
651
Archived Theses
8
DOIs Assigned
1%
DOI Rate
Discipline
Tekstil sektöründe iş sağlığı ve güvenliği kültürünün iş kazalarına etkileri
Tekstil sektörü, dünyanın en eski ve en büyük endüstrilerinden biri olup, milyonlarca insanı istihdam eden ve küresel ekonomiye önemli katkılarda bulunan bir alandır. Bununla birlikte, tekstil üretim süreci yoğun fiziksel iş gücü, kimyasal maddelerle temas ve mekanik tehlikeler gibi pek çok riski barındırmaktadır. Bu durum, sektörde iş sağlığı ve güvenliği (İSG) konusunu kritik bir öneme taşımaktadır. Çalışanların güvenliğinin sağlanması, iş kazalarının ve meslek hastalıklarının önlenmesi, yalnızca çalışan refahını artırmakla kalmaz, aynı zamanda üretkenlik, kalite ve iş gücü verimliliğini de olumlu yönde etkiler. İş kazaları, tekstil sektöründe ciddi bir problem olarak varlığını sürdürmektedir. Özellikle gelişmekte olan ülkelerdeki tekstil işletmelerinde, güvenlik önlemlerinin yeterince benimsenmemesi ve İSG kültürünün zayıf olması, iş kazalarının sıklığını ve şiddetini artırmaktadır. Kazaların önlenmesinde, yalnızca teknik güvenlik tedbirleri değil, aynı zamanda iş sağlığı ve güvenliği kültürünün işletme genelinde güçlü bir şekilde yerleşmesi büyük bir rol oynamaktadır. İSG kültürü, çalışanların iş güvenliğine yönelik algılarını, davranışlarını ve bu konudaki farkındalıklarını şekillendiren bir kavramdır. Bu çalışmanın amacı, tekstil sektöründe iş sağlığı ve güvenliği kültürünün iş kazalarına etkilerini incelemektir. İSG kültürünün yerleşik olduğu işletmelerde, çalışanların iş kazası yaşama olasılıklarının daha düşük olduğu varsayılmaktadır. Bu çerçevede, İSG kültürünün güçlü olduğu işletmelerde iş kazası oranlarının azalacağı, işçilerin güvenlik kurallarına daha fazla uyum göstereceği ve güvenli iş ortamının sağlanacağı hipotezi araştırılacaktır. Bu bağlamda, tekstil sektöründeki iş kazalarının nedenleri, İSG kültürünün iş yerlerinde nasıl geliştirildiği ve bu kültürün iş kazalarını azaltma üzerindeki etkisi ele alınacaktır. Çalışmanın kapsamı, tekstil sektöründe faaliyet gösteren çeşitli işletmelerde gerçekleştirilecek anket ve mülakatlar yoluyla veri toplamaya dayanmaktadır. Çalışmada, iş kazalarının önlenmesi açısından İSG kültürünün etkinliği değerlendirilecek ve bu kültürün nasıl güçlendirilebileceğine dair öneriler sunulacaktır. Ancak çalışmanın sınırlılıkları arasında, sektördeki farklı işletme büyüklüklerinin ve coğrafi bölgelerin İSG uygulamaları üzerindeki etkisi gibi faktörler bulunmaktadır. Sonuç olarak, bu tez çalışması, tekstil sektöründe iş sağlığı ve güvenliği kültürünün iş kazalarının önlenmesindeki önemini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Güçlü bir İSG kültürünün, iş kazalarını azaltmadaki rolü ve bu kültürün geliştirilmesine yönelik stratejiler, çalışmanın temel odak noktalarını oluşturmaktadır.
Yemek üretim sektöründe (catering) risk analizi
İş sağlığı ve güvenliği çalışma hayatında önemli unsurlardan biridir. Günümüzde iş kazası ve meslek hastalığının azaltılarak çalışan sağlığını korunması yönündeki çalışmalar hız kazanmıştır. Son yıllarda hızla büyüyen yemek üretim sektöründe istihdam artışı olması ve rekabet koşullarının değişmesiyle birlikte gerçekleşen iş kazası verilerinin artması giderek büyüyen bir soruna dönüşmektedir. Mevcut sorunla ilgili önlem alabilmek için yapılan bu araştırmada; Uşak ilinde yemek üreten bir işletmede risk analizi yaparak potansiyel fiziksel tehlike ve riskleri tespit edip alınacak önlemleri planlayarak çözüm önerileri oluşturulması amaçlanmıştır. Ayrıca çalışan sağlığının korunması adına sektörel farkındalık oluşturması bakımından da faydalı olacağı düşünülmektedir. Bu çalışmada risk değerlendirme karar matrisi olarak L tipi matris (5x5 matris tablosu) referans alınmıştır. Yapılan risk analizinde toplam 131 tehlike ve risk öngörülmüş; bunlardan 5 tanesinin kabul edilemeyecek, 61 tanesinin önemli, 59 tanesinin orta, 6 tanesinin ise kabul edilebilir bir seviyede bulunduğu tespit edilmiştir. Çalışma neticesinde iş güvenliğiyle ilgili proaktif yaklaşım sergileyerek potansiyel tehlikelerin azaltılıp daha güvenli çalışma ortamları oluşturulacağı öngörülmektedir.
Okul öncesi, temel eğitim ve ortaöğretim okullarında fiziksel risk etmenlerinden gürültünün incelenmesi
Çalışanların korunması daha sağlıklı ve güvenli bir ortamda çalışmaları iş sağlığı ve güvenliği ilkesinin öncelikli amacıdır. Çalışma ortamında fiziksel risk etmenlerinin varlığı kişinin sağlık ve güvenliğinde risk oluşturmaktadır. Özellikle çalışma ortamlarındaki yüksek gürültü seviyeleri, kişileri fizyolojik, psikolojik ve performans anlamında etkilemektedir. Bu çalışmada, kamuya ait okulöncesi, temel eğitim ve ortaöğretim okullarında Balıkesir İl Milli Eğitim Müdürlüğünden gerekli izinler alındıktan sonra, sınıf ortamında ders sırasında eşdeğer gürültü seviyesi ölçümü yapılmış ve sonuçları öğrenci ve öğretmenler açısından değerlendirilmiştir. Okulların dördü ilkokul, dördü ortaokul ve dördü lise olmak üzere 12 okuldan toplamda 144 ölçüm alınmıştır. Ölçümler için SC310 CESVA "Sound Level Meter" gürültü ölçüm cihazı kullanılmış, TS ISO 1996-2' ye göre ölçümler alınmıştır. Çalışmada elde edilen veriler Çevre ve Orman Bakanlığı, Çevresel Gürültünün Değerlendirilmesi ve Yönetimi Yönetmeliğinde belirtilen sınır değerlerle karşılaştırılmış ve bu değerlerin üzerinde olduğu görülmüştür. Sonuç olarak sınıf ortamında ders süreleri düşünüldüğünde öğretmenler ve öğrenciler açısından gürültü konusunda bir bilinçlenme ve sınıflarda gürültüyü kontrol yöntemleri çerçevesinde akustik anlamda iyileştirme çalışması yapılması gerektiği söylenebilir.
Çalışma alanlarında ortam ölçüm değerlerinin incelenmesi: Uşak üniversitesi örneği
Bu tezin amacı Uşak Üniversitesi personelinin çalışma ofislerinde, ofislerdeki çalışma ortamından kaynaklı fiziksel risk etmenlerini belirleyerek, ortam değerlerinin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından kabul edilen sınır değerler ile uyumlu olup olmadığını inceleyip, önerilerde bulunmaktır. Çalışmanın amacı için belirlenen ofislerde; gürültü, aydınlık şiddeti, termal konfor değerleri (nem, sıcaklık ve hava akım hızı), elektromanyetik etki ve radyasyon ölçümleri yapılmıştır. Yapılan ölçümler sonucunda, ölçüm yapılan tüm ofislerde hava akım hızının değerinin 0 (sıfır) olduğu tespit edilmiştir ve havalandırma sisteminin olmamasının bu duruma sebep olduğu gözlenmiştir. Hava akım hızı dışındaki ölçüm yapılan tüm değerlerin, bakanlıkça kabul edilen sınır değerler ile uyumlu olduğu tespit edilmiştir. Ortam ölçüm değerlerinin, bakanlık tarafından kabul edilen değerler ile uyumlu olması, çalışma ortamının fiziksel risk etmenleri açısından sağlıklı olduğunu göstermektedir. Havalandırma sistemi yerine kullanılan duvar tipi klimalar, havalandırma sisteminin görevini kısmen yerine getirdiği ancak, havalandırma sistemlerinin asıl görevi olan hava akım hızına katkıda bulunmadığı da tespit edilmiştir.
Deri işletmelerinde(tabakhanelerde) iş sağlığı ve güvenliği bilincinin, fiziksel ve kimyasal risk etmenlerinin ölçülmesi, kişisel koruyucu donanım kullanımının tespiti ve bilinç düzeyinin belirlenmesi: Uşak deri-karma organize sanayi bölgesinde uygulama örneği
İşletmeler arası yaşanan yoğun rekabet sonucunda üretim hızı her geçen gün önem kazanmaktadır. Rekabetçi piyasa içerisinde yer edinmek için yetişmiş insan gücü önemlidir. Sektör ihtiyaçlarına cevap verebilecek, yetişmiş insan gücünün oluşturulması için mesleki eğitimlerin yanında iş sağlığı ve güvenliği eğitim ve uygulamaları da tam olarak verilmesi gerekmektedir. Bu amaca yönelik olarak çok tehlikeli işler sınıfına giren tabakhane çalışanlarının iş sağlığı/güvenliği ve kişisel koruyucu bilinç düzeylerinin araştırılması konu olarak belirlenmiştir. Araştırma evreni olarak Uşak Karma Organize Sanayi Bölgesi Deri İşletmeleri, çalışma evreni ise ham deriden mamul deri oluşumuna kadar çok farklı aşamalarda işlem yürüten firmalar olarak belirlenmiştir. Çalışma 220 kişiyle gerçekleştirilmiştir. Kaynak verilere "Statistical Package for the Social Sciences" (SPSS) programında frekans, faktör, Mann Withney U, Kruskal Wallis, regresyon analizleri yapılmış ve bulgular elde edilerek yorumlanmıştır. Araştırma mevcut durumun ortaya konulması için önem arz etmektedir.
Otomotiv yansanayi sektöründe iş sağlığı ve güvenliği açısından risk analizi
Bu çalışma kapsamında risk analizi uygulamaları temel alınarak, iş sağlığı ve güvenliğinin işletmeler açısından önemi açıklanmıştır. Bu kapsamda çalışmada iş sağlığı ve güvenliğinin tarihçesi araştırılmış ve açıklanmıştır. İş güvenliği kavramının gelişim aşamalarına değinilmiştir. İş sağlığı ve güvenliğinin önemi çalışanlar için ve de işverenler için önemi incelenmiş bu kapsamda kişilere, kurum ve kuruluşlara sağladığı yararların neler olduğu tespit edilip açıklanmıştır. İş sağlığı ve güvenliğinin temel ilkelerinin neler olduğu araştırılmış ve açıklanmıştır. Yine bu bağlamda oto sanayi sitelerinde ki iş sağlığı ve güvenliği koşulları, uygulamaları araştırılmış ve açıklanmıştır. Oto sanayi sitelerinde ki çalışma koşulları, oto sanayi sitelerinde ki yaşanan iş kazaları, bu kazaları önlenme çalışmalarının kapsamı, araştırılıp incelenerek açıklanmıştır. İş sağlığı ve güvenliği eğitimleri, tedbirleri araştırılmış ve açıklanmıştır. Oto sanayilerde görülen meslek hastalıkları ve bu hastalıkların yapılacak çalışmalar ve uygulamalar ile önüne geçilmesi konularında ki yapılan çalışmalara yer verilmiştir. Oto sanayi bölgelerinde rastlanan meslek hastalıklarının, kazalarının ne tür önlemlerin alınacağı konusunda yapılan araştırmalar ve çalışmalar açıklanmıştır. Bu çalışma içerisinde, otomotiv yansanayi endüstrisinde artan işyeri ve çalışan sayısı birçok iş kazası ve meslek hastalığının meydana gelmesine neden olmuştur. Bu durum otomotiv yansanayisinin iş sağlığı ve güvenliği kapsamında uygulanması gereken önlemlerin saptanmasını önemli kılmaktadır. Yapılan bu tez çalışması ile otomotiv yansanayi endüstrisinde faaliyet gösteren işletmelerde meydana gelebilecek risklerin tespitlerinin yapılması ve bu riskler için ne gibi düzenleyici önleyici faaliyetlerin alınması gerektiği saptanmıştır. Risk analizi Fine Kinney yöntemi seçilerek yapılmıştır. Otomotiv yansanayi sektöründe faaliyet gösteren iki tane işletmede risk analizi gerçekleştirilmiştir. Risk analizinde toplamda 324 tane risk etmeni tespit edilmiştir. Bu tespit edilen risklerin herhangi bir olası tehlikeli bir duruma veya kazaya sebebiyet vermemesi için yapılması gereken düzenleyici önleyici faaliyetler belirlenmiştir. Risklerin tehlike seviyeleri aşağıya çekilerek kontrol altına alınması sağlanmıştır. Çalışmada risklerin önlem alınmadan önceki analizleri ile önlem alındıktan sonraki analizleri grafiksel olarak gösterilerek kolay anlaşılması sağlanmıştır.
Tekstil sektöründe termal konfor, aydınlatma, gürültü ölçümleri ve alınacak önlemlerin değerlendirilmesi
Çalışma ortamında, iş sağlığı ve güvenliği açısından tehlike arz eden etkenlerden birisi de fiziksel risk etmenleridir. Fiziksel risk etmenlerinin varlığı kişinin sağlık ve güvenliğinde risk oluşturmaktadır. Fiziksel risk etmenleri; aydınlatma, gürültü, termal konfor, titreşim ve basınç ana maddeleri olarak sınıflandırılır. Risklerin önlenebilmesi için öncelikle tehlikelerin belirlenmesi, fiziksel risk etmenlerinin belirlenebilmesi için ise iş hijyeni ölçümleri yapılarak, bu ölçüm sonuçlarının yardımıyla tehlikeler ilgili yasa ve standartlar örnek alınarak önlenmektedir. İş hijyeni ölçümleri olarak tanımlanan ölçümler, iş sağlığı ve güvenliği uzmanları ve işyeri hekimleri tarafından belirlenen zamanlarda ve belirlenen ortamlarda ölçümlerin yapıldıktan sonra, çalışanların sağlığını etkileyecek ve iş kazalarına sebep olabilecek risklerin önlenmesi amaçlanmaktadır. Bu çalışmada, tekstil fabrikalarında 5 farklı bölümde, aydınlatma, gürültü ve termal konfor ölçümleri yapılmış ve sonuçlar çalışanlar açısından değerlendirilmiştir. Aydınlatma ölçümleri her bölümde 2 adet gündüz ve 2 adet gece olmak üzere toplamda 20, gürültü ölçümleri her bölümde 4' er adet olmak üzere toplam 20 adet, termal konfor ölçümleri ise her bölümde 2 adet yaz 2 adet kış ölçümü olmak üzere toplam 20 ölçüm alınmıştır. Aydınlatma ölçümleri için Extech SDL 400 aydınlatma ölçüm cihazı, gürültü ölçümleri için, Extech SL355 gürültü ölçüm cihazı (dozimetre), termal konfor ölçümleri için ise Delta OHM HD32.1 termal konfor ölçüm cihazı ve probları kullanılmıştır. Çalışmada elde edilen sonuçlar aydınlatma için gece ve gündüz, gürültü ölçümleri bölümler arası ve termal konfor ölçümleri ise yaz ve kış ölçüm değerleri karşılaştırılmış ve farklılar olduğu görülmüştür. Elde edilen çalışmanın sonucunda; ölçüm yapılan tekstil fabrikalarında genel olarak aydınlatma ve gürültü ölçümleri yetersiz olduğu görülmüştür. Bunun yanında termal konfor şartları bu çalışmada daha verimli bulunmuştur. Sonuç olarak, çalışma ortamında fiziksel risk etmenleri belirlenen ölçüm kriterlerinde farklılıklar göstermekte ve ölçüm sonuçlarına bakılarak gerekli önlemler alınarak, iyileştirme çalışmaları yapılması gerekmektedir.
Denizli sanayisi tekstil sektörü boyahanelerinde çalışanların serum oksidan- antioksidan düzeylerinin incelenmesi
Tekstil sektörü, iç ve dış ticarette ülke ekonomisine büyük katkı sağlayan üretim sektörlerinden biridir. Sektördeki üretim ve işletme safhalarında, gelişen teknolojiye rağmen hala insan gücüne ihtiyaç duyulmaktadır. Bu da tekstil sektöründe iş sağlığı ve güvenliğinin son derece ciddiye alınması gereken bir konu olduğunu göstermektedir. Bu çalışmada, büyük bir tekstil fabrikası boyahanesi çalışanlarında, oksidan- antioksidan parametrelerinin tespiti ve bu parametrelerin kontrol grubu ile karşılaştırılması amaçlandı. Ofis ya da farklı alanlarda çalışan, boyaya maruz kalmamış 40 kişi ile kontrol grubu; boyaya maruz kalmış, boyahanede çalışan 40 kişi ile de deney grubu oluşturuldu. Gruplardan sabah aç karnına 5 ml kan örneği alınarak 4000 rpm' de 5- 10 dakika santrifüj edilip serumları ayrıldı. Laboratuvarda yüksek performanslı sıvı kromatografisi (HPLC) ve otoanalizör cihazlarında uygun kitler kullanılarak vitamin A, E, C, malondialdehit (MDA), total antioksidan seviyesi (TAS) ve total oksidan seviyesi (TOS) düzeyleri tespit edilerek kontrol grubuyla karşılaştırıldı. Sonuç olarak boyahane çalışanlarında vitamin A, E, C ve TAS düzeylerinin kontrol grubuna kıyasla anlamlı şekilde düşük olduğu (p< 0,001) ayrıca TOS ve MDA düzeylerinin ise kontrol grubuna kıyasla anlamlı şekilde yüksek olduğu tespit edildi (p< 0,001). Sonuçlara göre kontrol grubu ve deney grubu arasındaki ilişki SPSS programı yardımıyla incelenip değerlendirildi. Elde edilen bulgular ve sonuçlar tartışıldı ve öneriler sunuldu.
Yüksek öğrenim yurtlarında iş sağlığı ve güvenliği risklerinin değerlendirilmesi
İş sağlığı ve güvenliğinin öncelikli ilkesi çalışanların daha sağlıklı ve güvenli bir ortamda çalışmalarını sağlamaktır. Çalışma ortamlarındaki fiziksel, kimyasal, biyolojik koşullardan kaynaklı tehlikeler bu ortamda çalışan ve barınan kişilerin sağlığı ve güvenliği açısından önemlidir. Bu çalışmada yüksek öğrenime başlayan öğrencilerin barındıkları öğrenci yurtları ele alınmıştır. Birçok hizmetin bir arada sunulduğu yurtlarda yapılan işler gereği iş sağlığı ve güvenliğinin öneminin anlaşılması, yurtlardaki ortamların fiziksel risk etmenleri bakımından değerlendirilmesi, iş sağlığı ve güvenliği risklerinin tespit edilmesi ve acil durumlara yönelik önlemlerin alınması önemlidir ve bu bağlamda yapılan çalışmada gerekli önlemlerin alınıp alınmadığının saptanması amaçlanmıştır. Çalışma kapsamında Uşak ilinde bulunan üç adet yüksek öğrenim yurdunda iş sağlığı ve güvenliği açısından saha çalışması yapılarak değerlendirilmiştir. Yurtta barınan öğrencilerin ve çalışan personellerin maruz kaldıkları ortam koşulları fiziksel risk etmenlerinden gürültü, aydınlık şiddeti, termal konfor ölçümleri alınıp ortam değerlerinin Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından kabul edilen sınır değerler ile uyumlu olup olmadığını incelenmiştir. Ayrıca bir yurtta risk değerlendirmesi yapılmıştır. Fine Kinney metodu ile yapılan risk değerlendirmesi sonucunda 78 adet risk tespit edilmiştir ve önerilerde bulunulmuştur. Ayrıca acil eylem planları hazırlanmıştır.
Beyaz eşya sektöründe risk değerlendirmesi
İş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin amacı çalışanları iş kazaları ve meslek hastalıklarından koruyarak bireysel ve toplumsal huzur ve mutluluğu sağlanmaktır. Çalışma ortamları 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu kapsamında bulunan tüm yönetmelikler göz önünde bulundurularak değerlendirilmelidir. Bu çalışmada, beyaz eşya sektöründe bulunan firmalardan kalıp yapımı, metal şekillendirme ve kondanser üretiminin Fine-Kinney Metodu kullanılarak risk değerlendirmesi yapılmıştır. Fine-Kinney metodu kullanılarak beyaz eşyanın çeşitli malzemelerinin üretimi yapan bir işletmede yapılan risk değerlendirmesi çalışması sonucunda 117 adet risk göz önüne alınmış olup bu risklerin; üretim bölümlerine alansal ve makinesel olarak incelemesi yapılarak önerilerde bulunulmuştur.
İş sağlığı ve güvenliğinde psikososyal etken olan mobbing:İş güvenliği uzmanları üzerine nitel bir araştırma
Çalışma yaşamında psikososyal etkenler göz ardı edilmekte ya da dikkate alınmamaktadır. Bu tez çalışmasının amacı Uşak ilinde çalışan iş güvenliği uzmanlarının iş sağlığı ve güvenliğinde psikososyal bir etken olan mobbinge maruz kalıp kalmadıkları, mobbing olgusuyla ilgili düşünceleri, mobbing mağduru olan uzmanların hangi davranışlara maruz kaldıkları, bu süreçten nasıl etkilendikleri ve mobbing olaylarının nasıl önlenebileceğini ortaya çıkarmaktır. Bu doğrultuda Uşak ilinde çalışan 34 iş güvenliği uzmanına ulaşılmıştır.
Türkiye'de ortak sağlık ve güvenlik birimlerinde çalışan iş güvenliği uzmanlarının dağılımı ve sorumluklarının incelenmesi
İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nin 23. maddesinde "Herkesin kendi özgür seçimiyle belirlediği işyerinde, adil ve elverişli çalışma koşullarında çalışma hakkı vardır" denilmektedir. İş sağlığı ve güvenliği, iş hayatında yeni bir alan gibi düşünülse de ortaya çıkışı insanlık tarihi kadar eskidir. İSG çalışmaları insan ve makinenin olduğu her sektörde ihtiyaç duyulan bir sistemdir. Eski tarihte insanlar yaptıkları işlere, üretim sağladıkları alanlara göre hem daha verimli bir üretim hem de can ve mal emniyetini sağlamak için tüm tedbirleri kendisi almaktaydı. Toplumların refah düzeyi yükseldikçe tecrübesel öğrenme yerine profesyonel desteğe ihtiyaç duyma eğilimleri artmıştır. İş sağlığı ve güvenliği, deneyimsel bir alan olmaktan çıkıp başlı başına bir eğitim ve hizmet sektörü haline gelmiştir. Bu araştırma üç ana gaye taşımaktadır. Birincisi; iş sağlığı ve güvenliği çalışmalarının yasal dayanağı olan mevzuatın en güncel hali ile kanun, yönetmelik ve tebliğ şeklinde bütünsel olarak verilmesidir. İkinci amacı ise; iş güvenliği uzmanları ile bu bölümü tercih etmek isteyenlere rehber niteliği taşırken tüm İSG profesyonelleri için genel bir bakış açısı kazandırmayı hedeflemesidir. Ülkemizde günden güne ivme kazanan iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerinin 2016-2019 yılları bazında sayısal değerleri karşılaştırılarak Türkiye'nin İSG profili çıkarılması, çalışmanın son amacını oluşturmaktadır. Bu çalışma; Türkiye'nin 81 ilinde faaliyet gösteren tüm OSGB'leri ve İSG profesyonellerini kapsamaktadır. İş sağlığı ve güvenliği kayıt-takip-izleme programı olan İSG-KATİP'ten yararlanılarak Türkiye geneli A, B ve C sınıfı iş güvenliği uzmanı, işyeri hekimi, diğer sağlık personeliyle ortak sağlık ve güvenlik birimlerinin son üç yıllık verileri mukayese edilerek ülkemizin bu sektördeki gelişimsel süreci irdelenmiştir.
Çalışma alanlarında ortam ölçüm değerlerinin incelenmesi: Uşak Üniversitesi Mühendislik Fakültesi derslikleri örneği
Bu tezin amacı Uşak Üniversitesi Mühendislik Fakültesi dersliklerinde, çevresel koşullardan kaynaklı fiziksel risk etmenlerini belirleyerek, iç mekan kalitesini etkileyen parametreler olan; aydınlatma, nem, sıcaklık ve gürültü değerlerinin uluslararası kabul gören standartlara ( TS EN12665:2011 (ışık ve aydınlatma kuralları), EN12464-1:2011 (iş yeri aydınlatma yönetmeliği), ASHRAE 55-2010 (iş yeri termal çevre koşulları standardı), EN15251:2006 (iç ortam parametreleri), ISO 7730:2015 (termal çevrenin ergonomi standartları), ASHRAE 62-1999 (bağıl nem standartları)) ve Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından belirlenen sınır değerlerle uyumlu olup olmadıkları incelemek, öneri ve çözümler sunmaktır. Çalışmanın amacı kapsamında, dersliklerde gürültü şiddeti, aydınlatma şiddeti, termal konfor değerlerini belirleyebilmek için ölçümler yapılmıştır. Ölçüm sonuçları incelendiğinde, hava akım hızının belirlenen değerden düşük olduğu ve bu duruma havalandırma sisteminin bulunmamasının neden olduğu tespit edilmiştir. İç mekan kalitesi için belirlenen diğer parametrelerin ilgili standart ve Bakanlıkça kabul gören sınır değerler ile uyumlu olduğu tespit edilmiştir. Kullanılan merkezi sistem klima sisteminin hava akım hızı konusunda yetersiz kaldığı, ideal hava akım hızının ancak klimalar çalışırken mekanik müdahale ile gerçekleştiği, klimalar kapalı olduğunda ise pencere ve kapı açılması sonucu doğal olarak oluştuğu gözlemlenmiştir.
Bir mermer işletmesinin risk değerlendirmesinin 3t ve L tipi matris risk değerlendirme yöntemleri ile yapılması ve sonuçların risk değerlendirme metodolojisi temelinde karşılaştırılması
Bu çalışmada, iş kazalarının oldukça sık yaşanmakta olduğu mermer ocakları ile mermer işleme tesislerindeki tehlike ve risklerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışma kapsamında, bu sektörlerdeki yoğun işgücünün yer aldığı; Afyonkarahisar ili İscehisar ilçesindeki özel sektöre ait mermer işleme tesisi ile aynı firmanın, Kütahya ili Altıntaş ilçesinde bulunan açık mermer ocağının iş sağlığı ve güvenliği açısından mevcut durumu incelenmiştir. Bu işyerlerinde saha gözlemi, yetkili ve çalışan kişiler ile görüşme yöntemleri kullanılarak çalışmaya ilişkin veri toplanmıştır. Bu bilgilere göre, mevcut risk değerlendirmeleri de dikkate alınarak; iş sağlığı ve güvenliği risk değerlendirmesinde yaygın şekilde kullanılan 5X5 L Matris Risk Değerlendirme Yöntemi' ne göre her iki işyerinde de risk değerlendirme çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın ikinci aşamasında, basit kullanım kolaylığı sayesinde öne çıkan 5X5 L Matris Risk Değerlendirme Yöntemi ile iş sağlığı ve güvenliğinde proaktif yaklaşımı benimseyen 3T Matris Risk Değerlendirme Yönteminin birbirleriyle kıyaslanarak; olumsuz yönleri belirlenmiş ve bununla ilgili iyileştirme çalışması yapılmıştır. Daha sonra 5X5 L Matris Risk Değerlendirme Yöntemi' nden elde edilen veriler 3T Matris Risk Değerlendirme Yöntemi' ne dönüştürülmüştür. Dönüşüm sonrasında elde edilen verilerden, 3T Matris Risk Değerlendirme Yöntemi' ndeki Modül Güvenlik Endeksi sistematiğinden yola çıkılarak geliştirilmiş olan "İyileştirilmiş Modül Güvenlik Endeksi (İMGE)" değerleri hesaplanmıştır. Bu işlem, sonraki aşamada 5X5 L Matris Risk Değerlendirme Yönteminden elde edilen verilere de uygulanmıştır. Son aşamada, her iki risk değerlendirme yöntemlerindeki İMGE değerlerinin kademelendirilmesi yaklaşımı geliştirilmiş ve bu yaklaşım, "Modül Güvenlik Seviyesi (MGS)" olarak isimlendirilmiştir. Böylece 3T Matris Risk Değerlendirme Yöntemi' ndeki Modül Güvenlik Endeksi hesaplanmasında tespit edilen olumsuzluklar giderilerek, İMGE yaklaşımı ve bu yaklaşım sonucunda elde edilen verilere ait "Modül Güvenlik Seviyesi (MGS)" sistematiği geliştirilmiştir. İMGE ve MGS değerlerinin üç farklı sınıflandırma sonucunda 5X5 L Matris Risk Değerlendirme Yöntemi ve 3T Matris Risk Değerlendirme Yöntemine göre sırasıyla; mermer ocağında 42,85 (alt orta) ve 44,01 (alt orta), mermer işleme tesisinde 48,05 (alt orta) ve 62,97 (üst orta) olduğu tespit edilmiştir. Buna göre, mermer işleme tesisindeki İMGE değerleri arasındaki fark, mermer ocağındaki İMGE değerlerine göre yüksek çıkmıştır. Ancak bu değerlere karşılık gelen MGS düzeylerinin, her ikisinin de (48,05-alt orta ve 62,97-üst orta) "orta" düzeyde olması sebebiyle genel MGS düzeyini etkilemediği ve geliştirilen bu iki yaklaşımın 5X5 L Matris Risk Değerlendirme Yöntemine uygulanması ile bu risk değerlendirme yöntemine proaktif özellik kazandırdığı düşünülmektedir.
Tarım sektöründe tütün yetiştiriciliği çalışanlarında iş sağlığı ve güvenliği; Malatya ili örneği
Tarım, insanların yaşamlarının sağlıklı ve nitelikli bir şekilde devamlılığını sürdürebilmek için birçok ihtiyaçlarını karşılayan önemli bir sektör konumundadır. Ülkemizin uluslararası piyasalarda marka değeri olan en önemli tarım ürünleri arasında tütün yer almaktadır. Türkiye'de yetiştirilen oriental tütünler, dünya piyasalarında uzun yıllar gördüğü yüksek talep sayesinde "Türk Tütünü" ismiyle anılmaktadır. Tütün, fide yetiştirilmesinden hasat edilmesine ve işlenmesine kadar geçen zamanda değişik metotlarla üretilmektedir. Makineleşmenin yoğun olduğu tarımsal alanlarda verimlilik oldukça yüksektir. Ülkemizde tütün yetiştiriciliği, el emeğiyle üretilmektedir. Tütün tohumlarının ekimi, hasat edilmesi, tütünün denklenmesi ve taşınması sırasında eğilip kalkmalar ve ağır yük taşıma nedeniyle birçok kas iskelet sistemi hastalıkları görülmektedir. Bel, sırt, baş ve boyun ağrıları gibi sağlık sorunları oluşmaktadır. Tütünde bazı işlemler sırasında kullanılan aletler, tehlikeli olmakta ve kesikler açık yara şekline dönüşerek hastalıklara neden olabilmektedir. Makineleşmenin artması, yukarıda sayılan tehlikelerin bazılarını ortadan kaldırmakta fakat yeni tehlikelere neden olmaktadır. Makinalara çarpmalar, elleri, parmakları veya kolları kaptırma gibi iş kazaları yaşanabilmektedir. Tütün üretiminde kullanılan gübre ve pestisit gibi toksik kimyasallar kullanılmaktadır. Bu kimyasallar solunum, ciltten emilim ve sindirim yoluyla vücuda alınmakta, sağlık sorunlarına neden olmaktadır. Tütün yetiştiriciliğinde çalışanlar fiziksel, kimyasal, biyolojik, ergonomik ve psikososyal risklere maruz kalmaktadır. Bu tez kapsamında, ülkemiz tarım sektörü tütün yetiştiriciliğinde çalışanların iş sağlığı ve güvenliği açısından maruz kaldığı riskler belirlenmiştir. Riskleri yok etmek veya kabul edilebilir seviyeye indirmek için alınabilecek korunma tedbirleri ortaya çıkartılmış, bu korunma tedbirlerinde en etkin olanı belirlenmiştir. Risk değerlendirme yöntemlerinden olan kontrol listesi yöntemiyle tütün yetiştiriciliğinde bulunan riskler belirlenip kontrol listeleri hazırlanmıştır.
Tarım sektöründe zeytin hasadı çalışanlarında iş sağlığı ve güvenliği
İş sağlığı ve güvenliğinin en mühim ilkesi çalışanları iş kazası ve meslek hastalıklarından koruyarak güvenli ve sağlıklı bir ortamda çalışmalarını sağlamaktır. Tarım sektörü, ülkemizin sahip olduğu iklim koşulları, doğal kaynakları ve toprak yapısıyla çalışma hayatında önemli bir yer tutmaktadır. Her ülke için tarım ekonomik olarak önemli bir konuma sahiptir. Ülkemiz ekonomisinde ilk on tarımsal ürün içerisinde zeytin yer almaktadır. Zeytin, dikiminden hasat dönemine kadar değişik metotlarla yetiştirilmektedir. Ülkemizde özellikle zeytin hasadında elle hasat sıklıkla başvurulan bir yöntemdir. Bu durumda işçiye enerji yönünden aşırı yüklenilmekte ve iş verimi azalmaktadır. Zeytin fidelerinin dikimi, hasat edilmesi ve taşınması sırasında ağır kaldırma, tekrarlayan hareketler, uzanma, itme, çekme, dönme, uzun süre çalışma sebebiyle pek çok kas iskelet sistemi hastalıkları görülmektedir. Bel ve sırtta oluşan omurga rahatsızlıkları, bel fıtığı ve kas yırtılması gibi sağlık sorunlarını ortaya çıkarmaktadır. Makine kullanımının artması, tehlikelerin bir kısmını ortadan kaldırmakta ancak yeni risklere neden olmaktadır. Makinelere parmakları, elleri ve kolları kaptırma gibi iş kazaları yaşanabilmektedir. Zeytin yetiştiriciliğinde en önemli tehlike kimyasal gübreler ve pestisitlerin kullanılmasıdır. Kullanılan kimyasallar insan vücuduna deri, sindirim, solunum ile üç yolla girmektedir. Göz enfeksiyonlarından akciğer hastalıklarına kadar birçok sağlık sorunlarına sebep olmaktadır. Zeytin yetiştiriciliğinde çalışanlar çalışma ortamında kimyasal, fiziksel, biyolojik ve ergonomik ve psikososyal etmenlere maruz kalmaktadır. ii Bu tez kapsamında, zeytin yetiştiriciliğinde çalışanların iş sağlığı ve güvenliği açısından maruz kaldığı tehlike ve riskler belirlenmiştir. Riskleri yok etmek veya kabul edilebilir seviyeye indirmek için en etkin korunma tedbirleri belirlenmiştir. Risk değerlendirme yöntemlerinden kontrol listesi yöntemiyle zeytin yetiştiriciliğindeki riskler belirlenerek risk değerlendirmesi yapılmıştır. Bilim Kodu: Anahtar Kelimeler: İş Sağlığı ve Güvenliği, Tarım, Zeytin Yetiştiriciliği, Maruziyet
Gürültülü çalışma ortamının çalışanlar üzerindeki psikososyal etkilerinin incelenmesi: Tekstil sektöründe ampirik bir çalışma
Tekstil sektörü çalışma şartları göz önüne alındığında gürültü düzeyinin yüksek olduğu ortamları barındırdığı bilinmektedir. Bu araştırma nicel araştırma yöntemlerinden faydanılarak genel tarama modeliyle oluşturulmuştur. Uşak ili Tekstil sektöründe faaliyet gösteren işletmede gürültü ile ilgili risklerden korunmalarına dair yönetmelik esaslarına uygun olarak Doğrudan Ölçüm yöntemi ve çalışanların gürültü maruziyetini değerlendirmek amacıyla nicel veri toplama aracı olan anket uygulaması gerçekleştirilmiştir. Günümüz sanayi ve tekstil sektöründe çalışan bireylerin sayısındaki artış hızının yüksekliği; çalışma ortamında çevresel risk etmenlerine bağlı olarak fizyolojik ve psikososyal sorunların çalışanlar üzerinde etkili olduğu görülmektedir. İşletmede yapılan ölçümlerden edinilen bulgular incelendiğinde ise 97.08 dB(A) seviyesine çıkan değerler bunu kanıtlar derecededir. Bu mevcut gürültü düzeyi çalışanda geçici ve kalıcı işitme kayıplarına, performans düşüklüğüne ve verimin düşmesine sebep olabilecek ciddi zararlar ortaya çıkarabilmektedir. Bu bulgular incelendiğinde gürültü düzeyinin yüksekliğinden kaynaklı ortaya çıkarabilecek rahatsızlıklar, çalışanda bıraktığı etki ve meslek hastalıklarının iş sağlığı ve güvenliği kapsamında psikososyal etkiler doğrultusunda değerlendirilmesi gereken önemli bir konu olduğu görülmektedir. Bu amaçla yapılan çalışma, gürültünün çalışanlarda oluşturacağı ii psikolojik etkilerin önüne geçmek amacıyla iş sağlığı ve güvenliği kanununu esas alarak gerekli tespitleri ve önerileri sunmaktadır.
İş sağlığı ve güvenliği performans değerlendirme uygulamalarının iş tatmini üzerine etkisi: Endüstri işletmesi örneği
Endüstri alanında teknolojik gelişmelerin ivme kazanması çalışanların sağlığına yönelik tehlikeleri günden güne artırmaktadır. Bu bağlamda iş sağlığı ve güvenliğine yönelik çalışmalarda önem kazanmaktadır. İş sağlığı ve güvenliği uygulamalarının gerçekleştirilmesinde çalışanların performans değerlendirmelerinin ölçülmesi uygulanabilir stratejilerin oluşması için önem taşımaktadır. Son zamanda tekstil sektöründe üretim taleplerinin artması çalışanların performansı ve iş tatminlerine yönelik çalışmaların artmasına sebep olmuştur. Bu çalışmada tekstil sektöründe iş sağlığı ve güvenliği performans değerlendirme uygulamalarının iş tatmini üzerine etkisi incelenmiştir. Bu amaç doğrultusunda öncelikle iş sağlığı güvenliği ve iş tatmini konularında bilgiler verilmiştir. Bu araştırma nicel araştırma yöntemlerinden faydalanılarak genel tarama modeli ile desenlenmiştir. Uşak İli Tekstil Organize Sanayi Bölgesi'nde bulunan bir tekstil firmasında çalışanlara (n=425); Üngüren (2015) tarafından geçerlik ve güvenirlik çalışması yapılmış "İş Sağlığı ve Güvenliği Performans Değerlendirme Ölçeği" ve Baycan (1985) tarafından Türkçe 'ye uyarlanarak geçerlik ve güvenirlik çalışması yapılmış "Minnesota İş Tatmin Ölçeği" uygulanarak çeşitli bulgulara ulaşılmış ve istatistiksel analizler doğrultusunda; çeşitli demografik değişkenlere göre (yaş ve gelir) iş sağlığı ve güvenliği uygulamalarının çalışanların iş tatmini düzeylerini olumsuz yönde etkilediğini söylemek mümkündür.
İtfaiye çalışanlarının çalışma şartlarına yönelik risk değerlendirmesi ve güvenli çalışma önerileri
Günümüzde iş kazaları ve meslek hastalıklarının artmasıyla birlikte iş sağlığı ve güvenliğine verilen önemde artmaktadır. Her sektörde ve her çalışma alanında iş kazaları olabilmekte ve meslek hastalıkları oluşabilmektedir, bunun sonucu olarak risk değerlendirmesi işletmeler için mecburi hale gelmektedir. Ülkemizde uygulanan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu içeriğinde de risk değerlendirmesinin her işletme için mutlak gerekliliği önemle belirtilmektedir. Bu çalışmamızda, itfaiyelerde iş sağlığı ve güvenliğinin önemine değinilerek, Türkiye'de itfaiye teşkilatlarının istasyonlarında ve itfai olaylar esnasında meydana gelebilecek kazalar, tehlikeli durumlar, riskler ve meslek hastalıkları iş sağlığı ve güvenliği açısından irdelenerek konuya yönelik alınan önlemler ve uygulamalar 6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu çerçevesinde değerlendirilmiştir. Bu kapsamda Uşak Tekstil Organize Sanayi Bölgesi İtfaiye Grup Amirliği'ndeki birimler ve müdahale sırasında gerçekleştirilen uygulamalar iş sağlığı ve güvenliği mevzuatı kapsamında incelenmiştir. Yapılan incelemeler ile beraber 5x5 matris metodunda risk değerlendirmesi hazırlanmıştır. Bu risk değerlendirmesinin sonucu olarak da daha güveli çalışma şartlarının oluşturulmasına yönelik öneriler sunulmuştur.
Seramik sektöründe iş sağlığı ve güvenliği risk analizi ve Uşak ilinde bir uygulama
Ham maddesi kum, kil ve su karışımından oluşan ve çeşitli aşamalardan geçerek günlük hayatımızda birçok alanda kullandığımız seramik, hayatımızın vazgeçilmez bir unsuru olmuştur. Hammaddesinin toprak olması ve bol bulunması sebebiyle en eski çağlardan bu yana kullanılagelen seramiğin birçok kullanım alanı mevcuttur. Seramik üretiminde kullanılan hammaddelerin içindeki kimyasallar ve metal oksitler seramik üretiminde sağlık sorunlarına yol açmaktadır. Seramik üretiminde çalışanlar ve üretim yapılan alanın çevresi, gerekli önlemler alınmadığında risk altındadır. Seramik sektörü, işyerlerinin iş sağlığı ve güvenliği açısından yer aldığı tehlike sınıfları listesine göre tehlikeli sınıfında yer almaktadır. Bu çalışmada seramik üretimi esnasında karşılaşılan fiziksel risk etmenleri; toz, gürültü, termal konfor, aydınlatma, titreşim ve kimyasal risk etmenleri, ergonomik risk etmenleri, elektrik kaynaklı risk etmenleri ile bu risklerin çalışanlar için ne tür meslek hastalıklarına sebep olduğu ve alınması gereken önlemler ile kullanılması gereken kişisel koruyucu donanımlar konusunda bilgi verilmiştir. Bu amaçla Uşak ilinde ki bir seramik fabrikası ele alınmış ve risk faktörleri L tipi matris yöntemi kullanılarak değerlendirilmiştir. Eski çağlardan bu yana kullanılagelen seramiğin üretim aşamasında alınacak basit önlemlerle geri dönüşü olmayan ciddi sağlık problemleri önlenebilmektedir. Ancak önlem alınmadığı takdirde çalışanlar için çok ciddi sağlık problemleri riskleri vardır. Seramik üretiminde çalışanlar, seramik üretiminden kaynaklı riskler konusunda, kullandıkları malzemelerin zararları ve korunma yolları konusunda bilinçlendirilmelidir. İşveren ise gerekli tedbirleri almalı ve üretim ortamının hijyenini sağlamalıdır. Bu çalışma koşulları yasalarla kontrol altında tutulmalıdır. Gerekli önlemler alındığında seramik üretimi çalışanlar açısından riskli bir ortam olmaktan çıkmaktadır.
Zemin etüdü ve sondaj işlemlerinde iş sağlığı ve güvenliği
Genel olarak farkında olmasak da hayatımızın birçok noktasında sondaj faaliyetleri gerçekleşmektedir. Maden aramalarında, zemin katmanlarının belirlenmesinde, petrol araştırmalarında, içme ve kullanma suyu çıkarmak, jeotermal enerji ve zemin etütleri amaçlı sondaj çalışmaları yapılmaktadır. Bu kadar alınan önlemlere ve yapılan deney sonuçlarına rağmen, Zemin Etüt Raporunda yapılacak yanlış hesaplamalar veya inşaat mühendisinin hesaplamaları sırasındaki hatalar geri dönüşü olmayan kazalara sebebiyet verebilir. İnşaat mühendisi, bu rapora göre bir takım statik hesaplamalar yapmaktadır. Yanlış yapılacak hesaplar sonucunda yapılan inşaat, bir zaman sonra zemine doğru çökmeye, yan yatmaya veya duvarlarında geri dönüşü olmayacak çatlaklara sebebiyet verebilir. Yine bu yanlış hesaplamadan sebep, kullanılan çimento veya demir oranındaki hatalar, yapıların planlanan dayanım kalitesinden çok geride olmasına ve bir müddet sonra, hatta yapım aşamasında inşaatın yıkılmasına sebebiyet vermesi olasıdır. Bu çalışma kapsamında kullanılan zemin etüt raporu İstanbul ili, Avcılar ilçesi, Cihangir Mahallesinde yapılmıştır. Bu tez çalışmasının amacı, esas olarak sondaj işlemleri yapılırken çalışan personelin karşılaşabileceği olası riskleri tanımlamak, İş Sağlığı ve Güvenliği açısından değerlendirerek potansiyel risklerin ve korunma yollarının belirlenmesini sağlamaktır. Bu işlemler sırasında karşılaşılacak tehlikeler, iş sağlığı ve güvenliğinin (İSG) önemini vurgulamaktadır. Zemin etüdü yapılırken sondaj ve jeofizik çalışmalar ile çeşitli laboratuvar çalışmalarından yararlanılmıştır. Yapılan çalışmalarda yanlış veya eksik verilerin oluşması çoğu zaman dönüşü olmayan sonuçlara yol açabileceğine değinilmiştir. Bu nedenle personelin eğitilmesi ve gerekli güvenlik tedbirlerinin alınması amacıyla iş sağlığı ve güvenliği açısından tehlikeler, riskler tespit edilerek gerekli güvenlik tedbirleri önerilmiştir. Anahtar Kelimeler: İş sağlığı ve güvenliği, sondaj riskleri, risk analizi
İş sağlığı ve güvenliği risk değerlendirme yöntemlerinin bulanık mantık yaklaşımı ile analizi: KOBİ uygulama örneği
Bilim, sanayi ve teknolojideki gelişmelere bağlı olarak iş sağlığı ve güvenliği alanındaki risk sayısının ve çeşitliliğinin artması ile birlikte ayrıca bu konudaki yasal zorunluluklar nedeniyle risk değerlendirme kavramı önem kazanmıştır. Ülkemizde iş kazalarının ve meslek hastalıklarının önlenebilmesi için 2012 yılında müstakil 6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu çıkartılmıştır. Bu kanunun önleyici yaklaşımının temelinde risk değerlendirmesi yer almaktadır. Bu tez çalışmasında, KOBİ'lerde yaygın olarak kullanılan dört farklı risk değerlendirme yöntemi analiz edilmiş ve bu yöntemler bir KOBİ'de uygulanmıştır. Bu yöntemler; "3T Risk Değerlendirme Yöntemi", "5x5 L Tipi Matris Risk Değerlendirme Yöntemi", "Fine-Kinney Risk Değerlendirme Yöntemi" ve "Hata Türü Etkileri Analizi Risk Değerlendirme Yöntemi"dir. Bu çalışmadaki risk değerlendirme uygulaması diğer KOBİ'ler için de örnek teşkil etmektedir. Yukarıda bahsedilen dört farklı risk değerlendirme yönteminden ayrı ayrı elde edilen risk öncelik skorları, MATLAB ve Simulink ortamında bulanık mantık yaklaşımı ile analiz edilerek, bu dört risk değerlendirme yöntemini kapsayan tek bir çıkarım elde edilmiştir. Yapılan bu çalışmada; "çok düşük", "düşük", "orta", "yüksek" ve "çok yüksek" gibi kesinlik ifade eden risk önem dereceleri, belirli bulanıklık derecelerinde ifade edilebilen risk önem derecelerine dönüştürülerek, bu dört yöntemin ortak sonucunu kapsayan tek bir risk önem derecesi elde edilmiştir. Bu sayede işletmedeki tüm riskler için risk hiyerarşisi elde edilmiştir.
Türkiye ile Finlandiya'nın imalat sanayiinde iş sağlığı ve güvenliği bakımından mukayesesi ve elmeri ile isg-YSD yöntemlerinin bir uygulaması
Türkiye ile Finlandiya'nın İmalat Sanayiinde İş Sağlığı ve Güvenliği Bakımından Mukayesesi ve Elmeri ile İSG-YSD Yöntelerinin Bir Uygulaması Bilim, sanayi ve teknolojinin gelişmesiyle birlikte tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de iş sağlığı ve güvenliği (İSG) şartlarının iyileştirilmesine duyulan ihtiyaç artmıştır. Ülkemizde son olarak 30 Haziran 2012 tarihinde 28339 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunuyla; İSG alanında hukuki anlamda genişlemeler sağlanmış olup iş kazaları ve meslek hastalıkları problemlerine yeni yaklaşımlar getirilmiştir. Ancak; toplumsal bilinçsizlik, uygulamadaki aksamalar ve denetimdeki eksiklikler gibi nedenlerle iş kazaları ve meslek hastalıkları, ülkemizde birçok kişinin hayatını geri dönüşü mümkün olmayan bir şekilde etkilemeye devam etmektedir. Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin iş kazası ve meslek hastalıkları resmi istatistikleri karşılaştırıldığında ülkemizin İSG alanındaki eksiklikleri açıkça görülmektedir. Bu husus göz önüne alınarak bu tezde; İSG alanında ülkemize göre daha gelişmiş koşullara sahip bir AB ülkesi olan Finlandiya ile Türkiye'nin bir mukayesesi yapılmıştır. Bunun için; imalat sanayii esas alınarak Türkiye'nin İSG kültürünün yıllar içerisindeki gelişimi araştırılmış ve mevcut durumun Finlandiya ile bir mukayesesi yapılarak ülkemizin İSG alanındaki eksiklikleri tespit edilmeye çalışılmıştır. Bu çalışmada ayrıca; Heikki Laitinen tarafından performans izleme aracı olarak geliştirilen ve Finlandiya imalat sanayiinde kullanılan Elmeri yöntemi ile Türkiye'de İş Sağlığı ve Güvenliği Koşullarının İyileştirilmesi Projesi (İSGİP) kapsamında kullanılan İSG-Yönetim Sistemi Derecelendirme (YSD) yöntemi incelenmiştir. Birer performans izleme yöntemi olarak değerlendirilen her iki yöntem de, imalat sektöründe faaliyet gösteren ve 450 çalışanı bulunan Ankara-Sincan'daki bir işletmede uygulanmıştır. Tezde son olarak; Elmeri ve İSG-YSD yöntemleri ile yapılan bu saha çalışmasından elde edilen sonuçlar, İSGİP kapsamında elde edilen sonuçlarla karşılaştırılarak çeşitli değerlendirme ve önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Elmeri yöntemi, Finlandiya'da İSG, İmalat sanayii, İSG, İSG-YSD yöntemi, Türkiye'de İSG, Türkiye ile Finlandiya mukayesesi.
Türkiye'de iş güvenliği denetimi: Sorunlar ve çözüm önerileri
Sanayi devrimi sonrası 1833 yılında İngiltere'de çıkan Fabrikalar Kanununda; iş güvenliği ve denetimi ile ilgili düzenlemeler yapılmış, iş müfettişleri görevlendirilmiş ve benzer düzenlemeler 1900 yılına kadar diğer Avrupa ülkeleri ile Amerika Birleşik Devletlerinde yaygınlaşmıştır. Osmanlı imparatorluğu döneminde sanayileşme başarılamadığı için sadece kömür madenlerinde üretimi arttırmak amacıyla çalışma ilişkileri yönünden sınırlı düzenlemeler yapılmışsa da maalesef Cumhuriyetin ilk yıllarına kadar iş güvenliği ve denetimi ile ilgili düzenlemeler yapılamamıştır. 1926 yılında çıkarılan Borçlar Kanununda işverene işçileri koruma yükümlülüğü getirilmiş, 1936 tarihli 3008 sayılı İş Kanununda iş güvenliği denetimi kavramı düzenlenmiş, 1937 yılında iş müfettişliği kadroları oluşturulmuş, 1951 yılında Uluslararası Çalışma Örgütünün (ILO) 81 numaralı İş Güvenliği Teftiş Sözleşmesi kabul edilmiş, Avrupa Birliğinin 24 direktifi ve ILO'nun 59 sözleşmesi TBMM tarafından kabul edilmişse de ayrı bir İş Güvenliği Kanunu ancak 2012 yılında yürürlüğe girebilmiştir. Türkiye'nin ölümlü iş kazlarında dünyada üçüncü, Avrupa'da birinci olması ve 2014 yılı içinde 301 işçinin ölümüne sebep olan Manisa/Soma'daki maden kazası; Türkiye'de gerçekleştirilen iş güvenliği denetimlerinin etkin ve caydırıcı olmadığını göstermektedir. Bu tez çalışmasında Türkiye'de daha etkin ve caydırıcı bir iş güvenliği denetim sisteminin kurulmasına yardımcı olmak amacıyla mevcut sorunlar tespit edilmiş ve bu sorunlar doğrultusunda çözüm önerilerinde bulunulmuştur.
Demiryolu araçları bakım onarımı yapan bir tesisin kişisel koruyucu donanımlarının belirlenmesi
Ülkemizde iş sağlığı ve güvenliği kavramının tam anlamıyla uygulanabilmesi için 2012 yılında 6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu yayımlanmıştır. Bu kanun önleyici yaklaşımlar üzerine kurulu olup, toplu korunma önlemlerine öncelik vermektedir. Toplu korunma önlemlerinin tam anlamıyla sağlanamadığı veya yetersiz olduğu durumlarda ise kişisel korunma önlemler uygulanmaktadır. Bu tez çalışması kapsamında demiryolu sektöründeki ulaştırma faaliyetlerin sürdürülmesinde kullanılan demiryolu araçlarının bakım ve onarımının yapıldığı bir tesisin kişisel koruyucu donanımları sistematik bir yaklaşımla belirlenmiştir. Kişisel koruyucu donanımların belirlenmesi için öncelikle tesiste ortam ölçüm yapılmış, bu ölçümlerin yardımıyla "5x5 L Tipi Matris Risk Değerlendirme Yöntemi" kullanılarak tehlike ve risk envanteri oluşturulmuştur. Daha sonraki süreçte tehlike ve risk envanterine göre kişisel koruyucu donanımlar sınıflandırılmış ve tesisin ayrı ayrı bütün bölümleri için kullanılması önerilen kişisel koruyucu donanımlar seçilmiştir. Demiryolu sektöründe bir ilk olması amacıyla öne çıkan bu tez çalışmasında, uygulama yapılan tesisteki işlere göre kullanılması gereken kişisel koruyucu donanımlarla ilgili bir standart oluşturulmuş ve bu konu hakkında önerilerde bulunulmuştur. Ayrıca, bu çalışma kişisel koruyucu donanımların seçimi ile ilgili verilen bilgiler açısından da demiryolu araçlarının bakım ve onarımının yapıldığı diğer tesislere de örnek teşkil etmektedir.
Depolarda iş sağlığı ve güvenliği tedbirleri
Depolar çok fazla çeşitlilikte ki ürünlerin kabulü, teslimi ve stoklanması konusunda çok önemli bir role sahiptirler. Ayrıca depolar yüksek müşteri ilişkileri ve tedarik performansı konusunda da kritik rol üstlenmektedirler. Depolarda risk değerlendirmesi ve yönetimi günümüzde büyük bir önem kazanmaya başlamıştır. Depolar, ortaya çıkması muhtemel kazaların yanı sıra bünyesinde bulundurdukları ürünlerin heterojen yapısından dolayı, yüksek kaza riski taşımaktadırlar. Depoların taşıdıkları riskler nedeniyle güvenlik standartlarının tanımlanmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Çalışmaya depolarda sıklıkla karşılaşılan risk etmenlerinin tespit edilmesiyle başlanmıştır. Risk kaynakları, Dünya Bankasının yayınladığı LPI verilerinde göre üst sıralarda yer alan ABD, İngiltere, Kanada ve Singapur'un ulusal iş sağlığı ve güvenliği kurumlarının yayınladığı rapor ve yayınlar ile yayımlanmış makalelerin incelenmesi sonucunda tespit edilmiştir. Yapılan inceleme neticesinde kayma, tökezleme ve düşme, yüksekte çalışma, malzeme elleçleme/elden geçirme, elektrik sistemleri, yangın ve patlama, kimyasal maddeler ve kimyasal sızıntı/döküntüler, yükleme ve indirme alanları, stok ve raf sistemleri, depo içinde ve dışında motorlu araçların kullanılması ve diğer kaynaklar (gürültü, titreşim, aydınlatma, termal stres) depolarda karşılaşılan risk etmenleri olarak karşımıza çıkmıştır. Ayrıca depolarda tespit edilen risk etmenleri ülke genelinde meydana gelen ölümlü iş kazalarının da %32'sine neden teşkil ettiği görülmüştür. Depolar çalışan sağlığı açısından tehlike arz eden yerlerdir. Yeteri güvenlik önlemlerinin alınmadığı depolarda meydana gelen kazalar sonrasında çalışanlar ya yaralanıyor yada ölüyor. Diğer taraftan kazaların etkileri, çalışana, tesise ve ürünlere olan zararlarından dolayı çok yüksek bir maliyete sahiptir. Gerekli iş güvenliği tedbirleri alınmaz ise çalışan sağlığı üzerinde ve hatta kimyasal ürünlerin olduğu depolarda çevre sağlığı üzerine ciddi etkileri olabilir. Depolarda iş sağlığı ve güvenliği önlemleri basit, ucuz ve hayat kurtarıcıdır.
Yeşil bina sertifika ölçütlerinin yeşil ergonomi açısından değerlendirilmesi
Günümüzde yeşil ergonomi disiplinini içeren yeşil binaların sahip olması gereken özellikleri ortaya koyan bir sertifikasyon sistemi, başta ABD, İngiltere, Almanya, Avustralya ve Japonya gibi pek çok ülkede bulunmaktadır. Ülkemizde ise henüz yeşil bina ölçütlerine yönelik bir sertifikasyon çalışması tamamlanmamıştır. Bu tez çalışmasında, dünyada yaygın kullanılan BREEAM ve LEED sertifikasyon sistemleri ile tasarım aşamasını Çevre ve Şehircilik Bakanlığının yürüttüğü yeşil bina sertifikasyon sistemi ele alınarak bu sistemlerin ergonomi ile ilişkilendirilen ölçütlerinden yeşil binalar için bütünleşik ergonomik ölçütler elde edilmiştir. Bu ölçütler AHS yöntemi ile puanlandırılarak bir değerlendirme tablosu ortaya konmuştur. Bu değerlendirme tablosu ile bundan sonraki çalışmalara ışık tutmak amaçlanmıştır.
Kırmızı et sektöründe iş sağlığı ve güvenliğinin değerlendirilmesi
İş kazaları ve meslek hastalıkları; Türkiye'de ve Dünyada büyük kayıplara neden olmaktadır. Bu tezin amacı; kırmızı et üretim sektöründe, iş sağlığı ve güvenliğine yönelik tehlikelerin tanımlanması, risklerin belirlenerek analiz edilmesi, sonuçların değerlendirilmesi ve bu sonuçlar çerçevesinde kontrol önlemlerinin belirlenmesi için önerilerin sunulmasıdır. Bu tez çalışmasında, kırmızı et sektöründe yaygın olarak kullanılan 5x5 L Tipi Matris Risk Değerlendirme Yöntemi açıklanmış ve bu yöntem bir işletmede uygulanmıştır. Yapılan risk değerlendirmesi sonucunda toplam 260 adet risk derecesi tespit edilmiştir. Risklerin 61 adeti (% 23) Kabul Edilemez Risk, 179 adeti (% 69) Dikkate Değer Risk ve 20 adeti (% 8) Kabul Edilebilir Risktir.Kırmızı et işleme tesislerinde birçok ciddi sağlık ve güvenlik tehlikeleri vardır. İş sağlığı ve güvenliği çalışmaları iş kazaları ve meslek hastalıklarından çalışanları korur, daha sağlıklı bir çalışma ortamı sağlar, iş verimini artırır ve işletme güvenliğini sağlar.
Yükseköğretim programları genel kimya laboratuvarı uygulamalarının iş sağlığı ve güvenliği açısından incelenmesi
İş sağlığı ve güvenliği "işyerinde işin yürütülmesi sırasında çeşitli nedenlerden kaynaklanan sağlığa zarar verebilecek koşullardan korunmak amacıyla yapılan sistemli ve bilimsel çalışmalardır" diyebiliriz. Günümüz İSG yaklaşımında ortamdaki tehlike kaynaklarının belirlenerek çalışanların sağlık ve güvenliği açısından risk değerlendirmesinin yapılması, önleme ve koruma tedbirlerinin belirlenip uygulanması ve çalışanların bilgilendirilip eğitilmesi gerekmektedir. İSG kapsamında genel kimya laboratuvarlarında öğrencilerin ve akademisyenlerin sağlığına etki eden faktörlerin başında kimyasallar gelmektedir. Kimya laboratuvarları 72.19.01 NACE kodu (Doğal bilimler ve mühendislikle ilgili diğer araştırma ve deneysel geliştirme faaliyetleri) ile işyerleri olarak tehlikeli sınıfa girmektedirler ve B sınıfı iş güvenliği uzmanı ile çalışmalıdırlar. Üniversitelerin genel kimya laboratuvarlarında çalışanlar ve öğrenciler, bir çok kimyasal ile çalışmakta ve çeşitli risklere maruz kalmaktadırlar. Bu tez çalışması kapsamında, üniversitelerin genel kimya laboratuvarlarında çalışanların ve öğrencilerin maruz kaldığı kimyasal riskler incelenmiştir. Bu alanda kullanılan kimyasallar ve sağlık etkilerine yer verilmiştir.
Pandemi sürecinde öğretmenlerin kovid kaygısı , iş tatmini ve tükenmişlik düzeylerinin ilişkisinin incelenmesi
Covid-19 virüsünün yarattığı pandemi sürecinin tüm sektörlerde çalışan bireyleri etkilediği gibi eğitim sektöründe görev yapan öğretmenleri de etkilediği düşünülmektedir. Bu çalışmanın amacı; öğretmenlerin Covid-19 kaygısı, tükenmişlik ve iş tatmini düzeylerinin arasındaki ilişkiyi incelemektir. Araştırmanın evrenini MEB'de çalışan öğretmenler, araştırmanın örneklemini ise araştırmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden 1341 öğretmen oluşturmuştur. Araştırmada nicel yöntem kullanılmıştır. Öğretmenlerin, Covid-19 kaygılarını belirleyebilmek için "Coronavirus Anksiyete Ölçeği", tükenmişlik düzeylerini belirlemek için "Maslach Tükenmişlik Ölçeği", iş doyumu düzeylerini belirlemek için "Minnesota İş Doyumu Ölçeği" ve demografik bilgiler için kişisel bilgi formu kullanılmıştır. Öğretmenlere "Google Forms" aracılığı ile online ulaşılmıştır. Araştırma için gönderilemn anketlerden1341 tanesine cevap gelmiş ve tüm örneklem araştırmaya dahil edilmiştir. Araştırma verilerinin analizinde "SPSS 22" programı kullanılmıştır. Öğretmenlerin demografik ve mesleğe yönelik özellikleri ile ilgili dağılımlarının gösteriminde yüzdelik değerlendirme ve frekans değerlendirmesi kullanılmıştır. Öğretmenlerin alt boyutlardan aldıkları puanların demografik ve meslekleri ile ilgili özelliklerine göre farklılaşma durumlarının araştırılmasında bağımsız örneklemeler için "t" testi ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA) kullanılmıştır. Saha araştırması sonucunda elde edilen verilerin değerlendirilmesinde %95 güven düzeyi ve 0.5 anlamlılık düzeyi ölçüt alınmıştır. Tükenmişlik ve iş doyumu arasındaki ilişkiyi tespit etmek için "Pearson Korelasyon Analizi" testi yapılmıştır. Tüm testlerin güvenirliğini ölçmek için "Cronbach's Alpha" güvenirlik katsayısı hesaplanmıştır. Yapılan analizler sonucunda öğretmenlerin; pandemi sürecinde iş yüklerinin arttığı, sosyal ilişkilerinde azalma olduğu, sağlıklarının kötüye gittiği ve ayrıca maddi kayıplar yaşadıkları tespit edilmiştir. Covid-19 kaygısı, iş tatmini ve tükenmişlik puan ortalamaları ilişkisel olarak incelendiğinde, kaygı ve tükenmişliğin pozitif yönlü bir ilişkisinin olduğu görülmektedir. Covid-19 kaygısı ile iş tatmini arasında ise negatif yönlü bir ilişki olduğu tespit edilmiştir.
Büro çalışanları açısından ergonomi biliminin önemi ve farkındalık düzeyi
Ülkemizde 30.06.2012 yılında yürürlüğe giren 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği kanunu ile tüm özel sektör ve kamu çalışanlarını kapsayan kurallar ve yaptırımlar getirilmiştir. Fakat söz konusu kanunda, yönetmelik ve yaptırımların birçoğunda daha tehlikeli yerlere önem verilmiş, az tehlikeli sınıfa giren büro çalışma ortamları yeterince önemsenmemiştir. Büro çalışanlarını fazlasıyla etkilemekte olan, görülen veya gizli kalan tehlikeli durumlar ve risk unsurları olduğu unutulmamalıdır. Günü-müzde çalışanların büyük çoğunluğu zamanını büro ortamlarında geçirmektedirler. Bu sebeple çalışanların karşılaşabileceği meslek hastalıkları ve iş kazalarının ergonomi bilimi ile çok güçlü bir bağı bulunmaktadır. Ergonominin başlıca hedefi; iş hayatının ve çalışma ortamlarının kalitesini yükseltmektir. Bu açıdan değerlendirildiğinde, ergonomi biliminin önemi, kas ve iskelet sistemi sıkıntılarından psikolojik rahatsızlıklara kadar farklı sağlık problemlerinde ortaya çıkmaktadır. Bu sebeplerin bir yansıması olarak, bu çalışma kapsamında, ''A'' kurumunda görev yapan büro çalışanları üzerinden bir anket çalışması yapılmıştır. Anketin ilk kısmında kişisel bilgiler hakkında sorular sorulurken, ikinci kısımda ise ergonomi ile ilgili detaylı sorular yer almaktadır. Elde edilen sonuçlar gayet ilgi çekici olarak bulunmuş ve ''B'' kurumu büro çalışanları ile yapılan ilâve bir anket çalışması ile desteklen-miştir. Yapılan değerlendirme sonucunda büro çalışanlarının ergonomi bilimi hak-kındaki bilgi ve farkındalık düzeylerinin istenilen seviyede olmadığı görülmüştür. Bununla beraber ergonomi biliminin farkındalığının uygun eğitimlerle arttırılabileceği ve dolayısıyla da ergonomiden kaynaklı sağlık problemlerinin minimum düzeye indirilebileceği tespit edilmiştir.
İş sağlığı ve güvenliği bilincinin kazandırılmasında eğitim modellerinin değerlendirilmesi
Bu çalışma, gençlerin iş sağlığı ve güvenliği (İSG)'ne dair mevcut bilinçlerini ölçmek ve söz konusu bilinci artırmak adına uygulanabilecek eğitim modellerinden sunum (tek yönlü) modeli ile etkileşim (iki yönlü/interaktif) modellerinin etkinliğini değerlendirerek verim bağlamında karşılaştırmasını yapmak amacıyla hazırlanmıştır. Çalışmanın temel metodu örneklemi çevirimiçi bir eğitim-öğretim ortamında temel İSG konseptlerini içeren sunum ve etkileşimli çalışmalara tabi tutarak bilinç ve bilgi düzeyindeki değişimi ölçmek üzerine kuruludur. Araştırma deneysel desenli, ön test- son test ve kontrol gruplu olarak tasarlanmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu 15-17 yaş aralığında Anadolu Lisesi öğrencilerinden oluşan; sunum grubu için 39, etkileşim grubu için 39, kontrol grubu için 38 olmak üzere toplam 116 kişi oluşturmuştur. Araştırmada kullanılan veri toplama aracı, alanında uzman akademisyenlerin görüşleri alınarak araştırmacı tarafından hazırlanan ve 19 sorudan oluşan başarı testidir. Öğrencilere uygulanan başarı testinden elde edilen araştırma verileri SPSS paket programı ile çözümlenerek anlamlandırılmıştır. Araştırmada tekrarlı ölçümlerde gruplar arası farkın tespiti için iki yönlü varyans analizi kullanılmıştır. İki yönlü varyans analizi sonuçlarında sunum grubu, etkileşim grubu ve kontrol grubunun puanları arasında anlamlı farklılık olduğu görülmüştür (p=0.000<α=0.01). Ön test ve son test puanlarının her bir grup için ortalamaları tek yönlü ANOVA analizleri ile belirlenmiştir. Yapılan analizler sonucunda, sunum modelinin de İSG bilgi düzeyini artırdığı tespit edilmekle birlikte etkileşim modelinin daha etkili bir model olduğu görülmüştür. Araştırmada eğitim öncesi ve sonrası farkları daha net olarak ortaya koymak için bağımlı iki örneklem "t" testi ile ikili karşılaştırmalar yapılmıştır. Araştırma sonucunda İSG eğitiminde yaklaşık olarak aynı başlangıç noktasından başlayan gruplar arasından etkileşim grubunun, sunum grubu ve kontrol grubundan istatistiksel olarak daha anlamlı ve daha yüksek puanlar aldıkları görülmüştür. Son olarak, her bir madde için sunum, etkileşim ve kontrol gruplarında öğrenmenin ne düzeyde artırıldığını belirlemek amacıyla öğrencilerin başarı testi maddelerinin doğru cevaplarına ilişkin verdikleri yanıtların frekans dağılımları ayrıntılı olarak yorumlanmıştır.
Bir şeker üretim tesisinde çalışanların ergonomik risk değerlendirme yöntemleri ile çalışma ve duruşlarının incelenmesi
Tarladan fabrikaya getirilen şeker pancarından şeker üretimi yapılabilmesi için tazeliğini koruması gerekmektedir. Şeker pancarının hasat edilmesi genellikle eylülün ilk haftasında başlayıp aralık ayının son haftası bitmektedir. Bu süre zarfında şeker pancarının tarladan hasat edilerek fabrikaya getirilmesi bir planlama eşliğinde yapılmaktadır. Dolayısıyla şeker fabrikaları eylül ayının başından aralık ayının sonuna kadar üretim yapmaktadır. Geri kalan zamanlarda ise şeker fabrikalarının temizlenerek bir sonraki şeker üretimine hazırlanması, fabrika bünyesinde tamir ve bakım işlerinin yapılması, üretim kalite ve verimliliğini artırmak amacıyla yatırım yapılması, çalışan kişilerin çalışma şartlarının iyileştirilmesi vb. işler yapılmaktadır. Şeker fabrikalarında şeker üretimi yapılan döneme "kampanya dönemi" şeker üretimine hazırlık yapılan döneme ise "revizyon dönemi" denilmektedir. Tezime konu olan çalışmasını yaptığım şeker fabrikasında bir kampanya döneminde günde on dört bin ton (14.000 ton), toplamda ise bir milyon iki yüz bin bin ton (1.200.000 ton) şeker pancarı işlenmektedir. Şeker fabrikalarında seri üretim yapılması fabrikada çalışan kişilerde uzun süren ve sürekli tekrar eden çalışma ve uygun olmayan vücut hareketleri şeker fabrikasında çalışan kişilerde kas ve iskelet sistemi rahatsızlıkları (KİSR) görülme olasılığını artırmaktadır. KİSR artması ergonomik açıdan risk değerlendirmesi yapılmasını zorunlu hale getirmiştir. Bu çalışmada değerlendirme yapılırken ergonomik risk analiz yöntemlerinden olan REBA (Rapid entire body assessment), RULA (Rapid upper limb assessment), NIOSH (National Institute of Occupational Safety and Health) risk değerlendirme yöntemleri kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda sürekli ve uzun süreli olarak tekrar eden işlerde (şeker istiflenmesi, küspe balyalama yapılması, parke kumu tesviyesi vb.) ve çalışma esnasında postür duruşun bozulduğu işlerde (su jeti ile şeker pancarının kanala taşınması, el ile çapa yapma, santifüj parçalarının temizlenmesi vb.) ergonomik açıdan risk seviyesinin yüksek olduğu görülmüştür. Sürekli ve uzun süreli olarak tekrar eden işlerde kişi sayısının artırılarak çalışanın kas hareketi tekrarı ve çalışma süresi azaltılmalıdır. Çalışma sırasında postür duruşun bozulduğu iş gruplarında ise uygun duruş şekillerinin belirlenerek çalışan kişinin doğru pozisyonda çalışması sağlanmalıdır.
Çorum'daki asansörlerin periyodik kontrollerinin sonuçları ve asansörlerde yeni nesil güvenlik önlemleri
Bu tez çalışmasında Çorum'daki elektrikli asansörlerin 2017, 2018 ve 2019 yıllarındaki muayene raporlarının sonuçları incelenerek önemli eksiklikler grafikler halinde listelenmiştir. Periyodik kontrolün ne olduğu, neden ve nasıl yapıldığı üzerinde durulmuş, kontrollerde karşılaşılan sorunlardan bahsedilmiştir. Asansörler muayene raporlarına göre en önemli kusur ve ağır kusurlar detaylı bir şekilde incelenmiştir. Kusurların neler olduğu açıklanmıştır. Asansörlerde neden bu eksikliklerin olduğu, periyodik kontrollerin neden gerekli olduğu üzerinde durulmuştur. Asansörlerdeki tehlikelerden bahsedilerek asansörlerde gerçekleşen kazalardan örnekler sunulmuştur. Yayınlanan TS EN 81-20 standardında değişen güvenlik tedbirlerinin neler olduğu, eski standarttan farklı olarak ne gibi tedbirler getirildiği hususu üzerinde durulmuştur.
Ramak kala olayları ve çimento sektöründe uygulaması
Ülkemizde 2012 yılında 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği kanununun yürürlüğe girmiş olmasının üzerinden yaklaşık 10 yıl geçmiş olsa da, hala iş yerlerinde kaza ve meslek hastalığı konusunda anlayış gelişmiş ülkelere kıyasla çok yavaş ilerlemektedir. Maalesef ülkemizde bulunan iş yerlerinin büyük ölçekli olanlarının küçük ve orta büyüklükteki işletmelere (KOBİ) kıyasla çok düşük sayıda (%5'i kadar) olmasından kaynaklı olarak OHSAS 18001 belge sahibi işyerlerinin sayısının da az olmasından dolayı İSG algısının çoğalmasına ve gelişmesine engel olmaktadır. Ülkemizde bulunan yaklaşık 73 civarında çimento fabrikasının çoğunun yabancılara ait olmasından dolayı en çok OHSAS 18001 belgeye sahip olan sektördür. Dolayısıyla, çimento sektörünün OHSAS 18001 belge sahibi olması, en yüksek İSG algısına sahip olmasına da vesile olmaktadır. Bu tezin konusu; iş kazaları ile ramak kala olayları arasında ki ilişkiyi incelemek ve çalışanlarının kaza ve meslek hastalıklarına uğrama riski en yüksek olan çimento sektöründe ki duruma ışık tutmaktır. İlk olarak, çimento sektörü üretim aşamalarında meydana gelen iş kazaları ve meslek hastalıkları hakkında bilgi verilmeye çalışılmıştır. Kazaları azaltmak amacıyla kaza öncüllerinden olan ramak kala olayının anlam ve önemi anlatılarak literatür taramasından örnekler verilmiştir. İkinci aşamada, Ege ve İç Anadolu Bölgesinde bulunan ve isminin açıklanmasını istemeyen iki çimento firmasında, biri İSG Algı Seviyesi Yüksek diğeri Algı Seviyesi Orta olarak adlandırılan firmaların kendi bünyelerinde veri tabanına kaydetmiş oldukları 1 yıllık kaza ve ramak kala olay verileri incelenmiştir. Yapılmış olan incelemede firmaların kayıtlarındaki kaza/ramak kala olaylarının; olay tanımları, nedenleri ve alınması gereken tedbirler tesis ve ocak için ayrı ayrı tasnif edilerek, tehlikeli davranış ve tehlikeli durum açısından değerlendirilmiştir. kaza/ramak kala olayı ilişkisi ortaya konulmaya çalışılmıştır. Üçüncü aşamada, Algı Seviyesi Yüksek ve Orta Firma çalışanlarından 145 örneklem grubuna ramak kala/kaza olayı konusu ile ilgili anket çalışması yapılmıştır. Anket çalışması ile firma çalışanlarının ramak kala/kaza olayı algısını ölçerek bu konuda eksik olan bilgiyi bilim dünyasına, çimento sektörüne ve diğer taraflara sunmaktır. Bu tez çalışmasının sonucunda, ramak kala ve kaza olayları arasında doğrudan bir ilgi olduğu ve ramak kala olaylarına ne kadar önem verir ve ne kadar çok ramak kala olayı kaydı tutarsak o kadar az kaza olayının meydana geleceği ortaya çıkmıştır. Ayrıca, iş yeri yöneticilerinin ramak kala olayı konusuna ne kadar önem verir ve çalışanlara da ramak kala olayının önemini başta eğitim olmak üzere ödüllendirme/ceza uygulamaları ile iyi anlatılır ise iş yerinde kaza sayısı da o kadar az olacağı tespit edilmiştir.
Tarım çalışanlarının pestisitlere maruz kalma yolları ve güvenlik tedbirleri
Pestisitler, tarım üretimini arttırmak ve verimliliğini sürdürmek amacıyla kullanılmakta, aşırı ve bilinçsiz kullanımı hem çalışan sağlığına hem de toplum sağlığına zarar vermektedir. Özellikle Ülkemizde tarım çalışanları tarafından sıklıkla ve yoğun bir şekilde kullanılmaktadır. Bu durum, kimyasal maddelere solunum, sindirim, deri ve göz yoluyla maruz bırakmakta ve sağlık problemlerine sebep olmaktadır. Kimyasal maddelere en çok da ilaçlama işlemleri sırasında maruz kalınmaktadır. Pestisitler, iş sağlığı ve güvenliği açısından kimyasal tehlike ve risk oluştururlar. Böcek ilaçlarının hazırlanması, taşınması, depolanması yeni sorunlara neden olmaktadır. Pestisit kullanan ve hazırlayan tarım çalışanları fiziksel, kimyasal, ergonomik, biyolojik ve psikososyal risklere de maruz kalmaktadır. Bu tez çalışmasında; tarım çalışanlarının pestisitlere maruz kalma yolları, önemi, etkisi anlatılarak, literatür taramasından örnek olaylar verilmiş olup, iş sağlığı ve güvenliği açısından tehlikeli ve riskli durumların neler olduğu üzerinde durulmuştur. Ayrıca çocukların, yetişkinlerin pestisit kalıntılı gıdaları tüketimi sonucu ne tür akut ve kronik sağlık risklerine maruz kalabileceği belirlenmiştir. Bu açıdan tarımda ilaçlanan yiyeceklerin tüketime sunulmadan önce düzenli olarak kontrolünün yapılması, uygulama sıklığının ve pestisit miktarının azaltılması hem çalışanlar açısından hem de halk sağlığı açısından oldukça önemli olduğu ortaya çıkartılmıştır. Pestisitlerin ve diğer zararlı kimyasal maddelerin tarım çalışanları üzerinde tehlike ve risk oluşturmayacak şekilde kullanımının sağlanması ve kapalı ortamlarda, en önemlisi seralarda ortam havalandırılmasının önemine aracı olmaktır.
Doğal gaz basınç düşürme ve ölçüm istasyonlarında patlayıcı ortam riskinin iş sağlığı ve güvenliği yönünden incelenmesi
Dünyada ve ülkemizde gerek iş kazalarında gerekse istihdamda başı çeken lokomotif sektörden olan maden, sanayi, petrol, doğal gaz gibi sektörlerde kullanılan malzeme veya kimyasallar nedeni ile patlayıcı ortam oluşmaktadır. Yanıcı madde ve oksijenin patlama oranlarında bir araya gelmesiyle beraber ısı ile buluşması sonucunda, yanıcı maddenin yanmasıyla bir şok dalgası oluşturan kimyasal tepkime olarak tanımlanan patlama ile yangında kimyasal tepkime aynıdır, fakat patlama olayında tepkimenin yanıcı madde kütlesindeki ilerlemesi yangına göre daha fazla olduğundan bir şok dalgası oluşmaktadır. Patlamanın gerçekleşebilmesi için ortamdaki yakıt miktarının, belli bir oran aralığında olmasını gerekir. Bu oran aralığının alt limitine "Alt Patlama Limiti", üst limitine ise "Üst Patlama Limiti" olarak adlandırılmaktadır. Bu değerler, kimyasalın karakteristik özelliklerinden gelir (Mevlevioğlu, Kadırgan, Çiftçioğlu, 2019). (Brauer, Varma, 1981). (Kaya, Kılıç, Öztürk, 2021). (Tommasini, 2013) Bu çalışmanın kaynağını oluşturan doğal gaz, özellikle başta sanayi ve enerji sektörü olmak üzere birçok sektörde kullanılan kimyasalların hammaddesidir. Doğal gaz enerji tüketiminde dünyanın ihtiyacını karşılamada yüksek bir paya sahiptir. Doğal gaz, fosil yakıtlar içinde 2040 yılında oranının yükselmesi beklenen tek yakıttır (Gazbir, 2020). (Kaya, Kılıç, Öztürk, 2021). Bu çalışmada Doğal Gaz Basınç Düşürme ve Ölçüm(RMS) istasyonlarında ortaya çıkan patlayıcı ortamların bulunduğu bölgeler hesaplanarak patlama riskinin iş sağlığı ve güvenliği yönünden incelenmesi sonucu iyileştirmeye açık alanların analiz edilerek patlamadan korunma önlemlerinin alınması için yapılması gerekenler ele alınmıştır. Çalışmada, patlayıcı ortam hesaplamaları yapılırken TS EN 60079-10-1,2015 ve CEI 31-35 İtalyan standartları birlikte kullanılmıştır. Patlayıcı ortam riskinin oluşma ihtimalinin olduğu birçok sektörde konunun değerlendirildiği tezler hazırlanmıştır. Fakat RMS istasyonlarında patlayıcı ortam riskinin iş güvenliği acısından değerlendirilmesi herhangi bir teze konu olmamıştır (Geng, Murè, Demichela, Baldissone, 2020). Bu bakımdan bu çalışma RMS istasyonlarında patlayıcı ortam riskinin analiz edilerek iş sağlığı ve güvenliği yönünden incelenmesi acısından alanında ilk çalışma olması bakımından elde edilen analiz, bulgular ve öneriler bundan sonraki çalışmalara katkı sağlaması yönünden yararlı olacağı umulmaktadır.
Doğal gaz sektöründe iş sağlığı ve güvenliği risk analizi: Çorum ili örneği
Doğal gaz yer kabuğunun içindeki fosil kaynaklı petrol türevi bir çeşit yanıcı gaz karışımıdır. Günümüzde önemli bir enerji kaynağı olarak sıklıkla evlerde ve endüstride kullanılmaktadır. Doğal gaz kullanımı belli kanun ve yönetmelikler çerçevesince düzenlenmiştir. Doğal gaz iletimi, dağıtımı işiyle ilgili işletmeler ve çalışanlara yönelik hizmet yerlerinde oluşabilecek riskler için önlemler alınmıştır. Bu tez araştırmasındaki amaç, doğal gaz hizmetlerinin iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili risk analizinin gerçekleştirilmesidir. Bu amaca ulaşmak için Çorum Gaz A.Ş.'ne iletilen 2019-2022 yıllarındaki ihbarların risk analizi yapılmış ve ihbar çeşitleri ve ihbar önem dereceleri arsındaki ilişki test edilmiştir. Risk analizinde Fine-Kinney risk analiz metodu kullanılmıştır. İhbar çeşitleri ve ihbar önem derecesi ilişkisi için SPSS istatistik programı ile basit uyum analizi yapılmıştır. Elde edilen bulgulara göre risk derecesi ortaya çıkarılmış ve gerekli düzenleyici/önleyici tavsiyelerde bulunulmuştur. Risk analizi sonucunda elde edilen risk skorlarına göre çok yüksek, yüksek ve önemli riskler çıktığı görülmüştür. Düzenleyici/önleyici tavsiyeler sonucunda 2019 yılında ortalama risk skorunda %64,4'lük bir azalma, 2020 yılında ortalama risk skorunda %64,9'luk bir azalma, 2021 yılında ortalama risk skorunda %71,2'lik bir azalma olduğu tespit edilmiştir. İhbar çeşitleri ve ihbar önem dereceleri arasındaki ilişki doğal gaz kullanım yoğunluğuna göre sonbahar-kış ve ilkbahar yaz dönemleri şeklinde incelenmiş, ihbar çeşitleri ve ihbar önem dereceleri arasındaki ilişkinin mevsime göre değişiklik göstermediği tespit edilmiştir.
İş sağlığı ve güvenliği açısından mesleki eğitim uygulama alanlarında risk değerlendirmesi: Bir meslek yüksekokulu örneğinde risk analizi uygulaması
Hem kapsam hem de uygulama açısından geniş bir kavram olan İSG'nin önemli bir parçası ve aynı zamanda önemli aracı, risk önlemedir. İSG ile ilgili riskleri önlemenin başlangıç noktasını risk değerlendirmesi oluşturmaktadır. Türkiye'de İSG Kanunu işverenleri, işyeri faaliyetleri, büyüklükleri veya yapıları ne olursa olsun bir risk değerlendirmesi yapmakla yükümlü tutmaktadır. Risk değerlendirmesi, yasal mevzuat sınırları içinde işyerinde farklı risk öğelerini sınıflandırarak ve önceliklendirerek, hem çalışanların hem de işverenlerin tanımlanan tehlikelerle nasıl başa çıkacaklarını kapsamlı bir şekilde anlamaları ve güvenlik önlemlerini belirlemeleri için temel ve önemli bir araçtır. Özellikle son yıllarda sayıları hızla artan mesleki teknik eğitim birimlerinde, eğitim ve idari binalarının iş güvenliği açısından değerlendirilmesi, kontrolünün sağlanması ve eksiklikleri giderilmesi önemli hale gelmektedir. Bu çalışmada, mesleki eğitim ve uygulama alanlarında iş kazası risklerini önleme ve kontrol altına alma çabası olarak bir mesleki eğitim biriminde L tipi (5x5) matris risk analizi yöntemi kullanılarak, risklerin analizi yapılmıştır. Çalışmada gerçekleştirilen bu risk analizinin amacı, mesleki eğitim alanlarında oluşabilecek potansiyel tehlikeleri ve bunlarla ilişkili riskleri belirleyerek, potansiyel risklerin kontrolünü sağlamak ve böylece iş kazalarının azaltılmasına katkı sağlamaktır.
Sağlık çalışanlarına yönelik şiddet vakalarında sonuçların çalışan ve işveren yönünden değerlendirilmesi
İşyerlerinde yaşanan şiddet olayları gün geçtikçe artmakta ve ciddi anlamda iş sağlığı ve güvenliği sorunu haline dönüşmektedir. Her sektörde kendini fazlasıyla hissettirse de sağlık alanında şiddetin diğer sektörlerden daha yaygın görüldüğü bir gerçektir. Sağlık çalışanları için şiddete maruz kalmanın sonuçları arasında öfke, korku, umutsuzluk ve aşağılanma duyguları, yabancılaşma ve depresyonu da içeren fiziksel ve psikolojik yaralanmalar sayılabilir. Yaşanan olumsuz duygular iş motivasyonuyla birlikte sağlık bakım kalitesinde azalmaya ve işe devamsızlıkta artışa sebep olmaktadır. Mevcut araştırmalar, sağlık kurumlarının etkin bir şekilde yönetilmesinin, şiddete yönelik cezaların arttırılmasının, riskli durumlar ve şiddetle baş etme yolları konusunda çalışanların eğitilmesinin şiddeti azaltacağını göstermiştir. Sağlık çalışanlarına uygulanan şiddeti önlemeye yönelik tedbirlerin etkinliği, politikacılar, sağlık çalışanları ve toplumsal aktörler arasındaki işbirliğine bağlıdır. Bu çalışmada sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin azaltılması için, sağlık çalışanlarının görüşleri doğrultusunda sağlık kurumu yöneticilerine ve mevcut yasalara yeni çözüm önerileri sunmak amaçlanmaktadır. Araştırma hem Üniversite Hastanesi, hem Şehir Hastanesi hem de Devlet Hastanesi bünyesinde sürdürülerek farklı çalışma ortamlarından verilerin elde edilmesi sağlanmıştır. Sağlık çalışanları ve hastaların konu hakkındaki düşünceleri anket yöntemiyle elde edilmiş ve veriler istatistiksel olarak analiz edilmiştir.
Ahşap ve mobilya sektöründe iş kazası faktörlerinin ve iş kazası olasılık fonksiyonlarının belirlenmesi: Çorum örneği
Ahşap ve mobilya imalat sektörü en çok iş kazasının yaşandığı beşinci sektör olup; iş kazası yönünden tehlikeli sınıfta yer almaktadır. Bu nedenle; ahşap ve mobilya imalat sektöründeki kaza sayılarını artıran faktörleri belirleyerek iş kazalarını azaltmak için gerekli önlemlerin alınması gereklidir. Bununla birlikte; ahşap ve mobilya imalat sektöründe iş kazalarını etkileyen faktörlerin belirlenmesine yönelik çalışmalar sınırlı sayıdadır. Bu eksikliği gidermek amacı ile bu tez çalışmasında Çorum, ahşap ve mobilya imalat sektöründen seçilen bir örneklem için; demografik, iş ile ilgili özellikler, iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili özellikler, iş kazası yaşama nedenlerine ilişkin özellikler ve meslek hastalıklarına ilişkin özellikler başlıkları altındaki onlarca faktörün, çalışanlar son 1 yıl ve son 5 yıl içindeki kaza sayılarına etkilerinin neler olduğunu araştırılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre iş kazası sayılarını azaltmak için neler yapılması gerektiği ayrıntılı olarak tartışılmıştır.
Metal sektöründe çalışan işçilerin iş kazası risk değerlerinin hesaplanması ve bu değerleri etkileyen faktörler
Metal sektörü en çok iş kazası yaşanan sektörlerden biridir. Bu nedenle literatürde metal sektöründeki iş kazası sayıları ve iş kazası sayılarını etkileyen faktörler üzerine birçok çalışma bulunmaktadır. Bununla birlikte, literatürde iş kazası risk değerlerini ortaya koyan bir çalışma yoktur. Literatürdeki risk analizleri ve risk yönetimi çalışmalarının tamamı iş yeri ortamı üzerinden risk hesaplamasına dayalıdır. Yeni bir yaklaşım olarak ilk kez metal sektöründe çalışan işçilerin iş kazası risk değerleri, iş kazası sayıları ve iş gücü kayıplarına dayalı olarak hesaplanmış, çalışanların iş kazası risk değerlerini etkileyen faktörlerin neler olduğu araştırılmıştır. Elde edilen bulgulara göre eğitim düzeyi, gelir düzeyi, fazla mesai yapma, sigara veya alkol kullanımı, stres, uykusuzluk gibi çalışanların demografik özelliklerine, iş ile ilgili özelliklerine, sağlıkları ile ilgili özelliklerine ve iş memnuniyeti ile ilgili özelliklerine dayalı birçok faktörün iş kazası risk değerlerini artırdığı belirlenmiştir. Elde edilen sonuçlara göre iş kazası risk değerlerini azaltmaya yönelik önlemler ayrıntılı olarak tartışılmıştır.
Polimer türü oyuncaklarda ftalat analizi ve iş sağlığı ve güvenliği açısından incelenmeleri
Hayatımızı kolaylaştıran teknolojik ilerlemelerin sonucunda ortaya çıkan her yeni ürün, her yeni araç ve gereç aynı zamanda iş yeri güveliği, çevre ve insan sağlığı açısından bir tehlike unsuru olarak değerlendirilebilir. Güvenli ve hızlı kalkınma ise büyük oranda sağlıklı çalışma ortamına bağlıdır. Üretim sürecinde meydana gelen iş kazaları ve meslek hastalıkları sebebi ile oluşacak iş gücü ve üretim kaybı sonucunda modern dünyanın gelişimini engelleyici problemlerin azaltılması iş sağlığı ve güvenliği eğitim ve uygulamalarına verilen önem ile mümkündür. Türkiye ekonomisine en büyük katkıyı polimer teknolojisi sağlamaktadır. Plastik sektöründe meydana gelen bu hızlı büyümenin beraberinde malesef çeşitli sağlık sorunları ortaya çıkmaktadır. Tez kapsamında oyuncak imalat sektörü iş sağlığı ve güvenliği açısından incelenmiştir. Bu kapsamda incelenen oyuncak imalat sektörü sadece çalışanları ilgilendirmeyip, geleceğimizi emanet ettiğimiz çocuklarımızın sağlığını da çok yakından ilgilendirmesi açısından önem arz etmektedir. Oyuncaklarda kullanılan polimerlerden bahsedilerek, polimer teknolojisinde ortaya çıkan riskler fiziksel, kimyasal ve biyolojik faktörler olarak ele alınmış, polimerlerin imalatı veya kullanımı sırasında oluşan hastalıklar incelenmiştir. Bu hastalık ve risklerden korunma yöntemleri araştırılmıştır. Ayrıca Türkiye pazarında satışa sunulan 10 adet farklı nitelikteki oyuncak toplanarak ftalat analizi yapılıp, sonuçlar değerlendirilmiştir.
Yapı denetim firmalarının iş sağlığı ve güvenliği açısından sorumlulukları
Bu tez çalışmasının amacı; inşaat sektöründe faaliyet gösteren yapı denetim firmalarının iş sağlığı ve güvenliği açısından sorumluluklarının belirlenerek, denetim esnasında iş sağlığı ve güvenliği konusunda da denetim yapmalarını önermektir. Bu nedenle çalışmada önce konu ile ilgili literatür çalışması yapılarak iş sağlığı ve güvenliği, yapı denetim, yapı denetimin gelişim süreci hakkında bilgiler verilmiştir. Daha sonra kontrol listeleri hazırlanarak yapı denetimin iş sağlığı ve güvenliği açısından denetimlerde daha etkin hale getirilmesi hedeflenmiştir. İnşaat için Elmeri gözlem formu hazırlanarak Çorum merkezde yapı denetim firmaları tarafından denetlenen ve farklı seviyelerde olan inşaatların Elmeri güvenlik endeksi hesaplanmıştır. Sonuç olarak yapı denetim firmaları tarafından denetimi yapılan inşaatların iş sağlığı ve güvenliği açısından genel olarak güvenli olmadıkları ve yapı denetim firmalarının kanunda belirtilen iş sağlığı ve güvenliği ile alakalı görevlerini eksik yaptıkları gözler önüne serilmiştir. Hazırlanan checklist (kontrol formları) ve elmeri metoduyla yapı denetim firmalarının inşaat denetimlerindeki iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili görevleri daha etkili şekilde yerine getirilebilir.
İş kazalarının sosyal güvenlik mevzuatına göre incelenmesi: Çorum örneği
İş kazaları; sigortalı, işveren, hak sahibi, üçüncü kişiler ve devleti etkileyen, birçok olumsuz sonuçlar doğuran olaylardır. Gerçekleşen kazalar sonucunda devlet tarafından finanse edilen masraflar, günümüzde sosyal güvenlik kapsamının gelişmesinden kaynaklı olarak göz ardı edilemeyecek boyutlara ulaşmıştır. Ülkemizde bu masraflar Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından finanse edilmektedir. Masrafların bir hayli fazla olması ve uygulanan mevzuat Sosyal Güvelik Kurumu'na bu masrafları rücu etme hakkı da vermektedir Rücu işlemlerinin hukuka ve hakkaniyete uygun olarak yapılabilmesi, iş kazalarındaki kusurların belirlenmesi ve kusur oranlarının tespiti sağlanabilir. Bu kusur oranlarının tespiti günümüzde Sosyal Güvenlik Kurumu Müfettiş ve Denetmenleri marifetiyle yapılmaktadır. Geçekleşen iş kazaları akabinde bu denetim birimlerince incelemeler yapılmakta ve denetim raporu tanzim edilmektedir. Tanzim edilen raporlara istinaden rücu işlemleri yapılıp, mevzuatta yer alan müeyyideler uygulanmakta, ayrıca kaza sonrası açılan birçok davada bu raporlar hâkim kararlarına esas teşkil etmektedir. Bu çalışmada, Çorum ilinde 2017-2021 yılları arasında gerçekleşen iş kazaları akabinde Sosyal Güvenlik Kurumu Müfettiş ve Denetmenleri tarafından tanzim edilen iş kazası raporları incelenmiş, elde edilen veriler analiz edilerek ve somut olaylara yer verilerek iş kazalarının önlenmesi ve azaltılması ile iş kazalarındaki denetim mekanizmasının geliştirilmesi yönünde çözüm önerilerine yer verilmiştir.
Kentsel dönüşüm sürecinde asbest maruziyetinin iş sağlığı ve güvenliği açısından incelenmesi
Ülkemiz deprem kuşağında yer alması sebebiyle kullanım ömrünü tamamlayarak riskli yapıya dönüşen yapıların yıkım ve yenilenmesi gerekmektedir. Riskli binaların yıkım işlemleri 6306 sayılı Afet Riskli Yapıların Yenilenmesi Hakkındaki Kanun ile yapılmaktadır. Ülkemizde asbestin yapılarda kullanılmasının yasaklanması 2010 yılında çıkarılan "Bazı Tehlikeli Maddelerin, Müstahzarların ve Eşyaların Üretimine, Piyasaya Arzına ve Kullanımına İlişkin Kısıtlamalar Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik" ile sağlanmıştır. Bu tarihten önce yapılan yapıların yıkım işlemlerinde asbestin çevresel maruziyet oluşturması kaçınılmazdır. Bu çalışmanın amacı; riskli yapıya dönüşen binaların Kentsel Dönüşüm Kanununa göre yıkıp yenilenmesi sırasında iş sağlığı ve güvenliği esasları dikkate alınarak asbest zararının önlenebilmesi için yapılması gereken çalışmaların belirlenmesi ve asbest maruziyetinin olası zararları hakkında bilgi vermektir. Çalışmada kentsel dönüşüm geçirmesi planlanan ve ülkemizin başta İstanbul olmak üzere birçok ilinden toplam 16597 adet yapıdan alınan 25396 adet numunenin asbest analiz sonuçları incelenmiştir. İncelenen test sonuçlarından asbest bulunan binalarda yıkım, söküm ve tadilat işlemleri sırasınca iş sağlığı ve güvenliği tedbirleri ve bu tedbirlerin iş sağlığı ve güvenliği açısından önemi anlatılarak asbest maruziyetinin en aza indirilmesi amaçlanmıştır. Asbestin neden olduğu olumsuz kalıcı etkilerin neler olabileceği ve insan sağlığının asbestten nasıl korunması gerektiği çalışma içinde anlatılmıştır. Özellikle kentsel dönüşüm işlemleri, tadilat işlemleri gibi yıkım ve söküm gerektiren işlemlerde asbestin zararlarına karşı iş sağlığı ve güvenliği için alınması gereken önlemler belirtilmiştir.
Ortaokullarda görev yapan öğretmenler açısından psikososyal risk etmenlerinin incelenmesi: Çorum ili örneği
Bu çalışmanın amacı ortaokullarda görev yapan öğretmenlerin görevlerini yerine getirirken karşı karşıya kaldıkları psikososyal risk algılarının ve risklerin ortaya konulması olarak belirlenmiştir. Araştırmanın evrenini Çorum ili Merkez ilçede görev yapan ortaokul öğretmenleri, örneklemi ise Çorum ili Merkez ilçesinde bulunan ortaokullarda görev yapan 291 gönüllü öğretmen oluşturmaktadır. Araştırmada öğretmenlere görev alanlarında karşılaşabilecekleri durumlarla ilgili soruların yer aldığı 20 soruluk bir anket uygulanmış, anket maddelerine kendi özgür iradeleri ile objektif olarak cevap verdikleri varsayılmıştır. Araştırma verileri elde etmek için kullanılan anket basılı olarak hazırlanmıştır. 2 bölümden oluşan anketin ilk bölümde demografik soruların yer aldığı 4 soru ve ikinci bölümünde öğretmenlerin psikososyal risk algılarını belirlemek amacıyla hazırlanan 16 soru bulunmaktadır. Anket sonuçlarına göre erkek katılımcılar %50,2 katılım sağlarken, kadın katılımcılar %49,8 oranında katılım sağlamıştır. Hizmet yılı 2-5 yıl %2,1, 6-10 yıl %12,4 ve 11 yıl ve üzeri 85,6 'lık orana sahiptir. Yaş aralıkları 30 yaş ve altı %3,4, 31-40 yaş arası %38,5, 41 yaş ve üzeri %58,1 orana sahiptir. Branş dağılımı ise sözel alan %47,4, sayısal alan 31,6 ve yetenek dersleri %21,0'lik orana sahiptir. En yüksek evet oranı %95,5 ile "eğitim alanında gerçekleştirilen düzenlemelerde sistemin bir parçası olarak fikirlerimin dikkate alınması beni motive eder" sorusu olurken en düşük evet oranı "iş yerinde fiziksel şiddetle karşılaştım" sorusuna karşılık verilmiştir. Katılımcıların branşlarına göre sorumlulukları ile ilgili düşünceleri karşılaştırıldığında sözel alan branşlarında istatistiksel açıdan anlamlı ölçüde yüksek bulunmuştur (p<0,05). Katılımcıların sosyo-demografik özelliklerine göre işyerinde fiziksel ve psikolojik şiddetle karşılaşma durumu karşılaştırıldığında, Hizmet yılı 2-5 yıl arasında olanların %33,3'ü işyerinde fiziksel şiddetle karşılaştığını belirtmiş olup bu oran diğer hizmet yıllarına göre istatistiksel açıdan anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Katılımcıların sosyo-demografik özelliklerinden cinsiyete göre değerlendirildiğinde; mesleki itibara ilişkin inanç, tükenmişlik duygusu hissetme, meslek hastalığına yakalanma (p<0,001), mesleğinin maddi gelirinin yetersiz olduğunu düşünme, psikolojik şiddetle karşılaşma, fikirlerinin dikkate alınmasına yönelik motivasyon durumları kadın katılımcılarda erkek katılımcılara oranla daha yüksek çıkmıştır. Bu oran istatistiksel açıdan anlamlı farklılık göstermiştir (p<0,05). Bu sonuçlara göre; kadın öğretmenler meslek hastalığına yakalanma, maddi gelirin yetersizliği, psikolojik şiddete uğrama, mesleğinin gereken itibarı görmediği, fikirlerinin dikkat alınmasına yönelik motivasyon durumları ve tükenmişlik duygusu hissetme durumu konusunda erkek öğretmenlerden daha yüksek bir orana sahip olduğu görülmüştür. Ayrıca öğretmenlerin meslek hayatlarının ilk yıllarında fiziksel şiddetle karşılaştığını ve sözel alan öğretmenleri çalışma ortamında sorumluluğunun fazla olduğu belirtmişlerdir.
Ülkemizde itfaiyecilik mesleğinin iş sağlığı ve güvenliği açısından değerlendirilmesi
İtfaiyecilik her türlü yangın, deprem, trafik kazaları, toprak kayması, göçükler, tehlikeli kimyasallar, intihar vakaları, sel ve su baskınları, baca temizliği, su altı ve su üstü gibi arama kurtarma faaliyetlerinin yürütüldüğü, belediyelere bağlı kamu kurumu tarafından yürütülen kombine bir iştir. İtfaiye teşkilatları hizmet ettikleri bölgenin coğrafi ve fiziki koşullarına göre çok çeşitli olaylara müdahale etmektedirler. Gelişen dünyanın sanayi ve teknolojik yeniliklerle revize olması, yeni zorlukları da beraberinde getirmektedir. Yüksek katlı binaların yapılması, sanayi ve teknolojik alanda gerçekleşen yenilikler yeni yeni müdahale şekillerinin uygulanmasını beraberinde getirmektedir. Çok yönlü müdahale farklılıkları itfaiye ekipmanlarının da çok çeşitli olmasını beraberinde getirmektedir. İtfaiye teşkilatları farklı görev risklerinden dolayı en riskli ve tehlikeli meslek gruplarından biridir. Bu denli çok yönlü olaylara müdahale eden bir teşkilatta iş sağlığı ve güvenliği açısından çok büyük riskler bulunmaktadır. Farklı bir kamu kurumunda bu risklerle personelin karşılaşma olasılığı itfaiyecilere göre çok daha düşüktür. Yerel yönetimlere bağlı hizmet veren itfaiyeler ülkemizde coğrafi bölgelere göre de il ve ilçe ya da büyükşehir itfaiye teşkilatları da birbirlerinden farklılıklar göstermektedir. Ülkemizde itfaiyecilik mesleğinin iş sağlığı ve güvenliği açısından değerlendirilmesi çalışmamızın ana fikrini oluşturmaktadır. Bu amaçla doğru sonuçların elde edilebilmesi için İtfaiye teşkilatları il, ilçe ve büyükşehir olacak şekilde itfaiye personellerinin demografik yapısı, itfaiye teşkilatında genel iş sağlığı ve güvenliği ve güvenlik kültürüne bakış, kişisel koruyucu donanımlar (KKD) ve kullanımı, itfaiye personelinin yangınla ilgili acil durum farkındalığı ve itfaiye personelinin tükenmişlik düzeyi verilerinin elde edilebilmesi için anket çalışması yapılmıştır. Bu amaçla Sungurlu İlçe İtfaiye Müdürlüğü, Çorum Belediyesi İtfaiye Müdürlüğü ve İzmir Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanlığı personellerinden 301 kişinin katılımıyla bir anket çalışması gerçekleştirilmiştir. Bu anket çalışmasında elde edilen veriler ANOVA testi, ''t'' testi, Kruskal Wallis Analizi ve Mann Whitney ''U'' testi ile analiz edilmiştir. Araştırmada elde edilen sonuçlarda itfaiye personellerinin demografik özellikleri, İtfaiye Teşkilatında Genel İş Sağlığı ve Güvenliği ve Güvenlik Kültürüne Bakış, Kişisel Koruyucu Donanımlar ve Kullanımları, İtfaiye Personelinin Yangınla İlgili Acil Durum Farkındalığı ve İtfaiye Personelinin Tükenmişlik Düzeyleri arasında istatistiki olarak anlamlı ilişkiler bulunmuştur.
Disiplinlerarası lisansüstü programları öğrencilerinde iş sağlığı ve güvenliği kültürü ve farkındalığının ölçülmesi: Hitit Üniversitesi örneği
Gelişen ve değişen dünyada çalışma hayatında da hızla değişim olmaktadır. Çalışma koşullarının her sektörde farklılık göstermesi farklı tehlike ve riskleri ortaya çıkarmaktadır. Mevcut tehlike ve risklere bağlı olarak iş kazası ve meslek hastalıkları görülebilmektedir. Alınan önlemler ile meslek hastalıkları tamamen iş kazaları ise yüksek oranda önlenebilmektedir. Çalışanlarda farkındalık oluşturulmadan alınan önlemlerin etki düzeyleri de düşük kalabilmektedir. Farkındalık oluşturmada en önemli etken eğitimdir. Bireylere verilen eğitimlerin verildiği dönem, tekrar sıklığı, içeriğin uygunluğu ve eğitim süreleri göz ardı edilebilmektedir. İş sağlığı ve güvenliği eğitimlerine yeterince önem verilmemesi bugünün çalışanlarında ve iş hayatına hazırlanmakta olan öğrencilerde iş sağlığı ve güvenliği kültürü ve farkındalığının oluşmasını da engellemektedir. Bu sebeplerden dolayı eğitim-öğretim kurumlarının iş sağlığı ve güvenliği eğitimi ile ilgili eğitim süreleri, içerikleri ve tekrar verilmesi gibi konuları dikkate alması gerekmektedir. Bu araştırmada disiplinlerarası lisansüstü programları öğrencilerinde iş sağlığı ve güvenliği kültürü ve farkındalığının ölçülmesi, öğrencilerin kültür ve farkındalıklarını etkileyen etmenlerin tespit edilmesi amaçlanmaktadır. Çalışma kapsamında Hitit Üniversitesi disiplinlerarası lisansüstü programlarında eğitim gören 180 öğrenciye anket uygulanmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen veriler "IBM SPSS Statistics 25.0" de analiz edilmiştir. Araştırmada 8 hipotez ortaya konulmuştur. Hipotezleri test etmek için parametrik analiz ve non-parametrik analizler yapılmıştır. Araştırmada elde edilen sonuçlarda, disiplinlerarası lisansüstü öğrencilerinin cinsiyet, lisans eğitiminde İSG dersi alma, çalışma durumu ve İSG eğitimine başlanılması düşünülen eğitim dönemleri arasında anlamlı ilişkiler bulunmazken yaş, medeni durum, mezun olunan fakülte ve eğitim alınan lisansüstü anabilim dalları arasında anlamlı ilişkiler bulunmuştur.
Bina inşaatı işçilerinde iş sağlığı ve güvenliği kültürünü etkileyen faktörlerin belirlenmesi: Çorum örneği
İnşaat sektöründe meydana gelebilecek iş kazalarını azaltmak, meslek hastalıklarını önlemek ve daha sağlıklı ve güvenli iş ortamlarının sağlanması için işçilerin iş sağlığı ve güvenliği kültürünün iyileştirilmesi önemlidir. Bu nedenle bu çalışmada, Olcay (2021) tarafından geliştirilen İş Sağlığı ve Güvenliği Kültürü (İSGK) ölçeği kullanılarak, bina inşaatı işçilerinin İSGK ölçeği toplam puanını ve İSGK'nın alt boyutları olan Genel İş Güvenliği Farkındalığı (GİGF), İş Sağlığı ve Güvenliği Eğitim-İletişim (İSGEİ) ve Risk Algısı (RA) puanlarını olumsuz yönde etkileyen risk faktörlerinin neler olduğunun belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla öncelikle bağımsız değişkenleri içeren demografik, iş ile ilgili ve iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili özelliklerin frekans dağılımları ve İş Sağlığı ve Kültürü Tanımlayıcı istatistikleri ayrıntılı bir şekilde yorumlanmıştır. Daha sonra işçilerin iş sağlığı ve güvenliği kültürünü azaltan risk faktörleri yapılan istatistiksel analizler ile ortaya konulmuştur. Elde edilen sonuçlara göre; GİGF, İSGEİ, RA ve İSGK değişkenlerinden en az birini olumsuz yönde etkileyen, işçinin boşanmış olması, okuma yazma bilmemesi, iş ortamında herkesle arasının iyi olmaması, çalışma ortamında sık sık strese girmesi, kişisel koruyucu ekipman kullanmaması ve çalıştığı firmada iş güvenliği uzmanı olmaması gibi onlarca risk faktörü olduğu saptanmıştır. İşçilerin iş sağlığı ve güvenlik kültürünü azaltan etkiye sahip bu risk faktörleri dikkate alınarak, iş sağlığı ve güvenliğinin iyileştirilmesine yönelik olarak neler yapılması gerektiği ayrıntılı bir şekilde tartışılarak değerlendirilmiştir.