi geçmişi ve kültürel alt yapısı olan bir kenttir. Kent, fiziki ve beşerî çevre özelliklerinden beslenerek ve bu özellikleri besleyerek sahip olduğu bütün değerlerin bir sentezi olarak çok katmanlı kimliğe sahip olmuştur. Kentin sahip olduğu değerlerin en somut ve belirgin yansıması olarak beliren geleneksel Antakya evleri gerek kente kimlik atfetmesi gerekse kentin kimliğini yansıtması nedeniyle oldukça önemli bir ögedir. Son yıllarda kentin zengin kültürel birikimine dayanan potansiyelinin dikkat çekici hale gelmesiyle kent özellikle farklı açılardan turizm merkezi olarak önem kazanmış ve talep görmeye başlamıştır. Bu doğrultuda kentte çeşitli ölçek ve düzeylerde değişimler ve dönüşümler yapılmakta; özellikle geleneksel yapılar ve geleneksel Antakya evleri farklı fonksiyonlar yüklenerek yeniden işlevlendirilmektedir. Bunun bir sonucu olarak geleneksel evlerin kimlik ögelerinde çeşitli etmenler doğrultusunda aşınmalar meydana gelmesi, kimlik kaybı yaşanması ve/veya tamamen yok olması gibi istenmeyen sonuçların oluşması söz konusu olup kimlik ögelerinin sürdürülebilirliği tehdit altındadır. Çalışmada geleneksel Antakya evlerinin karakteristik özelliklerinin ve kimlik ögelerinin çalışma alanında seçilen 50 adet geleneksel ev üzerinden tespit, analiz ve değerlendirilmesi yapılmış; içlerinden evlerin sahip olabileceği farklı özellikleri ve kimlik ögelerini temsil ettiği ve bu yönüyle özellikli olduğu düşünülen 10 adet ev özgün hallerine yönelik tespitlerle detaylandırılmıştır. Böylece geleneksel Antakya evlerinin kimlik ögelerinin literatüre geçerek sürdürülebilir kılınması amaçlanmıştır.
Türk inşaat sektöründe tekrarlanan yapım işlerine neden olan faktörlerin belirlenmesi
İnşaat sektörü ulusal kalkınmada önemli bir rol oynamaktadır ve Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler için en aktif sektörlerden biri olarak kabul edilmektedir. İnşaat projelerindeki maliyet ve zaman israfları, projelere ve paydaşlara zarar verdiği gibi ülke ekonomisine de büyük zararlar vermektedir. Bu nedenle paydaşların birincil amacı proje performansını geliştirmektir. İnşaat projelerinin performansı, zamanında tamamlanma, istenen kaliteye ulaşma, proje gerekliliklerini yerine getirme ve tahmini bütçeyi aşmama gibi başarı kriterlerine bağlıdır. İnşaat projelerinin performansını düşüren önemli risklerden biri tekrarlanan yapım işleridir. Tekrarlanan yapım işlerinin proje performansı üzerindeki önemli etkilerine rağmen; Türk inşaat sektöründeki tekrarlanan yapım işlerinin etkisi henüz sistematik olarak araştırılmamıştır. Tekrarlanan yapım işleri, ilk seferde yanlış uygulanmış bir görevi yeniden yapmak için harcanan gereksiz çabadır. Projelerin planlama aşamasından nihai teslimine kadar karşılaşılabilen bu işler; hatalar, eksiklikler veya değişiklikler gibi çeşitli etkenlerden kaynaklanmaktadır. Tekrarlanan yapım işlerini önceden tahmin ederek, önleyebilmek veya etkisini azaltabilmek için öncelikle tekrarlanan işlerin meydana gelmelerine neden olan temel faktörlerin ve koşulların tam anlamıyla anlaşılması gerekmektedir. Belirtilen nedenle bu tez çalışmasının amacı, Türk inşaat sektöründe bina projelerinde tekrardan yapım işlerine neden olan temel faktörleri belirlemek, faktörlerin oluşum sıklıklarını tespit etmek ve önem derecelerini saptamaktır. Bu amaçla, sistematik literatür taraması sonucunda 43 olası tekrarlanan yapım işi kriteri belirlenmiştir. Kriterler ortaya çıkış kaynağına göre 6 başlık altında gruplandırılmıştır. Ülke genelindeki mimar, proje yöneticisi, inşaat mühendisi ve müteahhitlerinden oluşan 209 proje paydaşının görüşlerine ulaşılmıştır. Anket yöntemiyle toplanan verilerin istatistiksel analizleri SPSS programı aracılığı ile yapılmıştır. Sonuç olarak, bu tez çalışmasında bina projelerindeki tekrarlanan yapım işi faktörleri ve ortaya çıkmasına neden olan en önemli kriterler tespit edilmiştir. Elde edilen bulguların Türk inşaat sektöründe proje performansının geliştirilmesine katkı sağlaması amaçlanmıştır.
Türk inşaat sektöründe yapının inşaat (imalat) aşamasında yapısal atık oluşumunu etkileyen faktörlerin belirlenmesi
Şehirleşmenin ve nüfusun hızla artması ile inşaat sektörü büyümekte ve bu durumda tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de yapısal atıklar oluşmasına neden olmaktadır. Oluşan yapısal atıklar ciddi miktarda hammadde kullanımına, su ve hava kirliliği oluşumuna, insan sağlığında olumsuz etkilere ve çevre kirliliğine neden olan ciddi bir sorun haline geldiği bilinmektedir. Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde yapısal atık oluşumunun önüne geçilebilmes i amacıyla yapısal atık oluşumunun nedenleri, önleme yöntemleri, geri kazanım yöntemleri, yeniden kullanım yöntemleri, bertaraf yöntemleri ile ilgili araştırmalar yapılmaya başlanmıştır. Yapısal atık oluşum nedenleri ile ilgili ülkemizde tasarım aşaması, yıkım aşaması, üretim süreçleri bağlamında ele alınıp araştırılmışken üretim sürecinin bir aşaması olan ve yapısal atık oluşumunun başlıca faktörlerini barındıran inşaat (imalat) aşaması ile ilgili çalışmalar yapılmamıştır. Bu nedenle çalışma yapısal atık oluşumunun kaynağından azaltılabilmesini mümkün kılabilmeye odaklanmaktadır. Çalışmanın ana araştırma konusu yapının inşaat (imalat) aşamasında yapısal atık oluşumunu etkileyen faktörlerin belirlenmesi ve yapısal atık oluşumunun engellenebilmesi veya azaltılması için çözüm önerileri geliştirilmesidir. Bu kapsamda sistematik literatür taraması yapılarak uluslararası ve ulusal çalışmalar incelenmiş ve veriler toplanmıştır. Toplanan veriler ile anket formu oluşturulmuştur. Sistematik literatür taraması ile yapının inşaat aşamasında yapısal atık oluşumunu etkileyen 54 olası kriter belirlenmiştir. Hazırlanan anket formları Türkiye inşaat sektöründe çalışan mimar, mühendis ve müteahhitlere e-posta ile iletilerek çalışmanın verileri toplanmıştır. Veri toplama işlemi 9 Mart 2022 ve 1 Ocak 2023 tarihleri arasında gerçekleşmiş ve toplamda 162 adet tamamlanmış anket formundan elde edilen bilgiler ile çalışmanın verileri elde edilmiştir. Toplanan verilerin istatistiksel analizleri "Office 365 Excel 2022" ve "SPSS 23.0 for Windows" paket programları aracılığı ile yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Yapı, İnşaat, İmalat, Atık, Yapısal atık, Türk İnşaat Sektörü
Işık geçiren betonun özellikleri üzerine deneysel bir çalışma
Beton dünyada yapı sektöründe en yaygın kullanılan malzemedir. Beton agrega (çakıl), çimento ve suyun belirli oranlarda karıştırılmasıyla üretilen, ilk bir iki saat içerisinde şekil verilebilen, sonrasında katılaşmaya başlayarak dayanım kazanan kompozit yapı malzemesi olup, mimari olarak istenilen şekillerdeki yapı elemanlarının üretmesine olanak sağlar. Işık geçiren beton yapı elemanlarında kullanılan betondan farklı olarak ışık geçirme özelliği sayesinde farklı mimari objelerin üretiminde kullanılır. Işık geçiren beton, optik fiber, cam gibi malzemelerin kullanılmasıyla üretilebilmektedir. Bu deneysel çalışmada optik fiber kullanılarak, ışık geçiren betonlar üretilmiş, numune kalınlığının, numunenin ışık kaynağına uzaklığının ve optik fiber içeriğinin ışık geçirgenlik değerlerine etkisi araştırılmıştır. Bu amaçla önce farklı oranda optik fiber içeren betonlar üretilmiş, sonrasında farklı kalınlıklarda kesilerek ışık geçirgenliği ölçümleri yapmak üzere hazır hale getirilmiştir. Işık geçirme değerlerinin ölçümlerinde 0-40.000 lüks ölçüm aralığında çalışan Extech HD450 lüksmetre kullanılmıştır. Deney sonuçlarına göre optik fiber içeren beton numunelerinin ışık geçirgenlik değeri optik fiber miktarının artmasıyla artmaktadır. Numunenin ışık kaynağına olan uzaklığı arttığında ışık geçirgenliği azalmaktadır. Numune kalınlığı ışık geçirgenlik değerlerini etkilemektedir. Bu çalışmada 6 – 8 cm kalınlığa kadar numune kalınlığının artmasıyla ışık geçirgenlik değerleri artmıştır, ancak 6 – 8 cm kalınlıktan sonra numune kalınlığının artmasıyla ışık geçirgenlik değerleri azalmıştır.
Tarihi yapılarda yapay zeka destekli hasar tespiti için bir model önerisi
Günümüzde teknolojideki ilerlemelerle birlikte birçok alanda yeni ürünler üretilerek yeni yöntemler geliştirilmiştir. Teknolojinin ilerlemesiyle birlikte geliştirilen yapay zeka teknolojisi de günümüzde farklı disiplinlerde çeşitli amaçlarla kullanılmaktadır. Geniş uygulama alanına sahip olan yapay zeka teknolojisinin mimarlık ve mimari restorasyon alanında kullanımı kısıtlıdır. Bu çalışma kültürel mirasımızın önemli bir parçası olan tarihi yapıların restorasyon sürecinde, yapay zeka teknolojilerinin kullanım olanakları ve bu teknolojilerin sağlayacağı katkıları üzerine odaklanmaktadır. Araştırmanın amacı, tarihi yapılardaki bozulmaların daha hızlı ve doğru tespitini yapmak üzere yapay zeka destekli hasar tespit modelinin geliştirilmesidir. Araştırma yapıda meydana gelen hasarların doğru teşhis edilmesini ve buna bağlı olarak alınacak müdahale kararlarının daha doğru alınmasına olanak sağlamaktadır. Araştırmanın kapsamını, Gaziantep tarihi kent merkezinde bulunan geleneksel Gaziantep evleri oluşturmaktadır. Bu yapıların konum, plan, cephe, malzeme ve üst örtü sistemleri ayrıntıda incelenmektedir. Araştırmanın temel materyalleri, bu evlere ait tescil fişleri, eski haritalar, eski fotoğraflar, rölöve çalışmaları ve raporlarından meydana gelmektedir. Bununla birlikte saha araştırmasında elde edilen bulgulara dayandırılmaktadır. Bu materyaller geleneksel Gaziantep evlerinin daha iyi anlaşılması ve korunması için önem taşımaktadır. Araştırmada geleneksel Gaziantep evlerinin mevcut durumları, rölöve çalışmaları ile ayrıntılı bir şekilde tespit edilerek cephelerde görülen bozulma türleri haritalama yöntemi kullanılarak belgelenmiştir. Araştırma sonucunda, oldukça büyük kaynak ve zaman gerektiren geleneksel yöntemlerle oluşturulan bozulma haritalarının, yapay zeka destekli geliştirilen hasar tespit modeli ile daha hızlı ve doğru biçimde yapılabildiği görülmüştür. Geliştirilen model tarihi yapıların cephelerinde görülen bozulma türlerini tespit ederek bozulma haritalarının üretilmesine olanak sağlamaktadır. Anahtar Kelimeler: Gaziantep, Kültürel Süreklilik, Yapay Zeka, Tahribatsız İnceleme, Koruma
Çok katlı konutlarda kullanıcı memnuniyeti; Gaziantep, Şehitkâmil örneği
Kullanıcının barınma ihtiyacının karşılanması için yaşanılan yerin seçimi, çevre nitelikleri, konum, konfor, sosyal yapı, komşuluk ilişkileri, güvenlik ve iklimsel faktörler gibi etmenler oldukça önemlidir. Bu etmenler çok katlı konut kullanıcıların memnuniyeti üzerinde de etkilidir. Bu tez çalışmasında çok katlı konut kullanıcılarının memnuniyetleri ve tercihleri; konutun fiziksel özellikleri, sosyal donatılar, açık alanlar, erişilebilirlik-ulaşım, çevresel özellikler, güvenlik, konutun iklimsel özellikleri ve komşuluk ilişkileri faktörleri üzerinden incelenmiştir. Çalışmanın kapsamı Gaziantep ili Şehitkamil ilçesi sınırları içinde bulunan çok katlı binalarda yaşayan katılımcılardan oluşmaktadır. 392 kişinin basit tesadüfi örneklem yöntemine göre seçildiği araştırmada katılımcılara anket uygulanmıştır. Anketin ilk bölümünde demografik sorular yer alırken ikinci bölümünde ise çok katlı konutta kullanıcı memnuniyeti ve tercihine yönelik ölçek yer almaktadır. Yapılan faktör analizi sonucu konutta kullanıcı memnuniyeti ölçeğinde beş faktör tespit edilmiştir. Ortaya çıkan bu faktörler üzerine katılımcıların demografik özelliklerinin etkileri incelenmiştir. Araştırma sonucunda, araştırmaya katılım gösteren 256 kişi (%65,3) yaşamış oldukları konutların kendilerine prestij/ayrıcalık kazandırdığını vurgulamışlardır. Katılımcıların çok katlı konutu tercih sebepleri olarak 130'u (%33,2) "konutun ve konut alanının fiziksel özelliklerini", 110'u (%28,1) "sosyal donatıları (Otopark, cami, okul, yeşil alan)" ve 52'si (%13,3'u) "ekonomik nedenleri" göstermişlerdir. Katılımcıların veri toplama aracında yer alan ifadelere ilişkin olarak en yüksek katılım düzeyleri (: ortalama) "Yaşadığım konuttaki oda sayısı yeterlidir." (:3.849) ve "Yaşadığım konut gün ışığından iyi bir biçimde yararlanabilmektedir." (:3.847) ifadelerinde olduğu belirlenmiştir. Araştırmaya katılanların her iki ifadeye katılım düzeyi "katılıyorum" olarak belirlenmiştir. Ayrıca katılımcıların konutta kullanıcı memnuniyetine yönelik olarak en çok katılım gösterdikleri faktör, "erişilebilirlik-ulaşım" olurken bu faktöre katılım düzeyi (: 3.743) "katılıyorum" düzeyinde olmuştur. Araştırmaya katılanların konut tercihinde erişilebilirlik-ulaşım faktöründen sonra en çok katılım gösterdikleri faktörün "konutun fiziksel özelliği" olmuştur. Katılımcıların konutun fiziksel özelliği boyutuna katılım düzeyleri (: 3.709) "katılıyorum" olarak gerçekleşmiştir. Araştırmaya katılanların cinsiyet değişkeni konutun iklimsel kontrolü ve güvenlik, fiziksel özelliği, komşuluk ilişkileri, sosyal donatılar ve açık alanlar faktörlerini anlamlı düzeyde etkilediği belirlenmiştir (p<0,05). Bununla birlikte cinsiyet değişkenin erişilebilirlik-ulaşım faktöründe etkili olmadığı saptanmıştır(p>0,05). Katılımcıların medeni durum değişkenin yalnızca konutun fiziksel özelliği faktöründe etkili olduğu tespit edilmiştir (p<0,05). Araştırmaya katılanların eğitim durumlarının konut tercihi ve memnuniyeti üzerine konutun iklimsel kontrolü ve güvenlik ve komşuluk ilişkileri faktörlerinde etkili(p<0,05) olduğu tespit edilirken katılımcıların eğitim durumlarının, erişilebilirlik-ulaşım, konutun fiziksel özelliği ve sosyal donatılar ve açık alanlar faktörleri üzerinde etkili olmadığı(p>0,05) tespit edilmiştir. Katılımcıların gelir durumlarının konutta kullanıcı memnuniyeti ve tercihi üzerindeki etkisinde ise konutun iklimsel kontrolü, güvenliği, erişilebilirliği, ulaşımı, fiziksel özelliği, komşuluk ilişkileri, sosyal donatıları ve açık alanlarının etkili olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Sonuç olarak katılımcıların kullanıcı ihtiyaçları doğrultusunda daha çok "erişilebilirlik-ulaşım" ve konutun fiziksel özelliği" etmenlerini tercih ettikleri tespit edilmiştir. Böylece katılımcıların daha çok barınma gereksinimi karşılayan etmenlere önem gösterdikleri anlaşılmaktadır. Ayrıca konut tasarımcılarının bölgedeki konut planlamaları için "erişilebilirlik-ulaşım" ve konutun fiziksel özelliği" etmenlerini dikkate alarak üretim yapmaları önerilmektedir. Çalışma giriş bölümü ile birlikte 4 bölümden oluşmaktadır. İkinci bölümde kavramsal çerçeve literatür bilgileri doğrultusunda hazırlanmıştır. Kavramsal çerçevede konut kavramı, konutun görevi, Türkiye'de konut politikası, konutta kullanıcı memnuniyeti ve gereksinimleri açıklanmıştır. Üçüncü bölümde çalışmanın yöntemi açıklanmıştır. Dördüncü bölümde araştırma bulgularına yer verilmiştir. Son bölümde çalışmada ortaya çıkan sonuçlar ve öneriler aktarılmıştır.
Konutta mekansal dönüşüm sürecinin analizi: Gaziantep örneği
İnsanoğlu varoluşundan itibaren yaşamını sürdürebilmek için güvenli bir yer arayışı içinde olmuş, çevresini dönüştürerek barınma ihtiyacını karşılamaya çalışmıştır. Barınma amaçlı bu yer arayışı bulunduğu dönemin şartlarına göre değişip evrilerek mevcut görünümüne ulaşmıştır. Kullanıcılar arasındaki farklılıklar, değişen yaşam koşulları gibi etkenler konutun da çeşitlenmesine neden olmuştur. Konut insanlar için vazgeçilmez bir kavramdır ve zamanın ilerlemesiyle birlikte, insanlığın gelişimiyle paralel olarak konutlar da geçmiş kültürel özelliklerin izlerini taşıyarak mekânsal olarak değişmektedir. 20. yüzyılın getirdiği ekonomik ve toplumsal değişimler, konut mekânlarını da etkilemiştir. Özellikle 1950'li yıllardan itibaren Gaziantep'te hızla artan nüfus ve artan bu nüfusa uygun konut sağlama ihtiyacı, demografik yapının değişimi, sosyo ekonomik değişim ve imar uygulamaları ile konut mekânları da dönüşüme uğramıştır. Gaziantep kenti özelinde konut yapılarının temel ilkelerini ve geçirmiş olduğu mekânsal değişim dönüşüm sürecini analiz etmeyi amaçlayan bu araştırmada Geleneksel Gaziantep evlerinden başlanarak ilk apartmanlar ve günümüz konutları seçilen örnekler üzerinden incelenmiştir. Çalışma kapsamındaki incelenen konut planları karşılaştırılarak değerlendirmeler yapılmıştır.
Kültürel çeşitlilik bağlamında kırsal mimari mirasın değerlendirilmesi: Adana ili Ceyhan ilçesi örneği
Yöresel olan yapıların kırsal yerleşimlerdeki biçimlenmesi, yöre sakinlerinin geleneksel olarak devam ettirdiği yaşam şekli, geçim kaynakları, iklimsel faktörler, topografya ve yakın çevrede bulunan malzeme vb. etkenlerle oluşmuştur. Geleneksel olarak nesiller boyu süregelmiş olan kırsal yerleşimlerdeki kültürel çeşitliliğin mekâna nasıl yansıtıldığını kırsal mimari miras üzerinden araştırmak çalışmanın temel çıkış noktasını oluşturmaktadır. Bu doğrultuda, Adana ilinin Ceyhan ilçesinde bulunan farklı kültürlere ait Burhanlı (Yörük Köyü), Durhasandede (Alevi Köyü), Yellibel (Tatar Köyü), Mustafabeyli (Balkan Göçmeni Köyü) ve Adapınar (Çerkez Köyü) köyleri, etnik kökene ait kültürün yaşatılması ve bu kültürlere ait özgün örnekleri barındırmaları nedenleriyle çalışma alanı olarak seçilmiştir. Çalışma kapsamında köylerin tarihsel oluşum ve gelişimi incelenerek yerleşim yerleri değerlendirilmiş, her bir yerleşimden 15 adet geleneksel konutun mevcut durumu belgelenmiş, kültürel etkilerin yerleşimdeki parsel organizasyonu ile iç ve dış mekânlara nasıl yansıtıldığı araştırılmış ve karşılaştırılmıştır. Yapılan çalışma sonucunda, kültürün kırsal mimariye mekânsal organizasyonda olmasa da iç ve dış mekânlardaki detay çözümlerinde yansıtıldığı, geleneksel yaşamın halen sürdürüldüğü kırsal yerleşimlerdeki mimari mirasın niteliksiz müdahalelerle tehdit altında olduğu, bu özgün niteliklerin somut olmayan kültürel miras da dâhil edilerek belgelenmesi ve korunması gerektiği anlaşılmıştır. Son olarak, çalışma sonucunda kırsal mimari mirasın belgelenmesi için anıt fişi tasarımı önerilmiştir.
Geleneksel Şanlıurfa konutunda biyofilik unsurların analizi ve bunların biyofilik tasarım kriterleri kapsamında değerlendirilmesi
İnsan varoluşundan itibaren konforlu bir yaşam amacıyla doğayı değiştirme eğilimindedir. Sağlıklı ve iyi olma halini desteklemek için doğanın öğretilerinden faydalanırken doğaya uyumla bağlanmaktadır. Ancak teknolojideki gelişim ve tasarım dinamiklerindeki değişimler, insan ve doğanın uyumlu birlikteliğini olumsuz etkilemiştir. Tasarım kurgusunda doğa ve doğal süreçlerle etkileşimin azalması, insan-doğa etkileşimini kısıtlamıştır. Bu nedenle tasarımcılar bu etkileşimin devamlılığını sağlamak ve insan ve doğa arasında sürdürülebilir bir ilişki kurmak amacıyla "Biyofilik Tasarım" anlayışını geliştirmişlerdir. Kellert ve Wilson'ın 2005 yılında ortaya koyduğu bu tasarım pratiği, insanın iyi hissetmesini destekleyen önemli nicel verilerle kanıtlanmıştır. Biyofilik tasarım güncel bir yaklaşım olarak benimsense de, bazı tarihi yapılar da biyofilik unsurları içermektedir. İklim ve sosyal yapının mekân üretiminde belirleyici olduğu geleneksel Şanlıurfa konutları, biyofilik unsurlar içeren bu tarihi yapılardandır. Bu çalışma, tarihi konut yapılarında iyi olma halini destekleyen tasarım unsurlarını mekân okumalarıyla ortaya koymaktadır. Şanlıurfa'nın tarihi kent merkezinde seçilen konutlarda yapılan alan çalışmaları ve "Biyofilik Tasarım" konulu literatür taramaları, araştırmanın veri kaynağını oluşturmuştur. Geleneksel Şanlıurfa konutlarındaki biyofilik unsurlar, "Sosyobiyofilik Unsurlar" ve "Fizyobiyofilik Unsurlar" olmak üzere iki alt başlıkta incelenmiştir. Ryan vd.'nin (2014) çalışmalarındaki biyofilik özellikler temel alınarak değerlendirme kriterleri belirlenmiştir. Tablo ve çizelgeler aracılığıyla biyofilik unsurlar değerlendirilmiştir. Bu analiz ve sentez çalışması, incelenen yapıların kimlik ögelerini, varoluş dinamiklerini ve döneminin bazı anlayışlarını tespit etmiştir. Bu araştırmanın, günümüz yaşam mekanı planlamalarında insanın iyi olma halini destekleyen ve doğal süreçleri içeren tasarımlar için bir kaynak olması amaçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Biyofilik Tasarım, İnsan-Doğa İlişkisi, Geleneksel Şanlıurfa Konutu, Tarihi Yapı
Hipernesnel düzlemde örgü (mesh) türü teknobiyofilik mimarlık modeli önerisi
Çevresel psikoloji, evrimsel psikoloji ve bilişsel psikoloji alanlarından beslenen biyofilik tasarım nörobilimsel verilerle ve restorasyon teorisi, odaklanma teorisi (ART) üzerinde şekillenmiştir. Kellert ve ardından birçok bilim insanı biyofilik tasarımın parametrelerinin iyileştiren tasarım olduğuna ilişkin destekleyici bulgular sunmuşlardır. Kıyaslama ve metasentez aşamasında canlıların yaşadığı düzlemin hipernesnel bir dünya olması hipotezinden ilerlenerek iyileştiren tasarım olarak nitelenen biyofilik tasarımın plesebo olduğu ortaya koyulmuştur. İnsan odaklı ve insana baskın (dominant) rol veren değerler sunan biyofilik tasarımın değerleri irdelenerek nesne yönelimli ontoloji (NYO) yaklaşımıyla çevrenin ve doğanın, canlıların da yararlanımını gözeten biyofilik değerler sunulmuştur. Canlıların zarar gördüğü hipernesnel düzlemde teknoloji desteğiyle canlıların yaşamını da destekleyen ara uzamda örgü (mesh) oluşumunu destekleyen, yerel, kültürel, topografik verilerle tasarımı savunan teknobiyofilik mimarlık modeli ortaya koyulmuştur. Tez teknobiyofilik mimarlığı mevcut literatürde önerilen (Sue Thomas vd.) sanal biyofilik düzleminden (platformundan) koparıp gerçekçi düzleminde insanların fizyolojik, psikolojik sağlığıyla uyumlu, ortak yaşamı (simbiyosis) destekleyen bir modele dönüştürmeyi amaçlamıştır. Sanal platformların biyofilik nesneler ve değerler içerse bile biyofiliyle ve insan fizyolojisiyle örtüşmeyen yönleri metasenteze dayalı araştırma bulgularıyla ortaya koyulmuştur. Bu bağlamda durağan (stabil) sanatsal yaklaşımlardan (art neuvaou, klasizm) sıyrılarak dinamizm ve kinetik sanatların teknobiyofiliyi desteklediği mimarlık modeli önerilmektedir. Teknolojilerin hızla ilerlediği hipernesnel dünyada, teknolojiden bağımsız kentsel düzlemler ve iç mekanlar üretilmesi mümkün değildir. Tez kapsamında biyofilik olduğunu belirten günümüz biyofilik mimarlık örnekleri hipernesnel bağlamda incelenmiştir. Hipernesnelin tanımı ve ölçütleri ortaya koyularak biyofilik tasarımların metalaşan, küreselleşen, hipernesneleşen yönleri ortaya koyulmuştır. Bunların farkındalığında hipernesnel düzlemde Kellert'ın biyofilik tasarım modeli teknobiyofili çerçevesinde irdelenerek teknolojiyle ve mimarlık disipleniyle bağdaşan, günümüz hareketli sanatlarından beslenen teknobiyofilik mimarlık modeli sunulmuştur. Mimarlık disiplinini Kellert'ın önerdiği üzere deneyimsel bir mimarlığa dönüştürürken Kellert'ın ve Ryan'ın önerdiği duyusal değil duygusal parametreler olan gizem, huşu gibi birtakım parametreler modelden çıkarılmıştır. Elde edilen sadeleştirilmiş modelin günümüz kinetik sanatlarının gelişimini de destekleyen tekno-biyofilik deneyimsel yönü bulunmaktadır. Bu deneyimde artık amaç insanın kendini doğadaymış gibi hissetmesi değil, doğanın değerini fark etmesi, doğayı anımsatan fenomenleri mimari ve teknolojik soyutlamalarla deneyimlemeyebilmesidir. Mimarlık disiplini bunu başarırken örgü (mesh) destekli teraslar, revak, eyvan, avlu, hayat gibi yerel mimarideki ara uzamların varlığını ön plana çıkaracak ve teknolojiyi araç olarak kullanarak biyofilik deneyimleri destekleyecektir. Sonuç olarak, sunulan modelin küresel (global) teknolojik bir mimarlık modeli değil, toplulukların kendi ekolojik ve kültürel sistemlerini teknoloji aracığıyla vurgulayan bir model olması sürdürülebilirlik bağlamında önemlidir.
Geniş açıklıklı yapıların taşıyıcı sistemlerinin Adana organize sanayi bölgesindeki örnekler üzerinden incelenmesi
İnsan ve diğer canlıların varoluşundan günümüze kadar ihtiyaçları sürekli değişmiş ve artmıştır. Bu durum yeni pazarların oluşmasına, üretim tüketim ilişkisinin artmasına sebep olmuştur. Bununla birlikte dünyada ticaret ve sanayileşme artmıştır. Türkiye sahip olduğu jeopolitik konum itibarıyla bu değişimde önemli bir yer almaktadır. Birçok sanayi bölgesine sahip olan Türkiye'de, bulunduğu konum, güçlü ulaşım ağı üzerinde bulunması ve enerji kaynaklarına yakınlığı ile avantaj sağlayan Adana önemli sanayi bölgelerinden biri haline gelmiş ve sanayi yapıları daha da önem kazanmıştır. Bu tez çalışmasında, sanayi yapılarında kullanılan geniş açıklıklı çubuk sistemler ve özellikle de betonarme, prefabrik ve çelik yapı sistemleri incelenmiştir. Sanayi yapılarında geniş açıklık geçmek için kullanılan çubuk sistemler, Adana Organize Sanayi Bölgesinde bulunan 14 adet sanayi yapısı ve işyerinde saha çalışması yapılarak, inşaatı devam eden projelerin şantiye çalışmaları takip edilerek örneklendirilmiştir. Elde edilen veriler doğrultusunda Adana Organize Sanayi Bölgesi'nde bulunan sanayi yapılarının taşıyıcı sistemlerinin genellikle prefabrik sistem ve çatı sistemlerinin ise çelik kafes sistem olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Sanayi Yapıları, Prefabrik Yapılar, Çelik Yapılar, Çelik Çatılar
Mardin-Kalecik köyü ve kırsal alanının analizi: Kültürel miras değerlerine yönelik sonuçlar ve değerlendirmeler
Kırsal mimari yıllar boyunca insanlarla doğa arasındaki, uzun süreli etkileşimin bir ürünü olarak ortaya çıkmıştır. Bu alanlar sadece doğa-insan ilişkisini yansıtmamaktadır. Aynı zamanda bir toplumun kültürünü, geleneklerini, ritüellerini ve yaşam biçimini de yansıtmaktadır. Kırsal peyzaj alanları kültürel miras alanları olarak büyük önem taşımaktadır. Ancak bu alanlar sanayileşme ve gelişen teknoloji ile göç vermeye devam etmektedir. Yerel halkın değişen ve dönüşen yaşam ihtiyaçları doğrultusunda, kırsal alanlar ekonomik, sosyal ve çevresel sorunlarla karşı karşıya kalmıştır. Özgün kimlik ve dokuya sahip bu alanlar tüm dünyada modernleşme ile nüfusunu kaybetmeye devam etmektedir. Kırsal alanlarda yaşanan nüfus kaybı geçmişin bilgi ve birikimi, kültürel değerleri ile oluşturulmuş çevrenin bakımsız kalmasına ve yok olmasına neden olmaktadır. Aynı zamanda yüzyılların birikimi ile oluşturulmuş bu alanlar kimliklerini ve somut olmayan kültürel miras değerlerini de kaybetmektedir. Kültürel sürdürülebilirliğin sağlanabilmesi için kırsal mimarinin ve kırsal peyzajın korunmasını büyük önem taşımaktadır. Kalecik köyü UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi'nde üç unsuru ile yer alan (Mardin kültürel peyzajı, Zeynel Abidin Camii ve Mor Yakup (St. Jacob) Kilisesi) Mardin ilinin, Nusaybin ilçesinde yer almaktadır (UNESCO Türkiye Millî Komisyonu). Kalecik köyü somut ve soyut kültürel miras değerleri bakımından önemli bir yerleşim yeridir. Hakkında herhangi bir çalışma bulunmayan Kalecik köyü tarihi, arkeolojik kalıntıları ve çevresel verilere duyarlı yerleşim mimarisi ile büyük öneme sahiptir. Kalecik köyü "Ⅲ. Derece arkeolojik sit alanı" olarak ilan edilmesine rağmen alan ile ilgili yeterli koruma çalışmaları yapılamamıştır. Eski bir Hristiyan yerleşimi olan Kalecik Köyü'nün giderek nüfusunu kaybetmesi köydeki somut ve somut olmayan kültürel miras değerlerini yok olma tehlikesiyle karşıya karşıya bırakmıştır. Kalecik köyü daha önce çalışılmamış olması, arkeolojik, tarihi, kültürel, mimari dokusunun zengin olması ve nüfusunu kaybetmeye devam etmesi nedeniyle çalışma alanı olarak ele alınmıştır. Tez kapsamında alanın belgeleme çalışmaları yapılmıştır. Alanı daha iyi anlamak ve yerin değerini belirlemek amacıyla analizler yapılmıştır. Bu değerlerin korunması ve köyün geleceği konusunda öneriler geliştirilmiştir. Kalecik köyünde bütüncül bir korumanın ancak bölgede yaşayan köy halkının sürdürülebilirliği ile mümkün olabileceği görülmüştür. Bu bağlamda köydeki kırsal yaşamın yeniden canlandırılması, mevcut yaşamın sürdürülebilirliği için koruma önerileri belirlenmiş, köye ait doğal, kültürel ve sosyo ekonomik değerler belirlenmiş, bu değerlerin köye yönelik sunduğu fırsatlar ve tehditler değerlendirilerek Kalecik Köyüne özgü öneriler geliştirilmiştir.
Konut yapılarının enerji analizine dayalı konumlandırılması için bir tasarım önerisi, Gaziantep örneği
Endüstri devrimi ve artan kentleşme, şehirleri enerjinin en yoğun kullanıldığı bölgeler hâline getirmiştir. Konutların, en çok enerji talep eden eylemleri arasında olan iklimlendirme enerjisinin, verimli kullanımı, kentsel ve bölgesel enerji gereksinimini etkilemektedir. Bu çalışmada Gaziantep ilindeki konut yapıları için pasif tasarım stratejilerinin geliştirilmesi amaçlanmaktadır. Konut yapıları için çevresel faktörler kapsamında geliştirilecek yerel, pasif tasarım stratejilerinin, iklimlendirme için gerekli enerjiyi düşüreceği varsayılmaktadır. Çalışma, Gaziantep ilinde bulunan, 1960 ve sonrasında yapılan konutlar ile sınırlandırılmıştır. Bunun amacı Gaziantep için yapılan ilk imar planından başlayarak, her yeni imar planı için yapılaşma farklarını karşılaştırmaktır. Her dönem için 1 bölge olmak üzere 4 farklı doku incelenmiştir. Karşılaştırma enerji simülasyonları üzerinden yapılmıştır. Simülasyonlar; yapıların malzemeleri, donatılar ve iklim verileri ile dijital olarak modellenip enerji kayıp kazançlarını tahmin etmektedir. Enerji analizleri, yapıların yıllık toplam ısıtma ve soğutma enerjileri ile sınırlanmıştır. Enerji analizlerinde, kullanıcı alışkanlıkları, yapı malzemeleri ve cephelerin pencere-duvar oranları sabit tutulmuştur. Analizlerin yapıldığı program DesignBuilder 6.1 sürümüdür ve EnergyPlus 8.9 simülasyon motorunu kullanmaktadır. Yapılan incelemelerde, enerji verimini etkileyen ve farklılaşan değişkenler, bina yönelimi, kat adedi, kat başına daire sayısı, yapılar arası mesafe ve yükseklik oranıdır (h/w) olarak tespit edilmiştir. Belirlenen değişkenlerden türetilen 30 farklı simülasyon sonucuna göre Gaziantep kent merkezi için optimum tasarım parametreleri önerilmiştir. Gaziantep ili için en uygun bina yönelimi kuzeyden kuzeybatıya 45o'lik açıyla sağlanmaktadır. Bir katta 4 konut birimi içeren çözümler her zaman 2 konutlu yapılardan daha enerji verimlidir. Kat adedinin 5 ve y/g oranının 1 olduğu tasarımlar en yüksek enerji performansını göstermiştir.
Kullanım sürecinde üniversite sosyal merkezlerinin değerlendirilmesi: Harran Üniversitesi Yaşam Merkezi örneği
İnsanlar diğer canlılardan farklı olarak hayatlarını sürdürebilmek için fiziki gereksinimlerin beraberinde ruhsal ve sosyal gereksinimlerinin de yerine getirilebilmek amacıyla farklı yaşam alanlarına ihtiyaç duymaktadır. Öncelikle küçük yaşlarda kreşlerde başlayan bu sosyal yaşam, genç yaşlara doğru üniversitelerde devam etmektedir. Dolayısıyla genç bireylerin en elverişli zamanları olan üniversite yaşamlarında, birbirleriyle yoğun sosyal, kültürel ve bilimsel etkileşimde bulundukları sosyal merkez yapılarının tasarımları, elverişli kullanım açısından önem taşımaktadır. Bu çalışma kapsamında, sosyal merkez işlevi gören Harran Üniversitesi Yaşam Merkezi binası "Kullanım Sürecinde Değerlendirme (KSD)" yöntemi kullanılarak incelenmiştir. Bu çalışma, Yaşam Merkezi'nde kullanıcı memnuniyetinin değerlendirilmesi ve kullanım açısından Yaşam Merkezi'nde yaşanan problemlerinin tespit edilmesi ve bu problemlerin ortadan kaldırılması amacı ile yapılmıştır. Yaşam Merkezi ile ilgili kapsamlı araştırma, görüşmeler, yerinde detaylı incelemeler, fotoğraf çekimleri ve mekansal analizler yapılarak gözlem kartları oluşturulmuş ve bu doğrultuda çalışma alanına ait veriler elde edilmiştir. Yaşam Merkezi kullanıcılarının çalışma alanına ilişkin fikirlerini, problemlerini ve memnuniyet düzeylerini belirlemek amacıyla kullanıcılara anket uygulaması yapılarak, Yaşam Merkezi'nin kullanım sürecinde değerlendirilmesi gerçekleştirilmiştir. Toplanan anket verileri SPSS programı ile istatiksel olarak analiz edilmiştir. Ortaya konulan problemler çerçevesinde, Yaşam Merkezi'nin iyileştirilmesine yönelik kısa, orta ve uzun vadede öneriler geliştirilmiştir. Bu araştırma ilerleyen zamanlarda bu alanda ortaya konulacak olan akademik çalışmalara esin kaynağı olması ve üniversite kampüslerinde yeni tasarlanacak sosyal merkez yapılarında tasarımcıya yol gösterebilmesi adına önem arz etmektedir.
Erken cumhuriyet dönemi ilkokul yapıları: Adıyaman, Gaziantep, Malatya örnekleri üzerinden değerlendirmeler ve sonuçlar
Cumhuriyet'in ilan edilmesiyle beraber birçok alanda köklü değişiklikler yaşanmaya başlamıştır. Eğitim ve mimarlık değişimlerin hızla yaşanmış olduğu alanların başında yer almaktadır. Eğitim, halkın bilinçlenmesi bakımından önemli bir role sahipken; mimarlık ise modernitenin mekânsal temsili bakımından kritik bir öneme sahip olmaktadır. Bundan dolayı, Erken Cumhuriyet döneminde eğitim yapılarının birçok açıdan önemli misyonlara sahip olduğunu söylemek yanlış olmamaktadır. Temel eğitimin verilmiş olduğu ilkokullar ise; diğer kademelerdeki eğitim kurumlarından daha öncelikli bir şekilde değerlendirilmiştir. Halkın büyük bir kısmı henüz okuma-yazma bilmiyor olması sebebiyle; hızlı bir biçimde okur-yazar oranının arttırılması hedeflenmiştir. Bununla beraber; Cumhuriyet ilkelerine bağlı ilköğretim okullarının yaygın hale getirilerek herkesin ilkokul eğitimi almış olması hedeflenmiştir. Bu kapsamda; kasabalarda, kentlerde ve köylerde yeni okul binaları tasarlanarak inşa edilmiştir. Gaziantep, Adıyaman ve Malatya'daki erken Cumhuriyet dönemi ilkokul yapıları, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş yıllarının mimari ve kültürel özelliklerini yansıtan tarihi eserler olarak değerlendirilmektedir. Bu yapılar, koruma altında olmayan statüleri nedeniyle çeşitli müdahalelere maruz kalmış olmakla birlikte, ilgili şehirlerin tarihî hafızasında önemli bir yer tutmaktadır. Fiziksel yapılar olmanın ötesinde, mekânsal ve kültürel sürekliliğin bir parçası olan bu binaların korunması ve özgün özelliklerinin muhafazası giderek artan bir önem arz etmektedir. Bu doğrultuda araştırmada, Erken Cumhuriyet dönemine ait eğitim yapılarının mimari özellikleri, kullanılan malzemeler, mimarlık akımlarının etkileri ve tarihsel değerleri üzerinde durulması ve bununla birlikte de aynı zamanda bu yapıların günümüze kadar olan süreçte maruz kaldıkları değişimler, özellikle doğal afetler sonrası yaşanan dönüşümler ele alınmıştır. Bu doğrultuda yapılar arasında 6 Şubat 2023 depreminin ardından hasar görenler de ayrıca değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Mimari, İlkokul, Eğitim, İlkokul Yapıları, Erken Cumhuriyet Dönemi.
Gaziantep geleneksel şehir dokusunda yer alan sokakların fiziki yapı özelliklerinin araştırılması
Sokaklar; çevresinde yer alan kentsel mekânları birbirine bağlayan, insanların günlük faaliyetlerini gerçekleştirdikleri mekân olarak tanımlanmaktadır. Yer aldığı şehirsel dokunun temel ögeleri olan sokakların ilk yapılanmaları yerleşmelerin tarihi kadar eski olup, M.Ö.5000 yılına dayanmaktadır. Sokakların bir mekân olduğu konusu daha çok şehirsel tasarımcılar (urban designer) tarafından ele alınmıştır. Sokak şekillenmeleri, içinde yer almış olduğu şehirsel mekânın fiziki ve sosyal yapı özellikleriyle birlikte fiziksel çevre şartlarına göre oluşmuştur. Morfolojik yapılarında, dönemlerinin mimari ve şehirsel yapılanmalarını yansıtan, kültürel miras olarak sayılan geleneksel sokak yapılarının tanınması önemlidir. Çalışmanın amacı, Gaziantep geleneksel sokakların özgün fiziki yapı özelliklerinin tespit edilmesidir. Özgün fiziki yapı özelliklerinin belirlenmesi restorasyon ve koruma çalışmalarının doğru tekniklerle, dokuya zarar vermeden yapılmasını sağlayarak sürdürülebilirliğe olanak tanımaktadır. Çalışmanın kapsamını Gaziantep geleneksel şehir dokusu içerisinde yer alan farklı topoğrafik özelliklere sahip Bey ve Suyabatmaz mahallerinden farklı niteliklere sahip 8 sokak oluşturmaktadır. Literatür çalışmasıyla elde edilen geleneksel sokakların fiziki yapı özellikleri (sokak genişliği ve uzunluğu, şekli, zemin kaplaması, yapı fonksiyonları, yapı yükseliği, parsel formları, yapı yükseliği/yol oranı, peyzaj özelliği) belirlenen sokakların her biri üzerinde planlar, kesitler, fotoğraflar ve saha çalışmasıyla elde dilen bulgulara dayandırılarak tablolaştırılmıştır. Çalışma sonucunda geleneksel sokak dokusu ile Bey ve Suyabatmaz mahallerinden seçilen sokakların özellikleri karşılaştırılarak Gaziantep geleneksel şehir dokusunda yer alan sokağın fiziki yapı özellikleri tespit edilmiş ve tablolaştırılmıştır. Elde edilen özgün fiziki yapı özellikleri sokakların doğru yöntem ve tekniklerle korunması, sağlıklaştırma çalışmalarının yapılması ve sürdürülebilirliklerinin sağlanmasına katkı sağlayacaktır.
Türkiye'de uygulanmakta olan yapı denetim sisteminin BİM süreçlerine entegre edilmesine yönelik model önerisi
Literatürde Yapı Bilgi Modellemesi olarak bilinen BIM (Building Information Modelling), mimarlık, mühendislik ve inşaat endüstrisi ile iş birliği içinde inşaat sektöründe kullanılan yenilikçi bir inşaat sürecini kapsamaktadır. Yapılan literatür taramasında BIM'in Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler için henüz aktif olarak kullanılan bir sistem olmadığı görülmektedir. BIM'in Türkiye'de aktif olarak kullanılmamasının temel nedenlerinden biri, BIM uygulama süreçleri ile Türkiye'deki inşaat uygulama süreçlerinin Türk inşaat sektöründe tam olarak uyumlu olmamasıdır. Mevcut proje tasarım ve inşaat süreçleri incelendiğinde, paydaşlar birbirinden bağımsız olsa da yapı denetim ve belediye gibi merkezi bir sistemin kontrolü altında süreç yürütülmektedir. Ancak mevcut durumda veri aktarımında zaman kayıpları, paydaşlar arası eksik veri aktarımı, yanlış anlaşılmalar gibi birçok nedenden dolayı süreçte aksamalar yaşanmaktadır. Bu sorunların BIM sistemleri kullanılarak çözülebileceği düşünülmektedir. Bu çalışma kapsamında Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerin sadece projelendirme ya da uygulama aşamasında değil, bir binanın tüm yapım süreçlerinde kullanabileceği ve denetleyebileceği bir model sunulması amaçlanmıştır. Çalışma kapsamında öncelikle yapı denetim sisteminin proje tasarım süreçlerindeki rolü ve bilgi akışı modellenecek, ardından BIM sistemi ile entegrasyonu modellenmiştir. Modellemede Bilgi Dağıtım Kılavuzu (IDM) (Information Delivery Manual) yöntemi ile paydaşlar arası veri aktarımı modellenecek ve Model Görünüm Tanımı (MVD) (Model View Definition) yöntemi ile aktarılacak verinin içeriği belirlenecektir. Çalışma sonucunda yapı denetimlerinin BIM entegrasyon sürecindeki rolü ve modeli belirlenecektir. Çalışma, mevcut proje onay sürecinin korunacağı BIM ile bütünleşmiş yeni bir süreç modeli olması açısından özgündür.
Türkiye'de BIM kullanımının yaygınlaşmasının önündeki engellerin tespiti, önem derecesi ve yol haritası önerisi
BIM'in inşaat sektöründe birçok avantajı olduğu bilinmektedir ancak gelişmekte olan ülkelerin BIM (Yapı Bilgi Modellemesi) süreçlerine geçişinde çeşitli sorunlarla karşılaşılmaktadır. Gelişmiş ülkelerde BIM'in inşaat sektöründeki olumlu etkileri göz önünde bulundurulduğunda, Türkiye'de bu yöntemin benimsenmesine yönelik bir direnç algılanmakta ve bu direncin nedenleri araştırılmaktadır. Bu çalışma, Türkiye'de BIM'in yaygın olarak benimsenmesinin önündeki engelleri tespit etmeyi ve bunların önem düzeylerini belirlemeyi amaçlamaktadır. Çalışmada sistematik literatür taraması ile 112 adet makale incelenmiş ve literatürde BIM'e geçiş sürecindeki engeller tespit edilmiştir. Daha sonra Analitik Hiyerarşi Süreci (AHP) yöntemi ile bu faktörlerin önem derecelerinin belirlenmesi ve sektörde BIM'in daha etkin bir şekilde benimsenmesi amacıyla yol haritası önerisi sunulması amaçlanmıştır. Çalışma, BIM sistemine geçiş sürecinde karşılaşılan engellerin önem sırasına göre derecelendirilmesi ve çözüm önerileri geliştirilmesi açısından önem taşımaktadır. Bu çalışmanın, Türkiye'de BIM'e geçiş sürecindeki engellerin tespit edilmesi ve bunların çözümüne yönelik stratejiler geliştirilmesi ile inşaat sektöründe etkin BIM uygulamalarının yaygınlaştırılmasına katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
Expo organizasyonları değerlendirme kriterlerinin belirlenmesi üzerine bir çalışma
Mega etkinlikler; ev sahibi ülke ve düzenlendikleri kentlerin tarihi ve kültürel değerlerini tanıtma imkânı sunan büyük ölçekli organizasyonlardır. Uluslararası Olimpiyatlar ve Dünya Kupası gibi organizasyonlardan sonra düzenlenen en geniş kapsamlı etkinliklerden biri olan Expo organizasyonları hem ziyaretçi sayısı hem de süresi bakımından mega etkinlikler kategorisine girmektedir. Expo organizasyonları; Sanayi Devrimi'nin meydana getirdiği teknolojik, ekonomik ve sosyal gelişmelerin sergilenmesi talebiyle ortaya çıkmış ve tüm Dünya'dan gelen ülke temsilcileri ve ziyaretçilerine bir araya gelerek kültürel etkileşim ortamı fırsatı sunan uluslararası bir etkinlik türüdür. Çalışma ile Expo organizasyonlarının başarısını artırmaya yönelik değerlendirme kriterlerinin belirlenmesi ve Lizbon, Antalya, Kahramanmaraş örnekleri üzerinden yapılan analiz çalışmasıyla Expo organizasyonlarının başarısına yönelik bulguların elde edilmesi amaçlanmıştır. Yapılan analiz çalışmasıyla, belirlenen örneklerin Expo değerlendirme kriterlerine uygunlukları tespit edilmiştir. Sonuç olarak, Expo organizasyonlarının başarısının birçok parametreye bağlı olduğu, ancak çalışma kapsamında belirlenen ana ve alt kriterlerin ana ölçütler sınıfına girebileceği öngörülmüştür.
Kinetik ögelerin mimari yapının biçimlenmesine etkisinin değerlendirilmesi
Teknolojiyle birlikte yeni malzeme ve yapım tekniklerinin gelişmesi mimaride yeni biçimlerin ve kullanımların oluşmasını sağlamıştır. Mimarlıkta olagelen biçimlendirme tutumunda çevresel koşullarda görülen değişimle, yapının pasif biçimde ışık, renk, gölge değeri gibi unsurlarını değiştirdiği, diğer tüm biçimsel unsurlarıyla statik halini koruduğu söylenebilir. Son yıllarda enerji etkin tasarım alanında etkileyici örnekleri görülen kinetik tasarım çalışmaları ile yapılar, çevresel koşullara duyarlı hale gelerek değişimlere cevap vermektedir. Teknoloji ve mimarlık ilişkisini vurgulayan bu çalışmada, mimari biçim üretmede kinetik ögelerin rolünü değerlendirmek amaçlanmıştır. Bu bağlamda kinetik mimarlık irdelenmiş ve hareketin mimari biçimin değişimine katkısı kinetik özelliklere sahip farklı uygulama örnekleri üzerinden değerlendirilmiştir. Yapılan değerlendirmeler sonucunda teknolojinin desteğiyle gelişen kinetik ögelerin çeşitli konumlarda, farklı amaçlarla ve pozisyon değişiklikleriyle mimari biçim oluşumuna etki ettiği tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Kinetik Tasarım, Kinetik Mimari, Mimari Biçim, Teknoloji, Mimari tasarım
İleri dönüşümle elde edilen malzemelerin mimaride kullanımı ve bilinirlik düzeyi
Artan nüfus ve yoğun yapılaşmaya paralel olarak insanlığın, doğal çevrede yarattığı olumsuz etkiler her geçen gün artmaktadır. Doğal kaynakların bilinçsizce tüketilmesi, verimsiz enerji kullanımı, kaynak temini için maliyetlerin artması gibi başlıca sorunlar her alanı olduğu gibi inşaat sektörünü de etkilemektedir. Atık olu-şumunda önemli bir paya sahip olan yapı sektöründe, sürdürülebilir bir gelecek adına atık malzemelerin dönüşümü ile elde edilmiş alternatif yapı malzemelerinin kullanımı önemli bir konu olarak gündeme gelmiştir. Bu çalışmanın amacı, ileri dönüşümle elde edilmiş yapı malzemelerinin mimaride kullanılabilirliğini literatür-deki yapılar üzerinden irdelemek ve yapılan anket çalışmasıyla mimarların bu ko-nudaki bilinç düzeyleri ile kullanım eğilimlerini saptamak olarak özetlenebilir. Bu doğrultuda çeşitli ölçek ve işlevde farklı coğrafyalardan ileri dönüşümle elde edil-miş malzeme kullanan 24 yapı incelenmiştir. Ayrıca, mimarlara yönelik olarak dönüşüm konusundaki bilinç düzeylerini saptamak için anket çalışması gerçekleşti-rilmiştir. Elde edilen veriler doğrultusunda ileri dönüşümle elde edilmiş malzemeler ve kullanım alanları üzerinden değerlendirmeler yapılmış, öneriler sunulmuştur.
Mekânı tanımlayan kavramların mimari söylem ve pratiğine yönelik analizi ve bir model önerisi
Mekân, mimarlığın en temel öğesi olup, tarihsel süreç içinde sürekli olarak değişime uğramakta ve yeni anlamlar kazanmaktadır. Özellikle bu anlamların deşifresinde Mimarlık alanında yürütülen akademik çalışmalar, tartışmalar ve mimari pratiklerin yanı sıra mimari söylemler de önemli bir yere sahiptir. Buradan hareketle çalışma "mekân tek başına var olabilir mi?" varsayımı üzerine kurgulanmış ve mekânı var eden/tanımlayan kavramların mimari söylemler aracılığıyla ortaya koyulması hedeflenmiştir. Çalışma kapsamında, 1950'lerden günümüze kadar olan süreçte, dönemin önde gelen 9 mimarının mekâna dair hem teorik hem de pratiğe dair söylemleri üzerinden kavramsal bir okuma modeli geliştirilmiştir. Söylemlerin değerlendirilmesinde içerik analizi yöntemi ve ara yüz olarak MAXQDA programı kullanılmış ve farklı yapı tipolojilerinde ve/veya kişiler özelinde de sınanabilecek bir model ortaya koyulmuştur. Bu bağlamda elde edilen kavramlar aracılığıyla mekâna dair farklı bir bakış açısı geliştirilerek yorumlanmaya çalışılmıştır.
Sağlık yapılarının salgın hastalık durumlarına hazırlıklarının incelenmesi: Adana Şehir Eğitim ve Araştırma Hastanesi örneği
Çalışma, sağlık yapılarının salgın hastalık süreçlerine hazırlıklarını iyileştirmek amacıyla, COVID-19 pandemi döneminde, kampüs hastane örneği olan Adana Şehir Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Servisinde görevli sağlık çalışanlarına anket uygulanarak ve acil servisin pandemi sürecine vermiş olduğu yanıtlar analiz edilerek yapılmıştır. Çalışmada kullanılan anket ve değerlendirme formu; sağlık hizmetlerini ve yapılarını düzenleme/iyileştirme işlevi de olan kalite ve akreditasyon standart rehberleri, salgın süreci yönetim ve enfeksiyondan korunma rehberleri ve bilimsel çalışmalar mekânsal standartlar ile gereklilikler yönünden incelenerek oluşturulmuştur. Bu bağlamda acil serviste toplanan verilerden elde edilen bilgi ve/veya kanıtların, sağlık yapıları tasarımını iyileştirme yönünde katkı sağlayacağı öngörülmüştür.
UNESCO Dünya Miras Listesi'ne başvuru süreci için model önerisi - Türkiye kültürel ve karma miras örneklemi
Çalışmada, UNESCO Dünya Miras Listesi'nde yer alan miraslardan seçilen gözlemler incelenerek Türkiye UNESCO Geçici Listesi'ndeki kültürel ve karma miraslara yönelik öneriler geliştirilmiştir. Çalışmanın DML ve TUGL gözlemleri, Dünya Mirası Sözleşmesi'nin Uygulanmasına İlişkin Uygulama Rehberi'nde bulunan miras sınıflandırma talimatlarına uyularak yedi miras sınıfına bölünmüştür. Toplam 314 gözleme dair miras tanımları ve 233 adet DML gözlemlerine dair dünya miras alan tanımları incelenerek miras özelliklerini tanımlayan yedi değişken belirlenmiştir. Yapılan gözlem sonucunda, bu değişkenler altında gözlemlerin dahil olduğu toplam doksan kategori belirlenmiştir. Her miras sınıfına ilişkin kategorik veriler sırasıyla Çoklu Uyum Analizi, Temel Bileşenler Analizi ve Temel Bileşenlerde Hiyerarşik Kümeleme Yaklaşımı ile işlenmiştir. Elde edilen dendrogramlardan Anıt sınıfı, örnek olarak değerlendirilmiştir. Çalışma sonucunda Uygulama Rehberi'nde bulunan miras sınıflandırma talimatlarının belirgin bir sınıf ayrımı yapmak için yetersiz kaldığı, DML ve TUGL sınıfsal gözlem dağılımının farklılık gösterdiği, adaylık dosyasının Koruma ve Yönetim, Liste için Gerekçelendirme ve İzleme bölümlerine özen gösterilmesi gerektiği tespit edilmiştir.
Güvensiz yapıların yıkımı sonucu oluşan yapısal atık yönetimine esas uygulama modeli
İnsan varlığının çevre üzerindeki olumsuz etkisi her geçen gün artmakla birlikte sorunun önemli bileşenlerinden biri yapısal atıklardır. Yapısal atıkların oluşumunun temel sebebi yapı ömrünü tamamlamasıdır. Çalışmanın amacı yapısal atıkların geri dönüşümünü sağlayacak yapısal atık yönetimi oluşturmaktır. Böylece çevre sorunlarının ve ekonomik kayıpların önüne geçilmesini desteklemek hedeflenmektedir. Yapısal atık modelinin geliştirilmesi için mevcut mevzuat analiz edilmiş, atık yönetiminde sürece dahil olduğu düşünülen kurumların çalışanlarından ve kişilerden anket uygulaması yardımıyla görüş alınmıştır. Geliştirilen model uzmanlarca değerlendirilmiş, uzman görüşleri Delphi tekniğine tabi tutulmuş ve uzmanların ortak görüşüyle modelin nihai yapısı oluşturulmuştur. Geliştirilen Güvensiz Yapıların Yıkımı Sonucu Oluşan Yapısal Atık Yönetimine Esas Uygulama Modeli çalışmanın ana sonucu olmakla birlikte, riskli yapı kavramının yetersizliği görülerek, güvensiz yapı kavramı geliştirilmiş, yapı denetim firmalarının yapım aşamasında olduğu gibi yıkım işlerinde uygulama ve denetiminde, Çevre Mühendislerinin yıkım süreçlerinde görev alması gerektiği sonuçlarının yanında, yıkım süreçlerinin merkezi bir sistem aracılığıyla kontrol edilmesi, yıkım süreçleri sonunda teşvik verilmesiyle planlı yıkımın desteklenmesi önerilmiştir. Anahtar Kelimeler: Yapısal Atık, Atık Yönetimi, Güvensiz Yapı, Yıkım, Riskli Yapı
Mersin kıyı şeridinde konumlanan ikincil konutların imar yönetmelikleri kapsamında incelenmesi
Sahil şeritleri sahip olduğu potansiyeller sayesinde, çoğunlukla yaz aylarında ya da kısa süreli tatil günlerinde rekreatif amaçla kullanılan ikincil konutlar için en çok tercih edilen alanlardan olmuştur. Bu durum yeniden üretilemeyen bir doğal kaynak olarak değerlendirilen kıyılar üzerindeki baskıyı gün geçtikçe arttırmış ve onarılması güç sorunların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Kıyı alanları, sahip olduğu doğal, tarihi ve kültürel değerin korunması için özel planlamalara ihtiyaç duyulan bölgelerdir. Bu alanlarda planlama faaliyetlerinin çok yönlü ve disiplinli bir yaklaşımla gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Kıyı alanlarının korunması ve planlaması amacıyla zaman içerisinde çeşitli yasal düzenlemeler ya da mevcut yasalarda iyileştirilmeler yapılmıştır. Kıyılardan yararlanmada ölçütler getirilmiş, bu doğal değerden elde edilecek yararın toplumun bütününe yansıtılmaya ve bireylerin eşit şekilde kıyılardan yararlanması sağlanmaya çalışılmıştır. Özellikle 1970'li yıllardan sonra kıyılarda hızlı bir artış gösteren ikincil konutlar, sahil şeridinde çarpık bir yapılaşmaya sebep olmuştur. İkincil konut sayısında gerçekleşen çarpıcı artış Kıyı Kanunu'nda belirtilen "Kıyılar, Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Kıyılar, herkesin eşit ve serbest olarak yararlanmasına açıktır" maddesine aykırı bir yapılanmayı da beraberinde getirmiştir. Bu tez kapsamında Mersin kıyılarında konumlanan ikincil konutlar yasa ve yönetmelikler kapsamında incelenmiştir. Araştırmada, çeşitli bilimsel veri ve yayınlar taranmış, gerekli bilgiler ilgili belediyeden ve yerel yönetimlerden temin edilmiştir. Elde edilen somut veriler ışığında yasal düzenlemelerin ikincil konut gelişimi üzerindeki etkisi değerlendirilmiştir. Bu çalışmada, araştırma alanı Mersin örneğinden hareket ederek doğal-kültürel potansiyelini henüz yitirmemiş olan kıyı alanlarında, ekolojik yönden ayrıcalıklı özellik taşıyan doğal-kültürel potansiyellerin uygun kullanımını, fiziksel planlama süreci içinde yasa ve yönetmeliklerin etkisi ve yasal olarak denetim altında tutmanın önemi ortaya koymak amaçlanmıştır.
Tarihi kent merkezi için kentsel aydınlatma tasarımı önerisi: Adana örneği
Kentsel aydınlatma, kent kullanıcısının canlı ve cansız kent ögelerini algılayabilmesi, ulaşım, güvenlik, estetik gibi çeşitli işlevlerden faydalanabilmesi için en önemli kent bileşenlerinden biridir. Bu anlamda kent aydınlatmaları işlevsel veya mimari olarak iki başlıkta toplanabilir. İşlevsel aydınlatmada amaç, gece hayatında görünürlüğü ve güvenliği sağlamak iken, mimari aydınlatmada amaç, teknolojinin gelişmesiyle birlikte şekillenen estetik ihtiyaçları karşılamak ve kent kimliğini ortaya çıkarmaktır. Özellikle kimlik konusunda kentlerin geçmişleri ile kurdukları ilişkide kentsel aydınlatmanın rolü çok önemlidir. Aydınlatma, genellikle tüm kent alanlarının sadece aydınlatılması için kullanılsa da, tarihi kent alanlarının tanıtımı, kullanımının arttırılması ve korunması amacıyla düşünülmelidir. Bu tez çalışmasında kentsel aydınlatma hakkında genel bilgiler sunarak, aydınlatma master planlarının önemine değinmek ve tarihi kent merkezlerine yönelik aydınlatma önerileri geliştirmek hedeflenmiştir. Bu bağlamda Adana tarihi kent merkezinde yer alan Tepebağ Höyüğü ve çevresindeki tarihi yapıları kapsayan alanın aydınlatma açısından çevresel ve fiziksel koşulları incelenmiş, gözlem ve ölçme çalışmaları ile aydınlatma ihtiyaçları tespit edilerek tarihi doku için kentsel aydınlatma tasarım önerileri sunulmuştur. Yapılan çalışmayla kentsel aydınlatmanın bütüncül bir yaklaşımla ele alınması ve özellikle tarihi alanlarda yapılacak benzer aydınlatma master planı çalışmalarına katkı sağlanması amaçlanmaktadır.
Ulusal mimarlık medyasında reklamın yeri: Arredamento mimarlık dergisi örneği
Mimarlık medyasında yer alan reklamlardaki mitler, günlük hayattaki imgelerle kıyaslandığında, üretim ve tüketim ilişkileri açısından hem fiziksel hem de kavramsal olarak farklılıklar göstermektedir. Mimarlık dergilerinde kullanılan mitlerin (teknoloji, işlevsellik, çeşitlik vb.) mimari medyada artan önemi, teknolojik gelişmeler ve mimarlık kültürü ile yakından ilişkilidir. Türkiye'deki süreli mimarlık dergileri arasından bu anlamda, gösterge bilim ve mit kavramından yararlanan ilk süreli ulusal derginin, Arredamento Mimarlık dergisinin olduğunu söylemek mümkündür. Ayrıca günümüzde birçok dergi yayın hayatını dijital baskı ile sürdürürken iken, Arredamento Mimarlık dergisi hâlâ kâğıt baskı olarak okuyucu kitlesine ulaşmaya devam etmektedir. Bu çalışmanın amacı, ulusal düzeyde periyodik olarak yayınlanan Arredamento Mimarlık Dergisi'nde 2018-2022 yılları arasında basılan reklamların içeriklerinin göstergebilim yöntemiyle analiz edilmesi ve bu analizle ulaşılan mitlerin reklam formatı yöntemiyle birlikte değerlendirilmesidir. Bu değerlendirme sonucunda, reklamların okuyuculara yansıtmak istediği değerler ortaya çıkarılmıştır. Arredamento Mimarlık Dergisinin son 5 yıllık süreli yayınlarından toplam 34 adet reklam üzerinde yapılan değerlendirmeye göre; en fazla kullanılan mitlerin "Seçkinlik", "Modernlik" ve "Liderlik" mitleri olduğu görülmüştür. Bu sonuç Arredamento Mimarlık dergisindeki reklamların öncü, yenilikçi ve benzerlerinden farklı ürün/deneyimler sunma eğiliminde olduğunu göstermektedir.
Sürdürülebilirlik bağlamında yerel kilin yapı malzemesi olarak dijital fabrikasyon süreci: Adana boşluklu tuğla örneği
Günümüz mimarlık ve inşaat sektörü, yerel inşaat malzemeleri ve gelişen teknolojilerin entegrasyonunu teşvik eden sürdürülebilirlik ve yenilikçilik akımlarının etkisi altındadır. Bu amaçla, Adana Seyhan Baraj Gölü etrafından elde edilen kili, sürdürebilirlik bağlamında güncel teknolojilerle potansiyelini ortaya koyulması hedeflenmektedir. Yerel mimari uygulamalarla çağdaş tekniklerin harmanlanması, Adana'nın iklimsel ve kültürel özelliklerine uygun, yerel malzeme kullanılarak optimize edilmiş yapı elemanı tasarımları geliştirme amacını taşımaktadır. Öncelikle, toplanan kilin özelliklerini belirlemek için laboratuvar testleri gerçekleştirilmiştir. Test sonuçları uygun gelen kil, 3B yazıcı ile basılabilecek hale getirilmiş ve parametrik modelleme araçları kullanılarak boşluklu tuğla tasarımı üretilmiştir. Sonuç olarak, yerel malzemelerin ve teknolojik yeniliklerin mimarlık pratiğine entegrasyonunu destekleyen bir yaklaşım geliştirilmilş ve bölgesel sürdürülebilirlik ile modern üretim süreçlerini birleştirme potansiyeli ortaya koyulmuştur. Anahtar Kelimeler: Kil, Sürdürülebilirlik, Boşluklu Tuğla, 3B Yazıcı, Adana.
Yapı yüzü aydınlatma tasarımının mimari metamorfoz bağlamında incelenmesi
Yapı yüzü, mimarinin özneyle kurduğu görsel ilişkideki ilk etkileşimi sağlayan, yapının tasarım ve kimliğini sergileme fırsatı sunan önemli bir ögedir. Yapıların gündüz görünümlerinin yanında geceleri de kentle kurdukları etkileşim devam etmektedir. Bu görsel etkileşimin sürekliliğinin sağlanması, gece görünürlüğünün artırılması ve mimari cephe özelliklerinin vurgulanması amacıyla çeşitli aydınlatma tasarımları uygulanmaktadır. Yapı yüzü aydınlatma araç ve tekniklerinin teknolojik ilerlemelere paralel olarak gelişmesi ile birlikte gün ışığında algılanan yapı yüzleri ile gece görünümlerinin mimari anlamda ayrışması söz konusudur. Bu çalışmanın amacı, yapıların mevcut mimari tasarımının farklı algılanmasına neden olan yapı yüzü aydınlatma tasarımlarının karakteristik farklılıklarını "mimari metamorfoz" ve görsel algıdaki değişimler bağlamında ortaya koymaktır. Bu amaçla yapıların gün ışığı ve gece görünüşleri altındaki görünümleri, görsel analiz kapsamında temel tasarım ve Gestalt teorisi ilkelerinden faydalanılarak karşılaştırılmış ve aydınlatma uygulamalarının niteliği değerlendirilmiştir. Çalışmada öncelikle cephe aydınlatma uygulamalarının gelişim süreci, kullanılan araç ve teknikler ile geçmişten günümüze uygulanmış örnekler aktarılmıştır. Araştırma kapsamında Ankara-Eskişehir yolu ve Çankaya ilçe sınırlarında kalan yapı yüzü örnekleri incelenmiştir. Seçilen kriterler altında, örneklerin gece ve gündüz görünüşleri karşılaştırılarak görsel algı ve mimari metamorfoz bağlamında değerlendirilmiş ve tartışılmıştır. Yapılan karşılaştırmalı analizlerde yapıların gündüz ve gece görünüşleri arasında görsel olarak mimari dil açısından farklılıkların olduğu görülmüştür.
Arkeolojik alanlarda insan kaynaklı risklere yönelik değerlendirme modeli: Anavarza Antik Kenti üzerine bir inceleme
Bu çalışmada kültürel miras alanlarında insan kaynaklı risklerin önemli bir tehlike olduğu görülerek arkeolojik alanlarda gerçekleşen insan kaynaklı risklerin önemini, etkilerini ve çeşitlerini değerlendirmek ve Anavarza Antik Kenti özelinde elde edilen veriler ışığında bir insan kaynaklı risk değerlendirme modeli geliştirmek amaçlanmıştır. Bu amaçla ulusal kazı raporları, Adana Müzesi arşivi ve Çukurova Bölgesindeki kazı başkanları, Adana Müzesi müdürü, Adana Koruma Bölge Kurulu müdürü, Adana Rölöve ve Anıtlar Müdürü ve alan çalışması olarak seçilen Anavarza Antik Kenti ile iç içe olan Dilekkaya köyü sakinleri ile gerçekleştirilen anketler kullanılan ana materyallerdir. Tez kapsamında Analitik Hiyerarşi Süreci (AHS) ve Super Decisions programı analiz etmek üzere nicel veri oluşturmak amacıyla kullanılmıştır. AHS, her bir risk faktörünün birbirine göre ikili değerlendirmesinin yapılmasını sağlayan bir anket formu olarak düzenlenmiş ve elde edilen değerler "Super Decisions" programı kullanılarak analiz edilmiştir. Analiz sonucunda insan kaynaklı ana risk faktörleri, alt risk faktörleri ve ana risk faktörleri ile alt risk faktörlerinin karma değerlendirme sonuçlarını içeren üç farklı değer çizelgesi elde edilmiştir. Kazı raporlarından elde edilen sonuçlar da değerlendirilmiş ve kaçak kazının en tehlikeli risk olduğu tespit edilmiştir. Kazı başkanları ve kurum temsilcilerinin değerlendirme sonuçları alan çalışması olarak belirlenen Anavarza Antik Kenti'ne ait sonuçlarla karşılaştırıldığında; Anavarza Antik Kenti'nde kaçak inşaatın birinci derece öneme sahip risk faktörü olduğu ve diğer risk etkenlerinin önem sıralamasının değiştiği görülmüştür. Bu çalışma; insan kaynaklı risklerin önem sıralamasındaki değişikliklerin alanın yerleşim yeri ile ilişkisinden doğrudan etkilendiğini göstermektedir. Benzer şekilde arkeolojik alanın niteliği de risk etkenlerinin önem sıralaması ile bağlantılıdır ve risk yönetiminde izlenecek adımlara etki etmektedir. Bu tez çalışması sonucunda geliştirilen risk değerlendirme modeli ile alanda çalışma yapan uzmanların insan kaynaklı riskleri değerlendirmelerini sağlayacak bir föy oluşturulmuştur. Anahtar Kelimeler: Risk yönetimi, Kültürel miras, İnsan kaynaklı riskler, Anavarza Antik Kenti
Dijitalleşen dünyada mimarın değişen rolü
Bu yüksek lisans tezi, mimarlık mesleğinin tarihsel süreçteki dönüşümünü Hegel'in "çağın ruhu" (Zeitgeist) kavramı doğrultusunda çok katmanlı bir biçimde ele almaktadır. Çalışmada, mimarın rolü ve mesleki kimliği; farklı tarihsel dönemlerde ortaya çıkan kültürel, teknolojik ve toplumsal kırılmalar ışığında yeniden konumlandırılmaktadır. Mimarlık üretiminin yalnızca fiziksel çevreyi tasarlamakla sınırlı olmadığı, aynı zamanda dönemin bilgi yapıları, değer sistemleri ve yaşam pratikleriyle iç içe geçmiş bir kültürel temsil biçimi olduğu savunulmaktadır. Bu doğrultuda tez, çağın ruhunu oluşturan teknolojik ilerleme, sosyo-kültürel yapı, ekonomik yapı, eğitim ve bilgi akışı, sağlık ve insan hakları, sanat ve yaşamsal dinamikler, kaynak kullanımı, doğa ve çevresel uyum olmak üzere yedi temel parametre çerçevesinde mimarın konumunu yeniden okumayı amaçlamaktadır. Araştırmanın odak noktası, dijital çağda mimarın değişen rolüdür; bu bağlamda çağdaş mesleki pratikler ve eğitim modellerine yönelik yeniden yapılandırma önerileri geliştirilmiştir. Bulgular, günümüz mimarlık pratiğinin disiplinlerarası işbirlikleri, yapay zekâ destekli üretim süreçleri, dijital dönüşüm ve ekolojik duyarlılık ekseninde yeniden tanımlandığını ortaya koymaktadır. Sonuç olarak bu tez, mimarlık tarihine eleştirel bir perspektifle yaklaşmakta ve geleceğin mimarlık pratiği için kavramsal bir çerçeve sunmaktadır. Çalışma, mimarlık disiplininin sürekli evrimini anlamaya katkı sağlamakta; çağdaş pratikleri konumlandırmakta ve yeni nesil mimar için dönüştürücü bir vizyon önermektedir. Anahtar Kelimeler: Çağın Ruhu, Mimarın Rol Dönüşümü, Dijitalleşme, Yapay Zekâ, Yeni Nesil Mimar.
İklim stres etkenlerinin Niğde kırsal mimarisinde kullanılan ignimbirit taşı üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesi
İklim değişikliğinin sebep olduğu iklim stres etkenleri tüm dünyada kırsal mimari miras için risk oluşturmaktadır. Bu iklim stres etkenleri; atmosferik nem değişikliği, sıcaklık, rüzgâr, çölleşme, deniz seviyesi yükselmesi, kirlilik ve biyolojik bozulmadır. Özellikle ülkemizde önemli bir araştırma eksikliği olan iklim stres etkenlerinin kırsal mimari mirasa etkisi bu tezin odak noktasıdır. Bu çalışmada, iklim stres etkenlerinin kırsal miras üzerindeki etkisi ignimbirit taşı kullanılarak inşa edilmiş geleneksel yapılar ölçeğinde değerlendirilmiştir. Karasal iklimin hâkim olduğu Niğde ili Merkez ilçesine bağlı kırsal yerleşim alanlarının taranması neticesinde örneklem alanı olarak Ovacık, Yeşilova ve Uluağaç köyleri seçilmiştir. Belirlenen geleneksel evler üzerinde yerinde gözlem, rölöve çalışmaları, tahribatsız testler (yüzey nem ölçüm testi ve Schmidt çekici sertlik testi) ve laboratuvar deneyleri (fiziksel, mekanik, donma-çözülme ve ıslanma-kuruma özelliklerinin belirlenmesi) gerçekleştirilmiştir. Yapıya nüfuz eden nemin uzaklaştırılamaması sebebiyle geleneksel yapıları tehdit eden en büyük iklim stres etkeninin atmosferik nem değişikliği olduğu belirlenmiştir. Donma-çözülme döngülerini tetiklemesiyle ikinci iklim stres etkeninin sıcaklık olduğu tespit edilmiştir. Sonuçta ignimbirit taşıyla inşa edilmiş geleneksel bir yapıyı iklim stres etkenlerine karşı dirençli kılan faktörlerin; yapının kullanım durumu, güneşlenme süresi, ıslanma ve kuruma sıklığı, üst örtünün türü, yeraltı ve yerüstü suların yoğunluğu, temel türü, taş boyutu, taşın nemlilik oranı ve yapı elemanlarının sağlamlığı olduğu ortaya çıkarılmıştır. Çalışmada elde edilen sonuçlar ışığında benzer iklim özelliklerinin görüldüğü, ignimbirit taşından veya benzer özellikler gösteren taşlardan inşa edilmiş kırsal yapılı çevrelerde kullanılması için iklim stres etkenlerine yönelik adaptasyon önerileri geliştirilmiştir. Anahtar Kelimeler: İklim Değişikliği, İklim Stres Etkenleri, Kırsal Mimari Miras, Taş Bozulması, İgnimbirit
Türkiye'de afetler sonrası kalıcı konut planlaması üzerine bir inceleme
Türkiye'de depremler başta olmak üzere, afetler; yapı stokunda kayba neden olarak konut ihtiyacı doğurmaktadır. Bu çalışma ile ihtiyaç programının hazırlanmasıyla başlayan planlama sürecinin, afetler sonrası üretilen kalıcı konut projeleri üzerinden değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Söz konusu değerlendirmeler; yer seçimi, yerleşim düzeyindeki kararlar, mekansal organizasyon, üretim teknikleri ve kullanıcı deneyimi alanlarındaki tespit ve analizler ile yapılmıştır. Bu değerlendirmelerle afet sonrası kalıcı konutların planlama sürecinde karşılaşılan sorunların tespiti ve çözüm önerileri getirilmesi amaçlanmıştır. Çalışma kapsamında geçmişten günümüze afetler sonrası kalıcı konut planlama yaklaşımları incelenmiştir. 2023 Kahramanmaraş depremlerinden etkilenen 11 ilden; Hatay, Kahramanmaraş, Diyarbakır, Şanlıurfa, Adana ve Osmaniye illerinde alan çalışması yürütülmüştür. Güncel olarak uygulanan kalıcı konutlarda; afetzede ihtiyaçlarına uyum, yer seçimi ve yerleşim kararları, mekansal değerlendirmeler ve kullanım ve görsel erişilebilirlik alanlarında simülasyon çalışmaları yapılmıştır. Değerlendirme sonucunda afetler sonrası konut üretimi politikasını belirleyen en önemli etmenlerin; hızlı ve ekonomik üretim ile dayanıklılık olduğu görülmüştür. Ancak; yer seçimi ve yerleşim düzeninde sosyal uyumun, afetzedenin profiline ve ihtiyaçlarına uygun mimari tasarımın ve konutların sosyoekonomik bağlamda sürdürülebilirliğinin, planlama yaklaşımları üzerindeki etkisinde eksiklikler görülmüştür. Çalışmanın bulguları doğrultusunda afetler sonrası kalıcı konut planlamasının; uzun vadeli yaşam kalitesini sürdürülebilir bir biçimde destekleyen, afetzedenin ihtiyaçlarına uygun şekilde kapsamlı bir yaklaşımla ele alınması önerilmiştir.
Genetik algoritma aracılığıyla günışığına göre optimum yerleşim ve cephe tasarım alternatiflerinin geliştirilmesi
İklim değişikliğinin sebep olduğu çevresel sorunlar binaların harcadığı enerji miktarını ve kullanıcıların ısısal konforunu etkilemektedir. Günışığı görünürlüğü yüksek olan bölgelerde ısı kazanımı ile birlikte doğal aydınlatmadan yararlanma imkanı artmaktadır. Bina tasarımında günışığının olumlu ve olumsuz etkilerine dikkat edilmelidir. Bina yerleşim ve yönelimleri günışığına uyum sağlamalı, bina cepheleri optimum günışığı kullanımına hizmet edecek şekilde tasarlanmalıdır. Mevcut binaların cephe tasarımlarında yapılacak iyileştirmeler ile binaların enerji performansı ve kullanıcı konforunda optimum koşullara ulaşılabilmektedir. Bu çalışmanın amacı mevcut toplu konut binalarının cephe sistemleri ve bina yerleşim açılarında yapılacak tasarım değişikliklerinin günışığı kullanımına etkisini simülasyon programı aracılığıyla değerlendirmek ve genetik algoritma yardımıyla optimum çözümü bulmaktır. Bu bağlamda seçilen örnek toplu konut projesinin mevcut durumdaki günışığı analizleri, Rhinoceros 3D programı ile yapılmıştır. Genetik algoritma kullanılarak doğrudan günışığı saatine göre optimum bina yerleşim açıları belirlenmiştir. Mevcut durumdaki hacimler incelenerek iç mekanda günışığı, enerji ve ısısal konfor analizleri yapılmıştır. Örnek mekan hacimleri seçilerek genetik algoritma kullanımıyla doğrudan günışığı saatine göre optimum balkon çıkıntısı ve pencere boyutları belirlenmiştir. Sonuç olarak simülasyon programı yardımıyla günışığının verimli bir şekilde kullanılabildiği optimum tasarımların yapılabileceği görülmüştür.