Theses supervised by Doç. Dr. Mehmet Kılıç
15 theses · Ankara Yıldırım Beyazıt University, Gaziantep University, Fırat University
Engellilerin yasa önünde eşit tanınma hakkı çerçevesinde vesayet hükümlerinin değerlendirilmesi
Türk Medeni Hukukuna göre, vesayet kurumu; kanunda sayılmış sebeplerden herhangi biri nedeniyle kısıtlanarak hukuki işlem ehliyetinden yoksun kalmış "korunmaya ve yardıma muhtaç olan" kişileri korumak amacıyla düzenlemiştir. Bu bakış açısı; engelli bireylerin, merhamet ya da şefkat uyandıran ve yetersizliklerini telafi etmek için toplumsal korumaya ve desteğe ihtiyacı olan bağımlı bireyler olarak algılanmasının sonucudur. Engelli bireylerin, insan haklarının yasal özneleri olmaktan ziyade, çoğunlukla birer hasta ya da bakım nesnesi olarak görülmesi çağımızın çok gerisinde kalmıştır. İrademizin yasalar önünde geçerliliğinin olması; kendi yaşamımızı kontrol edebilmemizi ve diğer bireylerle birlikte sosyal yaşama dâhil olabilmemizi sağlayan en temel araçlardan biridir. BM Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme; engellilere dair bir paradigma değişikliği simgelemektedir. Bu sözleşme ile birlikte, engelli bireyler hayırseverliğin, sosyal korumanın nesneleri değil, toplumun aktif mensupları olan, haklarını arayabilen ve özgürce karar alabilen haklarla donatılmış özneler olarak tanınmışlardır. Engelli bireylerin insanlık onuruna saygı gösterilmesi ve kendi kararlarını alabilmelerine dair bireysel özerkliklerinin ve özgürlüklerinin tanınması sözleşmenin temel prensiplerindendir. Sözleşmenin 12. maddesi engelli bireylerin yasa önünde eşit tanınmaları konusunu düzenlemektedir. Madde; Taraf Devletleri "engellilerin hukuki ehliyetlerini kullanırken gereksinim duyabilecekleri desteği alabilmeleri için uygun tedbirleri" almakla ve "hukuki ehliyetinin kullanılmasına ilişkin tüm tedbirlerin, uluslararası insan hakları hukukuna uygun şekilde istismarı önleyici uygun ve etkili güvenceler sağlamasını garanti etmekle" yükümlü kılmıştır. Taraf Devletlerin hukuki ehliyet konusunda neler yapması gerektiğini açıklayan Sözleşmenin 12 nci maddesinin incelenmesi ve taraf devletlerden biri olarak Türkiye açısından da değerlendirilmesi çok önemlidir. Anahtar Kelimeler: Vesayet, Yasa Önünde Eşit Tanınma, Hukuki Ehliyet
Mahkeme kararları ışığında Türk Hukukunda kamulaştırmasız el atma sorunu
Kamulaştırmasız el atma, Türk hukukunda nüfus artışı ve alt yapı çalışmalarının hızlanması ile birlikte 1950'li yıllarda ortaya çıkan ve günümüze kadar devam ede gelen bir sorundur. Bu çalışmada öncelikle kamulaştırmasız el atma kavramı üzerinde durulacak, yargı kararları ve kanuni düzenlemeler ile şekillenen unsurları açıklanacaktır. Bu açıklamalar ile birlikte hangi hallerin kamulaştırmasız el atma kabul edildiği, hangi hallerin kamulaştırmasız el atma sayılmadığı belirtilecektir. Sorunun kapsam ve öneminin anlaşılmasına yönelik olarak da Türk hukukundaki tarihi gelişimi yargı kararları ve kanuni düzenlemeler ışığında kronolojik sıralama ile ele alınıp incelenecektir. İkinci bölümde ise, kamulaştırmasız el atmaya karşı açılabilecek davalar ayrıntılı bir şekilde ele alınacak, bu açıklamalar yapılır iken en son yürürlükte bulunan kanuni düzenlemeler dikkate alınacaktır. Ayrıca açıklanan davalar neticesinde verilen kesinleşmiş kararlar aleyhine iç hukukta başvurulabilecek kanun yolu olan Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuru usulü açıklanacak ve başvuru neticesinde verilmiş bir kısım kararlara yer verilecektir. Sonuç kısmında ise, Türk hukuk tarihinde uzun yıllardır devam eden kamulaştırmasız el atmadan kaynaklanan uyuşmazlıkları azaltmada yararlı olabilecek önerilere yer verilecektir.
Türk Borçlar Hukuku'nda kısmi ifa
Hukukumuzda kural edimin bütün olarak ifasıdır. Bu kuralın istisnası ise yedek bir hukuk kuralı olarak düzenlenen kısmi ifadır. Kısmi ifa her şeyden önce edimin bölünebilir olmasına ilişkin bir konudur. Fakat kısmi ifanın caiz olup olmadığının tespitinde her somut olay kendi içinde değerlendirilir. Kısmi ifanın caiz olup olmadığının tespitinde kanunun yanı sıra taraf iradeleri, sözleşme, genel hukuk kuralları, dürüstlük ve iyiniyet kuralları, ticari örf ve adetler ve halin icabı da etkilidir. Hukuka uygun bir kısmi ifa ile borç, ifa oranında sona erer. Hukukumuzda kısmi ifa, bir istisna olarak düzenlenmiş ve alacaklının korunması amacından da uzaklaşılmamıştır. Yargı kararları da bu doğrultuda şekillenmiştir. Bu çalışma ile kısmi ifa konusu tüm hüküm ve sonuçları ile birlikte, ifa kavramından başlanarak ilişkili kavram ve hukuki müesseselere değinilmek suretiyle ele alınmaya çalışılmıştır.
The effect of language learning on the resilience and integration of Syrian refugees in Türkiye
The study aimed to examine the effect of language learning on the resilience of Syrian refugees in Türkiye and their ability to integrate with the host community. A mixed-methods research approach was used. 218 Syrian refugees participated in the study. First, the quantitative method was used by administering the CD-RISC-25 questionnaire to measure the refugees' resilience. The correlation between resilience and language proficiency in English and Turkish was analysed. The relation between gender groups of refugees, employment, and study status on the one hand and resilience level on the other was also analysed. The correlation between the number of years refugees spent in Türkiye and resilience level was also examined. Then the qualitative method was used. 13 out of 218 Syrian refugees participated in the qualitative data collection through a semi-structured interview. Content analysis was used to analyse the effect of language learning on boosting refugees' resilience and accelerating their integration with the host community. As a result of the quantitative data analysis, there was a statistical correlation between English language proficiency and resilience. There was also a statistically significant difference between gender groups of refugees and resilience levels. On the other hand, there was no statistically significant correlation between Turkish language proficiency and resilience. There was no statistically significant relationship between refugees' employment and study status on the one hand and their resilience level on the other. There was also no statistically significant correlation between the number of years refugees spent in Türkiye and their resilience level. The qualitative results show that language learning, mainly English and Turkish, is significant in boosting the refugees' resilience and accelerating their integration. It was also proved to be a vital tool for accessing jobs and education, future planning, and local and global communication. The study concluded that language learning in the refugee context is crucial in building refugees' resilience. Language learning is also a primary tool for accelerating refugee integration with the host community in Türkiye
An analysis of the relationship between teaching styles and classroom management self-efficacy of EFL teachers
This study aimed to investigate whether teaching styles applied in English Language Teaching classes are related to classroom management self-efficacy. For the investigation of the relationship between the variables mixed-method research was utilized. While studying the teaching styles in language classes, Grasha's five teaching styles model has been the ground base of the study. These styles are expert, formal authority, personal model, facilitator and delegator teaching styles. Grasha's (1996) Teaching Styles Inventory was used in order to find the teaching styles of the teachers in service in various educational institutions in Turkey; in addition to that, to measure classroom management self-efficacy, an adapted version of Erdem and Demirel's (2007) Teacher Self-Efficacy Belief Scale was used. As a result of the survey participated by 102 teachers of English, it was found that teachers had Expert, Facilitator and Delegator styles and their classroom management self-efficacy was found to be high. As a result of Pearson Correlation analysis, a significant relationship was found between two variables. Multiple-Regression analysis revealed that teaching styles could explain %23 of classroom management self-efficacy. In order to define the relationship between teaching styles and classroom management self-efficacy in a clearer way, semi-structured interviews were conducted with 10 volunteering teachers. These interviews put forward that there was a relationship between teaching styles and classroom management which could affect each other and the priority order of them could change for certain reasons.
Secondary school EFL learners' autonomy, motivation, and digital literacy in emergency distance education
Due to COVID-19, the majority of countries encountered emergency remote education at all learning levels for the first time. This abrupt change in the delivery of education created a suitable environment for adopting learner autonomy. A critical approach is required to ascertain how this ability was perceived and which factors are related to it. This study aimed to present the perspectives of secondary school students on learner autonomy in the context of emergency remote education and explore the relations of motivation, digital literacy, and demographic variables (grade level, gender, and age) with it. Mixed-method approach was used in this thesis and in line, three scales were administered to 180 secondary school learners and semi-structured interviews were held with 10 participants. Quantitative results revealed that secondary school students had above-average levels of learner autonomy and digital literacy while maintaining a moderate level of motivation. Significant positive correlations were found between learner autonomy and both motivation and digital literacy. Additionally, the impact of demographic traits on learner autonomy was discovered. It was found that learner autonomy declined with increasing grade level and age. In terms of gender, female students had more learner autonomy than males. The content analysis revealed that secondary school students' perceptions of learner autonomy are generally positive, but that learners also encountered both positive and negative motivational and digital literacy factors that either encouraged or inhibited their autonomy. The study implicated the need for developing emergency remote education settings in terms of student-teacher interaction, technological resources, and instructional strategies.
The effects of 10 minute mindfulness exercises on the disruptive behaviors of young learners in EFL classes: An experimental study on classroom climate improvement
Disruptive behaviors in educational settings can hinder the learning process and create a negative classroom climate. In recent years, mindfulness practices have gained recognition as a potential intervention to address these issues. This study aimed to investigate the effects of mindfulness exercises on the disruptive behaviors among young learners in English as a Foreign Language classes, along with gathering students' perceptions of their experiences and the perceived change in disruptive behavior of themselves and their peers. 39 3rd grade students participated in the study and were assigned to the experimental group and the control group. The experimental group engaged in mindfulness exercises at the beginning of English lessons for eight weeks, while the control group followed the regular EFL curriculum. Disruptive behaviors were assessed using the Video-based Observation Chart. Interviews were conducted with students to explore their perceptions of the intervention and its impact on their behavior and the behavior of their peers. Results indicated a significant decrease in overall disruptive behaviors in the experimental group compared to the control group. The experimental group showed significant reductions in certain types of disruptive behaviors, while other categories displayed positive but not statistically significant decreases. The qualitative analysis of interviews provided insights into students' experiences, feelings, and ideas regarding the mindfulness exercises. Participants reported positive experiences and enjoyment as well as perceived increase in attention skills, improvement in emotion regulation and emotional well-being, as well as improved classroom climate and learning experience. While the participants reported a decrease in disruptive behaviors among themselves and their peers, a minority of the expressions stated that they did not observe any difference in the behavior of some of their disruptive peers.
The evaluation of cross-sensitivity to goat and sheep milk, and of the clinical reactivity to heated milk products, in children diagnosed with cow milk allergy
Allergy to cow milk is the most commonly encountered food allergy among infants. During the first two years of life, the incidence of cow milk allergy is approximately 2-3%; however, the incidence of cow milk allergy is gradually increasing compared to other food allergies. For this reason, it is important to closely follow and monitor patients who have allergy to cow milk. The aim of this study was to investigate whether patients with cow milk allergy can instead consume sheep milk, goat milk, or baked cow milk products (which is cow milk presented in a different form). The study was performed on 40 patients with allergy to cow milk (the study group) and 40 healthy controls (the control group) between the ages of 0 and 4. Vitamin D levels were assessed in these patients and healthy controls, and no significant difference was identified between the two groups with respect to their serum vitamin D levels. All of the patients with allergy to cow milk also exhibited allergy to sheep milk, while only 10% lacked allergy to goat milk. Baked milk products were tolerated by 62.5% of the patients, and the breakpoint for casein-specific IgE was determined as 4.08 kU/L for these patients. No significant differences were identified between patients who were tolerant and those who were not tolerant of baked cow milk products with respect to their cow milk skin tests; their cow milk, sheep milk and goat milk skin prick to prick tests; and their cow milk, sheep milk and goat milk alpha-lactalbumin, beta-lactoglobulin, casein-specific IgE and vitamin D levels. Patients who developed anaphylaxis in their medical history or during administering cow milk who had values below predictive levels and patients who did not develop anaphylaxis it was observed that there were no significant different between these patients terms of their cow milk skin tests; their cow milk, sheep milk and goat milk skin prick to prick tests; and their cow milk, sheep milk and goat milk alpha-lactalbumin, beta-lactoglobulin, casein-specific IgE and vitamin D levels.. Further studies with larger patient groups will help demonstrate that baked cow milk products can be used as immunotherapy agents for patients with cow milk allergy, allowing them to rapidly develop tolerance to cow milk. Keywords: Cow's milk, goat 's milk, sheep 's milk, heated milk products
Tekrarlayan hışıltı tanısı konulan çocuklarda serum ve tükürükte karnozin ile kotinin düzeylerinin değerlendirilmesi
Tekrarlayan hışıltı gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde çocukları tehdit eden etyopatogenezi birçok nedene bağlanan ancak sigara maruziyetinin temel olarak suçlandığı önemli bir halk sağlığı sorunudur. Sigara içeriğindeki nikotin temel olarak tekrarlayan hışıltı ile ilişkilidir. Bu çalışmada, tekrarlayan hışıltı tanısı konulan çocuklarda; hışıltı atağı sayısı ile ev içi sigara dumanı maruzuyetinin derecesini ve serum, tükürük kotinin ve karnozin düzeyi arasındaki ilişkiyi değerlendirmek, tanı ve tedavi yaklaşımına yeni bir bakış açısı kazandırmak amaçlandı. Çalışmaya 1-4 yaş arası 80 tekrarlayan hışıltı tanısı alan çocuk ve 50 sağlıklı kontrol grubu katılmıştır. Hasta grubu sigara maruziyet sayısına ve hışıltı atak sayısına göre üç gruba ayrıldı. Serum kotinin, tükürük kotinin, serum karnozin, tükürük karnozin, Vitamin D düzeyleri ELISA yöntemi kullanılarak belirlenmiştir. Serum kotinin, tükürük kotinin, serum karnozin, tükürük karnozin, Vitamin D düzeyleri hasta ve kontrol grupları arasında ve kendi aralarında karşılaştırılmıştır. Tekrarlayan hışıltı tanısı alan çocuklar ile sağlıklı çocuklar arasında serum vitamin D düzeyinde anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Serum kotinin, tükürük kotinin düzeyleri anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Tekrarlayan hışıltı tanısı olan hastaların sigara maruziyet sayısı arttıkça geçirdikleri hışıltı atak sayılarında ve serum kotinin, tükürük kotinin düzeylerinde kontrol grubuna göre anlamlı bir artış belirlenmiştir. Tekrarlayan hışıltı tanısı olan hastaların sigara maruziyet sayısı ve hışıltı atak sayısı arttıkça serum karnozin, tükürük karnozin düzeylerinde kontrol grubuna göre anlamlı bir azalma tespit edilmiştir. Daha geniş hasta grupları ile yapılacak gelecek çalışmalar, tekrarlayan hışıltı tanısı alan çocuklarda, bu ve diğer biyokimyasal markırların katkısını, tekrarlayan hışıltılı hastalarda önleyici ve/veya tedavi edici müdahaleleri anlamamıza yardımcı olacaktır. Anahtar Kelimeler: Tekarlayan hışıltı, Kotinin, Kornozin, Vitamin D
Çocukluk çağı astımı ile vitamin D düzeyi ve vitamin D reseptör gen polimorfizmi arasındaki ilişki
ÖZET Astım çocukluk çağı kronik hastalıklarının en sık görülenidir ve büyük ölçüde genetik faktörlerle ilişkilidir. Vitamin D ve nükleer reseptörü (VDR), genetik ve immünolojik olarak astım ile bağlantılıdır. VDR'deki polimorfizmler vitamin D'nin aktivitesini değiştirebilir ve daha sonra astım gelişimini etkileyebilir. Bu çalışmada, çocukluk çağı astımı ile serum vitamin D düzeyi ve VDR gen polimorfizmi arasındaki ilişkiyi göstererek astım hastalarının tanı ve tedavi yaklaşımına yeni bir bakış açısı kazandırmak amaçlandı. Çalışmaya 5-18 yaş arası 60 astımlı çocuk ve 40 sağlıklı kontrol grubu katılmıştır. Hasta grubu alerjik ve nonallerjik olarak iki gruba ayrılmıştır. Serum 25 hidroksi vitamin D seviyesi, endonükleaz Apa1, Taq1 ve Fok1 kullanılarak PCR-RFLP yöntemi ile VDR genotipleri, Real Time PCR yöntemi ile VDR mRNA düzeyleri belirlenmiştir. Vitamin D, VDR genotipleri ve VDR mRNA hasta ve kontrol grupları arasında ve kendi aralarında karşılaştırılmıştır. Astımlı hastalar ile sağlıklı çocuklar arasında serum vitamin D düzeyinde anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. VDR Taq1 polimorfizmi ve astım arasında anlamlı bir ilişki varken, Apa1 ve Fok1 polimorfizmi açısından anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. VDR SNP'leri ile vitamin D düzeyi arasında anlamlı bir ilişki yoktu. Astımlı hastalarda VDR mRNA ekspresyonunda kontrol grubuna göre anlamlı bir artış belirlenmiştir. Daha geniş hasta grupları ile yapılacak gelecek çalışmalar, astım ve atopiye, bu ve diğer genlerin katkısını ve astımlı hastalarda önleyici ve/veya tedavi edici müdahaleleri anlamamızı sağlayacaktır. Anahtar Kelimeler: Astım, vitamin D, VDR gen polimorfizmi.
Para dışındaki alacakların devri
Alacağın devri, Türk Borçlar Kanunu'nun beşinci bölümünün birinci ayrımında 183-194. maddeleri arasında düzenlenmiş bir hukuki kurumdur. Alacağın devri, alacaklının yapılan sözleşme gereğince alacağını üçüncü kişiye devretmesidir. Alacağın devri sözleşmesinin geçerli olarak kurulabilmesi için mevcut bir alacak, yazılı bir sözleşme ve kanundan, taraf iradelerinden veya işin niteliğinden kaynaklanan bir devir engelinin olmaması gerekir. Alacak ister bir sözleşme ilişkisinden ister haksız fiilden isterse sebepsiz zenginleşmeden doğmuş olsun her türlü alacak devredilebilir. Uygulamada daha çok yaygın olduğundan alacağın devri kavramı kullanıldığında akla ilk para alacakları gelmektedir.Ancak para dışındaki alacakların da devri mümkündür. Para dışındaki alacakların bir kısmı hiçbir kısıtlamaya tabi olmadan devredilebilirken, bir kısmının devredilebilmesi borçlunun rızasına bağlanmış bir kısmının devri ise tamamen yasaklanmıştır. Anahtar Kelimeler: Alacağın Devri, Para Dışındaki Alacaklar, Para Dışındaki Alacakların Devri
Yargıtay kararları doğrultusunda ceza koşulu
Bu çalışmada, Türk Borçlar Kanunu'nda düzenlenmiş bulunan ceza koşulu müessesesi Yargıtay kararları doğrultusunda incelenmiştir. Ceza koşulu, alacaklının, borçlunun borç ilişkisine uygun davranmasını sağlayan güvencelerinden biridir. Ceza koşulu, sadece sözleşmeden doğan borçlar bakımından değil, sözleşme dışı borçlar bakımından da kararlaştırılabilir. Genel olarak ceza koşulunun konusunu oluşturan edim, para şeklinde kararlaştırılır fakat bir şey verme, bir şey yapma veya yapmama edimi de ceza olarak kararlaştırabilir. Tarafların aralarında kararlaştırdığı ceza koşulunun türüne göre, alacaklı ya aynen ifayı ya da ceza koşulunu veya hem ifayı hem de ceza koşulunu birlikte talep edebilir. Alacaklı zarara uğramasa dahi, ceza koşulunun ödenmesi gerekir. Kural olarak, tarafların, sözleşme özgürlüğü ilkesi çerçevesinde ceza miktarını serbestçe kararlaştırmasına imkân verilmiştir. Ancak, Türk Borçlar Kanunu madde 182'ye göre, hakimin aşırı gördüğü ceza koşulunu, kendiliğinden indirme yetkisi bulunmaktadır. Anahtar Kelimeler: ceza koşulu, ceza koşulunun türleri, ceza koşulunun indirilmesi
An investigation into speaking performance: The role of vocabulary knowledge and student perceptions
The current study set out to explore the relationship between vocabulary knowledge and speaking performance. In order to achieve this goal, 57 B1 level students, based on the Common European Framework of Reference for Languages (CEFR), were recruited. The participants were studying in an intensive English Language Learning Program at a state university in Southeastern Turkey. A mixed-methods research design was utilized. The data were collected through Productive Vocabulary Levels Test (PVLT), AuralLex (A-Lex), Speaking Performance Test (SPT), and interviews. The results show that the two dimensions of vocabulary knowledge (productive and phonological vocabulary knowledge) are significantly correlated with speaking performance. Multiple regression analysis indicates that both productive and phonological vocabulary knowledge explains 32% of the variance in speaking performance. Qualitative findings revealed that the participants consider vocabulary knowledge as one of the essential elements of speaking performance. Besides, most of them stated that vocabulary knowledge influences their speaking performance in the individual interviews. As a result, the present study proved the significant role of vocabulary knowledge in speaking performance in its research context. Based on these findings, implications for teaching English as a foreign language and recommendations for further studies are given.
Engellilerin yasa önünde eşit tanınma hakkı çerçevesinde vesayet hükümlerinin değerlendirilmesi
Türk Medeni Hukukuna göre, vesayet kurumu; kanunda sayılmış sebeplerden herhangi biri nedeniyle kısıtlanarak hukuki işlem ehliyetinden yoksun kalmış "korunmaya ve yardıma muhtaç olan" kişileri korumak amacıyla düzenlemiştir. Bu bakış açısı; engelli bireylerin, merhamet ya da şefkat uyandıran ve yetersizliklerini telafi etmek için toplumsal korumaya ve desteğe ihtiyacı olan bağımlı bireyler olarak algılanmasının sonucudur. Engelli bireylerin, insan haklarının yasal özneleri olmaktan ziyade, çoğunlukla birer hasta ya da bakım nesnesi olarak görülmesi çağımızın çok gerisinde kalmıştır. İrademizin yasalar önünde geçerliliğinin olması; kendi yaşamımızı kontrol edebilmemizi ve diğer bireylerle birlikte sosyal yaşama dâhil olabilmemizi sağlayan en temel araçlardan biridir. BM Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme; engellilere dair bir paradigma değişikliği simgelemektedir. Bu sözleşme ile birlikte, engelli bireyler hayırseverliğin, sosyal korumanın nesneleri değil, toplumun aktif mensupları olan, haklarını arayabilen ve özgürce karar alabilen haklarla donatılmış özneler olarak tanınmışlardır. Engelli bireylerin insanlık onuruna saygı gösterilmesi ve kendi kararlarını alabilmelerine dair bireysel özerkliklerinin ve özgürlüklerinin tanınması sözleşmenin temel prensiplerindendir. Sözleşmenin 12. maddesi engelli bireylerin yasa önünde eşit tanınmaları konusunu düzenlemektedir. Madde; Taraf Devletleri "engellilerin hukuki ehliyetlerini kullanırken gereksinim duyabilecekleri desteği alabilmeleri için uygun tedbirleri" almakla ve "hukuki ehliyetinin kullanılmasına ilişkin tüm tedbirlerin, uluslararası insan hakları hukukuna uygun şekilde istismarı önleyici uygun ve etkili güvenceler sağlamasını garanti etmekle" yükümlü kılmıştır. Taraf Devletlerin hukuki ehliyet konusunda neler yapması gerektiğini açıklayan Sözleşmenin 12 nci maddesinin incelenmesi ve taraf devletlerden biri olarak Türkiye açısından da değerlendirilmesi çok önemlidir. Anahtar Kelimeler: Vesayet, Yasa Önünde Eşit Tanınma, Hukuki Ehliyet
Evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanma
bu çalışmada 4721 sayılı türk medeni kanunu 166.maddesinde düzenlenen evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedenine dayalı boşanma incelenmiştir. birinci bölümde boşanma genel olarak ele alınmış ikinci bölümde ise özel boşanma sebepleri ve evlilik birliğinin temelden sarsılması nedeniyle boşanma, anlaşmalı boşanma ve fiili ayrılık nedeniyle boşanma kurumu düzenlenmiştir.