
231
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Metropolde yaşamak: farklı yaşam eşı̇klerı̇ne bağlı olarak dönüşebı̇len esnek konut ı̇ç mekanları
Dünya genelinde metropollerde yaşayan nüfusun artmasıyla beraber metropolde yaşam farklılaşmakta, kalabalıklaşan kent mekanlarında yaşam zorlaşmakta, konutlarda farklı ve çeşitli kullanıcı tipleri için farklı ihtiyaçlar ortaya çıkmaktadır. Bununla birlikte bireyler, yaşam döngülerindeki eşiklere bağlı olarak yaşam mekanlarına farklı zamanlarda farklı adaptasyon süreçleri yaşamaktadırlar. Tez çalışmasının amacı, konut mekanlarının metropol yaşamı ve yaşam döngüsündeki eşiklere bağlı olarak oluşan farklı durumlara adapte olabileceği esnek mekan tasarımları üzerine fikirler üretmektir. Bu bağlamda amaç; metropolde farklı yaşam biçimleri için kolektif, paylaşım ve dayanışma odaklı, ekonomik, esnek ve sürdürülebilir konut iç mekan tasarımlarını araştırmak ve geliştirmektir. Çalışma kapsamında öncelikle metropolde dönüşen yaşam biçimleri, İstanbul'da metropol yaşamı, konut iç mekanlarında esneklik ile ilgili literatür araştırması yapılmıştır. Sonraki aşamada, İstanbul metropolünde seçilen bir alanda alan araştırması yapılmış; ve alan araştırması sonucunda bu alan için farklı ölçeklerde kent ile ilişkili olarak esnek bir iç mekan ve yaşam sistemi tasarlanmıştır. Alan araştırması üç aşamadan oluşmaktadır; öncelikle, alan çalışması yapmak üzere seçilen Maslak Sanayi Bölgesi analiz edilmiş, mevcutta ve gelecekteki durumu ile ilgili bilgiler toplanmıştır. İkinci aşamada alan çalışması yapmak üzere seçilen Maslak Sanayi Bölgesinde mevcut kullanıcı grupları ile ilgili araştırmalar yapılmıştır. Bu bağlamda mevcut durumu anlamak için röportaj, anket ve gözlemler yapılmıştır. Üçüncü aşamada, İstanbul metropolünde yaşamakta olan potansiyel kullanıcı tiplerini, ihtiyaçlarını ve yaşam biçimlerini anlamaya yönelik araştırmalar yapılmıştır. Bu bağlamda ortak ihtiyaç ve farklılaşan ihtiyaçların belirlenmesi için röportaj, anket ve gözlemler yapılmıştır. Tezin sonucunda alan araştırması sonucu elde edilen bilgi ve veriler doğrultusunda esnek bir iç mekan ve yaşam sistemi önerisi getirilmiştir. Önerilen malzemeler, üretim şekilleri, sosyal alanların ve atölyelerin çalışma prensipleri, yaşam biçimleri, vb. farklı boyutlarıyla projenin bütüncül bir sistemi tanımlaması amaçlanmıştır. İstanbul metropolünde alternatif bir yaşam önerisi olan bu proje çalışması ile, temelde her bireyin hakkı olan fakat günümüzde bunu elde etmenin bir lüks olarak sayıldığı her yaşta konforlu yaşam hakkına nasıl ulaşabileceği araştırılmaktadır.
Wellbeing and its spatial experience: development of SPA design and contemporary spa spaces
Wellbeing as a notion gains importance day by day hand in hand with the status of healthiness. World Health Organization (WHO) defines health as "state of complete physical, mental and social well-being and not merely the absence of disease or infirmity" on the one hand; on the other hand, Global Wellness Institution (GWI, 2017) stresses wellness as intellectual, religious and medical movements and modern concept with ancient roots beginning with the Ayurveda treatments followed by Traditional Chinese Medicine, Ancient Greek doctrines, Roman Medicine and movements in United States and Europe in 19th century. Today, wellbeing and being healthy are the ultimate goals that are difficult to endure due to increasing stress level in modern world, working environment with high-intensity and expectations from civilized human. As a result of these, people need to have treatments and experiences to relax and stay strong. In this content, spa spaces compel attention. As the word spa literally refers to the abbreviation of sanus (salus/ sanitas) per aquam that means health coming from water in Latin. The relation between human beings and water starts in the mother womb and continues in many forms. People are always attracted to water and this interest originates from different aspects like need for bathing, religious and spiritual rituals and the belief to curative powers of water. Bathing can take place where water exist as bathtub, shower or even river, sea, ocean, lake. While human baths throughout the history, the forms of bathing shaped according to different reigns, beliefs and politics. Thus, personal and public bathing spaces emerged in relation to these routines and rethorics . In this thesis study, well-being and its spatial experience and spa design development and contemporary spa spaces, further to that, the emerging role of Turkish Hamam spatiality and its atmospherical penetration in contemporary spa design is also examined and discussed. Thesis consist of five main chapters: In first chapter; the purpose of thesis, literature review and hypothesis are stressed. To comprehend the definition of spa, the construction of spa spaces and the history behind these spaces and experiences literature study is done. In addition to that, a future projection is stressed throughout the evolution of spa in the context of hypothesis. In second chapter; the roots of bathing need, spa culture and their spatial typologies and the emergence of them are examined. In order to fully understand, spa rituals throughout the history beginning with Indus Valley, following to that Ancient Greek, Romans, Asia and Ottoman Empire Eras are discussed; further to that, the essential thresholds are examined in a timeline. In third chapter; planning a spa is analyzed deeply. In this content; spa types, determination of spa concept, spa design principals and obligations, spa components and spatial requirements, layout needs and user flows are revealed. In fourth chapter; under the indications and inputs of previous chapters, the spatial aspects and criteria that affect spa experience are specified. In this content, since in modern world, the boundaries between spa types are getting ambigous and the spas are evolved into "days spas" where users can reach any time they want and "destination spas" where users need to plan a journey to use in practical use; one destination spa in Turkey (Canyon Ranch Kaplankaya) and one resort hotel spa outside of Turkey (Joali Maldives), one city hotel spa outside of Turkey (Villa Magna Madrid) and one city hotel in Turkey (Fairmont Quasar Istanbul) are dismantled in relation to defined criteria set. In considerations of these evaluations, the increasing demand to Turkish Hamam is observed and stressed. In fifth chapter, concluding remarks and future projections are discussed. In this part; in addition to the evaluations and sectional results, it is stressed that the significance of Turkish hamam is getting more and more important gradually with its flexible and corvertible spatial aspects and utilization of spatial characteristics of Turkish Hamam emerges as an increasing demand in the design of contemporary spa ambient, while this find out is stressed and the reasons are briefly discussed on the final chapter.
Biogenic building material formation by the treatment of natural stone waste with microbial induced calcite precipitation
Revitilization of certain wastes of the natural stone industry through biological processes to obtain a sustainable building material and the necessary material oriented analyses.
Mekan algısı ve psiko-sosyal kalitenin ölçülebilirliği üzerine bir araştırma: Armada Hayat Sokağı örneği
İnsan ve mekan ilişkisi nasıl şekillenir? Bu etkileşim sürecine algısal ve davranışsal durumların etkisi nelerdir? Mekanda insanların görsel olarak dikkatini çeken ögeler nelerdir ve bu ögeler neye göre belirlenir? İnsan ve mekan etkileşimi hem geleneksel hem de güncel teknikler kullanılarak nasıl analiz edilebilir? Tez çalışmasında bu sorulara cevap olabilecek; mekanın kullanıcısı tarafından nasıl algılandığı ve hangi mekansal ögelerle iletişim kurulduğu ve neden bu noktaların dikkati çekmiş olabileceği fiziksel, algısal ve psiko-sosyal boyutta irdelenmekte ve tartışılmaktadır. Öte yandan mekansal ihtiyaçların ne ölçüde karşılandığının, mekansal memnuniyet düzeylerinin, algısal ve davranışsal durumların analiz edilmesi çalışma kapsamını oluşturan diğer konulardandır. Bu çerçevede; çalışma alanı olarak, Ankara'da bulunan 'Armada Hayat Sokağı' seçilmiştir. İki AVM yapısı ve iş kulesi arasında kalan, kentli kullanımına ve erişimine açık, tüketim dayatmasından bağımsız olarak vakit geçirilebilen bu alanda Armada Hayat Sokağı adında bir sokak oluşturulmuştur. Bu yönüyle bilindik içe dönük AVM tipolojilerinin aksine, insanların bir araya gelmesine ve sosyal, kültürel aktivitelerin üretilmesine olanak tanınmıştır. Armada Hayat Sokağı aynı zamanda; kentteki diğer akslarla birleşerek uzayabilecek bir yaya yolunun parçası olması bakımından da önemli bir lokasyon olarak kabul edilmektedir. İnsan ve mekan arasındaki çift yönlü etkileşimin algısal ve davranışsal analizlerinin Armada Hayat Sokağı özelinde yapılması, alan çalışmasının kapsamını oluşturmaktadır. Bu doğrultuda tez çalışmasında; değişen koşul, durum ve mekansal ihtiyaçlar ekseninde, çalışma alanının kullanıcılar tarafından nasıl algılandığı, mekansal memnuniyet ve mekansal tatminlerinin ne düzeyde olduğu ve buna paralel olarak kullanıcı davranışlarının nasıl şekillendiği irdelenmiştir. Bununla birlikte kullanıcıların hangi mekansal ögeler ile görsel iletişim kurduğunun, hangi ögelerin görsel dikkati çektiğinin ve hangi sebeple bu noktalara odaklanılmış olabileceğinin analiz edilmesi çalışmanın amacını oluşturmaktadır.
İstanbul metropolünde değişen yaşam dönüşen konut algısı: Varyap Meridian örneği
Küreselleşmeyle, teknolojide ve bilişim sistemlerinde yaşanan hızlı gelişmeler, yaşam koşullarının değişmesine yol açmaktadır. Kısıtlı ve homojen bir kitle barındırmakta olan kentler, endüstrileşmeyle birbirine eklemlenerek büyümekte ve metropol kentleri meydana getirmektedir. Metropol kentler, ekonomik anlamda büyük kitlelere istihdam sağlama potansiyeline sahip ve bireylere daha iyi şartlarda yaşama imkanı sağlayabilecek cazip merkezler olarak görülmektedir. Merkezin güçlü çekimi; kırsaldan kente göçü hızlandırmaktadır. Artan göç, çok kültürlülüğe, hızla değişen değerlere, yaşam tarzında ve toplumsal yapıda değişimlere sebep olmakla birlikte yapısal çevrenin dönüşümünü de beraberinde getirmektedir. Metropolleşmeyle değişen yaşam koşulları, insan gereksinimlerinin farklılaşmasına sebep olmakla birlikte, insanın yaşama alanı olan konut algısını da dönüştürmektedir. Farklılaşan gereksinimler, beklentiler, arzular ve istekler kullanıcıların konuta bakışını ve algısını da etkilemektedir. Konut algısındaki değişim, kaçınılmaz olarak konutta da değişimine yol açmakta ve bu iki süreç birbirini etkilemektedir. İnsan ve mekan (çevre) arasında kurulan iletişim ne kadar güçlü ve uyumlu ise, bireyin yaşamsal kalitesi ve kullanıcı olarak konut memnuniyeti de o kadar yüksek olmaktadır. Kullanıcıların ihtiyaçlarına göre tasarlanmayan ve günümüzde tüketim nesnesi olarak inşa edilen ve pazarlanan konut projeleri kullanıcısına, kentlileşen toplumun tüketim kültürünün şekillendirdiği bir kimlik, bir yaşam biçimi dayatmaktadır. Özellikle metropol kentlerde yaşayan orta-üst ve üst sosyo-ekonomik gelir grubuna mensup olanların lükse yönelik ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik olarak tasarlanmakta olan "lüks karma yaşam projeleri"; her geçen gün daha da kalabalık ve kaotik bir hal alan kentten uzaklaşmak ve güvende hissetmek isteyenler için "ötekiler"den arındırılmış, benzer sosyo-kültürel grubu barındıran bir yaşam alanı sunmaktadır. Ayrıca; kullanıcılarına ayrıcalıklı, prestijli, konforlu ve lüks bir yaşam vadetmektedir. Gelişmişliğin ve modernitenin göstergesi olarak görülen, yeni nesil kapalı ve güvenlikli karma yaşam projeleri, barındırdıkları sosyal imkanlar, donatılar, teknolojik fonksiyonlar ve en ince detayına kadar kurgulanmış iç mekan tasarımlarıyla birlikte kendi kendine yeten kentsel ölçekte küçük yerleşimler olarak karşımıza çıkarken; onlara sahip olamayan düşük gelirli kesim için de bir ütopyayı tariflemektedir. Bu kapsamda tezin amacı; İstanbul metropolünde değişen yaşam koşullarının, konut ve konut çevresi memnuniyeti kapsamında, hangi yaşamsal beklentilerin ve önceliklerin kullanıcı açısından önemini arttırdığını ve hangilerinin azaldığını saptamak ve konut algısının nasıl değiştiğini ortaya çıkarmaktır. Bu amaç doğrultusunda tez çalışmasında; küreselleşme, kent, metropol, insan ve davranışı, konut, konut algısı ve konutta kullanıcı memnuniyeti üzerinde durulmaktadır. Tez çalışmasının birinci ve giriş bölümünde; tezin amacı, kapsamı ve yöntemi üzerinde durulmaktadır. İkinci bölümde; kent kavramının günümüz metropol kentinin doğuşuna dek olan serüveni, küreselleşme ve metropolleşme kavramlarına değinilerek irdelenmektedir. Üçüncü bölümde; "metropolleşme ile değişen yaşam" konu başlığı altında, insanın temel iletişim süreci, insan davranışı ve gereksinimleri irdelenmektedir. Ayrıca; toplumsal yaşamdaki değişimler ile birlikte toplumun, kültürün ve ailenin değişen yaşamsal koşullarından bahsedilerek, bu koşulların ne tür değişim ve dönüşümlere maruz kaldığı üzerinde durulmaktadır. Bunun yanı sıra, metropolleşme ile farklılaşan yaşamsal beklentiler ve öncelikler örneklerle açıklanmaktadır. Dördüncü bölümde; metropolleşme ile dönüşen konut kavramı irdelenmektedir. İnsanın çevre ile girdiği ilişki biçimleri üzerinde durularak, mekan kavramı tanımlanmakta ve konut ve konutta kullanıcı memnuniyeti irdelenmektedir. Böylece; metropolleşme ile dönüşen konut algısı irdelenmektedir. Beşinci bölümde; tez çalışmasının alan çalışması kapsamında; "Varyap Meridian" örneği ele alınmakta ve örnek çalışma, İstanbul'u dünya finans merkezleri arasında önemli bir yere taşıyacağı öngörülen "İstanbul Uluslararası Finans Merkezi" ve benzer karma projelerle birlikte değerlendirilerek, "Varyap Meridian" projesinin alan çalışması kapsamında pilot çalışma olarak seçilme sebepleri üzerinde durulmaktadır. Altıncı bölümde bulgular yer almaktadır. Bu bölümde; değişen konut algısı; "lüks bir karma yaşam projesi" olan Varyap Meridian örneği üzerinden irdelenmekte ve gerçekleştirilen anket çalışmasından elde edile bulgular, "Konut İhtiyaçları Hiyerarşisi" (Israel, 2003) ve "Kullanım Sonrası Değerlendirme" (Francescato, 1989) kapsamında, "Eminönü ve Çevresindeki Toplu Konutlar" da (Kellekci, Berköz, 2006) ve "Mashattan Konutları"nda yapılan çalışmalar (Durmuş, 2010) ile karşılaştırmalı olarak irdelenmektedir. Tez çalışmasının yedinci ve sonuç bölümünde ise; tüm dünyayı saran küreselleşmenin ve metropolleşmenin etkisiyle, İstanbul'da değişen yaşam koşullarının konut algısını kültürel, ekonomik, toplumsal, sosyal ve psikolojik anlamda nasıl dönüştürmekte olduğu üzerinde durulmaktadır.
Gün ışığı almayan kapalı mekanlarda gün ışığı etkisi yaratan uygulamaların kullanıcı algısına etkisi üzerine bir çalışma
Gün ışığı almayan mekanlardaki artış ile gün içinde zamanlarının bir kısmını bu alanlarda geçiren veya bu mekanlarda yaşayan insanlar üzerinde gün ışığından uzak kalmanın fizyolojik ve psikolojik olumsuz etkileri gözlemlenmektedir. Bu tez, gün ışığı almayan mekanlarda yaşayan insanlar üzerinde oluşan olumsuz etkilere engel olmak amacıyla önerilebilecek aydınlatma sistemleri için araştırma yapmak amacını taşımaktadır. Tezin birinci bölümünde; tezin konusu, amacı, kapsamı ve yöntemi ele alınarak, diğer bölümlere genel bir çerçeve çizilmiştir. Geçmişten günümüze insanların ihtiyaçlarındaki değişiklik sebebiyle değişen mekan yapısı ve algısı, mekanın sadece duyularla algılanan somut bir kavram olmadığını göstermektedir, mekan aynı zamanda duyusal girdinin yorumlanarak ortaya çıkan algısal imaj ile algılanan bir kavramdır. Bu algısal imaj oluşumunda, hem duyusal girdiler hem de kişisel ve toplumsal bilgi ve deneyimler etkilidir. Tezin ikinci bölümünde; mekansal algı ve mekanı oluşturan öğelerin algısal boyutta ışık ile ilişkisi değerlendirilmiştir. Mekan algısında, görsel algı ön planda yer alır ve mekanın görsel değerlerini mekanın nicel özellikleri oluşturur. Yani mekanı oluşturan 'biçim, malzeme ve renk' öğelerini mekanın nicel özelliklerinin oluşturduğu söylenebilir. Mekanı oluşturan bu öğelerin ışık ile etkileşimi, bu öğelerin algısal olarak değer bulmasına, kimi zaman da algısal olarak değişimine sebep olabilir. Bu algısal değişimleri sağlamak için görsel algı yöntemlerinden algı sabitlikleri ve algı yanılsamaları kullanılır. Bu iki görsel algı yöntemine bağlı olarak, ışığın mekan içinde yarattığı algısal değişimler, ışığın mekanın nicel değerleri ile ilişkisi bağlamında ele alınmıştır. Ayrıca ışığın mekan ile ilişkisi kullanıcı bağlamında ele alındığında, görsel konfor kavramı ve bileşenleri incelenerek görsel algı üzerindeki etkileri değerlendirilmiştir. Işık, mekanın oluşumunda önemli bir rol üstlenmektedir. Bu bağlamda üçüncü bölümde yapay ışık ve doğal ışık kavramları ele alınarak, doğal ışığın görsel algı ve insan sağlığı üzerindeki psikolojik ve fizyolojik etkileri ortaya konmuştur. Gün ışığının en temel özelliği mevsimden mevsime, günden güne hatta gün içinde sürekli değişiklik gösteren bir yapıda olmasıdır. Bu sebeple mekan içinde gözlemlenen görsel etkisi de sürekli değişiklik gösterir ve görsel konforda olumsuzluk oluşturabilir. Bu noktada görsel konforun sağlanması için gün ışığının mekan içine kontrollü alınması gerekmektedir. Bunun yanısıra doğal ışığın mekan içinde anlamlandırma gücü çok yüksektir ve mekana farklı anlam yüklemek için simgesel öğe olarak kullanılabilir. Doğal ışığın varlığı, insanların sirkadyan ritmindeki döngüyü sağlayarak uyku, açlık, vücut sıcaklığı ve hormon üretimi gibi fizyolojik değişiklikleri düzenler. Aynı zamanda gün ışığın azlığına veya yokluğuna bağlı olarak gözlenen psikolojik rahatsızlıkların depresyona sebep olduğu görülmüştür. Bunun yanısıra, güneşin D vitamini eksikliğinin sebep olduğu zayıf kemik gelişimi ve yaşlılardaki kemik kırılganlığı risklerini azalttığı bilinmektedir bu sebeple herkese güneş ışığının kansere sebep olan tehlikeli ışınlarından korunarak gün ışığı ile temas halinde olmaları önerilir. Gün ışığının mekan içinde yarattığı etkiler ve mekan içine nasıl alındığı bilinmeden, gün ışığı etkisi yaratan sistemlerin etkileri hakkında bir değerlendirme yapılabilmesi mümkün olmadığı için doğal ışığın yatay ve düşey açıklıklardan mekana taşınma yöntemleri üçüncü bölümde ele alınmıştır. Dördüncü bölümde ise doğal ışığın mekana taşınma yöntemlerinin uygulandığı örnek projeler, mimari detaylar mekansal algı bağlamında incelenmiş ve yapay ışık ile mekana gün ışığı alınıyormuş etkisi oluşturulan mimari proje ve ürün tasarımı örnekleri incelenerek mekansal algı üzerindeki etkileri ortaya konmuştur. Tezin beşinci bölümünde, gün ışığı almayan kapalı mekanlarda kullanıcı algısının belirlenmesi amacıyla anket yöntemi kullanılarak deneysel bir çalışma düzenlemiştir. Birinde gün ışığı etkisi yaratan bir sistemin, diğerinde tavana gömme aydınlatma aygıtlarının olduğu iki farklı odadaki aydınlatma düzeni görsel konfor açısından ve katılımcılar üzerindeki algısal etkileri açısından karşılaştırılmış ve yapılan analizlere istinaden değerlendirilmiştir. Son bölümde ise yapılan anket çalışmasının sonuçları ele alınarak değerlendirme yapılmış ve bu tez çalışmasının daha sonra yapılacak çalışmalara hangi noktalarda ışık tutabileceği üzerinde durulmuştur.
The human centric lighting concept: A proposal for an office interior
As people spend more time indoors, their contact with daylight decreases, and do not benefit sufficiently from daylight. Therefore, physical and psychological disorders occur in the human body. The international lighting standards consider only the visual effects of light; there is also non-visual effects of light which have been not enough placed in them. Considering this in lighting designs, a new lighting concept has been developed: Human Centric Lighting. In this study, the HCL concept has been explained, and how significant in people's lives. With the requirements of this concept, an office interior lighting design was implemented.
Highly-skilled migrants' adaptation process through participatory urban interior design
In this thesis the migration process of highly-skilled migrants is examined from a psychological viewpoint, especially with regards to factors supporting or hindering the adaptation process. The terms migrant and urban interior are linked to each other as a notion, by their temporality and mobility. A participatory urban interior design project is proposed as a measure to ease the adaptation process of highly-skilled migrants. With creating a participatory urban interior design platform, it is argued that becoming citizen is a condition that appears through spatial and expressive negotiations between the local society and the mobile people.
Yeme içme mekanlarında endüstriyel mutfak tasarım kriterleri
Mutfak evlerde, otellerde, hastanelerde gıda maddelerinin muhafaza edilip, hazırlandığı özel bölümlere denir. Eski devirlerden bu yana var olan mutfak, günümüzde de evlerin çok önemli bölümlerindendir. Eskiden evlerin dış kısmında veya giriş katında bulunan mutfak, bugün yerini geniş pencereli, ferah ve güneş alan, günümüze uygun yemek odası ve yemek salonlarına bırakmaktadır. Günümüz mimarisinde mutfağa çok önem verilmektedir. Evlerde aileye yetecek kadar pişirilen yemekler en fazla 8-10 kişilik piştiği için gerekli olan mutfak ekipmanları da küçük boyutlarda olmaktadır. Ancak insanların artık toplu yerlerde yemek yeme alışkanlıklarının artması veya mecbur oldukları durumlarda dışardan yemek yemeleri bir mekânda binlerce insanın aynı anda yemek yemesi endüstriyel mutfak ürünleri gereksinimini doğurmuştur. Ülkemizde endüstriyel mutfak 1980'li yıllarda turizm sektöründe yapılan yatırımlarla gelişmeye başlamıştır. Geleneksel yöntemlerle ve tasarımlarla üretim yapan endüstriyel mutfak sektörü bu bağlamda büyük otel ve marka zincirlerinin ülkemize yaptığı yatırımlarla dünya standartlarına uygun imalatlara göre kendini tekrardan yapılandırmıştır. 1990'lı yıllardan itibaren ayaküstü yemek sektörünün gelişmesi ve ülkemizin büyük bir nüfusa sahip olması endüstriyel mutfak sektörünün olumlu yönde ilerlemesine neden olmuştur ve bu sektöre olan yatırımlar hızla artmıştır. Endüstriyel mutfak planlaması yapılırken çok dikkat edilmeli ve profesyoneller tarafından yapılmalıdır. İnsanlar her zaman ne şekilde olursa olsun yeme-içme hizmetinin en üst düzeyde olmasını isterler. İşte bu yüzden mutfak tasarımcıları her zaman en iyi mutfağı tasarlamak zorundadır. Endüstriyel mutfaklarda yerleşim planının amacı iş akışını en hızlı ve en güvenli şekilde yapabilmeyi sağlamaktır. Plan yapılırken çalışmanın uzun vadeli olacağı düşünülmeli dikkatli planlanması zorunludur. Aksi takdirde işletme sahiplerini uzun yıllar boyunca uğraştırabilir ve faaliyet süresi boyunca birçok maliyetle karşı karşıya bırakabilir. Müşterinin talebine en kısa sürede cevap vermek sektörde rekabet adına çok önemlidir. Burada amaç müşterinin tedarik isteğine en kısa sürede cevap verip en kısa sürede satış akdini gerçekleştirmektir. Bir mutfak planlanırken mutfağa girecek gıda maddesinin nereden gireceği belirlendikten sonra nereden çıkacağına karar verilir ve buna uygun tasarım yapılır. Mutfak bölümlere ayırılır. Mutfağın bölümlere ayrılması hem mutfak düzenini hem de iş akışının düzenini sağlar. Mümkün oldukça geriye dönüş yapmadan ürün servise sunulmaya çalışılır. Literatüre bakıldığı zaman endüstriyel mutfak tasarım kriterleri hakkında pek bilgi bulunmamaktadır. Bu çalışmada endüstriyel mutfak tasarım kriterleri, endüstriyel mutfak projeleri, endüstriyel mutfak tesisat projeleri, endüstriyel mutfaklarda bulunması gereken fiziksel özellikler ve endüstriyel mutfaklarda kullanılan malzemeler açıklanmaya çalışılmış ve nasıl olması gerektiği hakkında bilgi verilmiştir.
Hayvan klinik ve hastanelerinin Türkiye'deki örnekler üzerinden incelenmesi
Hayatımızda önemli bir yere sahip olan hayvanların sağlığı için rahat güvenli klinik mekânları tasarımında incelenmesi bakımından referans yaratmayı hedefleyen bu tez çalışmasında, evcil hayvan kliniklerinin iç mekân tasarımı ele alınmıştır. Bu tezin amacı; evcil hayvan klinikleri tasarlanırken önemli ve aynı zamanda dikkat edilmesi gereken faktörlerdir. Ek olarak, evcil hayvan kliniklerinin tasarımında dikkat edilmesi gereken hususlar klinik bölgelerinin ve bölümlerinin analizi ile ayrıntılı olarak açıklanmıştır. Ayrıca, refakatçi klinik projelerinin kullanımı incelenmiştir. Çevre bakımının ve halk sağlığının önemi dikkate alınmaktadır. Mekânın tasarımı için oluşturulan koşullar ile mekân hazırlıklarının etrafında incelenip öğrenilen konu; hayvanların ve halkın sağlığını dikkate alarak, yeterli alana ve ihtiyaca sahip, konfor koşullarını karşılayabilen iç mekan tasarımını düzenlemeye çalışmıştır. Bu çalışmanın başlangıcı veteriner hekimlerin tanımını ve amacını açıklamak, bulunduğu hayvan hastanesinin tarihini incelemektir. Türkiye'deki veteriner okullarının tarihsel gelişiminden bahsetmişken, sayısal veriler, ayakta tedavi kliniklerini, kapsamlı klinikleri ve veteriner tesislerinin hayvan hastanelerini analiz etmek için kullanılmıştır. Evcil hayvan kliniklerinin mekânsal tasarım koşulları olarak; bulunduğu konumu, iç ve dış mekân üzerine durulmuştur. Mekânın konumunun önemi ve tasarıma olan etkisi incelenmiştir. Bu tez çalışmasının en önemli bölümü iç mekân tasarımıdır. Koşullar doğrultusunda iç ve dış mekânların görsel ve fonksiyonel ayrımları yapılmış olup bunun üzerine araştırılmış ve eklenmiştir. Fonskiyonellik hayvan kliniklerinde önemli bir yere sahiptir. Fonksiyonelliğin iç mekân tasarımında kullanılan yapı malzemeleri, ses kontrolleri, havanın kalitesi gibi koşullara bağımlı kalarak çözülmesi gerekmektedir. Bu sebeple iç mekânın tasarımsal özelliklerinin adı altında hava sıcaklığı, nem kontrolü, yapı malzemeleri, koku ve ses kontrolleri konularına bu çalışma içerisinde detaylı bir şekilde yer verilmiştir. Görsel olarak tamamlanabilmesi için iç mekânın anlaşılabilir olması ve rahatlığı sağlanması gerekmektedir. Bu nedenle mekânları sırası ile ölçüm ve orantı, renk, aydınlatma, doku ve yapı donatımları konuları altında da ele alınmıştır. Mekânların koşulları ve gereksinimleri sağlanarak mekan düzenlemeleri araştırılıp incelenmiştir. Hal ve çözüm önerileri incelenerek ve teknolojik olanaklar istikametinde imar edilen tavsiye ve teklifler bütün mekânlar için akıcı ve ayrıntılı bilgi sunabilmek maksatıyla planlar ve görseller ile bildirilmiştir. Sonuç bölümünde yapılan incelemeler, numuneler ve araştırmalar ile ele alınan bilgiler doğrultusunda mekânların iç mekânsal açıdan irdelenmesi ve değerlendirmesi yapılmıştır.
Perakende mağazacılıkta aydınlatma armatürlerindeki ışık renginin tüketiciler üzerinde yarattığı duygu durumu ve tüketicilerin alışveriş alışkanlıklarına etkisi
İnsan yaşamındaki değişiklikler ve gelişen teknolojinin sonucu olarak doğal ortamdan uzaklaşılmış, suni ortamlarda yaşamak ve çalışmak zorunda kalınmıştır. Bunun sonucu olarak yapay aydınlatma sistemlerinin kullanımı zorunlu olmuştur. Gün içerisinde yeterli düzeyde gün ışığına alamamanın sonucu olarak insan vücudundaki sirkadiyen ritmin bozulduğu, bu durumun hem ruhsal hem de fiziksel hastalıklara neden olduğunu gösteren pek çok çalışma ve bilimsel yayınlar bulunmaktadır. Bu nedenle son yıllarda yapay aydınlatma sistemlerinin insan sağlığı odaklı olarak geliştirilmesine yönelik çalışmalar başlamıştır. "Biodinamik Aydınlatma", "İnsan Odaklı Aydınlatma" veya "Sirkadiyen Aydınlatma" gibi isimlerle anılan bu yeni aydınlatma sistemleri insan metabolizması ve psikolojisi göz önüne alınarak geliştirilmektedir. Bu tez çalışması ile aydınlatma kavramı, aydınlatma tasarımı ve parametreleri ile aydınlatma konularına değinilmiş, literatür taraması yapılmıştır. Mağazacılıkta aydınlatmanın önemi ve işlevi hakkında ve biyodinamik aydınlatmanın İnsan sağlığına etkisi hakkında genel bilgilere yer verilmiştir. Işık renginin müşterilerin alışveriş davranışına olan etkilerinin irdelenmesi ve konvansiyonel aydınlatma ile LED aydınlatmanın enerji verimliliği açısından karşılaştırılması yapılmıştır. Bu bağlamda Mavi Giyim Maltepe Piazza A.V.M. mağazası örneği üzerinden, mevcutta kullanılan LED aydınlatma sistemi ile konvansiyonel ve biyodinamik aydınlatma sistemi simülasyonlarının karşılaştırması yapılmıştır.
Analysis of traditional house examples within the scope of biophilic design
Research and observations of natural materials are being conducted to understand the appropriate uses for a material within natural systems. Since the dawn of time, humans sought shelter in natural structures for survival. To meet their basic needs, solutions were sought from time to time against nature, from time to time by exploring nature. Humans, being users at design, had sought natural spaces first to protect their bodies, and then to store food. While searching for these places, they developed solutions to shelter in different geographical conditions and cultures. They created living spaces for their lives with or against their own species and other living things. With the transition of humans from hunting-gathering to farming and specialized trades in the Neolithic period, their search for shelter was shaped by their physical surroundings. The first local settlements formed and cultures began to meet their needs and search for places in this period. Since the Neolithic period, the only place where humans have settled and sheltered by continuing the mutual struggle with nature and observations parallel to nature has been the "house". It has been seen that more successful and healthy results are often obtained when the user creates solutions with the living creatures in nature and local material contents, rather than against them, and when the user can make plans sensitive to himself and his geography in search of space. The traditional house concept, suitable for each culture's own local texture, will be analyzed by considering the definition of "Biophilic Design" as the most up-to-date nature approach in architecture and other fields of science, through examples from Turkey.
Akondroplazisi olan kişilerin fiziksel erişilebilirliği konusunun konutlar üzerinden incelenmesi
Erişilebilirlik kavramı, kişinin sosyal hayata katılabilmesi ve daha hızlı adapte olabilmesi için gerekli bir unsur olup, engelli kişiler için oldukça önemli bir yere sahiptir. Engelli kişiler sosyal yaşama, çevreye, kültürel aktivitelere, eğitime ve hatta bunlardan önce kişisel hayatlarına adapte olma konusunda zorlanmaktadırlar. Günümüzde engelli kişiler için yapılan sosyal aktivite ve yardımlaşma kampanyaları ne kadar önemli bir yere sahip olsa da, bu çalışmalar henüz yeterli kalmamaktadır. Engelli grubunda yer alan Akondroplazi, diğer adıyla anormal derecede boy kısalığı hastalığı olan kişiler, konutlarında yaşadıkları fiziksel zorluklar yüzünden sosyal hayata ve çevreye odaklanamayıp içe kapanık bireyler haline gelmektedirler. Yapılan bu çalışma, literatür taramasına dayalı olarak gerçekleştirilmiştir. Yedi bölümden oluşan bu tezin amacı, akondroplazisi olan kişilerin fiziksel erişilebilirliğinin konutlar üzerinden incelenmesi olarak açıklanmıştır. Seçilen konu örneği üzerinden akondroplazisi olan kişiler için ulusal ve uluslararası engelli standartlarının konutlara nasıl yansıtıldığının ortaya konulması hedeflenmiştir. Giriş bölümünde tezin amacı, yöntemi ve kapsamı belirtilmiştir. İkinci bölümde, engelli tanımı, engelli sınıflandırılması ve engelliler ile ilgili düzenlenen mevzuatlar incelenmiştir. Üçüncü bölümde akondroplazi tanımı yapılmıştır. Dördüncü bölümde konut tanımı ve tipleri, konutların iç mekan özellikleri ile alakalı yapılan akademik çalışma ve kaynaklar incelenmiştir. Beşinci bölümde, fiziksel erişilebilirlik tanımı, önemi, kapsamı, mevzuatları ve kavramları incelemiştir. Altıncı bölümde ise engellilerin konutta fiziksel erişilebilirliği ile alakalı akademik çalışma ve kaynaklar incelenmiştir. Yedinci ve son kısımda yapılan literatür araştırması sonucunda elde edilen bilgiler ışığında, akondroplazisi olan kişilerin konut yaşamını erişilebilir kılacak öneriler sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: akondroplazi, konut, erişilebilirlik, engelli, fiziksel erişilebilirlik, konut erişilebilirliği, iç mekan tasarımı
Mikro hacimlerde mobilya sistemleri
Kent yaşamı ile beraber konut kavramı değişmeye başlamış ve sektörde, yaşanılabilir en küçük hacim arayışlarına doğru bir yönelim gerçekleşmiştir. İnsanın içinde bulunduğu çağımız metropollerinde, mekânda huzurlu ve konforlu yaşama isteği yerini doğaya dönüş ve standart dışı yaşama bırakmıştır. İhtiyaç duyulan hacim git gide küçülmüş ve insanların nerdeyse bedenlerinin bir parçası gibi hareket eden mekânlar oluşmaya başlamıştır. Özellikle Japon kültürü ve yaşam alanları tasarım dünyasının takip ettiği bu gelişimeye ayak uydurmuş ve küçük, yalın hacimler üretmeye başlamıştır. Bu noktada modülasyon, standardizasyon, esneklik ve değiştirebilirlik gibi kavramlar mikro hacimler içerisinde yeni sistem arayışlarına tasarımcıları yönlendirmiştir. Teknolojik gelişmeler ile birlikte, mikro tasarımlar mobilya üreticilerinin de kendilerini geliştirmelerini ve kompakt mobilya kavramının gelişmesine katkı sağlamıştır. Böylelikle mekânlar hem form hem de mobilya bakımından gelişime açık hale getirilmiştir. Hacimlerin mikro-kompakt ölçeğe gelmesi, tasarımcılarda yeni mobilya sistemleri, hızlı üretim, taşınabilirlik gibi kavramları düşünmeye itmiştir. Tasarım dünyası gelecekte mikro yaşam alanına kavuşma ve yalınlaşma isteğinin artmasıyla, yeni sistemler geliştirecek ve insanlar neredeyse kendi bedenleri haline gelmiş hacimleri beraberlerinde götürebileceklerdir. Anahtar Kelimeler: Mikro Hacim, Kapsül, İç Mekân, Mobilya, Esneklik
21.yy'da yapılarda uygulanan pencere çözümleri üzerine bir inceleme
Binaların en önemli yapı unsurlarından biri olan pencereler; binanın dış dünyayla bağlantısını sağlamamızı veya tercihlerimize göre sınırlandırmamızı sağlar. Güvenlik anlamında korunma, ısı izolasyonu, rüzgar ve yağmur izolasyonu, dış ortam gürültüsünün izolasyonu gibi dış ortamla irtibatı sınırlandırma işlevlerinin yanında, gün ışığından faydalanma, ortamı havalandırma, dış ortam manzarasına ulaşabilme, görünümleri açısından iç ve dış mekan görselliği gibi bir çok ihtiyacı ve beklentiyi karşılamak durumundadır. Pencerelerin tarihsel gelişiminden başlayarak, mimarideki önemi, teknolojik gelişmeler sayesinde günümüzde sahip olduğumuz olanaklarla pencere imalatında kullandığımız malzeme ve işleme teknikleri çeşitliliğinde pencere seçenekleri değerlendirilmektedir. Pencerelerin sıraladığımız ana görevlerinin yanında; bina iç ortamının ısıtma veya soğutmasının korunması sayesinde termal konfor ve enerji tasarrufu sağlaması ve güneşin olumsuz etkilerinden koruması gibi işlevleri incelenmiştir. Yapı elemanı olarak uzun ömürlü olmaları, bakım gerektirmemeleri ve görünüm açısından, estetik olmaları açısından malzeme seçenekleri kıyaslanmıştır.
Evrensel tasarım yaklaşımı bağlamında üniversiteler: Sütlüce bölgesinde bulunan üniversiteler örneği
Günümüzde, doğanın ve evrenin yaşam döngüsü içerisinde mimari ile ortak buluşma alanlarının işlenişi önemli bir rol oynamaktadır. Yapısal bütünlüğü sağlamak ve bu bağlamda tasarım sürecinde uygulama alanını hızlandırmak amacı ile insan faktörünün ikinci planda ele alınması, yapının tasarım yönünü güçlendirse de kullanım bakımından adil yaklaşım içerisinde eşitliği sağlayamamaktadır. Tasarlanan yapıların kullanım alanları göz önüne alındığında doğaya ve oluşabilecek doğal alanlara müdahale edilmekte, aynı zamanda doğal kaynakların kullanımı, alternatif olarak değerlendirilerek sorumsuzca tüketilmektedir. Evrensel tasarım, sonuç ve gelecek odaklı olduğu için kullanıcı kitlesini toplumun tümünü baz alarak, herkes için kapsayıcı unsurları ele almaktadır. Bu unsurlar kamusal mimarinin ve iç mimarinin örnekleri olarak, aynı zamanda üniversitelerin mimari anlamda bütünsellik ile ele alınması çok kullanıcılı ve minimum alan ile maksimum sonuç almayı hedeflemektedir. Evrensel tasarım oluşumunda süreç geçmişi yansıtmaz. Ayrıca bu süreç; başlangıç ile bitiş arasındaki zaman diliminde gelecek düşünülerek tamamlandığı için kullanım olarak doğru sonucu vermektedir. Bu kapsamda evrensel tasarımın Sütlüce bölgesindeki üniversiteler ile ele alınmasındaki amaç tez çalışmasının kuramsal temeline dayanmaktadır. Bu temel; adil eşitlikçi kullanımı, kullanımda esneklik, geleceğe tasarım alanları ve uygulamaları ile iç mimarlık tasarımının bütünlüğü ve açıklığı, erişilebilirliğin tanımlanması üzerine kurulmuştur. Bu bağlamı oluşturan tez çalışmasında, yaşama duyarlı ve yapısal bütünlük ile evrensel tasarım kullanım pratiğinin çevreye duyarlı gelişim sürecinde; Türkiye ve diğer ülkelerin sahip olduğu kentsel planların, iç mimarlık ve tasarım alanlarının oluşumu ele alınarak incelenmesi hedeflenmiştir. Türkiye'deki üniversitelerde işlenen evrensellik bütünlüğü, evrensel tasarım ilkeleri ve çevresel yaklaşımının oldukça sınırlı kaldığı durumların yanı sıra tasarım bütünüyle kullanıcıların benimsediği duyarlı, yalın ve özgün tasarım anlayışının iç mimari alanındaki yerinin örneklerle tartışılması amaçlanmıştır.
Mutfak mekanlarının değişimi ve akıllı mutfak teknolojileri
DAHA SONRA DOLDURULACAKTIR.
İç mekan tasarımı temsilinde 3D görselleştirme teknikleri
"İç Mekan Tasarımı Temsilinde 3D Görselleştirme Teknikleri" konulu yüksek lisans tezimde iç mimarlık alanında yapılan tasarımların çizim ve sunum süreçleri ele alınmıştır. Tasarımın ve iç mimarlığın tarihsel süreçteki gelişimi, bilgisayar destekli tasarım programlarının adaptasyonu ve uygulama yöntemleri, tasarım süreçleri ve sonuçları incelenmiş, konuya yönelik örnekler vasıtasıyla elde edilen sonuçlar aktarılmıştır. Tez; giriş ve onu takip eden bölümlerin ardından gelen sonuç bölümü ile birlikte 5 ana başlıktan oluşmaktadır. Giriş bölümünde, tez çalışmasında yapılan araştırmanın amacı, kapsamı ve yöntemine değinilmiştir. İkinci bölümde, "iç mimarlık nedir?" sorusu ele alınarak iç mimarlığın tanımı, kapsamı ve tarihsel süreci aktarılmıştır. Üçüncü bölümde, iç mimarlık alanında kullanılan bilgisayar destekli çizim programları yardımıyla tasarımın evreleri incelenmiştir. Dördüncü bölümde, iç mimari tasarımlarda kullanılan bilgisayar destekli programlar ve yazılımlar incelenmiştir. Beşinci bölümde ise el çizimi ve bilgisayar destekli tasarım ile gerçekleştirilen projelerin, iç mimari sunum aşaması incelenmiştir.
Kentsel alanlarda bulunan yenilikçi kent mobilyalarının araştırılması: Bağcılar ilçesi örneği
1992 yılından itibaren ilçe statüsüne kavuşmuş olan Bağcılar, merkezi bir konumda bulunmaktadır. Türkiye nüfusunun yaklaşık yüzde biri ilçe sınırları içerisinde yaşamaktadır. Yapılmakta olan raylı sistem ağları ile ulaşım sorunu çözüleceği düşünülen Bağcılar'ın, yapılmakta olan büyük konut projelerinin bitmesine müteakip bir cazibe merkezi haline geleceği ve daha fazla göç alacağı için nufüsunun daha da artacağı aşikardır. Kentin her mekanında kullanılan kent mobilyaları, toplumsal ve bireyler arası iletişimini sağlayan ve hatta kolaylaştıran bir olgu olmasından dolayı son derece önemlidir. Tüm bu bilgiler ışığında Bağcılar'da yaşayan nufüsun günlük yaşamında bir şekilde kullandığı kent mobilyalarının önemi ortaya çıkmaktadır. Bu çalışmadaki esas amaç şehir sorunlarından biri olan, ayrıca fiziki olarak günlük yaşamda sürekli kullanılan kent mobilyalarının güncel tasarımları ve bu kent mobilyalarının yaşam kalitemize olan etkisi hakkında araştırma yapmaktır. İlk etapta kent ve kentsel mobilyalar hakkında genel bilgiler verilerek, arasındaki ilişki ile gelişimi izah edilmeye çalışılmıştır. Kentsel mekanların ve bu mekanlarda kullanılan kent mobilyalarının insan hayatındaki önemi vurgulanmış ve bu kent mobilyalarının yaşam kalitemizle olan ilişkisi ortaya konulmaya çalışılmıştır. Kent mobilyası kavramı farklı açılardan incelenerek bazı sınıflandırılmalara sokulmuştur. Bu çalışmalara paralel olarak kent mobilyaları genel olarak ele alınmış, işlevinin arttırılması, kent estetiğine olumlu katkı sağlaması ve yaşam kalitemizi artırması açısından bazı kriterler oluşturulmaya çalışılmıştır. Sonuç olarak kent mobilyalarının; kente yakışan ve çağdaş şehircilik ilkeleri doğrultusunda, yaşayan canlı faktörleri öncelikli olarak gözetilmesi sonucu ne şekilde üretilip uygulanması gerektiği ifade edilerek, yaşam kalitemize nasıl daha olumlu katkı sağlayabileceği yönünde daha sistematik çalışmalar yapılması gerekliliği Bağcılar ilçesi örnekleriyle anlatılmaya çalışılmıştır.
Teknoloji ile değişen konut kavramı ve bu değişimin konut ıslak hacmi üzerindeki etkisinin incelenmesi
İnsanlar, yaşamın başlangıcından, günümüze kadar kendilerini olumsuz iklim koşullarından, doğadaki zararlı bütün canlılardan ve tüm dış etmenlerden koruyacağı alanlara ihtiyaç duymuşlardır. Bu alanlar onların hayati ihtiyaçlarını karşıladığı alanlar olması yönünden çok önemlidir. İnsanların yemek, uyumak, boşaltım ve temizlenmek gibi en temel ihtiyaçlarını karşıladıkları barınma alanları ağaç kovuklarından başlayıp, günümüz son teknolojik donanımlara sahip akıllı ev seviyelerine ulaşmıştır. Çalışmanın amacı, literatür taramasıyla tarihsel süreçte barınma ve konut kavramı, konut ve kent ilişkileri, ıslak hacimlerin tarihsel süreçteki oluşumları incelenecektir. Bu süreçte, konut ve ıslak hacim kavramları hangi kültürde nasıl ortaya çıkıp, ne gibi farklı şekillerde kullanılmaya başlandığı, hangi araç gereçlerle ıslak hacim ihtiyaçlarını karşıladıkları, günümüze kadar ne gibi değişiklere uğradığını araştırılarak; günümüz konutlarının, teknolojinin etkisiyle nasıl akıllı konuta ve akıllı ıslak hacimlere dönüştüğüne dair detaylı bilgilere ulaşmaktır. Bir konutun akıllı konut kabul edilmesi için hangi özelliklere sahip olması gerektiğine dair bilgi araştırılması yapılacaktır. Çalışmanın araştırmaları sonucu oluşan verilerle uygulanmış yeni model barınma modeli olan tiny house'lara uygulanmış iki adet akıllı ev proje örneği incelenecektir. Bu örneklerin teknolojinin etkisiyle akıllı ev oluşum sürecinde, planlamasından, üretimlerinde ve uygulanmalarında hangi kısımlarda uygulandığı örneklerle, görsellerle ve teknik çizimlerle desteklenerek açıklanacaktır. En son olarak da bu incelenen akıllı evlere, akıllı ürünlere ne gibi yenilikler getirilerek geliştirilebileceği sonuçlar çıkarılarak yeni öneriler sunulacaktır.
İç mimaride aydınlatmanın tanımı ve ofis mekanlarında aydınlatma kriterlerinin incelenmesi
Günümüzde kişiye özgü hizmetler sunan, müşteriye özel imkânlar sunan, yaratıcı ve lüks ofis tasarımları yapılmaktadır. Bu çalışmada ki amaç ve hedef, ofislerde aydınlatma tasarımlarının gün ışığından etkin şekilde faydalanıp, yapay enerjiyi iç mekânda günışığının etkisi azaldığında, doğru aydınlatma sistemleriyle kullanımının hareket edilmesidir. Ofislerin tasarımları ve kullanılan yöntemlerin ışığın nasıl daha verimli kullanılacağını ve ofis tasarımları yapılırken nelere dikkat edilmesi gerektiği anlatılmıştır. Birinci bölümde; aydınlatmanın tarihçesi ve tanımı, aydınlatmanın çeşitleri, amaçları bakımından aydınlatma çeşitleri ve ışığın yönlendirilmesine göre aydınlatma çeşitleri anlatılmıştır. İkinci bölümde; ışık nedir? Işığın algılanması, ışık kaynakları ve ışık psikolojisi ele alınmıştır. Çalışma ortamlarımızda ışığın önemi insan üzerinden ki psikolojik yanlarına yer verilmiştir. Üçüncü bölümde; ofisin tanımı ve ofis binalarının sınıflandırılması anlatılmıştır. Bir ofis tasarlanırken ele alınması gereken unsurlar ve yerleşim planının aslında çalışanlar için ne kadar önemli olduğu anlatılmıştır. Dördüncü bölümde; ofis mekân algısında ışığın rolü anlatılmıştır. Günümüz ofislerde ışığın insanlar üzerinde ki etkileri ve ışığın günümüzde ki rolü anlatılmıştır. Beşinci bölüm ise sonuç bölümüdür. Bu tez çalışması ile elde edilen sonuçlar belirtilmiştir. Burada ışık ve aydınlatmanın ofis için önemi, gelişmiş aydınlatma sistemlerinin ofis mekânlarına katkıları, teknolojinin gelişmesiyle günışığından yararlanmanın önemi vurgulanmıştır. Anahtar Kelimeler: Ofis, Ofis aydınlatması, ışık, ofis tasarımları, aydınlatma tasarım.
Topkapı Sarayı incelemesi ve harem dairesi iç mekan organizasyonu
Türkiye'de, tarihin bıraktığı değerli yapılar bulunmaktadır. Bugün, çoğu müze olarak değerlendirilen bu yapılar, geçmişi bize aktaran önemli kaynaklardır. Örneğin; eski dönemlerde yaşamış olan insanların kimlikleri, yaşam biçimleri, alışkanlıkları ve kullandıkları teknoloji bu kaynaklardan yararlanılarak ortaya çıkarılabilmektedir. Tarihte İstanbul'un fethi; Osmanlı Devleti'nin imparatorluk olma özelliğine kavuşması, ticaret yollarının birer birer Türklerin eline geçmesi, Orta çağın bitip Yeniçağın başlaması gibi önemli sonuçlar doğurmuştur. Dünyanın en büyük imparatorluklarından olan Doğu Roma İmparatorluğu'nun tamamen yok olması sonrası Osmanlı İmparatorluğunun yükselme dönemine geçişini sağlayan bu önemli dönüm noktası, Karadeniz ile Egeyi birbirine bağlayan deniz yolu üzerinde kurulu olan İstanbul'a yerleşimi başlatmıştır. Bugün tarihi yarımada üzerinde ayakta olan Topkapı Sarayı, bir yönetim merkezi olarak Osmanlının yükseliş döneminin, Eski Saray'dan sonra inşa edilen ilk yapısıdır. Bu anlamda günümüze taşınmış en önemli birincil kaynaklardan biridir. Topkapı Sarayı mekânları; padişahın, valide sultanın, padişahla ilişkili olan diğer kadınların, şehzade ve sultanların, ayrıca tüm bu kimselerin hizmetinde olan insanların, bağlı olduğu ve içinde yaşadığı bir kurumdur. Bu özelliği sebebiyle saray mekânları, saraylarda yaşayışları bakımından her zaman merak konusu olan padişah ve ailesinin kendi yaşam alanlarını barındırması açısından inceleme konusu olarak tercih edilmiştir. Bu çalışma, Osmanlının yükseliş dönemine rastlayan Topkapı Sarayı'nın, karma bir üslupta şekillenen mekânlarının, nasıl giydirildiği ve iç mimarlık açısından ortaya çıkan sonuçlar hakkında fikir verecektir. Anahtar Kelimeler: Topkapı Sarayı, Tarihi Mekân, Harem, Harem İç Mekanları
Safranbolu Evleri'ne iç mimari yaklaşım
''Safranbolu Evlerine İç Mimari Yaklaşım'' konulu tez; Türkiye'de geleneksel konut mimarisinin tarihsel gelişim sürecini, plan tipleri ve iç mekân kurgusunu, geleneksel konut mimarisinin en iyi korunduğu yer olan Safranbolu Evleri'ni ele almaktır. Geleneksel Türk Evi planlama ve yapısal kurgu açısından ele alınarak, plan tipleri, cephe özellikleri, kullanılan malzeme ve uygulanan teknikler açısından araştırılmakta ve tarihsel gelişim sürecine göre plan tipleri anlatılmaktadır. İç mekân kurgusu açısından temel öğe olan oda ve oda içindeki donatılar işlevselliklerine ve yöresel özelliklerine göre irdelenmektedir. Sonuç olarak; 19.yy açısından değerlendirilen Geleneksel Türk Evi ve Safranbolu Evleri iç mekân açısından irdelenerek; Geleneksel Türk Evi'nin yapısal ve kurgusal özelliklerinin, Safranbolu Evlerindeki yansımaları anlatılmaktadır.
Konutlarda seramik malzeme kullanımının iç mekan tasarım ilkeleri bağlamında incelenmesi
Günümüzde konut iç mekânlarında seramik malzeme sıklıkla kullanılmaktadır. Bu malzemenin doğru ya da yanlış kullanımları mekânın anlatımını değiştirmektedir. Seramik, renk, doku, ebat, yüzey olarak mekâna bir kimlik kazandırmaktadır. Tasarımcının amacı, seramiği en doğru şekilde kullanarak, mekânın ruhuna ve işlevine uygun bir kompozisyon ortaya koymaktır. Seramiğin kille başlayan serüveni günümüze kadar ulaşmıştır. Kilden yapılan seramik, mermer görünümlü, ahşap görünümlü, taş görünümlü gibi farklı özelliklere sahip olabilir. Ürün çeşitliliği -gelişen teknoloji ile birlikte seramik sektöründe rekabet ortamı yaratmaktadır. Yaptığımız kompozisyonda seramiği en doğru şekilde kullanmalıyız. Farklı ebat ve renk dokularındaki seramiklerin ne gibi etki yaptıkları bu tezde resimlerle incelenmiştir. Yapılan gerçek uygulama resimleriyle de örnekler çoğaltılmıştır. Açık tonda olan seramikler mekânı daha geniş ve ferah göstermektedir. Koyu tondaki seramikler ise, mekânı daraltan ve aydınlık olmayan bir etki oluştururlar. Büyük ebatlı seramikler daha bütünsel ve yekpare olurken, küçük ebatlı seramikler fazla tekrar eden ve göz yorucu bir etki oluştururlar. Parlak seramikler ışığı yansıtıcı bir etki yaparken, mat yüzeyli seramikler daha çok kaydırmazlık özelliğinden dolayı tercih edilmektedirler. Doğal bir malzeme olmayan seramik, yapısındaki maddelerden dolayı daha uzun ömürlü ve sağlam özellikler kazandığı için kimi doğal malzemeye göre tercih sebebi olmuştur. Seramiğin yapılan komposizyonda doğru kullanılması tasarım için bir gerekliliktir. Bu tezde seramik maddesinin doğuşundan başlanılmış, seramiğin tarihteki sürecine değinilmiştir. Temel tasarım ilkeleri dikkate alınarak seramik örnekleri tek tek ele alınmış, yapılan gerçek müşteri örnekleriyle hangi temel tasarım ilkesine göre tasarım yapıldığı irdelenmiş örneklerle de çoğaltılmıştır. Bu tezin amacı, tasarımcılara temel tasarım ilkeleri bağlamında seramiğin nasıl kullanılacağı anlamında katkı sağlamaktır. Anahtar Kelimeler: Seramik kaplama, ıslak mekân tasarımı, iç mekân tasarımı, temel tasarım ilkeleri.
Tasarlanan mekanın retoriği
21. yüzyıl başından itibaren hızla gelişmekte olan nörobilim alanlarında yapılan araştırmalar insanların tüm düşünce, duygu ve davranışlarının beyinlerinde meydana gelen bir dizi elektrokimyasal reaksiyon sonucu oluştuğunu göstermektedir. Kişilerin çevrelerindeki mekândan aldıkları duyusal uyaranlar, vücutlarının içsel durumu hakkında bilgi veren duyguları ve önceki deneyimlerinden arta kalan anılarıyla birlikte, eylemlerini belirlemektedir. Dolayısıyla her mekân, o mekânı deneyimleyen kişiler için o veya bu şekilde davranmalarına neden olacak mesajlar içermektedir. İnsan-mekân etkileşimlerini inceleyen mevcut araştırmalar, konuya daha çok yapılı çevre üzerinden kullanıcı ekseninde yaklaşmakta; tasarımcıların malzeme, strüktür ve organizasyon tercihleriyle mekân kullanıcıları üzerinde ne tür etkiler oluşturabileceklerini inceleyen tasarımcı eksenli araştırmalar bulunmamaktadır. Bu çalışmada algı ve davranış yönetimi konusunda disiplinler arası bir çalışma alanı olan retorik, mekân tasarımı bağlamında ele alınmış; tasarımcıların retorik stratejilerini kullanarak mekân kullanıcılarını belli düşünce, duygu ve davranışlara sevk edebilecekleri öngörülmüştür. Algı ve davranış sistemlerinin nörolojik altyapısı üzerine temellendirilen çalışmanın ana bölümleri Aristoteles'in ikna kategorileri olan Logos, Pathos ve Ethos olarak belirlenmiştir. Logos bölümünde mekânsal söylemi oluşturan ışık, renk, form, ses gibi öğelerin algılanma biçimleri ve kişiler üzerinde oluşturabilecekleri etkiler incelenmiş; retorik figürlerin mekân tasarımında kullanım biçimleri açıklanarak örneklenmiştir. Pathos bölümünde tüm insanlarda ortak olan temel duygu sistemleri ve bunların mekân tasarımıyla ilişkileri irdelenerek mekânı deneyimleyen kişilerde bu temel duyguların nasıl uyandırılabileceği araştırılmıştır. Ethos bölümünde ise farklı mekân tiplerinde mekânsal karakter oluşumları örnekler üzerinde incelenmiştir. Yapılan incelemeler neticesinde retorik stratejilerinin mekân tasarımı dâhil iletişim kaygısı güden her alanda kullanılabileceği düşünülmektedir.
İnteraktif mekan kavramının akıllı evler üzerinden incelenmesi
Teknoloji ve mekanın tarihi, insanlığın evrimi ve kültürel gelişimiyle birlikte iç içe geçmiş bir hikayeyi anlatır. İlk insanlar, basit araçlar ve ateşi kontrol etme yeteneğiyle, doğayla etkileşimlerini şekillendirme konusunda teknolojik bir evrim geçirdi. Antik çağlarda, medeniyetlerin gelişimiyle birlikte mimari ve inşaat teknikleri de gelişti, şehirler kuruldu ve mekanlar sosyal, kültürel ve ekonomik yaşamın merkezi haline geldi. Orta Çağ'da kitap basımı gibi icatlar, bilginin daha geniş kitlelere ulaşmasını sağlayarak bilgi teknolojisinin temellerini attı. Sanayi Devrimi, makineleşme ve fabrikasyonla birlikte mekanları daha verimli hale getirdi. 20. yüzyılın ikinci yarısında ise, bilgisayar teknolojisi ve internetin yükselmesi, mekanların dijitalleşmesini ve küresel bağlantılarını güçlendirmektedir. Günümüzde, teknoloji ve mekan, akıllı şehirler, akıllı evler, sanal gerçeklik, IoT ve yapay zeka gibi inovasyonlarla daha önce hayal edilemeyen bir entegrasyon yaşamaktadır. Bu evrim, teknoloji ve mekanın, insanlığın geçmişten geleceğe kadar süregelen etkileşimli ilişkisini yansıtmaktadır. İnteraktif mekan, teknolojinin evrimiyle birlikte ortaya çıkan ve kullanıcılarla fiziksel ve dijital etkileşimde bulunma yeteneği olan bir kavramı ifade etmektedir. Kullanıcıların alışkanlıkları, ihtiyaçları ve zevklerine göre tasarım oluşturulurken, kullanıcılardan gelen verilerle tasarım güncellenmektedir. Akıllı ev sistemlerinin gelişmesi ve etkileşimli kişiye özgü ürünlerin tasarlanması interaktif kavramının akıllı evlerde kullanımını sağlamaktadır. İnteraktif mekan teknolojisinin akıllı evlere entegrasyonu, akıllı evleri interaktif kurgulu ya da tasarımlı hale getirmektedir. Bu evler, teknolojik özelliklerle donatılmış ve yaşam alanlarına daha yenilikçi, benzeriz ve kişiselleştirilmiş konseptleri adapte etmektedir. Akıllı evler, gelecekteki yaşam tarzlarımızı ve evlerimizin nasıl tasarlandığını değiştirmeye devam edecektir. Bu nedenle, interaktif mekan kavramının bu dönüşüm sürecindeki rolünü anlamak, akıllı evlerin gelecekteki potansiyelini daha iyi değerlendirmemize yardımcı olmayı amaçlamaktadır. Çalışmanın odak noktası olan interaktif mekan kavramı çerçevesinde, dünya genelinden çeşitli interaktif mekan ve akıllı ev örnekleri, mekan bileşenleri, etkinliği ve teknolojileri üzerinden detaylı bir şekilde irdelenmektedir. Anahtar Kelimeler: İnteraktif, Etkileşim, Teknoloji, İnteraktif Mekan, Akıllı Evler
Mikro konutların iç mekân tasarımının incelenmesi
Dünyanın metropol kentlerinin çoğunda nüfus yoğunluğunun hızla artması sebebiyle yükselen arsa ve konut fiyatları insanların yaşam alanlarını daha da daraltarak küçük boyutlardaki mekanlarla sınırlandırmıştır. Kişisel özgürlüklerin alabildiğine desteklendiği çağımızda bireysel yaşam tarzının bir hayli yaygınlaşması neticesinde bir veya iki kişiye yetecek düzeyde olan ve içinde her türlü yaşamsal gereksinimin rahatlıkla karşılanabildiği küçük konutlar gitgide daha çok ön plana çıkmaktadır. Mikro konut kavramı tam da bu noktada günümüz mimarisinin ilgi odağı haline gelmiştir. Küçük alanların doğru iç mekân tasarımı ile geniş ve ferah alanlara dönüştürüldüğü mikro konutlar akıllı tasarımlar sayesinde mekân içerisindeki her türlü ihtiyaca rahatlıkla cevap verebilmektedir. Mikro konutlar daha az yer kapladığı için yapı birim fiyatı açısından daha ekonomik olmakta, akıllı iç tasarımı ve iç mekânda kullanılan işlevsel donatı elemanlarıyla birlikte bizlere yakın gelecekte tasarruflu ve kolay bir yaşam sunmaktadır. Bu çalışmada konut kavramı çerçevesinde konut sorununa sebep olan çeşitli etmenlere değindikten sonra mikro konut kavramı üzerinde durulmuş ve dünyada çeşitli ülkelerdeki mikro konutların özellikleri araştırılmıştır. Ayrıca mekân mobilya ilişkisi kapsamında çeşitli kavramlar gözden geçirilerek mikro konut tasarımında kullanılabilecek modeller incelenmiştir. Son olarak mikro konut iç mekân tasarımına uygun mobilya ve donatı elemanları ve bunların değişik özellikleri etraflıca ele alınmıştır. Bu mobilya ve donatı elemanlarının yerden tasarruf sağlaması, bir üniteden diğerine dönüştürülebilir olması, işlevselliğinin yüksek olması ayrıca alan genişlemeye ve bölümlemeye imkân vermesi gibi özelliklere sahip olması mikro konut iç mekân tasarımında önemli ölçüde fayda sağlamaktadır. Yaptığımız bu inceleme ve araştırmada ülkemizin içinde bulunduğu sosyal, ekonomik ve kültürel şartlar göz önüne alınarak özellikle iş, sağlık ve öğrenim gibi bazı alanlarda mikro konut projelerinin uygulanmasının yararlı olacağı sonucuna varılmıştır.
Alışveriş merkezi iç mekanlarının aydınlatma tasarımı açısından incelenmesi
ALIŞVERİŞ MERKEZİ İÇ MEKÂNLARININ AYDINLATMA TASARIMI AÇISINDAN İNCELENMESİ Teknolojinin hızla ilerlediği ve küreselleşmenin hemen her ülkeye ulaştığı çağımızda, aydınlatma ve aydınlatmanın etkileri üzerine birçok farklı çalışma yapılmaktadır. Aydınlatma, insan fizyonomisi üzerinde ciddi etkilere sahiptir. Gündelik ve çalışma yaşamında insan psikolojisi üzerine ciddi etkileri olduğu bilinen aydınlatma, çalışma yaşamında birçok kurum ve işletme üzerinden satış teknikleri ve pazarlama alanında kullanılmaktadır. Küresel piyasa ekonomisinde aydınlatma üzerine ciddi boyutlarda özel çalışmalar ile yapılmaktadır. Konfor, ışık ve aydınlatma küresel piyasa ekonomisinde, alışveriş merkezlerinde satış ve pazarlama için özel tasarımlarla kullanılmaktadır. Özellikle büyük alışveriş merkezleri aydınlatma için çok özel çalışmalar yapmaktadır. Bu tez çalışması kapsamında, ışık ve aydınlatmanın kavramsal çerçevelerinden hareketle, ışık, gölge ve tasarım ilişkileri analiz edildikten sonra örnek bir alışveriş merkezi üzerinden aydınlatmanın nasıl yapıldığına ve bu konuda nelere dikkat edildiğine ayrıca tasarımının nasıl yapıldığına yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Işık, Aydınlatma, Gölge, Alışveriş
1920 den bugüne modern mutfağın gelişimi ve teknolojik değişimler ışığında gelecek mutfakları
Bu çalışma mutfak teknolojilerinin dünü, bugünü ve yarını ile ilişkilidir. Çalışma mutfak kavramını ve mutfaklarda kullanılan teknolojileri ilk bölümünde ayrıntılı bir şekilde açıklarken mutfağın tanımını yaparak tarihsel gelişimini ayrıntılı bir şekilde ele almaktadır. Mutfak planlaması ve mutfak tiplerine göre mutfakta kullanılan aksesuarları ve mutfak teknolojilerindeki değişimi ilerde işlenecek olan başlıklarda daha ayrıntılı bir şekilde karşımıza çıkacaktır. Çalışmanın ana amacı mutfakta kullanılan teknolojilerin tanımlanmasıdır. Bu bağlamda 1920 den bu yana mutfakların gelişimindeki teknoloji incelenmiştir. Bu incelenme yapılırken öncelikle mimari gelişim ve değişim süreci ele alınmış, peşi sıra mutfaklarda kullanılan teknolojiler ayrıntılı bir şekilde işlenmiştir. Yine çalışma içerisinde mutfak gelişiminde toplumların kültürel etkileri de göz önünde bulundurularak 100 yıllık bir süreçteki mutfak teknolojilerinin evrim süreci resmedilmeye çalışılmıştır. Son bölüme gelindiğinde ise yüz yıllık bir süreçte gerçekleşen değişim ve gelişimleri göz önüne alınarak gelecek mutfakları ile ilgili bir takım çıkarımlar ve bulgular elde edilmeye çalışılmıştır. Teknolojinin gelişim miktarına bakılarak gelecekte mutfaklardaki olası gelişimler irdelenmiş çalışma finalinde bütün çalışma ile ilgili bulgularla beraber bir takım öneriler yer almıştır.
Narmanlı Han'ın yeniden işlevlendirilmesi üzerine bir inceleme
İnsanların bir araya gelerek oluşturdukları alanlar vardır. Bu alanlarda ki birliktelikler bir bütün olup tamamlayıcı bir unsur oluşturur. Bu unsur uyumdur. İnsanlar arasındaki uyumdan çıkarak yapılar üzerinde de aynı etkiyi görebiliriz. Yapılar arası uyum daha büyük ölçekli olup, yansımaları daha büyük olmaktadır. Organizasyon içerisindeki insanlar aynı etkiyi yapılarda görmek isterler. Daha da önemlisi sonradan yapılan bir yapı ya da renovasyon yapılmış eski bir yapının yeniden işlevlendirilmesi durumlarında tüm yapıların birbiri içindeki uyumuna dikkat ederler ve organizasyonu sağlanmamış bir parça olarak görürler. Bütüne bakıldığında dağınık halde görülen yapılar bütünlüğü sağlayamadığında yeniden işlevlendirme yapılan yapının ya da restorasyonun üzerinden bir değerlendirme yaparlar. Narmanlı han Beyoğlu'nda bulunan bir tarihi yapıdır. Bu tarihi yapı da 2014-2016 yılları arasında renovasyon yapılmış ve yeniden işlevlendirme yapılarak mekân bir tüketim mekânına dönüştürülmüştür. Renovasyonun yapılmaya başlandığı tarihten bugüne kadar birçok eleştiri almıştır. Bu eleştirilerin çoğunu çevresel faktörlerden dolayı ve tüketim mekânına dönüştürülmesi üzerine almıştır. Bu çalışmada eleştiri aldığı konularda değerlendirilmiştir. Mekânın yerinde incelenerek çevresiyle birlikte değerlendirmeye alınması yöntemi ile hareket edilmiştir. Bu mekânın konumlandığı çevre incelenmiş olup çevresel bağlamı bu şekilde değerlendirilmiştir. Mekânda bulunan tüketim mekânları ise yeniden işlevlendirmede çevresel etki açısından incelendiğinde yine aynı sorunla karşılaşılmıştır. Bu tez çalışmasında tüm mimari faktörlerin yeniden işlevlendirilen yapılardaki etkilerinin, mekânın yeniden kullanıma adaptasyonunu ve adapte olma konusunda ki kriterlerini ve Narmanlı han örneği üzerinden bu faktörlerin incelenmesi yapılmıştır. Çalışmanın ilk bölümlerinde istiklal caddesi tarihi anlatılmıştır. Yeniden işlevlendirme incelemesi yapılırken eskiden kullanımının göz önünde bulundurulması önemli etkenlerdendir. Çalışmanın ikinci bölümünde ise yeniden işlevlendirme ve renovasyon kavramının detaylı bir şekilde ele alınmasıyla inceleme yapılacak Narmanlı hanın daha doğru bir analizi yapılacaktır. Daha sonraki bölümlerde ise yeniden işlevlendirmenin istiklal caddesi üzerindeki bazı mekânlara yansımasını inceleyip Narmanlı Han örneği üzerinden karşılaştırması açık bir şekilde yapılabilecektir. Yeniden işlevlendirmedeki çevresel faktörün önemi üzerinde durulacaktır. Son bölümde ise tüm bu değerlendirme ve analizler Narmanlı Han örneği üzerinden anlatılacaktır.
Tekstil tasarımın iç mekanda kullanımının incelenmesi
VII ÖZET TEKSTİL TASARIMIN İÇ MEKANDA KULLANIMININ İNCELENMESİ Tekstil, insanın dış etkenlerden korunma ve örtünme ihtiyacı sonucunda ortaya çıkmıştır. Tasarım ise günümüzde kullanılan anlamına, Endüstri Devrimi sonrasında yaşanan zanaat ve makine birlikteliği ile ulaşmıştır. Bu bağlamda tekstil tasarım tarihinin, Endüstri Devrimi'nden günümüze kadar olan süreci kapsadığı söylemek mümkündür. Dokuma, örme, baskı ve giyim tasarımı alt başlıklarında ele alınan tekstil tasarım tarihinin zanaattan dijitale kadar değişimi, 20. yüzyıldan günümüze teknolojik ilerlemeler ile sosyo-kültürel yapı ekseninde ele alınmıştır. Amaç, dönemlerin öne çıkan tasarımları üzerinden tekstil tasarım tarihinin değişim sürecinin ana hatlarını çıkarmak ve bundan sonra yapılacak araştırmalara bir basamak oluşturmaktır. Tekstil ürünlerinin kullanım amacı ve üzerine yüklenilen anlamlar zamanla farklılık gösterdiğinden tüm tekstil ürünlerinin günün koşullarına ve toplumların kültürel yapılarına göre şekillendikleri bilinmektedir. Bu yönden tekstil ürünleri materyal, form ve tasarımları açısından toplumların özelliklerini yansıtarak günümüze taşıyan kültürel unsurlar olarak kabul görmektedir. Sanayi Devrimi'nden sonra gelişmiş toplumlarda egemen olan tasarım kültürü ve bağlamı diğer tüm sektörlerde olduğu gibi tekstil sektöründe de üretim tekniklerinin gelişmesine, yeniden yorumlanmasına ve farklı malzeme kullanımı ile tasarım arayışlarına gidilmesine neden olmuştur. Bu araştırmanın amacı tekstil kullanımının iç mekan tasarımına yansımalarını incelemektir.
Alternatif aydınlatma kaynaklarından biyolüminesansın mekanla ilişkisinin örnekler üzerinde incelenmesi
Bu tezde, ''Alternatif Aydınlatma Kaynaklarından Biyolüminesansın Mekanla İlişkisinin Örnekler Üzerinde İncelenmesi'' konusu araştırılmıştır. Birinci bölümde, Teze giriş yapılmış ve içeriği hakkında kısa bilgi verilmiştir. İkinci bölümde, Aydınlatmanın tarihi tanımı ve ışık kaynakları konuları incelenmektedir. Aydınlatma kaynakları konusunda genel bilgiler verilmektedir. Üçüncü bölümde, Aydınlatma kaynaklarından ''Doğal Aydınlatma'' hakkında kısa bilgi verilmiştir. Dördüncü bölümde, '' Canlıların Işık Kaynağı Olan Biyolüminesans '' konusu deney ve görsel örneklerle incelenmektedir. Beşinci bölümde '' Enerji konusunda genel bilgiler verilmektedir. Altıncı bölümde, ''Alternatif Aydınlatma Kaynağı Olan Biyolüminesans'ın Mekanla ''ile ilişkisi konusu resimlerle incelenmektedir. Tezin sonuç bölümünde ile; Dünyada oluşan ciddi enerji sorununun getirdiği alternatif arayışlar ve aydınlatmada önerilen ve henüz yeni keşfedilmeye başlanılan biyolüminesans olayının önemi ortaya çıkarılmaktadır.
Kısıtlı konut iç mekanlarındaki mobilya tasarımları
Tez çalışmasında, değişen kullanıcı ihtiyaçları ve yaşam standartları ile birlikte konut iç mekânlarının küçüldüğü ve ortaya çıkan kısıtlı mekânlarda, mobilya tasarımlarına önerilerde bulunmayı amaçlamaktadır. İkinci bölümde, kısıtlı mekân kavramının ortaya çıkışı, nelerden etkilendiği ve kısıtlı konutlarda mobilya tasarımlarına yer verilmiştir. Mobilyanın özellikleri anlatılarak çözümler irdelenmiştir. Üçüncü bölümde, kısıtlı iç mekân konutlarına farklı ülkelerden örnekler gösterilerek yapılan mobilya tasarımlara ve çözümlerine yer verilmiştir. Mekânlar incelenerek, değerlendirilmiştir. Dördüncü bölüm, yaşamsal bütün faaliyetler için mekânda, mobilya tasarımlarına çözüm önerileri sunulmuştur. Kısıtlı iç mekânlar için mobilya çözüm önerileri anlatılmıştır. Beşinci bölüm, bu kısım sonuç ve değerlendirme bölümü olarak kısıtlı iç mekân konutlarının kullanım şekilleri ve mobilya tasarımlarında öneriler sunulmuştur. Anahtar Sözcükler: Konut, Kısıtlı Mekân, Mobilya
İç mekan tasarımında işitsel peyzajın kullanıcı deneyimi üzerinden incelenmesi
Kentsel alanlardaki bireyler, çevrenin çeşitliliği nedeni ile bilinçli veya bilinçsiz, birçok duyular tarafından algılandığı deneyimler edinmektedir. Bireyler her zaman mekânın algılanmasını görme duyusuyla algılandığını düşünürken, aslında işitme, dokunma ve koklama gibi diğer duyular da mekânı daha derin anlaşılması ve algılanmasını sağlamaktadır. Kent planlamacıları ve mimarlar yıllardır bu alanların kalitesini yalnızca görsel algıya göre sınıflandırıp, değerlendirmektedirler. İster yükseklik kontrolü, ister malzemeler ve isterse renkler olsun çekici bir alan yaratarak, görme duyusuna her zaman bir öncelik verilmiştir. Ancak son yıllarda yapılan farklı çalışmalarda koklama ve işitme duyularına dayanarak görünmez alanlara odaklanılmıştır. Bireyler hoş seslerin ve kokuların bulunduğu alanların kalitesini gözle görünmeyen duyular tarafından algılamaktadırlar. Mekânda tüm duyuların algılanması, çağdaş tasarımcılar tarafından ne yazık ki göz ardı edilen bir konudur. Bir mekânın algılanmasında görme duyusu kadar işitme, dokunma ve koklama duyusu da etkilidir. Beyoğlu pasajları, İstanbul kentsel yapılarında her zaman dinamik ve aktif bir rol oynamış ve kent sakinlerin fonksiyonel ihtiyaçlarına cevap vermiştir. Sosyal faaliyetlerin bireyler için kolektif anılarının oluştuğu bir ortamdır. Bu nitel analizde işitme duyusunu göz önünde bulundurarak pasajların nasıl ağılandığı ve aidiyet duygusunu daha iyi anlamak için farklı çalışmalar yapılmıştır. Bu çalışma doğrultusunda işitsel peyzajın kavramının incelenmesi ve ardından mekâna ait olma duygusu çeşitli uzmanların bakış açılarının incelenmesi hedeflenmektedir. Anahtar Kelimeler: Algı, Mekân algısı, İşitsel peyzaj, Aidiyet duygusu
İç mekân tasarımında sanal gerçekliğin yeri ve önemi
Bu tez çalışması, iç mekân görselleştirme tekniklerinin tarihsel süreçlerinin incelenmesinin ardından insan-mekân ilişkisi ve algı kavramı gözetilerek sanal gerçeklik (VR) deneyiminin iç mekân tasarımındaki yerini ve önemini saptamak amacıyla yapılmaktadır. Sanal gerçeklik deneyimi birçok alanda kullanılsa da tez konusu iç mekân tasarımındaki sanal gerçeklik deneyimi üzerine olduğundan bu araştırma diğer sektörleri konu dışında tutmaktadır. Ancak kullanıcı deneyimi işin içerisine dâhil olduğundan vr teknolojisinin gelişimine katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Yapılan araştırma direkt olarak iç mimarları, mimarları, ürün tasarımcılarını, mimarlık fakültesi öğrencilerini, vr kullanıcılarını ve bu alana ilgi duyan kişileri kapsamaktadır. Çalışma kapsamında incelenen iç mekân tasarımındaki sanal gerçeklik deneyiminin gerçek kişiler üzerinden değerlendirilmesi amacıyla fiziksel deney alanı oluşturulmuştur. Oluşturulan deney alanındaki deneylerden elde edilen veriler ile sanal gerçeklik deneyimi ve gerçek deneyim arasındaki farklılıkların ölçülmesi hedeflenmektedir. Asıl saptanmak istenen ise bu farklılıklar doğrultusunda sanal gerçeklik deneyiminin iç mekân tasarımındaki yeridir. Sanal gerçeklik teknolojisi gerçek olmayanı gerçeğe yakın bir şekilde simüle edebilmesi açısından önemli bir yere sahiptir. Ancak ilk sanal gerçeklik deneyimini göz önünde bulunduracak ve teknolojinin her geçen gün geliştiği düşüncesini hatırlayacak olursak bu konuda yapılacak çalışmaların devamlılığı önem arz etmektedir. Teknolojik araçların iç mekân tasarımına dâhil edilmesi hem tasarım alanındaki teknolojinin gelişmesi hem de iç mimarlık disiplinin geleceği açısından önemlidir. Anahtar Kelimeler: Algı Kavramı, İç Mekân Görselleştirme Teknikleri, İç Mekân Tasarımı, Sanal Gerçeklik Deneyimi, Sanal Gerçeklik Teknolojisi.
Maslak kasırlarının restorasyon öncesi ve sonrası incelemesi: Kasr-ı Hümayun örneği
Ana başlığı ''Maslak Kasırlarının Restorasyon Öncesi ve Sonrası incelemesi: Kasr-ı Hümayun Örneği''olan bu tezin Maslak Kasırlarında bulunan Kasr-ı Hümayun, Limonluk, Mabeyn-i Hümayun, Çadır Köşkü ve Paşalar Dairesi adlı yapıların günümüze kadar yapılan restorasyon çalışmalarının incelenmesini içermektedir. Sultan II.Abdülhamid'in Maslak Kasırlarının her bir yapısında emeği olduğu ve Şehzadelik zamanın neredeyse tamamını bu kasırlarda geçirdiği, tahta daveti de Kasr-ı Hümayun'un üst katındaki salonda gerçekleşmesi yapıya olan merakımı arttırmıştır bundan dolayı bu konuda tez yazmış bulunmaktayım. Maslak Kasırları'nın tarihi ve konumu, tasarım konsepti, plan şeması, malzemeleri, bezemeleri, ve geçirdiği süreçler ile günümüzdeki durumu incelenmiştir. Milli saraylar müdürlüğünden yapılar ile ilgili alınan fotoğraflar ve belgeler incelenmiştir. Maslak Kasırlarına gidilerek fotoğraflama, analiz ve gözlem yapılarak geçirdiği restorasyonlar ve günümüz durumu incelenmiştir. Genellikle yapılan restorasyon çalışmalarında tavan bezemeleri, kapılarda bulunan altın varak işlemeler, binanın cephe kısmındaki ahşapların değiştirilmesi ve boyanması işleri yapılmıştır. Yapıların geçirdiği restorasyon süreçlerinde aslı korunmaya çalışılarak işlem yapılmıştır. Günümüz durumunda restorasyona ihtiyaç duymaktadır.
Sağlık yapılarının ı̇ç tasarımında nanoteknolojı̇nı̇n etkı̇sı̇
İç kaplamalar, sağlık tesislerinin ortamının çok önemli yönlerinden biridir. Zemin ve duvar kaplamaları, hastanelerin iç mekanlarında sağlıklı bir ortamın sağlanmasında kritik bir rol oynayan unsurlardır. Bu nedenle tasarım sürecinde bitirme malzemelerinin seçim kriterlerine öncelik verilmesi gerekmektedir. Kaplama malzemeleri ve özellikleri, hastanelerde iç tasarımı en çok etkileyen faktörlerden biri olarak kabul edilir. Özellikle hastanelerdeki kritik alanlarda cerrahi, yoğun bakım, acil ve yatan hasta üniteleri gibi belirli bitiş özelliklerine ihtiyaç duyulmaktadır. Nem penetrasyonu, su sızması ve hastane kaynaklı enfeksiyonların meydana gelmesinden sorumlu olan birkaç unsur olarak kabul edilen küf ve küf oluşumu gibi sorunları önlemek için sağlık tesislerinin iç mekanları ve kaplama malzemeleri için özel spesifikasyonlara ihtiyaç duyulmaktadır. Bu çalışma, sağlık hastalarının ve bina sakinlerinin çalışma ortamlarındaki konforunu ve memnuniyetini artırmayı ve hastanelerde hastalıkların yayılmasını engellemeyi amaçlayarak en iyi bina iç tasarım değerlendirmelerini önermeyi hedeflemektedir. Bu bağlamda çalışma, nano malzemelerin değerlendirilmesini ele almak ve bu amacı araştırmak üzere hazırlanmıştır. Nano malzemeler, iç mekanlarda hijyenik tasarımın önemli bir unsurunu oluşturmaktadır. Bu bağlamda, özellikle hastanelerin kritik alanlarında iç mekan tasarımı için hangi tür nano malzemelerin veya uygulamalarının en uygun seçenek olduğu sorusu önemlidir. Bu çalışmanın amacı, nano malzemelerin kaplama malzemelerinin performansını artırarak ve kullanım ömürleri boyunca meydana gelen hasarları ve sorunları azaltarak sağlık tesislerinin iç tasarımını önemli ölçüde iyileştirip iyileştirmediğini belirlemektir. Bu hedefe ulaşmak için, literatür taraması ve nano şirketlerinin laboratuvarlarından elde edilen test sonuçları kullanılmıştır. İç mekan kaplama malzemelerinde kullanılan nano malzemeler iki gruba ayrılmıştır. İlki, hastanelerde karşılaşılan farklı kaplama malzemesi problemlerinin oluşumunu sınırlayarak ayrıca yüzeydeki bakteri, küf ve mantarların varlığını azaltarak enfeksiyon riskine katkıda bulunan geleneksel malzemelerin sorunlarını çözmek için kullanılır. Diğeri ise temizlik ve dezenfeksiyon süreçlerinde kullanılmak üzere tasarlanmıştır ve insan sağlığını olumsuz etkileyebilecek zararlı gazların yayılma riskini azaltır. Böylece nanoteknolojinin kullanımı, hastanelerde sağlıklı bir ortamın korunmasına yardımcı olur.. Anahtar Kelimeler: Nano Teknoloji, Nano Malzemeler, Sağlık Tesisleri, Kaplamaları, Küf, Bakteri, Covid, Hijyen. .
İç mimarlıkta disiplinlerarası bir yaklaşım: Kullanıcı deneyiminin çoklu mekân tasarımlarıyla ilişkisi
İnsanın mek nla olan iletişimi zihin-beden doğrultusunda evreyi algılama, bu boşluktaki nesnelerle etkileşimi ve eylemlerinin geri d nüşü ile oluşan deneyimlerinin bütünüdür. Alışkanlıkları ve ğrenimsel deneyimleri ile yaşamsal pratiklerin sonucum olarak mek nı şekillendiren insan, siber gelerin iş birliği ile yeni uzuvlar edinerek hibrid bir kullanıcıya d nüşmüştür. Bu d nüşüm sürecinde siber mek nlarla, fiziksel yapıdaki mimari mek nlar i i e ge miştir. Yeni toplumsal düzende teknolojinin getirileri ile sanal ve ger ek arasındaki mesafenin ortadan kalktığı simbiyotik mek nlar oluşmuştur. Doğa-kültür, zihin-beden, kullanıcı-mek n, deneyim-tasarım ilişkileriyle insan bir kullanıcı olarak insan olmayanlarla ortakyaşam habitatı i erisindedir. Aynı zamanda teknolojinin etkisinde doğa-kültür ikiliği oluşturan insanın jeofail konumu da s z konusudur. Bu nedenle bu tez alışmasında insanmerkezci olmayan bir yaklaşımla kullanıcının ortakyaşam mek nlarındaki deneyimlerine odaklanan tasarım ideolojisi vurgulanmaktadır. Ayrıca kullanıcı, mek n ve deneyim ilişkisinde simbiyotik mek nlar i mimarlık bağlamında oklu disipliner bir perspektifte ele alınmaktadır. İdeal tasarıma ulaşma yolunda disiplin karşıtı bir hipotezle kullanıcı deneyimi tasarımı yaklaşımının kümülatif bir yapıda değerlendirilmesi ne sürülmektedir. Sonu olarak bu tez, zellikle i mek n başta olmak üzere sanat, tasarım ve mimaride disiplinlerarası bir yaklaşımda kullanıcı deneyiminin bir tasarım süreci olarak yer edinmesini ama lamaktadır.
Çevre psikolojisine ait kavramların sinematografik mekânlar üzerinden incelenmesi
Mekân yaşanılan her yer olarak tanımlanabilir. İnsan yaşamını mekânlarda geçirir. Mekân yaratma çabası insanın barınma ihtiyacından doğan bir olgudur. Gelişen dünyayla beraber mekân yaratma olgusu sadece barıma ihtiyacı kavramından sıyrılıp yerini mimari tasarımlara bırakmıştır. Mekân tasarımlarında sanat ürünleri ortaya koyan ve ortaya koyduğu sanat ürünlerini bir arada kullanan mimarinin etkileşim içinde olduğu en önemli sanat dallarından biri de sinemadır. Sinema yüzyıllar içinde gelişim göstermesine rağmen temelindeki mimari gereksinimini hiçbir zaman kaybetmemiştir. Sinema ve mimari, mekânı bir sanat eseri gibi oluşturmakta ve bu sanat eserlerini insan algısına sunmaktadır. Sinema tarafından, insan algısına sunulan bu mekânlar, bazen kurgu mekânlar olup izleyicinin farklı bir dünyaya bakmasını sağlayabildiği gibi yaratılan gerçek odaklı mekânlar sayesinde izleyicinin kendini sorgulamasına yol açabilmektedir. Beyaz perdede sergilenen mekânlar çoğu kez izleyicinin dikkat etmediği unsurlar gibi gözükse de bu mekânların izleyici üzerindeki etkisi yadsınamaz. Bir bilim kurgu filminde, yaratılan mekânlar sayesinde izleyiciye, eserin ütopik olmadığı izlenimi verilebilmektedir, izleyici kendini mekân içerisinde görebilmekte ve kendini bu gerçeküstü dünyanın bir parçası olarak hissedebilmektedir. Bu sayede izleyici, filmin temasını ve anlatmak istediği konuyu içselleştirerek mekânlar ve mekân algısı sayesinde filmin anlatmak istediği konuyu daha rahat anlayabilmektedir. İnsanların mekânları algılamalarında etki olan ögeler mekân algısı kavramı altında incelenmektedir. Çevre psikolojisi mekânların insanlar üzerindeki etkisini araştırmaktadır. Mekânlar insan algısının birer parçası olup, mekân insanı, insan mekânı etkiler. İnsan psikolojisinin mekân algısında birçok etkisi vardır. Bu çalışmada çevre psikolojisi; kavramları ve tanımlarına yer verilmiştir. Bu psikolojik etki mimari mekânın yanı sıra sinema mekânlarında da incelenmiştir. Bu etki araştırılırken sinema film türlerinin birkaçı ele alınmıştır. Sinema mekânlarının insan psikolojisinden yararlandığına çevre psikolojisi kavramları ile ulaşılmıştır. İnsanların etkilendiği kadar mekânlarında insan psikolojisinden etkilendikleri görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Mekân, Mekân Algısı, Sinema, Sinema ve Mekân, Çevre Psikolojisi, Film
Müze mekanları tasarımında yerleşik teorik yaklaşımlarla, güncel pratiğin ayrıştığı noktaları 2000'ler sonrası Türkiye'de tasarlanmış müzeler üzerinden incelenmesi
Kültürel anlamda insanlara katkı sağlayan müzelerin tarihi boyunca sergiledikleri gelişim organizasyonu dönemlere göre farklılık göstermektedir. Her anlayış biçiminin veya üslubunun zaman içerisinde değiştiği gerekçesiyle ve bu değişimlerin yapılara yansıması süreciyle birlikte farklı tarzlar kullanılarak ilerleme kaydedilmiştir. Değişim kelimesi bu çalışmada birçok alanı kapsamaktadır. Değişim, Sadece yeniliklerin uygulandığı güncel sistemler olmamakla birlikte taklit etmek, esinlenmek, eski ile yeniyi bir araya getirmek gibi anlamlar taşımaktadır. Müzelerin eski dönemlere oranla; günümüzde daha geniş kapsamlı kullanım pozisyonlarına sahip olduğu görülmektedir. Günümüzde müze mekânlarına farklı aktivite mekânları olarak kabul edilmiş, etkileşimsel ve kültürel alanlarda işlevselliğini artırarak insanların müzeleri ziyaret etme oranlarını artırmıştır. Bu çalışmanın amacı; ülkemizdeki müze mekânlarının geçmiş yıllardaki anlayış ve sergileme biçimleri ile üslup ve tasarım açısından mimari biçimlerinin, son yüz yıl içinde gelişim ve değişim süreçleri ile bunların ayrışma sebeplerinin incelenmesidir.
Teknolojinin mekân kurgusu üzerindeki etkilerinin distopyalar üzerinden incelenmesi: Black mirror örneği
Teknoloji bilim ile birlikte gelişerek büyümektedir. Teknoloji kavramı üzerine düşünüldüğünde bilim ne kadar var olursa teknolojinin de varlığı o kadar süregelecek denilebilir. Hayatlarımızın içine oldukça giren teknoloji, bugün hemen herkesin bireysel olarak da rahatlıkla kullandığı, işlerin, tedavilerin ve daha birçok durumun bu sayede yapıldığı ve hatta özel hayatların dahi içerisinde bulunduğu duruma gelmektedir. Teknolojinin insan hayatlarında olumlu birçok etkisi bulunduğu gibi olumsuz etkileri de bir hayli bulunmaktadır. Sonu olmayan bu hayali evrende hayal etmek bile kimi zaman imkânsız görünebilmektedir. Teknolojinin insanlar üzerinde yarattığı etkiler olduğu gibi mekânlar üzerinde de farklı etkileri bulunmaktadır. İnsanlar için gelecek merakı her zaman var olmuştur. Bu nedenle de gelecek ile ilgili farklı düşünceler oluşmaktadır. Gelecek senaryolarında teknolojinin etkisi ile mekânların nasıl olacağı da ayrı bir merak konusu olarak ele alınmaktadır. Gelecek mimariler, mekânlar ve ürünler ile ilgili en iyi görsel izleti sinema sanatı ile karşımıza çıkabilmektedir. Sinema sanatında kullanılan metotlar ile teknoloji, bilim kurgu filmleri aracılığıyla izleyiciye yansıtılmaktadır. Bilim kurgu filmlerinde de teknolojinin insanlar üzerinde ve mekânlar üzerinde etkileri rahatça fark edilebilmektedir. Bilim kurgu filmlerinde ses getirmiş olanların birçoğu distopya türü filmlerdir. Bunun bir sebebi ise insanların gelecek ile ilgili düşüncelerinde teknolojinin çok kullanılması; tüketim yoğunluğu ve değişen, gelişen, akıllı bir dünyanın kötü bir gelecek senaryosu yaratacağı fikrine inanmaları rol oynamaktadır. Teknolojinin savaşlarda kullanılması, ortaya çıkardığı tüketim yoğunluğu ile yaşanılan mekânların kirliliğine yol açması ve çevrenin daha çok kirlenmesi gibi etkenler bilim kurgu filmlerini distopik bir hale sokmaktadır. Distopya; olumsuz gelecek, kötü bir dünya, karanlık yeni bir evren gibi konuları çağrıştırmaktadır. Bu tezde örnek alınan Black Mirror dizisi, teknodistopyalar üzerinden yeni ve gelişmiş mekanları oldukça fazla işlemiş bir bilim kurgu dizisidir. Çalışmanın amacı, teknolojinin gelişmesi ile değişim sürecine girebilecek mekânlar ve yaşamlar için gelecek senaryolarını, distopya türü olarak işleyen Black Mirror dizisi bölümleri ile incelemek ve aradaki farklılığı ortaya koymaktır.
Mekânsal temsil-deneyim ilişkisinin kentsel mekân üzerinden incelenmesi: Müze Gazhane örneği
Mekânsal deneyim, bir mekânın öncesini, mevcut sürecini ve gelecekte nasıl olması gerektiğini doğru şekilde anlamak, hissetmek, tasarlamak ve bir şekle kavuşturmaktır. Mekânsal temsil ise kavramın içerisinde de yer aldığı gibi bir mekânın bireysel ya da ortak olarak temsil ettiği değerleri ve unsurları ortaya koymaktadır. Bu araştırma, Müze Gazhane'nin, yaşadığı dönüşüm süreci neticesinde ortaya çıkan yeni görünümünün mekânsal deneyim ve mekânsal temsil ilişkisi bağlamında değerlendirmesini içermektedir. Araştırmada, Müze Gazhane'nin, geçmişten bugüne yaşamış olduğu değişim süreci ile birlikte mevcut süreçte sahip olduğu yeni kimliğin görsel olarak mekânsal deneyim ve mekânsal temsil bağlamında ifade ettiği anlamlar araştırılmaktadır. Aynı zamanda, araştırmada, müze gazhanenin tasarımını gerçekleştiren Do[x] Arhitecture firmasının Kurucu Ortakları Mimar Dicle Özdemir ve Mimar Kadir Uyanık ile de bir yazılı mülakat gerçekleştirmek suretiyle mekânsal deneyim ve mekânsal temsil açısından, bizzat tasarımcıların görüşlerine yer verilmiştir. Müze Gazhane'nin değişim ve dönüşüm süreci sonrasındaki görünüm, mekânsal deneyim ve temsil açısından değerlendirildiğinde, olumlu bir tablonun ortaya çıktığı fark edilmektedir. Özellikle, tasarımcıların deneyim ve temsil açısından mekânı ele alışları ile birlikte nihai kullanıcının karşısına çıkan görünümün, ziyaretçiler açısından, deneyim ve kullanım konusunda yararlı bir yol haritası çizdiği anlaşılmaktadır. Anahtar Kelimeler: Dönüşüm, Mekânsal Deneyim, Mekânsal Temsil, Müze Gazhane, Tasarım
Toplu konut projelerinin salonlarında gün ışığı performansının parametrik optimizasyon yöntemleriyle iyileştirilmesi: TOKİ İstanbul Sütlüce projesi örneği
Doğal günışığının mekanlarda etkili bir şekilde kullanılması hem enerji tüketimini azaltan hem de iç mekân konforunu ve kullanıcı memnuniyetini artırarak iyileştiren temel bir tasarım unsurudur. Yeterli günışığı erişimi aydınlatma kalitesini yükseltirken yapay ışıklandırmaya duyulan ihtiyacı en aza indirmektedir. Toplu konut projelerinde ise mimari form, pencere yerleşimi ve blok yönelimi kararlarının günışığı performansına etkisi önemli olmakla birlikte tasarımın erken aşamalarında detaylı olarak ele alındığında hem mekânsal kaliteyi hem de enerji verimliliğini önemli ölçüde artırma potansiyeli taşımaktadır. Toplu konut söz konusu olduğunda Türkiye de en yaygın model TOKİ projeleri olmaktadır. TOKİ düşük maliyet, hızlı uygulama ve tekrarlı tipolojiye sahip olmasından dolayı tercih edilmektedir. Bu standartlaşmayla ancak yapı verimliliği ve sosyal barınma hedeflerini desteklenmekte; pencere boyutları ve blok yerleşimleri çoğu zaman farklı çevresel koşullar ve yönelimler göz önüne alınmadan kurgulanmaktadır. Bu durum iç mekanlarda yetersiz günışığı performansına yol açmakta ve kullanıcı konforunu sağlayamamaktadır. Bu çalışma, toplu konut projelerinde sıklıkla karşılaşılan doğal gün ışığı performansı sorunlarını ele almakta ve İstanbul Sütlüce'de Haliç manzarasına bakan kritik bir değerlendirme alanı olan TOKİ İstanbul Sütlüce Projesi D Blok örneği üzerinden bu performansı iyileştirmeye yönelik parametrik optimizasyon stratejilerini incelemektedir. Bu çalışmada, toplu konutlarda günışığına ilişkin tasarım kriterlerinin belirlenmesi amacıyla önce kapsamlı bir literatür taraması yapılarak derlenen bilgilerin ardından çevre binaların gölgeleme etkisinin en kritik düzeyde hissedildiği salon hacimlerinde mevcut durum simülasyonları yürütülmüştür. TOKİ İstanbul Sütlüce Projesi D Bloğu'nun salon birimlerinde mevcut mimari form ve pencere düzeni korunarak üç optimizasyon senaryosu geliştirilmiştir. Çalışmanın yöntemi olarak yenilikçi bir BIM tabanlı iş akışı geliştirilerek Revit'ten aktarılan model, Rhino–Grasshopper ortamında Ladybug ile Gün Işığı Otonomisi (DA₁₅₀) analizine hazırlanmış; Galapagos ile Döndürme, Taşıma ve Döndürme-Taşıma senaryoları parametrik olarak çözümlenmiştir. Analiz alanı olarak yalnızca salon hacimleri alınmış ve simülasyon adımları katlar arası karşılaştırmalı tablolarla gösterilmiştir. Çalışma sonucunda mevcut durum salonlarında ortalama DA₁₅₀ %59,7 çıkmıştır. Optimizasyon sonuçlarındaysa bu değerin Döndürme senaryosuyla %62,6'ya, Taşıma senatuyla %59,8e, Döndürme ve Taşıma kombinasyonuyla %66,5'e yükseldiği görülmüştür. En etkili strateji olan Döndürme ve Taşıma kombinasyonu ile %11,4 oranında iyileşme sağlanarak salonların günlük günışığı kullanma süresini yaklaşık 41 dakika artırmış ve yıllık yaklaşık 250 saat daha az yapay aydınlatma kullanımı gerektiren bir performans artışı elde edilmiştir. Elde edilen bulgular, pencere metriklerinin ötesinde yerleşim ve yönelim kararlarının bütüncül optimizasyonunun günışığı performansını en etkili biçimde yükselttiğini ve özellikle bina yöneliminin konum değişikliğinden 29 kat daha etkili olduğunu ortaya koymaktadır. Bu sonuçlar, mevcut yapılarda bile mimari müdahale gerektirmeden sadece yerleşim ve yönelim optimizasyonu ile önemli iyileştirmeler sağlanabileceğini göstermektedir.
Mobilya tasarımında yapay zeka: Tasarım ve ar-ge merkezleri üzerinden bir değerlendirme
Teknolojinin gelişmesi ile yapay zeka kavramı artan bir ilgiye şahit olmuştur. İnsana ait iş yapış biçimlerinin algoritmalara tanımlandığı bu alandaki çalışmalar, son yıllarda hiç olmadığı kadar hızlanmış ve neredeyse tüm endüstrilerde yapay zeka uygulamaları yer bulmuştur. Tasarımda yapay zeka uygulamaları ise, pratikte çokça mobilya tasarımı üzerinden örnekler ile geliştirilse de, literatürde özellikle mobilya tasarımında yapay zeka konusunu işleyen çalışmalar çok az sayıdadır. Mobilya tasarım sürecinde yapay zeka ve üretken tasarım kavramının örnek ve değerlendirmeler ile araştırıldığı bu çalışmanın konusu yapay zeka destekli tasarım araçlarının mobilya tasarım süreçlerine ve tasarımın geleceğine etkisidir. Bu kapsamda mobilya sektöründe faaliyet gösteren Tasarım ve Ar-Ge Merkezi yetkilileri ile görüşülmüş, yapay zeka kavramının avantaj ve dezavantajları tartışılarak, insanın fikri katkısının yapay zeka uygulamalarındaki rolü ile ilgili değerlendirmeleri alınmıştır. Çalışma beş bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, yapay zeka ve üretken tasarım kavramı kapsamlıca incelenmiş, tanım yöntem ve örneklerine yer verilmiştir. Yapay zekanın doğal zeka ile karşılaştırması, geleceği ve üretken sistemlerin tasarım süreçlerine etkisi tüm yönleri ile irdelenmiştir. İkinci ve üçüncü bölümde ise mobilya tasarımı ve yapay zeka konusu örnekler ile araştırılmış, Tasarım ve Ar-Ge Merkezlerinden bahsedilmiştir. Dördüncü bölümde tez kapsamında yapılan alan çalışması, yöntem ve bulgulara yer verilmiştir. Tez çalışmasında elde edilen bulgularla, sonuç bölümünde genel bir değerlendirmeyle yapay zekanın geleceği, tasarım süreçlerine etkisi, potansiyel ve vaadlerinden bahsedilmiştir.
Aktivite temelli ofislerin (ATO) iç mekan tasarım prensiplerinin değerlendirilmesi
Rekabet ortamının teknolojik gelişmeler ışığında küresel ölçekte genişlemesi ve sınır tanımaz boyutlara ulaşması ile günümüz organizasyon yapıları daha karmaşık ve esnekliğe daha çok ihtiyaç duyar hale gelmiştir. Geçmişten günümüze ulaşan mekan kullanım yöntemleri, ihtiyaçlar ve beklentiler karşısında değişime uğramış, geleneksel ofis düzenleri sorgulanır olmuştur. Bu durum, organizasyonların sahip olduğu ofis düzenlerinde yenilikçi yaklaşımları düşünmesi gerçeğini ortaya çıkarmıştır. Çalışma kapsamında bu yenilikçi ofis yaklaşımlarından biri olan ve literatürde; faaliyet tabanlı ofis, aktivite bazlı çalışma, aktivite tabanlı ofis vb. isimlerle yer alan aktivite temelli ofisler (ATO) ele alınmaktadır. İç mekan tasarım prensipleri çerçevesinde incelenen ATO'lar; zamansal ve mekânsal seçim esnekliği tanıyan, farklı iş aktivitelerine ve bireysel tercihlere uygun mekân çeşitliliğinin sağlandığı, güncel bilgi ve bilişim teknolojileri ile donatılmış, hiyerarşik düzenin fiziksel ayrımla tanımlanmadığı, bireylerin ikamet ettiği ofis birimleri yerine tüm ofisin bütün bireylere ortak kullanım hakkı tanıdığı ofisler olarak tanımlanmaktadır. Ofis kullanıcılarına hacimsel ölçek, mobilya ve kullanım şekli, teknolojik ve atmosferik özellikler vb. mekana ve donatılara ait seçenekler sunulmaktadır. Bu kullanım yaklaşımı ile ATO'lar çeşitliliği, esnekliği ve paylaşımı desteklemektedir. Çalışmada nitel araştırma deseni ile mevcut literatür taraması yapılmış, her türlü yazılı kaynak, internet verisi kullanılarak alt başlıklar oluşturulmuştur. Ofis kullanım yöntemlerindeki değişimlerin ve değişime etki eden faktörlerin incelemesi yapılarak bu değişimin bir yansıması olan yenilikçi ofis yaklaşımları araştırılmıştır. Çalışma kapsamında, yenilikçi ofis yaklaşımlarından olan ve tezin ana konusunu oluşturan ATO'ların kavramsal alt yapısına, ofis iç mekan tasarım prensiplerine, ATO ile ilişkilendirilen diğer ofis yaklaşımlarına ve ATO'ların hedeflerine yer verilmiştir. Teorik alt yapıyı desteklemesi amacıyla ATO anlayışı ile tasarlanmış yedi farklı ofis iç mekanı analiz edilerek mekansal boyut özellikleri bazında hazırlanan çizelgeler ile incelemeleri gerçekleştirilmiştir. Günümüz koşulları ve iş kültüründe meydana gelen değişimlerin, organizasyonları yeni ve avantajlı olana uyum sağlamaya zorladığı gerçeği ve tüm bu araştırmaların ışığında; ATO'ların bundan sonraki süreçte çokça tercih edilen bir sistem olarak ofis iç mekan tasarımlarında yerini alacağı düşünülmektedir. Bu bağlamda çalışmanın, Türkiye'de bulunan kurumsal firmaların ATO sistemine geçiş yapmalarını teşvik ederek işlerini kolaylaştırması ve bu kapsamda tasarımcılara yol gösteren derleyici bir kaynak olması amaçlanmaktadır.
Endüstri 4.0 kavramının etkileşimli mekan tasarımı sürecinde mekan morfolojisi üzerindeki etkileri
İnternet ve bilgisayar teknolojisi gibi bilişim sistemlerinin üretim süreçlerine aktarılması ve bu sayede otomasyon, yapay zeka, siber-fiziksel sistemler, nesnelerin interneti temelli akıllı ürünler ve arttırılmış/sanal gerçeklik gibi teknolojilerin insan hayatına girişi endüstri 4.0 denilen yeni bir endüstriyel devrimin ortaya çıkışını sağlamıştır. Endüstri 4.0 devrimi gündelik hayatta kullanılan ürün, hizmet ve mekanların dijital bilişim teknolojileri yardımıyla işlevlendirilmesini ve böylece kullanıcılarla bu yapıların etkileşiminin arttırılmasını amaçlamaktadır. Bilişim teknolojilerinin yaşam alanlarına uyarlanabilir hale gelmesi, beraberinde gelenekselleşmiş mekan anlayışının da değişimine yol açmakta ve kullanıcıların istek, ihtiyaç ve taleplerine göre mekanik ve dijital altyapılarıyla değişimler gösterebilen etkileşimli mekanların ortaya çıkmasına sebep olmaktadır. Endüstri 4.0 döneminin yenilikçi teknolojileriyle donatılan bu mekanların tasarım süreçleri, iç mimarların mekan tasarım olgusuna yaklaşımlarını da etkilemektedir. Bu çalışmada endüstri 4.0 kavramının ve bu kavramla beraber ortaya çıkan yenilikçi teknolojilerin etkileşimli mekanların biçim dilinde ve kullanım şekillerinde yarattığı değişimler ve gelişmeler, bu mekanların tasarımında önemli rolde bulunan iç mimarlık disiplini perspektifinden incelenmiştir. Çalışmanın amacı, bu alanda yapılacak mekan tasarımı çalışmalarında iç mimarların kullanabileceği tasarım yaklaşımları, metodolojileri ve süreçlerinin belirlenmesi ve bu yolla iç mimarlık disiplininin yakın gelecekte yaşayacağı evrim hakkında yol gösterici çıkarımlarda bulunmaktır. İç mimarların endüstri 4.0 teknolojilerinin olanak ve kısıtları hakkında bilgi ve birikimlerinin artması, bu alanda ortaya konacak etkileşimli mekanların tasarım süreçlerinin değişmesine, bu tasarım alanında uzman konumda bulunan mühendislik, ara yüz tasarımı ve deneyim tasarımı disiplinleriyle ilişkilerinin farklılaşmasına ve bu yolla mekan olgusunun evrimleşmesine yarar sağlayacağından önem arz etmektedir. Nitel araştırma yöntemlerinden gömülü teori metodunun kullanıldığı bu çalışmada, iç mimarların endüstri 4.0 olgusuna yaklaşımlarının anlaşılması ve mekan tasarımı süreçlerine nasıl uyarladıklarının belirlenmesi amacıyla, bu alanda tasarım çalışmalarında bulunan iç mimarlarla yarı yapılandırılmış derinlemesine nitel görüşmeler yapılmış; bu alanda yapılmış olan röportaj, podcast, seminer ve benzeri medya yayınları kodlanarak analiz edilmiş ve ortaya konan endüstri 4.0 temelli etkileşimli mekan tasarımı örnekleri incelenerek veriler toplanmıştır. Bu verilerin analiz edilmesiyle yapılan çıkarımlar sonucunda iç mimarların endüstri 4.0 temelli etkileşimli mekan süreçlerinde kullanabilecekleri tasarım metodolojileri belirlenmiş, bu alanda yaşadıkları kısıtlar ve elde ettikleri olanaklar tespit edilmiştir. Araştırma sonucunda, iç mimarlığın yeni endüstriyel devrim döneminde yaşayacağı dönüşüm ortaya konmuştur. Araştırma, 6 bölümden oluşmaktadır. 1. Bölüm olan giriş kısmında konu tanıtılarak araştırma problemi belirlenmiş, araştırmanın amacı ve önemi tanımlanmıştır. Araştırma hipotezi ve araştırma soruları belirlenerek çalışmanın kapsamı, kısıtları, yöntemi ve strüktürü anlatılmıştır. 2. Bölümde endüstri 4.0 kavramı tanımlanarak bu kavramla ilgili genel tanımlarda bulunulmuş, endüstri 4.0 teknolojileri özetlenmiş ve kavramın tasarımla ilişkisi incelenerek kullanıldığı alanlar ve tasarım yöntemleri ve ilkeleri incelenmiştir. 3. Bölümde iç mimarlık perspektifinde akıllı ev ve etkileşimlilik kavramları tanımlanarak etkileşimli mekan tasarımı kavramıyle ilişkileri irdelenmiş ve etkileşimli mekan tasarımlarının olanak ve kısıtlarından bahsedilmiştir. 4. Bölümde endüstri 4.0 temelli etkileşimli mekan tasarımı olgusunun incelenmesi amacıyla öncelikle mühendislik ve iç mimarlık disiplininin etkileşimli mekanlar ve ara yüz tasarımına yaklaşımları karşılaştırılmıştır. Daha sonrasında etkileşimli mekan tasarımında iç mimarların göz önüne aldığı hususlar ve tasarım prensipleri belirlenmiş ve mekanın biçimini etkileyen kriterler irdelenmiştir. Bu verilerden hareketle etkileşimli mekanlarda kullanılan tasarım metodolojilerinden bahsedilerek iç mimarların endüstri 4.0 temelli etkileşimli mekan tasarımı süreçlerindeki yaklaşımlar görüşmeler ve medya yayınları yardımıyla analiz edilmiştir. 5. bölümde araştırmada elde edilen verilerin tartışılıp değerlendirilerek endüstri 4.0 temelli mekanların tasarım süreçlerinde kullanılabilecek metotlar, bu teknolojilerin kısıtları ve olanakları, iç mimarlık disiplininde yaratacağı değişimler yorumlanmıştır. Araştırmanın sonuç bölümünde elde edilen değerlendirmelerden hareketle endüstri 4.0 temelli etkileşimli mekanların tasarım süreçlerinde iç mimarların kullanabileceği tasarım yöntemlerine dair bir model önerisi sunulmuş, bulgulardan bahsedilerek araştırma soruları cevaplanmış ve hipotez doğrulanarak bu alanda ileride yapılacak araştırmalar için öneriler sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Endüstri 4.0, Etkileşimli Mekan Tasarımı, Etkileşimlilik, Akıllı Ev, Dijital Etkileşimli Teknolojiler, Mekan Deneyimi.
Afet yönetiminde kullanılabilir acil durum modülü için hızlı-kolay-tekrarlanabilir bir kurulum modeli geliştirilmesi ve hizmet alt yapısının kurgulanması
Afetin meydana geldiği andan itibaren gelişimini takip eden ve afetten hemen sonra başlayan acil yardım aşamasının süresi, afetin büyüklüğüne bağlı olarak birkaç gün ile birkaç hafta arasında değişiklik göstermektedir. Bu aşamadaki eylemlerin temel hedefi, insanların hayatını en hızlı şekilde kurtarmak, yaralıların tedavisini sağlamak, açıkta kalanların su, yiyecek, giyecek, barınak, korunma gibi hayati ihtiyaçlarını, en uygun yöntemlerle mümkün olan en kısa sürede karşılamaktır. Sahra-Acil Durum Hastaneleri, afet durumları ve savaşlarda, hasta ve yaralılara aciliyet alanında, taşınabilir barınak içinde, taşınabilir-hızla kurulup toplanabilir sağlık ekipmanları kullanarak, acil sağlık hizmetlerini verebilen hayat kurtarıcı birimlerdir. Sahra-Acil Durum hastanelerinde taşınabilir barınak olarak; önceden hazırlanmış demonte baraka veya konteyner, kurulmamış çadır paketleri ve prefabrik yapılar yaygın kullanılmakta, muayene ve tedavi amaçlı hasta yatakları ve bu hastanelere özgü, taşınabilir-hızla kurulup toplanabilir sağlık ekipmanları da bu barınaklara yerleştirilmektedir. Mevcut kullanılan barınak tiplerinin kendine özgü avantajları ve dezavantajları söz konusu olup bu barınaklar için hızlı ve kolay kurulum ihtiyacının yanında, tekrar kullanılabilirlik, ihtiyaç dışı zamanlarda fazla yer ihtiyacı olmadan kolay depolanabilirlik, çevre şartlarından olumsuz etkilenmeden, bozulmadan saklanabilirlik, ihtiyaca göre genişletilebilirlik ve uygun maliyet gibi unsurlar da öne çıkmaktadır. Bu çalışma ile; mevcut modellerin her birine özgü tüm avantajları barındırarak dezavantajlarını ortadan kaldıran hızlı, kolay ve tekrarlanabilir kurulum için genişletilebilir modüler birimlerden oluşan bir model tasarımı gerçekleştirilerek bu tasarımın beklentilere uygunluğu değerlendirilmiş ve mevcut modellerle sürdürülebilirlik açısından karşılaştırılması yapılmıştır. 6 Şubat depremi sonrasında ortaya çıkan ihtiyaçlar da gözetilerek; çalışmanın temel amacını oluşturan modelin sağlık hizmetleri için Acil Durum Modülü (ADM) olarak kullanılabilirliği ve esnek modüler yapısıyla sahra hastanesi oluşturmak için uygunluğu yanında afet bölgelerinde ihtiyaç duyulan geçici barınma birimi, seyyar mutfak, banyo-tuvalet vb. farklı kullanımlara uygunluğu da değerlendirilerek mekân kurguları oluşturulmuş ve gerekli teknik donanımın modele entegrasyonu gerçekleştirilmiştir. Konsept tasarıma bağlı kalınmak suretiyle; düşük maliyet, kolay kurulum, taşınabilirlik, Modülarite, sürdürülebilirlik vb kriterler dikkate alınarak, modülün seri üretime uygun olarak üretilebilirliği analiz edilmiş ve endüstriyel üretilebilir model için teknik detaylar tanımlanmıştır. Araştırmada tasarım odaklı inovasyon sürecini temsil eden bir tasarım senaryosu uygulanmıştır. Konsept tasarımın kullanıcı odaklı geliştirilmesinde, hastane modülü olarak kullanıma uygunluk için yönetmeliklerle tanımlanmış temel gereksinimler karşılanmıştır. Sahra hastanelerinin organizasyonel yapılarına uygun fonksiyon şeması modüler tasarıma uygun biçimde planlanmıştır. Sürdürülebilirlik kavramı ile kurgulanmış yapılarda hem geleneksel hem de endüstriyel malzemelerin kullanıldığı dikkate alınarak çalışmanın öncelikli hedefleri kapsamında hafif, esnek ve sürdürülebilir bir model için kolay kurulum, kolay üretim, sürdürülebilir ve hızlı tedarik edilebilir malzeme kullanımı öncelenmiştir. Sürdürülebilirlik açısından diğer barınma birimleri ile karşılaştırma için dikkate alınan 32 kriterin 30'unda "Var/Yüksek" puanı almış, sadece 2 kriterde "Kısmen/Orta" olarak değerlendirilmiş ve diğer kurulum tiplerine göre öne çıkmıştır. Ayrıca geliştirilen modülün afet durumlarında farklı amaçlar için de (hayvan hastanesi, geçici barınma vb.) kullanılabilirliği ortaya konulmuştur. Anahtar Kelimeler: Afet, Afet Yönetimi, Geçici Barınma, Sahra Hastaneleri, Acil Durum Modülü, Sürdürülebilirlik
Yeni nesil ofislerin tasarım kriterleri ve örnekler üzerinden analizi
Değişen çalışma kültürüne ve alışkanlıklarına ofislerin de uyum sağlaması ihtiyaç haline gelmeye başlamıştır. Yeni nesil ofisler, çalışanlara farklı çalışma koşullarına uyum sağlama imkânı sunan esnek alanlara sahiptir. Aynı zamanda, toplantılar, eğitimler veya sosyal etkinlikler gibi farklı amaçlar için kullanılabilen çok amaçlı odalar bulunmaktadır. Ergonomik mobilyalar, aydınlatma ve havalandırma gibi unsurlar, çalışanların sağlığını ve refahını desteklemektedir. Yeni nesil ofisler, iş birliğini artıran ve iletişimi kolaylaştıran modern teknolojilere sahiptir. Açık planlı tasarım ve paylaşılan alanlar, çalışanların etkileşimini teşvik etmekte, ortak çalışma alanları, yaratıcılığı ve iş birliğini artırırken, aynı zamanda ekip ruhunu güçlendirmektedir. Yeni nesil ofislerin tasarımı, çalışma kültürünün ve iş yapış şekillerinin değişmesiyle birlikte önemli bir dönüşüm geçirmiştir. Bu ofisler, çalışanların verimliliğini artırmak, iş birliğini teşvik etmek ve çalışanların refahını desteklemek amacıyla özenle planlanmaktadır. Bu tasarımlarda genellikle açık plan konseptli çözümlerle departmanlar ve çalışanlar arasında iletişim ve etkileşim kolaylaşmaktadır. Bu araştırma, modern dönemden itibaren çalışma mekânlarının tarihsel süreç içinde nasıl şekillendiğini ve "yenilikçi" olarak tanımlanan mekânların nasıl ortaya çıktığını ele almayı hedeflemektedir. Ayrıca yaşam tarzlarının iç mekânlara nasıl yansıdığını incelemeyi amaçlamaktadır. Yeni nesil anlayışına uygun ofis iç mekânların kullanıcılar tarafından nasıl değerlendirildiğini ve bu mekânların mekânsal gereksinimlere ne kadar uyumlu olduğunu belirlemeyi hedeflemektedir. Çalışma mekânlarının evrimini anlamak, çalışanların ihtiyaçlarını karşılamak için nasıl yenilikçi çözümler üretilebileceğini belirlemek ve çalışma alanlarındaki değişen trendleri değerlendirmek bu ortamların daha verimli ve sürdürülebilir hale getirilmesine yardımcı olabilir. Bu çalışmada değişen dünya şartları içerisinde çalışma mekanları ve ofis tasarımında yeni ihtiyaç ve istekleri dikkate alarak detaylandırılması, aynı zamanda genel ofis tasarım sürecinde karşılaşılabilecek sorunları çözerken yardım alınabilecek bir yol haritası oluşturması amaçlanmıştır.
İstanbul metropolünde alternatif yaşam sistemi tasarımı ve iç mek n tasarım model önerisi
Küreselleşme süreci temelde barınma ihtiyacımızı karşılayan konut yapılarına; mekânsal organizasyonların farklılaşması, fonksiyonların dönüşmesi ve "yer" kavramının önemsizleşmesi gibi değişimler getirmiştir. Dünya genelinde hızla değişen demografik yapı ve kentleşme trendleri, yeni yaşam tarzlarının ortaya çıkmasına, bireylerin farklı ihtiyaçlarını karşılayacak alternatif yaşam sistemlerine olan talebin artmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda, İstanbul gibi büyük metropollerde, aileye alternatif hanehalkları için geleneksel yaşam modellerinin ötesine geçen; sürdürülebilirlik, toplumsal etkileşim, esneklik ve konfor gibi unsurları bir araya getiren alternatif yaşam sistemleri önem kazanmaktadır. Bu çalışmanın amacı; dönüşen yaşam koşulları, küreselleşen, evrilen dünya (pandemi, iklim krizi, doğal afetler, ekonomik kriz, konut krizi) ve çözülen aile yapısı ile beraber, yaşam alanlarımızda meydana gelen değişimleri analiz etmek ve yeni modeller ortaya koymaktır. Bu amaç doğrultusunda; İstanbul'da alternatif hanehalkı için yeni yaşam sistemlerinin potansiyelini araştırmak ve bu sistemlerin kullanıcı beklentilerini karşılayacak şekilde nasıl tasarlanabileceğini bir model üzerinden incelemektir. Çalışmanın öncelikli hedefi, tez strüktürü bağlamında literatür taramasına ilave olarak, alternatif hanehalkını oluşturan, Y kuşağı olarak adlandırılan ve geleceğin nüfusunu oluşturan genç bireylerin beklentilerini anlamak, bu beklentiler doğrultusunda alternatif hanehalkları için yeni yaşam sistemleri sunmak ve uygun çözümler geliştirmektir. Araştırma süreci, İstanbul metropolünün konut sorununu, konut hakkını, metropoldeki hanehalklarının dönüşümünü, yaşam biçimlerini ve aileye alternatif hanehalklarını incelemektedir. Literatür araştırmasına ilave olarak anket çalışması yapılmış ve uluslararası örnek modeller incelenmiştir Anket çalışması, İstanbul metropolünde yaşayan Y kuşağı alternatif hanehalkı bireylerinin konut ihtiyaçlarına, tercihlerine ilişkin verilerin toplanmasını sağlamıştır. Bu veriler ve örnek modeller, iç mekân tasarım modelinin belirlenmesi aynı zamanda işlevlerin tanımlanmasında temel bir rol oynamıştır. Önerilen iç mekân tasarım modeli, sadece fiziksel konut yapısını değil, aynı zamanda sosyal, ekonomik ve çevresel faktörleri de kapsamaktadır. Bu model, farklı hanehalkları arasında dayanışmayı teşvik eden bir ortam yaratmayı hedeflemektedir. Müşterek mekânlar ve işbirlikçi konut modelleri, sosyal etkileşimi artırmak, kaynakları paylaşmak ve topluluk bağlarını güçlendirmek için önemli bir rol oynamaktadır. Bu tasarım modeli, sürdürülebilirlik, erişilebilirlik, çevresel uyum ve ilkesel eşitlik gibi ilkeleri gözetmektedir. Sonuç olarak, bu tez çalışması, İstanbul metropolünde aileye alternatif hanehalkları için konut sorununa yenilikçi bir yaklaşım sunarak toplumsal dönüşümü aynı zamanda yaşam kalitesini geliştirmeyi hedeflemektedir. Ancak, bu önerilerin pratik uygulanabilirliğini, ekonomik sürdürülebilirliğini ve toplumsal kabulünü değerlendirmek için daha fazla çalışma yapılması gerekmektedir. Bu çalışma, planlamacılar, tasarımcılar, karar vericiler ve toplumun diğer paydaşları için bir rehber niteliği taşımaktadır, bu soruna yönelik çözümleri tartışma ve geliştirme sürecini teşvik etmektedir. Bu alanda daha fazla çalışma yapılması, sürdürülebilir, kapsayıcı bir konut politikasının geliştirilmesi için önemlidir.
Emergence of nanomaterials in architecture and interior architecture and their use in patient rooms in healthcare domain
By playing a significant role in the field of architecture and interior design, materials not only affect buildings form and functional performance, but also perform immense impacts on environment as well as human's health. Earlier times, materials appear as simple followers of the functional and formal configuration of space, however reciprocally affecting the form language of the design output due to their characteristics. But with the technological advancements and rapid developments in the realm of material sciences, which further paved the way to the emergence of new design practices i.e. from modern architecture to nano-architecture. This shift has also triggered the development of novel synthetic materials, such as composites and nanomaterials, whereas these novel materials has begun to play an active role in both early phases of design process, as well as the thought of architecture and the way how architects think. Materials that are made out of nano-matter, which are the substances that possess extraordinary physical and chemical characteristics in the nano-meter scale, in terms of intrinsic and extrinsic capacities. These differences of characteristics cause the differentiation of the nanomaterials in type. This study, describes and analyzes particularly these different types of nanomaterials, and discusses their impact within the architecture and interior architecture realm first generally, then specifically through the contemporary cases from health-care facilities and limiting its focus on the use of nanomaterials in the patient rooms. Doubtlessly, the manufactured nanomaterials (MNMs) or nano-composites, which are produced by manipulating their physical and chemical properties have been deployed in diverse fields recently. These materials in construction and design industries are mostly utilized as coatings, like insulators and air-purifying surfaces; or in furniture and related products' manufacture, which enhances flexibility, physical durability and strength of the materials; or in the implementations related with the maintenance like energy conservation, self-cleaning and anti-bacterial properties. Therefore, nanomaterials opens up a brand new page in design, both by being a reliable and sustainable alternative for natural materials, as well as for the environmental sustainability in global terms in the presence of counter and indirect relations of consumption and maintenance facilities. Due to this grate amount of interest in nanotechnology and nanomaterials, the objective of this thesis is to focus on the potentials of nanotechnology and nanomaterials in the field of architecture and interior design discipline, by mapping out the contemporary use of nanomaterials in the realized designs, on behalf of outlining the material capacities of the nanomaterials. This study aims to reveal the frequency of the nanomaterial use in interior architecture, particularly in the milieu of healthcare centers, in terms of comparing the design,implementation, maintenance and heat insulation, water and humidity prevention and total energy efficiency through hygiene, heating, indoor air quality, while also trying to shed light up on the transfiguring language of design form. This study deploys case-based research methodology by selecting the contemporary hospital examples from Istanbul, where both nanomaterials and conventional materials are utilized, in order to set the material performance comparisons. In this regard, LİV Hospital-Istanbul, Kolan Hospital-Istanbul and Medicana Hospital-Istanbul have been selected as the case-studies, to dismantle the use of nanomaterials in the patient rooms; the material characteristics, the frequency of the material use, and the financial dimension of the material use, in order to give a perspective to the interior architects that may deploy nanomaterial in their designs as well as following researchers that may use this study as a primary text to start their studies.