Theses supervised by Doç. Dr. Mehmet Yıldırım
18 theses · Yozgat Bozok University, Dicle University, Karadeniz Technical University, Konya Technical University
Spor işletmelerinde müşteri memnuniyetinin bazı değişkenlere göre incelenmesi
Bu araştırmanın amacı; spor işletmelerinde müşteri memnuniyetinin bazı değişkenlere göre incelenmesidir. Araştırmaya Yozgat İl'inde bulunan spor işletmeleri arasından kolayda örnekleme tekniği ile seçilen, 2019-2020 kış sezonunda 1 Aralık- 28 Şubat tarihleri arasında spor işletmelerinde müşteri olan 340 kadın, 260 erkek toplam 600 müşteri gönüllü olarak katılmıştır. Yozgat ilinin sunduğu koşullar itibariyle spor işletmeleri büyüklükleri, sundukları programlar (fitness, plates, zumba, taekwondo, box, step aerobik, voleybol, basketbol, futbol vb.) ve üye sayıları dikkate alınarak seçilmiştir. Araştırmada veri toplama aracı olarak katılımcıların kişisel bilgilerini toplamak amacıyla araştırmacı tarafından hazırlanan "Demografik Bilgi Formu (DBF)" ile birlikte, Sevilmiş (2015) tarafından geliştirilen "Spor İşletmelerinde Müşteri Memnuniyeti Ölçeği (SİMMÖ)" kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen veriler SPSS 20 programına aktarılmıştır. Verilerin analizinde öncelikle katılımcıların kişisel özelliklerini belirlemeye ilişkin betimleyici frekans (n), yüzde (%), aritmetik ortalama (x̄) ve standart sapma (ss) kullanılmıştır. Çalışmanın güvenirlik değerleri düzeyinin saptanmasında ise iç tutarlılık için "Cronbach alpha katsayısı" yöntemi uygulanmıştır. Araştırmada veri setinin basıklık ve çarpıklık değerleri incelenmiş ve verilerin normal dağılım sergilediği tespit edilerek, istatistiki analizlerinde parametrik testler (T-Testi, Anova) kullanılmıştır. Araştırmanın sonucunda, memnuniyet ölçeğinden algıladıkları puanların müşterilerin cinsiyet, yaş, eğitim düzeyi, aylık gelir düzeyi, meslek, daha önce bir spor merkezinden yararlanma durumu, şu an yararlanmakta olduğunuz spor merkezi, spor merkezine katılma amacı, üyelik süresi, haftalık kullanım sıklığı, spor merkezinde geçirilen süre, spor merkezini kullandığı saatler, bu spor merkezini seçmedeki en önemli sebep ve yararlanılan spor tesisinin türü değişkenlerine göre istatistiksel olarak anlamlı farklar tespit edilmiştir. Spor işletmeleri müşterilerinin memnuniyet düzeyleri için medeni durum değişkenine göre istatistiksel olarak anlamlı fark tespit edilememiştir. Bununla birlikte genel olarak spor işletmeleri müşterilerinin memnuniyet düzeylerinin yüksek sevide olduğu tespit edilmiştir.
Beden eğitimi ve spor öğretmenlerinin iletişim ve problem çözme becerilerinin incelenmesi
Bu araştırma, beden eğitimi ve spor öğretmenlerinin iletişim ve problem çözme becerileri arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırmaya devlet ve özel okullarda görev yapan 239 kadın 461 erkek olmak üzere toplam 700 beden eğitimi ve spor öğretmeni gönüllü olarak katılmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak öğrencilerin kişisel özelliklerini belirlemek için araştırmacı tarafından geliştirilen "Kişisel Bilgi Formu", iletişim becerilerini belirlemek için Korkut Owen ve Demirbaş-Çelik (2017) tarafından uyarlanan "İletişim Becerileri Ölçeği Yetişkin Formu" ve son olarak problem çözme becerilerini belirlemek için Heppner ve Petersen (1982) tarafından geliştirilen ve Türkçe 'ye uyarlaması Şahin ve Heppner (1993) tarafından yapılan "Problem Çözme Envanteri" kullanılmıştır. Verilerin analizinde öncelikle katılımcıların kişisel özelliklerini belirlemeye ilişkin betimleyici frekans (n), yüzde (%), aritmetik ortalama ( ) ve standart sapma (ss) kullanılmıştır. Verilerin analizinde, iletişim beceri düzeylerinin ve problem çözme beceri düzeylerinden elde edilen puanların belirlenmesinde Skewness ve Kurtosis normallik dağılım testleri, normal dağılım için T-Test ve One Way Anova testleri ve gruplar arasındaki farkı belirlemek için post-hoc Scheffe testi kullanılmıştır. Normal olmayan dağılımlar için ise Mann-Whitney U ve Kruskal Wallis testleri kullanılmış, gruplar arasında farklılaştığını belirlemek üzere Hypothesis Test Summary Testi kullanılmıştır. Aralarındaki ilişkiyi ortaya koymak için Çok Yönlü Pearson Çarpım Moment Korelasyon Analiz testine bakılmıştır. Araştırmanın sonucunda iletişim düzeyleri ile problem çözme ölçeği alt boyutlarından aceleci yaklaşım arasında ters yönde bir ilişki olduğu, diğer iletişim düzeyleri ve problem çözme ölçeği alt boyutlarının tamamında değişkenler arasında aynı yönde bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Bununla birlikte beden eğitimi ve spor öğretmenlerinin iletişim becerileri yükseldikçe problem çözme becerilerinin de yükseldiği söylenebilir.
Antrenörlerin saldırganlık ve öfke kontrolü düzeylerinin incelenmesi
Bu çalışmada, farklı spor branşlarında antrenör olarak görev yapan bireylerin saldırganlık ve öfke kontrol düzeyleri bazı değişkenler bakımından incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmada, nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın evrenini aktif olarak görev yapmakta olan antrenörler oluşturmakta iken, araştırmanın örneklemini ise, kolay ulaşılabilir örnekleme yöntemi ile belirlenen, 403 antrenör oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak "Kişisel Bilgi Formu, Buss-Perry Saldırganlık Ölçeği ve Sürekli Öfke ve Öfke İfade Tarz Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırma dahilinde toplanan verilerin SPSS programına aktarılarak normal dağılım gösterdiği tespit edilmiş ve "Bağımsız Örneklem T Testi, Tek Yönlü Anova Testi ve Pearson Korelasyon Testi" kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda. Antrenörlerin cinsiyet, eğitim düzeyi, gelir düzeyi, görev yılı, lisanslı spor yapma durumu, kendini gördüğü kişilik durumu ile saldırganlık düzeyi arasında anlamlı farklılaşma bulunduğu, yine antrenörlerin, cinsiyet, yaş, eğitim düzeyi, gelir düzeyi, görev yılı, lisanslı spor yapma durumu, mesleğini isteyerek yapma durumu, kendini gördüğü kişilik durumu ile öfke kontrol düzeyi arasında anlamlı farklılaşma bulunduğu tespit edilmiştir. Ayrıca, antrenörlerin saldırganlık düzeyleri ile öfke kontrol düzeyleri arasında pozitif yönlü yüksek bir ilişki bulunduğu da tespit edilmiştir.
Lise öğrencilerinin spora yönelik tutumları ve stresle başa çıkma tarzları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, lise düzeyinde öğrenim görmekte olan öğrencilerin spora yönelik tutumları ve stresle başa çıkma tarzları arasında bulunan ilişkinin incelenmesidir. Araştırmada, nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın evrenini, lise düzeyinde öğrenim görmekte olan öğrenciler oluşturmakta iken, araştırmanın örneklemini ise, kolay ulaşılabilir örnekleme yöntemi ile belirlenen, 353 lise düzeyinde öğrenim görmekte olan öğrenci oluşturmaktadır. Çalışmada veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından hazırlanan Kişisel Bilgi Formu Şahin ve Durak (1995) tarafından geliştirilen Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği ve Şentürk (2012) tarafından geliştirilen Spora Yönelik Tutum Ölçeği kullanılmıştır. Araştırma verilerini toplanmadan önce, katılımcılara gönüllü onam formu imzalatılmış ve araştırmaya sadece gönüllü katılımcıların katılım göstermesi sağlanmıştır. Verilerin yüz yüze doldurulması sağlanarak ve ölçekler ile ilgili ön bilgilendirmeler yapılmıştır. Verilerin toplanmasının ardından veriler SPSS programına aktarılarak analizlerin yapılması sağlanmıştır. Verilerin normal dağılımını belirlemek amacıyla araştırmada kullanılan ölçeklerin alt boyutlarının basıklık ve çarpıklık değerlerine bakılmış ve değerlerin ±2 aralığında olduğu tespit edilmiştir ve verilerin normal dağılım gösterdiği kabul edilerek parametrik testler uygulanmıştır. Yapılan analizler sonucunda, lise öğrencilerinin stresle başa çıkma tarzı ve spora yönelik tutumlarının bağımsız değişkenlere göre anlamlı farklılık gösterdiği tespit edilmiştir. Ayrıca spora yönelik tutum ile kendine güvenli yaklaşım, iyimser yaklaşım alt boyutları arasında pozitif yönlü orta düzeyde bir ilişki bulunduğu, sosyal destek arama alt boyutu ile arasında pozitif yönlü düşük düzeyde bir ilişki bulunduğu; çaresiz yaklaşım ve boyun eğici yaklaşım ile spora yönelik tutum arasında ise negatif yönlü düşük düzeyde bir ilişki bulunduğu tespit edilmiştir.
Güneydoğu Anadolu bölgesinde bazı durum buğday çeşit, yerel popülasyon ve hatlarının tane ve bulgur kalitesi yönünden değerlendirilmesi
Durum buğday insan beslenmesinde özellikle makarna ve bulgur olarak geniş bir kullanıma sahiptir. Bu nedenle gerek sanayi gerekse de tüketici açısından kaliteli ürün elde edilmesine uygun genotiplerin geliştirilmesi büyük önem arz etmektedir. Bu çalışma, bazı durum buğday çeşitleri, yerel popülasyonlar ve ileri kademede hatların makarnalık kalitesini gösteren tane kalite kriterleri ile bulgurluk kalite özelliklerini belirlemek amacıyla yürütülmüş ve makarnalık kalite kriterleri ile bulgurluk kalite özellikleri arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Ülkemizde tescilli 50 adet çeşit, 25 adet yerel popülasyon ve 75 adet ileri kademede hat olmak üzere üç grupta toplam 150 adet genotip çalışmanın ana materyalini oluşturmuştur. Çalışma, tarla denemeleri sonucunda elde edilen durum buğdayların tane kalite özellikleri ve sonrasında bulgur kalite özellikleri olmak üzere 2 aşamalı olarak gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın ilk aşamasındaki tarla denemeleri 2012-2013 yetiştirme sezonunda Diyarbakır yağışa dayalı ve Kızıltepe takviye sulama koşulları olmak üzere iki lokasyonda ve iki tekerrürlü olarak yürütülmüştür. İncelenen genotiplerde durum buğdaylar için genel kabul gören tane kalite kriterleri araştırılmış ve farklı tane kalite özellikleri yönünden üstünlük gösteren 15 tescilli çeşit, 15 yerel popülasyon ve 20 adet ileri kademede hat bulgur kalite analizleri için seçilmiştir. Çalışmanın ikinci aşamasında, seçilen 50 adet genotipin öncelikle bazı tane kalite özellikleri tespit edilmiş ve ardından bulgur kalite analizlerine tabi tutulmuştur. Böylece buğday tanesi ve bulgur aşamaları arasındaki değişim de gözlenmek suretiyle değerlendirme yapılmıştır. Son aşamada makarnalık ve bulgurluk kalite kriterleri karşılaştırılmıştır. Çalışma sonucunda tane kalite özellikleri açısından Altıntaç-95, Eminbey, Güneyyıldızı, Svevo, Zenit ve Zühre çeşitlerinin makarnalık olarak; bulgur kalite özellikleri açısından Pitagora, Zühre, Svevo çeşitleri, Devedişi, Sorgül, Malatya-Kunduru genotipleri ile H12, H22, H27 ve H55 hatlarının ise bulgurluk olarak kullanılabileceği belirlenmiştir. Ayrıca durum buğday tane kalite özelliklerinden irmik rengi ve protein oranı ile bulgur kalite özellikleri arasında önemli ilişki olduğu belirlenmiş olup, bu özelliklerin bulgur açısından dolaylı seleksiyon kriteri olarak kullanılabileceği anlaşılmıştır. Ancak diğer tane kalite özellikleri olan camsılık oranı ve mini SDS değerlerinin bulgur kalite özellikleri ile ilişkili bulunmaması nedeniyle, bulgurluk buğday seçiminde söz konusu özelliklerin ihmal edilebileceği tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Bulgur, Durum Buğday, Yerel Popülasyon, Kalite, Makarna
Genetic analysis for F2 generation in barley using full diallel crosses system in Sulaimany-Iraq
Five two rowed barley (Hordeum vulgare L.) were sown in full diallel cross including reciprocals at Qlyasan research station to produce 20 crosses. Analysis of Variance for full diallel cross during the winter season of 2014-2015, 25 genotypes (F2S +5 parents) were sown in a completely randomized block design (CRBD) with three replications at Qlyasan location. The analysis of variance indicated that the mean squares for genotype and SCA were highly significant for all characters and also it was highly significant for most studied characters due to GCA and RCA mean squares. Parent 4 and 5 recorded maximum values for most studied characters, while parent 1 and 3 recorded the lowest value for most characters. The diallel cross 1x2 recorded the highest value for grain weight/plant with 14.640 (g) and its components number of tillers/plant and number of spike/plant with 13.67 and 10.800, while the diallel cross 3x4 gave the highest value for weight of grains/spike , average spike weight and harvest index with 1.633(g), 1.727(g) and 0.546 respectively. The diallel crosses 1x3, 1x5 and 2x3 exhibited lowest value for most characters. The reciprocal crosses 5x2 and 5x4 gave the highest value for most studied characters. Maximum positive GCA effect values for grain weight/plant with 1.273 and some its components exhibited by parent 4, while parent 1 gave maximum negative GCA effect values for grain weight/plant with -1.136 and some its components. The cross 2x5 produced the highest positive SCA effect values for grain weight/plant with 2.798 and some its components , and maximum negative SCA effect values for grain weight/plant with -3.196 and most its components produced by the cross 1x5. The cross 2x1 gave the highest positive RCA effect values for grain weight/plant with 2.597 and some its components, while the cross 5x4 gave the highest negative value due to grain weight/plant with -2.572 and some its components. Parent 4 gave the highest value due to the variance of effect of general combining ability for grain weight /plant with 1.61992 and some its components , while parent 2 showed the lowest value due to the variance of effect of general combining ability for grain weight/plant with 0.00668 and some its components. Parent 2 exhibited maximum the variance of effect of specific combining ability for diallel crosses for grain weight/plant with 6.312 and most its components, while parent 4 gave the lowest value for the variance of effect of specific combining ability for diallel crosses due to grain weight/plant with 0.390 and most its components. Parent 5 produced the highest the variance of effect of specific combining ability for reciprocal crosses for grain weight/plant with 6.464 and most it s components, while parent 2 gave The ratio of the variance of general combining ability/The variance of specific combining ability values were lessees than unity for all studied characters, while the average degree of dominance values for almost all characters were more than unity, indicating the predominance of non-additive gene effect in the inheritance of these characters. Heritability in broad sense was found to be high for all characters, while heritability in narrow sense was found to be low to moderate due to all characters, signifying the importance of hybridization method to improve these characters. The grain weight/plant correlated positively and high significantly with grain weight/ spike, number of spike/plant, number of grains/spike , and biological weight/plant , while correlated positively and significantly with harvest index. The character number of spike/plant gave the highest positive direct effect in grain weight/plant produced by grain weight/spike via biological weight/plant.
Bazı arpa ( Hordeum vulgare L. ) genotiplerinde kurağa dayanım yönünden transpirasyon hızı ve su kullanım etkinliklerinin belirlenmesi
Arpa direkt olarak insan beslenmesinde kullanılmasa da hayvan besleme açısından son derece önemli bir kültür bitkisidir. Kurak ve yarı kurak alanlarda su stresine maruz kalan arpada verimde önemli düşüşler olmaktadır. Bu yüzden kuraklığa toleranslı arpa genotiplerinin geliştirilmesi büyük önem arz etmektedir. Son dönemde kuraklıkla ilgili çalışmalarda bitki transpirasyonu ve transpirasyonu düzenleyen mekanizmalar araştırıcılar tarafından yaygın bir şekilde ele alınmaktadır. Bu yöntemlerden biri genellikle gün ortasında oluşan yüksek buhar basıncı açıklığı (BBA) periyodunda bitkinin transpirasyon hızını (TH) düşürerek suyun muhafaza edilmesidir. Bir diğer strateji ise kuraklığa maruz bırakılan genotiplerin toprakta transpirasyon için kullanılabilecek belirli bir su miktarı (TTSM) eşiğinde transpirasyon kısıtlaması yoluyla toprak suyunu muhafaza edilmesine dayanan yöntemdir. Bu araştırma, Dicle Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Bölümü serası ve bitki büyütme odasında birbirinden bağımsız üç deneme seti şeklinde yürütülmüştür. Araştırmada altı tescilli arpa çeşidi ve bir adet ileri arpa hattı kullanılmıştır. Kuraklığa maruz bırakma ve su bütçesi ölçümü denemesinde kademeli olarak arttırılan kuraklık, buhar basıncı açıklığı denemesinde ise hem kuraklık hem de sıcaklık artışı altında genotiplerin TH değişimi ve TH'nin eğri kırılma noktasına bağlı olarak farklı kuraklık modellerine genotiplerin uygunluğu araştırılmıştır. Araştırmada kullanılan dört genotipte artan BBA'ya 2.38 kPa'dan 2.50 kPa'a kadar artan transpirasyon tepkisi ile bir kırılma noktası oluşurken, diğer üç genotipte BBA'nın artmasıyla TH doğrusal bir artış göstermiştir. Bu genotiplerde, transpire edilebilir toprak suyunun giderek azalması süresince geriye kalan kısmına verilen transpirasyon tepkisi genotipler arasında değişim göstermiştir. Genotiplerin TH tepkilerinde 0.32 ile 0.53 arasında değişen kırılma noktası ile önemli bir genetik değişkenlik gözlenmiştir. Transpirasyon etkinliği değerleri 2.33-4.26; biyokütle üretim miktarları 29.7-37.6 g; klorofil içeriği değerleri 42.46-49.88; başaklanma gün sayısı 116.5-138.8 gün; bitki boyu 91.3-127.5 cm; başak uzunluğu 5.1-11.0 cm; başakta tane sayısı 21.8-35.4 adet; başak verimi 0.95-1.80 g; bin tane ağırlığı 35.6-50.1 g arasında değişim göstermiştir. Araştırma sonucunda; transpirasyon etkinliği ve başak verimi bakımından Kendal; başaklanma gün sayısı, biyokütle üretimi ve başak boyu bakımından Barış; klorofil içeriği ve bin tane ağırlığı bakımından Hevsel; bitki boyu açısından Önder; başakta tane sayısı bakımından Altıkat öne çıkan genotipler olarak belirlenmiştir. TTSM ve BBA denemesinden elde edilen erken kırılma verilerine göre Kendal ve Hevsel çeşitlerinin diğer genotiplere oranla kuraklığa dayanımlarının daha iyi olduğu söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Arpa, Kuraklık, Transpirasyon hızı, Transpirasyon etkinliği, BBA, TTSM
Yabani nohut genotiplerinin kuraklık stresine tepkisinin belirlenmesi
İklim değişikliğinin etkisiyle artan kuraklık stresinin nohut üretim alanlarını kısıtlayacağı kaçınılmaz bir gerçektir. Kurağa dayanıklı nohut çeşitleri geliştirilmesi ülkemizde gıda güvenliğinin devamı açısından büyük önem arz etmektedir. Bu açıdan ıslahçıların hedeflerine ulaşabilmesi için ellerinde geniş bir genetik çeşitliliğe sahip başlangıç materyalinin bulunması gerekmektedir. Bu çalışmada klasik ıslah yöntemleriyle geliştirilmiş kültür çeşitlerinde kuraklığa dayanıklılık yönünden daralmış olan genetik çeşitliliğin genişletilmesi için yabani nohut genotiplerinin transpirasyonla ilişkili fizyolojik ölçümler yönünden taranması amaçlanmıştır. Çalışmada Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nden toplanan 20 C. reticulatum 6 C. echinospermum genotipi ve kontrol amaçlı 4 kültür genotipi kullanılmıştır. Transpirasyonla ilgili farklılıkları ortaya koyabilmek için atmosferik buhar basıncı açıklığı (VPD) ve kurağa maruz bırakma çalışmaları olmak üzere iki farklı deneme yürütülmüştür. VPD çalışmasında dereceli sıcaklık artışı ve azalan nem koşullarında vejetatif ve generatif gelişme dönemlerinde yaprak alanı ve transpirasyon hızı ölçülmüştür. Kurağa maruz bırakma denemesinde bitkiler ilk yıl çiçeklenme başlamadan hemen önce, ikinci yıl ise bakla dolum döneminde dereceli su stresine maruz bırakılarak günlük transpirasyon miktarı ölçümüne dayanan Fraction Transpirable Soil Water (FTSW-transpire edilebilen toprak nemi eşiği), Normalisation Transpiration Rate (NTR- Normalleştirilmiş Transpirasyon Hızı), Transpirasyon Etkinlği (TE) hesaplanmış ve sap ağırlığı, tane ağırlığı, biyomas ve hasat indeksi değerleri belirlenmiştir. Her iki yılda ve her iki dönemde kültür çeşitlerinin yaprak alanının yabani genotiplerden daha fazla olduğu ve vejetatif dönemden generatif döneme kadar olan süreçte yaprak alanı artış oranı yabani genotiplerde kültür çeşitlerine göre 3 kat daha fazla olduğu bulunmuştur. Artan VPD koşullarında ölçülen transpirasyon hızı yönünden her iki yılda ve her iki dönemde kültür çeşitlerinin daha az transpirasyon hızına sahip olduğu ve hızın tüm genotiplerde kırılma noktası olmayan doğrusal artışla devam ettiği belirlenmiştir. Kurağa maruz bırakma denemesinde FTSW değerleri yönünden transpirasyonu erken kısıtlayan ve kültür genotiplerinden daha yüksek değere sahip olan yabani genotiplerin bulunduğu belirlenmiştir. Sap ağırlığı, tane ağırlığı, biyomas ve hasat indeksi değerleri yönünden hem sulu hem de su stresli koşullarda genotipler arasında önemli farklılık olduğu tespit edilmiştir. Yabani genotiplerin su stresli koşullarda her iki yılda yüksek hasat indeksi ve ikinci yılda ise tane sayısı değerleri ile ön plana çıkarak stresli koşullarda tane üretebilme kabiliyetlerinin yüksek olduğu bulunmuştur. Sulu ve su stresli koşullarda genotipler arasında TE farklılıkları oluşmuş ve sulu koşullarda bazı yabani genotiplerin kültür çeşitlerinden üstün olduğu bulunmuştur. Transpirasyon özellikleri üzerinden yabani nohut genotipleri VPD stresine tepkisi bakımından değerlendirildiğinde C.reticulatum türünde Şirnak 060, Savur 063, Derei 072 ve Besev 075 genotiplerinin, C.echinospermum türünde Karab 092 ve Ortan-066 genotiplerinin ön plana çıktığı ve ıslah çalışmalarında başlangıç materyali olarak kullanılabileceği öngörülmüştür.
Sıçanlarda epileptik nöbetlerin neden olduğu kognitif değişimlere melatoninin etkisi
Epilepsi hastalarında bilişsel fonksiyon bozuklukları sıklıkla görülmektedir. Nöbet kontrolü sağlamak amacıyla kullanılan antiepileptik ilaçların da bilişsel bozukluklara yol açtığı bildirilmiştir. Bu tip fonksiyon bozukluklarının özellikle beyin gelişimi tamamlanmamış yaş grupları açısından önemli olduğu bilinmektedir. Pineal bezden salınan melatoninin birçok fizyolojik sürecin yanı sıra epilepsi ile de bağlantısının olduğu klinik ve deneysel çalışmalarla gösterilmiştir. Sunulan çalışmada prepubertal Sprague Dawley sıçanlarda pentilentetrazol (PTZ) ile oluşturulan epileptik nöbetlere ve epilepsi süreciyle bağlantılı öğrenme ve motor fonksiyonlara melatoninin etkisinin araştırılması amaçlandı. Çalışmada gün aşırı PTZ enjeksiyonu (45 mg/kg) yapılan sıçanlara 21 gün süreyle üç farklı melatonin dozu (20, 40 ve 80 mg/kg), 400 mg/kg sodyum valproat ve 120 mg/kg topiramat günlük oral gavaj ile uygulandı. Kronik uygulama süresinde PTZ enjeksiyonları sonrasında nöbet gelişimi izlendi ve kaydedildi. Melatonin ve antiepileptik ilaç sonrası öğrenme ve motor fonksiyonları incelemek için hayvanlara pasif sakınma, sekiz kollu ışınsal labirent, açık alan ve Chimney testleri uygulandı.Elde edilen bulgulara göre melatonin prepubertal dönemdeki erkek sıçanlarda PTZ ile oluşturulan epileptik nöbetleri önlemediği, bunun yanında kullanılan antiepileptik ilaçların nöbetleri etkili biçimde kontrol altına aldığı saptandı. Öğrenme testleri açısından PTZ grubu da dahil melatonin ve antiepileptik ilaç uygulanan grupların hiçbirinde fonksiyon kaybı görülmedi. Bununla birlikte sadece PTZ uygulanan grupta ve yüksek doz melatonin gruplarında lokomotor aktivitede istatistiksel açıdan anlamlı bir azalmanın olduğu tespit edildi.Sonuç olarak, 21 gün süreyle uygulanan 20, 40 ve 80 mg/kg melatonin prepubertal dönemdeki sıçanlarda PTZ'nin neden olduğu nöbetler ve öğrenme fonksiyonu üzerinde herhangi bir olumsuz etkisinin bulunmadığı, fakat düşük doz melatonin (20 mg/kg) lokomotor aktivitedeki bozulmayı düzelttiği kanaatine varıldı.
Zr ve/veya V ilavesinin Al-Si alaşımlarının yapısal ve mekanik özelliklerine etkisinin incelenmesi
Alüminyum alaşımları yapısal uygulamalarda hafif olmaları, bağıl dayanımlarının yüksek olması ve üstün korozyon/oksidasyon dirençlerinden dolayı çelikten sonra en çok kullanılan ikinci metal grubudur. Alüminyum alaşımlarının üstün fiziksel ve mekanik özellikleri uygulanan ısıl işleme ve yapısında bulunan alaşım elementinin türüne ve miktarına bağlıdır. Al-Si esaslı döküm alaşımları ise otomotiv endüstrisinde yakıt tüketiminin azaltılması ve taşıtların hafifletilmesi gibi sebeplerden dolayı en çok tercihe edilen gruptur. Bununla birlikte, Al alaşımlarının taşıtlarda çeliğin yerine kullanılabilmesi için mekanik özelliklerinin daha da arttırılması gerekmektedir. Bu kapsamda otomotiv endüstrisinde kullanılan ve gün geçtikçe kullanım alanı artan ticari alüminyum döküm alaşımlarından AlSi10Mg alaşımının mevcut mekanik özelliklerinin Zr ve/veya V ilavesi ile arttırılması amaçlanmıştır. Çalışma kapsamında kullanılan alaşımlar metal kalıba döküm yöntemi ile üretilmiş ve farklı sürelerde T6 ısıl işlemi (500 ℃'de 1 saat çözeltiye alma-190 ℃'de 1, 4, 16 ve 64 saat yaşlandırma) uygulanmıştır. Zr ve/veya V ilavesinin ticari AlSi10Mg alaşımının mikroyapısına, faz ilişkilerine, dönüşüm sıcaklıklarına ve mekanik özelliklerine etkisi detaylı bir şekilde incelenmiştir. Alaşımların mikroyapısı optik mikroskop ile faz analizleri X-ışınları kırınımı (XRD) ile ötektik dönüşüm sıcaklıkları ise termal analiz yöntemi ile incelenmiştir. Dökülmüş haldeki ve ısıl işlem görmüş numunelerin mekanik özellikleri Brinell sertlik ve çekme testleri ile ölçülmüştür. Zr ve/veya V ilavesinin mikroyapı ve diğer yapısal özelliklere çok fazla etkisi olmamasına rağmen, AlSi10Mg alaşımının mekanik özelliklerinin % 0,2 Zr ve % 0,5 V ilavesi ile önemli ölçüde arttığı gözlemlenmiştir. Hatta, 64 saat yaşlandırılmış % 0,2 Zr ve % 0,5 V ilaveli alaşım sırasıyla 212 ve 250 MPa akma ve çekme dayanımı göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Al-Si alaşımları, Döküm, Yaşlandırma, Mikroyapı, Mekanik özellikler
GGG-60 küresel grafitli dökme demirde kullanılan baryum ve lantanlı aşıların mekanik özelliklere etkisi
Bu çalışmada küresel grafitli dökme demirlerin (KGDD) bir çeşidi olan GGG-60 malzeme devirmeli pota yöntemiyle üretilmiştir. Aşılayıcı olarak Baryum (Ba) ve Lantan (La) esaslı aşılayıcılar kullanılmıştır. Kullanılan aşılayıcılar % 0,25 oranında eşit olarak kullanılmıştır. Küreselleştirici olarak ise % 1,3 oranında Ferro Silisyum Magnezyum (FeSiMg) alaşımı kullanılmıştır. Numune olarak kesit kalınlıkları 5, 15, 25, 35 ve 50 mm olan basamak kalıp modeli kullanılmış ve her bir basamaktan mikroyapı incelemesi yapılarak küre sayıları, küresellik ve ferrit/perlit oranları belirlenmiştir. Aşılayıcı türünün mekanik özelliklere etkisi sertlik ve çekme testi ile incelenmiştir. Kesit kalınlığı arttıkça küre sayısında ve perlit oranında kademeli azalma meydana gelmiştir. Bu yüzden her iki aşılı numunenin sertlik değerleri kesit kalınlığı arttıkça azalmıştır. Lantan esaslı aşılayıcı ile üretilen numunelerin küre sayıları nispeten daha az, perlit oranları belli miktarda daha yüksektir. Bunun neticesinde Lantan esaslı aşılayıcı ile üretilen numunelerin sertlik ve dayanım değerleri Baryum esaslı aşılayıcı ile üretilen numunenin sertlik ve dayanım değerlerinden daha yüksek olduğu görülmüştür.
Katı çözeltiyle güçlendirilmiş ferritik sfero dökme demirlerin üretimi
Bu tez çalışmasında yeni nesil küresel grafitli dökme demirlerin geleneksel yöntemlerle üretilenlerden farklı ve üstün özellikleri tespit edilmiştir. Özellikle son yıllarda ülkemizde de yaygınlaşmaya başlayan bu özel üretim yöntemi hakkında ayrıntılı bilgiler verilmekle birlikte numunelerin üretimi yapılmıştır. Sanayi iş birliği ile üretimi gerçekleştirilmiş olan parçalar çeşitli mekanik ve kimyasal testlere tabi tutulmuş olup sonuçlar geleneksel yöntem ile üretilen numuneler ile karşılaştırılmıştır. Üretilen yeni nesil katı çözelti ile güçlendirilmiş ferritik küresel dökme demir numunesinin 600 MPa dayanıma ulaşırken, uzama değerinin de %10 ve üzerinde olduğu gözlenmiştir. Benzer miktarda dayanıma sahip birinci nesil dökme demirlerde uzama değeri %3 civarında olduğundan üretilen numunenin benzer şartlar altında çok daha sünek olduğu ve aynı zamanda da mekanik özelliklerinin çok daha üstün olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Yapılan mikroyapı çalışması, matris yapısının %80' in üzerinde ferritik yapıda olduğunu göstermiştir. Dolayısıyla benzer kalitedeki birinci nesil dökme demirlerle ferrit perlit oranının tamamen zıtlık gösterdiği ve bunun sonucunda, birinci neslin aksine parçaların her yerinde homojen özellik gösterdiği sonucuna ulaşılmıştır.
Farklı yüzey işlemleri uygulanmış 1.2344 iş takım çeliklerinin korozyon ve aşınma davranışlarının incelenmesi
Mekanik aşınma ve korozyon, kullanılan kalıp parçalarında genelde ölçü değişmesi istenmeyen parçalarda ölçü farkı meydana getirir. Aşınma malzemenin kırılmasına, şekil değiştirmesine sebep olur. Aşınma ve korozyon sebebiyle makine parçalarında meydana gelen hasar, ekonomik olarak zarar göstermektedir. Aşınma ve korozyonu engellemek için sadece malzeme seçimi yapmak asla yeterli bir çözüm değildir. Çözümü ise günümüzde kullanılan modern yüzey işlem metotlarını kullanarak iyileştirmektedir. Bu çalışmada sıcak dövme kalıplarından genellikle kullanılan DIN 1.2344 sıcak iş takım çeliğinin ömürlerinin incelenip karşılaştırılması için iki ana konuya odaklanılmıştır: (i) DIN 1.2344 çeliğine gaz ve iyon nitrasyon işlemi yaparak mikroyapı, sertlik ve aşınmasının incelenmesi ve (ii) akımsız nikel-bor kaplama yaparak sıcak iş takım çeliğinin mikroyapısı, sertliği ve aşınma direncine etkisinin incelenmesi, bu iki prosesin dövme kalıplarındaki ömürlerin arttırılmasına yönelik çalışma yapılmıştır.
Fe-Ti-Cr esaslı alaşımların yapısal özelliklerinin ve oksidasyon davranışlarının incelenmesi
Ferritik alaşımlar, Ni esaslı süperalaşımlar ve östenitik paslanmaz çeliklere kıyasla üstün termal iletkenlikleri, daha düşük termal genleşme katsayısı, orta oksidasyon direnci ve düşük malzeme maliyeti nedeniyle fosil yakıtlı enerji santralleri gibi yüksek sıcaklık yapısal uygulamaları için potansiyel malzemelerdir. Bununla birlikte, 600 °C'nin üzerindeki sıcaklıklarda yetersiz sürünme direnci, uygulama alanlarını büyük ölçüde engellemektedir. Olumsuz özelliklerini ortadan kaldırmak ve servis sıcaklıklarını arttırmak için alaşım tasarımı ve geliştirme gibi çeşitli girişimlerde bulunulmuştur. Bu çalışmada, üçlü model Fe-10Ti-nCr (n= atomik % 4, 7 ve 10) alaşımlarının mikroyapıları, faz ilişkileri, sertlikleri ve oksidasyon davranışları döküm ve ısıl işlem durumları için detaylı olarak incelenmiştir. Döküm numuneler sırasıyla çözeltiye alınarak suda soğutulmuş (1 saat boyunca 1000 °C) ve yaşlandırma ısıl işlemlerine (8, 16 ve 24 saat 800 °C) maruz bırakılmıştır. Mikroyapıları ve faz ilişkileri, sırasıyla taramalı elektron mikroskobu (SEM) ve x-ışını kırınımı (XRD) teknikleri ile araştırılmıştır. Oksidasyon davranışları ise laboratuvar ortamında 500 °C'de gerçekleştirilen çevrimsel (döngüsel) oksidasyon testleri ile incelenmiştir. İncelenen alaşımların mikroyapıları, α-Fe matris fazı ve Fe2Ti parçacıklarından oluşmuştur. Yaşlandırma ısıl işleminden sonra Fe-10Ti-4Cr ve Fe-10Ti-7Cr alaşımları için, ince Fe2Ti parçacıkları, eş eksenli ve kaba α-Fe tanelerinin hem tane sınırları boyunca hem de tane içlerinde homojen olarak dağılmıştır. Alaşımların ortalama mikrosertlik değerleri artan Cr miktarı ve yaşlandırma süresi ile artmıştır. Artan Cr miktarı ile oksit tabaka kalınlığı ve kütle kazancı azalması oksidasyon direncinin arttığını göstermektedir. İncelenen alaşımlar için yüzey oksit tabakası Fe2O3 olarak belirlenmiştir. Ayrıca, incelenen alaşımlar arasında en yüksek miktarda Cr içeren Fe-10Ti-10Cr yüzey tabakasının altında karma Fe-Cr-Ti oksitleri oluşmuştur.
Ni-bazlı süperalaşımların çökelme sertleşmesi davranışının thermo-calc simülasyonu ile incelenmesi
Yeni nesil güç sistemlerinde artan performans gereksinimi üstün mekanik özelliklere sahip yenilikçi malzemelerin kullanımını gerektirmektedir. Gelişmiş enerji santrallerinde veya kara tabanlı gaz türbinlerinde, çalışma sıcaklığının arttırılması doğrudan verimliliğin artmasına neden olur ve bu nedenle işletme maliyetinde önemli tasarruf sağlar. Bu kapsamda, çok kristal Ni-bazlı süperalaşımlar, üst düzey yüksek sıcaklık dayanımı, korozyon-oksidasyon direnci ve yüksek sıcaklık sürünme direncinin bir kombinasyonunu gerektiren uygulamalar için tercih edilen malzemeler olmuştur. Geleneksel türbin parçaları (rotor, ayırıcı, kanatçıklar) gibi enerji uygulamalarında kullanılan Ni-esaslı süperalaşımların tasarımı ve geliştirilmesinde çeşitli alaşım bileşimlerinde çeşitli alaşım elementleri bulunmaktadır. Ni-bazlı süperalaşımlar çoğunlukla, Ni3Al bileşimine sahip ve YMK-L12 düzenli kristal yapıdaki γ' çökeltilerinin bir YMK γ (Ni) matrisine gömüldüğü iki fazlı bir γ/γ' mikro yapısı sergilemektedir. γ' çökeltileri, mukavemete önemli katkı sağlarken alaşımın fiziksel özellikleri ise, Al, Ti, Ta ve Nb gibi elementlerin bölümlenme (parçalanma) davranışları ile kontrol edilmektedir. Cr, Co, Mo ve W gibi γ (Ni) matrisi tercih eden diğer alaşım elementleri katı çözelti güçlendirmesi veya korozyon direnci ile kafes uyumsuzluğu gibi özellikleri iyileştirmek için ilave edilmektedir. Ayrıca tane büyüklüğünü kontrol etmek veya tane sınırlarını güçlendirmek için eser miktarda B ve C eklenebilmektedir. Bu çalışmada Mo ve Co (%2 ve 4 at.%) alaşım elementi ilavesinin üçlü Ni-11Al-9Cr süperalaşımlarının katılaşma davranışı (solvus, solidus ve likuidus sıcaklıkları), yoğunluk, dağılma davranışı (γ matrisinde veya γ' fazında bulunma) çökelti yarıçapı, çökelti hacim oranı ve çökelti boyut dağılımı üzerine etkisi, hesaplamalı malzeme bilimi ile ayrıntılı olarak incelenmiştir. Hesaplamalı malzeme mühendisliği tasarımı Thermo-Calc 2022a CALPHAD (Faz Diyagramlarının Hesaplanması) yaklaşımı kullanılarak ve faz diyagramları için TCNi11 termodinamik veri tabanı ile gerçekleştirilmiştir. Mo ilavesinin solvüs sıcaklığını arttırdığı, γ' çökelti boyutunu düşürdüğü ve çökeltilerin hacim oranını arttırdığı görülmüştür. Öte yandan Co ilavesi ile solvüs sıcaklığı az da olsa azalmış, çökelti boyutunda az bir azalma hacim oranında ciddi azalmalar meydana gelmiştir. Ayrıca Mo ve Co elementlerinin γ-Ni matris fazını tercih ettiği de görülmüştür.
Karbür içermeyen beynitik çeliklerin üretimi ve karakterizasyonu
Beynitik yapıda farklı morfolojiye sahip çelikler son yıllarda önemli araştırma konularından birisi olmuştur. Beynitik morfolojiye sahip çelikler otomotiv, rulman, dişli ve demiryolu endüstrilerinde geniş uygulama alanlarına sahiptir. Dönüşüm sıcaklığı ve alaşım elementi ilavesi beynit morfolojisini yakından etkileyen bileşenlerdir. Nispeten düşük sıcaklıklarda oluşan alt beynit (lower bainite, LB) beynitik ferrit plakaları içeresinde çökelen karbürlerle karakterize edilirken, yüksek sıcaklıklarda oluşan üst beynit ise (UB) ise beynitik ferrit plakaları içeresinde çökelen karbürlerle karakterize edilmektedir. Karbür içermeyen çok ince beynitik ferritten ve kalıntı östenitten meydana gelen beynit yeni bir tip olarak bilinmekte ve çeliğe Al ve/veya Si alaşım elementi ilavesi sonucu oluşmaktadır. Si ve Al sementit içerisinde çok düşük çözünürlük sergilemekte olup böylelikle büyümesini önemli ölçüde geciktirmektedir. Bu nedenle, Si ilavesi faz dönüşümü sırasında kırılgan sementitin çökelmesini baskılamada önemli bir rol oynamakta olup, karbürsüz beynitik mikroyapının oluşumunu sağlamaktadır. Diğer bir yandan, beynitik mikroyapının sahip olduğu ince morfolojiden kaynaklı martenzitik ve perlitik mikroyapılara kıyasla daha yüksek aşınma direncine sahip olduğu bilinmektedir. Bu çalışmada geleneksel rulman çeliklerine alternatif karbür içermeyen beynitik morfolojiye sahip çeliklerin üretimi ile yapısal, mekanik ve aşınma özellikleri detaylı biçimde incelenmiştir. Hesaplamalı malzeme mühendisliği analizleri ile dört farklı bileşime sahip çeliklerin faz diyagramları, soğuma eğrileri ve dönüşüm sıcaklıkları hesap edilmiştir. Bu bileşimlerden iki tanesi geleneksel kum kalıba döküm yöntemi ile üretilmiştir ve takiben sırasıyla östemperleme ve sıfır-altı ısıl işlemleri uygulanmıştır. Isıl işlem sıcaklıkları JMatPro yazılımı ile çizilen izotermal ve sürekli soğuma eğrilerinden belirlenmiştir. Östemperleme ısıl işlemi sonrası üst düzey mekanik özelliklere (~60 HRC sertlik) ve yüksek aşınma direncine sahip eser miktarda karbür içeren beynitik çelikler elde edilmiştir. Östemperleme sonrası beynitik çeliklerin mikro yapısında bulunan kalıntı östenit östemperlenmiş numunelere uygulanan sıfır-altı ısıl işlemi ile büyük oranda giderilmiştir. Sıfır-altı ısıl işlemi sonrası gözlemlenen mekanik ve aşınma özellikleri östemperleme sonrası ortaya çıkan özelliklere benzerlik göstermektedir. Ayrıca beynitik çeliklerin mekanik ve aşınma özellikleri hali hazırda rulman çeliği olarak kullanılan 100Cr6 (SAE 52100) ticari çeliğin mekanik ve aşınma özellikleri ile kıyaslanmıştır. Araştırılan çelikler arasında temperlenmiş rulman çeliği en düşük aşınma kaybı ile en yüksek aşınma direncine sahiptir. Östemperlenmiş ve sıfır-altı ısıl işlem görmüş çeliklerin aşınma kaybı temperlenmiş vaziyetteki rulman çeliğine yakın olsa da az miktar fazladır.
HVOF termal sprey kaplama yöntemi ile gri dökme demirlerin aşınma ve korozyon direncinin geliştirilmesi
Bu tez çalışmasında, lamel grafitli gri dökme demir (GG-20) altlık üzerine HVOF (High Velocity Oxygen Fuel) yöntemiyle uygulanmış WC–Co ve WC–Co(Cr) termal sprey kaplamaların mikroyapı, faz kompozisyonu, mekanik sertlik, aşınma, çizik ve korozyon davranışları karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Kaplamaların yapısal bütünlüğü X-ışını kırınımı (XRD), optik mikroskop (OM) ve taramalı elektron mikroskobu ile enerji dağılımlı spektroskopi (SEM-EDS) analizleriyle değerlendirilirken; mekanik performans mikro-Vickers sertlik, aşınma testi, çizik testi ve korozyon deneyleri (elektrokimyasal polarizasyon yöntemleriyle) ile ortaya konmuştur. XRD sonuçları, her iki kaplamanın da WC tek fazlı karbür yapısını yansıtmıştır. Her iki kaplamanın atlık olarak kullanılan GG20 kalite lamel grafitli dökme demirin sertlik, aşınma, çizik performansı ve korozyon özelliklerini önemli ölçüde arttırdığı gözlemlenmiştir. WC-Co(Cr) kaplamanın mekanik, aşınma ve çizik performansının Cr içermeyen WC-Co kaplamaya göre daha üstün olduğu görülürken, WC-Co kaplamanın korozyon özelliklerinin daha iyi olduğu görülmüştür. Mikrosertlik ölçümlerinde, gri dökme demir altlık 217 HB iken, WC–Co kaplama ortalama 612 HV, WC–Co(Cr) kaplama ise 650 HV değerleriyle; sertlikte sırasıyla 3 kat ve %6'lık ek artış kaydetmiştir. Aşınma testlerinde Cr katkısı, sürtünme katsayısında azalma ve hacimsel aşınma oranında ilave iyileşme sağlamıştır. Çizik testiyle elde edilen kritik yük değerleri de Cr-ilaveli kaplamanın daha yüksek yapışma dayanımı sunduğunu ortaya koymuştur. Sonuç olarak, saf WC–Co kaplama yüksek ve tutarlı sertlik ile daha iyi korozyon direnci gerektiren uygulamalar için uygunken; Cr takviyeli WC–Co(Cr) kaplama, artırılmış mikroyapısal bütünlük ve aşınma dayanımı sayesinde daha zorlu mekanik koşullarda tercih edilebilecektir. Elde edilen bulgular, endüstriyel kaplama seçimlerinde ve ileri tribo-korozyon çalışmalarında yol gösterici niteliktedir.
Hvof termal sprey kaplama yöntemi ile yeni nesil dökme demirlerin (SSF) aşınma ve korozyon direncinin geliştirilmesi
Bu tez çalışmasında katı çözelti ile güçlendirilmiş yeni nesil ferritik sünek dökme demirlerde (SSF) geleneksel kaplama yöntemlerine kıyasla daha kaliteli yüzey özellikleri sunan HVOF (Yüksek Hızda Oksi Yakıt Püskürtme, High Velocity Oygen Fuel) termal sprey kaplama yöntemi kullanılarak aşınmaya ve korozyona karşı dirençli, yüksek sertliğe sahip yüzey geliştirilmesi amaçlanmıştır. SSF (Solid solution strengthened ferritic ductile cast iron) olarak adlandırılan katı çözelti ile güçlendirilmiş ferritik sünek dökme demirler yeni (ikinci) nesil dökme demirler olup dövme ve döküm çeliklere alternatif olarak düşünülmektedir. Nispeten düşük maliyet, düşük erime noktası, hafiflik, akışkanlık, dökülebilirlik, işlenebilirlik ve parça boyunca homojen mekanik özellikler gibi üstünlüklere sahip olmalarına rağmen zorlayıcı koşullarda aşınma, korozyon ve yorulma direnci nispeten zayıftır. Bu noktada yüksek yüzey kalitesine sahip parçaların geliştirilmesi gerekmektedir. Bu kapsamda yüksek kaliteli yüzey özellikleri sunan HVOF termal sprey kaplama yöntemi kullanılarak aşınmaya ve korozyona karşı dirençli, yüksek sertliğe sahip yüzeyler geliştirilmektedir. Önerilen çalışmada EN-GJS-600-10 standardına sahip yeni nesil dökme demirlere HVOF yöntemi ile WC-Co ve WC-Co(Cr) kaplama yapılarak yüksek yüzey sertliğine, yüksek aşınma ve korozyon direncine sahip parçaların geliştirilmesi amaçlanmıştır. HVOF termal sprey kaplama yöntemiyle SSF dökme demirlere uygulanan WC-Co ve WC-Co(Cr) kaplamalar, altlık malzemeye kıyasla önemli performans iyileştirmeleri sağlamıştır. Sertlikte belirgin bir artış gözlemlenmiştir; WC-Co kaplaması 1176 HV, WC-Co(Cr) kaplaması ise 1248 HV sertlik değerine ulaşarak, altlık malzemenin (~199 HV) yaklaşık 6 katı sertlik sağlamıştır. Aşınma direnci açısından, kaplamasız numunede 200 μm derinliğinde aşınma izi oluşurken, kaplamalı numunelerde yalnızca yüzeysel çizikler tespit edilmiş ve SEM-EDS analizleri aşınma bölgelerinde altlık malzemeye (Fe) ulaşılmadığını doğrulamıştır. Korozyon direncinde özellikle WC-Co kaplama öne çıkmıştır. -0,230 V açık devre potansiyeli (OCP) ile altlığa (-0,481 V) kıyasla daha asil davranış sergilemiş, PDP ve EIS analizleri de düşük korozyon akım yoğunluğu ve yüksek yük transfer direnci göstererek üstün koruma sağladığını kanıtlamıştır. Yapışma dayanımı çizik testlerinde net olarak görülmüştür; WC-Co(Cr) kaplama 30,1 N kritik yük değerine ulaşarak kırılma direncinde Cr katkısının olumlu etkisini ortaya koymuştur. Sonuç olarak, her iki HVOF kaplaması da SSF dökme demirin yüzey performansını sertlik, aşınma ve korozyon direnci açısından bütüncül bir şekilde geliştirmiştir.