Theses supervised by Dr. Öğr. Üyesi Can Ergün
10 theses · Bahçeşehir University
Hava yollarında çalışan 20-45 yaş arasındaki kabin memurlarında vardiyalı çalışma sisteminin beslenme durumuna etkisi
Biyolojik ritim, sirkadiyen saat tarafından modüle edilen vücut ısısı, uyku uyanıklık döngüsü, fiziksel aktivite, yeme düzeni, fizyolojik ve davranışsal fonksiyonlardaki döngüsel varyasyonlardır.Organizmalar, 24 saatlik aydınlıkkaranlık döngüsüne uyumu yakalayabilmek için günlük (yaklaşık 24 saat) içsel ritim modeline sahiptir. Vardiyalı sistem sirkadiyen ritmin bozulmasına neden olmakta bireylerin öğünlerinin zamanlanmasını, besin tercihlerini ve uyku düzenlerini etkilemektedir. Bu araştırma; kabin memurlarında sirkadiyen ritmin değişmesiyle ortaya çıkan farklılıkların beslenme durumu üzerindeki etkisini saptamak amacıyla yapılmıştır. Araştırma Şubat 2023 – Nisan 2023 tarihleri arasında İstanbul'da hava yolu şirketinde çalışan, herhangi bir diyet uygulamayan, hamile ve emzikli olmayan, yaşları 20-45 arasında değişen 217 gönüllü kadın kabin memuru (hostes) üzerinde yapılmıştır. Uçuş görevlilerinin kişisel özellikleri ve beslenme alışkanlıkları verilerini toplamak amacıyla online sistem(Google-forms)üzerinden gönüllü katılımcılara anket soruları uygulanmıştır. Sirkadiyen ritimi değerlendirmek için Morningness-Eveningness Questionnaire (MEQ) Sabahçıl-Akşamcıl ölçeği kullanılmıştır.Sirkadiyen ritmin bozulmasına bağlı gece açlık süresi azalmakta ve sağlıksız yiyeceklere erişim kolaylaştırmaktadır. Vardiyalı çalışma sistemiyle çalışmaya başladıktan sonra katılımcıların besin alımı artmış ve vücut ağırlıklarında artış görülmüştür.Katılımcılardan kronotip sınıflamasına göre en sık öğün atlayanlar "akşamcıl tipe yakın" olan gruptur.Akşam kronotipine sahip yetişkinler sabah kronotipine göre öğün atlamaya ve sağlıksız beslenme alışkanlıklarına daha çok eğilimlidir. Akşam yemeklerinde alkol ve çikolata alımının daha yüksek, meyve- sebze ve tam tahıllı besinlerin tercihi ise daha düşüktür. Poğaça, simit, börek vb. ürünleri tüketme durumları, sabahçıl-akşamcıl grupları açısından anlamlı farklılık göstermektedir (p<0.05). Vardiyalı çalışma bireylerde gündüz uyku hali, uykunun yetersizliği ve kalitesinin düşmesine neden olmaktadır.Uykusuzluk, gece yeme sendromu, düzensiz yemek yeme obezite riskini artırmaktadır. Sonuç olarak, kronotip tiplerinin bireylerin uyku kalitesini, yeme davranışlarını ve yiyecek seçimlerini etkilediği saptanmıştır.
Üniversite öğrencilerinde öz yeterlilik ve sağlıklı yeme indeksi değerlendirmesi
Üniversite dönemi beslenme alışkanlıkları, yaşamın ilerleyen yıllarına da taşınmakla birlikte; kronik hastalıkların gelişimi üzerinde kalıcı etkisi olabilecek yaşam tarzı alışkanlıklarının oluştuğu kritik bir dönemdir. Öğrencilerin beslenme alışkanlıklarının tespit edilmesi ve yanlışlıkların uygun yöntemlerle düzeltilmesi, muhtemel sağlık sorunlarının önlenmesi için oldukça önemlidir. Bu çalışmada, üniversite öğrencilerinin öz yeterlilik düzeyi ile SYİ ve buna bağlı olarak VKİ arasındaki ilişkiyi ele almaktadır. Çalışmaya 197 kadın, 108 erkek olmak üzere 305 üniversite öğrencisi dahil edilmiştir. Katılımcıların demografik anket formu, öz yeterlilik ölçek soruları ve SYİ-2015 değerlendirmesinde gerekli olan 24 saatlik besin tüketim kaydı değerlendirilmiştir. Çalışma sonucunda SYİ-2015 puanı arttıkça öz yeterlilik skorunun da arttığını görülmüştür. İyi beslenme grubunda olan bireylerin başlama ve yılmama alt boyutlarındaki öz yeterliliklerinin daha yüksek olduğu belirlenmiştir bu da sağlıklı beslenme ile öz yeterlilik arasında bir ilişki olduğunu göstermektedir. Öz yeterlilik ve alt boyutları için VKİ sınıflarına yönelik anlamlı farklılık belirlenmemiştir. SYİ-2015 grupları ile VKİ grupları arasında anlamlı bir fark olduğu (p<0,05) ve normal kilolu öğrencilerin ağırlıklı olarak "kötü beslenme" ve "iyileştirilmesi gereken beslenme" gruplarında yer aldığı görülmüştür. Bu durumda, normal kilolu bireylerin düşük kaliteli beslenme alışkanlıklarına sahip olabilecekleri ve bu bireylerin beslenme alışkanlıklarının iyileştirilmesinde öz yeterlilik inancının önemli bir faktör olduğu görülmektedir.
Üniversite öğrencilerinde bağlanma stillerine etki eden faktörlerin karşılaştırılması
Bağlanma stillerinden biri olan güvensiz bağlanmanın artan vücut kütle indeksi (VKİ) ve artan sosyal görünüş kaygısı ve yeme bozukluğu riski ile ilişkilendirilmiştir. Kaygılı kararsız bağlanma stiline sahip kişilerin artan sosyal görünüş kaygısı, vücut ağırlığı memnuniyetsizliği ve beden imajı memnuniyetsizliği ile anlamlı şekilde ilişkili bulunmuştur. Bu çalışma; 18-26 yaş arası üniversite öğrencilerinde bağlanma stilleri ile sosyal görünüş kaygısı, vücut kütle indeksi ve vücut ağırlığı memnuniyeti arasındaki ilişkiyi saptamak amacıyla yapılmıştır. Çalışma, 18-26 yaş aralığına sahip 399 gönüllü birey (254 kadın, 145 erkek) üzerinde yürütülmüştür. Katılımcıların demografik özelliklerini ve vücut ağırlığı memnuniyetlerini saptamak amacıyla yüz yüze anket, bağlanma stillerini belirlemek için Üç Boyutlu Bağlanma Stilleri Ölçeği (ÜBBSÖ) ve sosyal görünüş kaygısını belirleyebilmek amacıyla Sosyal Görünüş Kaygısı Ölçeği (SGKÖ) kullanılmıştır. Çalışmanın sonucunda; bağlanma stilleri ile VKİ grupları, mevcut VKİ ile ideal VKİ arasındaki fark, vücut ağırlığı memnuniyet durumuna ve yaşa göre anlamlı fark bulunmamaktadır. Kaçınan bağlanma stilleri ile olmak istenen vücut ağırlığı arasında pozitif yönde anlamlı ilişki bulunmaktadır. Sosyal görünüş kaygısı açısından da VKİ sınıflandırması arasında anlamlı fark bulunmuştur.
Tip 1 diyabetli bireylerde diyet ve uyku kalitesinin hba1c değeri üzerine etkisi
Dünya genelinde diyabet vakalarının %5-10'luk dilimini tip 1 diyabetli bireyler oluşturmaktadır. Komplikasyonlar için risk altında olan tip 1 diyabetli bireylerde; düzenli beslenme, ilaç tedavisi, egzersiz ve iyi uyku kalitesi vb. faktörlerle komplikasyon riski düşürülebilir. Bu çalışma diyet ve uyku kalitesinin HbA1c değeri üzerindeki etkisini belirlemek amacıyla tip 1 diyabetli 109 kadın ve 35 erkek katılımcı olmak üzere toplamda 144 birey ile yürütülmüştür. Bireylerin sosyodemografik, antropometrik, diyabet ile ilgili özellikleri ve beslenme alışkanlıkları ile ilgili soruları içeren anket formu, Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi (PUKİ), 24 saatlik geriye dönük besin tüketim kaydı yüz yüze görüşme tekniğiyle uygulanmıştır. Bireylerin diyet kalitelerinin hesaplanabilmesi için Sağlıklı Yeme İndeksi (SYİ-2015) kullanılmıştır. Çalışmamızda bireylerin %20,8'inin HbA1c değeri ≤%7, %79,2'sinin >%7 olarak saptanmıştır. SYİ-2015 puanları ve HbA1c grupları arasında anlamlı bir fark tespit edilmemiştir (p>0.05). SYİ-2015 puanları ve VKİ grupları arasında negatif yönlü ve anlamlı fark bulunmuştur (p<0.05). Uyku kalitesi iyi olan bireylerin oranı %38,9 iken, uyku kalitesi kötü olan bireylerin oranı %61,1 olduğu görülmektedir. PUKİ puanları ve HbA1c grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık tespit edilmemiştir (p>0.05). Bu çalışma sonucunda diyet kalitesinin tip 1 diyabetli bireylerde VKİ değerlerini etkilediği sonucunu çıkarmakla birlikte, VKİ'nin artmasıyla glisemik kontrolün zayıflama riski olduğu unutulmamalıdır. Tip 1 diyabetli bireylerin diyet kalitesi, uyku kalitesi ve glisemik kontrolün kötü olmasına sebep olan faktörlerin araştırılması için daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır.
Üniversite öğrencilerinin kampüs içerisindeki beslenme alışkanlıkları, bu hizmeti veren yerleri tercih etme durumu ve bunu etkileyen etmenlerin saptanması
Sağlıklı beslenme; büyüme ve gelişme, sağlığın korunması, iyileştirilmesi ve geliştirilmesi için besin öğelerinin yeterli ve dengeli miktarlarda tüketilmesidir. Besin öğelerinin gerekenden az ya da çok alınması durumunda, büyüme ve gelişmenin yavaşladığı, sağlığın etkilendiği bilinmektedir. Üniversite çağı, ergenlikten yetişkinliğe geçiş çağını temsil eder. Bu dönem öğrencilerinin sağlığı ile ilgili endişeler vardır. Öğrencilerin sağlığını etkileyen önemli bir faktör beslenmedir. Yetersiz gıda alımı, kötü beslenme alışkanlıklar, düşük kaliteli besinler ile beslenme uzun vadeli sağlık için potansiyel riskleri oluşturur. Yapılan çalışmalar sonucu, üniversite çağındaki öğrencilerin beslenme konusunda bilgi düzeylerinin düşük olduğu görülmüştür. Bu sebeple yetersiz beslenme, düşük kalorili beslenme ve yeme bozuklukları artmıştır. Yapılan çalışmada; Bahçeşehir Üniversitesinin her bir kampüsündeki (Galata Kampüsü, Kuzey Kampüsü, Güney Kampüsü, Kemerburgaz Kampüsü, Göztepe Kampüsü) içerisinde bulunan toplu beslenme hizmeti veren işletmeleri öğrencilerin tercih etme durumları ve bu durumları etkileyen etmenleri saptamak amacıyla yapılması planlanmış, yürütülmüş ve 561 öğrenci üzerinde anket çalışması yapılmıştır. Anket formu ile veriler toplanmıştır. Anket formunun ilk bölümü bilgi toplama formu başlığı altında sosyal-demografik özelliklerini belirleme, katılımcıların antropometrik ölçüm değerleri, yaş, cinsiyet, Bahçeşehir Üniversitesinde hangi fakülte/bölümde okuduğu ve varsa tanı aldıkları kronik sağlık sorunu sorulmuştur. Anket formunda mevcut beslenme alışkanlıklarının belirlenebilmesi için toplam 35 adet soru bulunmaktadır. Okulda yemeğe harcanan para ve gelir düzeyi arasında anlamlı ilişki bulunurken (p<0.05), sağlıklı beslenmeyi önemseme ve yaşanılan yer arasında anlamlı ilişki bulunamamıştır (p>0.05). Üniversite çağı, sağlığı etkileyen fiziksel aktivite ve beslenme alışkanlıklarını değiştirmek için önemli bir zamandır. Bu nedenle, üniversite kampüsleri öğrencilerin sağlıklı beslenme ve sağlıklı alışkanlar kazanabilmesi için programlar uygulamalıdır. Anahtar Kelimeler: Beslenme Bilgi Düzeyi, Yeme Bozukluğu, Toplu Beslenme Sistemi, Üniversite Öğrencisi.
Özel gereksinimli çocuğa sahip annelerin algılanan stres düzeylerinin ve yeme davranışlarının incelenmesi
Stres, birçok insanda olduğu gibi özel gereksinimli çocuğa sahip kadınları da etkileyen bir kavramdır. Çocuklarının bakımından sorumlu annelerde kaygı, yalnızlık, ebeveyn stresi gibi duygular gelişebilmektedir. Bu çalışmanın amacı özel gereksinimli çocuğa sahip annelerin algılanan stres düzeylerinin ve yeme davranışlarının incelenerek bunların birbiriyle ilişkisinin değerlendirilmesidir. Araştırmanın örneklemi Üsküdar' da bir özel eğitim ve rehabilitasyon merkezinden hizmet alan bedensel engelli (80) ve mental retardasyonlu (89) çocuğu olan 169 anneden oluşmaktadır. Bu çalışmada Sosyodemografik Bilgi Formu, Algılanan Stres Ölçeği (ASÖ), Hollanda Yeme Davranış Anketi (DEBQ) şeklindeki anket formlarıyla yüz yüze görüşülerek bilgi alınmıştır. Vücut ağırlığı, boy uzunluğu, VKİ, bel çevresi şeklindeki antropometrik ölçümler araştırmacı tarafından ölçülmüştür. Annelerin bireysel özellikleri, özel gereksinimli çocuklarının engel türü gibi verileri ile stres, yeme davranışları ve bunların birbirine olan etkisi de çalışmada incelenmiştir. Araştırmada mental retardasyonlu çocuğa sahip annelerin algılanan stres düzeyi puan ortalamaları (21,76±6,46), bedensel engelli çocuğu olanların stres düzeyine (19,43±6,85) göre anlamlı olarak yüksek bulunmuştur (p<0,05). Katılımcıların %36,7'si vücut ağırlığından memnundur. Vücut ağırlığından memnun olanların duygusal yeme davranışı puan ortalamaları (19,92±7,66), memnun olmayan (28,04±15,03) veya kararsız (25,54±14,46) olanlara göre anlamlı olarak daha düşük çıkmıştır (p<0,01). Çalışmada ASÖ ve DEBQ puanları arasındaki ilişki düzeyleri incelenmiştir. Kısıtlayıcı ve dışsal yeme davranışı ile algılanan stres arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p>0,05). Algılanan stres ve duygusal yeme davranışı düzeyleri arasında pozitif ilişki saptanmıştır (p<0,01). Ayrıca basit regresyon analiziyle duygusal yeme davranışları üzerine algılanan stres puanlarının etkisinin anlamlı olduğu bulunmuştur (p<0,01). Sonuç olarak bu tez çalışması özel gereksinimli çocuğa sahip annelerin algıladıkları stres ve duygusal yeme davranışlarının birbiriyle ilişkili olduğunu desteklemektedir.
Serum LDL-kolesterol seviyelerinin genetik polimorfizmler, bağırsak mikrobiyotası ve beslenme ile arasındaki ilişkilerin incelenmesi
Günümüzde dünyadaki tüm nedenlere bağlı ölümler arasında üst sıralarda bulunan kardiyovasküler hastalıkların (KVH) engellenebilmesi için, gelişiminde etkili olan faktörlerin tespit edilmesi önemlidir. Yüksek serum LDL kolesterol (LDL-K) seviyeleri, KVH gelişimine katkı sağladığı bilinen, değiştirilebilir bir koruma ve tedavi hedefidir ancak LDL-K de dahil olmak üzere kan kolesterol seviyelerine etki eden faktörler oldukça tartışmalıdır. Mevcut çalışmada, kandaki LDL-K seviyeleri üzerinde etkili olduğu düşünülen faktörler bütüncül bir bakış açısıyla ele alınmış, bu faktörlerin arasındaki ilişkinin de LDL-K seviyeleri üzerindeki etkileri incelenmiştir. Çalışma, 2016-2022 tarihleri arasında özel bir sağlık kuruluşuna başvuran, 609 (%48 erkek) yetişkin ile gerçekleştirilmiştir. Bireylerin serum LDL-K seviyeleri, antropometrik ölçümleri, besin tüketim kayıtları, genetik bilgileri ve bağırsak mikrobiyota özellikleri hasta kayıt dosyalarından elde edilmiştir. Araştırma sonucunda serum LDL-K seviyelerinin Vücut Kütle İndeksi (VKİ) ile pozitif ilişki içinde olduğu (p=0,000) ve farklı ApoE alellerinin LDL-K seviyeleri üzerinde anlamlı etkilerinin olduğu gözlemlenmiştir. Sonuçlar ApoE alel gruplarına göre en yüksek serum LDL-K seviyelerine ε4+ grubundaki bireylerin sahip olduğunu, bunu ε3/ε3 ve ε2+ grubundaki bireylerin takip ettiğini göstermiştir (p=0,000). Çalışmada diyet kolesterolü ve diyet lifi tüketim miktarlarının serum LDL-K seviyeleri üzerinde anlamlı etkileri olmadığı gözlemlenmiştir (sırasıyla p=0,705, p=0,722). Enterotipler ve bağırsak mikrobiyotasının bütirat sentez potansiyeli serum LDL-K seviyelerini etkilememektedir (sırasıyla p=0,369, p=975). Ek olarak gen-besin ve mikrobiyota-besin etkileşimlerinin de serum LDL-K seviyeleri üzerinde anlamlı etkileri bulunamamıştır. Mevcut çalışma, ApoE gen polimorfizmlerinin serum LDL-K seviyeleri üzerinde etkili olduğunu, beslenme ve mikrobiyota özelliklerinin ise benzer bir etkiye neden olmadıklarını göstermektedir. Anahtar Kelimeler: LDL-K, Kolesterol, ApoE, Nutrigenetik, Bağırsak Mikrobiyotası
Online market ve yemek siparişi verilen aplikasyonların (telefon uygulamalarının) 18-50 yaş arası bireylerin besin tüketimi üzerine etkisinin değerlendirilmesi
Bu çalışma Online market ve yemek siparişi verilen aplikasyonların (telefon uygulamalarının) 18-50 yaş bireylerin besin tüketimi üzerine etkisinin değerlendirilmesi konusunu ele almaktadır. Teknolojinin online yemek siparişi platformlarının popülerliği, yemek tercihlerinde ve beslenme alışkanlıklarında önemli değişimlere yol açmaktadır. Araştırma, katılımcıların demografik özelliklerine, yemek tercihlerine, online yemek siparişi alışkanlıklarına ve besin tüketim düzenlerine odaklanmıştır. Özellikle çalışma saatlerinin yemek hazırlama sürecini nasıl etkilediği, yemek seçiminde uygulamalardaki kampanyalar bu tür uygulamaların bireylerin beslenme kalitesi üzerindeki etkileri incelenmiştir. Teknolojinin günlük hayatımıza derinlemesine entegrasyonu, yemek hazırlama, satın alma ve tüketme şekillerinde önemli değişiklikler yaratmaktadır. Çalışma, bu değişikliklerin bireylerin beslenme kalitesi üzerindeki olası etkilerini analiz etmektedir. İncelenen faktörler arasında, uygulama içi reklamların ve promosyonların besin tercihlerini nasıl etkilediği, teknoloji kullanımının bireylerin sağlıklı beslenme alışkanlıklarına nasıl yansıdığı ve online platformların yemek seçiminde nasıl bir rol oynadığı yer almaktadır. Araştırma sonuçları, online yemek siparişi ve market uygulamalarının bireylerin olumlu ve olumsuz yönde beslenme alışkanlıklarını etkileyebileceğini ortaya koymaktadır. Bazı kullanıcılar, daha geniş ürün yelpazesi ve kolay erişim sayesinde daha sağlıklı seçeneklere yönelirken, diğerleri ise indirimler ve reklamlar yoluyla daha yüksek kalorili ve işlenmiş gıdalara yönelebilmektedir. Sonuçlar, yemek sipariş uygulamalarının ve online market alışverişinin bireylerin beslenme alışkanlıkları üzerinde çeşitli etkiler sunmuştur. Çalışma, online yemek siparişi ve market alışverişi yapmanın, bireylerin daha fazla işlenmiş gıda ve yüksek enerjili yiyeceklere yönelmesine yol açabileceği sonucuna ulaşmıştır. Aynı zamanda, bu uygulamaların kullanımının, bazı bireylerde daha bilinçli ve sağlıklı yemek seçimlerine de imkan tanıyabileceği bulunmuştur. Çalışma, diyetisyenlerin toplumun beslenme alışkanlıklarını ve genel sağlığını iyileştirmek adına teknolojinin nasıl etkin bir şekilde kullanılabileceğine dair önemli içerikler sunmaktadır.
Bir fabrikada çalışan mavi yaka ve beyaz yaka çalışanların sürdürülebilir beslenme ve besin atığı oluşturma durumları
Sanayileşmekte olan dünyada gıda sistemindeki atıklar sonucu, sera gazı, karbon ayak izi, su ayak izinin yükselmesi, bulunduğumuz Antroposen çağında nüfusun artışı, iklim krizi, kaynakların yetersizleşme tehlikesi, çevrenin besinlerimizi etkilemesi sebebiyle çevreye, sağlık ve sürdürülebilir beslenmeye ilgi artmıştır. Çalışma, bir fabrikadaki %13,1'i beyaz, %86,9'u mavi yakalı 711 bireyi kapsamaktadır. Katılımcıların özelliklerini, beslenme alışkanlıklarını, tabakta artık bırakma durumlarını, sürdürülebilir, sağlıklı beslenme davranışlarını saptamak amacıyla; sosyodemografik bilgiler, beslenme alışkanlıkları, tabak artığı bırakma durumlarını içeren anket formu, sürdürülebilir sağlıklı beslenme durumlarını ölçmeye yönelik "Sürdürülebilir ve Sağlıklı Yeme Davranışı" ölçeği uygulanmıştır. Katılımcıların vücut kütle indeksi (VKİ) kadınlarda ortalama 23.14±3.33kg/m2, erkeklerde ortalama 26.16±3.85kg/m2'dir. Katılımcıların %33,5'i öğün atlamaktadır, sırasıyla %82,3 ara öğün, %33,5 kahvaltı, %18,8 öğle yemeği, %2,1 akşam yemeği atlanmaktadır. %82,5'i tabağındaki yemeğin yarısından azını, %14,6 yarısını, %2,9'u yarısından fazlasını bırakmaktadır. Beyaz yakalı çalışanlardan tabakta yemek bırakanlar öğün atlamaktadır, bırakmayanlar öğün atlamamaktadır, tabakta yemek bırakanların çoğunluğu memnuniyet düzeyi "iyi" olanlardır. Sürdürülebilir sağlıklı beslenme durumunda beyaz yakalı çalışanlar için "Mevsime Özgü Gıda" boyutu en yüksek değere sahip, mavi yakalı çalışanlar için "Kalite İşaretleri" en yüksek değere sahiptir. "Sürdürülebilir ve Sağlıklı Beslenme Davranışları" genel skorunda mavi yakalı çalışanların ortalama puanı daha yüksektir. Tabakta yemek bırakmayan mavi yakalı çalışanların "Mevsime Özgü Gıdalar" skoru anlamlı olarak yüksektir. Tabakta yemek bırakan beyaz yakalı çalışanların "Gıda İsrafından Kaçınma" skoru anlamlı olarak yüksektir. Sonuç olarak sürdürülebilir sağlıklı beslenme davranışı kazanımı, sürdürülebilir beslenme kaynaklarıyla çevre için önemlidir. Çalışmanın sonucunda, sürdürülebilir beslenme davranışı, besin atığı oluşumunun, gezegen ve kaynaklarla ilgili olduğu, bilinçlenme ve davranış kazanmanın yanında konuyla ilgili daha fazla detaylı bilimsel çalışma yapılması gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Sürdürülebilir Beslenme, Beyaz Yakalı Çalışan, Mavi Yakalı Çalışan, Besin Atığı, Tabak Artığı
COVID-19 ile enfekte olan ve olmayan yetişkinlerde gıda takviyeleri tüketim durumları ve beslenme alışkanlıklarının değerlendirilmesi
Covid-19'un tüm dünyayı etkisi altına almasıyla birlikte bireylerin virüsten korunma yöntemleri ve beslenme alışkanlıkları çeşitli farklılıklar göstermiştir. Bu araştırma, Covid-19 ile enfekte olan ve olmayan yetişkinlerin gıda takviyeleri tüketim durumları ve beslenme alışkanlıklarını incelemek amacıyla 100 enfekte olan ve 113 hiç enfekte olmamış katılımcı olmak üzere toplamda 213 yetişkin birey ile yürütülmüştür. İstatiksel analizler için IBM SPSS 25 programı kullanılmıştır. Katılımcıların sosyodemografik ve antropometrik bilgileri, gıda takviyeleri tüketimleri, beslenme alışkanlıkları ve sıklıkları ile ilgili soruları içeren anket formu çevirim içi toplanmıştır. Çalışmamızda katılımcıların Covid-19 ile enfekte olma durumları ile gıda takviyeleri tüketimleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0,05). En çok tercih edilen gıda takviyelerinin sırasıyla ginkgo biloba, koenzim Q10, ekinezya, sarımsak, tarçın, zencefil, zerdeçal, C vitamini, propolis ve yeşil çay olduğu tespit edilmiştir. Araştırmamızda Covid-19 ile gıda takviyeleri ve bazı besin grupları arasında ilişki bulunsa da enfekte olan ve olmayan grupların karşılaştırıldığı daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır.