
63
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Does Phillips curve hypothesis hold in emerging markets: New evidence
Phillips Curve is one of the most controversial topics of economic literature. Phillips Curve hypothesis is investigated for countries Turkey, Chile, Hungary, Korea, Mexico and Poland for years between 1990 and 2020. Time period for each country varies due to the availability of necessary data. Two different Phillips Curve models were constructed and estimated with the Ordinary Least Square (OLS) method for each country. Results show that unemployment rate is statistically significant for Turkey, Chile and Korea while explaining inflation dynamics. Moreover, it is found that for all of these economies' inflation expectations are the main driver of the inflation. Reduced Form Phillips Curve estimation results suggest that exchange rate, but not the oil price, significantly contribute to the inflation dynamics of emerging countries.
Policy measures on try offshore swap markets and their effects on foreign exchange trade volume
FX markets are of great importance for economies. Because FX market deepening is an indicator of financial development as well as an indicator of openness of an economy. Also FX market affects production and unemployment, inflation and international capital flows through the real effective exchange rate, import, commodity costs, risk and asset gains. In this respect, The Banking Regulation and Supervision Agency (BRSA) started to establish measures for offshore swap markets in response to the upward volatility in the USDTRY exchange rate. This thesis examines the effects of such measures on the FX trade volume by using the GARCH model. The results show that these measures have a limited yet significant effect on the spot, forward and swap FX trade volume. The results also suggest that while restrictive measures have a negative effect on FX trade volume, bending measures have a positive effect.
Future of financing methods for infrastructure: Effects of climate change and the digitalization
This thesis deal with a forward-looking perspective, with the vision of putting forward a future projection regarding infrastructure investments and its financing methods, under five main headings in terms of content. First; definition, types, character of the infrastructure and the effects of infrastructure investments. Latter; are trends affecting infrastructure investments where Sustainable Development Goals (SDG), the relationship between SDGs and infrastructure investment, climate change, ESG (environmental, social, governence), ESIA (environmental and social impact assessment) and InfraTech were discussed. Third; focusing on innovative financing tools of infrastructures, digitalization of financing of investment, innovative Islamic finance, blockchain-cryptocurrencies-CBDCs, green bonds and climate bonds are the subjects of interest. Fourth; the future of infrastructure investments and climate change's impact, the new, now, next, and what is needed of infrastructure investments were revealed. Considering all pros& cons mentioned in the study, infrastructure investments are among the most effective tools to reach carbon net zero, achieve sustainable economic growth, and accelerate progress towards the United Nations SDGs. Most importantly, it is necessary to accelerate the pace and scale of infrastructure development and financing to close the huge investment gap.
1929 Büyük Buhranından itibaren yaşanmış ekonomik krizler ve 2008 Krizi ile COVID-19 ekonomik krizinin G20 ülkeleri için panel veri analizi
Ekonomik krizler, dünya genelinde başlıca ekonomik sorunların başında gelmektedir. Genellikle öngörülemez olan krizler, önlem alınsa dahi ülkelere her türlü ekonomik hasarlar vermektedir. Geçmişten günümüze birçok ekonomik kriz yaşanmış olup, bazı krizler küresel etkiye sahip olmuştur. Bu çalışmada, küresel olarak izler bırakmış olan krizlerden 1929 Büyük Buhranı, 1973 Petrol Krizi, 1994 Meksika Krizi, 1997 Asya Krizi, 1998 Rusya Krizi, 2008 Küresel Kriz ve 2019 COVID-19 Ekonomik Krizleri ele alınmıştır. Kronolojik olarak belirtilmiş olan krizlerden yalnızca 1929 Büyük Buhranı, 2008 Küresel Kriz ve 2019 COVID-19 Ekonomik Krizi detaylı şekilde incelenmiştir. Detaylı şekilde incelenen üç küresel krizin ekonomik açıdan karşılaştırmalı analizleri yapılmış olup olaylar ve ekonomik durumlarına değinilmiştir. Değerlendirmelere göre, krizin etkisinin artması krize karşı alınan önlemlere göre değişiklik göstermektedir. COVID-19 Ekonomik Krizinde de görüldüğü üzere krizin en çok etki ettiği ülke, krizin çıkış noktası olmak zorunda değildir. COVID-19 Ekonomik Krizinin çıkış noktası Çin olduğu halde, ABD krizden daha çok etkilenmiştir. İncelenmiş olan üç küresel krizden hasarı en çok alan ülke ABD olarak gözlemlenmiştir. Bu krizlerden 2008 Küresel Kriz ve COVID-19 Ekonomik Krizlerinin 2000-2024 dönemi yıllık verilerle enflasyon, işsizlik, ithalat ve ihracat değişkenleri ile krizlerin ekonomik büyüme üzerindeki etkisi rassal etkiler modeli yardımıyla iki model kurularak ekonometrik olarak araştırılmıştır. Bulgulara göre, Kriz değişkenlerinin kısa sürdüğünü ve geçici olduğunu öne süren K1 değişkeni kısa dönemde negatif etkilerken uzun dönemde ise pozitif etkilediği dikkat çekmekteyken K2, K3 ve K4 değişkenlerinin tamamının pozitif etkilediği görülmektedir. Yani 2008 Küresel Kriz ve COVID-19 Ekonomik Krizinin genel olarak uzun dönemde ekonomik büyümeye pozitif katkı yaptığı görülmektedir. Ayrıca, Model 1'e göre enflasyon hariç diğer değişkenlerin tamamı istatistiksel olarak anlamlıdır. İthalat, işsizlik, ihracat ve K1 değişkenleri ekonomik büyümeyi negatif etkilerken K2 değişkeninin ise pozitif olarak etkilediği görülmektedir. Diğer yandan Model 2'ye göreyse, ithalat ve ihracat hariç diğer değişkenlerin tamamı istatistiksel olarak anlamlıdır. Enflasyon ve işsizlik değişkenleri ekonomik büyümeyi negatif etkilerken K3 ve K4 kriz değişkenlerinin ise pozitif olarak etkilediği görülmektedir. Diğer sonuçlar çalışmada daha detaylı olarak sunulmuştur.
Kripto para fiyatlarında balon oluşumunun tespiti: Bitcoin, Ethereum, MANA, Ripple, Tether, AVAX, BNB ve Dogecoin örnekleri
Tarih boyunca finansal piyasalarda spekülatif balonlara rastlanmıştır. Başta Bitcoin olmak üzere kripto paraların adı son zamanlarda çok fazla duyulmaya başlanmıştır. Kripto paralar en başta merkeziyetsiz, şeffaf ve güvenilir ödeme aracı olarak çıkmış olsalar da günümüzde büyük ölçüde yatırım aracı olarak kullanılmaktadırlar. Bu nedenle çalışmada 2022 yılında kripto para piyasalarında en yüksek işlem hacmine sahip kripto paralarda "balon" olgusu incelenmiştir ve yatırımcıya farklı bir perspektif kazandırılması amaçlanmıştır. Çalışmada konu alınan kripto paraların 2014-2023 yıllarındaki fiyatları GSADF testi ile incelenmiş olup çoğu kripto parada balon oluşumun varlığı kanıtlanmıştır. Aynı zamanda devletlerin hala bu konuda hukuksal bir altyapı hazırlamamış olması nedeniyle kripto piyasasında hem spekülasyonla hem de dolandırıcılıkla sıklıkla karşılaşıldığı vurgulanmıştır.
Davranışsal iktisat perspektifinde tüketici davranışlarının incelenmesi: Otomobil satın alma örneği
Bu araştırmada 2021 yılında Türkiye kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan kamu personellerinin otomobil satın alma kararını etkileyen unsurların, davranışsal iktisat perspektifinde belirlenmesi ve gelir düzeyi değişkenine göre incelenmesi amaçlanmaktadır. Çalışmada, bireylerin satın alma davranışları geleneksel iktisadın belirttiği rasyonel kararlar ve davranışsal iktisadın desteklediği sınırlı rasyonel kararlar varsayımları altında incelenmektedir. Araştırmada nicel araştırma yöntemi kullanılarak anket çalışması yapılmıştır. Çalışmada kamu personellerinin otomobil satın alma davranışlarını etkileyen sosyolojik, psikolojik ve ekonomik unsurları belirlemek amacıyla 33 maddeden oluşan anket çalışması yer almaktadır. Anket çalışması, basit rastgele örneklem yöntemi kullanılarak Türkiye'deki 2021 yılı 4.877.270 kamu personeli örneklem evreninden 400 kamu personeline uygulanmıştır. Elde edilen sonuçlar istatistiki programlar aracılığı ile analiz edilmiştir. Katılımcıların demografik özellikleri frekans analiz yöntemi ile hesaplanmıştır. Tüketici tercihini etkileyen unsurların test edilmesinde Likert Tipi Ölçek kullanılmıştır. Sorulara verilen cevaplar Tek Yönlü Varyans Analizi yöntemi ile gruplandırılarak analiz edilmiştir. Tanımlayıcı istatistiki analizler için aritmetik ortalama ve standart sapma değerleri hesaplanmıştır. Post-Hock testinin Games-Howell yöntemi kullanılarak gelir düzeyinden kaynaklı farklılıklar tespit ve analiz edilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre anket çalışmasına katılan nispeten düşük gelirli kamu personellerinin, otomobil satın alma davranışlarında psikolojik, sosyolojik ve ekonomik unsurların daha fazla etkili olduğu ortaya çıkmıştır. Ayrıca bireylerin tüketim kararlarının Geleneksel İktisadın belirttiği gibi rasyonel olmadığı, davranışsal iktisadın sınırlı rasyonellik özelliği göstererek sosyal, ekonomik ve çevresel birçok faktörden etkilendiği ortaya çıkmıştır.
Agroparkların kuruluş süreçleri: Aydın Agropark'la ilgili kuramsal bir çalışma
Bu çalışmanın temel amacı, Aydın ilinde Agropark oluşturulmasına yönelik kuramsal bir model geliştirilmesidir. Çalışmanın bu amacı doğrultusunda ilk önce, Agroparkın kuramsal çerçevesi ve yapılandırılması konuları ele alınmış ikinci olarak, Aydın İlinde Agropark kurulmasına olanak sağlayan özelliklerin analiz edilmesine çalışılmış ve son olarak da Aydın İlinde Agropark oluşum sürecinin tasarımı ve yönetimi faaliyetleri ortaya konulmuştur. Türkiye'de Agropark oluşumu ve yönetimi konularında bugüne kadar yapılan çalışmaların oldukça sınırlı sayıda olduğu görülmekte, hazırlanılan bu yüksek lisans teziyle ilgili alanda önemli bir bilgi açığının giderilmesine katkıda bulunulmaktadır. Çalışmanın, Aydın İli tarım sektöründe kümelenme stratejilerinin uygulanmasında ve potansiyel inovasyon kaynaklarının etkili bir şekilde sektörün gelişimine yönlendirilmesinde önemli bir unsur olduğu anlaşılan Agroparkın kurulması ve yönetilmesi konularında sektör liderleri ve araştırmacılar için düşük maliyetli, zaman kazandırıcı çabalar sergilenmesine hizmet etmesi beklenmektedir
Dış ticaret teorilerine sanayi 4.0'dan bakış: Türkiye için ekonometrik bir analiz
Dış ticaret teorileri, zaman içindeki gelişiminde ülkelerin ticaretini açıklarken ulusal ve uluslararası pazarın beklenti ve tüketici tercihleri doğrultusunda o anki koşullara göre sanayileşme politikalarına yön vermektedir. Dış ticaret teorileri; klasikten, moderne ve günümüzde ise yaşanan teknolojik ilerleme ve gelişmeler neticesinde rekabet odaklı dış ticaret teorilerine doğru bir süreç yaşandığı görülmektedir. Bu çalışmada Türkiye'de 1984-2020 dönem aralığında sanayileşme, reel gelir, teknoloji ve dış ticaret arasındaki ilişki ekonometrik yöntemler ile araştırılmıştır. Çalışmada uzun dönem tahminleri için FMOLS tahmincisi, seriler arasındaki nedensellik ilişkisi için ise Granger nedensellik testi kullanılmıştır. FMOLS test sonuçlarında gelir ve dış ticaret arasında pozitif ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. Ancak sanayileşmenin dış ticaret üzerindeki etkisi negatif ve istatistiksel olarak anlamlıdır. Granger nedensellik test sonuçlarında ise ticari dışa açıklık ve patent başvuruları arasında çift yönlü ve ticari dışa açıklık ve gelir arasında çift yönlü bir nedensellik ilişkisi tespit edilmiştir. Bu çalışmada, dış ticaret, reel gelir ve sanayileşme arasındaki ilişki incelenmiştir. Çalışmanın sonuçları doğrultusunda istikrarlı ve güçlü ekonomi, küresel rekabet gücü ve verimliliğin artırılmasında ve ülkelerin sürdürülebilir büyüme ve kalkınma amaçlarını geliştirmesinde hızla Sanayi 4.0 ve uygulama bileşenlerini stratejik politika hedefi olarak almaları gerekmektedir. Sanayi devrimleri ışığında sanayileşme süreçlerine bakıldığında ise yine dış ticaret teorilerinde yaşandığı gibi rekabet odaklı sanayileşme politikalarına doğru ilerlemektedir. Bu gün gelinen noktada ise dünya ekonomileri ileri teknoloji, dijitalleşme, yeni ve rekabet edilebilir kalitede ürün üretme noktasında sanayi ve dış ticaret politikalarında rekabetçi uygulamalar ile stratejik plan ve programlarını hazırlamalıdırlar. ANAHTAR SÖZCÜKLER Ticari Dışa Açıklık, Reel Gelir, Sanayileşme, Patent,Türkiye
Borsa İstanbul'da yer alan gıda, ilaç ve perakende ticaret sektörlerinin finansal performansları ve borsa getirileri arasındaki ilişki
Yatırım konusu geçmişten günümüze kadar her zaman çok önemli bir konu olmuştur. Türkiye'de son dönemlerde başta Covid 19 olmak üzere enflasyon ve dövizdeki olumsuz hareketler nedeniyle ekonomik açıdan olumsuz gelişmeler yaşanmıştır. Bu durumda hangi sektör ve şirketlere yatırım yapılması gerektiği önem arz etmektedir. Bu çalışmada, özellikle olumsuz ekonomik etkilerden daha az etkilenen gıda, ilaç ve perakende ticaret sektörlerinin 2017-2021 yılları arasında Borsa İstanbul'da işlem gören 17 şirketinin hangilerinin finansal açıdan daha başarılı, hangilerinin finansal performanslarının daha kötü olduğu araştırılmıştır. Şirketlerin finansal performanslarının araştırılması için ÇKKV yöntemlerinden TOPSIS ve Gri İlişkisel analiz yöntemleri kullanılmış ve ağırlıklandırmada Entropi yönteminden faydalanılmıştır. Ayrıca şirketlerin finansal performanslarının borsa getirileriyle arasındaki ilişki de araştırılmıştır. Bu çalışmanın TOPSIS sonuçları finansal açıdan en başarılı şirketlerin gıda sektöründe ULKER ve BANVT, ilaç sektöründe RTALB ve perakende sektöründe ise CRFSA ve SOKM olduğunu, GİA sonuçları ise finansal açıdan en başarılı şirketlerin gıda sektöründe TATGD, ilaç sektöründe RTALB ve perakende sektöründe ise MGROS olduğunu göstermiştir. Entropi yöntemi kullanıldığında ise TOPSIS sonuçları finansal açıdan en başarılı şirketlerin gıda sektöründe TATGD, ilaç sektöründe RTALB ve perakende sektöründe ise SELEC olduğunu, GİA sonuçları ise en başarılı şirketlerin gıda sektöründe KENT ve TATGD, ilaç sektöründe RTALB ve perakende sektöründe ise SELEC olduğunu göstermiştir. Son olarak hisse getirileri ile TOPSIS skorları, GİA skorları ve finansal oranlar arasında istatistiksel olarak bazı anlamlı sonuçlara ulaşılmıştır.
Ücretlilerin vergi adaleti algısının İstanbul ili kamu çalışanları özelinde incelenmesi
Vergi adaleti, bireylerin bir ülkedeki mevcut vergi sisteminin ve uygulamalarının kendileriyle birlikte herkes için adil ve eşit olduğuna ilişkin bir algı olup, kamunun elde ettiği vergi gelirlerinin miktarı ve sürekliliği bakımından önemli hususlardan biri olarak ele alınmaktadır. Çünkü vergi mükellefi olan bireylerin vergi adaletine yönelik algıları olumlu olduğunda vergi uyumunun sağlanması mümkün olabilirken, adaletsizlik yönünde algıların olumsuz tutum ve davranışlara dönüşerek vergiden kaçınma, vergi kaçırma gibi davranışlar neticesinde vergi kayıpları ve kayıt dışı ekonomi gibi sonuçlar doğurabildiği bilinmektedir. Bu bakımdan vergi adaleti algılarının tespiti ve bu algıları etkileyebilecek faktörleri ele alan çalışmalar önemli katkı sunabilmektedir. Bu araştırmada bu görüşlerden yola çıkılarak, vergi adaleti konusuna odaklanılarak, ücret geliri elde eden vergi mükellefi bireylerin vergi adaleti düzeylerinin tespit edilmesi, vergi adaletine ilişkin görüşlerinin çeşitli boyutlarda ele alınması amaçlanmıştır. Araştırmada ayrıca demografik özelliklerin vergi adaleti bakımından öneminin test edilmesi amaçlanmıştır. Bu amaçlara dayalı olarak bir nicel araştırma kapsamında ücret geliri elde eden kamu çalışanlarından veri toplamak hedeflenmiştir. Kolay örnekleme yöntemi kapsamında anket formları vasıtasıyla 405 kamu çalışanının yanıtlarına erişilmiştir. Erişilen yanıtlar SPSS 24 istatistik paket programında analiz edilmiştir. Analizler sonucunda ortaya çıkan bulgular, araştırma örneklemini oluşturan katılımcıların vergi adaleti ve boyutlarının tamamında düşük adalet algılarının bulunduğunu göstermiştir. Cinsiyet ve yaş anlamlı fark göstermezken, medeni durum, eğitim ve gelir istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar sergilemiştir.
Brexit süreci ve Birleşik Krallık'ın Avrupa Birliği'nden ayrılmasının olası ekonomik etkileri
Birleşik Krallık'ın Avrupa Birliği'nden ayrılmasına yönelik olarak 2016 yılında gerçekleştirilen referandum sonucu hem Birleşik Krallık hem de Avrupa Birliği açısından oldukça önemli bir noktadır. Brexit olarak adlandırılan bu süreç sonucunda Avrupa Birliği'nden ayrılmaya karar veren Birleşik Krallık açısından ekonomik sonuçlarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada 2000:Q1-2022:Q1 dönemine ilişkin EU-27 ülkeleri ve Birleşik Krallık'a ait gayri safi yurt içi hasıla, ihracat, reel döviz kuru verileri kullanılarak panel veri analizi uygulanmıştır. Ayrıca belirlenen modele Brexit'in etkisini ölçebilmek için Brexit kukla değişkeni dahil edilmiştir. Analiz sonucunda belirlenen modelin Driscoll-Kraay (1998) dirençli tahmin yöntemi ile tahmin edilmesinin uygun olduğu belirlenmiştir. Tahmin edilen modelde ihracat ve reel döviz kuru değişkenlerinin gayri safi yurtiçi hasıla üzerinde arttırıcı bir etki yarattığı sonucuna ulaşılmıştır. Brexit sonrası için bu değişkenler incelendiğinde ise reel döviz kuru ve ihracatın gayri safi yurt içi hasılayı arttırıcı etkisinin Brexit öncesi sürece göre daha düşük olduğu tespit edilmiştir.
İşletmelerde stratejik değişim yönetimi: KOBİlerde bir uygulama
Küreselleşen ve özelleşmekte olan dünya ekonomik düzeninde ülke ekonomileri açısından işletmelerin önemi oldukça büyüktür. İşletmelerin başlıca amaçları kâr elde etmektir; ancak sosyal ve ekonomik yönden ülke ekonomilerinin iyileştirilmesi için belirledikleri misyon ve vizyonları da bulunmaktadır. Günümüz aşırı rekabetçi iş koşullarında faaliyette olan işletmeler amaçlarına ulaşmaya çalışırken sayısız tehdit veya fırsatla yüz yüze gelmektedir. Bu durum işletmelerin sürdürülebilir bir yaşam elde edebilmek için yeni yönetim tarzlarına gereksinim duymasına neden olmuştur.Dünyada ve ülkemizde faaliyette bulunan işletmelerin büyük bir kısmı KOBİ'lerden meydana gelmektedir. KOBİ'ler ülke ekonomisinin bel kemiğini oluşturmaktadır. Ülke ekonomileri açısından KOBİ'lerin değeri göz önüne alındığında, misyon ve vizyonları esas alınarak değerlendirildiğinde bu oluşumların durmaksızın yenilik faaliyetlerini sürdürmeleri, güncel durumlara olmaları, hizmet ve ürün üretiminde kalıcı olabilmek adına kalitelerini ve performanslarını sürekli artırmaları beklenmektedir. Bu nedenle KOBİ'ler değişen şartlar ve artmakta olan rekabet koşullarında tanımladıkları hedeflere hızlı ve etkili bir şekilde varabilmek ve varlıklarını sürdürebilmek amacıyla yeni stratejiler yaratmaları gerekmektedir. Birçok işletme stratejik yönetimin değerini anlamış ve uygulamaya başlamışlardır. Stratejik yönetim, geleceğe yönelik bilinmeyen durumları yok ederek ve rekabet üstünlüğü getirerek KOBİ'lerin yaşamlarını başarılı kılma noktasında fayda sağlamaktadır. Araştırmanın amacı; işletmelerde değişim yönetimine yönelik farkındalık yaratarak KOBİ'lerde stratejik yönetim modelinin uygulanma sürecine yer vermek, stratejik yönetim çalışmalarının önemine değinerek stratejik yönetim sürecinin oluşum aşamalarını açıklamak ve stratejik değişim sürecinin işletme performansına olan etkileri ile stratejik yönetim, araç, yöntem ve tekniklerin ne ölçüde kullanıldığını ortaya koymaktır.Örneklem grubu olarak belirlenen KOBİ'lerde çalışan personel ile stratejik değişimin geldiği nokta ve ortaya çıkan sonuçların ortaya konulabilmesi amacı ile alan araştırmasında, nitel araştırma yöntemlerinden derinlemesine görüşme tekniği ve görüşme formu yaklaşımı kullanılmıştır. Betimsel Analiz Yöntemi ile elde edilen bulgular, değişim yönetiminin KOBİ'lerde tanındığını ve bilindiğini; fakat uygulama anlamında çeşitli aksaklıkların yaşandığını, firma sahiplerinin ve devletin ilgili kurumlarının bu konuda yöneticileri ve çalışanları stratejik değişim anlamında destekleyici unsurları daha çok harekete geçirmesi gerektiğini göstermektedir. Ulaşılan sonuçların literatür ile uyum gösterdiği, bazı sonuçların ise literatüre yeni kazandırılacak nitelikte olduğu söylenebilir.
Dijital ekonomide insan sermayesi yönetimi
Bu çalışmanın temel amacı, dijital ekonomi sürecinde insan sermayesi yönetimi uygulamalarının incelenmesidir ve dijital ekonomi- insan sermayesi etkileşiminin kuramsal bir çerçevede ortaya konulmasıdır. Dijital ekonomik işleyişin ortaya çıkmasıyla beraber işletmelerin insan sermayesi yönetimine odaklandığı, insan sermayesini geliştirmeye yönelik çalışmalar içerisine girdikleri görülmektedir. Ekonomi dijital hale geldiğinde, insanlarda bir dönüşüm içerisine girmiş ve insan sermayesini geliştirmeye yönelik çalışmalar hızlı ve rekabetçi boyutlara taşınmıştır. Etkin bir işletmede, dijital ekonomi için uygun özelliklere erişilmesi ancak insan sermayesi yönetimi ile gerçekleşebilmektedir. Yönetim süreci, yüksek kalitede, yüksek eğitimli, dijital süreçlere anında adapte olabilen, yetenekli, becerilerini geliştirebilen, makine öğrenme kabiliyeti, yüksek seviyelerde bilgi sahibi insan sermayesi konumlandırmaktan geçmektedir. İnsan sermayesini geliştirme, kaynak olarak tutma, yüksek verimlilik sağlama ve performans değerlendirme aşamalarıyla gerçekleştirilir. Çalışmanın sonucunda, küresel boyutlarda dijital ekonomi, ülkeler ve örgütlerde teknoloji ve yenilik üzerine rekabetin odak noktası olmuştur. Bu noktada insan sermayesi rekabet gücünü elde etmeye yarayan temel unsur olarak ortaya çıkmaktadır. Bu yüzden uluslar ve örgütler, farklılaşabilecekleri, piyasada öncü nitelik kazanabilecekleri, ülke refahını ve istihdamını sağlayabilecekleri, işgücü yeterlilikleri ve üstün rekabet gücüne sahip olabilecekleri, ekonomik büyüme elde edebilecekleri insan sermayesi unsuruna, sürdürülebilir nitelikler kazandırmalı ve sürekli yatırımlarda bulunmalıdırlar.
Aydın ili tarımsal üretiminin bölgesel ve ulusal ekonomiye katkısı: Tüketici görüşleri çerçevesinde bir değerlendirme
Tarım sektörü geçmişten bugüne tüm toplumlar için yaşamsal bir öneme sahip olan bir ekonomik faaliyet alanıdır. Gelişen bir ülke konumunda olan Türkiye'de tarım sektörü gıda talebini karşılamada taşıdığı önemin yanında istihdam, ihracat, sanayi sektörüne girdi oluşturma gibi noktalarda bölgesel ve ulusal ekonomik katkılar sunan bir sektör olarak kabul edilmektedir. Araştırmanın odağını oluşturan ve ekonomisi yoğunluklu olarak tarımsal üretime dayalı olan Aydın iliyse özellikle incir, kestane ve zeytin-zeytinyağı gibi ürünleriyle öncü illerden biridir. Bu araştırmanın amacı, Türkiye ekonomisinde tarımın önemine odaklanarak, Aydın ili bağlamında tarımsal üretim verileri ve yöresel ürünlere ilişkin tüketicilerin algıları ışığında ekonomik değerlendirmeler yapmak ve ilin bölgesel ve makro ekonomik gelişmeye katkı potansiyeline ilişkin çıkarımlar yapmaktır. Ayrıca tüketicilerin demografik özelliklerinin yöresel tarım ürünlerinin ekonomiye katkısına yönelik algılarında etkili olup olmadığının tespit edilmesi araştırmanın diğer bir amacını oluşturmuştur. Araştırmada istatistiksel veriler Aydın İl Tarım Orman Müdürlüğü, Aydın Valiliği, Türkiye İstatistik Kurumu raporlarına dayandırılmıştır. Bunun yanında tüketicilerin yöresel tarım ürünlerinin ekonomik katkısına ilişkin algılarını tespit etmek üzere birincil verilere başvurulmuştur. Nicel araştırma yöntemine dayalı bu kesitsel tarama kapsamında, Altuntaş (2016) tarafından geliştirilen ölçek ifadelerinden yararlanılarak online anket formları vasıtasıyla verilere erişilmiştir. Bu çerçevede kolayda örnekleme yoluyla belirlenen ve Aydın ilinin tarımsal ürünlerini tüketen 18 yaş ve üzeri 421 katılımcının yanıtları araştırmanın verilerini oluşturmuştur. Araştırmanın bulguları, tüketicilerin yöresel tarım ürünlerinin bölge ekonomisine, tanıtımına ve gelişimine katkı sağladığına ilişkin önemli bir algıya sahip olduklarını göstermiştir. Diğer yandan, katılımcıların yöresel ürünlerin ekonomik gelişme, bölge turizmi, ekonomisi, bölgedeki istihdam sorununun çözümü, ihracat artışı gibi çeşitli noktalarda olumlu katkılar sunduğuna yönelik algılar gösterdiğini söylemek mümkündür. Ele alınan demografik değişkenlerden bazıları anlamlı istatistiksel farklılıklar sergilemiştir. Elde edilen sonuçlar, Aydın ilinin tarımsal ürünlerinin hem bölgesel hem makro ekonomik açıdan önemli ekonomik katkı sunduğu ve gelecek dönemlerde daha fazla sunma potansiyelini gösterdiğini ortaya koymuştur.
Platform ekonomisi ve çalışan bireylere etkilerinin incelenmesi
Bu çalışmada dijitalleşmenin ve serbest piyasa ekonomisinin bir sonucu olarak ortaya çıkan ve henüz yeni bir ekonomik model olarak ele alınan platform ekonomisine odaklanılmıştır. Bu kapsamda çalışan bireylerin görüşleri çerçevesinde bu ekonomik modelin çeşitli yönlerini ele almak; motivasyon, çalışma koşulları ve haklar, gelir sağlama, sorunlar ve gelecekle ilgili beklentiler olmak üzere beş tema altında çıkarımlar elde etmek amaçlanmıştır. Bu amaçları doğrultusunda nitel araştırma kapsamında mülakat yöntemiyle platform ekonomisine dayalı çalışan bireylerden birincil veri elde edilmiştir. Amaçlı örnekleme yöntemi doğrultusunda erişilen ve araştırmaya katılmaya gönüllü olan 6 katılımcı araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Katılımcılar arasında çeşitliliğin sağlanması adına platform ekonomisi çatısı altında faaliyet gösteren çeşitli gruplardan, farklı cinsiyet ve yaş gruplarından katılımcıların dahil edilmiştir. Broughton vd (2018) tarafından geliştirilen soru setinden uyarlanarak oluşturulan 15 soru yönlendirilmiş ve yanıt alınmıştır. Elde edilen veriler betimsel analize tabi tutulmuş ve ortaya çıkan bulgular değerlendirilmiştir. Erişilen bulgular, platform ekonomisinin bireyler için birçok avantaj sunarken bazı dezavantajlarının da bulunduğunu ortaya koymuştur. Avantajlar arasında evden serbest çalışma olanağı, esneklik, kendi işlerini belirleme olanağı ve ek gelir olanağı sayılabilmektedir. Dezavantajlar arasında sigortanın, sosyal hakların ve istihdam güvencesinin bulunmaması, çalışma koşullarının belirsiz ve gelirin dalgalı olabileceği yer almaktadır. Çalışanlar arasında iş taleplerin azaldığı dönemlerde finansal açıdan zor durumda kalınabildiği ve tasarruf yapmanın zor olduğu kanısı ortaya çıkmıştır. Çalışanların bu modele ilişkin olarak geleceğe umutla baktıkları, ancak diğer yandan çeşitli risklerin ve belirsizliklerin de bu tür çalışma yapan bireyler için endişe kaynağı olabileceği anlaşılmıştır.
Türkiye'de bankacılık sektöründe yapay zeka teknolojisi
Tasarruf sahipleri ile kaynak gereksinimi olanlar arasında transfer işlemlerini sağlayan finansal sistemler içerisinde bankacılık sektörü ilk sırada yer almaktadır. Teknoloji çağı ile birlikte bankacılık sektörü de diğer tüm alanlarda yaşanan değişimin etkisi altında kalmıştır. Yapay zekâ teknolojisi, bütün sektörleri etkilediği gibi bankacılık sektörünü de ciddi anlamda etkilemiş ve bankacılık hizmetlerini farklı bir boyuta taşımıştır. Artan rekabet ortamında müşteri memnuniyetini en üst seviyeye çıkarmayı hedefleyen bankalar, çeşitli yapay zekâ uygulamaları kullanarak müşterinin en avantajlı ve en hızlı şekilde bankacılık hizmetini alabilmesini sağlayacak çözümler üretme yoluna gitmişlerdir. Yapay zekâ teknolojisinin kullanımı bankacılık sektöründe; işlemlerin daha hızlı gerçekleştirilmesi, her zaman ulaşılabilir olması, sunduğu güvenlik uygulamaları ve maliyetleri azaltması yönleriyle kullanıcılara çok fazla avantaj sağlamaktadır. "Türkiye'de Bankacılık Sektöründe Yapay Zekâ Teknolojisi" başlıklı bu çalışma temelinde nitel araştırma yöntemi kullanılarak yazılmış olup, bankacılık sektöründe önemli bir yeri olan yapay zekâ teknolojisinin Türkiye'deki mevcut durumunu ortaya koymayı amaçlamaktadır. Çalışmada, birinci bölümde ilk olarak literatür taramasına yer verilmiştir, daha sonra yapay zekâ kavramı tanımlanmış, ikinci bölümde bankacılık kavramı ve Türkiye'deki durumu ele alınmıştır. Son bölüm olan üçüncü bölümde ise, bankacılık sektörünün yapay zekâ uygulamaları ile olan ilişkisi irdelenmiş, Türkiye'de bankacılık sektöründe hâlihazırda kullanılan yapay zekâ tabanlı uygulamalara örnekler verilmiştir. Üçüncü bölümde ayrıca Covid-19 Pandemi Döneminde (salgın) bankacılık sektöründeki yeni trendlere yer verilmiştir. Yapay zekâ teknolojisinin bankacılık sektöründe etkin kullanımının, kullanıcılar açısından büyük kolaylık sağladığı sonucuna ulaşılmıştır. Bankaların, özellikle son dönemde yaşanan Covid-19 pandemi (salgın) sürecinden en az oranda etkilenmek ve müşterilerine en iyi hizmeti sunabilmek için, dijital bankacılık faaliyetlerinden ve yapay zekâ tabanlı uygulamalardan yoğun bir şekilde yararlandığı gözlenmiştir. Covid-19 salgınının ekonomik etkileri ile beraber bankacılık sektöründe de işleyişte değişikliklerin yapılması gerekli olmuştur. Başta uzaktan çalışma, finansal olanaklara erişim, müşteri ve teknolojik gelişmeler odaklı farklılaşmalar göze çarpmakla birlikte salgın ile yapay zekâ çalışmaları da bankaların gündeminde yerini almaktadır.
Davranışsal iktisat bağlamında İslami finansal okuryazarlık analizi: Aydın ili örneği
Bu çalışmanın amacı, İslami finansal okuryazarlığın davranışsal iktisat teorileriyle ilişkilendirilmesi ve bu ilişkinin finansal kararlar üzerindeki etkilerinin araştırılmasıdır. Araştırma, nicel yöntemler arasında yer alan tarama deseni kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Altundere Doğan (2020) "İslami Finans Okuryazarlığı Ölçeği" ile Falk (2018) özgeci davranışları ölçtüğü "Global Evidence on Economic Preferences" adlı küresel anketi ve Kamu Malı Oyunu stratejisinden türetilen sorular Aydın ilinde yaşayan 18 yaş üzeri 410 katılımcıya uygulanmıştır. Bu çalışmada, katılımcıların İslami finansal okuryazarlığı ve İslami finansal okuryazarlık düzeyi ile özgecilik davranışı arasındaki ilişkiyi tespit etmek amaçlanmış; ancak katılımcıların İslami finansal okuryazarlıklarının düşük olduğu ve özgecilik düzeylerinin İslami finans okuryazarlıkları üzerinde bir etkisinin olmadığı belirlenmiştir. Buna karşılık, katılımcıların gelir düzeyleri ile İslami finansal okuryazarlıkları arasında anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Araştırma sonucunda, katılımcıların İslami finansal ürünlerin benimsenmesini ve kullanımını teşvik eden stratejilere dair öneriler sunulmuştur. Bu çalışmanın, hem akademik alanda hem de İslami finans sektöründe bilgi birikimine katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
Bist100, Bist30 endeksleri ve bazı bist30 hisse senetlerinde fibonacci katsayılarının teknik analiz bakımından incelenmesi
Bu çalışmada, finansal piyasalardaki teknik analiz yöntemleri içinden seçilen Fibonacci analizi uygulamaları yapılmıştır. İlk olarak bu analiz yapılırken kullanılacak olan Fibonacci düzeltme seviyeleri, Fibonacci katsayıları ile hedef fiyat tayini, Fibonacci yelpaze çizgileri ve Fibonacci zaman dilimleri teorik olarak anlatılmıştır. Daha sonra BİST100, BİST30 endeks grafikleri ile seçilmiş BİST30 hisselerinin fiyat grafiklerinde, teorik olarak anlatılan Fibonacci analiz yöntemlerinin uygulaması yapılmıştır. Ardından bu uygulamalara eş zamanlı olarak MACD indikatörü eklenmiştir. Hem Fibonacci analiz yöntemleri hem de MACD indikatörü aynı zamanda alış ya da satış sinyali ürettiğinde yüksek verimde çalışan bir sistem oluştuğu ortaya koyulmuştur. Seçilen bir hisse senedi için geçmiş verilerdeki istatistiklerden yola çıkarak gelecekte oluşması beklenen fiyat hareketleri için tahmin yapılmıştır. Fibonacci düzeltme seviyeleri tahmininde seçilen hisse senedinin geçmiş verilerinde hangi seviyelerde destek direnç buluyorsa gelecekte de o seviyelerde durduğu tespit edilmiştir. Seçilen başka bir hisse senedi için de Fibonacci katsayıları ile hedef fiyat tayininin tahmininde bulunulmuş ve onunda geçmişteki veriler ile aynı istatistiği gösterdiği tespit edilmiştir. Fibonacci analizine ek olarak MACD indikatörü uygulandığında hem geçmiş verilerin analizinde hem de geleceğe yönelik fiyat tahminlerinde sistemin daha verimli çalıştığı ortaya koyulmuştur.
Dönüştürücü liderliğin rekabet üstünlüğü ve entelektüel sermaye performansı ile ilişkisi: Bankacılık sektöründe bir uygulama
Dünya'da birçok alanda ve sektörde hızla gelişen küreselleşme, beraberinde yeni dönüşümlere, değişimlere, yeni rekabet avantajlarına olan ihtiyaçların neler olduğunun araştırılmasına yol açmıştır. Özellikle finansal sistem içerisinde büyük yer kaplayan bankacılık sektöründe yaşanan dönüşümler, birçok faktörün yanı sıra, çalışanların ihtiyaçlarına ve hedeflerine odaklanan, onların yaratıcılıklarına değer veren ve bunları ortaya çıkarmayı başaran, teknolojiyi ve sürekli olarak yenilikleri takip ederek bunları organizasyona entegre edebilen dönüştürücü liderlik özelliklerine sahip kişilere ihtiyacı ortaya çıkarmıştır. Bu tez çalışmasında, Bankacılık Sektörünün karlılığını ve etkinliğinin artırılması ve sürdürülmesini sağlayabilecek dönüştürücü liderlik modelinin, rekabet üstünlüğü ve entelektüel sermaye performansı ile ilişkisinin analiz edilmesine yönelik bir çalışma ortaya koyulmuştur. Aydın İl Merkezindeki 11 bankada faaliyet gösteren beyaz yakalı toplam 134 çalışanın dönüştürücü liderlik modeli algısı, firma performansı ve entelektüel sermaye performansları anket yöntemiyle ölçülmüş, elde edilen bulgular SPSS 21.0 İstatistik programı kullanılarak değerlendirilmiştir. Değerlendirmeler sonucunda yükselen küreselleşme dalgası ve sektörde giderek artan rekabetçi davranışlar karşısında tek başına dönüştürücü liderliğe dayalı rekabet gücünün kalıcı olmadığı, bankaların rekabet gücünü artırmalarının yanında entelektüel sermaye unsurlarında da arzu edilir ilerlemeler sağlamalarının zorunlu olduğu söylenebilir.
Türkiye'de gayrimenkullerin vergilendirilmesinde ortaya çıkan sorunlar ve çözüm önerileri
Gayrimenkuller dünya ekonomilerinin her döneminde ihtiyaç duyulan ve tercih edilen en önemli iktisadi kaynak ve yatırım aracı özelliğindedir. Ülkelerin gayrimenkul sektöründeki başarıları ya da başarısızlıkları ülke ekonomilerinin aynası niteliğindedir. Gayrimenkul sektöründe var olan canlılık ülke ekonomileri ve ticari döngünün kilit noktasını oluşturmaktadır. Gayrimenkul sektörüne şeklini veren inşaat sektöründen başlayarak gayrimenkul sektörünün hammaddesini sağlayan sektörlerden; gayrimenkullerin pazara sürülmesi, kredilendirilmesi ve yönetimi gibi görevlerini üstlenen bankacılık sektörüne kadar ekonominin birçok alanında gayrimenkul sektörünün rolü olduğu görülmektedir. Bu sebeple Türk Vergi Sistemi içerisinde var olan birçok vergi kanunları nezdinde gayrimenkullere ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir. Gayrimenkullerin ülkemiz ekonomisindeki önemine orantılı olarak vergilendirilmesi de bir o kadar önem taşımaktadır. Gayrimenkullerin vergilendirilme sürecini gayrimenkulün muhatap olduğu işlemler başlatmaktadır. Sözü edilen bu işlemler; gayrimenkullerin kiralanması ve gayrimenkullerin elden çıkarılmasıdır. Bu iki farklı işlemler doğrultusunda gayrimenkullerin vergilendirme boyutu şekil almaktadır. Türkiye'de gayrimenkullerin vergilendirilme aşamasında pek çok sorun bulunmaktadır. Bu sorunların başlangıç noktasını gayrimenkullerin değerlerinin takdir aşaması oluşturmaktadır. Zira ülkemizde taşınmazların değerlerinin olması gerektiği gibi, gayrimenkulün hak ettiği değerde doğru ve tarafsız bir şekilde tespit edildiği konusu tartışmaya açık bir konudur. Gayrimenkullerin değerlemesinde var olan bazı kilit noktaların mevzuatta yoksunluğu, gayrimenkuller üzerinde yetkili olan idareler arasındaki iletişim kopukluğu, gayrimenkullerin değerleme alanında çalışan kişilerin taşınmaz değerlerinin takdir edilmesinde yeterli bilgiye olmaması gibi pek çok unsur gayrimenkullerin vergilendirilmesindeki sorunları oluşturmaktadır. Bu sorunların çözüm noktasının başlangıcı ise gayrimenkullerin vergilendirilmesini kapsayan mevzuatlarda yapılması gereken düzenlemeler oluşturmaktadır. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Gayrimenkul, Gayrimenkullerin Vergilendirilmesi, Gayrimenkullerin Vergilendirilmesinde Yaşanan Sorunlar, Çözüm Önerileri, Türkiye.
Türkiye'de gayrimenkul sermaye iratlarının beyanı ve vergilendirilmesi
Türkiye'de son zamanlarda hızla büyüyen inşaat sektörünün yanı sıra, mükelleflerin gayrimenkulden elde ettikleri gelirlerde önemli bir artış gözlenmiştir. Bu çalışmada 'Gayrimenkul Sermaye İratlarının Beyanı ve Vergilendirilmesi' konusu ele alınmıştır. Ayrıca seçilmiş olan diğer ülkelerde gayrimenkul sermaye iratlarının nasıl vergilendirildiği, benzerlikleri ve farklılıkları ayrıntılı bir şekilde ele alınmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde gayrimenkul sermaye iradı mükellefleri, gayrimenkul sayılan mallar ve haklar açıklanmıştır. Gayrimenkul sermaye iradının diğer gelir unsurlarıyla arasındaki ilişki incelenmiştir. Diğer gelir unsurlarıyla gayrimenkul sermaye iradının beraber elde edilmesi durumunda dikkat edilmesi gereken hususlar açıklanmıştır. İkinci bölümde gayrimenkul sermaye iradında hasılatın tespit edilmesi, hasılattan indirilebilecek giderler ve yöntemleri, konut istisnası uygulaması, yıllık beyannameden indirilebilecek giderler, gayrimenkul sermaye iradının kaynaktan vergilendirilmesi, gayrimenkul sermaye iradında zararın doğması halinde yapılan işlem, defter, kayıt ve belgelerin saklanması ve ev kirasız-para faizsiz uygulaması örnek uygulamalar yardımıyla açıklanmıştır. Son bölümde, ilk olarak yıllık ve muhtasar beyanname açıklanmış, sonrasında kaynakta vergilendirme yöntemi ayrıntılı bir şekilde örnekler yardımıyla anlatılmıştır. Daha sonrasında vergiye tabi gelirin nasıl beyan edilmesi gerektiği ve beyan edilirken dikkat edilmesi gereken hususlar, gayrimenkullerin vergilendirilmesi ve beyanına ilişkin örnekler verilmiştir. Son olarak, seçilmiş olan ülkelerin gayrimenkul sermaye iradını vergilendirme sistemleri ulaşılan bilgiler yardımıyla açıklanıp Türkiye ile farkları değerlendirilmiştir. ANAHTAR KELİMELER: Gayrimenkul, Gayrimenkul sermaye iradı, Beyan, Vergilendirme
Türkiye'de kayıt dışı istihdamın gelir vergisi hasılatı üzerindeki etkisi
Kayıt dışı istihdam kavramı, çalışan bireylerin çalışmalarının ilgili kamu kurum ve kuruluşlarına bildirilmemesi veya eksik bildirilmesi ile ortaya çıkan ve ülkelerin gelişmişlik seviyelerine bakılmaksızın tüm dünya ülkelerinde görülen bir sorundur. Ancak bu sorun gelişmekte olan ülkelerde yapısal bir soruna dönüşmüştür. Kayıt dışı istihdam sigortasız işçilerden onların ailelerine kadar bütün toplumu iktisadi, sosyal ve daha pek çok yönden olumsuz etkileyen bir olgudur. Aynı zamanda bildirilmeyen çalışmalar devletin sigorta primi ve vergi geliri kaybına uğramasına yol açmaktadır. Kayıt dışı ekonomi içerisinde önemli bir yere sahip olan kayıt dışı istihdam, hükümetlerin uygulamaya koyduğu politikalarla kamu idareleri tarafından azaltılmaya çalışılmaktadır. Kayıtlılığı teşvik etmeye yönelik politikaların kararlılıkla ve etkin bir şekilde yürütülmesi kayıt dışı çalışmayı azaltacaktır. Kayıt dışı istihdamın azalması beraberinde; devletin vergi geliri kaybını azaltacak, kamu harcamalarını artıracak, vergilendirmede adaleti sağlayacak, çalışanların hak kayıplarını önleyerek pek çok toplumsal sorunun çözümüne de olumlu katkıda bulunacaktır. Bu çalışmada Türkiye'de kayıt dışı istihdamın gelir vergisi hasılatı üzerindeki etkisi, 2006:M1-2017:M2 dönemi için analiz edilmiştir. Çalışmada serilerin durağanlığı ADF, PP ve KPSS birim kök testiyle analiz edilmiş, seriler arasındaki nedensellik ilişkisi Granger nedensellik testiyle incelenmiş ve modeldeki eşbütünleşme ilişkisi Engle-Granger testiyle kontrol edilmiştir. Uzun ve kısa dönem analizleri DOLS yöntemiyle gerçekleştirilmiş ve uzun dönem katsayıları tespit edilmiştir. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Gelir Vergisi, Kayıt Dışı Ekonomi, Kayıt Dışı İstihdam, Sigorta Primi, Vergi Hasılatı
İklim değişikliğinin Türkiye'de sigorta sektörü üzerine etkilerinin incelenmesi
İklim değişikliği, gezegendeki en büyük yaşamsal tehditlerden biri olmak ile beraber gerekli önlemlerin alınmaması halinde ekonomik sistem üzerinde de olumsuz etkiler yaratacağı aşikardır. İklim değişikliği gün geçtikçe etkisini arttırmakta ve büyük mali kayıplara sebep olmaktadır. Sigorta sektörü, iklim değişikliği sonuçlarından en çok etkilenen sektörlerin başında gelmektedir. Sigorta şirketlerinin hasar olması durumunda katlanmaları gereken maliyeti azaltmaları için araştırma, anlama, risk analizi ve risk yönetimlerine önem vermeleri gerekmektedir. İklim değişikliği sektör için bir risk olması ile birlikte yeni fırsatlarda yaratmaktadır. İklim değişikliğinin ortaya çıkardığı etkileri en aza indirmeye yönelik çalışmaların yapılması, farkındalık oluşturulması günümüzde zorunluluk haline gelmiştir. İklim değişikliği sebebi ile meydana gelen hava olaylarının şiddet etkileri; yıllık ortalama sıcaklık, yıllık toplam yağış miktarı ve ekstrem olay sayısı olarak sayılabilir. Bu çalışmada, iklim değişikliğinin kaza branşı, hastalık/ sağlık branşı, nakliyat branşı, tarım branşı ve yangın sigorta branşlarında ödenen tazminatlara etkisi incelenmiştir. 1990 – 2021 yılları arası beş branşta ödenen hasar tazminatları ve meteorolojik veriler standart birim kök testleri, yapısal kırılma analizleri ile sınanmış ve ARDL eşbütünleşme testi ile aralarındaki ilişki tespit edilmiştir. Değişkenler arasında anlamlı ilişkiler olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler; İklim Değişikliği, Küresel Isınma, Sigorta, Parametrik Sigorta
Bankalar tarafından sağlanan dış ticaret kredileri ve dış ticaret hacmi arasındaki ilişki: Türkiye örneği
Dış ticaret faaliyetleri ülkeler açısından temel ekonomik bileşenlerin biridir. Dış ticaret hacmi de benzer şekilde, ulusal ekonomiler bakımından başat makroekonomik dinamiklerden biridir. Nitekim ülkelerin makroekonomik performansı dış ticaret faaliyetlerinden önemli ölçüde etkilenme eğilimindedir. Bir ülke açısından dış ticaretin sürdürülmesi ve geliştirilmesi için kilit önemi haiz mekanizmalardan biri ise bankacılık faaliyetleridir. Bankalar bu rolü temelde dış ticaret faaliyetlerinde bulunan müesseselere çeşitli dış ticaret kredileri sağlayarak ifa ederler. Bankalar tarafından sağlanan dış ticaret kredileri ithalat ve ihracat kredileri gibi uygulamaları içerir. Bu açıdan bakıldığında, bankalar tarafından sağlanan ithalat ve ihracat kredileriyle ülkelerin dış ticaret hacmi arasında güçlü bir ilişki olması beklenir. Bu çalışma, Türkiye'de faaliyette bulunan bankalar tarafından sağlanan dış ticaret kredileri (ihracat ve ithalat kredileri) ile Türkiye'nin dış ticaret hacmi arasındaki nedensellik ilişkisini ve bu kredilerin Türkiye'nin dış ticaret hacmi üzerindeki olası etkisini araştırmaktadır. Çalışmada incelenen dönem 2013 Şubat ile 2021 Ağustos arası olup ampirik çalışma dahilinde faydalanılan veriler aylık bazda alınmıştır. Çalışmamızda, dış ticaret kredisi sağlayan tüm bankalar: mevduat bankaları, katılım, kalkınma ve yatırım bankaları ile bunların yurt dışı şubeleri dâhil olmak üzere çalışmaya dahil edilmiş olup, dış ticaret kredisi sağlamayan banka ve finans kurumları ise çalışmaya dahil edilmemiştir. Çalışmada, dış ticaret kredileri ile dış ticaret hacmi arasındaki nedenselliğin mevcudiyetinin ve bu olası nedensellik ilişkisinin nitelik ve nicelik yönünden özelliklerinin tespit edilmesi amacıyla "Granger Nedensellik Testi" uygulanmıştır. Türk bankacılık sektöründe faaliyette bulunan bankalar tarafından sağlanan dış ticaret kredilerinin (ihracat ve ithalat kredileri) Türkiye'nin dış ticaret hacmi üzerindeki olası etkisi, bu potansiyel etkinin istatistiki olarak anlamlılığı ile etkinin yönü ve rakamsal büyüklüğünün tespiti için ise "En Küçük Kareler zaman serisi regresyon" yöntemine başvurulmuştur. Çalışma neticesinde, Granger Nedensellik Testi sonuçlarına göre dış ticaret kredilerinden dış ticaret hacmine %5 düzeyinde istatistiki olarak anlamlı Granger nedensellik ilişkisi tespit edilmiştir. Benzer şekilde, dış ticaret hacminden dış ticaret kredilerine doğru %5 düzeyinde istatistiki olarak anlamlı Granger nedensellik ilişkisi tespit edilmiştir. Granger nedensellik testi bulgularına göre Türk bankacılık sektöründe faaliyet gösteren bankalar tarafından sağlanan dış ticaret kredileri ile Türkiye'nin dış ticaret hacmi arasında %5 istatistiki anlamlılık düzeyinde karşılıklı nedensellik ilişkisi mevcuttur. Diğer yandan, En Küçük Kareler serisi regresyon sonuçlarına göre ise Türkiye'deki bankalar tarafından sağlanan dış ticaret kredilerinin Türkiye'nin dış ticaret hacmi üzerinde istatistiki olarak anlamlı ve pozitif bir etkisinin mevcudiyeti bulgulanmıştır. Anahtar Kelimeler Hacmi: Dış Ticaret, Bankacılık, Dış Ticaret Kredileri, Dış Ticaret
Sermaye yapısı kararları, aktif büyüklük ve verimliliğin firma karlılığına etkisi- Panel veri analizi
Firmaların ilk amaçları varlıklarını sürdürmek, varlıklarını sürdürürken de kar elde etmektir. Firma karlılığını etkileyen etmenler halen araştırılmaya devam eden bir konudur. Bu çalışmada sermaye yapısı kararları, firma büyüklüğü ve verimlilik ile firma karlılığı arasındaki ilişki incelenmektedir. Çalışmada BIST 100 firmalarından verileri kesintisiz olan 75 adet firmanın 2017-2021 yılları arasındaki finansal bilgileri veri seti olarak ele alınmış ve incelenmiştir. Çalışmada bağımlı değişken olarak net kar marjı, bağımsız değişken olarak ise uzun vadeli borç oranı, borçluluk oranı, aktif büyüklük ve verimlilik oranları kullanılmıştır. Çalışma yöntemi olarak panel veri analizi kullanılmıştır. Analiz EViews 11 programıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışma sonucunda uzun vadeli borç oranı ile net kar marjı arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Diğer bağımsız değişkenler olan aktif büyüklük, borçluluk oranı ve verimlilik ile net kar marjı arasında anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Büyüklük ve verimliliğin net kar marjı arasındaki ilişkinin pozitif, borçluluk oranı ve net kar marjı arasındaki ilişkinin negatif olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Yenilenebilir enerji, ekonomik büyüme ve rüzgar enerjisine ilişkin bir inceleme: Seçilmiş OECD ülkeleri örneği
Ekonomik büyüme, rüzgar enerjisi tüketimi ve teknolojik gelişmeler birbirleriyle karmaşık ve dinamik bir etkileşim ağı oluşturur. Ekonomik büyüme, enerji tüketimini ve teknolojik gelişmeyi hızlandırırken, teknolojik ilerlemeler, rüzgar enerjisi tüketimini daha verimli ve ekonomik kılabilir. Aynı zamanda, rüzgar enerjisi tüketiminin artışı, ekonomik büyümeyi tetikleyebilir ve yeni teknolojik ilerlemelere yol açabilir. Bu makale, bu üç faktörün birbirleri üzerindeki etkilerini ve bu etkileşimin enerji politikalarına olan potansiyel etkilerini detaylı olarak incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmamızın ülke seçimi; Ülkelerin yenilenebilir enerji yatırım ve dağıtım potansiyeline göre analizlerinin yer aldığı "Yenilenebilir Enerji Ülke Çekiciliği Endeksi (RECAI)" de bulunan ve rüzgar enerjisi verilerine ulaşılabilen; küresel yenilenebilir enerji rehberliğinin aktörlerinden olan Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD)' ye mensup ülkeler arasından seçilmiştir. Analizde kullanılan veriler yıllık bazda seçilmiştir ve çalışmada Türkiye' nin de yer alması planlandığından Türkiye' nin rüzgar enerjisi verilerine ulaşılabilen yıl başlangıç yılı olarak baz alınmış, Orta ve İleri Teknoloji Üretim Katma Değeri parametresi verileri' ne de en son ulaşılan yıl 2020 olmasından dolayı çalışmanın yıl çerçevesi 2008-2020 olarak belirlenmiştir. Kişi Başına Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH) verileri ile Orta ve İleri Teknoloji Üretim Katma Değeri verileri Dünya Bankası veri tabanından, Rüzgar Enerjisi Tüketim Oranları ise BP Enerji İstatistikleri veri tabanından alınmıştır. Çalışmamızın analizinde, metodolojik bir yaklaşımla üç aşamalı bir süreç izlemiştir. İlk aşama, kullanılan modelin değişkenlerindeki yatay kesit bağımlılığı ve eğim parametresinin homojenliğinin kontrolüdür. Bu kontrol, 𝐶𝐷𝐿𝑀1, 𝐶𝐷𝐿𝑀2 ve 𝐶𝐷𝐿𝑀𝑎𝑑𝑗 testleri kullanılarak gerçekleştirilmiştir. İkinci aşama, serilerin durağanlık hallerinin, Pesaran (2007)' nin ortaya koyduğu CADF birim kök testiyle belirlenmesidir. Sonrasında elde edilen bulgulardan hareketle, üçüncü aşama olarak Westerlund ve Edgerton (2007) eşbütünleşme analizlerinin uygulanmasıdır. Bu analizlerin ardından nedensellik ilişkisini belirlemek için ise Emirmahmutoğlu ve Köse (2011) nedensellik testi uygulanmıştır. Elde edilen sonuçlar neticesinde, ekonomik büyüme ve rüzgar enerjisi tüketimi arasında %10 anlamlılık düzeyinde tek yönlü bir nedensellik ilişkisi olduğu ve bu ilişkinin yönünün ekonomik büyümeden rüzgar enerjisi tüketimine doğru gerçekleştiği tespit edilmiş olup seçilmiş OECD ülkeleri ekonomilerinde "koruma hipotezi" nin geçerli olduğu gözlemlenmiştir. Bu, rüzgar enerjisi kullanımının maliyetli olduğunun bir göstergesidir. Ayrıca panel bazında incelendiğinde, rüzgar enerjisi tüketimi ile orta ve ileri teknoloji üretim katma değeri arasında herhangi bir nedensel ilişkiye rastlanılmamış olup, "yansızlık hipotezi" yaklaşımı geçerlidir. Bunun nedeni, rüzgar enerjisi teknolojilerinin kullanım yaygınlığının yeni ve gelişme aşamasında olmasından kaynaklanmaktadır. Ülkeler bazında tek tek ele alındığında ise hem ekonomik büyüme ile rüzgar enerjisi tüketimi arasında hem de rüzgar enerjisi tüketimi ile orta ve ileri teknoloji üretim katma değeri arasında çeşitli nedensel ilişkiler olduğu tespit edilmiştir. Örneğin; Belçika'da rüzgar enerjisi tüketimi ile orta ve ileri teknoloji üretim katma değeri arasında çift taraflı nedensellik ilişkisine rastlanırken; Fransa, İrlanda, Portekiz ve Avustralya'da nedensellik, rüzgar enerjisi tüketiminden orta ve ileri teknoloji üretim katma değerine doğru gerçekleştiği tespit edilmiştir. Bu sonuçlar, rüzgar enerjisi yatırımlarına yönelik politika belirleyicilere çeşitli bilgiler sunar ve yenilenebilir enerji sektörünün ilerlemesini teşvik etmek adına bir rehber niteliğindedir. Bürokratik engellerin ve altyapı eksikliklerinin giderilmesi, rüzgar enerjisi alanında yapılacak yatırımların önünü açabilir. Dahası, yenilenebilir enerji yatırımlarını teşvik edici politikaların uygulanması ve bireylerin bu konuda bilinçlendirilmesi, sürdürülebilir enerji kaynaklarının geniş çaplı kullanımına katkı sağlayabilir. Bu, özellikle teknolojik gelişimin, enerji sektöründe sürdürülebilir büyüme ve gelişme için kritik bir öneme sahip olduğu düşünüldüğünde, çok daha fazla anlam kazanır. Teknolojik ilerleme, özellikle yenilenebilir enerji sektöründe, kaynak verimliliğini artırmak, maliyetleri düşürmek ve enerji erişimini genişletmek için kilit bir rol oynamaktadır.
Sürdürülebilirlik değerlendirmesi: Türkiye örneği
Bu çalışmada, şirketlerin sürdürülebilirlik konseptini iş süreçlerine entegre etmeleri dikkate alınarak, iş dünyasında sürdürülebilir performans ölçümlerine odaklanılmıştır. Geleneksel performans ölçümlerine ek olarak, şirketler sürdürülebilirlik endekslerine katılıp sürdürülebilirlik raporları yayınlayarak gelişim hedefleri belirlemişlerdir. Bu tez çalışmasında Bist Sürdürülebilirlik Endeksi'nde yer alan sürdürülebilirlik raporu ilan eden şirketlerin 2019-2022 yılları arası raporlarında ilan ettikleri ekonomik, sosyal ve çevresel göstergeler analiz edilmiştir. Yayımlanan göstergeler Çok Kriterli Karar Verme Yöntemi ile değerlendirilmiştir. Bu çalışma, sürdürülebilirlik raporu yayınlayan şirketlerin performanslarını değerlendirmek ve sürdürülebilirlik endeksini oluşturmak için bir ölçüm modeli sunmayı amaçlamaktadır. Yöntem sonucunda geliştirilen sürdürülebilirlik ölçüm modeli ile şirketlerin sürdürülebilirlik performansı ölçülmüş ve birbirleri ile kıyaslanmıştır.
Ekonomideki kırılganlık göstergelerinin analizi: Türkiye örneği
Bu çalışmanın amacı literatürde üzerine fikir birliğine varılmış kırılganlık göstergelerinden Türkiye için uygun olanlarının belirlenmesi ve bu çerçevede Türkiye'nin kırılganlığına olan etkisinin incelenmesidir. Kırılganlık, ekonomi veya piyasadaki olumsuz koşulları ve bir ekonominin finansal krizlere karşı kırılganlığının bir göstergesi olarak görülmektedir. Genel olarak bir ekonominin ekonomik veya piyasa değişimleri ya da piyasa aksaklıklarından kaynaklanan şoklara karşı duyarlılığı ve finansal istikrarsızlığı ekonomide kırılganlık tanımı ile ifade edilmektedir. Bu çalışmada Türkiye'nin kırılganlığını temsil eden CDS (Credit Default Swap) değişkeni bağımlı değişken olarak seçilmiş ve ekonometrik açıdan bu değişkenle uygun sonuçlara ulaşılan Cari işlemler açığı/GSYİH, Kısa Vadeli Dış Borçlar/GSYİH değişkenleri de bağımsız değişkenler olarak belirlenmiştir. Çalışmada incelenen verilerin dönemi 2009-2022 yılları arasında olup 3 aylık bazda alınmıştır. Bu çalışmanın nihai amacı belirtilen değişkenler arasındaki ilişkileri ekonometrik yöntemler aracılığıyla ortaya koymak ve bu sayede Türkiye'nin kırılganlığı üzerindeki etkilerini ölçmektir. Çalışmada amaçlanan hedefle birlikte birinci ve ikinci bölümde kırılganlık kavramsal çerçevelerde değerlendirilmiş, üçüncü bölümde ise amprik incelemelerle durağanlığı test edilen değişkenlerin nedensellik ve eşbütünleşme ilişkileri analiz edilmiştir. Kısa dönemli nedenselliğin bulunmadığı, uzun dönemli ilişkileri ortaya çıkarılan ve nedensellik yönü belirlenen değişkenlerin arasındaki ilişki katsayısı hesaplanmıştır. Bağımlı değişken ile bağımsız değişkenler olan cari açık ve kısa vadeli dış borçların aralarındaki ilişki yorumlanmış, bu değişkenlerin kırılganlığa olan etkisi test edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Kırılgan Beşli, Döviz Kurları, Faiz Oranı, Enflasyon, Eşbütünleşme Analizi
İşletmelerde kurumsal sürdürülebilirlik yaklaşım ve uygulamaları: Manisa Organize Sanayi Bölgesi işletmeleri üzerine nitel bir çalışma
Bu çalışmada, Manisa Organize Sanayi Bölgesi (MOSB)'nde yer alan işletmelerin kurumsal sürdürülebilirlik konusunu nasıl ele aldıklarını ve sürdürülebilirlik boyutlarında ne gibi uygulamalar gerçekleştirdiklerini belirlemek amaçlanmıştır. Bu doğrultuda nitel araştırma tasarımı planlanmış, mülakat yöntemi gerçekleştirilerek MOSB'da yaklaşık 30 işletmeden görüşme ile veri toplanması amaçlanmış, MOSB yönetimi aracılığıyla davet edilmelerine rağmen geri dönüş yapıp görüşmeye katılan sadece 2 işletme olduğu için işletmelerin sürdürülebilirlik raporları incelenerek araştırma amacı gerçekleştirilmiştir. MOSB'da 26 işletmenin web sitelerinde yer alan sürdürülebilirlik raporları, doküman incelemesi yöntemi ile incelenmiş, elde edilen veriler MAXQDA 2024 nitel program ile analiz edilmiştir. İki işletme ile yapılan görüşme verileri betimsel analiz kullanılarak analiz edilmiş, bulgular paket program ile yapılan analiz bulgularına ilaveten sunulmuştur. Çalışma bulgularına göre; sürdürülebilirlik kavramı işletmeler için ağırlıklı olarak sürdürülebilir gelecek ve değer yaratma ve yenilikçi yaklaşım olarak tanımlanmıştır. Analizler sürdürülebilirliği ekonomik, çevresel ve sosyal uygulamaların hepsinin bir denge içerisinde ele alınması gerektiğini göstermektedir. İşletmelerin sürdürülebilirlik boyutları arasında en çok çevresel boyutta sürdürülebilirlik uygulamalarına yer verdikleri ve bu uygulamalar içerisinde en çok sera gazı ve karbon emisyonlarının azaltımı konusunu açıkladıkları belirlenmiştir. MOSB'daki işletmelerde sürdürülebilirliğin sosyal boyutta en fazla sayıda uygulamaları ise; fırsat eşitliği ve çeşitlilik konusudur. İşletmelerin ekonomik ve yönetişim boyutlarındaki sürdürülebilirlik uygulamalarının raporlarda az yer aldığı görülmüştür. İşletmelerin bu konudaki bilgilerini herkese açık paylaşmaktan kaçınmış olabileceği sonucunu düşündürmektedir. İşletmelerin sürdürülebilirlik raporlarının kapsamlı olmadığı, bilgileri açıklamada yetersiz kaldıkları görülmüştür. İşletmeler en çok yenilenebilir enerji ve verimlilik ile karbon emisyonlarının azaltımı konusunda hedef belirlemişlerdir. İşletmelerin en çok çevreyi koruma konularında hedefler belirledikleri görülmektedir. Ayrıca 2 işletmeyle yapılan görüşmede, devlet desteğinin önemi, Avrupa Birliği standartlarında çalışmalar gerçekleştirilmesi ve üniversitelerde sürdürülebilirlik bölümlerinin açılması, sürdürülebilirlik uygulamalarının ve işletmelerin performanslarının gelişimine hız kazandıracağı önerileri sunulmuştur.
Borsa İstanbul'da işlem gören, kimya sektöründe faaliyet gösteren firmaların kredi derecelendirme notlarının hisse senedi fiyatları üzerindeki etkisi
1980'lerde başlayan dünyadaki küreselleşme hareketi ile ortaya çıkan gelişmeler finansal piyasaları da etkilemiştir. Bu gelişmelerden biri finansal piyasalarda ülkeler arasındaki sınırların ortadan kaldırılması sonucunda ülkeler arasındaki ticaret ve sermaye akışı önündeki fiziki, hukuki sınırların da ortadan kalkması ve sermaye hareketliliğinin artışı olmuştur. Ulusal sınırların zayıflamasıyla birlikte yatırımcılar yerel olmayan piyasalarda da yatırım yapma imkânı bulmuşlardır. Bu gelişmelerin sonucunda uluslararası ticaret ve finansal işlemler artmış, uzun mesafelerde güvenli ilişkiler gerektiren yeni pazarlara ihtiyaç duyulmuştur. Dolayısıyla finansal piyasalardaki oynaklık yatırımcıların risk algısını da arttırmıştır. Günümüzde yatırımcılar uluslararası alanlarda yatırım yapabilmek için gereken objektif ve asimetrik bilgi ihtiyaçlarını KDK (Kredi Derecelendirme Kuruluşları) aracılığıyla kolay ve vakit kaybetmeden elde edebilmektedirler. KDK yayınladıkları notların yalnızca görüş niteliğinde olduğunu bildirseler de yatırımcılar için yayınlanan notlar yatırım kararlarında önemli değişikliklere sebep olmaktadır. Bu çalışmada olay çalışması yöntemi kullanılarak Kredi Derecelendirme Kuruluşlarının yayınladıkları notların Borsa İstanbul A.Ş. (BİST) kimya sektöründe listelenen firmalara ait hisse senedi piyasaları üzerindeki etkisi ölçülmeye çalışılmıştır. Analiz kapsamında farklı Kredi Derecelendirme Kuruluşlarının 2004 – 2022 yılları arasında BİST Kimya sektörü firmaları için verdikleri not ve görünüm açıklamaları olay inceleme metodu kullanılarak analiz edilmiştir. Gerçekleştirilen analizler neticesinde BİST kimya sektörü için anlamlı ve genellenebilecek önemli anlamlı getirilere rastlanmamış, özellikle not ve görünüm açıklamaları öncesinde tüm piyasa için genellenebilecek bir bilgi sızıntısının olmadığı ve piyasanın etkin bir yapıda olduğunun gözlemlendiği sonucuna varılmıştır.
Döviz kurunun Türkiye'nin ithalatı ve ihracatı üzerine etkileri: Ekonometrik bir analiz
Bu çalışmada döviz kurlarında meydana gelen değişimlerin Türkiye'nin ithalatı ve ihracatı üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Çalışmanın amacı; döviz kurlarının Türkiye'nin ithalatı ve ihracatı üzerindeki etkilerini ekonometrik yöntemle incelemek ve olumlu, olumsuz ya da nötr bir etki bırakıp bırakmadığını saptayarak literatüre katkı sağlamaktır. Çalışmanın yöntem bölümünde zaman serileri analizleri uygulanmış ve tüm analizler Eviews 11 programı ile gerçekleştirilmiştir. Çalışmada ulaştığımız bulgular Döviz kurunun Türkiye'nin ithalatı ve ihracatı üstünde hem olumlu hem olumsuz etkileri olduğunu göstermektedir. Bu çalışma literatüre önemli katkılar sağlamakta olup gelecekteki çalışmalarda, farklı veri setleri ve modellerle yapılacak analizler, döviz kuru-dış ticaret ilişkisine dair daha kapsamlı bir vizyon sunabilir.
Kuşak ve yol girişimi (BRI) projesinin Türkiye'ye ekonomik katkılarının panel veri analizi ile araştırılması
Bu çalışma, Çin'in öncülüğünde geliştirilen Kuşak ve Yol Girişimi (Belt and Road Initiative - BRI) projesinin Türkiye'nin dış ticareti üzerindeki ekonomik etkilerini değerlendirmek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Türkiye'nin BRI güzergâhında yer alan dört ülke—Çin, Azerbaycan, Kazakistan ve Gürcistan—ile olan ticari ilişkileri panel veri analiz yöntemi kullanılarak analiz edilmiştir. Modelde, Türkiye'nin bu ülkelere yönelik ihracatı bağımlı değişken olarak ele alınırken, söz konusu ülkelerin nüfus, gayri safi yurt içi hasıla (GSYİH) ve reel efektif döviz kuru değişkenleri bağımsız değişkenler olarak kullanılmıştır. Veri analizinde Eviews 10.0 programı kullanılmıştır. Panel veriye ait tanımlayıcı istatistikler, yatay kesit bağımlılığına yönelik Augmented Dickey-Fuller (CADF) birim kök testi ve Panel ARDL testi kullanılmıştır. Ayrıca PMG (Pooled Mean Group), MG (Mean Group) ve DFE (Dynamic Fixed Effects) tahmincileri kullanılmış ve Hausman testi uygulanmıştır. Elde edilen bulgular, BRI projesinin Türkiye'nin bölgesel ticaret akışlarını güçlendirdiğini ve ekonomik entegrasyonu hızlandırdığını göstermektedir. Panel veri analiz sonuçları, Türkiye'nin seçili ülkelerle olan ticaret hacminin, özellikle karşı tarafın ekonomik büyüklüğü (GSYİH) ve döviz kuru dinamiklerinden güçlü bir şekilde etkilendiğini ortaya koymaktadır. Bu bağlamda, söz konusu ülkelerdeki ekonomik büyümenin Türkiye'nin ihracatını pozitif yönde etkilediği, ancak reel efektif döviz kuru dalgalanmalarının ticaret akışında belirsizlik yaratarak dış ticaret dengesini etkileyebileceği belirlenmiştir. BRI projesinin sunduğu lojistik ve altyapı yatırımlarının Türkiye'nin ihracat performansını artırıcı bir etkiye sahip olduğu görülmektedir. Ancak Türkiye'nin bu fırsatları daha etkin değerlendirebilmesi için, döviz kuru dalgalanmalarına karşı ihracatçıların korunması, ticaret politikalarının bölgesel iş birliğini teşvik edecek şekilde geliştirilmesi ve ulaştırma altyapısının güçlendirilmesi gerekmektedir. Uzun vadede, BRI kapsamındaki stratejik yatırımların Türkiye'nin dış ticaret dengesine ve ekonomik büyümesine sürdürülebilir bir katkı sağlayacağı öngörülmektedir.
Portföy yatırımlarının borsaya etkisi: Mısır Menkul Kıymetler Borsası örneği
Bu çalışma, Mısır Menkul Kıymetler Borsası'nda piyasa değerinin belirleyicilerini incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmada, 1998-2023 yılları arasındaki zaman serisi verileri kullanılarak portföy yatırımları, enflasyon oranı ve reel faiz oranının piyasa değeri üzerindeki etkileri ARDL modeli ile analiz edilmiştir. Tez üç ana bölümden oluşmaktadır: kuramsal çerçeve, metodoloji ve ampirik bulgular. Analiz sonuçları, portföy yatırımlarının piyasa değeri üzerinde olumsuz bir etkisi olduğunu; enflasyon ve reel faiz oranlarının da piyasa değerini negatif yönde etkilediğini ortaya koymuştur. Bu durum, sıcak para hareketlerinin gelişmekte olan piyasalarda dalgalanmalara yol açtığını ve yatırımcı güvenini zayıflattığını göstermektedir. Sonuç olarak, Mısır Borsası'nın piyasa değerinin ekonomik göstergelerden doğrudan etkilendiği ve finansal istikrar için etkin ekonomik politikalara ihtiyaç duyulduğu vurgulanmaktadır.
Döviz kuru, ihracat ve ekonomik büyüme arasındaki ilişki: Afganistan örneği
Döviz kuru, ihracat ve kamu harcamaları, ülkelerin ekonomik büyümesi üzerinde önemli etkiler yaratan temel makroekonomik değişkenlerdir. Bu araştırma, Afganistan ekonomisinin özel koşulları göz önünde bulundurularak, döviz kuru, ihracat, kamu harcamaları ve ekonomik büyüme arasındaki kısa ve uzun vadeli ilişkileri incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırmada, 1980-2021 yılları arasındaki veriler kullanılarak ekonometrik yöntemlerle analizler yapılmıştır. Araştırma için kullanılan yöntemler arasında ADF ve PP birim kök testleri, VAR modeli, Johansen eşbütünleşme testi, VECM ve FMOLS modelleri ile Granger nedensellik testi yer almaktadır. Sonuçlar, döviz kuru, ihracat ve kamu harcamasının kısa vadede ekonomik büyüme üzerinde negatif ve anlamlı etkilerini ortaya koymaktadır. Uzun vadede ise, döviz kurunun ekonomik büyüme üzerinde negatif, ihracatın ise pozitif etkisi olduğu belirlenmiştir. Ayrıca, kamu harcamalarının uzun vadede ekonomik büyümeyi teşvik edici bir rol oynadığı görülmüştür. Bu bulgular, politikaların ihracatı teşvik etmeye, döviz kuru dalgalanmalarını kontrol altına almaya ve kamu harcamalarının verimli alanlarda yönlendirilmesine odaklanması gerektiğini göstermektedir.
Demografik ve çalışma hayatı ile ilgili özelliklerin presenteeism ve örgütsel bağlılık davranışı ile ilişkisi: Aydın Adnan Menderes Üniversitesi idari personel uygulaması
Bu çalışmada Aydın Adnan Menderes Üniversitesi'nde çalışan idari personelin örgütsel bağlılık ve presenteeism arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi ve çeşitli değişkenlere göre incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla bu çalışmada betimsel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırma kapsamında tasarlanan hipotezlerin testi için veri toplama ve elde edilen verilerin değerlendirilmesinde nicel yöntem kullanılmıştır. Veri toplama aracı olarak anket yöntemine başvurulmuş ve Aydın Adnan Menderes Üniversitesi'nde idari personel olarak görev yapan personelin bireysel bilgileri ve ölçek ifadelerinin bulunduğu anket soruları yüz yüze görüşülerek kendilerine yöneltilmiştir. Anket toplamda üç bölümden oluşmakta olup, bu bölümler "Bireysel Tanıtım Formu", "Standford Presenteeism Ölçeği" ve "Örgütsel Bağlılık Ölçeği" olarak belirlenmiştir. Araştırmanın evrenini Türkiyedeki üniversitelerde görev yapan idari personeller oluşturmaktadır. Örneklemi Aydın Adnan Menderes Üniversitesi'nde çalışan 1148 idari personel oluşturmakta olup, örneklem hacmi 181 kişi olarak tespit edilmiştir. Araştırma sonucunda elde edilen verilerin analiz edilmesinde, IBM SPSS 20 istatistik programı kullanılmıştır. İdari personelin tanıtıcı özellikleri ile ilgili verilerin dağılımları frekans ve yüzde oranı ile belirlenmiştir. Araştırmada kullanılan Örgütsel Bağlılık Ölçeği ve Standford Presenteeism Ölçeğinden alınan puanların normal dağılım gösterme durumları Kolmogorov-Smirnov testi ile incelenmiş ve ölçeklerin ve alt boyutların puanlarının dağılımının normal dağılıma uygun olmadığı tespit edilmiştir. Bu sebeple Örgütsel Bağlılık Ölçeği ve Standford Presenteeism Ölçeğinden alınan puanların personelin tanıtıcı özelliklerine göre farklılaşma durumlarının incelenmesinde Mann-Whitney U testi ve Kruskal-Wallis H testine başvurulmuştur. Kruskal-Wallis H testi sonucunda gruplar arasındaki farklılıkların tespitinde non parametrik çoklu karşılaştırma testlerinden Dunn's testi kullanılmıştır. Araştırma kapsamında elde edilen bulgular %95 güven aralığında değerlendirilmiştir. Araştırma sürecinin sonucunda incelenen olarak idari personelin kurumsal bağlılıklarının cinsiyete, yaşa, unvana, idari birime, çalışılan süreye göre farklılaşma göstermedikleri ve idari personelin kurumsal bağlılık seviyeleri ile onların preesenteeisim durumları arasında anlamlı bir ilişki olmadığı tespit edilmiştir.
Kapsayıcı liderlik davranışı ve iş modeli ilişkisi
Bu çalışmanın amacı, kapsayıcı liderlik kavramının çalışanlara ve şirketlere etkilerini araştırmak, kapsayıcı liderlik davranışıyla şirketin iş modeli arasındaki ilişkiyi test etmek ve şirketlerde ne gibi değişimlere sebep olacağının ortaya konulmasıdır. Bu yönüyle ilk olarak teorik olarak kapsayıcı liderlik ve şirketin iş modeli arasındaki ilişki ele alınmış ve daha sonra uygulamaya yer verilmiştir. Kapsayıcı liderlik, çalışanlar arasındaki ilişkiyi güçlendirerek hedeflere ulaşmayı sağlayacak sinerjiyi ortaya çıkarma amacını gütmektedir. Lider, şirket çalışanlarının fikirlerini dinleyerek ve değerlerini özümseterek sorumluluklarının öneminin farkındalığını sağlamaktadır. Buradan yola çıkılarak bu gelişmeler doğrultusunda kapsayıcı liderlik boyutlarında oluşacak bir birimlik artışın şirket iş modelinde ne kadar etkileşim sağlayabileceğinin ortaya koyulması planlanmaktadır.
Davranışsal iktisat ve bireylerin karar verme sürecinde ortaya çıkan gizli tuzaklar üzerine bir inceleme
Davranışsal iktisat yaklaşımı ana akım iktisadın önemli varsayımı olan rasyonellik kavramının her zaman geçerli olmadığını savunmaktadır. Psikoloji biliminde yirminci yüzyıl ortalarında yaşanan gelişmeler sonucunda bireylerin rasyonel davranış sergilemesine engel olan nedenler araştırılmaya başlanmıştır. Bu araştırmaların sonunda, bireylerin hızlı karar vermesi gereken durumlarda bazı gizli tuzaklara düştükleri ve bu nedenle rasyonellikten saptıkları anlaşılmıştır. Bunun yanında birey belirsizlik ve risk altında karar vermesi gerektiğinde rasyonellikten uzaklaşmaktadır. Davranışsal iktisat yaklaşımında yaşanan gelişmeler akademik çevreler tarafından takip edildiği gibi devlet yöneticilerinin de dikkatini çekmektedir. Devletlerin kamu politikası üretim süreçlerinde davranışsal unsurlar kullanılması amacıyla birimler kurdukları görülmektedir. Bu tez çalışmasında ilk olarak davranışsal iktisadın ortaya çıkışı ve gelişim süreci ele alınmaktadır. İkinci olarak dünyada ve Türkiye'de uygulanan davranışsal kamu politikalarından örnekler verilmektedir. Üçüncü bölümde karar verme sürecinde bireyleri rasyonellikten uzaklaştıran gizli tuzaklar açıklanmaktadır. Son bölümde ise; yüz yüze yapılan anket sonucunda bireylerin karar verme sürecinde rasyonellikten alıkoyan tuzaklar analiz edilmiştir. Analizler sonucunda; bireylerin yemleme, sahiplik, çıpalama, zihinsel muhasebe ve hiperbolik indirgeme tuzaklarına düştükleri için rasyonellikten saptıkları tespit edilmiştir.
Türkiye'de elektronik devlet uygulamalarının vergilendirme işlemlerine yansımaları
Bu çalışmada küreselleşen dünyada sürekli gelişen bilgi teknolojileriyle birlikte ekonomik sistem içerisinde birçok sektörde olduğu gibi kamu sektöründe de bilişim teknolojilerine ayak uydurarak kendi iç işleyişi ve vatandaşlarla olan iletişimin ağ teknolojileri yardımıyla geliştirmesinin nasıl olduğuna ve bunun vergisel sistemde etkilerine değinilmiştir. Devletler kamu hizmetlerini sunarken ve ayrıca kamu gelirlerini sağlarken bunu en etkin, en hızlı şekilde ve en az maliyetle sağlama hedefi içerisindedir. Bu anlamda elektronik devlet kavramı günümüzde ortaya çıkmış ve önemi de her geçen gün artmaktadır. Elektronik devlet vatandaş-devlet ilişkilerinin karşılıklı olarak ağ ortamında sağlandığı bir yapılanmadır. E-devlet alanındaki uygulamalar kısa zamanda vergilendirme alanında kullanılmaya başlanmıştır. Elektronik vergileme, devleti vergi tahsilatları sırasında ağır iş yükü ve maliyetlerden kurtarmakta; mükellefin de vergi görevlerini yerine getirirken daha basit ve karmaşıklıktan uzak hızlı bir şekilde bunun uygulamasını sağlanmakta, devlet ve birey arasındaki iletişim kalitesini de artırmaktadır.
Dijital dönüşümde blokzincir teknolojisi ve Bitcoin'in ekonomiye etkisi
Teknolojinin hayatı kolaylaştıran etkisi finansal enstrümanlarda bitcoin ile kendini göstermiştir. Bitcoin, 2009 yılında ortaya çıkmasının ardından ödeme sistemlerinde devrim niteliğinde bir altyapı sunan kripto para türüdür. Bitcoinin temel teknolojisi olan blokzincir, güvenilir bir üçüncü tarafa ihtiyaç duymayan, merkezi olmayan bir sistem olarak tasarlanmış; geniş uygulama potansiyeli ile kamu ve iş dünyasında hızla kabul görmüştür. Bu teknolojik altyapı üzerinde geliştirilen kripto paralar ile birey ya da kurumlar nakit parayla yapılan her türlü harcamayı ve para transferini gerçekleştirmektedir. Bu çalışmada, Ocak 2012 – Mart 2020 tarihleri arasında cumhuriyet altını, altın ons fiyatı, ham petrol fiyatı, amerikan doları ve euro para birimleri ile bitcoin arasındaki korelasyon ilişkisi incelenmiştir. Araştırma kapsamında tanımlayıcı istatistikler, Spearman korelasyon analizinden faydalanılarak yapılmıştır. Yapılan analizlerinin sonucuna göre piyasalarda yer edinmeye başladığı ilk dönem olan 2012'de bitcoinin diğer göstergelerle arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişkisi saptanmamıştır (p>0.05). Bitcoinin dolar karşılığının bir önceki yıla göre üç katından fazla arttığı 2017 yılı ise bitcoinin zirve yılı olup; euro ile arasında pozitif yönlü kuvvetli bir ilişki vardır (r=0.873; p<0.001). 2012-2020 döneminde istatistiksel olarak bitcoinin ham petrol fiyatı ile arasında negatif yönlü ve zayıf; cumhuriyet altını, altın ons fiyatı, dolar ve euro ile arasında ise kuvvetli bir ilişki vardır ve bu ilişki anlamlıdır. Yüksek hareketlilik, bitcoinin, istikrarlı bir ödeme aracından ziyade spekülatif bir yatırım aracı olarak görülmesi olarak algılanabilir. Bitcoinin uzun dönemde en çok euro ile arasında kuvvetli bir ilişki olduğu saptanmıştır.
Konya Ovası Projesi'nin Konya ve Karaman tarım sektörü istihdamı üzerine etkisi
Tez çalışması, son dönemin en önemli bölgesel kalkınma projelerinden olan Konya Ovası Projesi'nin (KOP) Konya ve Karaman illerinin genel ve tarımsal istihdam göstergeleri üzerindeki etkisini analiz etmeyi amaçlamıştır. Analizlerde TÜİK Hanehalkı İşgücü Anketi (2008-2017) havuzlanmış yatay kesit mikro veriseti kullanılmıştır. Bölgenin sahip olduğu coğrafi yapı her ne kadar bölgeyi tarımsal faaliyetler için son derece uygun bir hale getirsede, bölgede hâkim konumda olan karasal iklim, yazın yağışların son derece az olmasını tetiklemekte ve bölge tarımının önünde bir engel oluşturmaktadır. Bu faktörler nedeniyle KOP'un ana hedeflerinden biri bölgede etkin bir sulama ağını kurmak ve mevcut sulama sistemlerini iyileştirmektir. KOP sulama sistemlerini iyileştirmenin yanı sıra bölgenin alt yapısı ve istihdam imkanlarını geliştirmek gibi sosyo-ekonomik yapısını canlandıraracak projeleri de faaliyete geçirmiştir. "Farkların Farkı" ve "Eğilim Skoru Eşleştirme" yöntemleri kullanılarak 2008 ve 2017 yılları arası politikanın istihdam göstergeleri üzerindeki etkisi ampirik olarak tahmin edilmiştir. Sonuçlar KOP'un bölgede farklı sektörlerde yeni istihdam yaratma konusunda etkin olmadığını, ama tarım sektörü istihdamı üzerinde anlamlı ve pozitif bir etkisinin olduğunu ortaya koymuştur. Özellikle sürekli istihdam için bulunan bulgular tarımda çalışan bireylerin istihdamını KOP sayesinde koruduğunu göstermiştir. Günümüzde tarım işçiliğini bırakarak gençlerin kırsal kesimden kente göç etmesine KOP gibi politiklarla engel olabilineceği tez çalışmasının politika önerileri arasındadır.
Küreselleşme ve kalkınma ilişkisi'nin dinamik panel veri analizi: Türkiye ve gelişmekte olan ülkeler örneği
Küresel sistem içinde gelişen "Kalkınma Ekonomisi" toplumun yaşam standartlarını en iyi seviyeye çıkararak sağlıklı bireylerden oluşan bir toplum oluşturmayı amaç edinmektedir. Küreselleşme sürecinin beraberinde doğru kalkınma stratejileri uygulanmadıkça, ülkelerin gelişmişlik düzeyleri ilerleme gösterememektedir. Bu çalışmanın amacı, gelişmekte olan ülkelerde küreselleşme ve kalkınma ilişkisinin küreselleşmenin boyutları ve makroekonomik değişkenler yardımı ile araştırılmasıdır. Bu amaçla 1990-2017 yıllık verileri kullanılarak Türkiye özelinde "Vektör Otoregresif Model" (VAR) tekniği ve gelişmekte olan ekonomilerde, "Dinamik Panel Veri Analizi, Genelleştirilmiş Momentler Metodu" (GMM) ile analizler gerçekleştirilmiştir. Tüm ampirik bulgular doğrultusunda, tezin kavramsal ve teorik bölümlerinde savunulan görüş desteklenmektedir. Ekonomik büyüme kalkınmanın bir koşulu olmakla birlikte ülkelerin kalkınma kriterlerinde tek başına yeterli olamamaktadır. Küreselleşmenin ekonomik, sosyal ve politik boyutlarının küresel arenada rekabet üstünlüğü sağlayabilmesi kalkınmışlık düzeyi ile gerçekleşebilmektedir. Bu nedenle politika yapıcıların vereceği kararlar da öncelikle beşerî sermayeye yapılacak yatırımların geliştirilmesi ve anlamlı bulunan ekonomik, sosyal ve politik küreselleşme de geliştirilebilecek yönetmelikler bu ülkelere politika önerisi olarak sunulabilmektedir.
Yapay zeka ve açık inovasyon etkileşiminin işletmeler üzerine etkileri
Bu çalışmanın temel amacı: yapay zeka ve açık inovasyon faaliyetlerinin şirketlere ve topluma farklı düzeylerde finansal ve finansal olmayan boyutta değer kattığını kavramsal bir modelle ve kuramsal özellikte bir çalışma ile ortaya koyabilmektir. Bu kapsamda araştırmanın temel hipotezi yapay zeka ve açık inovasyon faaliyetlerindeki farklı ülkelerde ve sektörlerde pozitif ve anlamlı düzeyde değer katmak şeklinde tanımlanmıştır. Araştırmanın temel hipotezi çerçevesinde kapsamlı bir litaratür çalışması yapılmıştır. Araştırma değişkenlerinden yapay zeka kavramında ayrıntılı açıklamalarda bulunarak ardından da açık inovasyon konusunda litaratürdeki bilgi birikiminden hareket ile kapsamlı değerlendirilmelerde bulunulmuştur. Çalışmanın üçüncü bölümünde, yapay zeka ve açık inovasyon değişkenlerinin farklı ülkelerde ve sektörlerdeki bütünsel etkileri değerlendirilmeye çalışılmıştır. Son olarak ise örnek olay çalışmalar yapılarak araştırmanın temel hipotezi desteklenmeye çalışılmıştır.
Türkiye'de lojistik sektörünün dış ticarete etkisi
Bu çalışmada Türkiye'de lojistik sektörünün dış ticarete olan etkisi incelenmiştir. Araştırmanın birinci bölümünde lojistik ve dış ticaret hakkında temel bilgilere yer verilmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde Türkiye'de ve Dünya'da lojistik sistemi ve dış ticaretin durumu incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise Ocak 2000-Aralık 2019 aylık verileri kullanılarak, Türkiye'nin dış ticaret, lojistik taşımacılık şekilleri ve sanayi üretim endeksine uygun VAR modeli oluşturularak varyans ayrıştırması ve etki-tepki analizleri yapılmıştır. Ekonometrik analiz sonuçlarına göre, dış ticaretin lojistik taşımacılık şekillerinin tümü ve sanayi üretim endeksi ile yakından ilişkili olduğu sonucuna varılmıştır. Dış ticaret değişkeni genel itibari ile demiryolu, denizyolu, havayolu, karayolu ve sanayi üretim endekslerine verilen şoklara pozitif tepki vermiştir. Varyans Ayrıştırması sonuçları incelendiğinde, taşımacılık şekillerinden demiryolu, denizyolu, havayolu ve karayolu değişkenlerine verilen bir şokta ikinci en büyük açıklayıcılık payına sahip değişken dış ticaret olmuştur.
Küresel piyasalar ve ekonomi dışı etkenlerin kripto para piyasaları üzerine etkileri
Geçmişten günümüze insanların ticareti keşfiyle birlikte, paranın ortaya çıkışı, insanların mal ve hizmet alışverişi için kullandıkları değiş tokuş araçlarındaki teknolojik gelişmeler, değer değişikliklerini beraberinde getirmektedir. Para bu bağlamda değişime uğradığı evreleri ile günümüzde çeşitli şekilleriyle varlığını sürdürmeye devam etmektedir. Çalışmanın kapsamında değişen ve gelişen çağda paranın dijital paraya doğru ilerleyen sürecinde küresel sistem ve ekonomi dışı etkenlerin kripto para piyasaları üzerine etkileri gözlemlenmiştir. Çalışmanın ilk bölümünde paranın ortaya çıkışı ve değişimleri, kripto paranın oluşumu ve blok zincir teknolojisi ile birlikte bitcoin ve altcoinlerin anlatımı yapılmaktadır. İkinci bölümünde küresel piyasa ve ekonomi dışı etkenlerin etkileri ele alınmıştır. Üçüncü bölümünde ekonometrik analiz kapsamında kripto paraların belirli emtialar ile etkileşimi ve nedensellik analizi yer almaktadır.
Uluslararası ticarette e-ticaretin etkisi: İzmir'deki firmalar üzerine bir uygulama
Küreselleşen dünyada ülkeler ve firmalar için dış ticaret faaliyetleri hayati önem taşımaktadır. İnternetin ve teknolojinin günden güne gelişmesine firmaların uyum sağlaması gerekmektedir. Dış ticarette başarılı olmak isteyen firmaların dış ticaret faaliyetlerinde internetten en iyi şekilde yararlanmaları gerektiği kaçınılmaz bir gerçektir. Bu çalışma, firmaların yurtiçi kurumsal internet kullanım düzeylerini ve dış ticaret faaliyetlerinde internet kullanım düzeylerini araştırmak ve firmaların faaliyet gösterdiği sektör, kaç farklı ülke ile dış ticaret yaptıkları, en çok ithalat ve ihracat yaptıkları ülke grupları, şirketlerin yasal statüleri gibi karakteristik özelliklerini incelemek amacıyla yapılmıştır. Çalışmada, İzmir'de bulunan ve dış ticaret faaliyetlerinde bulunan 167 firmaya anket yapılmıştır. Araştırmadan elde edilen verilerin değerlendirilmesi için SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 24 programı kullanılmıştır. Şirketlerin karakteristik özelliklerini tespit etmek için yüzde ve frekans analizlerinden yararlanılmıştır. Yurtiçi kurumsal internet kullanım ve dış ticaret faaliyetlerinde internet kullanım düzeylerinin tespit edilmesinde gelen katılımların ortalamalarından ve standart sapmalarından faydalanılmıştır. Hipotezlerin testleri için t-test, tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve farklılıkların belirlenmesinde Post-Hoc analizlerinden Tukey ile Games Howell'dan yararlanılmıştır. Çalışmanın sonucunda firmaların yurtiçi kurumsal internet kullanımlarının ve dış ticaret faaliyetlerinde internet kullanım düzeylerinin yüksek seviyede olduğu gözlemlenmektedir. Buna rağmen özellikle sosyal medyada yeterli şekilde yer alma durumları, internetten arama yaparak kendilerine ulaşan müşterilerin olması durumu ve dış ticaret siparişlerini online olarak alma durumlarında, interneti yeterli şekilde kullanamadıkları ve internetten faydalanamadıkları belirlenmiştir. Firmaların karakteristik özelliklerine göre internet kullanımlarında değişiklik olduğu gözlemlenmiştir. Özellikle 1-5 yıl arası faaliyetini sürdüren ve daha az ülke ile dış ticaret yapan firmaların internetten yararlanma ve faydalanma seviyelerinin daha düşük olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Dış Ticaret, İnternet, E-Ticaret
Davranışsal finans çerçevesinde bireysel yatırımcı kararlarının değerlendirilmesi: İzmir ili örneği
Bireylerin aldığı finansal kararlar her zaman rasyonel değildir. Bireylerin aldıkları irrasyonel finansal kararlar açıklanmaya çalışılırken "Davranışsal Finans" konusu araştırılmaya başlanmıştır. Davranışsal finansta, yatırımcı kararları irrasyonel durumlardan etkilenmektedir. Bu araştırmada davranışsal finansın ortaya çıkışı, yatırımcıların irrasyonel kararları, davranışsal finans çerçevesinde yatırımcıların kararlarını etkileyen faktörler ve yatırım araçlarından hisse senetleri konusu anlatılmıştır. Son olarak İzmir ilinde yaşayan bireysel yatırımcıların finansal karar sürecinde yaşamış oldukları davranışsal eğilimler anket uygulaması yardımı ile değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Davranışsal Finans, Bireysel Yatırımcı, İzmir İli
Türkiye'de pamuk üretimi politikalarının üretici ve ihracatçı firmalar üzerine etkilerine yönelik bir araştırma
Bir endüstri bitkisi olan pamuk, Dünyada yaklaşık olarak 75 ülkede yetiştirilmektedir. Tekstil ve gıda endüstrilerinde temel girdi olarak kullanılan stratejik bir üründür. Pamuk işlenmesi aşamalarında çırçır, dokuma ve tekstil gibi üretim zincirlerinde önemli istihdam imkanları ve katma değer sağlayan, ekonomik değeri yüksek bir bitkidir. Sektörlere uygulanan politikalara bağlı olarak, Türkiye'deki pamuk üretimi miktarı yıllar itibariyle düşüş göstermektedir. Araştırmada İzmir ilinde üretim yapan pamuk üreticilerinin, üretime yönelik verilen teşvik ve üretim politikalarını nasıl algıladıkları ve politikalara karşı tutumları tespit edilmeye çalışılmıştır. Ayrıca, pamuk sektörünün önemli faktörlerinden, çırçır, dokuma ve tekstil işletmelerinin, ihracat sürecindeki sorunlarının ve üreticilere verilen bu desteklerin sektöre etkilerinin tespiti yapılmaya çalışılmıştır. Tezin ilk bölümünde, pamuk bitkisi ve sektöre yönelik kavramsal bilgilere yer verilmiştir. Tezin ikinci bölümünde; İzmir ilindeki pamuk üreticilerinin mali desteklerden memnuniyet seviyeleri ölçülerek, mali desteklerin yeterliliği ortaya konulmuştur. Bu amaçla, 219 üretici ile yapılan anket sonuçları, SPSS programı kullanılarak analiz edilmiştir. Birincil veriler, basit tesadüfi örnekleme yöntemi ile, yüz yüze yapılan anketler yoluyla elde edilmiştir. Anket çalışmasında pamuk üreticilerine, tarım destek politikalarına bakış açılarını belirlemek için çeşitli sorular yönetilmiştir. Elde edilen verilerin setlerine bağlı olarak Çapraz Tablo, Pearson Ki Kare, T Testi, One Way Anova, Pearson Korelasyon ve Games- Howell testleri ile hipotez geliştirilmiştir. Tezin üçüncü bölümünde; pamuk sektöründe ihracat yapan, çırçır, dokuma ve tekstil faaliyetinde bulunan 9 adet firma üst düzey yetkilisi ile röportaj yapılmıştır. İşletmelerinin pamuk üreticilerinden kaynaklı sorunlarını ve pamuk üreticilerine yönelik üretim politikalarının, pamuk sektörünü nasıl etkilediği tespit edilmeye çalışılmıştır.Her iki çalışmada ortaya çıkan bulgular tartışılmış, akabinde pamuk sektörünün geleceği için öneriler geliştirilmiştir.
Makroekonomik değişkenlerin büyüme üzerine etkisi: Türkiye örneği
Dünya ekonomik sisteminin içinde bulunduğu küreselleşme olgusunun sonucu olarak modern ekonomik sistem içerisinde kendisine yer bulmuş ülkeler ve kurumlar için ekonomik büyüme ve borçluluk kavramları en önemli konuların başında gelmektedir. Bu sistemde, hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkeler birbirleri arasında borçlanma gerçekleştirmektedirler. Bu doğrultuda Türkiye'nin de dış borçlanma ve ekonomik büyüme ilişkisi yoğun araştırmalara konu olmaktadır. Bu bağlamda yapılan çalışmada analize konu olan veriler, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Elektronik Veri Dağıtım Sistemi tarafından sunulan ve 1998Q1 ile 2021Q4 dönemlerini kapsayan, gsyih ve dış borç verilerinden oluşmaktadır. Bu çalışmanın nihai amacı, Türkiye'nin dış borçlanma durumunu kısa ve uzun vadeli olmak üzere kamu ve özel sektör ayrımı gözetilerek ayrı ayrı değerlendirmek, hem ekonomik büyüme hem de büyümenin alt kalemleri olan tüketim ve yatırım ile ilişkisinin var olup olmadığını araştırmak ve varlığı durumunda bu etkilerin yönünü ve büyüklüğünü açıklamaktır. Çalışmada amaçlanan hedefe ulaşmak amacı ile birinci ve ikinci kısımda ekonomik büyümenin ve dış borçlanmanın kavramsal çerçevesi ve teorik yaklaşımlar değerlendirilmiş olup üçüncü kısımda ise öncelikle durağanlığı sınanan değişkenlerin eşbütünleşme ve nedensellik ilişkileri analiz edilmiştir. Uzun dönemli ilişkileri ortaya çıkarılan ve nedensellik yönü belirlenen değişkenlerin son olarak eşbütünleşme katsayıları hesaplanarak dış borçlar ve gayrısafi yurtiçi hasıla arasındaki ilişki yorumlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Ekonomik Büyüme, Dış Borçlanma, Eşbütünleme Testi, Nedensellik Analizi
Interactions between non-performing loans and macroeconomic variables
In recent years, financial institutions such as the commercial banks have a central role in financial stability as much as governmental institutions like central banks. At this point, although the main role of banks is financial intermediation, this role has recently been evolved towards the financial stability provider or vice versa. From this point of view it is observed that the health of banking system became a crucial issue for an economy. However, as clearly seen in the latest 2008 global financial crisis, financial systems are subjected to instability and crisis that create huge costs to society. It is observed that the main source of the financial crisis emerges from the asset side of the banks' balance sheets. Asset quality and credit risk gain more importance in this context. At this point, the questions have been arisen that what the main macro determinants of credit risk are and also whether the potential of the credit risk is to cause a macroeconomic crisis or not. From this point of view, in this research, it has been taken to road in order to improve the understanding of the relevance of credit risk with the macroeconomic fluctuations and its interconnections by the key macroeconomic variables such as growth, unemployment and inflation. VAR methodology is used to analyze the determinants of NPLs and to identify the feedback effects of NPLs on macroeconomy and also Panel VAR methodology is used to analyze the OECD data. Research data are consisted of NPLs Ratio, Credit Volume, GDP Growth, Unemployment and Inflation between 1999 and 2016. Findings suggest that a shock to NPL growth and credit volume have implications on economic activity. Especially the bank credit volume's impact on GDP growth, inflation and unemployment consist the key findings, while the Panel VAR and VAR models also suggest that a deterioration in asset quality leads to a decline in credit and vice versa. It is also suggested that stronger economic activity accompanied by higher GDP growth and lower inflation have a positive impact on asset quality and credit expansion of banking sector. Notably, GDP growth leads to decline in NPLs and to increase in credit volume, while inflation has a role accelerating the NPLs growth and credit volume decline. These impacts on NPLs and credit volume feeds back the economy negatively.
Türkiye'nin dış ticaret dengesinin petrol fiyat değişimlerine verdiği tepkinin analizi: Eşik vektör otoregresif modeli uygulaması
Petrolün arz ve talebindeki meydana gelen yapısal değişmeler, finansal piyasalarda meydana gelen beklenmedik dalgalanmalar, büyük petrol fiyat şokları,uluslararası emtia piyasalarındaki spekülatif işlemler, makroekonomik ve bölgesel jeopolitik risklerle artan belirsizlikler gibi faktörler sebebiyle petrol fiyatlarındaki oynaklıklar artabilecektir. Petrol fiyatlarında meydana gelen dalgalanmalar, ithalatçı ülkelerde başlıca arz taraflı etkilere sebep olurken, petrol ihracatçı ülkelerde ise talep taraflı etkilere sebep olmaktadır. Petrol ihracatçısı ülkelerin ekonomileri, petrol ihracatı yaparak sağladıkları gelirler kanalıyla petrol fiyat artışlarından olumlu yönde etkilenmektedirler. Petrol ithalatçısı ülkelerde ise, petrol fiyat artışları, imalat sanayi sektöründeki üretim maliyetlerini arttırarak büyüme ve verimlilikte düşüşe neden olabilmektedir. Farklı açıdan ele alındığında, yüksek petrol fiyatları, petrol ihracatçısı ülkelerin yerel para birimlerinin değerlenmesine ve mevcut üretim faktörlerinin yeni kaynağa yönelmesine ve böylece, toplam üretimlerinde azalmaya (Hollanda Hastalığı) sebep olabilmektedir. Öte yandan petrol ithalatçısı ülkelerde, artan maliyetler ve petrol ihracatçısı ülkelere olan varlık transferleri, bu ülkelerin yerel para birimlerinde değer kaybına sebep olabilmekte ve böylece bu ülkelerin ihracatlarını daha cazip hale getirebilmektedir. Bu ülkelerdeki bozulan dengelerin sağlanabilmesi için merkez bankaları tarafından izlenen karşı para politikaları büyük öneme sahiptir. Parasal otoriterler petrol fiyat oynaklıklarına karşı doğru sinyalleri alabilirlerse, ekonomik performansa olan reel etkilerin doğru ve etkin politikalar ile yönetilmesi sağlanabilecektir. Bu tezde,petrol ithalatçısı olan Türkiye'nin ticaret dengesinin petrol fiyat değişimlerinden nasıl etkilendiği ampirik olarak analiz edilmektedir. Bu konuda yapılmış olan çalışmalardan faklı olarak, petrol fiyatları ve ticaret dengesi arasındaki ilişki,farklı rejimlere dayalı olan çoklu Eşik Vektör Regresyon yöntemi kullanılarak analiz edilmektedir. Çalışmada, doğrusal VAR ve eşik TVAR modellerinden elde edilen etki tepki fonksiyonları ve varyans ayrıştırma analizi bulguları karşılaştırılmalı olarak incelenmiştir. Çalışmanın bulgularına göre,petrol fiyatları ve ticaret dengesi bileşenleri arasında doğrusal olmayan asimetrik ilişkinin varlığı tespit edilmiştir.Petrol fiyat oynaklıklarının yüksek olduğu rejimde, toplam ticaret dengesi, petrol ve doğalgaz hariç ticaret dengesi, ara malı ticaret dengesi ve tüketim malı ticaret dengesi, petrol fiyat oynaklıklarının düşük olduğu rejim ve doğrusal VAR modeline göre, petrol fiyat şoklarına karşı çok daha güçlü tepkiler verdikleri tespit edilmiştir. Yüksek rejimde gerçekleşen petrol fiyat artış şokları, toplam ticaret dengesi, petrol ve doğalgaz ticaret dengesi ve ara malı ticaret dengesini bozucu etkide bulunurken, tüketim malı ticaret dengesini pozitif yönde etkilemektedir. Ayrıca diğer ticaret bileşenlerine kıyasla tüketim malı ticaret dengesinin, etki-tepki ve varyans ayrıştırma analizlerine göre petrol fiyatlarından en yüksek oranda etkilendiği tespit edilmiştir. Son olarak, doğrusal VAR ve düşük rejiminden elde edilen bulguların ise genelde birbirine benzer sonuçlandığı ve ticaret dengesi bileşenlerini daha az etkiledikleri tespit edilmiştir.