Marmara University
Discipline

Political Science and Public Administration

Marmara University

959

Archived Theses

13

DOIs Assigned

1%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Ötekiler arası hiyerarşi ve göç: Türkiye'deki Suriyeliler üzerine nitel bir araştırma

Türkiye stratejik konumu nedeniyle göç hareketliliğini yoğun olarak yaşamış ve bu konuda tecrübe edinmiş bir ülkedir. Hem Osmanlı döneminde hem Cumhuriyet dönemlerinde süregelen bu hareketliliklerin toplumsal alanda ben (biz) ile öteki (onlar) oluşumuna neden olduğu bilinmektedir. Özellikle 2001 sonrası Ortadoğu'da yaşanan krizler ülkemize gelen kitlesel göç hareketliliğinde ciddi bir artış ve çeşitliliğe sebep olmuştur. 2011 yılında başlayan Suriye iç savaşı komşu ülkeler başta olmak üzere tüm dünya ülkeleri için bir kriz olarak yorumlanmıştır. Ancak Türkiye bu kriz karşısında açık kapı politikası izlemiş ve gelen bu kitlesel akınla mücadele etmek adına Geçici Koruma adı verilen özel bir statü inşa etmiştir. Dolayısıyla son yıllardaki kitlesel göçün baş aktörü olan Suriyeliler Türkiye'de yeni öteki grubunu oluşturmaktadır. Bu çalışmada ise ülkenin yeni ötekisi olan Suriyelilerin benzer süreçlerden geçtiği düşünülen Afgan ve Iraklı gruplar ile olan sosyal mesafesinin hiyerarşik açıdan ölçülmesi amaçlanmaktadır. Ayrıca Suriyelilerin Afgan ve Iraklıları hangi bağlamlarda tanımladığı da incelenmeye çalışılmıştır. Bir diğer ifadeyle ötekinin ötekine bakışı, algısı ve mesafesi saptanmak istenmektedir. Bu doğrultuda mülakat tekniği çerçevesince İstanbul'da ikamet eden 23 Suriyeli ile görülmüştür. Görüşmeler sonucunda Suriyelilerin Afgan ve Iraklılara karşı farklı tavır ve tutum sergilediği saptanmıştır. Afganlara olumsuz değer atfedilirken Iraklılara daha ılımlı bir yaklaşım söz konusu olmuştur. Çalışmanın bir diğer önemli çıktısı ise Suriyelilerin biz sizin gibiyiz, biz daha uyumlu yaşıyoruz gibi baskın grubu temel alan ifadeleri sıklıkla kullanması ve bu bağlamda Afgan ve Iraklıları ötekileştirmesidir. Özetle; Suriyelilerin öteki hiyerarşisinde en alt kademeyi Afganlar oluştururken Iraklılar ortak tarih, kültür, birlikte yaşam pratiklerine dayalı olarak bir üst sırada yer almaktadır.

Geçici hukuki korumalarGöçlerHiyerarşi+6
Şebnem Korkmaz
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Pandemi döneminde Türkiye'de e-devlet uygulamaları

Covid-19 virüsünün dünyaya yayılmasıyla birlikte Türkiye sosyal mesafe kuralları, hareket ve seyahat kısıtlama ve toplantıların azaltılması gibi önlemler alarak virüsün yayılmasını durdurmayı çalışmıştır. Devlet bu krizle başa çıkabilmek için esnek ve hızlı kararlar almak durumunda kalmıştır. Bu amaca yönelik "elektronik" hizmetler sıkça kullanılmıştır. Krizin başındaki yayılımı durdurma veya yavaşlatma aşamasından tedavi ve aşılama yani normalleşme evresine kadar önemli bir rol oynamıştır. Salgınla mücadelede sağlık uygulamaları büyük önem taşımaktadır. Türkiye'de e-sağlık uygulamaları, pandemi durumu hakkında tam şeffaflık içinde periyodik olarak güncellenen yeterli bilgi sağlamıştır. Pandemi döneminde Türkiye'de e-devlet uygulamaları, seyahat izinlerinin alınması, hastaların doktorlara erişiminin sağlaması ve vatandaşların aşı hizmeti alabilmesi için randevuların düzenlenmesi gibi aktif roller oynayabileceğini göstermiştir. Pandeminin sonuçları, küresel olarak ve Türkiye'de e-devlet kullanımının artmasına katkıda bulunmuştur. E-devlet kapısı, Covid-19 pandemisi ile mücadelede vatandaşlar ile kamu kurum ve kuruşlarının arasındaki iletişimin sürekliliği sağlayarak kamunun sunduğu hizmetlerin aksamadan sunulmasına katkıda bulunmuştur. Bu şekilde pandemiden kaynaklanabilecek mağduriyetlerin önüne geçilmiştir. Pandemi sürecindeki devlet destekleri ve pandemiye dair işlemler de E-devlet Kapısı üzerinden yapılmıştır. En çok kullanımın olduğu pandemi döneminde E-devlet Kapısı hizmet kullanım sayıları; 2020 yılının Mart, Nisan ve Mayıs aylarında bir önceki yıla oranla iki kat artış göstermiştir. 2019 yılının ilk üç ayında 278 bin giriş yapılırken; 2020 yılında 631 bin giriş sayısına ulaşılmıştır. Kullanım sayısında her geçen yıl artış gösteren E-devlet Kapısı, pandemiye dair yeni açılan hizmetlerle vatandaşlar tarafından daha yoğun kullanılmıştır. 5000'den fazla hizmetin yer aldığı E-devlet kapısında yaşanan bu artışta vatandaşın ihtiyacı olan hizmetlerin açılmış olmasının ve açılan hizmetlerin kolay erişebilir olmasının payı büyüktür. Bu dönemde e-devlet kapısı vatandaşların ihtiyaçlarına yönelik çözümler sunan hizmetleri de hayata geçirmiştir. Pandemi sürecinde açılan hizmetlerden en çok kullanılanlar ise; pandemi sosyal destek ön başvurusu, seyahat izin belgesi başvurusu, 4/B 2020 erteleme kapsam listesi (Covid-19), HES kodu üretme ve listeleme, mevduat / katılım fonu bulunan banka sorgulama hizmetleri olmuştur. Bu bağlamda, çalışma, Covid-19 pandemisi döneminde genel olarak dünyadaki özelde ise Türkiye'deki e-devlet ve sağlık uygulamaları tartışılmaktadır.

COVID 19Elektronik devletElektronik sağlık+2
Mohammed Adnan Atef Mohammed Mahran
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Etno-sembolist yaklaşım bağlamında Erken Cumhuriyet dönemi Türk milliyetçiliği (1923-1938)

1950'li yıllar itibariyle, milliyetçi düşünce dünya siyasal hayatında etkin olmaya başladıkça bu alanda yapılan akademik çalışmalarda ciddi artışlar görülmüştür. Bu akademik araştırmalar iki ana kutup olarak varlık göstermiştir. Bu kutbun bir tarafında, araştırmaların başlangıcını da oluşturan, milliyetçiliklerin tarihin unutulmuş devirlerinden beri var olduğu görüşünü savunan ilkçi (primordialist) milliyetçilik çalışmaları bulunmaktadır. Araştırmaların diğer kutbunda ise milletlerin ve milliyetçiliklerin modern olgular olarak ortaya çıktığını; genel itibariyle bir inşa ya da yaratılmış (icat edilmiş ya da hayal edilmiş) sosyal olgular olduğu görüşünü savunan modernist görüşler bulunmaktadır. Fakat her iki görüşün de eksik ya da hatalı yanları olduğu düşüncesiyle ortaya çıkan etno-sembolist milliyetçilik çalışmaları, milliyetçiliğe dair yapılan çalışmalara yeni bir soluk getirerek, her iki araştırma kutbu arasında bir ara yol niteliğine sahip olmuştur. Anthony D. Smith'in önderliğinde gelişen etno-sembolizm, genel itibariyle milletlerin modern olgular olduğu görüşüne sahip olmasına rağmen milletlerin tarih sahnesine çıktığı vakit olarak, modernistlerin aksine, modern öncesi dönemi işaret etmektedir. Etno-sembolistlere göre modernizmden önce tarih sahnesinde yer alan toplulukların ortak mit, sembol ve anılarından meydana gelen etnik geçmişler, modern olgular olarak ortaya çıkan milletlerin tarihi arka planını oluşturmuştur. Etno-sembolistler bu haliyle, değişimler ve gelişimler olmakla birlikte, milletlerin tarihi bir süreklilik arz ettiği görüşüne sahiptir. Etno-sembolizmin milliyetçilik çalışmalarına dair temel aldığı ortak etnik geçmiş, tarih, mit, anı ve sembol gibi ögeler ışığında modern bir olgu olarak ortaya çıkan erken dönem Türk milliyetçiliğine bakıldığında ise Türk tarihinin oldukça net örnekler barındırdığı düşünülmektedir. Orhun Yazıtları, Antik Türk efsaneleri gibi Orta Asya Türk geleneğine ait başlıca sözlü veya yazılı kaynaklar incelendiğinde, kadim Türk topluluklarının bir milli bilince ve hissiyata sahip oldukları düşünülmektedir. Antik dönem Türk topluluklarında görülen bu milli bilincin ve hissiyatın varlığı, modern Türk milliyetçiliğinin temellerinde yer aldığının en net göstergesi durumunda olduğu düşünülmektedir. Ek olarak bugün kullanımda olan modern Türk dili, modern Türk topluluklarının sosyal hayatındaki rutinlere ait kültürel ögeler, köken olarak Antik Türk topluluklarına dayandırılabilmektedir. Bunun da Türk etnisitesi ve ona içkin olarak meydana gelen Türk milliyetçiliğinin sürekliliğini gösterdiği düşünülmektedir. Modern Türk milliyetçiliğinde hayat bulan, Antik Türk topluluklarına ait milli hissiyat ve karakterin canlanması ise Türkiye Cumhuriyeti'nin esas siyasi ilke olarak milliyetçiliği benimsemesi ve bu yönde politikalar üretip, sosyal mühendisliğe girişmesiyle mümkün olmuştur. Deyim yerindeyse Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk yıllarında, modern geleceği inşa etmek için geçmişe seslenildiği düşünülmektedir. Nihayetinde bu çalışma içerisinde modern Türk milletçiliğinin gelişmesinde antik Türk topluluklarına ait mitlerin, sembollerin ve anıların devlet eliyle tekrardan canlandırılmaya çalışılmasına vurgu yapılmaktadır. Bu doğrultuda da modern milliyetçiliklerin oluşmasında etnik kimliklerin başrol oynadığı görüşünü savunan etno-sembolizm bağlamında erken dönem Türk milliyetçiliği analiz edilmeye çalışılacaktır.

Erken Cumhuriyet DönemiEthnosembolizmMilliyetçilik+1
Ulaş Anıl Ekiz
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Meşrutiyet fikrinin taşraya intikali ve uygulanışı: Konya ve Kastamonu vilayetleri örneği (1897-1912)

Bu tez, Jön Türk fikriyatının ve II. Meşrutiyet tecrübesinin Konya ve Kastamonu örneklerinden hareketle Anadolu'daki serüvenini anlamayı, tartışmayı ve anlamlandırmayı amaçlamaktadır. Bu çervede tezin ele aldığı konulardan birisini bu iki vilayette Jön Türk fikilerinin hangi taktik ve aktörler üzerinden sirkülasyona girdiği olmuştur. Sürgün, ulema ve askeri/sivil bürokratların taşra Jön Türklüğünün temel aktörleri olduğunu savunan tez aynı zamanda bu aktörlerin II. Meşrutiyete geçiş sürecinde oynadıkları etkin ve belirleyici rolün yanısıra İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin her iki vilayete yönelik propaganda faaliyetlerini de ele almaya çalışmaktadır. Tezin ele aldığı bir başka konu ise, Osmanlı/Cumhuriyet siyasi modernleşmesinin dönüm noktalarından birisi olan bu dönemde Konya ve Kastamonu'da iki farklı meşrutiyet tecrübesinin yaşanmasının nedenlerini anlamaya çalışmaktır. II. Meşrutiyet döneminde Konya'da güçlü bir iktidar - muhalefet çatışması ve Kastamonu'da güçlü bir iktidar hegamonyası şeklinde tezahür eden siyasi tabloyu görünür hale getiren tartışmalar ve bu tartışmaları mümkün kılan ittifaklar bu çerçevede bu çerçevede ele alınan diğer meselelerdir. II. Meşrutiyet siyasetinin din ile yakından ilişkisi, medrese ve tekke çevrelerinin yerel siyaset içerisindeki önemleri, taşra İttihatçılığının askeri ya da sivil karakterinin baskın olmasının siyasete etkisi ve taşra milletvekillerinin yerel siyaset ile merkez siyaset, yerel aktörler ile merkez aktörler arasında oynadığı rol de tezin yanıtlamaya çalıştığı konular arasındadır. Bu tez, iddia ve yorumlarını 1908-1912 arasında Konya ve Kastamonu'da yayınlanan ve özellikle bir siyasal çevre ile güçlü irtibatı olan süreli yayınlar ve diğer matbu metinlerden hareketle yapmaktadır.

Ahali FırkasıEşrafHürriyet ve İtilaf Fırkası+7
Serhat Aslaner
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

II. Meşrutiyet Dönemi İslamcı düşünürlerde ilerleme fikri: Sıratımüstakim-Sebilürreşad Mecmuası örneği

Kalkınma kavramı her ne kadar iktisadi veçheden ele alınan bir kavram olsa da yakın tarihimizde farklı cephelerden irdelenmesi gereken bir kavram olduğu aşikârdır. On sekizinci asrın nihayetinden itibaren İslam dünyasının karşılaştığı büyük meydan okumalar neticesinde İslam dünyasında vuku bulan hadiseler devlet adamları, ulema ve modern mekteplerden mezun olan mütefekkirlerin gündemini işgal etmiştir. Hükümetler nezdinde gerçekleşen reform hareketleri Müslümanlar tarafından içtimai hayatta geniş mikyasta irdelenmiştir. İslam dünyasının sömürgeleştirilmesi, büyük askeri yenilgiler, içtimai buhranlar, mali ve iktisadi sorunlar Avrupanın hegemonyasına girilmesi neticesini doğurmuştur. Bu muvaceheden Osmanlı Devleti de uyguladığı ıslahatlar ve hayata geçirdiği Avrupai tarzdaki icraatlarla Avrupa'da vuku bulan yeni bilimsel tasavvur ve bunun gerek içtimai gerekse devlet hayatında etkin bir şekilde icra edilmesi neticesinde neler oluduğunu anlamak ve Avrupalı devletlere karşı misliyle mukabele edebilmeyi merkeze almıştır. İlerleme kavramı zaviyesinden ele alınan bu meseleler sadece iktisadi değil içtimai, siyasi ve fikri veçhelerden de bazı kavramlarla dönemin mütefekkirleri tarafından ifade edilmeye çalışılmıştır. Çalışma çerçevesinde II. Meşrutiyet döneminde bir beka kaygısı etrafında fikir serdeden İslamcı muhitlerden Sıratımüstakim ve Sebilürreşad mecmualarında kendisine yer bulan mütefekkirlerin ilerlemeyekarşılık öne sürdükleri kavramlar ve aldıkları tutum ve tavırlar irdelenmiştir. Avrupa'dan iktibas edilen meselelerin fikri zeminde akılcı ve pozitivist hususiyetler taşımasına rağmen İslamcı bir zümrenin bunları nasıl aştığı çalışmanın cevap aradığı başlıca sorudur.

Abdullah Özçelik
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Bir arada yaşama sorununun teorik temellerinin analizi

Bir arada yaşama sorunu geniş anlamıyla bireyler, gruplar, dinler, devletler (uluslararası) veya bütün canlılar arasındaki ilişkiler şeklinde karşımıza çıkabilir. Çalışmanın konusu, söz konusu ilişki biçimlerinin tamamını kapsamaz. Dinler arası, uluslararası veya "türler" arası ilişkiler bu çalışmada öne çıkarılan bir arada yaşama sorunuyla doğrudan ilgili değildir. Çalışmanın bir arada yaşama sorunu bağlamında ilgilendiği ilişkiler; belli bir sosyal ağ içindeki bireyler, geniş grup kimliğine sahip sosyal gruplar ve siyasal iktidar şeklinde ifade edebileceğimiz aktörlerin ilişkileridir. Bu nedenle çalışmada bir arada yaşama sorunu, bir kültürel ortamda aynı zamanı ve mekânı paylaşan sosyal kişiler (bireyler/özneler), kolektif kişilikler (sosyal gruplar) ve siyasal iktidar arasındaki "gerilimli", sosyolojik ve politik ilişkileri ifade etmektedir. Çalışmanın amacı söz konusu ilişkileri, çağdaş tartışmalar etrafında anlamaya ve açıklamaya çalışmaktır. Çalışmanın temel problemi ise farklılıklarımızla nasıl bir arada yaşayabiliriz? sorusuna dayanmaktadır. Söz konusu soru, tarihsel ve senteze ulaşma amacı olmayan diyalektik yoruma dayalı bir yöntemle ele alınmıştır. Çalışma bir arada yaşama sorunu açısından hem farklılıkların hem de benzerliklerin birlikte düşünülmesi gerektiğini ileri sürmektedir. Sosyo-kültürel zeminde müphemlik kültürü anlayışı farklılıkların bir arada var olmasını mümkün kılan bir bakış açısı sunması dolayısıyla öne çıkarılmıştır. Sosyo-politik düzlemde ise müzakereci demokrasi, çokkültürcülük ve tanınma politikaları ile anayasal yurttaşlık anlayışı müphemliği idare etme biçimleri olarak büyük oranda benimsenmiştir.

AmbivalansBir arada var olmaBirlikte yaşama+4
Cem Kotan
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Moğol parlamenter sisteminin tarihsel ve modern ilkeleri

Bu tez; Moğolistan parlamenter hükümet sistemi deneyimini, hükümet sistemleri ile özlü bilgilerle sunmayı amaçlamaktadır. Bu amaçla yapılan tezimizde, öncelikle parlamenter hükümet sisteminin genel kavramsal çerçevesi oluşturulmuştur. Bu bağlamda parlamenter hükümet sisteminin önemi, tarihsel geçmişi, özellikleri, avantaj ve zayıflıkları ele alınmaktadır. Daha sonra Moğolistan parlamenter hükümet sisteminin tarihine değinilmiştir. Moğolistan'daki anayasalar üzerinden incelenmeye çalışılan çalışmamızda ilk yazılı Moğolistan Anayasası olan 1924 ve 1940, 1960 Anayasası'ndan hâlen yürürlükte olan 1992 Anayasası'na kadar işleyen hükûmet sistemleri incelenmiştir. Bu dönemlerde geçerli olan anayasalarda parlamenter sisteminin özellikleri ve yapısına ilişkin hükümler ayrı ayrı ele alınmıştır.

AnayasaHükümet sistemiMoğolistan+2
Arna Janat
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Kentsel politika yapımında ağ yönetişimi yaklaşımı: İstanbul toplu ulaşım politikası örneği

Kamu yönetimi disiplininin post-modern tartışma konularından biri olan ağ yönetişimi, günümüz ağ toplumlarında yeni bir örgütlenme modeli olarak görülmektedir. Gerek ulusal gerek yerel bağlamda politik ve yönetsel süreçlerin karmaşıklığı karşısında devlet, toplum, piyasa aktörleri arasında kurulan ağ ilişkilerine dayalı bu örgütlenme modeli iş birliği, koordinasyon, yatay ilişkiler, karşılıklı bağımlılık, gayri resmilik, çok aktörlülük, gönüllülük, müzakere gibi araçlar yoluyla sorunların çözülebileceğini önermektedir. Ancak yaklaşımın içerdiği ağ ve yönetişim unsurlarının varlığı, sorunların karmaşık niteliği bu örgütlenme modelinin daha detaylı ve eleştirel bir duruşla ele alınmasını gerekli kılmaktadır. Buradan hareketle çalışmanın ana sorunsalı, İstanbul toplu ulaşım politikalarının oluşturulması ve uygulanması süreçlerinde ağ yönetişimi yaklaşımının uygulanabilirliğinin araştırılması olarak belirlenmiştir. Böylece kentsel politika oluşturma ve uygulama süreçlerinde ağ yönetişimi yaklaşımı için teorik ve pratik bağlamlar içeren bir analiz çerçevesi oluşturarak aslında bir ağ yönetişimi analizi yapmak bu tez çalışmasının amacını oluşturmaktadır. Bu amaç doğrultusunda belirlenen temel ve alt araştırma soruları ekseninde teorik bölümlerde ağ ve yönetişim, ağ yönetişimi ve kentsel politika yapımı irdelenirken; çalışmanın üçüncü bölümünde nitel ve nicel tekniklerden faydalanılan İstanbul özelinde bir örnek olay incelemesi gerçekleştirilmektedir. Çalışmada ulaşılan sonuçlara göre genel anlamda ağ yönetişimi yaklaşımının karmaşık bir sorun olarak nitelendirilebilecek İstanbul toplu ulaşım politikalarının oluşturulması ve uygulanmasında bir işleyiş zeminine sahip olduğu ancak ilgili politika aktörleri arasındaki ağ ilişkilerinin niteliği ve aktörlerin ağ yönetişimi argümanlarına yönelik algılarından bağımsız ele alınamayacağı tespit edilmektedir. Ayrıca çalışmada daha spesifik olarak doğrudan ağ yönetişimi yaklaşımının öne çıkan argümanlarına, dolaylı olarak da İstanbul toplu ulaşım politikalarının aktör, sorun ve süreç temelli özelliklerine yönelik çıkarımlar yer almaktadır.

Ağ yönetişimiKentsel politikaToplu taşımacılık+2
Duygu Demirol Duyar
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Yargısal tutum perspektifinden Türk Anayasa Mahkemesinde karar verme: Sosyal ve ekonomik haklar üzerinden bir inceleme

Yargı kararlarının verilmesinin temel nedeni olarak görülebilecek yargısal tutum üst mahkeme üyelerinin davranışlarını inceleyen bir kavramdır. Türkiye'deki en üst mahkeme olan Anayasa Mahkemesi yargıçlarının davranışlarını ele alan bu çalışmada da yargısal tutumu etkileyen faktörlerin tespiti amaçlanmaktadır. Yapılan incelemelerle yasal, tutumsal ve stratejik model olarak adlandırılan üç temel yargısal tutum yaklaşımı üzerinden yargıçların karar verme süreci açıklanmaya çalışılmıştır. Kamu politikaları açısından önemli bir kaynak olan sosyal ve ekonomik hakların örnek konu olarak seçildiği çalışmada Anayasa Mahkemesi yargıçlarının söz konusu haklarla ilgili verdiği norm denetimi kararları üzerinden analizler yapılmıştır. Anayasa Mahkemesi ile sosyal ve ekonomik hakların birlikte anayasallık kazandığı 1961 Anayasası sonrası kararların incelendiği çalışmada 1962-2022 arası tüm kararlar incelenmiştir. Anayasa Mahkemesi üyelerinin sosyal ve ekonomik haklarla ilgli norm denetimi kararlarında dava sonucunu etkileyen faktörlerin tespit edilmesi için nicel yöntemler tercih edilmiştir. Bağımlı değişken olarak seçilen dava sonuçları ile 'davayı getiren', 'dava konusu hak', 'dava türü', 'üye cinsiyeti', 'üye kodu', 'üyenin kullandığı oy', 'ek/ farklı gerekçe', 'üyenin kökeni', 'üyeyi atayan cumhurbaşkanı', 'eğitim', 'karar dönemi cumhurbaşkanı', 'karar dönemi hükümeti' ve 'karar dönemi Mahkeme başkanı' bağımsız değişkenlerinin ilişkisi Phyton 3.9.13 programı kullanılarak şemalaştırılan karar ağacı yöntemi ile analiz edilmiştir. Yapılan analizler sonucu yargıçların verdiği kararla davayı Mahkemeye getiren kişi ya da kurum, karar dönemi hükümeti, dava konusu, karar dönemi Mahkeme başkanı ve karara katılan üyelerin kim olduğu arasında anlamlı ilişki tespit edilmiştir. Yargısal tutumu etkileyen bu faktörler dikkate alındığında da Mahkemenin sosyal ve ekonomik haklara dair kararlarında stratejik modele daha yakın karar verdiği görüşüne ulaşılmıştır.

İlknur Rabia Türkölmez
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'de konut politikaları ve TOKİ'nin rolü: İstanbul ilinde vatandaş algısını ve memnuniyetini ölçmeye yönelik bir araştırma

Barınma en temel insani ihtiyaçlardan birisidir. Bireylerin, barınma ihtiyacını giderebilmesi için konut hakkı önem arz etmektedir. Konut hakkının temel belirleyicisi olan konut politikaları, kamu politikaları içerisinde önemli bir yer tutmaktadır. Buradan hareketle hazırlanan çalışmanın temel amacı, konut politikalarına yönelik kavramsal ve kuramsal çerçevenin ortaya konulması, Türkiye'de konut politikalarının tarihsel bir çerçevede irdelenmesi ve TOKİ kurumu ve faaliyet alanlarına yönelik vatandaş algısının değerlendirilmesidir. Bu amaç doğrultusunda hazırlanan çalışma kapsamında ilk olarak, kamu politikası ile ilgili kavramsal bilgilere yer verilmiş, daha sonrasında konut politikası kavramı genel çerçevede incelenerek, dünyada farklı ülke uygulamaları ele alınmıştır. Çalışmada daha sonra, tarihsel süreçte Türkiye'de konut politikaları irdelenerek, konut politikalarına yönelik yasal ve kurumsal düzenlemeler değerlendirilmiş, Türkiye'de konut politikalarında rol oynayan aktörler ele alınarak, Toplu Konut İdaresi Başkanlığına odaklanılmıştır. Son olarak, TOKİ tarafından üretilen konutlarda ikamet eden vatandaşların memnuniyetleri ve TOKİ kurumuna yönelik algılarını ölçmek amacıyla gerçekleştirilen araştırma sonucunda elde edilen bulgular ortaya konulmuştur. Çalışmada, karma araştırma yönteminden yararlanılarak, nicel araştırma yöntemlerinden tarama (survey) deseni kullanılmıştır. Veri toplama aracı olarak anket tekniğinden ve nitel araştırma yöntemlerinden biri olan görüşme tekniğinden yararlanılmıştır. Bu kapsamda Mimar ve Mühendisler Odaları İstanbul Şube Yöneticileri ve TOKİ Yöneticileri ile görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Son olarak İstanbul'da TOKİ konutlarında ikamet eden nihai kullanıcıların memnuniyet ve algılarını ölçmeye yönelik 405 kişiye anket uygulanmıştır. Alan araştırması sonucunda toplanan veriler ve elde edilen bulgular sonucunda, Türkiye'de toplu konut politikalarının şekillenmesinde TOKİ'nin başat aktör olduğu, TOKİ konutlarında yaşayan vatandaşların, TOKİ'ye yönelik algısının olumlu yönde olduğu; TOKİ konutlarına ve çevresine yönelik memnuniyet düzeyinin yüksek olduğu ortaya konulmuştur.

Ali Ender Ulusoy
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Örgütsel çatışmanın yönetiminde web 2.0 araçlarının rolü: Sakarya ili devlet ilkokulları örneği

Web 2.0 araçları son yıllarda diğer sektörlerde olduğu kadar eğitim sektörünü de derinden etkilemektedir. Çatışma ve örgütlerde çatışma yönetimi, işletmeden uluslararası ilişkilere kadar birçok disiplinde çalışma konusudur. Bu çalışmada Web 2.0 araçlarının kullanımı ile örgütlerde çatışma yönetimi literatürü eğitim sektörü bağlamında bir arada ele alınmaktadır. Tezin temel amacı devlet ilkokullarında yaşanan çatışmaların yönetiminde Web 2.0 araçlarının rolünü incelemektir. Böylece devlet ilkokullarında yöneticiler, öğretmenler ve veliler arasında ortaya çıkan çatışmanın sanal ortamdaki doğasının keşfedilmesi beklenmektedir. Kamu veya özel okullarda birey ya da grup ilişkilerinde yaşanan karşılıklı çatışma ve anlaşmazlıklar sıklıkla bilimsel çalışmalara konu edilmektedir. Bununla birlikte, eğitim sektöründe özellikle pandemi ve sonrası dönemde kullanımı giderek artan Web 2.0 araçlarının çatışma ve çatışma yönetimindeki rolü ise oldukça sınırlı sayıda araştırmada incelenmiştir. Bu bakımdan tezin ilgili literatürdeki önemli bir boşluğu doldurması beklenmektedir. Bu amaç ve arka plan doğrultusunda ilgili literatüre de dayanarak şu araştırma sorusu belirlenmiştir: "Sakarya'da devlet ilkokullarında örgütsel çatışmanın yönetiminde Web 2.0 araçlarının rolü nedir?". Bu tezde ilk olarak devlet ilkokullarında Web 2.0 araçlarının kullanımında yaşanan çatışmanın sıklığı ve boyutlarına ilişkin mevcut durumu ortaya koymak, ardından yöneticiler, öğretmenler ve veliler arasında var olan çatışmanın niteliği, türü ve nasıl yönetildiğini anlamak gerekmektedir. Böyle bir çaba hem nicel ve nitel verilerin birlikte kullanılmasını gerektirdiğinden bu tezde karma araştırma yöntemi olarak "açıklayıcı ardışık karma desen" tercih edilmiştir. Araştırma Sakarya il merkezinde bulunan devlet ilkokullarını kapsamaktadır. Nicel verilerin toplanmasında araştırmacı tarafından geliştirilen anket formu 2020-2021 eğitim öğretim yılının ikinci döneminde tabakalı örnekleme tekniğine göre belirlenen sayıdaki öğretmene uygulanmıştır. Nicel araştırmadan elde edilen bulgular SPSS 22.0 programı ile temel istatistiki teknikler kullanılarak analiz edilmiştir. Nicel araştırmadan elde edilen bulgulara dayalı olarak nitel araştırma kısmı tasarlanmıştır. Nitel araştırmada araştırmacı tarafından geliştirilen açık uçlu sorulardan oluşan bir soru formu kullanılmıştır. Nitel veriler 2021-2022 eğitim-öğretim yılının birinci döneminde, Web 2.0 araçlarının kullanımında çatışma yaşadığını ifade eden okul müdürleri ve öğretmenlerden oluşan iki grubun katılımı ile uygulanmıştır. Tez beş bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde kavramsal olarak çatışma açıklanmakta, ikinci bölümde çatışma yönetimi ele alınmakta ve üçüncü bölümde Türkiye'de devlet ilkokullarındaki paydaşlar ve paydaşların rolleri incelenmektedir. Dördüncü bölümde Web 2.0 araçlarının eğitimde kullanılması, avantaj ve dezavantajları bağlamında değerlendirilmektedir. Tezin son bölümü olan beşinci bölümü ise araştırma sorusuna ve problemine koşut olarak geliştirilen araştırma tasarımı, elde edilen bulguların analizi ve tartışma kısımlarından oluşmaktadır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre öğretmenlerin yaşadığı çatışmalarda Web 2.0 araçları oransal olarak yüksek olmamakla birlikte, okul yönetiminde ve eğitim süreçlerinde bir sorun alanı oluşturmaktadır. Araştırmaya katılanlar Web 2.0 araçlarının kullanımını desteklemektedir. Bu nedenle, Web 2.0 uygulamalarının daha fazla yayılması neticesinde potansiyel çatışmaların da artması öngörülmektedir. Ayrıca okul müdürlerinin Web 2.0 eksenli çatışmaların çözümünde bütünleşme ve uzlaşma stilini kullanarak çözüm geliştirdiği anlaşılmaktadır.

Örgütsel çatışma
İdris Aydın
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Türk ceza hukukunda hakaret suçu

İnsanın kişiliği yalnızca maddi varlığından ibaret olarak düşünülemez. İnsanın maddi varlığının yanında manevi varlığı da kişiliğinin bir parçasını oluşturur. Bu manevi değerler; insanın şerefi ve saygınlığıdır. Bu nedenle hukuk sistemleri kişinin maddi varlığı yanında onurunu ve şerefini de korumak istemiş, tarih boyunca hukuk sistemlerinde kişinin maddi varlığının yanında manevi varlığını da korumak için çeşitli düzenlemeler yapılmıştır. Ülkemizde hakaret suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun ikinci kitabında "Şerefe Karşı Suçlar" başlığı altında düzenlenmiştir. 1982 Anayasası'nın 17. maddesinde ise kişinin manevi varlığının önemi düzenlenmiştir. Bunun yanında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ve 5816 sayılı "Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanunda" da hakaret suçu düzenlenmiştir. Sosyal medyanın yaygınlaşması ile sık sık gündeme gelen hakaret suçu siyasi öneme de sahip hale gelmiştir. Hakaret suçunu nelerin oluşturacağı, eleştiri hakkı kapsamında kalan haller, hakaret suçunun özel görünüş şekilleri, cezayı azaltan veya kaldıran haller, soruşturma ve kovuşturma usulü, hakaret suçunda yaptırım konuları, hakaret suçunun hangi delillerle ispat edilebileceği, nelerin hukuka aykırı delil olacağı konuları ve son olarak özel olarak düzenlenen hakaret suçları tezin konusunu oluşturmaktadır. Hakaret suçlarında tutuklama ve gözaltı yapılmaması gerektiği yüksek mahkeme kararlarına yer verilerek açıklanmıştır. Bu inceleme yapılırken herhangi nicel ya da nitel yöntem izlenmemiştir. Çalışmada ayrıca "Cumhurbaşkanına Hakaret Suçu'nun düzenlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

Barış Çiftçi
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Delegasyoncu demokrasi çerçevesinde Türk siyasal hayatına dair karşılaştırmalı bir inceleme

Bu çalışmada Türk siyasi hayatı, kusurlu demokrasi türlerinden birisi olan delegayoncu demokrasi çerçevesinde incelenmiştir. Delegasyoncu demokrasi türünü ortaya atan Guillermo O'Donnell'e göre delegasyoncu demokrasilerde güç denetimi büyük oranda seçimlerle yapılırken özerk kurumlarca yapılan yatay güç denetimi zayıf kalmaktadır. Türk demokrasisi 1960 darbesinin ardından yakın zamanlara kadar vesayetçi demokrasi, illiberal demokrasi gibi kavramlar adı altında çalışılmıştır. Fakat ordunun sivil siyaset üzerindeki etkisinin azalması ve Cumhurbaşkanlığı sistemine geçiş ile birlikte Türk demokrasisinin yapısı değişmiş, ortaya çıkan yeni sistemde Türk demokrasisinin delegasyoncu yönü daha görünür hale gelmiştir. Bu çalışmada 1950-1960 Demokrat Parti dönemi ile AK Parti iktidarının 2011 sonrası dönemi delegasyoncu demokrasi çerçevesinde incelenmiştir. DP döneminde Anayasa Mahkemesinin bulunmamasından dolayı, Meclis çoğunluğunu elinde bulunduran DP üzerinde kurumsal bir denetim mekanizması oluşturulamamış ve DP istediği yasayı Meclisten geçirerek keyfi bir yönetim sergilemiştir. AK Parti iktidarının ilk iki döneminde ise DP döneminin tam tersine siyasal organlar askeri-bürokratik vesayet altında kalmıştır. AK Parti hükümetleri, iktidarının ilk yıllarında bu vesayet organları ile mücadele etmiş ve 2010'lu yıllarla birlikte sivil siyaset üzerindeki vesayeti önemli ölçüde azaltmayı başarmıştır. Fakat 2011'de başlayan AK Parti'nin üçüncü dönemiyle birlikte demokratikleşme süreci yavaşlamıştır. Bu süreçte özellikle yargı yoluyla hükümeti devirmeye yönelik girişimleriyle FETÖ'nün ortaya çıkması ve sonrasında 15 Temmuz 2016 darbe girişiminde bulunmuş olması iki yıl sürecek OHAL dönemini getirmiştir. Bu ortamda hükümet güvenliği önceleyen bazı radikal önlemler almış ve bu önlemler neticesinde demokratik kurumlar zayıflamaya başlamıştır. Bu süreçte ülkenin yaşadığı sosyoekonomik kriz ortamı siyasi kararların hızlı bir şekilde alınmasını gerektirmiş ve AK Parti sıklıkla torba yasalara ve yürütme kararnamelerine başvurmuştur. TBMM internet sitesinden elde edilen verilerle yürütme kararnamelerinin ve torba yasaların yıllara göre kullanımı analiz edilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre her iki metodun kullanımı 2010'lu yıllarla birlikte artmaya başlamış ve 15 Temmuz 2016 sonrasında yoğunlaşmıştır. Hem torba kanunlar hem de yürütme kararnameleri muhalefetin yasa yapım sürecine katılımını kısıtlamış ve iktidarı kişiselleştirmiştir.

Abdullah Sait Özcan
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Kamu hizmeti motivasyonunun iş performansına etkisi üzerine nicel bir araştırma: Kocaeli Büyükşehir Belediyesi örneği

"Kamu Hizmeti Motivasyonu" (KHM), kamu görevlilerinin özel sektör çalışanlarına kıyasla motivasyon faktörlerinin farklı olduğunu ve bireylerin topluma faydalı işler yapmak adına kamu kurumlarında çalışmak istediğini ileri süren motivasyon yaklaşımıdır. KHM yaklaşımı temel iktisat öğretilerinin aksine kamu görevlilerinin sadece kendi çıkarlarını düşünen bireyler olmadığını, toplumsal ihtiyaçları öncelediklerini ileri sürmektedir. Literatürde, KHM'nin iş tatmini, örgütsel bağlılık, örgütsel vatandaşlık davranışı, meslek seçimi gibi faktörleri etkilediği yönünde çalışmalar mevcuttur. Bu çalışma KHM'nin iş performansı üzerindeki etkisini araştırma amacı taşımaktadır. Bu bağlamda araştırmada büyükşehir belediyelerinde yönetici olarak çalışanlar özelinde KHM-iş performansı arasındaki bağıntılar keşfedilecektir. Bu doğrultuda çalışmanın örneklemini Kocaeli Büyükşehir Belediyesi'nde yönetici olarak görev yapan 230 kişi oluşturmaktadır. Araştırmada KHM ölçeği ve iş performansı ölçeği olmak üzere iki farklı ölçek kullanılmış ve veri toplama aracı olarak nicel veri toplama yöntemlerinden anket araştırma tasarımı kullanılmıştır. Araştırmada KHM'nin dört alt boyutunun iş performansı üzerindeki etkisi analiz edilmiştir. Literatüre dayalı teorik olarak oluşturulan hipotezlerin test edilmesi noktasında hiyerarşik regresyon analizinden yararlanılmıştır. Gerçekleştirilen hipotez testleri neticesinde KHM'nin iş performansını anlamlı ve pozitif olarak yordadığı sonucuna ulaşılmış ve özellikle özveri ve kamu yararına bağlılık alt boyutlarının iş performansı üzerinde güçlü bir etkisi olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca büyükşehir belediye yöneticilerinin KHM seviyelerinin çalışılan konum ve vatandaşla görüşme sıklığına göre farklılaştığı sonucuna ulaşılmıştır.

Yasin Erkan
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Kamu yönetiminde etik karar verme: Sakarya ilinde bir araştırma

Kamu yönetiminde karar verme süreci genellikle karmaşık ve çok boyutludur. Kamuya duyulan güvenin tartışıldığı günümüz dünyasında karar verici pozisyonunda görev yapan kamu görevlilerinin kararlarının etik boyutu daha çok sorgulanır hale gelmiştir. Ne olduğu ve nasıl temellendirilmesi gerektiği üzerine tartışmalara sıkça konu olmuş müstakil bir felsefi disiplin olarak etik, çalışmanın temel meselesidir. Bu tez çalışmasının amacı yerel yönetimlerde karar verici pozisyonunda görev yapmakta olan kamu görevlilerinin etik karar verme eğilimlerini analiz etmektir. Çalışmanın teorik kısmında karar, karar verme ve etik karar verme kavramlarına ilişkin kavramsal ve kuramsal çerçevenin ortaya konulmasına odaklanılmıştır. Etik karar verme modelleri ise normatif ve davranışçı etik karar verme modelleri tasnifi üzerinden incelenmiştir. Normatif etik karar verme modelleri, karar vericilere etik tercihlerde bulunmalarına yardımcı olacak kılavuzlar sağlayan çerçevelerdir. Söz konusu modeller, bireysel tercihler veya sonuçlardan bağımsız olarak bir durumda neyin "doğru" ve "yanlış" olduğunu belirlemeyi amaçlarken etik ikilemleri analiz etmek ve etik açıdan en doğru hareket tarzını belirlemek için sistematik bir yaklaşım sunmaktadırlar. Davranışçı etik karar verme modelleri ise kararları etik davranış temelinde incelemekte, karar vericilerin karar verme sürecinde çevresel ve bireysel faktörlerden etkilendiğini iddia etmektedirler. Çalışmanın uygulama kısmının temeli zikredilen tasnife dayandırılmıştır. Literatür taramaları sırasında eleştirel kaynak incelemesi yapılan çalışmanın uygulama kısmı için veri toplamak amacıyla nicel veri toplama yöntemlerinden anket yöntemi kullanılmıştır. Bu tez, yerel yönetimlerde karar verici pozisyonunda görev yapmakta olan kamu görevlilerinin etik karar verme eğilimlerinde net bir şekilde bir model üzerinden açıklanamayacağını, karar verme davranışlarının kimi zaman normatif kimi zamansa davranışçı etik karar verme modellerine uygun eğilimler sergilediğini ortaya koymaktadır.

Hilal Turan Yılmaz
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de yerel yönetimlerde gündem belirleme üzerine bir araştırma: Sakarya Büyükşehir Belediyesi örneği

Gündem belirleme, kamu yönetiminde karar alma sürecine giden yolda temel aşamalardan bir tanesidir. Bu aşamada kamusal ihtiyaç ve sorunlardan hangilerinin öncelikle çözülmesi gerektiği belirlenir. Öncelikli konuların belirlenmesi sürecinde çeşitli faktörler ve politika aktörleri etkili olmaktadır. Bu çalışmada Kingdon'ın Çoklu Akımlar (Multiple Streams) teorisi kullanılarak Sakarya Büyükşehir Belediyesi'nde gündem belirleme sürecinin nasıl şekillendiği ve hangi politika aktörlerinin etkili olduğu incelenecektir. Ayrıca yerel gündem oluşturma sürecinde geniş bir gündem havuzundan sınırlı sayıdaki konu ve sorun ön plana çıkmaktadır. Ön plana çıkan bu gündem maddelerini diğerlerinden ayıran nedenler tespit edilmeye çalışılacaktır. Araştırmaya dair veriler kurum içi ve dışından gündem belirleme sürecinde etkin olan kişilerden toplanacaktır. Araştırma verileri yüz yüze görüşme yöntemi ile toplanacak ve içerik analizi yöntemi ile analiz edilecektir.

Yunus Emre Aydın
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Milliyetçilikten arındırılmış vatanseverliğin sosyopolitik imkânları: Teorik bir tartışma

Bu çalışma, tarihsel ve kuramsal boyutlarıyla vatanseverliği konu edinmektedir. Çalışma, öncelikle vatanseverlik ve milliyetçiliği birbirinden ayırarak ikisi arasındaki tarihsel ve kuramsal farkları ortaya koyabilmeyi; böylece gündelik kullanımda karşılaşılan iki kavramı birbiri yerine kullanma hatasına düşmeden temelde vatanseverliği konu edinmeyi ve bu arada milliyetçilikle olan ilgisini açıklığa kavuşturarak milliyetçilikten arındırılmış vatanseverliğin imkânlarını bu ilgi bağlamında tartışmayı hedeflemektedir. Bu bağlamda çalışmanın temel araştırma sorusu şöyledir: Günümüzde milliyetçilikten arındırılmış vatanseverlik düşüncelerinin toplumsal karşılık bulması ve yaygınlaşarak kitleselleşmesi mümkün müdür? Çalışmanın amacı, günümüz dünyasının siyasi, toplumsal ve ekonomik koşullarını da göz önünde bulundurarak milliyetçilikten arındırılmış vatanseverlik düşüncesinin kitleselleşme imkânı olup olmadığına dair bir tespitte bulunmaktır. Çalışma boyunca öncelikle vatanseverlik kavramının Antik Dönemden on sekizinci yüzyıla değin anlam dönüşümüne ve on sekizinci yüzyıldan itibaren siyasal anlam kazanma sürecine odaklanılmıştır. Ardından Fransız Devrimi sonrasında siyasi bir program olarak ortaya çıkan milliyetçiliğin vatanseverlik düşüncesi üzerindeki dönüştürücü etkisine yer verilmiştir. Daha sonra vatanseverlik ve milliyetçilik arasındaki kuramsal ilişki ele alınarak milliyetçiliğin giderek güçlenmesi karşısında vatanseverliğin milliyetçiliğin ekseninde bir sıfat haline geldiği ortaya konmuştur. Ardından günümüzde vatanseverliği sınıflandırmada kullanılan ölçütlere değinilerek vatanseverliğin beş farklı türü açıklanmıştır. Daha sonra günümüzde milliyetçilikten arındırılmış vatanseverlik tanımlarına yer verilerek bu tanımlar, vatanseverliğin beş türü bağlamında sınıflandırmaya tabi tutulmuştur. Ardından milliyetçilikten arındırılmış vatanseverlik tanımlarından yola çıkılarak vatanseverliğin ideal-tip kurgusu yapılmıştır. Daha sonra günümüz dünyasının toplumsal, siyasi ve ekonomik koşulları göz önünde bulundurularak bu ideal-tip anlamında bir vatanseverliğin mevcut koşullar altında kitleselleşme imkanına sahip olup olmadığı tartışılmıştır. Çalışmanın sonucunda günümüz dünyasında milliyetçilikten arındırılmış vatanseverliğin bu koşullar altında kitleselleşme imkanının son derece kısıtlı olduğu ortaya konmuştur.

Ensar Kıvrak
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

AK Parti iktidarı döneminde sivil asker ilişkilerinin dönüşümü

Sivil-asker ilişkileri ve askerin demokratik kontrolü, liberal demokrasinin temel argümanı olarak, siyaset bilimi çevrelerinin ve akademik dünyanın üzerinde tartıştığı önemli konulardan birisidir ve gelişmiş ülkeler dahil her ülkede sıkça gündeme gelen bir kavramdır. Gerçekte ise liberal demokrasi için temel esas, silahlı kuvvetlerin sivil makamların otoriteleri altında bulunmasıdır. Türkiye'de silahlı güç, bu temel ilkenin hilafına dolaylı ya da doğrudan askeri müdahaleler gerçekleştirmiştir. Bu çalışmanın amacı, ülkede gerçekleştirilen darbeleri ve askeri müdahaleleri inceleyerek Türkiye'deki sivil-asker ilişkilerini belirlemek, özellikle AK Parti döneminde gerçekleştirilen köklü askeri reformlarla sivil siyasetin alanını genişleten, askeri özerklik ve imtiyazları sınırlayan, sivil-asker ilişkilerindeki dönüşümü ortaya koymak ve uygulamaya konulan reformların kalıcılığını sorgulamaktır. Bu bağlamda çalışmada ilk önce, sivil-asker ilişkilerinin kuramsal olarak nasıl açıklandığının cevabı aranmış, bilahare 19'ncu yüzyılda Osmanlı'da ve Cumhuriyet Türkiye'sinde sivil-asker ilişkilerinin tarihsel olarak nasıl bir seyir izlediği, askeri müdahale ve darbelerin benzerlikleri, ortak noktaları ve farklılıkları ortaya konmaya çalışılmıştır. Üçüncü sırada, sivil-asker ilişkilerine olumlu ya da olumsuz katkıda bulunan iç ve dış dinamikler sorgulanmıştır. Müteakiben, kurumsal dinamikler bağlamında sivil-asker ilişkilerinde orduya özerklik ve imtiyaz sağlayan kurumlar ve yasal dayanaklar incelenmiştir. Son olarak, AK Parti dönemindeki sivil-asker ilişkileri gözden geçirilerek, gerçekleştirilen köklü askeri reformların ordunun demokratik dönüşümüne katkıları ve reformların kalıcılığı tespit edilmeye çalışılmıştır. Bu çalışma için geniş kapsamlı bir literatür taraması yapılarak, sivil asker ilişkileri konusunda uzman bilim adamları ve araştırma kuruluşlarının kaleme aldıkları kitaplar ve raporlar, sempozyum sonuçları ile yüksek lisans ve doktora tezlerinden yararlanılmıştır. Ayrıca OHAL kapsamında hükümet tarafından çıkarılan 23 adet KHK (667-689 arası),16 Nisan 2017'de yapılan referandumda kabul edilen 18 maddelik Anayasa Değişikliği ve Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçildikten sonra Cumhurbaşkanlığınca çıkarılan kararnameler, sivil-asker ilişkilerine getirdikleri yeni yasal düzenlemeler açısından incelenmiştir. Bu çalışmada ulaşılan temel sonuç; Türkiye'nin son döneminde ordu-siyaset ilişkileri, köklü dönüşüme uğradığı, mevcut teamüllerin değiştiği, asker kışlasına dönerken, hükümetin kendi siyasal alanını genişlettiği söylenebilir. Bu süreçte, bir yandan hükümetin tek partili güçlü liderliğe sahip ve kamuoyu desteğini arkasında barındıran yapısı ile ülkenin yaşadığı değişim gibi iç dinamikler, diğer yandan da demokratikleşmeye, sivilleşmeye yönelik uluslararası standartlar ve Avrupa Birliği üyeliği gibi harici dinamikler etkili olmuş görünmektedir. Ordunun siyasetteki etkinliği, liberal demokrasinin gereklerine göre dönüştürülmüş olmasına rağmen, köklü askeri reform sürecinin ülkedeki bütün paydaşların işbirliği, diyalogu ve mutabakatı ile gerçekleştirilmemiş olması, askeri reform süreci ile demokratikleşme safahatının eş zamanlı yürütülmemesi ve ordunun sivil kontrolüne katkı sağlayan dış dinamiklerden AB sürecinin sönümlenmesi, müteakip süreçte demokratik sivil kontrolün kalıcılığını olumsuz etkileyebileceği sonucuna ulaşılmıştır. Bu bağlamda Türkiye'de kalıcı ve geri dönüşsüz bir sivil-asker ilişkisi tesis etmek için; siyasi irade ile ordunun temel değerlerde uzlaşması, ülkenin beka ve güvenlik sorununun çözüme kavuşturulması, iç tehdit konusunda toplumsal mutabakatın sağlanması, toplumun demokratik siyasal kültürü ile eğitim seviyesinin geliştirilmesi ve refah düzeyinin yükseltilmesi gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: AK Parti, Demokrasi, Ordu, Siyaset, Sivil-Asker İlişkileri

Bayram Uğur
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Kamu yönetimi reformlarına yönelik mülki idare amirlerinin tutumlarının araştırılması

Bu araştırmanın amacı Türkiye'de 2000'li yıllarda uygulanan kamu yönetimi reformları hakkında bir kamu politikası uygulayıcısı olarak, kendiside reformlar sonucu bir değişim içinde olan mülki idare amirlerinin bakış açılarının ortaya konulmasıdır. Öncelikle kamuyönetimi reform kavramı, mülki idare kavramı derinlemesine analiz edilmiş, Türkiyedeki tarihsel süreç içerisinde reform alanları incelenmiştir. Bu araştırmada nicel yöntem kullanılmıştır. Buna uygun olarak veriler anket tekniği kullanılarak toplanmıştır. Araştırmanın evrenini kamu yönetimi reformlarının bizatihi uygulayıcısı olan toplam 1224 il ve ilçe mülki idare amiri (vali, vali yardımcısı ve kaymakam) oluşturmaktadır. Araştırmada tam sayım örnekleme tekniği uygulanmış olup evrenin kapsadığı tüm mülki idare amirlerine anket gönderilmiştir. Anketin tamamına yanıt veren ve geri dönüş sağlayan 332 mülki idare amiri çalışmanın örneklemini oluşturmaktadır. Verilerin analizinde IBM SPSS programı kullanılmıştır. Çalışma sonucunda elde edilen bulgular; mülki idare amirlerinin sosyodemografik özelliklerine ilişkin bulgular ve kamu yönetimi reformlarına yönelik mülki idare amirlerinin bakış açılarına ilişkin bulgular olmak üzere ayrı ayrı tasnif edilerek tablolar ile birlikte sunulmuştur. Araştırmanın ana varsayımı mülki idare amirlerinin reformlara ilişkin değerlendirmelerinde öncelikle merkeziyetçi eğilimlerin etkili olacağı ve toplumla ilişkileri güçlendiren, kamu hizmeti kalitesini artıran ve yeniliklere açık bir profil sergiledikleridir. Bu çerçevede sekiz varsayım bulınmaktadır. Bu varsayımlardan sadece; mülki amirler, kamu yönetimini bir uzmanlık alanı olarak görmekte ve sivil toplumun söz sahibi olmasına karşı çıkmaktadrlar varsayımı yanlışlanmıştır. Sonuç olarak tezde; mülki amirlerin kamu yönetimi refornmlarını desteklediği, ancak merkezi idarenin denetimini azaltan yerel yönetim reformlarına mesafeli olduğunu, özellikle bu reformlarla bağlantılı olarak da kendi yetkilerinin azaldığını ve bu durumun kamu hizmetlerinin yürütülmesini olumsuz etkilediği bakış açısını ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Kamu Yönetimi Reformaları, Mülki İdare Amirleri, Mülki İdare Amirlerinin Tutumları, Kamu Yönetimi

Türk kamu yönetimi
İdris Akbıyık
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Büyükşehir ilçe belediyelerinin yerel kamu politikası oluşturma ve uygulama kapasitesi: Eyüpsultan Belediyesi örneği

Bu tezin amacı büyükşehir ilçe belediyelerinin yerel kamu politikası oluşturma ve uygulama kapasitelerinin araştırılmasıdır. Amartya Sen'in 'değer verilen fonksiyonlar' vurgusundan hareketle araştırmanın kapsamı kentsel dönüşüm politikaları ile çerçevelenmiştir. Araştırmanın evreni büyükşehir ilçe belediyeleri, örneklemi ise Eyüpsultan Belediyesi'dir. Politika kapasitesi endeksi olarak Wu, Ramesh ve Howlett'in politika kapasitesi taksonomisinden yararlanılmıştır. Araştırma nitel araştırma yönteminin usul ve esaslarına göre yürütülmüştür. Veri toplamada görüşme, odak grup görüşmesi ve doküman incelemesi gerçekleştirilmiştir. Yerel politika aktörleri ile görüşme, kentsel dönüşüm politikalarının doğrudan muhatabı olan vatandaşlarla odak grup görüşmesi gerçekleştirilmiştir. Çalışma bulgularının genellenebilirliğini sağlayabilmek amacıyla, doküman incelemesinde her kategoride en az dört veya beş belediyenin dokümanları incelemeye tabi tutulmuştur. Elde edilen veriler betimsel analiz yöntemine göre analiz edilmiştir. Analizde yukarıda bahsi geçen politika kapasitesi taksonomisi hazır şablon olarak kullanılmıştır. Taksonominin belediyelere uyarlanmış bir şekilde operasyonelleştirilmesi yapılarak, elde edilen veriler analitik, operasyonel ve siyasal kapasite bölümlerindeki alt başlıklarda değerlendirilmiştir. Analizde esas alınmak bir matematiksel modelleme yapılmıştır. Çalışma sonucunda, büyükşehir ilçe belediyelerinin analitik ve siyasal kapasitelerinin makul durumda olduğu, buna karşın özellikle organizasyon ve sistem seviyesinde operasyonel kapasitelerinin kentsel dönüşüm politikaları açısından yeterli olmadığı bulgularına ulaşılmıştır. Büyükşehir ilçe belediyelerinin kentsel dönüşüm politikası oluşturma kapasitesinden söz edilebilmekteyken, oluşturdukları politikaların uygulanmasında politika rüştlerinin veya fiil ehliyetlerinin sınırlı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu bulgulardan hareketle, büyükşehir ilçe belediyelerinin organizasyon ve sistem seviyesinde operasyonel kapasitelerinin iyileştirilmesi ile ilgili bir takım önerilerde bulunulmuştur.

Büyükşehir belediyeleriKamu politikalarıKentsel politika+1
Fahrettin Güllüce
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Türk parti sisteminde kurumsallaşmanın dinamikleri (1983-2017)

Bu tez parti sisteminin kurumsallaşması kavramını merkeze alarak Türk parti sisteminin 1983-2017 arasındaki yıllarını incelemekte ve bu dönemin kurumsallaşma dinamiklerini analiz etmektedir. Parti sisteminin kurumsallaşması kavramı etrafında yapılan tartışmalarda farklı boyutların ön plana çıkarılması nedeniyle farklı sonuçlara ulaşıldığı görülmektedir. Uzun yıllardır çok boyutlu bir şekilde ele alarak ölçüm yapan çalışmalar son yıllarda yerini istikrar merkezli tek boyutlu bir kavramsallaştırmaya bırakmış olsa da bu tartışmalar sonlanmış değildir. Kavramın tanımına, boyutlarına, hangi ölçüm yöntemlerinin kullanılacağına ve onu etkileyen faktörlere ilişkin tartışmalar literatürün merkezinde yer almaktadır. Buradan hareketle tez öncelikle parti sistemi kavramının çerçevesini çizmekte ve ardından parti sisteminin kurumsallaşmasına odaklanarak sınırlılıkları ifade etmektedir. Parti sisteminin kurumsallaşmasını istikrar boyutuyla ve bir süreç olarak ele alan tez, kurumsallaşma düzeyini anlamak içinse sistem içi ve sistem dışı ayrımından da faydalanarak seçimsel, parlamenter ve hükümet düzleminde ölçüm yapmaktadır. 1983-2002 yılları arasında kalan ve denk büyüklükte partilerin yer aldığı koalisyoncu sistem her üç düzlemde de düşük düzeyde kurumsallaşma sergilerken 2002-2017 yılları arasında kalan hâkim partili sistem yine bu üç düzlemde yüksek kurumsallaşma emareleri göstermektedir. Bu iki dönem arasındaki farklılıkları açıklamak için yasal düzenlemelerin, parti sisteminin parçalanma ve kutuplaşma gibi boyutlarının, parti kurumsallaşmasının ve hükümet performansının etkisi tartışılmıştır. Türk parti sisteminin 1983-2002 arası dönemde sürekli yasal düzenlemelerle istikrarsızlaştırılması, yüksek parçalılığı ve düşük kutuplaşması, siyasal partilerin zayıf kurumsallığı ve hükümetlerin kötü yönetsel performansı nedeniyledüşük düzeyde kurumsallaşma örüntüsü gösterdiği buna karşın 2002 sonrası dönemdeyse yasal düzenlemelerin yavaşlaması, parçalanmanın azalması ve kutuplaşmanın yükselmesi, partilerin kurumsallaşması ve hükümetlerin ekonomik performanslarının iyi seyretmesi gibi nedenlerle parti sisteminin kurumsallaşma düzeyinin yükseldiği görülmektedir.

Fikret Topal
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessEN

The role of the internal and external factors in the democratization process of Bulgaria in the period of 1989-2007

Following the collapse of the Berlin Wall, a series of significant shifts occurred on the global political landscape. The fall of the Berlin Wall represented the demise of the Communist system across the globe. The dissolution of the Soviet Union marked the conclusion of the Cold War and the end of the bipolar international system, a clear victory for liberal democracy. In the wake of these transformative changes, the newly independent states emerging from the former communist regimes faced the urgent need to implement profound political reforms in order to be accepted by the Western democratic world. Bulgaria was one of the countries that initiated its democratisation process during that period. Bulgaria has undergone a lengthy and successful democratisation process. It is important to note that such a process is influenced by a range of factors. Following the conclusion of the Cold War, Bulgaria was spared the type of intense conflicts that afflicted other countries in the Balkans. As a country that underwent a "soft transition" to democracy, Bulgaria's transformation story differs from that of other countries in the region. This soft transition is hidden under the influence of internal and external factors. In accordance with the subject's title, the thesis examines the role of internal and external factors in the democratisation process of Bulgaria. Bulgaria has demonstrated a notable example among Eastern European countries by adopting a peaceful approach to democratic reform and subsequently aligning itself with Western democratic institutions. The success of this process is attributed to a complex interplay between internal and external factors. The thesis delves into the influence of these factors on the democratization process and Bulgaria's integration into the Western democratic community. Transition theory serves as the analytical lens, providing insights into Bulgaria's transition to democracy and its aftermath.

BalkansBulgariaDemocratization+2
Adnan Mestan
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Politik birlik krizi çerçevesinde yeni Irak Anayasası

Irak, Irak Federal Cumhuriyeti Anayasası'nın 2005 yılındaki ilanından itibaren ulusal birliğini inşa etmek ve çeşitli oluşumları ortak bir Irak ulusal kimlik şemsiyesi altında bir araya getirmek konusunda bir çok engelle karşı karşıya kalmıştır. Ulusal birliğin inşa edilememesinde ve Irak toplumunun Amerikan işgalinden sonra politik birliğini sağlayamamasında işgalin yıkıcı etkilerinin yanı sıra, işgal sonrası ilan edilen Irak Federal Cumhuriyeti Anayasası'nın getirdiği engelleyici koşulların da etkisi olduğu bilinmektedir. Bu çalışmada, 2003 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nin Irak'ı işgal etmesinden sonra kabul edilen 2005 Irak Federal Cumhuriyeti Anayasası ile oluşan ulusal kimlik krizi ve politik birliği engelleyen unsurlar, anayasa öncesinde ve sonrasında Irak Milli Birliği'nin oluşmasındaki temel engeller incelenip analiz edilmektedir. Bu çalışma, 2005 Irak Anayasası'nın politik birlik üzerindeki etkilerini analiz etmektedir. Anayasanın yan kimlikleri nasıl güçlendirdiği ve ulusal kimliği nasıl zayıflattığı incelenmektedir. Ayrıca, anayasanın çeşitlilik ve çok kültürlülük sorunlarıyla başa çıkma yöntemleri ve bunların politik birliğe olan etkileri değerlendirilmektedir. Çalışmanın amacı, Amerika Birleşik Devletleri'nin Irak'ta işgal sonrasında kapsamlı bir Irak ulusal kimliği inşa etmeyi seçmek yerine, 2005 Irak Federal Cumhuriyeti Anayasası aracılığıyla mezhepsel ve etnik ayrımlara dayalı bir toplum yaratılmasında nasıl etkin bir rol oynadığını ortaya koymaktır. Araştırma, nitel araştırma yöntemiyle tarihsel, tanımlayıcı, hukuki ve eleştirel yaklaşımlar perspektifinde gerçekleştirilmiştir. Araştırma sonucunda, ulusal birliğin güçlendirilmesini ve kapsamlı bir Irak ulusal kimliğinin inşa edilmesini engelleyen temel unsurların; sosyal, ekonomik ve güvenlik sorunları, anayasal dengesizlikler, siyasi zorluklar, mezhepsel çatışmalar ve uzlaşmaya dayalı bir demokrasi sisteminin kurulamaması olduğu saptanmaktadır. 2005 Irak Federal Cumhuriyeti Anayasası'nın uygulanmasıyla birlikte ortaya çıkan kimlik krizinin, ihtilaflı bölgeler ve Kürtler arasındaki ayrılıkçı eğilimlerin diğer toplumsal gruplarda özerklik taleplerine yol açması gibi sonuçlara neden olduğu belirlenmektedir. Anayasanın, Irak halkını tek bir ulus olarak tanımaması ve bu tanım ekseninde şekillenen maddelerin, ulusal kimlik krizini derinleştirerek yeni politik krizlere zemin hazırladığı sonucuna varılmaktadır. Ayrıca, 2005 Anayasası'nın, geçmişten gelen siyasi, ideolojik, etnik ve kültürel yapıların devamlılığını sağlaması nedeniyle Irak'taki ulusal kimlik krizinin şiddetini artırdığı tespit edilmektedir.

Wassan Theab Muner Janabı
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'de sosyalist düşünce ve din: Birikim ve bilim ve ütopya çevresinin karşılaştırılması

Bu çalışmanın amacı, Birikim ve Bilim ve Ütopya üzerinden Türkiye'de sosyalist düşüncenin dine bakışını ortaya koymaktır. Okuyucu kitlesinin daha geniş olması ve uzun yıllardır yayım hayatını sürdürmesi sebebiyle bu iki dergi çevresi ele alınmıştır. Dine ilişkin fikirlere yer vermeyen ortodoks Marksist çevreler araştırmanın kapsamı dışındadır. Türkiye'de sosyalist düşüncenin tarihsel gelişim sürecinin genişliği ve çeşitliliği sebebiyle çalışmanın odağını ilgilendirecek kavram, dönem, kişi ve süreçler ele alınmıştır. Bu amaçla Türkiye'de sosyalist düşüncenin gelişimini din bağlamında etkilediği değerlendirilen kişi ve çevrelerden kısaca bahsedilmiştir. Ayrıca İslam ve sosyalizm ilişkisi üzerinden Türkiye'deki süreci etkileyen düşünürlerin görüşlerine de yer verilmiştir. Din kavramı ise öncelikle İslam'ı temsil etmekle birlikte, yerine göre deizmi, teizmi ve hatta ateizmi de kapsamaktadır. Araştırma nitel veri dese-nine göre hazırlanmıştır ve kuramsal bir yöntem benimsenmiştir. Elde edilen bulgulara göre Türkiye'de din ile ilişkili yayım yapan sosyalist çevreler muhalif bir din anlayışı geliştirmektedirler. Bu anlayış Birikim Dergisinde iktidar eleştirisi üzerinden, Bilim ve Ütopya'da ise dinin bizatihi kendisi üzerinden inşa edilmiştir. Bu bağlamda Birikim Çevresi dine yaklaşım konusunda paradigmatik değişimlere Bilim ve Ütopya'ya nazaran daha açıktır. Her iki dergi çevresi de sol ilahiyat ve sol tanrıbilim gibi hibrit terimlerle kendi sosyalist düşüncesinin dine bakışını kavramlaştırmaktadır. Sonuç olarak sol ilahiyat heteredoks bir din tasavvuru etrafında şekillenirken, sol tanrıbilim tamamıyla Aydınlanmacı ve Kemalist anlayışın tezahürüdür.

İsmail Şükür
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Yerel yönetimlerde halkın beklentilerine yönelik akıllı bütçe modelinin oluşturulması (Sakarya Büyükşehir Belediyesi örneği)

Çalışmada amaçlanan, akıllı yönetişimin bir parçası olan katılımcı (akıllı) bütçe uygulamasını kavramsal çerçevede ele aldıktan sonra, dünyadaki uygulamalardan hareketle Türkiye'de uygulanabilecek katılımcı bütçe modelini ortaya koymak ve bu model ışığı altında Sakarya Büyükşehir Belediyesi'nde katılımcı bütçenin yerini belirlemektir. Bu bağlamda, vatandaşların ve belediye yöneticilerinin katılımcı bütçe uygulamalarına yönelik görüşlerinin birbirini yansıtıp yansıtmadığının görülmesi de hedeflenmiştir. Hem nitel hem de nicel araştırma yöntemlerinin diğer bir ifade ile karma yöntemin kullanıldığı bir çalışma gerçekleştirilmiştir. Sakarya'da ikamet eden on altı yaş üstündeki vatandaşlara anket çalışması yapılırken, Sakarya Büyükşehir Belediyesi'nde katılımcı bütçe süreciyle doğrudan ilişkili olan üst düzey yöneticilerle yarı yapılandırılmış mülakat çalışmaları yapılmıştır. Bu çalışmada ulaşılan başlıca sonuçlar; katılımcı bütçenin vatandaşların kamu kaynaklarının nasıl kullanılacağına ilişkin karar verme sürecine doğrudan katılabildikleri bir mekanizma olduğu, sivil toplum kuruluşları, muhtarlar ve kent konseyinin bu sürecin en önemli aktörleri olduğu söylenebilir. Dünyadaki örneklerden yola çıkarak da birbirinden farklı uygulamaların yer aldığı belirtilebilir. Dünyadaki uygulamalardan hareketle belirlenen katılımcı bütçe modelinin unsurları olarak; vatandaşların hizmet taleplerinin öğrenilmesi için mahalle toplantılarının yapılması, hem belediye başkanının hem de yöneticilerin vatandaşlarla fiziksel ve dijital platformlarda bir araya gelmesi, dezavantajlı grupta olanların taleplerine öncelik tanınması, e-anketlerin düzenlenmesi, dijital oylamaların yapılması ve katılımcı bütçe aktörlerinin süreç boyunca aktif olması hususlarına ulaşılmıştır. Son olarak, Sakarya'da ikamet eden vatandaşlarla belediye yöneticilerinin, katılımcı bütçe yaklaşımlarının ve kentteki katılımcı bütçe aktörlerine ilişkin görüşlerinin aynı doğrultuda olduğu sonucuna varılmıştır. Sakarya'daki katılımcı bütçe uygulamasına yönelik görüşlerde ise, çoğu ifadelere katılım düzeyi aynı olmakla birlikte bazı hususlarda tutumların farklılaştığı söylenebilir.

Yeliz Karadeniz
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Afrika'da karşılaştırmalı metropoliten yönetim: Kahire, Johannesburg, Kinşasa, Lagos ve Luanda örnekleri

Bu çalışma, Afrika'nın önde gelen metropoliten şehirlerinden beşi olan Kahire, Johannesburg, Kinşasa, Lagos ve Luanda üzerinden, kıtanın kentleşme süreçlerini ve bu süreçlerin sömürgecilik döneminden miras kalan sorunları incelemektedir. Özellikle sömürge döneminin etkileri ve bağımsızlık sonrası dönemdeki yönetim anlayışları, bu şehirlerin metropoliten yönetimlerini şekillendiren temel unsurlar olarak ele alınmıştır. Nitel yaklaşımı benimseyen çalışma, vaka analizine dayanmaktadır. Bu beş şehri karşılaştırmalı bir şekilde analiz ederek, tarihsel, kültürel ve ekonomik bağlamda nasıl bir etkileşim içinde olduklarını ve metropoliten yönetimlerinin karşılaştığı ortak ve özgül sorunları ortaya koymayı amaçlamaktadır. Çalışma, bu şehirlerin kentleşme süreçlerini şekillendiren temel dinamikler olarak, sömürgecilik sonrası dönemlerdeki altyapı yetersizlikleri, sosyal eşitsizlikler, yerel yönetimlerin zayıf yapıları ve güvenlik sorunlarını kapsamaktadır. Ayrıca, küreselleşme ve metropolleşme süreçlerinin bu şehirlerin yönetim anlayışlarına nasıl yansıdığı da incelenmiştir. Tez, bu şehirlerdeki yönetim sorunlarının çözülmesinde katılımcı yönetim modellerinin, merkezi ve yerel yönetim arasındaki işbirliğinin, sürdürülebilir altyapı reformlarının, sosyal hizmetlere yapılan yatırımların ve toplum temelli güvenlik politikalarının önemine dikkat çekmektedir. Bu unsurların, şehirlerin karşılaştığı sorunları daha etkili bir şekilde çözme kapasitesini artıracağı ve metropoliten yönetimlerin etkinliğini güçlendireceği öngörülmektedir.

AfrikaMali demokrasiMetropolis+5
Mahamane Moutari Aboubacar İssa
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin sağlık sektörüne etkileri: Adana ili örneği

Hükümet sistemleri ve anayasal hareketler Türk siyasal hayatında önemli yer tutan unsurların başında gelmektedir. Cumhuriyetin kurulmasından günümüze kadar geçen sürede yönetimsel gelişmeler ve anayasal hareketler toplumsal hayatı etkilemiş, aynı zamanda devletin kurumsal ve yapısal kimliğini belirlemiştir. Halen yürürlükte olan 1982 anayasasında da son dönemde birtakım değişiklikler meydana gelmiştir. Özellikle 16 Nisan 2017'de gerçekleştirilen anayasa değişikliği referandumu bu duruma örnek teşkil etmektedir. Bu referandumla Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin (CHS) yasal altyapısını oluşturan değişiklikler kabul edilmiş ve 24 Haziran 2018 seçimleriyle de CHS fiilen hayata geçmiştir. Yeni sisteme geçişle birlikte devlet organları yeniden şekillendirilmiştir. Özellikle bakanlıkların teşkilat yapısı başta olmak üzere kurum ve kuruluşlarda yapısal düzenlemeler gerçekleşmiştir. Benzer şekilde Sağlık Bakanlığı ve bağlı kuruluşlarında da birtakım değişiklikler yaşanmıştır. Hazırlanan bu tezde CHS'nin sağlık sektörüne etkileri incelenmiş ve bu kapsamda Adana Şehir Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde görevli sağlık personelleri ve idari personellerle yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılmıştır. CHS sonrası sağlık sektörü incelenirken yapılan görüşmelerin yanı sıra sağlık istatistikleri yıllığı ve stratejik planlardan yararlanılmıştır. Sağlık Bakanlığı faaliyet raporları incelenmiş, stratejik planlar değerlendirilmiştir. Bu incelemeler ve yapılan görüşmeler sonucunda CHS sonrası sağlık hizmetlerinde birtakım değişimler meydana geldiği sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca CHS ile yönetimsel birtakım değişimlerin yaşandığı ve bu kapsamda sağlık hizmetlerinde bazı gelişmelerin meydana geldiği sonucuna ulaşılmıştır.

AnayasaCumhurbaşkanlığı hükümet sistemiHükümet sistemi+3
Muhammed Uğur Karalı
Adana Alparslan Türkeş University of Science and Technology · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Parlamenter sistemde Meclis'te kadın temsili ve kadın milletvekillerinin Meclis çalışmaları (1946-2015)

Kadınlar bugün sahip oldukları hakların birçoğuna tarihte büyük mücadeleler vererek sahip olmuşlardır. Bu haklardan bir tanesi de seçme ve seçilme hakkıdır. Kadınlar seçme ve seçilme hakkına sahip olabilmek için Cemiyetler Kanunu'nun çıkışından itibaren çeşitli örgütlenmeler içerisinde bulunup, seslerini duyurmaya çalışmışlardır ve bu süreç Cumhuriyet Dönemi'ne kadar devam etmiştir. Cumhuriyet Dönemi'nde kadınlar seçme ve seçilme hakkına sahip olmuş ve siyaset arenasına çıkmaya başlamışlardır. Kadınların seçme ve seçilme hakkına sahip olmasıyla, siyasette cinsiyet eşitsizliği problemi ne yazık ki çözülmemiştir. 1930'lu yıllardan başlayarak günümüz siyasetine baktığımızda kadın milletvekili sayılarının erkek milletvekili sayılarına oranla hâlâ çok daha düşük kaldığını ve kadınlara siyasette verilen görevlerin hep aynı görevler olduğunu söyleyebiliriz. Bu çalışmada 1946 yılından başlayarak parlamenter hükümet sisteminde görev yapmış olan tüm kadın milletvekillerinin özgeçmişleri incelenmiş ve eğitim düzeyleri, seçilme yaşları, seçim bölgeleri ve Meclis'te aldıkları görevler hakkında değerlendirmelerde bulunulmuştur. Tüm bu veriler incelenirken literatürde bulunan ilgili çalışmalardan, uluslararası alandaki gelişmelerden ve yapılan uygulamalardan ve ayrıca feminist bakış açısından da yararlanılmış, dönemler arasında gelişen önemli olaylarda vurgulanarak tüm bilgiler ışığında Türkiye tarihinin çok uzun bir dönemi ele alınarak derlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Kadın milletvekilleri, kadın, cinsiyet eşitsizliği, kadın örgütleri, feminizm, toplumsal cinsiyet eşitliği

İlayda Altınay
Adana Alparslan Türkeş University of Science and Technology · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessEN

The intersection of globalization and linguistic diversity: The TED Translators initiative

This thesis investigates how globalization reshapes linguistic diversity by reinforcing fluid yet persistent hierarchies among languages. Rather than functioning as a neutral process of cultural exchange, globalization, driven by capitalist structures and accelerated by rapid technological expansion, creates conditions in which certain languages gain symbolic and economic capital while others are marginalized. The emergence and reinforcement of global linguistic hierarchies generates specific spaces of inclusion and exclusion. Within this context, the TED Translators program is used as a case study to analyze the effectiveness of community-driven translation initiatives in representing linguistic diversity, serving as a large-scale example of digitally mediated volunteer localization program. The study explores patterns of language homogenization and linguistic hierarchy, as well as the functionality of translation practices in a globalizing world characterized by stratified and evolving language dynamics. Keywords: globalization, glocalization, language homogenization, linguistic diversity, linguistic hierarchy.

Cihan Ekmekçi
Adana Alparslan Türkeş University of Science and Technology · Institute of Graduate Studies
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Kamu hizmetlerinde veri madenciliği: Çözüm masası verileri temelinde bir araştırma

Kurumlar tarafından kullanılan yönetim bilişim sistemleri, gelişen akıllı teknolojilerin etkisiyle oluşan büyük veriden gizli bilgi örüntülerinin çıkarılması ve geleceğe dönük kararlarda kurum yöneticilerine karar desteğinin sağlanması büyük önem arz etmektedir. Kamu yönetimi disiplininde teknoloji odaklı çalışmalar genellikle teorik düzeyde ve ağırlıklı olarak "e-devlet" konusunda yoğunlaşmaktadır. Veri madenciliği uygulamaları ise genellikle yönetim bilişim sistemleri, bilgisayar bilimleri ve işletme gibi disiplinlerde özel sektör verisi ile çalışılmaktadır. Bu çalışma, veri madenciliği konusunu kamu yönetimi ile yönetim bilişim sistemleri disiplinlerine dayalı olarak incelemektedir. Çalışmanın uygulama bölümünde, literatürdeki genel eğilimden farklı olarak, kamu verisiyle veri madenciliği uygulaması gerçekleştirilmiştir. Veri madenciliği için, bir büyükşehir belediyesinden elde edilen çözüm masası verileri Naive Bayes, Destek Vektör Makinesi, K-En Yakın Komşuluk ve Karar Ağaçları gibi makine öğrenmesi algoritmaları kullanılarak analiz edilmiştir. Elde edilen bulguların görsel gösterimi içinse iş zekâsı uygulaması olan "Tableu" kullanılmıştır. Çalışmada, Türkiye'de büyük verinin son yıllarda kamu sektörü kuruluşlarında yaygınlaştığı, kurumların stratejik planlarında yer verildiği, ancak veri madenciliği uygulamalarının çok az kurumda etkin olarak kullanıldığı sonucuna varılmıştır. Uygulama bulguları, yapılandırılmamış veri üzerinde ön işleme aşamasının dikkatli ve doğru şekilde yapılmasının makine öğrenmesinin doğruluk oranlarına doğrudan etki ettiğini göstermesi açısından önemlidir. Büyük veri ve veri madenciliği uygulamalarının, hükümet hizmetlerini, ayrıca devlet operasyonlarını, politika üretme ve yönetimini geliştirmek için kamu sektörü tarafından etkin olarak kullanılabileceği sonucuna ulaşılmıştır. Veri madenciliğinin yalnızca sayısal yöntemleri içeren yazılım aracı değil; çözümüne ihtiyaç duyulan probleme göre tasarlanmış, ilgili yöntem, teknik ve uygulamaları da kapsayan, sonuçları itibariyle probleme ait ilişki, kural ve örüntüyü modelleyen ve gösteren bir süreç olarak kamu hizmetlerinde kullanılabileceğini göstermesi açısından da bu tez önem arz etmektedir.

Büyük veriKamu hizmetleriMakine öğrenmesi+2
Yılmaz Demirci
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Demokratik referandum ilkeleri bağlamında Türkiye'de doğrudan demokrasi (Karşılaştırmalı bir analiz)

Bu çalışmada amaçlanan, son zamanlarda giderek popülerleşmeye başlayan doğrudan demokrasinin ülkemizdeki durumunu 1987 ve 2010 yılındaki referandum uygulamalarından hareketle ele almaktır. Betimleyici metod, tarihsel metod ve karşılaştırma usulünün birlikte kullanıldığı bu çalışmada cevabı aranan başlıca sorular; "Demokrasinin ne ifade ettiği", "doğrudan demokrasi ve referandumun neden önemli olduğu", "uluslararası belgelerde yer alan demokratik referandum ilkelerinin neler olduğu", "referandum konusunda Avrupa ülkelerindeki uygulamaların nasıl olduğu" ve "Türkiye'de referandum uygulamalarının demokratik ilkeler ışığındaki konumunun nasıl olduğu" şeklinde olmuştur. Ulaşılan başlıca sonuçlar olarak ise; Demokrasinin bulunduğu döneme göre farklılık gösterdiği, doğrudan demokrasinin siyasal katılımı arttırdığı için önemli olduğu, katılımı en iyi sağlayan aracın da referandum olduğu söylenebilir. Ayrıca uluslararası alanda ortak olarak belirlenmiş referandum kriterleri olarak; konu bütünlüğü, referandumun tarafları arasında fırsat eşitliği, basın tarafsızlığı, serbest propaganda, temel hak ve özgürlüklerin referandum konusu yapılmaması hususlarına ulaşılmıştır. Verilen ülke örneklerinden yola çıkarak da her ülkede farklı farklı uygulamalar olduğu da söylenebilir. Türkiye ile ilgili başlıca sonuçlar ise; ülkede temsili demokrasinin benimsendiği bu yüzden de sadece anayasanın kabulü ve değiştirilmesinde referanduma başvurulduğu, şimdiye kadar gerçekleşen yedi referandumun mevzuat ve uygulamalarında eksiklikler olduğu ve en önemlisi ayrıntılı incelenen 1987 ve 2010 referandumlarının uluslararası kuruluşların açıkladığı referandum ilkelerini uygulamada yetersiz kaldığıdır. Ayrıca Türkiye'de en çok göz ardı edilen referandum kriterleri konu bütünlüğü yani oylamaya sunulacak maddelerin tek tek oylanması ve halkın bilgi kaynağı olan medyanın tarafsız yayın yapması ilkeleridir. Bununla beraber referandumun vazgeçilmezleri olarak kabul edilen genel, serbest, gizli ve eşit oy ilkelerinde Türkiye'nin başarılı olduğunu da belirtmek gerekir.

DemokrasiDoğrudan demokrasiKarşılaştırmalı analiz+1
Yeliz Karadeniz
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Siyasal istikrar ve hükümet sistemleri ilişkisi

Bu çalışma, başkanlık, yarı-başkanlık ve parlamenter sistemlerden herhangi biri ile İstikrar arasında her zaman ve mekanda (ülkede) zorunlu olarak pozitif ya da negatif bir korelasyonun var olmadığını vurgulamaktadır; çünkü her toplumun farklı tarihsel, toplumsal ve kültürel bir bağlamı/gerçekliği vardır. Bu çalışmanın amacı, hükümet sistemlerine yönelik olumlu ve olumsuz görüşlerin bir derlemesini sunmanın yanı sıra, mezkur üç hükümet sisteminin de dünyadan bazı örneklerine bakarak her bir hükümet sisteminin siyasal istikrar ile olan ilişkisini tespit etmektir. Bu amaç doğrultusunda gerekli verileri toplamak için genel bir literatür taraması yapılmıştır. Toplanan veriler kategorize edilerek analizi yapılmış ve her hangi bir hükümet sisteminin tek başına istikrarı temin edemediği gibi, istikrara olan katkısının zaman ve mekandan bağımsız olamayacağı sonucuna varılmıştır. Hangi hükümet sisteminin nasıl bir toplumsal yapıya uygun olduğu, dolayısıyla o toplumsal yapıda istikrarı sağlayabileceğini, ancak toplumların tarihsel, toplumsal ve kültürel bağlamı araştırmaya dahil edilerek anlaşılabilir.

Başkanlık sistemiHükümet sistemiParlamenter sistem+3
Abdullah Sargut
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Bir kamu diplomasisi kurumu olarak Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı başkanlığı

Bu tez çalışmasında, kamu diplomasisi ve bir kamu diplomasisi kurumu olarak TİKA sorunsalı ele alınmaktadır. Günümüzde, kamu diplomasisi uygulama yöntemleri içerisinde zikredilen dış yardımlar, ülkelerin yumuşak güç enstrümanlarından birisi olarak kabul edilmektedir. Buna göre, tezde öncelikle kamu diplomasisi, yumuşak güç, dış yardımlar ve bu üç kavram arasındaki bağlantı üzerinde durulmaktadır. Ardından, Soğuk Savaş sonrasında Türkiye'nin yumuşak gücü ve Türk kamu diplomasisinin gelişim süreci üzerinde durulduktan sonra Türkiye'nin kamu diplomasisi ve bir resmî dış yardım kurumu olan TİKA'nın kuruluş süreci, idari yapısı, faaliyetleri ve Türk kamu diplomasisindeki rolü incelenmektedir. Ayrıca, TİKA'nın Türk kamu diplomasisindeki rolü, belli bölgelere yönelik faaliyetleri örnek ülkeler aracılığıyla ortaya konulmaktadır. Çalışmanın sonucunda, TİKA'nın dış yardımlar vasıtasıyla Türk kamu diplomasisine olumlu katkı sağladığı sonucuna ulaşılmıştır. Çalışma boyunca, literatür taraması, nicel veri analizi yöntemi ve betimleyici yöntem kullanılmıştır.

Dış yardımlarKalkınma yardımlarıKamu diplomasisi+2
Ensar Kıvrak
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Erken Cumhuriyet Dönemi siyasal kültürü: Damga teorisi ve eğitim eksenli bir inceleme

Siyasal kültür, bireylerin siyasal sistem karşısındaki inanç ve tutumlarıyla ilgilidir. Bu bağlamda, siyasal kültürün toplumsal, tarihsel, ekonomik veya psikolojik kaynaklarından bahsedilebilir. Bu tez çalışmasında ise psikolojik ve sosyolojik temelleri olan Damga Teorisi'nin siyasal kültür ile etkileşiminin değerlendirilmesi söz konusudur. Damga, bir insanı diğerlerinden ayıran, o insanın istenmeyen bir niteliğe sahip olduğunu gösteren bir etiketleme olarak tarif edilebilir. Ayrımcılık, ötekileştirme, izole edilme gibi durumların söz konusu olduğu bir damgalanma süreci söz konusudur. Bu noktada, siyasal kültür ve Damga Teorisi arasındaki etkileşimin, Türkiye'de Erken Cumhuriyet Dönemi bağlamında (1931-1947) analizinin bir ilk olduğunu belirtmek gerekir. Yeni devletin kuruluş sürecine damgalar bağlamında bakılmak istenmiştir. Tez çalışması, "Erken Cumhuriyet Dönemi Türk siyasal kültüründe damgalanmanın etkisi söz konusu mudur?" şeklinde bir araştırma sorusuyla başlamaktadır. Diğer araştırma soruları: "19.yüzyılda Batı'daki Türk imgesinde damgaların varlığından bahsedilebilir mi?", "Türklerde damgalarına yönelik farkındalık ne düzeydedir?", "Farkındalık süreci Cumhuriyet'i kuran kadroların siyasal anlayışlarına nasıl yansımıştır?" şeklindedir. Osmanlı son dönem aydınlarının yazıları taranarak yapılan araştırmada, Cumhuriyet'in kurucu kadrolarının damgaların farkında olarak toplumsallaştıkları tespit edilmiştir. Bu, ulaşılan önemli bir sonuç olarak belirtilmelidir. Damgaların Cumhuriyet dönemi siyasal kültürüne yansıması hususu ise dönemin ilk ve ortaokul kitaplarına (1931-1947) betimsel içerik analizi uygulanarak incelenmiştir. Bu kitaplarda araştırılan bazı damgalar şöyledir: "barbar, medeniyetsiz, kadınlara değer vermeyen, fanatik Müslüman, sanat eseri üretemeyen, Doğulu, Doğu Despotu, Hasta Adam, Yunanlıları köleleştiren". Bu inceleme neticesinde ulaşılan başlıca sonuç, kurucu kadroların damgaların reddedilmesi, damgaların kabullenilmesi ve karşı-damga üretme politikalarını eş zamanlı olarak kullandığıdır. Tüm bu politikaların sonucunda ise okul kitaplarında demokratik siyasal kültüre doğru evrilebilecek bir zihinsel teşekkülün temellerinin atıldığı gözlemlenmiştir. Bu dönemde yaşanan ulus-inşa sürecinin damgalanma olgusuyla etkileşim halinde olduğu da ulaşılan bir başka sonuçtur. Ayrıca,damgaların duygusal yanı güçlü bir milliyetçilik anlayışı ortaya çıkardığı tespit edilmiştir. Elde edilen tüm bu bulgular sayesinde ise "sal-siyasal kültür", "parçalanmış siyasal kültür", "demokratik siyasal kültür" gibi kategorilerin Türk siyasal kültürü açısından değerlendirilebilmesi mümkün olabilmiştir.

Cumhuriyet DönemiDamgaDamgalama+3
Hümeyra Türedi
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessEN

The strategic interest of Turkey's foreign policy in Somalia

The purpose of this study is to examine and determine the Turkish engagement in Somalia particularly, the strategic interest of Turkey's foreign policy in Somalia. Since 2011, the Turkish government has taken important steps to increase its diplomatic, and political relations with Somalia as soft power diplomacy in the direction of '1998 African Action Plan'. Since then, the Horn of Africa become a power struggle ground for the countries of the Middle East like Turkey, Iran, Israel and Gulf countries. This renewed interest is due to the regions strategic and geopolitical importance that resulted in today's scramble for influence among these countries which are driven by both geo-security and geo-economic imperatives. For that reasons, the Turkish foreign policy makers have begun to develop new strategies that shifted from a one-sided foreign policy to a multi-faceted foreign policy in Somalia. However, this study examines the strategic interest of Turkey's foreign policy in Somalia particularly, the new economic and security policy in Mogadishu. The first chapter of the study, covers the literature review of the study, including the key concepts, and the key arguments of Turkey's engagement in Somalia. The second chapter deals with Turkish foreign policy in Africa, particularly Somalia because Turkey's policy in Somalia is intertwined with Turkish general policy in Africa. The third chapter, discusses and analyses Turkey's strategic interest in Somalia, by providing insight into the actions of Turkey's security, economic and geopolitical interests like Turkey's military base in Mogadishu and its investment in some parts of Somalia. Both primary and secondary sources of data were used to carry out the study.

SomaliaStrategic influenceStrategic alliance+3
Omar Yusuf Abdulle
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Fatma Aliye Hanım'ın eserlerinde kadın olgusu

Kuruluşundan beri Batı uygarlığıyla etkileşim halinde olan Osmanlı Devleti, gerileme dönemiyle birlikte Batıyı kendisine model alan bir yaklaşım sergilemiştir. Gün geçtikçe farklılaşıp yeni boyutlar kazanan reformlar geliştirilerek iktisadi ve sosyal sorunlara çözüm bulunmaya çalışılmıştır. Osmanlı İmparatorluğu, Batıda yaşanan siyasal, sosyal, ekonomik, fikri ve teknolojik alandaki gelişmelerin etkisi altında, birçok alanda yapısal dönüşümler geçirerek, o dönemde Batı dışı toplumları için kaçınılmaz hale gelen bir modernleşme sürecine dâhil olmuştur. Tanzimat Fermanı'yla birlikte hayatımıza giren Batılılaşma ve modernleşme kavramları ve bu kavramların bir olgu olarak değer kazanmasında 'kadın' simgesel bir rol oynamıştır. Bu süreç içerisinde kadının toplumsal kimliği her geçen gün daha artan bir öneme sahip olmuş, kadınla ilgili meseleler sık sık gündeme getirilmiştir. Osmanlı kadınları kendileriyle ilgili meselelere duyarsız kalmayıp gereken duyarlılığı göstermişlerdir. Çalışmanın en önemli kaynaklarından biri olan Tanzimat dönemi ünlü devlet adamı Ahmet Cevdet Paşa'nın kızı Fatma Aliye Hanım, babasının fikirlerinin etkisinde kalmış, babasının arzuladığı gibi sosyal hayatta öncü bir kadın olmayı başarmış ancak muhafazakâr Osmanlı kadını kimliğinden de uzaklaşmamıştır. Batı merkezli reformlar gelişirken kadının sosyal konumu gibi sorunların ortaya çıkmasıyla birlikte, kadınlık meselelerini işlemiş, kadının eğitimi, çalışma hayatına dahil olması gibi konularda gelenekçi bir çizgi izlemiştir. Bu amaçtan hareketle çalışmada Fatma Aliye Hanım'ın eserleri incelenmiştir. Modernleşme sürecinde kadınları ilgilendiren hemen her konuda çalışmalar yapan Fatma Aliye Hanım'ın düşünce dünyasını bilmek 19. Yüzyıl Osmanlı kadınını anlamak açısından önemli olmuştur. Eserlerinde değindiği konular kadının eğitimi, çalışması, evliliği, aile içerisindeki konumu hakkında olmuş ve bu konular üzerindeki fikirlerini milli ve İslami değerleri göz ardı etmeksizin işlemiştir. Bu düşünce ekseninde kaleme aldığı çalışmalarıyla da döneme damgasını vuran etkili bir yazar olmayı başarmıştır.

19. yüzyılEdebiyatFatma Aliye+6
Hayrunnisa Ünsal
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Yönetim ahlakı bağlamında Osmanlı siyasetnamelerinin incelenmesi

Türk yönetim düşüncesi incelemesi açısından önemli olan siyasetnameler, ortaya çıktıkları zamandan itibaren yöneticiler için önemli olmuştur. Çünkü yöneticilere yönetim faaliyetini yürütürken uymaları ve kaçınmaları gereken öneriler sunmuştur. Bu ise siyasetnamelerin dönemlerinin yönetim düşüncesini anlamada önemini ortaya çıkarmaktadır. Siyasetnamelerde üzerinde tartışılan yönetim, bilindiği üzere modern öncesi toplumsal ilişkilerde başka bir deyişle tarım toplumu düzeninde oluşmuştur. Bu açıdan siyasetnamelerdeki yönetim konusunu, en temelde yöneten-yönetilen yönü ile ele almak gerekmektedir. Bu bakımdan yöneticinin karakteri, ahlakı ve davranışları yönetim sürecinde modern yönetim düşüncesine nispetle daha fazla ön plana çıkmaktadır. Çünkü hem en üst yönetici olarak hükümdarın, hem de diğer yönetici ve kamu görevlilerinin birbirlerinin davranışları ve dolayısıyla ahlaki sorumluluklarında etkili olduğu varsayılabilir. Siyasetnameler, İslam siyaset düşüncesinin temel kavramları olan adalet, ahlak ve nizamın temel karakterini oluşturduğu bir yönetim düşüncesi merkezinde gelişmiştir. Bu bakımdan ahlak, siyasetnamelerde aynı zamanda yönetimin niteliğinin göstergesi olarak değerlendirilebilir. Başka bir deyişle siyasetnamelerdeki iyi ve kötü yönetim arayışı ve tartışmaları ilk olarak ahlak ile ilişkilendirilebilir. Ahlak ise İslam düşüncesinde farklı ekoller ve bağlamları ile incelenmiş ve bu birikim birey, aile/toplum ve devlete kadar her kademede ele alınmıştır. Siyasetnameler iyi yönetimin nasıl mümkün olacağını incelemesi bakımından birer nasihat eserleridir. Yöneticiye öğüt verme olarak değerlendirildiğinde çoğu toplumda örneğine rastlanabilecek bu tür eserler bulundukları dönemin yönetsel aksaklıklarına da yer vermişlerdir. Bu bağlamda, İslam-Türk tarihinde bu metinlerin bir süreklilik içinde değerlendirilmesi anlamlı hale gelmektedir. Bu çalışmada ise Osmanlı siyasetnameleri örnek metinler olarak seçilmiş ve bunların yönetim ahlakına dair söylemleri betimsel yöntemle incelenmiştir. Söz konusu siyasetnamelerde yönetim ahlakı devlet başkanı (hükümdar), vezir ve diğer üst düzey kamu görevlileri ve son olarak da memurlar açısından irdelenmiştir. Osmanlı dönemi siyasetnamelerinde ahlak alanı bu açılardan incelendiğinde yönetim ahlakı ile iyi yönetim anlayışı arasında zorunlu bir ilişki olduğu belirtilebilir.

AhlakOsmanlı DönemiSiyasetname+4
Abdulkadir Aksoy
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Bilgi toplumu sürecinde kamu eğitim yöneticilerine yönelik hizmet içi eğitim politikalarındaki değişim

Çağımızda yönetici vasıfları geçmiştekilere nazaran oldukça farklıdır. Sürekli değişim ve gelişimin yaşandığı bir toplumsal yapıda, yöneticilerin de buna uyum sağlamaları önem arz etmektedir. Yöneticilerin hızlı değişime uyum sağlamaları ve görev aldıkları kurum ve kuruluşların performanslarını artırmaları için de hizmet içi eğitim gereklidir. Bu tezde, öncelikle bilgi toplumunun özelliklerinin neler olduğu, yöneticilik ve hizmet içi eğitimin nasıl etkilendiği ve bilgi toplumunda yöneticilere yönelik hizmet içi eğitim ile ilgili olarak niçin ve nasıl bir politikalar izlenebileceği konuları değerlendirilmiş ve bu amaçla bir çalışma yürütülmüştür. Çalışmanın amacı, Kocaeli ilinde bulunan kamu eğitim kurumlarında görev yapan yöneticilerin hizmet içi eğitim stratejisine yönelik görüşlerini belirlemektir. Bu amaçla yürütülen araştırma vasıtasıyla ile elde edilen verilerin, Millî Eğitim Bakanlığının hizmet içi eğitim programlarının etkililiğinin artırılmasına, geleceğe yönelik etkili bir vizyon belirlemek adına hazırlanacak olan politika ve stratejilere katkıda bulunulması beklenmektedir. Araştırmanın kapsamını Kocaeli ilinde görev yapan kamu eğitim kurumlarında görev yapan hizmet içi eğitimlere katılmış olan yöneticiler oluşturmaktadır. Çalışmada, nitel bir yaklaşım benimsenmiştir. Çalışma grubunu 2018-2019 eğitim-öğretim yılında Kocaeli ilinde bulunan 24 okul müdürünün oluşturturduğu araştırmada, amaçlı örnekleme yöntemlerinden maksimum çeşitlilik örneklemesi kullanılmıştır. Maksimum çeşitlilik örneklemesi kapsamında Kocaeli İl'inde bulunan en az bir mahalli ve merkezi hizmet içi eğitim almış 12 ilçeden her birinden 2 Okul Müdürü seçkisiz olarak belirlenmiştir. Ayrıca çalışma grubundaki eğitim yöneticilerinin Anaokulu, İlkokul, Ortaokul ve Liselerden eşit sayıda (6 yönetici) olması sağlanmıştır. Araştırmada elde edilen veriler araştırmacı tarafından içerik analizi yöntemi ile raporlaştırılmıştır. Araştırmada hizmet içi eğitimde planlamada başarıyı sağlamak için, ihtiyaç analizi yapılması; yer ve zaman planlamasının önemi; kontenjan sayısı; içerikteki çeşitlilik ve uygulanabilirlik planlama sürecini etkilediği belirlenmiştir.

Bilgi toplumuEğitimEğitim kurumları+6
Nurdan Karbuz
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Osmanlı modernleşme sürecinde Ahmet Cevdet Paşa'nın yönetim anlayışı

On dokuzuncu yüzyıl, Osmanlı Devleti açısından kapsamlı değişim ve dönüşümlerin yaşandığı önemli bir dönüm noktasını ifade etmektedir. Bu dönemde artık bir zorunluluk halini alan değişim ihtiyacı yönetim alanında da kendini göstermiş, imparatorluk Avrupa devletleri tarafından uygulanan baskıları bertaraf etmek ve kendi varlığını devam ettirmek adına gerekli gördüğü reform hareketlerine girişmiştir. On dokuzuncu yüzyıl Osmanlı devletinde önemli görevlerde bulunmuş ve tarihçi, hukukçu, âlim ve devlet adamı gibi birçok kimliği bünyesinde barındıran Ahmet Cevdet Paşa, bu dönemin değerlendirilmesinde önemli bir figür olarak karşımızda bulunmaktadır. Ahmet Cevdet Paşa hem bu reformların hazırlanış aşamasında görev almış, hem de bizzat bulunduğu görevler vesilesiyle uygulama alanında da faaliyet göstermiştir. Bu nedenle Ahmet Cevdet Paşa'nın devlet ve yönetim anlayışının ortaya konması, bu dönemin reform zihniyetinin anlaşılması açısından kilit bir önem arz etmektedir. Bu kapsamda çalışmada öncelikle, Ahmet Cevdet Paşa'nın devlet anlayışı ile İbn Haldun'un devlet anlayışı determinizm ekseninde karşılaştırılarak Cevdet Paşa'nın İbn Haldun'dan farklılaşan iradeci devlet anlayışı anlatılmıştır. İkinci olarak Cevdet Paşa'nın yönetim anlayışı, Osmanlı modernleşme sürecinin Paşa'nın yönetim anlayışına etkisi temel alınarak kadim ve cedid kavramları etrafında anlatılmaya çalışılmıştır.

19. yüzyılAhmed Cevdet PaşaDevlet idaresi+5
Çağatay Ceylan
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türk ve Fransız laiklik modellerinin karşılaştırmalı incelemesi

Laiklik ve sekülarizm kavramları zaman zaman birbirleri yerine kullanılan ifadeler olmakla birlikte sekülarizm; eğitim, hukuk ve siyaset alanı ile bireylerin günlük yaşantısında dini etkilerin azalacağını ileri süren bir teori olarak kabul edilmektedir. Bu bağlamda sekülerleşme iki ana kolda ayrışarak sosyal sekülerleşme ve kurumsal sekülerleşmeyi oluşturmaktadır. Öncelikli olarak sosyal sekülerleşme, bireylerin sosyal yaşamlarının dini değerler ile şekillenmemesini ifade ederken; kurumsal sekülerleşme, devlet kurumunun meşruiyetinin ve işleyişinin dini değerlere ve normlara dayanmaması şeklinde gelişmektedir. Böylelikle kurumsal sekülerleşme modernleşmenin ve demokratikleşmenin kilit unsuru olarak kabul edilmektedir. Laiklik ise sekülarizmin kurumsal modellerinden birini oluşturmaktadır. Fransa'dan mülhem model, din kurumunu ve devleti ayırmaktan ziyade, dinin devletin kontrolü altına girmesi ve kamusal alandan dini sembol ve pratiklerin ekarte edilmesi şeklinde gelişmiştir. Bu çalışma, benzer cumhuriyetçi değerler üzerine inşa edilen iki ulus-devlet olan Fransa'daki ve Türkiye'deki, kurumsal sekülarizm modellerinden biri olan laikliğin gelişimini, benzerliklerini ve farklılıklarını incelemektedir. Çalışmada kontrolcü eğilimin, otoriter yöntemlerin, anayasal sınırlandırmaların ve homojen toplum oluşturma takıntısının, modelin ana özelliklerini oluşturduğu tespit edilmiştir. Bu bağlamda her iki ülkenin devrimsel siyasi dönüşümünün ve cumhuriyetçi değerlerinin laiklik anlayışı üzerinde ortak değerler oluşturduğu izlenmiştir. Diğer yandan, iki ülkenin ayrışan sosyolojik yapılarının, İslam ve Hıristiyanlık dinlerinin ve demokratikleşme süreçlerinin ülkeler tarafından benimsenen laiklik modeli üzerinde farklılıklar geliştirdiği gözlemlenmiştir. Sonuç olarak, inanç ve ibadet özgürlükleri ile demokratikleşme kapsamında laiklik kavramı yeniden sorgulanmıştır. Türkiye'de kontrolcü eğilim sürerken dinin kamusal alanda görünürlüğünün reddedilmesi 2000'li yıllarla birlikte, demokratikleşme çabaları aracılığıyla iyileştirilmiş ve dinin kamusal alanda varlığını kabul eder yönde gelişmiştir. 1905 yılından itibaren laiklik modelinde kurumsal ayrılığı gerçekleştiren Fransa ise, artan Müslüman nüfusunu tehdit olarak görmüş ve model İslam dinine karşı kontrolcü ve kamusal talepleri göz ardı ederek gelişmiştir.

Dini değerlerFransaLaiklik+4
Beyza Yılmaz
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türk kamu yönetiminde iç denetim uygulaması: İç denetimin değerlendirilmesi açısından Sakarya ve Kocaeli örneği

Bu araştırma; Türkiye'de iç denetimin etkinliği, Sakarya ve Kocaeli'nde görev yapan iç denetçilerin görüşleri doğrultusunda incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Amaç doğrultusunda hazırlanan yarı yapılandırılmış mülakat soruları; Kocaeli ve Sakarya illerinde görev yapan 11 Kamu iç denetçisine uygulanmıştır. Mülakatlardan elde edilen bulgular betimsel analize tabi tutularak yorumlanmıştır. Araştırma sonucunda; Türkiye'de kamu kurumlarında uygulanan iç denetimde uluslararası standartlar benimsenmiş ilgili gerekli yasal düzenlemeler yapılmıştır. Ancak iç denetimin kamu kurumlarında tam anlamıyla oturmamıştır, uygulama açısından önemli sorunlar bulunmaktadır. Bu sorunların başında; iç denetçilerin bağımsız olarak işlerini yapamamaları, üst yönetim tarafından yeterli desteği alamamaları ve iç denetim ve teftiş ayrımının tam olarak yapılmamış olması gelmektedir.

DenetimKamu yönetimiKocaeli+3
Ahmad Farid Hamidi
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinin toplumsal kabul bağlamında kültürlerarası iletişim duyarlılığı ve Suriyeli sığınmacı algısı: Sakarya Üniversitesi örneği

Suriye'de 2011 yılında başlayan iç savaş nedeniyle can güvenliğini kaybeden milyonlarca insan farklı ülkelere sığınmak zorunda kalmıştır. Türkiye ise 3,5 milyonu aşkın Suriyeli sığınmacıya ev sahipliği yapmaktadır. Başlangıçta misafir olarak kabul edilen Suriyeli sığınmacıların ülkelerindeki belirsizlik durumunun devam etmesi ve Türkiye'deki kalış sürelerinin uzaması nedeniyle ülkelerine geri dönme ihtimalleri giderek azalmaktadır. Bu nedenle, Suriyeli sığınmacıların Türkiye'ye uyum sağlaması ve Türk toplumunun Suriyeli sığınmacıları kabul etmesinin önemi artmaktadır. Suriyelilerin Türk toplumuna uyum sağlaması ve Türk toplumunun Suriyelileri "misafir/sığınmacı" olarak değil, toplumun yeni üyeleri olarak kabul etmesi için aralarında iletişimin ve etkileşimin artması gerekmektedir. Farklı kültürlerden insanlarla iletişime geçmekte ise bireylerin kültürlerarası iletişim yeterliliğine sahip olmaları gerekmektedir. Bu doğrultuda, bu çalışmada üniversite öğrencilerinin toplumsal kabul bağlamında kültürlerarası duyarlılık ve Suriyeli sığınmacılara yönelik toplumsal kabul düzeyini etkileyebilecek unsurlar araştırılmaktadır. Araştırmanın evrenini; 2018-2019 Eğitim-Öğretim yılında Sakarya Üniversitesi'nde öğrenim gören öğrenciler oluşturmaktadır. Örneklem grubu ise 12 farklı fakülteden toplam 495 üniversite öğrencisidir. Araştırmada gerekli verileri elde etmek için "Kültürlerarası Duyarlılık" ve "Toplumsal Kabul" ölçeği kullanılmıştır. Verilerin çözümlenmesinde, SPSS 24 Paket Programı aracılığıyla korelasyon ve basit regreston analizi, tek faktörlü varyans analizi (ANOVA), T testi, parametrik olmayan testlerden Mann Whitney U ve Kruskal Wallis H yapılmıştır. Üniversite öğrencilerinin kültürlerarası duyarlılık ve toplumsal kabul ölçeklerinden aldıkları puanlar; öğrencilerin cinsiyetlerine, okudukları fakültelere, yurt dışında bulunma durumlarına, farklı kültürden ve/veya ülkeden arkadaşa sahip olma durumlarına, Suriyeli sığınmacılarla karşılaşma ve iletişime girme durumlarına ve Suriyeli sığınmacılarla yakın arkadaş olma isteklerine göre analiz edilmiştir. Yapılan analizlere göre, üniversite öğrencilerinin kültürlerarası duyarlılık düzeyleri ile Suriyeli sığınmacılara yönelik toplumsal kabul düzeyleri arasında pozitif yönde fakat düşük düzeyde anlamlı ilişki olduğu görülmüştür. Sonuç olarak, üniversite öğrencilerinin kültürlerarası duyarlılık düzeylerinin yüksek, Suriyeli sığınmacılara yönelik toplumsal kabul algılarının ise orta düzeyde olduğu görülmüştür. Ayrıca Suriyeli sığınmacılarla iletişim halinde olanların, Suriyeli sığınmacılarla yalnızca karşılaşmış olanlara kıyasla kültürlerarası duyarlılık ve toplumsal kabul düzeylerinin istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olduğu görülmüştür.

Dil-kültürKültürel uyumKültürlerarası iletişim+6
Engin Durukan Abdulhakimoğulları
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Nurettin Topçu'nun sosyal değişme yaklaşımının analizi

Bu çalışmanın amacı, Türk düşünce hayatında önemli bir yere sahip olan Nurettin Topçu'nun sosyal değişme anlayışını; insanın iç dünyasına, tarihe, topluma ve toplumsal kurumlara yönelik analizlerinden hareketle ortaya koymaktır. Topçu, yoğun siyasi ve toplumsal gelişmelerin gerçekleştiği bir dönemde ve sosyal değişmelerin net bir şekilde görüldüğü bir toplumda yaşamıştır. Avrupa'da aldığı eğitim, çok yönlü entelektüel arka planı ve coşkulu iç dünyasının yansımaları ileri sürdüğü düşüncelerinde de görülmektedir. Topçu, bu düşüncelerinde toplumlarda yaşanan sosyal değişmelere temas ettiği gibi savunduğu belli değerler çerçevesinde sosyal değişme önerilerinde de bulunmuştur. Bu çalışmada öncelikle sosyal değişme kavramı ve kuramsal gelişimi ele alınmış; daha sonra Nurettin Topçu'nun sosyal değişme anlayışında etkili olduğu düşünülen hayatı, düşünce dünyası, kişiliği ve etkilendiği şahsiyetlerin etkilerine değinilmiş, bunların ışığında Topçu'nun sosyal değişme yaklaşımı açıklanmaya çalışılmıştır. Bunun için literatür taraması ve yarı yapılandırılmış mülakat teknikleri kullanılmıştır. "Nurettin Topçu'da sosyal değişme anlayışına şekil veren düşünsel arka plan nasıl oluşmuştur?" ve "Nurettin Topçu sosyal değişmeyi nasıl ele almaktadır?" sorularının cevabı aranmıştır. Çalışma neticesinde Nurettin Topçu'nun sosyal değişme anlayışıyla; toplumların tarihsel süreç içerisinde düz değil döngüsel bir değişim çizgisi izlediğini düşündüğü, ahlâkın tarihsel süreç içerisindeki seyri açısından da bu durumun geçerli olduğu ortaya konulmuştur. Bu çalışmada ayrıca hareket felsefesinin Topçu açısından sosyal değişmenin kaynağı olduğu; irade, demokrasi ve laikliği sosyal değişmeye neden olan etmenler olarak gördüğü sonucuna ulaşılmıştır. Topçu'nun Batılılaşma odaklı değişimlerin Türk milletinin özünü kaybetmesine neden olduğu, çözümün en başta milleti kuran yaratıcı güçlere dayanmak olduğu düşüncesi çalışmanın bir diğer çıktısıdır. Onun sosyal değişme anlayışı; insanı özünden ve Allah'a giden yoldan uzaklaştıran her türlü değişmeye karşıyken, bunun tam tersi değişmeleri ise hem memnuniyetle karşılamakta hem de bu değişmeleri sağlayacak programı çizmektedir.

DeğişimSosyal değişmeTopçu, Nurettin
Ömer Çiçek
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Yeni savaşlarda istihbarat teşkilatlarının rolü: Hibrit savaş örneği

Bu çalışmanın temel amacı, son yıllarda güvenlik çalışmalarında sıkça tartışma konusu olan Hibrit Savaş ve istihbarat teşkilatlarına yönelik daha ileri çalışmalar için teorik/kavramsal açıdan temel sağlayabilmektir. Bu doğrultuda; 'Hibrit Savaşın temel doğası nasıldır? Hibrit Savaşın yürütülmesini kolaylaştıran özellikler nelerdir? Bir aktörün Hibrit Savaş yapması için hangi şartlar mevcut olmalı veya oluşturulmalıdır? Mevcut bir askeri ve politik savaş modeli olan Hibrit Savaş'ta istihbaratın rolü var mıdır? Hibrit Savaşlarda istihbaratın rolü artacak mıdır? ' sorularına cevap aranmıştır. Çalışmanın sonucunda; 'Hibrit savaşlar asimetrik bir ortamda kendi içerisinde birden çok unsuru barındırmaktadır ve bu unsurların senkronizasyonu ile gerçekleştirilebilmektedir. Ayrıca kullanılan bu unsurların hiç birisi yeni olmamakla birlikte yeni taktik ve stratejilerle kullanılmaları savaşın karakterini değiştirmede etkili olmaktadır. Bununla birlikte böyle bir ortamda var olan ve doğabilecek olan tehditlere karşı istihbarat teşkilatlarına daha çok görev düştüğü düşünülmektedir.' gibi sonuçlara ulaşılmıştır. Çalışmada nitel araştırma yöntemleri kullanılarak, bilimsel nitelik taşıyan makalelerden, kitaplardan, raporlardan ve çeşitli kurumların resmi internet sitelerinden yararlanılmıştır ve bulgular tarihsel bir yaklaşımla ele alınmıştır.

Askeri istihbaratElektronik istihbaratGüvenlik+6
Çetin Yoldaş
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Ak Parti Döneminde Türkiye'nin Irak politikasında Kuzey Irak faktörü (2003-2018)

Bu çalışma Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) döneminde Kuzey Irak'ı Türkiye'nin Irak politikasını etkileyen bir faktör olarak ele almakta ve 2003 yılından 2018 yılına kadar incelemektedir. Araştırma iki bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde Türkiye ile Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) arasındaki tarihsel ilişkiler incelenmektedir. Bu bölümde, genel olarak IKBY'nin coğrafi, toplumsal ve siyasal yapısına bakılmakta ve bu yapının Türkiye ile ilişkilerde nereye konumlandığı açığa çıkarılmaktadır. Çalışmanın hipotezi bağlamında Türkiye'nin IKBY'deki çeşitli gruplar ve farkli siyasi partilerle iyi ilişkiler geliştirerek Irak politikasını uygulama şansı elde ettiği tartışılmaktadır. Bu sayede Türkiye'nin IKBY üzerinden Irak politikasını şekillendirdiği olaylar açıklanmaya çalışılacaktır. Burada özellikle ABD işgali bir kırılma noktası olarak ele alınmakta ve Türkiye'nin 2003'ten sonraki Irak politikasına yoğunlaşılmaktadır. Bu çerçevede Türkiye ile IKBY arasındaki siyasi ve askeri düzeydeki ilişkiler özellikle değerlendirilmiştir. İkinci bölümde, tamamen Ak Parti dönemi ele alınmakta ve Türkiye ile Irak arasındaki ilişkileri etkileyen temel faktörler tespit edilmektedir. Irak'ın istikrarsızlığının Türkiye'yi nasıl etkildiği ve Maliki döneminde Bağdat yönetiminin Ankara ile çatışan politikaları ele alınmaktadır. Bununla birlikte Türkiye'nin Irak politikasındaki kriz anlarında IKBY'nin Türk dış politikasında nasıl bir araca dönüştüğünden de bahsedilmektedir. Bir başka ifadeyle Türkiye'nin IKBY'nin sahip olduğu avantajlardan nasıl yararlandığı ve bunu Irak politikasına nasıl yönlendirdiği araştırılmaktadır. Aynı araştırma sorusu çerçevesinde Nuri el-Maliki döneminden sonra Haydar el-Abadi döneminde de Türkiye ile Irak ilişkilerinde IKBY'nin bir faktör olarak oynadığı rol incelenmektedir. 2007 yılında ise Türkiye-IKBY ilişkileri düzenlenen referandumdan dolayı krize girmiş ve uzun yıllar devam eden iyi ilişkiler bozulmuştur. Türkiye bunun üzerine Irak merkezi yönetimine yakınlaşmış ve krizlerini Bağdat yönetimi ile kendisi çözmeye çalışmıştır. Bağdat yönetimi ile diyalog yolu açıldıktan sonra Türkiye-Irak ilişkileri normalleşmeye başlamıştır. Böylece IKBY'yi önceleyen Türk dış politikasının yönü Irak merkezi yönetimine dönmüştür. Sonuç bölümünde ise Türkiye-Irak ilişkilerinde IKBY'nin bir faktör olarak hangi olaylarda yönlendirici güce dönüştüğü tartışılacaktır.

Adalet ve Kalkınma PartisiIrakKuzey Irak+5
Hatem Azeez İbrahim
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de geçici koruma altındaki Suriyelilere yönelik sağlık politikalarının analizi

Arap Baharı'nın Suriye'ye sıçramasıyla 2011 yılında başlayan iç savaş sonucu milyonlarca insan yerinden olmuş ve özellikle bölge ülkelere kitlesel akınlarla büyük göçler yaşanmıştır. Türkiye ise uyguladığı insani odaklı açık kapı politikasıyla ve coğrafi olarak Suriye'ye komşu olması sebepleriyle bu göç dalgalarından en çok etkilenen ülkelerden biri olmuştur. Günümüzde sayıları 3,6 milyonu bulan Suriyelilerin göçü kamu politikalarının birçok alanını etkilemiştir. Suriyeliler, Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu ve bu kanuna dayanılarak çıkarılan Geçici Koruma Yönetmeliği kapsamında geçici koruma altına alınmışlardır. Bu Yönetmelik ile Suriyelilere yönelik hak ve yükümlülüklerin çerçevesi belirlenerek eğitim, sağlık, iş gücüne erişim, sosyal yardımlar gibi konularda kamusal hizmetlere erişimleri sağlanmıştır. Sayılarının çok olması, ülke geneline yayılmaları ve sürecin uzamasıyla, kamuda hizmet sunum kalite ve kapasiteleri etkilenmiş, kamusal hizmetlere ilişkin olarak bir takım düzenlemelerin yapılması gerekliliğiyle kapsamlı politikalara olan ihtiyaç belirginleşmiştir. Türkiye'nin tarihindeki en büyük kitlesel akın deneyimi olan Suriyelilerin zorunlu göçünün kamusal hizmetlere olan bu etkilerinin kamu politikaları açısından değerlendirilmesi önemli çalışma alanlarından biri haline gelmiştir. Buradan hareketle geçici koruma altına alınan Suriyelilere sunulan sağlık hizmetlerinin kamu politikası analizi bağlamında incelenmesi çalışmanın temel amacını oluşturmaktadır. Analiz yapılırken süreç modeli esas alınmıştır. Çalışmada literatür taraması yanında, Göç İdaresi Genel Müdürlüğü'nden elde edilen nicel veriler kullanılmış olup, ayrıca Ankara ili özelinde sağlık hizmetlerinden faydalanan geçici korunan Suriyeliler ile mülakatlar yapılarak nitel bir araştırma gerçekleştirilmiştir. Çalışmada Suriyelilere yönelik sunulan sağlık hizmetlerinin gündeme gelme aşaması, formülasyon aşaması, yapılan yasal düzenlemeler, belirlenen politikaların uygulanması ile son olarak değerlendirmesi yapılarak sağlık politikalarının gelişimi bir süreç olarak incelenmiş, sonuç olarak elde edilen nicel ve nitel verilerden yola çıkılarak kamu politikası önerileri geliştirilmeye çalışılmıştır.

Geçici hukuki korumalarGöçmenlerMülteciler+4
Nagihan Önder
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Amerika Birleşik Devletleri müdahalesi sonrasında Afganistan'da yerel yönetimlerin örgütlenmesi ve işleyişi

Bu çalışma ile Afganistan'daki yerel yönetimlerin yapısının analiz edilmesi amaçlanmıştır. Afganistan'da yerel yönetim kuruluşları olarak il, ilçe, belediye ve köyler bulunmaktadır. Ülke tarihine baktığımızda bu sürecin uzun zaman süregelen savaşlar neticesinde oluştuğunu görmekteyiz. 19 yıl önce ABD Afganistan'a, yaşanan terör saldırıları neticesinde askeri müdahalede bulunmuştur. ABD müdahalesiyle radikal yönetimlerin yerine yeni bir sistem kurulmuştur. Bu sistemin daha verimli ve demokrasiye yakın olması için ABD ve Afganistan'a yardımda bulunan diğer ülkeler farklı yöntemleri kullanıp yeni kurumlar kurdular. Yeni kurulan kurumlardan birisi ise Bağımsız Yerel Yönetim Müdürlüğüdür. Bu kurum Türkiye gibi yerel yönetimleri sağlam temele dayalı ülkelerde bulunmayan bir kurumdur. Dolayısıyla çalışmamızda özellikle Bağımsız Yerel Yönetim Müdürlüğü ve çalışma alanları üzerinde incelemelerde bulunulmuştur. Bu kurum halk ile yönetim arasında iletişim sağlaması ve bağları güçlendirmesi açısından çok önemli bir kurumdur. Bu çalışma ile de 19 yıllık süreçte bu yeni oluşturulan yönetim şekillerinin ve kurumların ülke gelişimine katkıları, olumlu ve olumsuz değişikliklerin incelenmesi amaçlanmıştır.

AfganistanAmerika Birleşik DevletleriAskeri müdahale+3
Tahera Yaree
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'nin yeni göç yönetiminin uyum politikaları bağlamında değerlendirilmesi

Bu çalışmada, öncelikle göç kavramının farklı tanımları ve çeşitlerine değinilerek, göç olgusunun tarihsel sürecinden bahsedilecek, entegrasyon ve uyum kelimelerinin terminolojik açıklamaları yapılacaktır. Ardından Türkiye'nin son yıllarda kabul ettiği kitlesel göç akını karşısında alınan önlemlere ve yeni göç sistemine değinilecektir. Türkiye'ye kabul edilen yabancıların Türkiye'deki statülerinden ve statülere tanınan haklardan söz edilerek, entegrasyon ve uyum arasındaki farktan söz edilecektir. Türkiye'de göç ve uyum bağlamında genel olarak yapılan değişikliklere ve projelere değinilecektir. Gerçekleştirilen uyum faaliyetlerinin yabancıların Türkiye'ye uyumunu ne derece etkilediği yönünde yoruma gidilecek ve yabancıların Türkiye'de bulundukları süre içerisinde devlete ve topluma uyum sağlama noktasında hangi aşamada olundukları konusunda yapılan anketlerden elde edilen bulgularla bilgi edinilecektir. Edinilen bilgiler çerçevesinde Türkiye'nin uyguladığı politikalarda hedeflerine ulaşma noktasında nerede olduğu ve yapılabilecekler hakkında yoruma gidilecektir. Bu çalışmanın amacı; göç olgusunu, gerçekleşen göç hareketleri karşısında ülkemizin ürettiği mevzuat ve uyguladığı politikaları ve izlenen politikaların göç eden toplumun, göç alan ülke toplumu ile uyumu hususunda ne derecede etkili olduğunu göstermek ve başarılı bir göç ve uyum sürecini yönetmek için hangi politikaların izlenmesi ve uygulamaların faaliyete geçirilmesi gerektiğini anlatmaktır. Bu çalışmanın önemi, uyum politikalarının geliştirilmesine katkı sağlayabilecek fikirler öne sürülecek olmasıdır. Bu çalışmanın yöntemi, sosyal bilimlerde veri toplama türlerinden olan anket yöntemidir. Anket yapılırken araştırmacının yönettiği geleneksel anket türü kullanılmış, sorular doğrudan kişilere yöneltilmiştir. Anket esnasında yöneltilen soruların amacı yabancıların kamu kurumları ile sorun yaşayıp yaşamadıklarını, dil bilgilerini, sosyal çevreye adapte olup olmadıklarını ve sosyo-kültürel aktivitelere katılım oranlarını tespit etmektir. Anket verilerinin yorumlanmasında SPSS sistemi kullanılacaktır. Anahtar Kelimeler: Entegrasyon, göç, uluslararası koruma, uyum

BütünleşmeGeçici hukuki korumalarGöçler+3
Sevilay Sonay Polat
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'de yerel seçim sistemi: Sorunlar ve yeni bir model önerisi

Bu çalışmada, yerel temsili demokrasiyi sağlayan yerel seçimler ve seçim sistemi belediyeler ve büyükşehir belediyeleri özelinde konu edilmiştir. Yönetimde istikrar lehine temsilde adalet aleyhine olacak biçimde kurgulanan mevcut yerel seçim sistemi, yerel seçimlerde adaletsiz ve orantısız sonuçlar yaratmaktadır. Bu sonuçlar ulusal seçim sistemine kıyasla daha adaletsiz ve orantısız olmaktadır. Yerel seçim sisteminin temsil adaletsizliği başta olmak üzere çözüm bekleyen birçok sorunu bulunmaktadır. Ancak bu sorunlu alana çözüm üretmek siyasi aktörlerin gündemleri arasında yer almamaktadır. Literatürde de yerel seçim sistemini ele alan görece az sayıda çalışma bulunmaktadır. Çalışmanın temel araştırma sorusu "Türkiye'de belediyelerde ve büyükşehirlerde karar ve yürütme organlarının oluşumunda yönetimde istikrar ve temsilde adalet ilkelerini bağdaştıran yeni bir yerel seçim sistemi nasıl olmalıdır?" şeklinde formüle edilmiştir. Bu bağlamda, iki ilkeyi bağdaştıracak, daha geniş ve daha adil bir temsili sağlayacak, uluslararası ilke ve standartlara uygun, seçmen ve siyasi partilerin kolay adapte olacağı, uygulanabilir bir yerel seçim sistemi geliştirmek amaçlanmıştır. Çalışma kapsamında İngiltere, Fransa ve İtalya'nın yerel seçim sistemleri de incelenmiştir. Bu çalışmada yerel seçim sistemi geniş anlamda ele alınmıştır. Böylece belediye meclisi ve belediye başkanının nasıl seçileceğine ek olarak seçim sistemi birçok bileşeni ile birlikte ele alınmış ve tüm bu bileşenleri kapsayan yeni bir yerel seçim sistemi önerilmiştir. Anahtar Kelimeler: Yerel Seçimler, Seçim Sistemleri, Yerel Yönetimler, Temsil, Temsilde Adalet

Seçim sistemleriSeçimlerTemsil+2
Umut Üzmez
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de yeni kamu işletmeciliği yazınının gelişimi ve mevcut durumunun analizi

Bu çalışma, uzun yıllar boyunca kamu yönetimi alanında kendisinden söz ettiren yeni kamu işletmeciliği (YKİ) yaklaşımının Türk kamu yönetimi alan yazınındaki yansımaları çevrimiçi veri tabanlarından belirli kriterlere göre seçilen bilimsel dergilerden derlenen makaleler incelenmektedir. Böylece Türkiye'de 2000'li yıllarda yoğunlaşan YKİ çalışmalarının mevcut durumunun bir fotoğrafı çekilmektedir. Çalışmanın temel araştırma sorusu "Türkiye'de YKİ yazını nasıl bir gelişim süreci izlemiş, YKİ çalışmalarında hangi değerler öne çıkmış, araştırma sürecinde hangi yöntemler kullanılmış ve reformlara nasıl yaklaşılmıştır? Bu soruyu cevaplandırmak amacıyla 2000-2017 yılları arasında Türkçe hakemli bilimsel dergilerde yayımlanan ve YKİ konusuna odaklanan 152 makale niceliksel içerik analizi yöntemiyle değerlendirilmiştir. Çalışmanın birinci bölümünde YKİ yaklaşımının kuramsal temelleri ve özellikleri incelenerek gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelere olan yansımaları analiz edilmiştir. İkinci bölümde, Türkiye'de kamu yönetimi reform hareketlerinin gelişimi ele alınmış, ancak özel olarak YKİ reformlarının yoğunlaştığı 2000'li yıllara odaklanılmıştır. Üçüncü bölümde ise yapılan içerik analizinden elde edilen bulgular şekillerle desteklenerek ortaya konmuş ve yorumlanmıştır. Elde edilen bulgular, Türkiye'de YKİ yazınında 2008 yılına kadar yaklaşımların, yasal düzenlemelerin ve planların incelendiğini göstermektedir. 2008 sonrasında ise YKİ uygulamalarının sonuçlarına dair çalışmaların arttığı görülmüştür. İlgili literatürün şekillenmesinde yasal düzenlemeler, politika dokümanları, planlar ve programların etkili olduğu tespit edilmiştir.

Kamu işletmeciliğiKamu yönetimiMakale+2
İzzeddin Altan
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00