
212
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Şikâyet yönetiminin marka değerine etkisi: TRC3 bölgesi üzerine bir uygulama
Şikâyet yönetimi ve marka değeri kavramları işletme literatüründe geniş bir yere sahiptir. Şikâyet yönetimi işletmeler için hem müşteri kazanmaları için bir fırsat hem de müşteri kaybetmeleri için bir tehdit olarak görülmektedir. Çalışmada şikâyet yönetimin marka değerini nasıl etkilediği incelenmektedir ve toplamda üç bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde müşteri şikâyetleri ve şikâyet yönetimi kavramları incelenmektedir. İkinci bölümde marka değeri kavramı ve marka değerleme yöntemleri ele alınmaktadır. Üçüncü bölümde ise konu ile ilgili literatür taraması yapılmış olup TRC3 bölgesi üzerine bir uygulama gerçekleştirilmiştir. Veri toplama yöntemi olarak çevrimiçi anket yöntemi kullanılmış olup çalışma sonucunda ulaşılan bulgular üçüncü bölümde incelenmiştir. Anahtar Kavramlar: Şikâyet yönetimi, Marka değeri, Marka değerleme yöntemleri, Memnuniyet ve Güven
Finansal risklerin türev araç kullanımına etkisi: Türkiye bankacılık sektörü üzerine bir uygulama
Finansal sistemin önemli ve büyük çoğunluğu bankalardan oluşmaktadır. Finansal piyasalardaki dalgalanmalar bankacılık sektörünü etkisi altına almaktadır. Bankalardaki finansal risklerin önemli hale gelmesiyle, piyasalardaki dalgalanmaların bankalara etki derecesi de değişmiştir. Hem finansal piyasalarda hem de bankacılık sektöründeki finansal risklerden korunma ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Finansal risklerin yönetiminde ve minimize edilmesinde yaygın olarak türev araçlar kullanılmaktadır. Bu doğrultuda çalışmada, BIST Banka Endeksi'nde faaliyette bulunan bankaların verilerinden yararlanılarak, finansal risklerin türev araç kullanımlarına etkisini ortaya çıkartmak amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda, BIST Banka Endeksi'nde 2010-2018 yılları arasında faaliyette bulunan yedi banka esas alınarak, finansal riskler ile türev araç kullanımı arasındaki ilişki panel veri analiz yöntemiyle incelenmiştir. Analizde kullanılmak üzere spekülasyon (SPEK) ve hedging (HED) amaçlı türev araç kullanımı bağımlı değişken; borç riski, faiz riski, kredi riski, kur riski ve sermaye riski de bağımsız değişkenler olarak belirlenmiştir. Bu kapsamda iki panel regresyon modeli oluşturulmuştur. Analiz sonucunda Model 1 için borç riski, faiz riski, kur riski ile spekülasyon amaçlı türev araç kullanımı arasında anlamlı; ancak borç riski ile pozitif yönlü, faiz riski ve kur riskiyle de negatif yönlü ilişkili olduğu tespit edilmiştir. Buna karşın kredi riski ve sermaye riski ile spekülasyon amaçlı türev araç kullanımı arasında anlamlı ilişki olmadığı tespit edilmiştir. Model 2 sonuçlarında ise faiz riski, kredi riski, kur riski ve sermaye riski ile hedging amaçlı türev araç kullanımı arasında anlamlı ve negatif yönlü ilişki olduğu; buna karşın borç riski ile hedging amaçlı türev araç kullanımı arasında anlamlı herhangi bir ilişki olmadığı belirlenmiştir.
Modern sermaye yapısı teorilerinin geçerliliğinin test edilmesi: BİST 30 endeksi firmaları üzerine bir araştırma
Firmaların sermaye yapısına etki eden faktörler ve etki dereceleri ülkeden ülkeye, sektörden sektöre hatta aynı sektör içinde yer alan firmalar arasında dâhi farklılık göstermektedir. Bu durumda finans yöneticileri en uygun sermaye yapısını oluşturmak için verecekleri kararları, bu çeşitli faktörleri ve etkilerini göz önüne alarak değerlendirmelidir. Bu sebeple sermaye yapısı ve sermaye yapısına etki eden faktörlerin sermaye yapısı teorileriyle uyumlu olup olmadığı araştırılması gereken konulardan birisidir. Bu çalışmada, 2009:6-2019:6 döneminde BİST 30 Endeksi'nde devamlı işlem gören 15 adet firmanın sermaye yapısının modern sermaye yapısı teorileri ile geçerliliği test edilmeye çalışılmıştır. Sermaye yapısı finansal kaldıraç oranları ile temsil edilirken, firmaya özgü faktörler ise borç dışı vergi kalkanı, büyüme oranı, firma büyüklüğü, firma riski, kârlılık, likidite ve duran varlık ile temsil edilmiştir. Yapılan panel veri analizinde, modern sermaye yapısı teorilerinin geçerliliğini sınamak için altı adet ekonometrik model oluşturulmuş ve bu modeller teker teker sınanmıştır. Yapılan analiz sonucunda elde edilen bulgular, modern sermaye yapısı teorileri ile ilişkilendirilmiştir. Çalışma sonucunda, örneklem kapsamında yer alan firmaların sermaye yapısı davranışlarının daha çok finansal hiyerarşi teorisi ile uyumlu olduğu tespit edilmiştir.
Öğretmenlerin örgütsel sessizlik ve örgütsel sinizm düzeylerinin örgütsel vatandaşlık davranışları üzerindeki etkisi: Şırnak ili örneği
Bu çalışmanın genel amacı okullarda görev yapmakta olan öğretmenlerin örgütsel vatandaşlık, örgütsel sessizlik ve örgütsel sinizm algıları arasındaki ilişkiyi belirlemektir. Araştırmanın evrenini 2019-2020 eğitim öğretim yılında Şırnak ilinde eğitim-öğretim faaliyetlerine devam eden okullarda görev yapmakta olan 9000 öğretmen oluşturmaktadır. Bu çalışma kapsamında öğretmenlere kişisel bilgi formu, örgütsel vatandaşlık düzeylerini ölçmek amacıyla Örgütsel Vatandaşlık Ölçeği, örgütsel sessizliklerini ölçmek amacıyla Örgütsel Sessizlik Ölçeği, örgütsel sinizm algılarını ölçmek amacıyla Örgütsel Sinizm Ölçeği uygulanmıştır. Ölçeklerin uygulandığı grubun özelliklerine ilişkin olarak frekans ve yüzde dağılımları bulunmuştur. Araştırmada elde edilen bulgularda örgütsel vatandaşlık davranışı ile örgütsel sessizlik arasında negatif yönlü bir ilişki, örgütsel vatandaşlık davranışı ile örgütsel sinizm arasında negatif yönlü bir ilişki ve örgütsel sessizlik ile örgütsel sinizm arasında pozitif yönlü bir ilişki olduğu bulunmuştur.
Finansal gelişme ve yabancı portföy yatırımlarının ekonomik büyümeye etkisi: Türkiye üzerine ekonometrik bir uygulama
Finansal gelişme ve yabancı portföy yatırımları küreselleşme ile birlikte önemli bir hale gelmiş ve çok fazla araştırılan konular arasına girmiştir. Bu sebeple finansal gelişme ve yabancı portföy kavramları önem kazanmıştır. Finansal piyasaların gelişmişliği finansal gelişme olarak tanımlanmaktadır. Yabancı portföy yatırımları ise, çoğunlukla ev sahibi ülkenin borsasından yapılan alımlar ve mevduatları yoluyla ülke fonlarına yatırım yaparak gerçekleşmektedir. Finansal gelişme ve ekonomik büyüme ilişkisi literatüre bakıldığında farklı bakış açılarıyla ele alınmıştır. Bazı araştırmacılara göre finansal gelişmenin ekonomik büyüme üzerinde önemli bir etkisi vardır, bazı araştırmacılara göre ise etkinin az olduğu görüşü vardır. Yabancı yatırımlar ile alakalı son yıllarda yapılan çalışmalarda ise, yabancı sermaye girişlerinin etkisi ile o ülkelerin yatırım ve teknoloji açığını kapattıkları ve büyümesini daha çok hızlandırdığı tespit edilmiştir. Ekonomik büyümenin gerçekleştirilmesi ve onun sürdürülebilir olması ekonomilerin temel hedefleri arasında yer almaktadır. Büyümenin gerçekleşmesine katkı sunan unsurlar arasında olan finansal gelişme ve yabancı portföy yatırımları ise ülkeler için oldukça önemlidir. Çalışmada 1993-2019 dönemlerinde finansal gelişme ve yabancı portföy yatırımlarının ekonomik büyümeye etkisi zaman serisi yöntemi kullanılarak değişkenler arasındaki uzun dönemli ilişkiyi tespit etmek amaçlanmıştır. Çalışma sonuçlarına göre finansal gelişme, portföy yatırımları ve ekonomik büyüme serilerinin durağan oldukları belirlenmiştir. Yapılmış olan testler sonucunda tüm seriler arasında uzun vadeli eĢbütünleşme ilişkisi tespit edilmiştir. Tespit edilmiş olan eşbütünleĢme ilişkisinin yönü ve katsayısını belirleyebilmek için yapılmış olan test sonuçlarına göre finansal gelişme ile ekonomik büyüme arasında uzun dönemli negatif yönlü bir ilişki tespit edilmiş, yabancı portföy yatırımları ile ekonomik büyüme arasında uzun dönemli pozitif yönlü bir ilişki tespit edilmiştir. Granger nedensellik test sonuçlarına göre, finansal gelişmeden ekonomik büyümeye ve yabancı portföy yatırımlarından ekonomik büyümeye doğru tek yönlü nedensellik ilişkisinin olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Finansal Gelişme, Yabancı Portföy Yatırımları, Ekonomik Büyüme, Zaman Serisi Analizi.
Kripto para volatilitesine etki eden makroekonomik faktörlerin koşullu değişen varyans ve zaman serisi analizleri ile belirlenmesi
2008 yılında yaşanan küresel ekonomik kriz sonrası yaşanan bunalım sonucunda Bitcoin; Satoshi Nakamoto tarafından ilk kripto para birimi olarak tasarlanmış, internet oyunlarında geleneksel para karşılığında satın alınır hale gelmiş ve son olarak yatırımcılar tarafından kripto para borsalarında yatırım aracı olarak talep görmeye başlamıştır. Geleneksel para birimlerinden farklı olarak merkeziyetsiz ve devlet otoritesinden bağımsız olarak blockchain alt yapısı ile güvence altına alınmış bir sanal para birimidir. Yatırımcıların kısa zamanda daha fazla getiri elde etme istekleri kripto paralara olan ilgiyi arttırmış ve işlem hacmi en yüksek kripto para birimi olan Bitcoin haricinde birçok alternatif coin(altcoin) kripto para borsalarında işlem görmeye başlamıştır. Bu çalışmada işlem hacmi ve piyasa değeri en yüksek kripto para olan Bitcoin volatilitesini etkilediği düşünülen makroekonomik faktörler ile arasındaki ilişkiyi ortaya çıkarmak amaçlanmıştır. Çalışmada, Bitcoin volatilitesi ile BIST100, enflasyon, döviz kuru(USD) ve altın fiyatları arasındaki ilişki Nisan 2012 – Eylül 2021 dönemlerini kapsayan aylık veriler esas alınarak ARDL Eşbütünleşme Testleri, Granger ve Todo – Yamamoto Nedensellik analizleri, Etki – Tepki analizi ve Varyans Araştırması ile analiz edilmiştir. Analizler sonucunda; Bitcoin volatilitesi ile BIST100, enflasyon, döviz kuru ve altın değişkenleri arasında uzun dönemli eşbütünleşme ilişkisinin varlığı saptanmış ve uzun dönemli ARDL katsayı tahmin sonuçlarına göre altın ile Bitcoin volatilitesi arasında uzun dönemli negatif ilişki tespit edilmiştir. Kümülatif Fourier-Frekans Toda & Yamamoto Granger nedensellik analizi sonuçlarına göre; altından Bitcoin volatilitesine doğru tek yönlü nedensellik ilişkisinin varlığı tespit edilmiş olup, diğer taraftan Bitcoin volatilitesi ile BIST100, enflasyon ve döviz kuru arasında herhangi bir nedensellik ilişkisinin bulunmadığı saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Kripto para, Bitcoin, Volatilite Yayılımı, Zaman Serisi Analizi
Kar payı dağıtım politikasının mikro-makro belirleyicileri: BIST Sınai endeksi üzerine ekonometrik bir araştırma
Özel sektörde faaliyet gösteren bir işletmenin amacı, varlıklarını korumak ve işletme sahibine kazanç sağlamak için her dönemin sonunda kar elde etmektir. Kâr, şirketlerin dönemsel olarak mali sonuçlarını görmesine, iş ve işlemleri denetlemesine, işletmenin büyüyerek yoluna devam etmesine olanak sağlamaktadır. Ancak kar tek başına, işletmenin hedeflerine ulaşmasında yeterli değildir. Bu noktada önemli olan karın ne şekilde kullanılacağıdır. Kâr payı kavramının önemi bu noktada karşımıza çıkmaktadır. Kâr payı dağıtım politikası, elde edilen net karın, işletmelere hangi oranda dağıtılacağı ve işletmelerde hangi oranda finansman olarak bırakılacağı kararlarını içermektedir. İşletmelerin performansı ve hedefleri açısından kâr payı dağıtım politikası oldukça önemlidir. Bu sebeple işletmelerin finansman politikasının ayrılmaz bir parçasıdır. Bu çalışmada, Türkiye'de BIST SINAİ sektöründe faaliyet gösteren işletmelerde kâr payı dağıtım politikasının mikro-makro belirleyicileri araştırılmıştır. İşletmeler kâr payı dağıtımı ile ilgili kararlarını alırken hangi faktörlere dikkat ettikleri ve bu faktörlerin kâr payı dağıtım politikasını nasıl etkilediğini açıklamak amaçlanmıştır. Bu sebeple bu çalışma BIST SINAİ endeksindeki yer alan 20 şirketin 2011-2020 yılları arasında kâr payı ödemelerine etki eden makro ve mikro değişkenleri belirlemek için panel veri analizi yöntemi ile test edilmiştir. Çalışma sonucunda, işletme büyüklüğü, aktif karlılık, enflasyon, faiz değişkenlerinin işletmelerin nakit kâr payı dağıtım oranlarına etkisi pozitif yönde, finansal kaldıraç, likidite oranı değişkenlerinin ise, etkisi negatif yönde tespit edilmiştir. Döviz kuru ve varlık yapısı değişkenlerinin ise anlamlı bir etkisinin olmadığı sonucuna varılmıştır.
Kurumsal iletişimin motivasyon üzerindeki etkisi: Jandarma Genel Komutanlığı'nda bir uygulama
Çalışmada kurumsal iletişim düzeyinin çalışan motivasyonunu ne denli etkilediği ve çalışanların demografik özelliklerinin kurumsal iletişim ve çalışan motivasyonu seviyelerine göre anlamlı şekilde farklılık gösterip göstermediği incelenmiştir. Jandarma personeli üzerinde yapılan bu çalışmada, çıkan anket sonuçlarına bakıldığında toplamda n=409 katılımcı yer almıştır. Çalışmada motivasyon ölçeği ve kurumsal iletişim ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde faktör, güvenilirlik, korelasyon, regresyon analizleri, bağımsız örneklem t testi, varyans analizi ve Sidak ikili karşılaştırma testi kullanılmıştır. Analizler SPSS 23.00 paket programı ile yapılmıştır. Kurumsal iletişim düzeylerinin katılımcıların motivasyon düzeylerini arttıracağı sonuç olarak görülmektedir. Personellerin cinsiyeti, yaşı, eğitimi ve kıdem düzeyleri bakımından kurumsal iletişim ve motivasyon düzeylerinde farklılıkların olduğu görülmüştür. Medeni durum ve gelir düzeyi bakımından ise farklılık olmadığı anlaşılmıştır.
Sahiplik yapısının finansman kararlarına ve finansal performansa etkisi: Borsa İstanbul'da işlem gören bankalar üzerine bir araştırma
Sahiplik yapısı kavramı finansal açıdan incelendiğinde kavramın, işletme sermayesinin nasıl bir dağılım gösterdiğini açıkladığı görülmektedir. Sahiplik yapısı, işletme sermayesi paydaşlarının, sahiplik paylarında ne düzeyde pay sahibi olduklarını ortaya koymaktadır. Sahiplik yapısı; aile sahipliği, yönetici sahipliği, kamu (devlet) sahipliği, kurumsal yatırımcı sahipliği, yabancı sahiplik ve dağınık sahiplik olmak üzere altı başlık halinde incelenebilmektedir. Literatür incelendiğinde finansal performans ve finansman kararları konularının son yıllarda yoğun bir şekilde incelendiği görülmektedir. Finansal performans ve finansman kararları firmaların gelişmesinde ve büyümesinde oldukça etkili faktörler olarak görülmektedir. Söz konusu bu faktörlerin firmanın sahiplik yapısından etkilendiği düşünülmektedir. Sahiplik yapısının finansman kararlarına ve finansal performansa etkisini incelediğimiz çalışmada BIST Bankacılık endeksinde 2007-2018 yılları arasında sürekli olarak işlem gören 10 bankanın yıllık verilerinden yararlanılmıştır. Elde edilen veriler panel veri analiz yöntemiyle analiz edilmiştir. Analiz kapsamında finansal kaldıraç oranı ve aktif karlılık değişkenleri bağımlı değişken, birinci en büyük ortak, ikinci en büyük ortak ve büyüklük değişkenleri de bağımsız değişken olarak belirlenmiştir. Analizde finansal kaldıraç oranı ve aktif karlılık oranı olmak üzere 2 model oluşturulmuş ve bu modeller üzerinde analizler yapılmıştır. Finansal kaldıraç oranı modelini incelediğimizde birinci en büyük ortak ve ikinci en büyük ortak değişkenleri ile aralarındaki ilişkinin anlamsız olduğu, büyüklük değişkeni ile aralarındaki ilişkini negatif yönlü anlamlı olduğu görülmüştür. Aktif karlılık modelini incelediğimizde ise birinci en büyük ortak pozitif ve anlamlı, büyüklük değişkenleri ile negatif ve anlamlı olduğu, ikinci en büyük ortak değişkeni ile aralarında herhangi bir ilişkiye rastlanılmamıştır.
Örgütsel erdemlilik, örgüt kültürü ve kurumsal girişimcilik arasındaki ilişki: Serbest bölgelerde faaliyet gösteren firmalarda bir araştırma
Kişinin ahlaki iyilik seviyesi erdemlilik olarak tanımlanırken, bağlı bulundukları örgüt içerisinde erdemliliğin sürekliliğinin sağlanması ve tüm örgüt üyeleri tarafından kabul görmesi için sergilenen davranışlar örgütsel erdemlilik olarak tanımlanmaktadır. Örgüt kültürü ise, herhangi bir yapının geçmişten gelen ya da sonradan öğrenilen kendine has özelliklerini temel değer ve inançlarını ortaya koyan, örgüt çalışanları üzerinde etkili olan ve benimsenen eylem ya da ilkeler bütünü olarak tanımlanmaktadır. İşletmelerin yeni dünya düzeninde kendilerine yer edinebilmeleri için işletme yapılarının her kademelerinde yenilikçi ve fark yaratan bakış açısıyla mevcut düzenin dışına çıkarak, fırsatları doğru değerlendirerek ve rakipleri karşısında avantaj elde edebilmek için geliştirmiş oldukları girişimcilik faaliyetleri kurumsal girişimcilik olarak tanımlanmaktadır. Bu çalışmanın temel amacı; örgütsel erdemlilik, örgüt kültürü ve kurumsal girişimcilik arasındaki ilişkiyi inceleyerek, etki ve sonuçlarını ortaya koymaktır. Çalışmanın temel sonucu; örgütsel erdemlilik ile örgüt kültürü ve kurumsal girişimcilik arasında anlamlı ve pozitif yönlü ilişki olduğu saptanmıştır. Ayrıca örgüt kültürü ile kurumsal girişimcilik arasında istatistiksel olarak anlamlı ve pozitif yönlü bir ilişkinin olduğu saptanmıştır.
Doğrudan yabancı yatırımların finansal belirleyicileri: Türkiye üzerine ekonometrik bir analiz
Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde görülen sermaye yetersizliği doğrudan yabancı yatırımlarla giderilmeye çalışılmaktadır. Bu sebeple doğrudan yabancı yatırımlar gelişmekte olan ülkeler için oldukça önemlidir. 1980 yılından sonra gelişmekte olan ülkelerde doğruda yabancı yatırımların hacmi hızla artmıştır. Bunun nedeni olarak serbest piyasa ekonomisine geçiş sonucu dünyanın ortak bir pazar haline gelmesi gösterilebilmektedir. Doğrudan yabancı yatırımların bazı ülkelerde fazla bazı ülkelerde az olmasından dolayı, doğrudan yabancı yatırımların hangi belirleyicilerden etkilendiği önemli bir konu olmaktadır. Bu bağlamda bu çalışmada 1995-2020 yılları arasında Türkiye'ye girişi olan doğrudan yabancı yatırımlara etki eden finansal belirleyicilerin zaman serisi analizi ile belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu doğrultuda reel efektif döviz kuru, BIST100 endeksi, piyasa kapitülasyonu ve tüketici fiyat endeksi değişkenleri ile doğrudan yabancı yatırım değişkeni arasındaki kısa ve uzun süreli ilişkiyi saptamak için ARDL yöntemi kullanılmıştır. Yapılan çalışma sonucunda, uzun dönemde BISTT100 endeksi ile doğrudan yabancı yatırım arasında pozitif ve anlamlı bir ilişki bulunurken, kısa dönemde BIST100 endeksi ile doğrudan yabancı yatırımlar arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Kısa dönemde tüketici fiyat endeksi ile doğrudan yabancı yatırım arasında anlamlı ve negatif bir ilişki tespit edilirken, uzun dönemde anlamlı bir ilişki tespit edilememiştir. Ayrıca, doğrudan yabancı yatırımlar ile reel efektif döviz kuru ve piyasa kapitülasyonu değişkenleri arasında kısa ve uzun dönemde istatiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Bulgular, BIST100 endeksi değişkeninin doğrudan yabancı yatırımları artırdığını ve tüketici fiyat endeksi değişkenin ise doğrudan yabancı yatırımları azalttığını göstermektedir. Dolayısıyla, Türkiye'de doğrudan yabancı yatırımların artırılması için, BIST100 endeksine olan güveni artırmaya ve enflasyonun ise yabancı yatırımcılar için kabul edilebilir seviyelere çekilmesine yönelik politikalar uygulanması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Doğrudan Yabancı Yatırım, Finansal Belirleyiciler, Zaman Serisi Analizi, ARDL Modeli
İhracat yapan işletmelerin sahip olduğu kaynaklar ve yeteneklerin ihracat performansına etkisi: TRB1 bölgesi üzerine bir araştırma
Küreselleşen dünya ekonomilerinde ihracat, her geçen gün önemini daha da artırmaktadır. İşletmeler yaşamlarını devam ettirebilmeleri için yerel pazarların dışına çıkarak, diğer ülke pazarlarındaki fırsatları değerlendirmektedirler. İhracatın işletmeler için bu kadar mühim olduğu bir dönemde işletmelerin ihracat performanslarını artıran etkenleri belirlemeleri gerekmektedir. Bu süreçte kaynak temelli bakış açısı çerçevesinde işletmelerin rekabet üstünlüğü sağlayan maddi olmayan kaynaklar ve taklit edilemeyen yeteneklerin üzerinde durması işletmelere avantaj sağlayacaktır. Kaynak temelli yaklaşıma göre işletmeler üstün bir performansa ulaşmaları için kendi kaynak ve yeteneklerini kullanarak, taklidi güç kaynaklara ve yetenekli işgücüne sahip olması ve bunları hedefleri doğrultusunda kullanabilmesi kritik derecede önemlidir. Bu durum bir yandan yetenek savaşlarını beraberinde getirirken, diğer yandan yeteneklerin etkili yönetimini de zorunlu kılmaktadır. Bu çalışmada, sırasıyla ihracat kavramı açıklanarak, işletme kaynakları ve yetenekleri ile işletme performansına etki eden unsurlar ele alınmıştır. Çalışmanın amacı, TRB1 bölgesinde ihracat yapan işletmelerin kaynak ve yeteneklerinin ihracat performansına etkisini incelemektir. TRB1 bölgesi ( Malatya, Elazığ, Bingöl, Tunceli) ülkemizde en az ihracat yapan bölgelerden biri olup ihracat yapan işletmeler genelde mikro ve küçük ölçekli işletmelerdir. Araştırmada ileri sürülmüş olan hipotezleri test etmek amacıyla TRB1 bölgesinde faaliyet gösteren 197 ihracatçı işletmeden 112 sine ulaşılarak anket verileri toplanmıştır. Ankete katılım oranı %57 olarak tespit edilmiştir. Toplanan veriler SPSS 23.0 paket programında analiz edilmiştir. Elde edilen verilerle; doğrulayıcı faktör analizi, güvenilirlik analizi, normallik testi, korelasyon analizi ve regresyon analizi yapılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre literatüre katkı açısından önemli bulgulara ulaşılmış ve ihracat yapan işletmelerin sahip oldukları kaynaklar ve yeteneklerin ihracat performansına etkisi olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Etkin piyasa hipotezi ve teknik analiz: BIST katılım 30 endeksindeki paylar üzerinde bir uygulama
Finansal piyasalarda etkinlik kavramı ve rasyonel yatırımcı davranışına ilişkin teoriler 18. yy dan beri tartışılan bir konudur. Bireylerin servet edinmeleriyle başlayan bu süreç bilim adamları tarafından çeşitli dönemlerde teoriler ortaya konulmasına sebep olmuştur. Bu teorilerin başında 1738 yılında Bernoulli'nin ortaya attığı Beklenen Fayda Teorisidir. Bu teori uzun bir dönem boyunca insanların yatırım yaparken veya bir risk karşısında alternatiflerden birini seçerken kendisine en fazla fayda sağlayacak seçeneği seçeceğini varsaymıştır. Dolayısıyla bireylerin risk karşısında mantıklı hareket ederek sürekli rasyonel davranacağı kabul edilmiştir. Bu teori zamanda birçok bilim adamı tarafından hem geliştirilmeye çalışılmış hem de eleştiriye maruz kalmıştır. Teorinin geliştirilmesine yönelik adımlardan bir tanesi de Eugene Fama tarafından 1970 yılında ortaya atılan Etkin Piyasa Hipotezidir. Fama bu çalışmasında finansal piyasalarda yatırımcıların karar verme davranışını etkileyen durumun halka açıklanan bilgilere bağlı olduğunu ifade etmiştir. Bununla birlikte söz konusu bilgileri eşit ve maliyetsiz bir şekilde elde eden yatırımcıların salt bir şekilde değerlendirerek karar rasyonel bir şekilde karar verdiklerini varsaymaktadır. Ayrıca daha önce açıklanmış bilgilerin tekrar değerlendirilerek gelecekle ilgili olasılık tahmininde bulunmanın mümkün olmadığını ileri sürülmüştür. Bu nedenle yatırımcıların piyasadan normalüstü getiri elde edilemeyeceği ve piyasaların etkin bir şekilde olduğunu ifade edilmiştir. Etkin Piyasa Modelinin keskin olan bu varsayımları karşısında 1979 yılında Kahneman ve Tversky nin Beklenti Teorisi: Risk Altında Karar Verme Analizi adlı çalışmalarında karşıt bir finansal anlayışı ve teoriyi ortaya koymuşlardır. Bu çalışmada bireylerin bir risk karşısında karar verirken heyecan, sevinç, üzüntü, veya geçmişte yaşanmış bir hayal kırıklığının kararına etki edebileceği ortaya konulmuştur. Bireylerin birer canlı olduğunu dolayısıyla zihinsel etkilerden, duygusal ve çevresel durumlardan etkilenmesinin kaçınılmaz olduğu varsayılmaktadır. Üstelik yatırımcıların bu durumu bir kereye mahsus değil sistemli bir şekilde tekrar ettiği ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla insanların geçmişte yaptıkları bu hareketlerin gelecekte de yapılabileceği olasılığı finansal piyasalarda bir olasılık tahmin etme ve analiz yapma durumunu ortaya çıkarmıştır. Bu noktada ise finans piyasalarının en önemli araçlarından biri olan hisse senedi yatırımlarına yönelik kullanılan analiz yöntemi de teknik analizdir. Bu çalışmada bu analiz yönteminin BIST 30 Katılım Endeksinde yer alan paylar üzerinde test edilmesi yoluyla etkinliği ve verimliliği ölçülmeye çalışılmıştır. Çalışmamızda teknik analize ait RSI-MACD ve EMA göstergeleri kullanılmıştır. Bu göstergelerin seçilmesinin temel sebebi de en çok kullanılan teknik analiz göstergeleri olmalarıdır. Sonuç olarak elde edilen bulgular teknik analize ait göstergeler kullanılarak bu göstergelerin ürettiği sinyaller sonucunda alım-satım kararının verilmesi halinde önemli kârlar elde edilebileceği tespit edilmiştir. Aynı zamanda kısa vade de teknik analize dayalı yatırım yapmanın avantajlı bir yol olduğu kanaatine varılmıştır
Uluslararası işletmelerde algılanan yönetici desteği ve tükenmişlik sendromu: Şırnak ili örneği
Küreselleşen günümüz dünyasında uluslararası işletmelerin yoğun bir rekabet içinde bulunmaları beklenen bir durumdur. Uluslararası işletmelerin bu yoğun rekabet ortamında tutunabilmeleri için doğru bir stratejiye sahip olmaları gerekmektedir. İşletmelerin en temel varlıklarından olan insan kaynaklarını doğru bir strateji ile yönetmeleri rekabet noktasında işletmeye rakiplerine göre önemli bir avantaj kazandırabilmektedir. İşletmelerin çalışanlarına yönetici kanallarıyla maddi, manevi veya duygusal yönden destek olmaları, çalışanları işletmeyi sahiplenme noktasında daha duyarlı davranmalarını sağlamasının yanı sıra çalışanların yaşadıkları tükenmişlik sendromunu azaltabilmektedir. Bu araştırmanın amacı, rekabetin yoğun olduğu uluslararası arenada faaliyet gösteren işletme çalışanlarının yaşaması muhtemel tükenmişlik sendromlarının algıladıkları yönetici desteğinden nasıl etkilendiğini göstermektir. Şırnak ilinde faaliyet gösteren uluslararası işletmelerde çalışan 127 personelin katılımı ile yapılan bu araştırma sonucunda; algılanan yönetici desteğinin, çalışanların tükenmişlik sendromunun alt boyutu olan duygusal tükenme üzerinde negatif yönde anlamlı bir etkisi olduğu görülmüştür. Algılanan yönetici desteğinin, çalışanların tükenmişlik sendromunun alt boyutu olan duyarsızlaşma üzerinde negatif yönlü ancak anlamlı olmayan bir etkiye sahip olduğu görülmüştür. Algılanan yönetici desteğinin, çalışanların tükenmişlik sendromunun alt boyutu olan kişisel başarı hissinde azalış üzerinde negatif yönde anlamlı bir etkisi olduğu görülmüştür
Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu (ECOWAS) ve Türkiye ekonomik ilişkileri
Ülkeler uluslararası ticaretin faydalarından yararlanabilmek için ekonomik işbiliği ve serbest ticaret anlaşmaları yapmaktadır. Afrikada da birçok uluslararası anlaşma gerçekleşmektedir. Bunlardan bir tanesi de ECOWAS olarak isimlendirilen yapılanmadır. Ekonomik entegrasyon ve ekonomik ortaklık anlaşmalarının, ekonomileri giderek küresel ekonomiye dönüştürürken Batı Afrika veya ECOWAS ülkeleri için bir dizi politika sorunu meydana getireceği açıktır. Bununla birlikte, Ekonomik birlikler ECOWAS ülkelerinde küresel ticareti ve bölgesel entegrasyon gündemini takip etmek için bir fırsat sunmaktadır. Bu çalışmada ECOWAS'ın yapısı ortaya konacak ve daha sonra Türkiye ile olan ekonomik ilişkileri incelenecektir.
Türkiye'de turizm ve ihracat ilişkisi (2002-2021)
Turizm özellikle gelişmekte olan ülkeler açısından oldukça önemli sektörlerden biridir. Çünkü bu ülkelerde dış ticaret açıkları meydana gelebilmekte ve bu açık finansman ihtiyacını artırmaktadır. Turizm, dış ticaretin hizmet sektörü olarak önemli gelir kalemleri arasında yer almaktadır. Turizm hareketliliği özellikle 1950'li yıllardan sonra dünya genelinde, 1980'li yıllardan sonra da Türkiye'de artış göstermiştir. Ülkelerin ihracat ve ithalat işlemlerinden oluşan dış ticaret döviz rezervleri başta olmak üzere ülkenin ekonomik göstergelerine etki eden bir faktördür. Dış ticarette ekonominin dışa açık ya da kapalı olması önemlidir. Dışa açık ekonomiler gelişme kaydetmekte ve dış ticaret dengesine ulaşabilmektedir. Bu durum dış ticaretin fazla vermesini sağlayarak dış ticaret açıklarını kapatabilmektedir. Bu denli etkili olan dış ticaretin, doğrudan bir ihracat olarak kabul edilmese de gelir getirici yönüyle turizm ile bağlantısı önemlidir. Çünkü gelişmiş turizm sektörleri önemli düzeyde döviz geliri sağlamaktadır. Bu çalışmada 2002-2021 dönemini kapsayan veri setleri aracılığıyla Türkiye'de turizm ile dış ticaret ilişkisi Granger nedensellik analizi yoluyla araştırılmıştır. Analiz sonuçlarına göre ihracat gelirinde bir artış meydana geldiğinde turizm gelirinde de bir artış olduğu, turizm gelirinde bir artış meydana geldiğinde de ihracat gelirinde bir artış meydana geldiği sonucuna ulaşılmıştır. Sonuç olarak turizm ve ihracat gelirleri arasında nedensellik ilişkisi tespit edilmiştir.
Ar-ge ve ihracat arasındaki nedensellik ilişkisi: 1996-2019 Türkiye uygulaması
Son yıllarda teknolojinin hızla gelişmesi, inovasyon faaliyetlerinin de pek çok alanda etkili olmaya başlamasına neden olmuştur. İnovasyonun en önemli araçlarından biri ise Ar-Ge'dir. Ar-Ge faaliyeti sağlayan firmalar, hizmet ve ürünlerin iyileştirilmesi, rekabet gücünün arttırılması ve pazarda farklılık yaratılması gibi hedefler koyar. Bu faaliyetlere önem veren firmalar aynı zamanda ihracat faaliyetlerine de yönelerek dış dünyaya açılmak isterler. Bu çalışmada, Ar-Ge ve ihracat arasındaki nedensellik ilişkisi 1996-2019 arasındaki dönemde Türkiye verileriyle incelenmiştir. Çalışmada ilk olarak, değişkenlerin durağanlıklarını ölçmek amacıyla ADF birim kök testi yapılmıştır. Diagnostic test yapılarak VAR modelinin durağan olduğu desteklenmiştir. Sonrasında yapılan etki-tepki analizi ile ihracat değişkeninin Ar-Ge değişkenini etkilediği ancak, Ar-Ge değişkeninin, ihracat değişkeni üzerinde bir etkisi olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Granger Nedensellik Testi ve Toda Yamamoto Testleri ile de bu sonuç desteklenerek, ihracattan, Ar-Ge'ye doğru tek yönlü bir nedensellik olduğu incelenmiştir. Buna göre Ar-Ge faaliyetleri ihracat değerlerinde bir artışa neden olmazken, ihracat değerlerinin artması Ar-Ge faaliyetlerinde bir artışa neden olabilmektedir. Anahtar Kelimeler: İnovasyon, Ar-Ge, ihracat, nedensellik
Doğrudan yabancı yatırımlar ve kurumsal kalite küresel finansal kriz öncesi ve sonrası için karşılaştırmalı bir analiz
Dünyada ulaşım ve iletişim kanallarının gelişmesi ve teknolojik kazanımların artması ile birlikte küreselleşme hız kazanmıştır. Küreselleşme ile birlikte ülkelerin karşılıklı bağımlılıkları artmış ve finansal entegrasyonu da beraberinde getirmiştir. Bu doğrultuda sermaye hareketlerindeki kısıtlamalar önemli ölçüde azaltılmış ve sermaye akımlarının belirleyicileri önemli bir konu haline gelmiştir. Sermaye akımlarını belirleyen faktörler arasında son yıllarda kurumsal kalite kavramı öne çıkmaktadır. Bu çalışmanın amacı doğrudan yabancı yatırımlar ile kurumsal kalite arasındaki ilişkiyi analiz etmektir. Dünyadaki doğrudan yabancı yatırımların ortalaması alınarak ortalama üzerinde ve altında kalan ülkeler; en çok doğrudan yabancı yatırım çeken ve en az doğrudan yabancı yatırım çeken ülkeler olarak belirlenmiştir. 2008 küresel finansal krizinin doğrudan yabancı yatırımların yapısında önemli etkilere sahip olması nedeniyle kriz öncesi (1996-2007) ve kriz sonrası (2008-2021) dönemler için statik ve dinamik modellerle ampirik analizler gerçekleştirilmiştir. Çalışma sonucunda; Temel Bileşen Analizi ile oluşturulmuş kurumsal kalite endeksinin kullanıldığı analizde kurumsal kalite endeksi ile DYY arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanamamıştır. Kurumsal kalitenin alt göstergeleri ile yapılan analizler sonucunda; politik istikrar göstergesinin kriz öncesi dönemde en çok DYY çeken ülkelerde, kriz sonrası dönemde ise en az DYY çeken ülkelerde DYY üzerinde pozitif etkisi olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca kurumsal kalite alt göstergelerinden hükümet etkinliğinin, kriz öncesi dönemde en az DYY çeken ülkelerde DYY girişleri üzerinde negatif etkileri olduğu saptanmıştır. Son olarak ticarete açıklık ve finansal gelişmenin DYY üzerinde önemli etkileri olduğu tespit edilmiştir.
Faiz politikalarının para arzı üzerindeki etkisinin zaman serisi analizi ile incelenmesi
Bu çalışma, faiz politikalarının para arzı üzerindeki etkisini zaman serisi analizi ile incelemeyi amaçlamaktadır. Tez, ekonomik literatürde önemli bir konu olan faiz politikalarının para arzı üzerindeki etkilerini anlamak ve analiz etmek için bir araç olarak zaman serisi analizini kullanmaktadır. Çalışmanın odak noktası, belirli bir dönemde faiz politikalarının para arzı üzerindeki etkilerini analiz etmek ve bu etkilerin zaman içinde nasıl değiştiğini incelemektir. Bu tez, faiz politikalarının para arzı üzerindeki etkilerini anlamak ve gelecekteki para politikası kararlarını desteklemek için önemli bir katkı sağlamayı hedeflemektedir. Ekonomistlere, politika yapıcılara ve akademisyenlere faiz politikalarının para arzı üzerindeki etkilerini anlamak ve analiz etmek için bir çerçeve sunulmaktadır.
Makroekonomik değişkenler ile BİST-100 endeksi arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmanın önemi, Türkiye'nin önde gelen borsa endeksi olan Borsa İstanbul (BIST-100) ile makroekonomik göstergeler arasındaki ilişkinin ortaya konulmasında yatmaktadır. Literatürde, özellikle Türkiye ekonomisi açısından BIST-100 Endeksi'nin makroekonomik değişkenlere duyarlılığı üzerine yapılan çalışmalar sınırlıdır. Bu boşluğu doldurmak amacıyla, bu çalışma BIST-100 Endeksi'nin ağırlıklı ortalama fonlama maliyeti, Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE), Dolar/TL kuru ve sanayi üretim endeksi gibi kilit makroekonomik değişkenlerle ilişkisini incelemeyi amaçlamaktadır. Analizlerde, 2011 yılı Ocak ayından 2024 yılı Mayıs ayına kadar olan döneme ait aylık veriler kullanılmıştır. Bu dönem, Borsa İstanbul'da yabancı yatırımcı oranının en yüksek seviyelerden en düşük seviyelere kadar değişimini kapsayan geniş bir zaman dilimini içermektedir. Çalışmada kullanılan yöntemler aracılığıyla, faiz oranlarındaki değişimlerin BIST-100 Endeksi üzerinde ters yönde etkili olduğu; enflasyondaki artışların ise endeks üzerinde aynı yönde bir etki yaptığı sonucuna ulaşılmıştır. Yani, faizlerin artmasıyla BIST-100 Endeksi'nin düştüğü, enflasyonun yükselmesiyle ise endeksin değer kazandığı gözlenmiştir. Bu bulgular, Türkiye borsasının ekonomik dinamiklere duyarlılığını göstererek yatırımcılar ve politika yapıcılar için önemli çıkarımlar sunmaktadır. Çalışmanın politika önerileri, ekonomik büyümeyi destekleyen ve piyasaları istikrara kavuşturacak faiz ve enflasyon politikalarının önemini vurgulamaktadır. Bu analiz, Türkiye borsası ile makroekonomik değişkenler arasındaki etkileşimi ortaya koyarak finansal karar alma süreçlerine katkı sağlamayı hedeflemektedir.
Kripto paraların gelişimi ve para piyasalarındaki yerinin analizleri
Bu çalışmada, kripto para fiyat hareketlerini etkileyen temel faktörler, kısa ve uzun vadeli fiyat tahminlerinin uygulanabilirliği ve bu tahminlerin hangi değişkenlerden etkilendiği araştırılmıştır. Ek olarak, minimum hata ile en güvenilir tahmini elde edebilmek için hangi yapay zekâ yönteminin tercih edilmesi gerektiği sorusu ele alınmıştır. Bu doğrultuda, derin sinir ağları da kullanılarak gerçeğe en yakın tahmin aralığını belirlemeye yönelik bir model geliştirilmiş ve elde edilen bulguların yatırımcılar ile piyasa yapıcılar için rehber niteliğinde olması amaçlanmıştır. Çalışmada, kripto para piyasalarında fiyat tahminlerini iyileştirmek için farklı yapay zekâ tekniklerini entegre eden bir yaklaşım sunulmuştur. Zaman serisi verileri durağanlık açısından analiz edilmiş ve tahmin doğruluğu üzerindeki etkisini değerlendirmek amacıyla ADF, PP ve KPSS testleri uygulanmıştır. VAE- GAN modeli ile gerçekleştirilen tahminler, modelin durağanlaştırılmış verilerle eğitildiğinde değişken piyasa koşullarına daha iyi uyum sağladığını ortaya koyarken, durağanlaştırılmamış verilerle yapılan analizler, yüksek piyasa değeri ve işlem hacmine sahip varlıklar için daha yüksek doğruluk oranı sağlamıştır. Bulgular, yapay zekâ tabanlı modellemenin kripto para fiyat tahmini açısından güçlü bir yöntem sunduğunu göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Kripto para, dijital dönüşüm, yapay zekâ, derin öğrenme, VAE-GAN.
Yükselen piyasa ekonomilerinde finansal entegrasyon: Faktör modellerinden kanıtlar
Bu çalışmanın amacı, 2005–2025 dönemi için 23 yükselen piyasa ekonomisinin hisse senedi piyasalarına ilişkin kapsamlı bir veri seti kullanarak finansal entegrasyon yapısını incelemektir. Araştırmanın temel odağı, finansal entegrasyonun asimetrik bir yapı gösterip göstermediğini analiz etmektir. Bunun için geleneksel ve kantil faktör modellerinden yararlanılmaktadır. Ayrıca, gözlemlenebilir makroekonomik ve finansal faktörlerden oluşan bir değişken seti oluşturularak, bu değişkenlerin gözlemlenemeyen faktörleri açıklama gücü analiz edilmektedir. Sonuçlar, yükselen piyasa ekonomilerinde finansal entegrasyonun belirgin biçimde rejim bağımlı bir yapıya sahip olduğunu göstermektedir. Normal piyasa koşullarında ortak faktörlerin açıklama gücü yüksekken, pozitif ve negatif aşırı getiri dönemlerinde ülkeye özgü faktörlerin güçlendiği gözlemlenmektedir. Bu sonuçlar, finansal entegrasyonun stokastik bir süreç değil, piyasa duyarlılığına bağlı olan dinamik bir süreç olduğunu ortaya koymaktadır. Ayrıca, finansal entegrasyonun düzeyini belirleyen faktör yapısının makro-finansal açıdan büyük ölçüde küresel finansal koşullar (VIX, kur, emtia fiyatları) tarafından yönlendirildiği görülmektedir.
Sürdürülebilir kalkınma ve çevre bilincinin oluşturulmasında kooperatiflerin rolü: Dalyan örneği
Daha sonra doldurulacaktır
Mesleki tükenmişliğin, işe yabancılaşma ve sanal kaytarma ile ilişkisinin incelenmesi: Muhasebe meslek grupları üzerine bir araştırma
Bu çalışma, mesleki tükenmişliğin, sanal kaytarma ve işe yabancılaşma davranışı arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla muhasebe meslek grupları ve büro çalışanları üzerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırma genel tarama niteliğinde gerçekleştirilmiş ve örnekleme ulaşılmasında kolayda örnekleme yönteminden yararlanılmıştır. Araştırma için muhasebe sektörü çalışanları tercih edilmiş ve 239 kişi araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Araştırmada gerekli verilerin toplanması için nicel veri toplama tekniklerinden anket yöntemi kullanılmıştır Anketin ilk bölümünde katılımcıları tanımlayıcı demografik sekiz soru (cinsiyet, yaş, medeni durum, eğitim, tecrübe yılı, mesleki unvan, odadaki kişi sayısı ve gelir); diğer bölümlerde ise " Maslach Tükenmişlik Ölçeği", "Sanal Kaytarma Ölçeği" ve "İşe Yabancılaşma Ölçeği" olmak üzere üç ölçek yer almaktadır. Araştırmada elde edilen verilerin analizi SPSS V22.0 paket programında yapılmıştır. Araştırmada yer alan demografik değişkenler ile farklılıkların incelenmesinde ikili grupların karşılaştırılmasında t-testi; çoklu grupların karşılaştırılmasında ise ANOVA testi kullanılmıştır. ANOVA testi uygulanmadan önce grupların homojenliğinin incelenmesi için ise Levene's varyans homojenlik testinden yararlanılmıştır. Homojenlik göstermeyen çoklu karşılaştırmalarda ise Welch veya Brown-Forsythe testlerinden yararlanılmıştır. Araştırma değişkenleri arasındaki ilişkiyi incelemek için serpilme diyagramı yapılmış ve korelasyon analizinden yararlanılmıştır. Araştırma sonucunda; Tükenmişliğin cinsiyet değişkenine göre anlamlı bir farklılık göstermediği; yaşa göre duygusal tükenmişlik ve duyarsızlaşma boyutlarında; eğitim durumuna göre kişisel başarı boyutunda; tecrübe yılı ve mesleki unvana göre duygusal tükenmişlik ve duyarsızlaşma boyutunda anlamlı farklılıklar olduğu görülmüştür. Sanal kaytarma değişkeninin cinsiyet değişkenine göre e-posta faaliyetleri boyutunda; yaşa, eğitim durumuna, tecrübe yılına, mesleki unvana göre her iki alt boyutta da anlamlı farklılıklar görülmüştür. İşe yabancılaşma değişkeninde ise cinsiyet, eğitim durumu ve tecrübe yılı değişkenlerine göre gruplar arası anlamlı bir farklılık bulunmazken; yaş ve mesleki unvana göre gruplar arası anlamlı farklılıklar olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Korelasyon analizi sonucunda ise, sanal kaytarmanın internette gezinme alt boyutu ile yalnızca duyarsızlaşma boyutu arasında anlamlı bir ilişki olduğu; işe yabancılaşmanın tükenmişliğin bütün boyutları ile anlamlı ilişkisinin olduğu; işe yabancılaşma ile sanal kaytarmanın alt boyutları arasında anlamlı bir ilişki bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Üretim işletmelerinde safha maliyet yönteminin önemi: Muğla ilinde arıcılık sektörü üzerine bir uygulama
Muhasebe, işletmelerin en önemli fonksiyonlarından biridir. İşletmelerin objektif belgelere göre gerçekleştirilen işlemlerinin kayıt altına alınması, sınıflandırılması ve özetlenmesini sağlar. Doğru bir muhasebe sistemine sahip olmak işletmelerin geleceği açısından oldukça önemlidir. Üretim işletmelerinde işletmenin işlevine uygun olarak seçilmiş maliyet muhasebesi, işletmelerin maliyetleri ile ilgili doğru ve güvenilir bilginin sağlıklı bir şekilde ortaya konmasını sağlayacaktır. Maliyet yöntemlerinin doğru şekilde belirlenmesi ve sağlıklı bir şekilde ortaya konulması günümüzde üretim işletmelerinde büyük sorunlar teşkil etmektedir. Bu çalışmanın amacı; üretim işletmelerinde kullanılan maliyet yöntemlerinin çeşitli yönleriyle tartışılmasıdır. Çalışmanın amacı, temel petek sektörünün üretim ve maliyet yapısını ortaya koyarak, örnek işletme için en ideal maliyet yöntemi ile birim maliyeti hesaplayabilmektir. Bu amaçla gelişmekte olan bir sektör olan arıcılık ürünleri, balmumu ve temel petek ürünlerinin üretimini yapan sektörün yapısını ortaya koyarak, maliyetlerin doğru bir biçimde tespit edilmesi ve doğru kararlar alınması için gerekli olan safha maliyet sisteminin, Muğla'da faaliyet gösteren XYZ üretim işletmesinde nasıl uygulanacağı anlatılmaktadır. Anahtar Kelimeler: Maliyet Muhasebesi, Maliyet Yöntemleri, Safha Maliyet Yöntemi, Arıcılık, Temel Petek
Duygusal emek ve işten ayrılma niyeti arasındaki ilişkide kurumsal imaj algısının rolü: Çağrı merkezi çalışanları örneği
Örgüt ve müşteri arasında bir nevi köprü görevi gören çalışanın hizmet sunma şekli, bu sırada sergilediği duygu ve davranışlar, rekabet koşulları açısından önem kazanmıştır. Müşterilerle etkileşimlerinde, örgütün çalışanlardan beklediği duygusal emek davranışları örgüt için olumlu sonuçlar doğururken, bu etkileşim sırasında çalışanların sergilediği duygular ile gerçekte hissettiği duygular arasında uyumsuzluk olması bireylerin çalıştığı kurum hakkındaki algısının değişmesi ve işten ayrılma niyeti gibi olumsuz durumlara yol açmaktadır. Bu araştırmanın amacı, duygusal emek alt boyutları ile işten ayrılma niyeti arasındaki ilişkide kurumsal imaj algısının rolünü belirleyebilmektir. Bu kapsamda, İzmir ve Denizli illerindeki çağrı merkezlerinde görev yapmakta olan 303 çalışandan anket tekniği ile veri toplanmıştır. Verilerin analizi sürecinde tanımlayıcı istatistiksel analizler, faktör analizi, güvenirlik ve geçerlik analizi, korelasyon analizi, regresyon analizi ve sobel testi yapılmıştır. Yapılan analiz sonuçlarına göre çalışanların duygusal emeğin alt boyutlarından olan yüzeysel davranışın işten ayrılma niyeti üzerinde anlamlı bir etkinin olmadığı, derinlemesine ve samimi davranış ile anlamlı ve negatif yönlü bir ilişkisi olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca duygusal emeğin alt boyutları olan yüzeysel ve samimi davranışın kurumsal imaj algısı üzerinde anlamlı ve pozitif yönlü bir ilişkisi olduğu belirlenirken, derinlemesine davranış ile arasında anlamlı bir ilişki olmadığı tespit edilmiştir. Çalışanların işten ayrılma niyetiyle kurumsal imaj algısı arasındaki ilişkisine bakıldığında anlamlı ve negatif yönde olduğu belirlenmiştir. Çalışmada kurumsal imaj algısının yüzeysel ve işten ayrılma niyeti arasındaki rolüne bakıldığında herhangi bir anlamlılık etkisi bulunamazken, derinlemesine davranış ile işten ayrılma niyeti arasındaki ilişkisinde tam aracılık etkisi, samimi davranış ile işten ayrılma niyeti arsındaki ilişkisinde ise kısmi aracılık etkisine rastlanmıştır.
Lider üye etkileşimi ve psikolojik güçlendirmenin örgütsel özdeşleşme üzerinde etkisi: Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi örneği
Değişimin hız kazandığı günümüzde, örgütler için insan unsuru büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle örgütler verimliliği arttıran stratejiler üretmeye çalışmaktadır. Örgütsel özdeşleşmenin, verimliliğin arttırılmasında önemli bir rol oynadığı ifade edilebilmektedir. Örgüt ile çalışanlar arasındaki duygusal bağ olarak tanımlanan örgütsel özdeşleşme, örgüt içinde çalışanların memnuniyet ve performansını etkileyerek örgütsel başarıyı etkileyebilmektedir. Bu nedenle bu araştırmanın amacı, lider üye etkileşimi, psikolojik güçlendirme ve örgütsel özdeşleşme değişkenleri arasındaki ilişkiyi incelemektir. Bu amaç doğrultusunda araştırmada, lider üye etkileşimi, psikolojik güçlendirme ve örgütsel özdeşleşme arasındaki ilişkiler kavramsal olarak incelenmiş ve oluşturulan hipotezler test edilmiştir. Araştırmada veriler anket tekniği kullanılarak elde edilmiştir ve elde edilen tüm veriler SPSS Statistics Base 22.0 programı ile incelenmiştir. Anket çalışmasında lider-üye etkileşimi için Liden ve Maslyn (1998) tarafından geliştirilen ve Türkçe uyarlaması Baş, Keskin ve Mert (2010) tarafından yapılan "LMX" ölçeği, örgütsel özdeşleşme için Mael ve Ashforth (1992) tarafından geliştirilen ve Türkçe uyarlaması Tüzün (2006) tarafından yapılan "Örgütsel Özdeşleşme Ölçeği" ve Spreitzer'in (1995) geliştirdiği Sürgevil, Tolay ve Topoyan tarafından (2013) Türkçeye uyarlanan "Örgütsel Adalet" kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi'nde görev yapan 298 akademik ve idari personel oluşturmaktadır. Elde edilen verilere faktör, korelasyon ve regresyon analizi uygulanmıştır. Araştırma bulguları sonucunda; lider üye etkileşimi ve örgütsel özdeşleşme arasında, psikolojik güçlendirme ve örgütsel özdeşleşme arasında pozitif ve anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: lider-üye etkileşimi, psikolojik güçlendirme, örgütsel özdeşleşme
Sanal kaytarma ve örgütsel bağlılık arasındaki ilişkinin incelenmesi: Madencilik sektöründe bir araştırma
Teknolojinin gelişimine paralel olarak bilişim teknolojilerinin yoğun olarak kullanımı ile birlikte örgütlerde birçok operasyonun koordine edilmesi ve aralarındaki bilgi alışverişi çok daha kolay hale gelmiştir. Günümüz koşullarında internet kullanımının her alanda yaygınlaşması sebebiyle bu durum örgütlerde pekçok olumsuz duruma da sebep olmaktadır. Bu olumsuz davranışlardan biri de üretkenlik dışı davranışlardan biri olan "Sanal Kaytarma Davranışları"dır. Dünya üzerinde teknolojik altyapının yaygınlaşması ile birlikte işyerlerinde kalite, verim ve performans artışlarının yaşanması kaçınılmaz bir hale gelmiştir. Dolayısıyla insan kaynağı, şirketlerin oldukça önemsedikleri faktörlerin başında gelmektedir. Bu yüzden şirketler potansiyel insan kaynağını ellerinde tutabilmenin yollarını aramaktadırlar. Özellikle nitelikli insan kaynağını kaybetmemek için işgörenlerin örgütsel bağlılıklarını sağlamak durumundadırlar. Bu çalışmada örgütsel bağlılığın sanal kaytarma davranışları üzerindeki etkisi madencilik sektörü kapsamında incelenecektir. Araştırmada kapsamında Muğla ili sınırları içerisinde madencilik sektöründe çalışan 340 çalışan üzerinde anket çalışması yapılmıştır. Elde edilen verilerin analizinde güvenilirlik analizi, faktör analizi, t-testi, tek yönlü varyans analizi, korelasyon analizi ve regresyon analizlerinden yararlanılmıştır. Yapılan analiz sonuçlarına göre örgütsel bağlılık, sanal kaytarma ve onların alt boyutları ile demografik özellikler arasında anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Örgütsel bağlılık ve sanal kaytarma arasında anlamlı bir ilişki bulunmazken, sanal kaytarma ve önemli sanal kaytarma ile normatif bağlılık arasında, önemli sanal kaytarma ile devam bağlılığı arasında anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Sanal Kaytarma, Örgütsel Bağlılık, Madencilik Sektörü
Duygusal emek, işgören performansı ve işe yabancılaşma arasındaki ilişkilerin incelenmesi: Satış danışmanları üzerine bir araştırma
Günümüzde hizmetin sunumu önemli hale gelmiştir. Bu sebeple, örgütler rekabet avantajı elde edebilmek için müşteri memnuniyetine önem vermektedir. Örgütler, müşteri memnuniyeti sağlamak ve müşterilerin kendilerini daha iyi hissedebilmeleri için birtakım duygusal davranış kuralları belirlemektedir. İşgörenler hizmet sunumu esnasında bu davranış kurallarına uymak zorundadır. Böylece fiziksel ve zihinsel olarak yapılan işlere duygular da dahil olmakta ve duygular işin bir parçası haline gelmektedir. Diğer taraftan insanların, iş esnasında gerçek duyguları ile uyumsuz olan duygusal davranış kurallarını sergilemek durumunda olmaları onları olumsuz etkileyebilmektedir. Bu açıdan duygusal emek davranışı kavramı, tez çalışması kapsamında odaklanılan temel kavram olmuştur. Bu araştırmanın amacı, satış danışmanlarının duygusal emek davranışları ve işgören performansları ile işe yabancılaşmaları arasındaki ilişkiyi incelemektir. Çalışmada veri toplama aracı olarak anket tekniğinden faydalanılmıştır. Bu kapsamda, Trabzon ilinde bulunan AVM'lerde görev yapmakta olan 255 satış danışmanı üzerinde veri toplanmıştır. Verilerin analizi sürecinde tanımlayıcı istatistiksel analizler, güvenilirlik analizi, faktör analizi, korelasyon analizi ve regresyon analizi yapılmıştır. Araştırmanın sonuçlarına göre, duygusal emek ve işe yabancılaşma arasında istatistiki olarak anlamlı ve pozitif yönlü bir ilişki belirlenmiştir. Duygusal emeğin alt boyutu olan yüzeysel davranış ve samimi davranış ile işe yabancılaşma ve alt boyutları arasında anlamlı bir ilişki olmadığı, ancak derinden davranış boyutunun, işe yabancılaşmanın alt boyutu olan kendine yabancılaşma boyutu ve özerklik boyutu ile arasında istatistiki olarak anlamlı ve pozitif yönlü bir ilişki saptanmıştır. Diğer taraftan, işgören performansı ile işe yabancılaşma ve alt boyutları arasında istatistiki olarak anlamlı ve negatif yönlü bir ilişki belirlenmiştir.
Çin Halk Cumhuriyeti doğrudan yabancı yatırımlarının bir kuşak bir yol girişimi perspektifinden sektörel analizi
Çalışmamızda Çin Halk Cumhuriyeti tarafından gerçekleştirilen ve küresel ekonomide ciddi yer kaplayan doğrudan yabancı yatırımları ele aldık. Çin Halk Cumhuriyeti tarafından 2013'te deklare edilen Kuşak Yol Girişimi projesi kapsamında olan doğrudan yabancı yatırımlara sektörel bir bakış açısından odaklanarak, Çin ekonomisinde oluşturduğu etkileri analiz etmeyi amaçladık. İlk bölümde doğrudan yabancı yatırımları teori bazında bütünüyle ele aldık ve ülke ekonomilerine, dış ticaretlerine olan öneme değindik. Ek olarak küresel ve Türkiye ekonomisi için önemini inceledik. İkinci bölümde dünyada öne çıkan yabancı yatırımcı ülkeleri ve Çin Halk Cumhuriyeti'nin DYY'sini küresel ölçekte ve Türkiye ekonomisindeki yer alan kısmını inceledik. Bunları yaparken sektörel bakış açısını odak noktamız yaptık. Analiz bölümünde ise belirlediğimiz sektörlerdeki DYY gelişimini ele alarak Çin ekonomisinin bu yatırımlardan etkisini ölçtük. KYG ve Kovid-19 pandemisinin Çin DYY'si üzerinde sahip olduğu etkiyi ele aldık. Sonuçlarımıza göre; DYY'ler Çin Halk Cumhuriyeti ekonomisi için hayati bir öneme sahip olduğunu, ekonomik kalkınma ve dış ticareti arttırdığına ek olarak işsizliği azalttığını ve enflasyondan olumsuz etkilendiğini tespit ettik. Ayrıca ekonomik etkiye sahip olan Kovid-19 pandemisinin Çin toplam DYY'sini azalttığını da gözlemledik. Ayrıca KYG projesinin Çin ekonomisindeki; dış ticareti, ekonomik büyümeyi ve DYY miktarını arttırdığını da tespit ettik.
Marka sevgisi, markaya duyulan güven, marka imajı ve yüksek fiyat ödeme isteğinin yeniden satın alma niyetine etkisi üzerine bir inceleme
Günümüzde tüketiciler, geniş ürün yelpazesi ve yoğun rekabet ortamında markalarla duygusal bağlar kurarak satın alma kararlarını şekillendirmektedir. Özellikle cep telefonu sektörü, markalar arasında yoğun rekabetin yaşandığı, tüketicilerin markaya bağlılık gösterme eğiliminde olduğu bir alan olarak karşımıza çıkmaktadır. Tüketiciler sadece ürün özellikleriyle değil, aynı zamanda markaya duydukları güven, sevgi ve marka imajına göre de satın alma kararlarını vermektedir. Bu bağlamda, marka sevgisi, marka güveni, marka imajı ve yüksek fiyat ödeme isteğinin tüketicilerin yeniden satın alma niyeti üzerindeki etkisini incelemek önemli bir araştırma konusu haline gelmiştir. Bu çalışmada, tüketicilerin tekrar eden satın alma kararlarında marka sevgisi, güven, marka imajı ve yüksek fiyat ödeme isteğinin rolü araştırılmıştır. Araştırma kapsamında, 287 katılımcı üzerinde anket yöntemiyle veri toplanmış ve elde edilen veriler SPSS programı kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırma bulgularına göre marka sevgisi, marka güveni ve yüksek fiyat ödeme isteği yeniden satın alma niyeti üzerinde anlamlı ve pozitif bir etkiye sahipken marka imajının yeniden satın alma niyeti üzerinde etkisi tespit edilememiştir. Araştırma sonuçları cep telefonu sektöründe marka sevgisi, güven ve yüksek fiyat ödeme isteğinin tüketicilerin tekrar eden satın alma davranışlarında kritik bir rol oynadığını ortaya koymaktadır. Elde edilen sonuçların, işletmelerin marka yönetimi ve pazarlama stratejilerini geliştirmelerine katkı sağlaması beklenmektedir
Uluslararası havayolu hisse senedi getirilerinin oynaklığının GARCH yaklaşımıyla VIX, Brent petrol fiyatları ve ekonomik politika belirsizliği endeksi üzerine bir inceleme
Günümüzde küresel belirsizliklerin etkisiyle finansal piyasalarda dalgalanma sıklığının arttığı gözlemlenmekte olup bu durum özellikle belirsizlik koşullarına hassasiyet gösteren sektörlerde yatırımcı kararlarını doğrudan etkilemektedir. Belirsizlik dönemleri dikkate alındığında uluslararası ticarette stratejik öneme sahip olan havayolu taşımacılığı sektörü, jeopolitik riskler, ekonomik kırılganlıklar, petrol fiyatlarındaki dalgalanmalar ve politika belirsizlikleri gibi dışsal şoklara son derece duyarlı bir yapıya sahiptir. Bu nedenle, küresel belirsizlik göstergelerinin bu sektör üzerindeki etkilerinin doğru biçimde modellenmesi, hem yatırımcılar hem de politika yapıcılar açısından büyük önem taşımaktadır. Bu çalışmanın amacı, küresel belirsizlik göstergesi olan (VIX) endeksi (piyasa oynaklık göstergesi), Brent petrol fiyatları ve Ekonomik Politika Belirsizliği Endeksi'nin (EPU) uluslararası havayolu şirketlerinin hisse senedi getirilerinin oynaklığı üzerindeki etkilerini analiz etmektir. Bu kapsamda, Japonya, ABD, Türkiye, Almanya, Fransa, Güney Kore, Tayvan, Hong Kong ve Singapur gibi farklı coğrafi bölgelerde faaliyet gösteren on büyük ölçekli havayolu şirketine ait 2015–2022 dönemini kapsayan günlük hisse getirisi verileri kullanılmıştır. Sonuçlar genel olarak, havayolu sektöründe hisse senedi getirilerinin oynaklığının küresel belirsizlik faktörlerinden (özellikle VIX) önemli ölçüde etkilendiğini; Brent ve EPU etkilerinin ise daha çok firma ve bölgesel koşullara göre değişkenlik gösterdiğini ortaya koymuştur. Model karşılaştırmalarında EGARCH modeli, diğer modellere kıyasla daha güçlü performans sergilemiştir. Anahtar Kelimeler: Brent, Ekonomik Politika Belirsizliği, Havayolu Hisseleri, Oynaklık
Influencer kredibilitesinin satın alma niyeti ve daha çok ödeme isteğine etkisi
Bu çalışmanın amacı influencer kredibilitesinin influencera olan bağlılık, satın alma niyeti ve daha çok ödeme isteğine etkisini incelemektir. Bu doğrultuda çalışmada influencer kredibilitesi, güvenilirlik, uzmanlık, çekicilik ve benzerlik olmak üzere 4 boyutlu olarak incelenmiştir. Çalışmanın örneklemini Instagramda giyim influencerı takip eden 18-65 yaş arası 158 kişi oluşturmaktadır. SPSS 2025 ve AMOS programlarıyla yapılan analiz sonuçlarına göre influencer kredibilitesinin alt boyutları olan güvenilirlik, uzmanlık, çekicilik ve benzerliğin influencera bağlılığı olumlu ve anlamlı şekilde etkilediği ortaya çıkmıştır. Aynı zamanda, influencera bağlılık satın alma niyetini ve daha çok ödeme isteğini olumlu ve anlamlı olarak etkilemektedir.
Elektronik ticarette kullanılan yapay zekâ uygulamalarının müşteri memnuniyeti üzerindeki etkisi
Bu çalışma, elektronik ticarette kullanılan yapay zekâ uygulamalarının müşteri memnuniyeti üzerindeki etkisini incelemektedir. Araştırma, bu uygulamaların ve sağladığı olanakların müşteriler üzerindeki etkilerini değerlendirerek, elektronik ticaret firmalarının müşteri ilişkileri yönetimi stratejilerinde yapay zekâ teknolojilerinden nasıl yararlanabileceğini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Araştırma, veri analizi, çoğunluğu üniversite öğrencilerinden oluşan 388 kişiden anket yapılarak nicel metodoloji benimsenmektedir. Araştırma kapsamında uygulanan anketlerin 151'i çevrimiçi yöntemle, geri kalan kısmı ise yüz yüze veri toplama tekniğiyle gerçekleştirilmiştir. Bu çalışma kapsamında, elektronik ticaretin gelişimiyle birlikte artan müşteri beklentilerine yanıt verebilmek amacıyla yapay zekâ teknolojilerinin nasıl kullanıldığı ve bu teknolojilerin müşteri memnuniyetine etkileri incelenmiştir. Araştırmada kullanılan anket geçerliliği kanıtlanmış ölçeklerden uyarlanmış 39 sorudan oluşmakta ve 5'li Likert formatında uygulanmıştır. Veriler SPSS ve AMOS programlarıyla analiz edilip, doğrulayıcı faktör analizi ve regresyon gibi istatistiksel yöntemler kullanılmıştır. Araştırma sonucunda elektronik ticarette yapay zekâ uygulamalarının müşteri memnuniyeti üzerinde olumlu etkileri olduğu; farklı demografik ve sosyoekonomik grupların e-ticaret algılarının ve yapay zekâya yönelik tutumlarının çeşitli boyutlarda farklılık gösterdiği ortaya çıkmaktadır. Bu bulgular, e-ticaret platformlarının kullanıcı deneyimini iyileştirme ve hedef kitleye yönelik stratejiler geliştirmede önemli ipuçları sunduğunu belirtmektedir.
Çevresel, sosyal ve yönetişim skorunun finansal performans üzerine etkisi: Borsa İstanbul'da faaliyet gösteren seçili şirketler üzerine bir inceleme
Son yıllarda sosyal bilimlerde hatırı sayılır bir ilgiye konu olan sürdürülebilirlik kavramının tarihsel temellerine bakıldığında 1970li yıllara kadar giden bir geçmişi bulunmaktadır. İlginin artışı bu konunun hem bilimsel literatüre hem de ticari yaşama etkilerini içeren bir dizi yeni bakış açıları sunmaktadır. Piyasa değeri bakış açısıyla işletmelerin bu alanda yaptıkları çabalar hem performansa hem de paydaş ilişkilerine olumlu yansımalar içermektedir. Günümüz dünyasında işletmelerin performans kriterlerinin yanı sıra sürdürülebilirliğin temel boyutları olan çevresel, sosyal ve yönetişim kriterlerine uyum sağlamaları beklenmektedir. İşletmelerin finansal performansına dair bu kriterlerin etkisi konusunda literatürde bir fikir birliği bulunmamaktadır. Bu kapsamda Borsa İstanbul'da işlem gören firmaların çevresel sosyal ve yönetişim skorları ile finansal performansları arasındaki ilişki bu tezin ana konusunu oluşturmaktadır. Bu amaç doğrultusunda bu tezin özgünlüğünü oluşturan faktör daha önce literatürde yer alan çalışmalardan farklı olarak değişkenler arasında bir nedensellik ilişkisinin var olup olmadığının tespiti Dumitrescue-Hurlin Nedensellik Testi ile de incelenmektedir. Bağımlı değişkenler özkaynak karlılıkları ve aktif karlılıkları ele alınırken bağımsız değişken firmaların çevresel sosyal ve yönetişim skorları olarak belirlenmiştir. Çalışmada panel veri regresyon modellerinden havuzlanmış en küçük kareler modeli, sabit etkiler modeli ve rassal etkiler modeli uygulanmış, uygun modeli seçmek için Hausman Test yapılmıştır. Sonuç olarak firmaların çevresel, sosyal ve ekonomik skorları ile aktif kârlıkları ve özkaynak kârlılıkları arasında çift yönlü nedensellik ilişkisine ulaşılmıştır. Bu nedenle elde edilen bulgular iki yöntemde karşılaştırmalı olarak değerlendirilebilmiştir.
Sosyal medya influencerlarının Z kuşağının satın alma niyeti üzerindeki etkisi: Instagram örneği
Günümüzde dijitalleşmenin hızla atmasıyla beraber sosyal medya pazarlamasının hızla gelişmesi ve sosyal medya pazarlamasında farklı pazarlama yöntemlerinin de kullanılmasına imkan sağlamaktadır. Bu yöntemlerden bir tanesi de influencer pazarlamadır. Bu araştırmanın amacı, sosyal medya platformlarından Instagram'da faaliyet gösteren influencerların özelliklerinin (çekicilik, güvenilirlik, uzmanlık, eğlence değeri ve benzerlik) Z kuşağı tüketicilerinin satın alma niyetleri üzerindeki etkisini incelemektir. Günümüzde geleneksel reklam yöntemlerine mesafeli yaklaşan Z kuşağı tüketicilerinin, sosyal medyada aktif olarak takip ettikleri influencerlardan nasıl etkilendiklerini ortaya koymak çalışmanın temel hedefini oluşturmuştur. Böylelikle, pazarlama literatürüne katkı sağlanması ve işletmeler için yol gösterici stratejik öneriler sunulması amaçlanmıştır. Araştırmada nicel araştırma yöntemi benimsenmiş ve veriler çevrim içi anket aracılığıyla toplanmıştır. Araştırmanın evrenini Instagram kullanıcıları oluştururken, örneklem Z kuşağına mensup ve en az bir influencer takip eden bireylerden meydana gelmiştir. Anket formunda katılımcıların demografik özellikleri, Instagram kullanım alışkanlıkları ve araştırma değişkenlerine yönelik ölçekler yer almıştır. Verilerin analizinde sosyal bilimler için istatistiksel analiz tekniklerinden faydalanılmıştır. Elde edilen bulgular, influencerların bazı özelliklerinin Z kuşağının satın alma niyetlerini daha güçlü bir şekilde etkilediğini göstermiştir. Özellikle görsel çekicilik ve takipçilerle kurulan benzerlik ilişkisi, satın alma davranışlarını şekillendirmede öne çıkmıştır. Buna karşılık bazı değişkenlerin ise beklenen düzeyde etkili olmadığı görülmüştür. Katılımcıların sosyal medya kullanımlarına ilişkin değerlendirmeler de influencer pazarlamasının genç tüketiciler üzerindeki rolünü desteklemiştir. Sonuç olarak, Z kuşağı tüketicilerinin satın alma niyetlerinin şekillenmesinde influencerların belirli özelliklerinin öne çıktığı söylenebilir. Bu durum, markaların influencer seçiminde stratejik davranmaları gerektiğini ve hedef kitleye uygun iş birliklerinin satın alma niyetini artırabileceğini ortaya koymaktadır. Araştırma, hem akademik literatüre katkı sağlamakta hem de işletmelere sosyal medya pazarlamasında etkin stratejiler geliştirmeleri için yol göstermektedir.
Yenilenebilir enerji kullanan otel işletmelerinin uluslararası pazarlar için pazarlama iletişim kararlarının TOPSIS yöntemi ile belirlenmesi: Termal otel & SPA üzerine bir uygulama
Enerji, teknolojinin olmazsa olmazı en önemli parçasıdır. Teknolojinin nefes kesen hızı ve dünya nüfusunun hızlı artışı enerji ihtiyacını da aynı hızla artırmaktadır. TV, bulaşık makinesi, fırın, bilgisayar, cep telefonları, otomobil gibi hayatımızı kolaylaştıran daha pek çok şey enerjiyi vazgeçilmez kılmaktadır. Gelişmiş ülkelerin, doğada mevcut her gücü enerji olarak değerlendirmeleri yenilenebilir enerji kavramını oluşturmuş bu sebeple küresel ısınma gibi dünya üzerinde olumsuz etkilere sebep olan fosil yakıt tüketimine alternatif çözümler üretilerek var olan doğal kaynaklar enerjiye çevrilmiştir. Yenilenebilir enerjiyi kullanarak hem çevreye verilen zararı azaltan hem de ekonomilerini destekleyen pek çok sektör gibi enerji gereksiniminin yoğun olduğu turizm sektörü için de yenilenebilir enerji kaynakları büyük önem arz etmektedir. Bu çalışmada, yenilenebilir enerji kullanan çevreye duyarlı Afyon İkbal Termal Otelin, uluslararası pazarda kullanacağı pazarlama iletişimi faaliyetleri için belirlenen kriterlere bağlı olarak TOPSIS yöntemi değerlendirilip önceliklerini belirlemektir. Bu yöntem belirlenirken, Afyon İkbal Termal Otelin, yenilenebilir enerji kullanan otelleri en çok tercih ettiğini belirttiği ABD, İngiltere ve Hollanda pazarında uygulayacağı pazarlama iletişimi faaliyetlerinin önceliği belirlenirken, Afyon İkbal Termal Otelin pazarlama müdürüyle değerlendirme yapılmıştır. Sonuç olarak, bu uygulamada belirlenen alternatifler reklam, halkla ilişkiler ve tanıtım, fuar ve promosyon olarak kriterler ise maliyet, kurumsal itibar sağlamak, rakiplerin stratejileri, teknolojik gelişmeler, hedef pazarın gelişmişlik düzeyi, tüketicilerin çevre duyarlılığı, çevreye yönelik değişen tüketici eğilimleri ve acentaların tutumu olarak belirlenmiştir. ABD ve İngiltere pazarı için öncelik sıralaması; reklam, halkla ilişkiler ve tanıtım, fuar ve promosyon olarak belirlenmiştir. Hollanda pazarının öncelik sıralaması ise, reklam, halkla ilişkiler ve tanıtım, promosyon ve fuar olarak belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Pazarlama İletişimi, Turizm pazarlaması, Yenilenebilir Enerji ve Turizm, TOPSİS
Türkiye'nin ekonomik entegrasyon hareketleri içerisindeki yeri ve yeni bir vizyon: D-8
Dünyada değişen ekonomik ve siyasi dengeler ile birlikte, gerek mevcut pazarlarda yaşanan daralmalar gerekse de siyasi bir takım gerekçelerle taraf olunan entegrasyon hareketleri ile meydana gelen çıkmazlar, Türkiye için hem yeni pazarlara açılmak, hem de taraf olduğu entegrasyonlarla ilişkilerinde masaya daha güçlü oturmasını sağlayarak ilişkilerini sağlıklı bir zemine oturtulması amacıyla çok yönlü bir dış politika izleme ihtiyacı meydana getirmiştir. Bahse konu bu ihtiyacın karşılanması hususunda D-8 her ne kadar 1997 yılında kurulmuş bir entegrasyon hareketi olsa da henüz entegrasyon aşamalarının neredeyse hiç birinde bir ilerleme kaydedilmemiş ve hakkettiği ilgiyi görmemiş bir hareket olarak yeni bir vizyon olarak görülebilir. Bu doğrultuda çalışmada taraf olunan entegrasyonlarla ilişkiler ortaya konmuş ardından D-8 ve Türkiye ile D-8 ilişkileri detaylı olarak mercek altına alınmıştır. Bunların yanı sıra çalışmada Türkiye'nin D-8 ülkeleri ile ithalat ve ihracatındaki artışın Gayrı Safi Yurtiçi Hâsılasına etkisini ölçülmek amacıyla zaman serisi analizi uygulaması yapılmıştır. Analiz neticesinde değişkenler arasında 1990-2017 yılları arasında uzun dönemli bir ilişkinin varlığı tespit edilmiştir. Ayrıca D-8'lerle İhracat(Lnİhracat) değişkeni ile Gayri Safi Yurtiçi Hâsıla (LnGSYH) değişkeni arasında tek taraflı nedensellik ilişkisi olduğu, diğer değişkenler arasında ise nedensellik ilişkisi olmadığı gözlemlenmiştir. Neticede özetle Türkiye'nin D-8'lere ihracatının artmasının Gayri Safi Yurtiçi Hasılası'na olumlu etki ettiği görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Ekonomik Entegrasyonlar, Gelişen Sekiz Ülke(D-8), Gümrük Birliği, Uluslararası Ticaret, Zaman Serisi Analizi
Fuarların uluslararası pazarlar açısından önemi: Turizm işletmeleri üzerine bir araştırma
Uluslararası fuar organizasyonları günümüz globalleşen dünyasında uluslararası pazara açılmada önemli organizasyonlardır. Tüm sektörlerde olduğu gibi turizm sektöründe de turizm işletmeleri (konaklama işletmeleri, seyahat acentaları, havayolu işletmeleri ve yiyecek içecek işletmeleri) mevcut pazarlarını korumak ve yeni pazarlara açılmak için fuar organizasyonlarına katılmaktalar. Bu çalışmada turizm işletmelerinin uluslararası fuarlara katılım amaçları incelenmiştir. Araştırmada 2017 Travel Turkey İzmir fuarına katılan turizm işletmeleri yöneticilerine anket uygulaması yapılmıştır. 70 turizm işletmesinden toplanan veriler bir istatistik veri analiz programı yardımıyla analiz edilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre 7 hipotezden 2 tanesi kabul edilmiş, 5 tanesi reddedilmiştir. Turizm işletmelerinin fuarlara katılım sayısı ile doğrudan satış ve yenilik takibi faktörü arasında ve devlet teşviki kullanmaları ile doğrudan satış faktörü arasında anlamlı farklılıklar ortaya çıkmıştır. Anahtar Kelimeler: Uluslararası Pazar, Fuarcılık, Turizm, Turizm İşletmeleri
Mermer sektöründe çalışanların iş doyumunun belirlenmesi
Kişisel faktörler, iş doyumunun belirlenmesinde önemli bir yer almaktadır. Kişinin doğumundan itibaren yaşamı boyunca kazandığı davranışlar ve deneyimler temelinde çeşitli özellikler gelişmektedir. Kişinin eğitimi, yaşı ve cinsiyeti gibi faktörler içinde bulunduğu durumun değerlendirilmesini doğrudan etkilemektedir. Uluslararası firmaların günümüzde bulundukları sektörde rekabet edebilmeleri için, çalışanların verimlerini artırabilmeleri ve bunun içinde çalışanların iş doyumunu değerlendirmeleri ile mümkün olmaktadır. Bu nedenle çalışmamızda uluslararası alanda, mermer sektöründe ticaret yapan bir firmada çalışanların, iş doyumunu etkileyen faktörler belirlenerek analiz edilmesi amaçlanmıştır. İş doyumunu etkileyebilecek faktörler arasında; yaş, cinsiyet, çalışma süresi, medeni durum ve eğitim durumu incelenmiştir. Çalışanların iş doyumları, İş Doyum Ölçeği ile değerlendirilmiş, çalışanların iş doyumunda, cinsiyet, yaş ve eğitim düzeyinin etkili olduğu, medeni durum ve çalışma sürelerinin ise etkili olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Türkiye'de farklı sektörlerdeki yapay zeka uygulamalarına ilişkin müşteri algılarının değerlendirilmesi
İnsan zekasını taklit edebilen, elde ettiği verilerle kendini sürekli geliştiren makinelere ya da sistemlere yapay zeka denilmektedir. Makine öğrenmesi ve derin öğrenme yapay zekanın temel unsurlarını oluşturmaktadır. Makine öğrenmesi yapay zekanın, derin öğrenme ise makine öğrenmesinin alt kümesinde yer almaktadır. Yapay zeka lojistik, sağlık, bilişim, perakendecilik, iletişim ve pazarlama gibi daha bir çok alanda yaygın olarak kullanılmaktadır. Yapay zeka destekli sistemler, işletmelere rakipleri, mevcut ve potansiyel müşteriler hakkında çok geniş aynı zamanda çeşitli veri imkanı sunmaktadır. Bu durum işletmelerin rakiplerini tanımasını, müşterilere özel kişiselleştirilmiş ürün ve hizmet sunmasını kolaylaştırıp böylece müşterileri elinde tutmasını sağlamaktadır. Günümüzde teknolojik gelişimlerin de etkisiyle yapay zeka kavramı tüm dünyada hem insanlar hem de işletmeler için zaman, maliyet, verimlilik gibi bir çok açıdan sağladığı avantajlarla büyük bir öneme sahip olmuştur. Özellikle son yıllarda hızla ortaya çıkan yapay zeka destekli ürünler, uygulamalar, hizmetler insanların ve işletmelerin hayatını kolaylaştırmaktadır. Ancak diğer taraftan, yapay zeka kavramının tam anlaşılamaması, bu konuda hakkında bilgi eksikliğinin olması ve kişisel verilerin güvenilirliği konusundaki endişeler bazı problemleri de beraberinde getirmiştir. Bu çalışma ile lojistik, bankacılık arama motorları, sosyal medya, mobil operatör ve perakendecilik gibi yapay zeka destekli ürünlerin, uygulamaların yoğun olarak kullanıldığı alanlarda yapay zekaya ilişkin müşteri farkındalığın ve tutumun değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmanın amacı doğrultusunda, 335 bireysel müşterilerden elde edilen veriler frekans analizi ile değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Derin Öğrenme, Makine Öğrenmesi, Yapay Zeka
KOBİ'lerin İşletmeden İşletmeye (B2B) e-ticareti benimsemesinde etkili olan faktörler: Toprağa dayalı ürünler sektöründe bir uygulama
Bilgi ve iletişim teknolojilerindeki gelişmeler, internet kullanımının hızla artmasıyla bilgi tabanlı bir ekonomik düzen oluşmuştur. Bilgi teknolojisi, büyümenin önemli bir itici gücü olduğu yeni ekonomik dönemde, işletmeden işletmeye (B2B) e-ticarete katılmak bir şirket başarısının önemli bir etkeni ve özellikle küçük ve orta ölçekli işletmelerin hayatta kalması için bir önkoşul olmaktadır. İşletmeden işletmeye (B2B) e-ticaretin benimsenmesinde KOBİ'ler sorunlar yaşamaktadır. Bu nedenle çalışma kapsamında Türkiye'deki KOBİ'lerin B2B e-ticareti benimsenmesinde etkili olan kriterlerin neler olduğu ve bu kriterlerin önem dereceleri çok kriterli karar verme yöntemlerinden biri olan Analitik Hiyerarşi Süreci (AHP) yöntemiyle analiz edilmiştir. Bunun yanı sıra B2B e-ticaretin benimsemesinin KOBİ'ler için önemi ve etkileri hakkında bilgiler verilmiştir. Böylece işletmelerin B2B e-ticareti benimseme ve kullanımı sürecinde yapması gereken hususlara ait öneriler sunulmuştur. Bu çalışmanın hiyerarşik yapısı KOBİ'lerin B2B e-ticareti benimsemesi üzerinde etkili olan 9 ana kriter ve 40 alt kriterden oluşmaktadır. Yapılan AHP analizi sonucunda ''B2B E-Ticarette Üst Yönetim Desteği'' ana kriteri en önemli ana kriter olduğu tespit edilmiştir. İşletmelerin B2B e-ticareti benimsemede üst yönetim desteğine en fazla önemi vermesi gerekmektedir. Üst yönetim desteğinden sonra ''B2B E-Ticarette Finansal Kaynaklar'' ve ''B2B E-Ticaretin Şirkete Katkısı'' ana kriterleri ikinci sırada bulunmaktadırlar. KOBİ'lerin B2B e-ticareti benimseme ve kullanma kararında dikkat etmeleri gereken ikinci ana kriterler olarak tespit edilmiştir.
Türkiye'de risk yönetimi ve türev araç kullanımı BİST 30 araştırması
Risk, firmaların faaliyet gösterdiği süreç boyunca karşılaştıkları bir olgu olarak karşımıza çıkmaktadır. Dünya düzeninde yaşanan hızlı değişimlerin neticesinde ortaya çıkan yeni ekonomik koşullar, firmaları farklı boyutlarda risklere maruz bırakmaktadır. Firmalar yeni ekonomik düzen içerisinde maruz kaldıkları riskleri önceden tahmin ederek azaltmak ya da ortadan kaldırmak amacıyla risk yönetimlerini doğru bir şekilde gerçekleştirmek durumundadırlar. Risk yönetimi, riskin doğru bir şekilde tespit edilmesi sonucunda doğacak zararları en aza indirmek ya da ortadan kaldırmak, kimi zamanda fırsata çevirmektir. Firmaların ve bireysel yatırımcıların riskten korunmak adına başvurdukları araçların başında türev yatırım araçlar yer almaktadır. Türev ürünler, değeri başka bir menkul varlığın değeri üzerinden hesaplanmaktadır. Türev ürünlerin işlem gördüğü piyasalar ise türev piyasalar olarak adlandırılmaktadır. Çalışmanın ilk bölümünde, risk ve finansal risk kavramı tanımlanmıştır. Risk sistematik ve sistematik olmayan risk olarak bölümlere ayrıştırılmıştır. Sistematik ve sistematik olmayan riskler tanımlandıktan sonra sıklıkla kullanılan riskten korunma yöntemleri anlatılmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde, türev piyasalar ve türev yatırım araçları kavramsal çerçevesi oluşturulmuş ve türev yatırım araç kullanım amaçları açıklanmıştır. Türev yatırım araçları detaylı bir şekilde açıklanmış ve sonrasında türev yatırım araçların tarihçesi ve güncel durumu ortaya konmuştur. Üçüncü bölümde ise çalışmanın uygulaması yer almaktadır. Uygulama bölümünde araştırmanın amacı, araştırma yöntemi, araştırma verileri paylaşıldıktan sonra 2017 ve 2018 yılı içerisinde BİST 30 Endeksi'nde yer alan firmaların finansal tablolarından elde edilen maruz kalınan riskler ortaya konmuştur. Sonrasında mali tablo görünümleri, firmaların karlılık göstergeleri ve ilgili dönemlerde türev yatırım araç kullanım düzeyleri belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Türev Yatırım Araçları, Risk ve Türleri, Borsa İstanbul, VİOP
Odak stratejileri, inovasyon ve ihracat performansı arasındaki ilişki: TR33 bölgesinde ihracat yapan üretim işletmelerinde bir araştırma
Ülkelerin ekonomik büyümelerinin sağlanması için üretim kapasitelerini arttırmaları gerekmektedir. Bunun yolu da dış pazarlara açılmaktan geçmektedir dolayısıyla işletmelerin ihracat performanslarını arttıracak rekabetçi kabiliyetlere sahip olmaları gerekmektedir. İhracat performansını arttırmanın önemli unsurlardan biri de inovasyon diğer bir deyişle yenilikçiliktir. Nitekim birçok akademik ve sektörel araştırmada inovasyonun gerek ülkelerin gerekse de işletmelerin ihracat performansının geliştirilmesinde olumlu etkisinin olduğu ortaya çıkartılmıştır. İnovasyon, mevcut ürün, süreç ve sistemlerde tamamen yeni ürün, süreç ve sistemlerin ortaya çıkartılması ya da mevcut ürün, sistem ve süreçlerde dikkate değer geliştirmeler yapması anlamına gelmektedir. İşletmelerde inovasyon ortaya çıkartılması ancak stratejiler ve organizasyonel yapılarla desteklenmesi halinde mümkün olmaktadır. İşletmelerin inovasyon için gerekli yaratıcılık, bilgi üretimi, bilgi paylaşımı gibi unsurları destekleyen ve kaynaklarını bu alanlara yönlendirebilen strateji ve yapılara sahip olması gerekmektedir. Buna göre bu araştırmanın ana amacı TR33 Ekonomik bölgesi (Afyonkarahisar, Kütahya, Manisa, Uşak) sınırları içerisinde bulunan İhracat yapan imalat sanayi işletmelerinde inovasyona dayalı ihracat performansına etki eden odak stratejilerinin belirlenmesidir Araştırma kapsamında Stratejik-Uyum ve Kaynak Tabanlı yaklaşım temel alınarak ampirik bir araştırma yapılması hedeflenmektedir. Araştırma verileri anket yoluyla toplanmıştır. Araştırmanın çalışma evrenini TR33 bölgesinde yer alan ihracat yapan imalat sanayi işletmeleri oluşturmaktadır. Araştırmada anketi yanıtlayan hedef kitleyi, TR 33 (Afyonkarahisar, Kütahya, Manisa, Uşak) bölgesinde ihracat yapan imalat sanayi işletmelerinin varsa ihracat departman yönetici veya çalışanları yoksa ihracattan sorumlu yönetici veya çalışanları oluşturmaktadır. Araştırma kapsamında verilerin analizinde en küçük kareler yapısal eşitlik analizi kullanılmıştır (PLS-YEM)
Fuar organizasyonlarının şehir markası üzerine etkileri: Kütahya İhtisas Fuarı önerisi
Dünyada ve Türkiye'de Fuar Organizasyonları ticari faaliyetlerin yapılmaya başladığı yüz yıllar öncesine kadar uzanmaktadır. Ekonomik ve ticari faaliyetlerin, teknolojik gelişmelerle daha ileri taşınmasıyla şehirleşme bugünkü halini almıştır. Türkiye'de ve dünyada fuar organizasyonlarının büyük bir çoğunluğu şehir markası kavramı üzerinden şekillenmektedir. Şehir markası unsurlarını taşıyan şehirlerde yapılan fuarların, fuarın yapıldığı ülkeye ve fuara konu olan sektöre büyük katkıları gözlenmiştir. Türkiye'de ve dünyada yapılan ihtisas fuarlarının özellikleri değerlendirildiğinde, bir kente olan katkının ihtisas fuarının kendisi olmaktan çok şehir markasının kendisi olduğu görülmektedir. Şehir markası kavramı ve ihtisas fuarları arasındaki ilişki, şehir markası unsurları arasında da değerlendirildiğinde fuar ve şehir markası ilişkisinin şehir markası üzerinde konumlandığı sonucuna ulaşılmaktadır. Kütahya'da gerçekleşebilecek ihtisas fuarına dair yapılan bu çalışma, Kütahya ili evreninde ihtisas fuarı alanında ilgili bir öneri sunabilmek için yapılmış nitel bir çalışmadır. Amacı, ihtisas fuarı alanıyla sektörel bağlantısı olan kişi ya da kişilerin içerisinde bulundukları çevre ve bu çevreden elde ettikleri tecrübeyi nasıl algıladıklarını ve yorumladıklarını analiz etmektir. Nitel araştırma yönteminin genel tarama modelinde yapılandırılmıştır. Veri toplama yöntemlerinden biri olan yarı yapılandırılmış görüşme yöntemi kullanılarak araştırmanın verileri elde edilmiş, veriler içerik analizi yardımıyla çözümlenerek temalar altında yorumlanmıştır. Araştırmanın sonucunda; şehir markası kavramı ve unsurlarının Kütahya özelinde ihtisas fuarına yönelik öneriler sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Fuar, Fuar Organizasyonları, Şehir Markası, İhtisas Fuarı
VIX korku endeksinin dış ticaret faaliyetlerine olan etkisi Türkiye örneği
Oynaklık Endeksi (VIX), piyasalarda korku endeksi olarak kabul edilmektedir. Piyasalarında gerçekleşen endişenin yükselmesi ve yatırımların çekimser hal alması durumunda artış eğilimi gösteren oynaklık endeksi, S&P 500 endeksinde yer alan hisse opsiyon fiyatlarını baz alarak opsiyon fiyatlarının piyasa oynaklığı ile bağlantısını kullanıp piyasanın beklenen oynaklığını belirlemektedir. Piyasalarda oynaklık düzeyi yükseldikçe riskler artmaktadır. Çalışmanın ikinci bölümünde ise genel uluslararası ticari faaliyetler ve bu faaliyetlerin gerçekleştirilme şekilleriyle birlikte riskleri konu edinmiş ve gerekli tanımlamalar yapılmıştır. Uluslararası ticari faaliyetleri gerçekleştirme şekilleri ve uluslararası ticaretin riskleri konu üzerinde durulmuştur. Çalışmanın üçüncü bölümünde ise oynaklık endeksi (VIX) ile Türkiye'ye ait ithalat ve ihracat rakamları, Türk Lirası/Amerikan Dolar kuru (TRY/USD) ve Türk Lirası/Euro kuru (TRY/EURO) arasındaki ilişkiyi Ocak 1997-Temmuz 2020 dönemini kapsayan aylık frekanstaki zaman serisi analizleri ile incelenmiştir. Çalışmada ilk başta, değişkenlerin durağanlık süreci ADF ve PP birim kök testi ile incelenmiş olup, değişkenlerin seviyede durağan olmayıp I (0) birinci farkta ise durağan I(1) oldukları tespit edilmiştir. Bu sonuçlar doğrultusunda değişkenler arasındaki uzun dönemli ilişkinin varlığı Johansen Eşbütünleşme Testi ile incelenmiş ve aralarında eşbütünleşme olduğu tespit edilmiştir. Sonrasında değişkenler arasındaki nedensellik ilişkisi Toda-Yamamoto Nedensellik Testi ile incelenmiştir. Elde edilen sonuçlara göre uzun dönemde değişkenlerin birlikte hareket ettiği, kısa dönemde ise Toda Yamamoto nedensellik testi sonucuna göre VIX'ten ihracata çift yönlü nedensellik, Try/Euro'dan İhracata ve VIX'ten İthalata tek yönlü nedensellik ilişkisi içinde olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Dolar Kuru, Euro Kuru, İhracat, İthalat, Oynaklık Endeksi, Toda-Yamamoto Nedensellik Testi
Endüstriyel değişim sürecinin insan kaynakları yönetimi uygulamalarına etkisi üzerine nitel bir çalışma
18. yüzyıldan başlayarak günümüze kadar uzanan endüstriyel devrimler, bu süreçte yaşanan gelişmeler sayesinde değişimlere uğramıştır. Endüstri 1.0 ile başlayan bu süreç, günümüz endüstrisini oluşturan Endüstri 4.0 ile şimdilik tamamlanmıştır. Her ne kadar Endüstri 4.0'a geçişler kesin olarak tamamlanmasa da yaşanan bu değişimlere karşı faaliyete geçmek işletmeler için birer zorunluluk olmuştur. Yaşanan bu değişim süreçleri işletmeleri her noktadan etkilese de insan kaynakları yönetimi uygulamaları bazında bu değişimlere karşı yaşanacak gelişmelerin ortaya çıkarılması ayrıca ele alınması gereken bir durum haline gelmiştir. Yaşanan bu durum göz önünde bulundurularak yapılan bu araştırmanın amacı, şirketlerin ait olduğu endüstriyel devrimi uygulamalarının insan kaynakları üzerine etkilerini ve şirketlerin yaşadığı veya yaşayabileceği potansiyel endüstriyel değişimlerin incelenmesidir. Özellikle de Endüstri 4.0'a geçişte yaşanan değişimin insan kaynakları uygulamaları üzerine etkilerinin incelenmesi temel amaçların başında gelmektedir. Bu amaca yönelik yapılan bu çalışma nitel bir araştırma olup, Kütahya ilinde faaliyet gösteren şirketlerde çalışan 10 beyaz yaka veya insan kaynakları çalışanından, yapılandırılmış görüşme soruları kullanılarak e-posta aracılığıyla e-görüşme yöntemi yapılarak veriler toplanmıştır. İçerik ve betimsel analiz yöntemiyle veriler analiz edilmiş ve yorumlanmıştır. Yapılan araştırmanın bulgularına göre, Endüstri 4.0'a tam geçişin sağlanmadığı, yaşanacak muhtemel geçişte Endüstri 4.0 unsurlarından siber güvenlik ve büyük veri analizinin insan kaynakları uygulamalarında en büyük etkiyi göstereceği ve insan kaynakları uygulamalarının robotlar ve sanal gerçeklik uygulamaları üzerine doğru kayacağı tespit edilmiştir. Çalışanların bu değişime istekli oldukları ayrıca Endüstri 4.0'ın gerçekleşebilmesi için yenilikçi liderlik modeline geçilmesi gerektiği anlaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Büyük Veri, Endüstri 4.0, Endüstriyel Değişim, İnsan Kaynakları Yönetimi
Rekabet gücünün arttırılmasında termal turizmin yeri ve önemi: Kütahya Yoncalı örneği
Kullanılan üretim teknolojilerinin yenilenmesi ile artan üretim kapasiteleri söz konusu olmuştur. Dünya pazarlarının küreselleşme eğilimi sonucu, üretilen ürünleri pazarlamak bir yönden olumlu etkiler doğururken diğer yönden bazı sorunlarla karşılaşılmasına yol açmıştır. Bu sorunların en büyüğü, aynı ürünü ya da ikame ürünü üreten ve pazarlayan rakiplerle mücadele etmektir. Bu rakiplerle rekabet etme zorunluluğu, rekabet gücüne büyük önem verilmesine ve rakiplere karşı üstünlük kurma çabalarına neden olmuştur. Bu çabalar sonucu rekabet edebilme yeteneği olarak bilinen rekabet gücü kavramı ortaya çıkmıştır. Rekabet gücünün arttırılması çabaları, günümüzde oldukça yoğunlaşmıştır. Rekabet gücünün önem kazandığı turizm ve sağlık bilimleri literatüründe büyük bir gelişim söz konusudur. Bu gelişmelere bağlı olarak termal turizm ön plana çıkmıştır. Termal turizm; sağlığı korumak, hastalıkları iyileştirmek ve termal olanaklardan yararlanmayı amaçlamaktadır. Bu çalışmada, rekabet gücünün arttırılmasında termal turizmin yeri ve önemi üzerinde durulacaktır. Çalışma, Kütahya Yoncalı örneği üzerinden incelenecektir.
Covid-19 pandemisinin finansal oranlar üzerine etkisi: BIST'te bir inceleme
Tüm dünyaya yayılan Covid-19 pandemisi sağlık alanı başta olmak üzere ekonomik, sosyal, toplumsal ve psikolojik etkileri de beraberinde getirmektedir. Küreselleşen dünyada bağımlı ticari ilişkilerin varlığı sebebiyle pandeminin etkisi de küresel boyutta yaşanmaktadır. Ekonomik faaliyetler üzerindeki daraltıcı etkisi tüm sektörleri doğrudan etkilemektedir. Covid-19 pandemisinden oluşan zararları minimuma indirmek amacıyla bazı tedbir ve kısıtlamalar uygulanmaya başlanmıştır. Uygulanılan tedbirler insanların yaşamlarında bazı değişimlere neden olmuştur. Çalışmada Covid-19 küresel pandemisinin BIST Sınai endeksinde işlem görmekte olan firmaların finansal tabloları üzerindeki etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmanın birinci bölümde, Covid-19 pandemisinin ekonomik etkileri hem küresel boyutta hem de ülkemiz bazında iki grupta incelenmeye çalışılmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde, finansal analizin gerçekleştirilmesinde önemli bir rol oynayan finansal tablolar ve finansal analiz teknikleri hakkında teorik bilgilere yer verilmiştir. Çalışmada oran analizlerinde kullanılan likidite oranları, karlılık oranları, mali yapı oranları ve faaliyet oranlarına bu bölümde yer verilmiştir. Çalışmanın uygulama bölümünde ise BIST Sınai endeksinde faaliyet gösteren işletmelerin 2018 Aralık -2021 Eylül dönemlerini kapsayan çeyrek dönemlik finansal tablolarına oran analizi tekniği uygulanmıştır. Covid-19 öncesi ve Covid-19 dönemi arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılığın olup olmadığını tespit etmek amacıyla oran analizi sonuçlarına bağımlı grup t-testi uygulanmıştır. Sonuç olarak, analize dahil edilen 40 orandan, likidite oranlarında; nakit oran, stoklar/dönen varlıklar oranı, kısa vadeli alacaklar/dönen varlıklar oranı, finansal yapı oranlarında; UVYK/kaynak toplamı oranı, KVYK/kaynak toplam oranı, dönen varlıklar/varlık toplam oranı, maddi duran varlıklar/varlık toplamı oranı, faaliyet oranlarında; çalışma sermayesi devir hızı oranı, karlılık oranlarında; VÖK/ özkaynak oranı, brüt satış karı/net satışlar oranı ve satılan malın maliyeti/ net satışlar oranlarında Covid-19 öncesi ve Covid-19 dönemi arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık görülmektedir. Anahtar Kelimeler: BIST Sınai endeksi, Covid-19 Pandemisi, Oran analizi, T-testi
İşveren markalaşmasının örgütsel düzeydeki etkilerini belirlemeye yönelik bir meta-analizi
Küreselleşmenin etkisiyle işletmeler arasındaki rekabetin artması ve devamında bilgi çağının yaşandığı günümüzde bilgiye ulaşmada kolaylık, hızlılık ve bilginin artan önemi nedeniyle yetenekli çalışanları elde tutma, değerli bir insan kaynakları yatırımı olarak görülmüştür ve bu durum hem yetenekli istihdam ihtiyacını hem de yetenekli çalışanları elde tutmayı zorunluluk haline getirmiştir. Bu zorunluluk işletmelerin rekabet avantajı için gerekli yeni yaklaşımlar ve stratejileri belirlemesini gündeme getirmiştir. Bu konuda yardımcı bir strateji olarak işveren markası; işletmelerin rekabette öne çıkmalarını desteklemektedir. Yetenekli ve nitelikli istihdamın elde tutulmasının önemini bilen işverenler, işletmelerini yetenekli ve nitelikli çalışanlar için çekici düzeyde bir işveren markası haline getirmenin gerekliliğinin farkına varmışlardır. Sonraki adımda ise yetenekli ve nitelikli çalışanları elde tutmak için işveren markası yaklaşımını organizasyonlarında uygulamışlardır ve tüm çalışanların işveren markası değerlerini benimsemelerini hedeflemişlerdir. Bu çalışmada işveren markası işveren markasıyla bağlantılı sonuçların etki değerlerinin işveren markasıyla pozitif ilişkisinin derecesi ölçülmüştür. İlgili ölçümlerde farklı çalışmaların örneklemlerinden oluşan bulgular, meta – analizi ile yorumlanmıştır. Meta – analizi kullanılmasının nedeni ise farklı araştırma sonuçlarının yorumlanarak kabul gören tek bir sonuca ulaşmaya olanak tanımasıdır. Ayrıca meta – analizi işveren markasıyla ilişkili sonuçların etki değerinin net bir şekilde tespit edilmesini sağlamaktadır. Analizde yer alan bulgular ise işveren markasıyla bağlantılı etki değerinin konusu olan sonuçların pozitif ölçümlerini yansıtmaktadır. Anahtar Kelimeler: Çekicilik, Elde Tutma, İşveren Markası, Marka Algısı