Theses supervised by Prof. Dr. Ayla Gülden Pekcan
24 theses · Hasan Kalyoncu University
Vücut ağırlık kaybı programı uygulanan aşırı kilolu ve obez kadınlarda badem tüketiminin antropometrik ölçümler ile bazı kan parametreleri üzerine etkisinin belirlenmesi
Obezite vücutta yağ miktarının aşırı artması ile karakterize önemli bir halk sağlığı sorunu olup birçok kronik hastalık için temel risk etmenidir. Bu çalışmanın amacı beden kütle indeksi (BKİ) ≥25 kg/m2 olan fazla kilolu ve obez yetişkin kadınlara uygulanan dengeli hipokalorik, 30 g/gün badem eklenmiş (müdahale, BED grubu) ve eklenmemiş (kontrol, BsizD grubu) diyet programının antropometrik ölçümler ile bazı kan parametreleri üzerine etkisinin belirlenmesidir. Çalışma 3 ay süreli randomize kontrollü bir çalışmadır. Gaziantep ilinde Kilometre Diyet Danışmanlığı Merkezi'ne başvuran yaş grubu 25-50 yıl olan hafif şişman (BKİ: 25,0-29,9 kg/m2) ve şişman (BKİ:≥30 kg/m2) toplam 32 kadın üzerinde yürütülmüştür. Bireyler gelişigüzel iki gruba (16 müdahale; 16 kontrol) ayrılmış, bireylere kişiselleştirilmiş hipokalorik diyet planlanmış ve bir grubun diyetine enerji içeriği dikkate alınarak 30 g/gün badem ara öğünde eklenmiştir. Bireylerin demografik özellikleri, beslenme alışkanlıkları, besinlerin tüketim sıklığı ve fiziksel aktivite düzeyleri soru kağıdı ile belirlenmiştir. Çalışmanın başlangıcında, 1., 2., ve 3. aylarda birbirini izleyen 3 gün süre ile (bir günü hafta sonu) 24 saatlik besin tüketim kaydı alınmıştır. Çalışmanın başlangıcında, 1., 2., ve 3. aylarda bireylerin antropometrik ölçümleri (boy uzunluğu-başlangıçta, vücut ağırlığı, bel, kalça ve boyun çevresi) yapılmış ve Biyoelektrik İmpedans Analiz (BİA) cihazı ile vücut bileşimi belirlenmiş, BKİ, bel/kalça çevresi oranı (BKO), bel çevresi/boy uzunluğu (BBO) oranı hesaplanmıştır. Hekim kontrollü olarak rutinde (başlangıçta ve 3. ayda) biyokimyasal ve hematolojik parametrelere (açlık kan şekeri, insulin düzeyi, HbA1c, HOMA-IR, total kolesterol, LDL-kolesterol, HDL-kolesterol, trigliserit, serum demir, hemoglobin, TSH, CRP vd.) bakılmıştır. Başlangıçta kontrol ile müdahale gruplarının antropometrik ölçümleri arasında anlamlı bir fark saptanmamıştır (p>0.05). Müdahale ve kontrol grubu kadınların başlangıç ve 1., 2., 3. aylarda vücut ağırlığı, BKI, bel ve kalça çevresi, BBO, vücut yağ yüzdesi, vücut yağ kütlesi ölçümleri arasında anlamlı fark bulunmuştur (p=0,001). Kontrol grubunda başlangıç ve 3. ay ölçümleri arasında HbA1c ve LDL-kolesterol açısından anlamlı fark oluşmazken (p>0.05), müdahale grubunda anlamlı fark olduğu (p<0,05) görülmüştür. İnsülin, HDL-kolesterol, trigliserit değerlerinde ve insülin direncinde (HOMA-IR) başlangıç ve 3. ay ölçümleri incelendiğinde her iki grupta da anlamlı fark olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Dengeli hipokalorik diyetin müdahale ve kontrol grubunda vücut ağırlık kaybında, antropometrik ölçümler ile kan parametrelerinde önemli düşmeye neden olduğu ancak badem eklenen grubun daha iyi gelişme sağladığı görülmüştür. Zayıflama diyetlerine ara öğünde badem eklenmesi sağlıklı bir seçenek olarak önerilebilinir.
Anne ile yenidoğan bebeğin serum d vitamini düzeylerinin ve etkileşimlerinin belirlenmesi
Ufuk Ayşe KEPKEP, Anne ile Yenidoğan Bebeğin Serum D Vitamini Düzeylerinin ve Etkileşimlerinin Belirlenmesi, Hasan Kalyoncu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Beslenme ve Diyetetik Programı Tezli Yüksek Lisans Tezi. Gaziantep, 2018. D vitamini eksikliği (VDE) gebelik ve bebeklik dâhil yaşam sürecinde sağlık üzerine ciddi olumsuz etkileri olan önemli bir halk sağlığı sorunudur. Yaşam biçimi, güneş ışınlarından yararlanmama, gebelerde ve çocuklarda yetersiz D vitamini ve kalsiyum alımı temel eksiklik nedenleridir. Bu çalışmanın amacı gebe kadınlarda ve yenidoğanda serum D vitamini düzeylerinin ve etkileşimlerinin belirlenmesidir. Çalışma kesitsel bir çalışma olup Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü'nde gebeliğinin >37 haftası üzerinde olan 66 gebe kadın ve yenidoğanda yürütülmüştür. Kadınların demografik özellikleri, 24 saatlik besin tüketimi, besin desteği kullanma durumu belirlenmiş ve antropometrik ölçümleri yapılmıştır. Gebe kadınlarda ortalama yaş (±S) 28,8±6,9 yıldır. Türkiye "Gebe Kadınlarda D Vitamini Desteği Programı" yürütmesine karşın %33,3 oranında gebe kadının D vitamini desteği kullandığı ve kullanılan dozun da program önerisine (1200 IU/gün) uygun olmadığı belirlenmiştir. Gebe kadınlarda ortalama (±S) 25(OH)D vitamini düzeyi 17,3 ± 9,0 [destek kullanmayan kadın (DsizK): 16,5± 7,9; destek kullanan kadın (DK): 18,8 ±11,0] ng/mL ve yenidoğan kord kanında ise 16,6± 9,9 [annesi destek kullanmayan yenidoğan: (YDsizK): 13,9± 8,7; annesi destek kullanan yenidoğan (YDK): 22,1 ±10,1; p=0,000, p<0,05] ng/mL'dir. Gebe kadınların %22,7'sinde ağır eksiklik (<10 ng/dL), %51,5'inde eksiklik (11-19 ng/mL), %15,2'sinde yetersizlik (20-29 ng/mL) ve %10,6'sında yeterli düzey (≥30 ng/mL) belirlenmiştir. Yenidoğanda ise ağır eksiklik, eksiklik, yetersizlik ve yeterli düzey sırasıyla %33,3, %39,5, %13,6 ve %13,6 olarak bulunmuştur (YDsizK ve DsizK, p=0,006, p<0,05). Gebe kadınların %86,4'ünün kapalı giyindiği ve vitamin D düzeylerinin düşük olduğu bulunmuştur (p=0,049, p<0,05). Diyetle günlük D vitamini ve kalsiyum alımı sırasıyla 2,1 mcg ve 894,7 mg'dır. Kadınların %64,1'i hiç balık tüketmemektedir. D vitamini desteği alan kadınların doğumda vücut ağırlığı (p=0,026, p<0,05) ve beden kütle indeksi (BKİ) (p=0,036, p<0,05) düzeyi destek kullanmayanlardan daha yüksektir. Yenidoğan doğum ağırlığı YDsizK ve YDK gruplarında 3005,1±456,1 ve 3153±422,5 gramdır (p>0,05). Sonuç olarak anne serum vitamin D düzeyi yenidoğanın değeri ile yüksek korelasyon göstermektedir. Anne D vitamini eksikliği önemli bir sorundur. Gebelere ve bebeklere D vitamini desteği programı etkin olarak yürütülmeli ve izlenmelidir. Aynı zamanda besin zenginleştirme programı da bir müdahale olarak düşünülmelidir.
Özel bir okul yemekhanesinde oluşan besin artık miktarlarının ve maliyetinin saptanması
Merve ELHATUSARU, Özel Bir Okul Yemekhanesinde Oluşan Besin Artık Miktarlarının ve Maliyetinin Saptanması, Hasan Kalyoncu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Beslenme ve Diyetetik Programı Tezli Yüksek Lisans Tezi, Gaziantep, 2018.Çocukların genel sağlığı temelde besinlerle yeterli enerji ve besin ögeleri alımının optimal büyüme ve gelişmeyi desteklemesi ile sağlanır. Türkiye'de az sayıda öğrenciye okul öğle yemeği sağlanmaktadır. Okul öğle yemeği programının ulusal düzeyde uygulanması obezite gibi beslenme sorunlarının önlenmesinde ve beslenmenin geliştirilmesinde bir gerekliliktir. Öğle yemeği çocukların günlük enerji ve besin ögeleri gereksinmesinin beşte ikisini karşılar. Okul öğle yemeği tabak artığı çalışmaları; besin ögesi alımını, diyet kalitesini, menü performansını, besin tercihini, maliyeti ve programların etkinliğini, beslenme eğitim durumunu saptamada kullanılmaktadır. Bu tanımlayıcı çalışmanın amacı, Gaziantep ilinde 4 haftalık dönüşümlü menü ile öğle yemeği servisi yapılan özel bir okulda 6-13 yaş grubu çocuklarda yemek ve besin tabak artıklarının ve maliyetinin belirlenmesidir. Toplam 300 öğrenci (erkek: 165, %55; kız: 135, %45), sırasıyla 6-9 ve 10-13 yaş grubunda 120 ve 180 çocuk dolaylı olarak çalışmaya katılmıştır. Tabak artıklarının belirlenmesinde günde 300 ve 4 haftada 6000 yemek ve besin bulunduran tepsi incelenmiştir. Öğrenciler yemeklerini bitirdikten sonra tepsi artıkları türlerine göre ayrı kaplarda toplanmış, tartım yöntemi ile tartılmış, porsiyona çevrilmiş ve maliyet hesaplanmıştır. Yemeklerin ve besinlerin enerji ve besin ögeleri içeriği hesaplanmış, öğle öğünü miktarları Türkiye diyet referans değeri (DRV) önerilerine göre değerlendirilmiştir. Öğrencilerin 6-9 yaş ve 10-13 yaş grubunda ortalama enerji alımı sırasıyla 786 ve 979 kkal., DRV karşılama yüzdesi%119 ve%124'tür. Enerjinin karbonhidrat, protein ve yağdan gelen oranları 6-9 yaş grubunda sırasıyla %37,1, %15,6 ve%47.3,10-13 yaş grubunda ise%42,9, %14,9 ve %42,3'dir.D ve B12 vitaminleri ve kalsiyum dışında tüm besin ögeleri öğle öğünü için öngörülen DRV üzerindedir. Süt ve süt ürünleri, sebze ve meyve tüketimi öğle öğünü için önerilenden düşüktür. Öğrencilerin 6-9 yaş ve 10-13 yaş grubunda tabaklarındaki yemek ve besin artığı sırasıyla kurubaklagil yemeklerinde %23 ve % 21,8, sebze yemeklerinde %19,4 ve %33,3, kırmızı et yemeklerinde %18,2 ve %20,9, meyvede %0 ve %0, yoğurtta ve ayranda %3 ve %5,6, tatlıda %19,1 ve %13,2'dir. Öğle öğünü ve tabak artığı maliyeti ayda 12862 TL ve 1926 TL'dir. Toplam öğle öğünü maliyet kaybı %15'tir. Öğle öğününde oluşan yemek ve besin tabak artıklarının önlenmesi için çocukların enerji ve besin ögeleri gereksinimlerine uygun, sağlıklı beslenmeyi destekleyen, iyi planlanmış menülerin oluşturulması sağlanmalıdır.
Otistik bozukluğu olan çocukların beslenme durumlarının tanımlanması ve ailelere verilen beslenme eğitiminin etkisinin belirlenmesi
Otizm ve Otizm spektrum bozukluğu (OSB), genellikle çeşitli derecelerde zorlu sosyal etkileşimlere, sözel ve sözel olmayan iletişime ve tekrarlayan davranışlara yol açan. yaşam boyu süren bir bozukluk olup, geniş bir yelpazeye yol açan bir nörogelişimsel problematik davranış bozukluğudur. Bu çalışmanın amacı, Gaziantep'te özel bir eğitim kurumunda eğitim gören otistik çocukların; beslenme durumlarının, antropometrik ölçümlerinin belirlenmesi ve ailelere verilen beslenme eğitiminin etkisinin belirlenmesidir. Çalışma 3 ay süreli müdahale çalışması olarak Hasan Kalyoncu Üniversitesi Özel Eğitim ve Araştırma Merkezi'nde eğitim gören 4-9 yaş grubu (ortalama±S: 7,2±1,37 yaş) 10 erkek ve 4 kız otistik çocukta yürütülmüştür. Ailelere başlangıçta. 1., 2. ve 3. aylarda sağlıklı beslenme eğitimi verilmiştir. Çocukların sorukağıdı ile demografik özellikleri ve beslenme alışkanlıkları belirlenmiştir. Çalışmanın başlangıcında ve 3. ayda birbirini izleyen 7 gün süre ile 24 saatlik besin tüketim kaydı alınmıştır. Başlangıçta ve her ay çocukların antropometrik ölçümleri yapılmış, vücut bileşimi belirlenmiştir. Beden kütle indeksi (BKİ), bel/kalça çevresi oranı (BKO), bel çevresi/boy uzunluğu (BBO) oranı hesaplanmıştır. Çalışmanın sonunda ailelere "Çocuklarda Yeme Davranışı Ölçeği (Children's Eating Behaviour Inventory-CEBI)" ve "Gastrointestinal Şikayet İndeksi (Gastointestinal Severity Index-GI)" sorukağıtları uygulanmıştır. Çocukların enerji, posa, D ve B1, folat vitaminleri, demir ve kalsiyum alım miktarları günlük önerilen miktarlardan düşük bulunmuştur. Yağdan gelen enerji yüzdesi yüksektir. Çocukların boy uzunluğu, vücut ağırlığı, boyun ve baş çevresi, vücut yağ kütlesi ve vücut yağ yüzdesi ortalama değerleri 3 ayda önemli artış göstermiştir (p<0,05). CEBI puan ortalaması 102,8±7,9'dur. CEBI'ye göre yemek sırasında olumsuzluk puanı kızlarda erkeklere göre daha fazladır(p<0,05). 4-6 yaş grubunda 7-9 yaş grubuna (p<0,05) göre daha yüksek bulunmuştur. GI Duyarlılık İndeksi'ne göre çocukların %53.1'inde en az bir semptomun görüldüğü belirlenmiştir. Ortalama puan 5,6'dır. Çocuklarda en sık görülen semptomlar diyare (%64,3), gaz şikayeti (%57,1), abdominal ağrı (%50,0) ve konstipasyondur (%35,7). OSB'li çocuklarda ailelere verilen beslenme eğitimi ile olumlu gelişme sağlandığı gözlenmiştir. OSB'li çocukların ailelerinin beslenme farkındalığının arttırılması için ekipte diyetisyen varlığı sağlanmalıdır.
Adolesanlarda farklı iki günde belirlenen besin ögesi alımları ile sağlıklı yeme indeksi ve diyet kalite indeksi arasındaki ilişkinin belirlenmesi
İrem AYHAN TURAL, Adolesanlarda Farklı İki Günde Belirlenen Besin Ögesi Alımları ile Sağlıklı Yeme İndeksi ve Diyet Kalite İndeksi Arasındaki İlişkinin Belirlenmesi, Hasan Kalyoncu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Beslenme ve Diyetetik Programı Tezli Yüksek Lisans, Gaziantep, 2018. Bu çalışmanın amacı, adolesanların farklı iki günde belirlenen besin ögesi alımları ile, Sağlıklı Yeme İndeksi ve Diyet Kalite İndeksleri arası ilişkiyi değerlendirmektir. Bu çalışmada adolesanların diyet kalitesi; Sağlıklı Yeme İndeksi (HEI-2010), Diyet Kalite İndeksi (DQI-I) ve Akdeniz Diyeti Kalite İndeksi (KIDMED) ile değerlendirilmiştir. Çalışma, Kilis ilinde Mehmet Sanlı Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi'nde gündüzlü eğitim-öğretim gören, çalışmaya katılmayı kabul eden, 15-18 yaş grubu toplam 200 adolesan (erkek: 62, %31,0; kız: 138, %69,0) üzerinde yürütülmüştür. Veri toplama formu ile adolesanların; genel özellikleri, beslenme alışkanlıkları, 24 saatlik beslenme tüketim durumu, besin tüketim sıklığı, fiziksel aktivite durumları ile antropometrik ölçümleri ve vücut bileşimleri değerlendirilmiştir. Erkek ve kızların sırasıyla %4,8 ve %8,7'si obez, %8,1 ve %15,9'u ise fazla kiloludur. HEI-2010, DQI ve KIDMED indekleri 14 gün ara ile farklı iki günde alınan besin tüketim kayıtları ile hesaplanmıştır. Çalışmada iyi diyet kalitesine (HEI: ≥80 puan) sahip adolesan bulunmamıştır. HEI-2010 1. (başlangıç) ve 14. gün ortalama puanı erkeklerde 46,2, kızlarda ise 48,7 puandır ve %49,5'inin diyet kalitesi kötü (<50 puan) olarak belirlenmiştir. Toplam meyve, tam meyve ve toplam sebze puanları cinsiyete göre anlamlı düzeyde kızlarda daha yüksek bulunmuştur (p<0.05, p<0.01). DQI-I 1. ve 14. gün puan ortalaması 100 puan üzerinden erkeklerde 50,7, kızlarda ise 45,5 puandır. Sebze, tahıl, posa, protein, toplam yağ, doymuş yağ, yağ asitleri ve toplam DQI-I puanları cinsiyete göre anlamlı düzeyde farklı bulunmuştur (p<0.01, p<0.05). Kızlarda protein puanı daha yüksek; sebze, posa, toplam yağ, doymuş yağ, yağ asitleri ve toplam DQI-I puanları ise daha düşük düzeyde belirlenmiştir. Tüm adolesanların KIDMED puanı ortalaması 4,1±2,33 (erkek: 4,4±2,43, kız: 3,9±2,27) puan olarak bulunmuştur. KIDMED ortalama puanına göre adolesanların diyet kalitesi orta düzeydedir (4-7 puan) ve geliştirilmesi gerekmektedir. Elde edilen verilere göre adolesanların diyet kalitesi iyi değildir, bu nedenle beslenme müdahalesi ve beslenmenin geliştirilmesi programlarının uygulanması gerekmektedir.
Bariatrik cerrahi uygulanmış hastaların ameliyat sonrası altı ay ve üzeri sürede vücut ağırlığı kaybının, besin tüketim durumunun ve bazı biyokimyasal bulgularının belirlenmesi
Obezite ve obeziteye bağlı metabolik bozukluklar yüksek morbidite ve mortalite ile ilintilidir.Bariatrik cerrahi (BC) morbid obezlerdevücut ağırlığı kaybı ile komorbiditenin iyileştirilmesinde etkin bir yöntemdir.Bu çalışmanın amacı bariatrik cerrahi ameliyatı geçirmiş hastaların ameliyattan sonra 6 ay ve üzeri sürede vücut ağırlığı kaybı, besin tüketim durumu, beslenme alışkanlıkları ve bazı biyokimyasal bulguların değişimlerininsaptanmasıdır. Çalışma Gaziantep İlinde bir özel hastanede 30 hastada (14 erkek, 16 kadın) yürütülmüştür. Bireylerin demografik özellikleri, beslenme alışkanlıkları, besinlerin tüketim sıklığı ve fiziksel aktivite düzeyleri, 24-saatlik besin tüketim durumları belirlenmiştir. Laparoskopik sleeve gastrektomi (LSG) öncesi ve sonrası bazı antropometrik ölçümler, hekim kontrollü olarak rutinde yapılan biyokimyasal ve hematolojikanalizler (açlık kan şekeri, insulin düzeyi, HbA1c, total kolesterol, düşük (LDL) ve yüksek dansiteli(HDL) kolesterol, serum demiri, hemoglobin, alanin aminotransferaz (ALT), B12) değerlendirilmiştir. Bireylerin %56,7'si 30-44 ve %26,6'sı 45 ve üzeri yaş grubundadır.LSG öncesi bireylerin%52,9'unda tip 2 diyabet,%23,5'inde karaciğer yağlanması, %5,9'unda hipertansiyon belirlenmiştir.Ameliyat sonrası bireylerin %73,3'ünün hastalıklarında düzelme görülmüştür,%53,3'ü besin desteği (%82,4'i protein hidrozialtı,%17,6 multivitamin mineral) kullanmaktadır.Ortalama günlük enerji alımı erkeklerde 728,2±250,8 ve kadınlarda 828,8±257,1 kkal'dir. Enerjinin karbonhidrat, protein ve yağdan gelen oranı erkeklerde %32,9±12,6, %24,2±8,1 ve%42,9±12,2,kadınlarda%32,9±9,7, %22,4±7,2 ve %44,6±8,8'dir.Vücut ağırlığı ve BKİ değerleri LSG öncesi ve sonrası erkeklerde 139,9±29,8 ve 98,3±17,8 kg (ortalama kayıp: %29,7; p<0,05), 42,9±8,5 kg/m2 ve 30,7±5,8 kg/m2 (p<0,05), kadınlarda 109,3±15,4 ve 71,8±12,8 kg (ortalama kayıp: %34,3; p<0,05), 41,0±5,3 ve 27,0±4,9 kg/m2 (p<0,05) bulunmuştur.Tüm antropometrik ölçümlerde istatistiksel anlamlılık göstermeyen düşmeler gözlenmiştir.Erkeklerde ALT (p=0,007, p<0,05), kadınlarda insülin (p=0,005, p<0,05), total kolesterol (p=0,016, p<0,05), LDL-K (p=0,004, p<0,05), ALT (p=0,004, p<0,05) düzeylerinde anlamlı düşmeler belirlenmiştir. LSG uzun dönemde vücut ağırlığında önemli kayba ve antropometrik ölçümlerde, biyokimyasal parametrelerde ve morbiditede azalmaya neden olmaktadır.
Osmaniye'de Özel Park Hastanesi Çocuk hastalıkları servisine başvuran 3-18 yaş aralığındaki bireylerin beslenme durumunun ve tartrazin (E-102) bulunan besinlerin tüketim miktarının saptanması
Bu çalışma; Osmaniye il merkezinde yaşayan 3-18 yaş arası çocuk ve gençlerin beslenme durumunu saptamak ve değerlendirmek, tüketilen besinler içerisinde renklendirici olarak tartrazin (E102) bulunan besinlerin cins ve miktarlarını saptamak amacıyla yapılmıştır. Araştırma Osmaniye ilinde Özel Park Hastanesi'nde yürütülmüştür. Kasım 2016-Aralık 2017 tarihleri arasında hastaneye başvuran 3-18 yaş grubu toplam 100 (49 erkek ve 51 kız) çocuk ve genç üzerinde yürütülmüştür. 24-saatlik besin tüketim kaydı yöntemi ile bireylerin beslenme durumu saptanmış ve içeriğinde tartrazin (E-102) bulunan besinlerin cinsi ve tüketim miktarı belirlenmiştir. Çocukların antropometrik ölçümleri alınmış ve beden kütle indeksi (BKI) hesaplanmıştır. Yaşa göre BKI değerine göre çocukların %21,0'i fazla kilolu ve %10,0'u şişman bulunmuştur. Çocukların %67,0'si öğün atlamaktadır ve sıklıkla kahvaltı öğünü (%62,2) atlanmaktadır. Çocukların 62 adet ambalajlı ürünü tükettiği ve bu ürünlerden %11,2'sinin etiketinde renklendirici içermediği beyan edilmiş, %53,2'sinde içerdiği renklendirici adı ve kodu etiketinde belirtilmiştir. Ara öğün olarak çocukların sıklıkla meyve (%33,0), bisküvi (%26,0), cips (%15,0) ve çikolata (%14,0) tükettiği bulunmuştur. Çocukların sıklıkla bu ürünleri televizyon (%47,0) ve arkadaşlarından (%29,0) öğrendiği belirlenmiştir. Tartrazin içeren besinleri tüketen çocukların sıklığı %4,0'dür. Çocukların %48'i gıda boyalarının sağlık üzerine olumsuz etkisinin olmadığını düşünmekte, %17'si bazı gıda boyalarının zararlı olduğu, %15'i tümüyle sağlığa zararlı olduğu görüşündedir. Çocukların %54,0'ü etiket okuduğunu beyan etmiştir. Sonuç olarak toplum gruplarının ve özellikle çocukların sağlıklı beslenme bilincinin arttırılması ve beslenme eğitimi verilmesi sağlığın korunması ve geliştirilmesi için öncelik taşımalıdır. Anahtar Kelimeler: Beslenme Durumu, Gıda Katkı Maddesi, Tartrazin (E 102)
Diyarbakır ili Yenişehir Toplum Sağlığı Merkezi'ne başvuran bireylerde uyku kalitesinin diyet kalitesine ve antropometrik ölçümlere etkisinin belirlenmesi
Bu çalışma; Diyarbakır İli Yenişehir Toplum Sağlığı Merkezi'ne başvuran bireylerin uyku kalitesinin diyet ve antropometrik ölçümlere etkisini belirlemek amacıyla toplam 200 (Erkek: 101; Kadın: 99) yetişkin bireyde yürütülmüştür. Bireylerin demografik özellikleri, fiziksel aktivite durumları, beslenme alışkanlıkları ve 24 saatlik besin tüketimleri saptanmıştır. Uyku kalitesi Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi (PUKİ), duygu durumları Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ), diyet kaliteleri ise Sağlıklı Yeme İndeksi (HEI-2010) ve Diyet Kalite İndeksi (DQI) ile bireylerin saptanmış, antropometrik ölçümleri alınmış, vücut bileşimleri belirlenmiştir. Beden kütle indeksi (BKİ), bel/kalça çevresi oranı (BKO), bel çevresi/boy uzunluğu (BBO) oranı hesaplanmıştır. Bireylerin yaş ortalaması 35,3±10,30 yıldır. BKI ve bel çevresi ortalaması (±S) sırasıyla erkeklerde 26,4±5,62 kg/m2 ve 93,4±14,78 cm, kadınlarda 27,2±6,72 kg/m2 ve 90,4±12,99 cm'dir. Bireylerin BKİ, vücut yağ yüzdesi, vücut yağ miktarı, yağsız vücut yüzdesi, bel çevresi, kalça çevresi ile uyku süresi arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmuştur (p<0,001). PUKİ puanı tüm bireylerin %17,0'sinde kötü (≥5 puan) (Erkek: %16,8; Kadın: %17,2) bulunmuştur. PUKİ puanı ortalaması (±S) 8,24±3,47 puandır. BDÖ puanına göre erkek bireylerin %44,6'sı, kadınların %34,3'ü minimal depresyondadır. Erkeklerin %24,8'i hafif depresyonda, %22,8'i orta depresyonda ve %7,8'i şiddetli depresyondadır. Kadın bireylerin ise %20,2'sinin hafif depresyonda, %37,4'ünün orta depresyonda ve %8,1'inin şiddetli depresyondadır. BDÖ puanı ortalaması (±S) ve tüm bireylerde14,7± 9,77 (Erkek:13,9±9,12; Kadın:15,8±9,79) puandır. BDÖ ile PUKİ arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmuştur (p<0,001). Uyku kalitesi iyi ve kötü olan bireylerin HEI puanları sırasıyla 82,4±12,3 ve 44,9±18,35 puan (p<0,001) iken, DQI puanları sırasıyla 76,7±10,72 ve 45,5±13,81 puandır (p<0,001). Sonuç olarak, bireylerin uyku kalitesi ile beslenme durumlarının diyetisyen tarafından değerlendirilmesi ve beslenme ve sağlık sorunlarının önlenmesi için kapsamlı eğitim programlarının uygulanması gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi, Beck Depresyon Ölçeği, Beden Külte İndeksi, Sağlıklı Beslenme İndeksi, Diyet Kalite İndeksi
Maternal iyot durumunun yeni doğan bebeğe etkisinin belirlenmesi
İyot Yetersizliği Hastalıkları (İYH) birçok insanı etkileyen önemli bir halk sağlığı sorunudur. İyot eksikliği özellikle gebe ve emziren kadınlarda hem anne hem de bebek için olumsuz etkileri nedeniyle ciddi bir sorundur. Bu araştırmanın amacı gebe kadınlarda ve yenidoğanda idrarla medyan iyot atımı (İMİA) düzeylerinin ve etkilerinin belirlenmesidir. Çalışma tanımlayıcı, kesitsel bir çalışma olup Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü'ne doğum için başvuran, gebelik yaşı 37 hafta ve daha büyük olan 60 gebe kadın ve 60 yenidoğan üzerinde yürütülmüştür. Gebelerin demografik özellikleri, 24 saatlik besin tüketimi, besin desteği kullanma durumu belirlenmiş ve antropometrik ölçümleri yapılmıştır. Gebe kadınlarda ortalama (±SS) yaş 26,5±4,8 yıldır. Gebelerin %73,3'ü iyotlu tuz kullanmaktadır. Maternal İİA ortalama 163,4±79,6 (İyotlu tuz kullanan gebelerde: 192,9±71,1; iyotlu tuz kullanmayan gebelerde: 82,3±29,8 mcg/L, p=0,000, p<0,05) mcg/L ve yenidoğanda ise 113,5±44,9 (annesi iyotlu tuz kullanan yenidoğan: 129,3±41,4; annesi iyotlu tuz kullanmayan yenidoğan:70,2±16,6 mcg/L; p=0,000, p<0,05) mcg/L'dir. İyotlu tuz kullanan ve kullanmayan gebelerin medyan iyot atım değeri 163,5 ve 74,6 mcg/L iken annesi iyotlu tuz kullanan ve kullanmayan yeni doğanlarda bu değerler, 118,3 ve 67,4 mcg/L'dir. Gebe kadınların %3,3'ünde ağır iyot eksikliği (<50 mcg/L), %16,7'sinde orta eksiklik (50-99 mcg/L), %21,7'sinde hafif eksiklik (100-149 mcg/L), %50,0'ında yeterli düzey (150-249 mcg/L) ve %8,3'ünde fazla düzey (250-499 mcg/L) belirlenmiştir. Yenidoğanda ise eksiklik, yeterlilik ve fazlalık sırasıyla %33,3, %63,3 ve %3,3 olarak belirlenmiştir. İyotlu tuz kullanan gebelerin bebeklerinde eksiklik görülme sıklığı iyotlu tuz kullanmayanlara göre daha düşüktür (p=0,000, p<0,05). İdrarla iyot atımı ağır eksiklik gösteren gebelerin yenidoğan bebeklerinin vücut ağırlığı ortalaması 2200,0±282,8 gram, yeterli olanların 3308,0±384,8 ve fazla olanların 3450,0±70,7 gramdır. Annenin idrar iyot atımı arttıkça yenidoğanın vücut ağırlığının arttığı saptanmıştır (p=0,005, p<0,05). Annesi iyotlu tuz kullanan yenidoğanların boy uzunluğu, baş çevresi ve beden kütle indeksi (BKİ) değeri iyotlu tuz kullanmayanlara göre daha fazladır (p=0,000, p=0,001 p=0,04 p<0,05). İyotlu tuz kullanan gebe kadınların %95,5'inin yemeğe pişerken tuz eklediği ve bu gebelerin idrar iyot atımlarının, iyotlu tuzu yemeğe pişirdikten sonra ekleyenlere göre daha düşük olduğu bulunmuştur (p=0,001, p<0,05). Tüm bu bilgiler doğrultusunda, maternal iyot atım düzeyi yenidoğanın düzeyi ile paralellik göstermektedir ve maternal iyot eksikliği hem anne hem de yenidoğan için önemli bir halk sağlığı sorunudur. Gebelerde ve bebeklerde iyot eksikliğinin önlenmesi için politikaların etkin uygulanması, yürütülmesi ve izlenmesi gerekmektedir.
Huzurevinde yaşayan yaşlılarda sarkopeni ve mini nütrisyonel araştırma tarama testi ile malnütrisyon riskinin belirlenmesi
Yaşlanma sırasında vücutta birtakım fizyolojik değişimlerle birlikte besin alımında da değişimler görülmektedir. Besin alımı yetersizliği ileri boyutlarda olduğunda yaşlıları etkileyen önemli bir sağlık sorunu olan malnütrisyon gelişmektedir. Bu araştırmanın amacı huzurevinde yaşayan yaşlılarda sarkopeni ve Mini Nütrisyonel Araştırma Tarama Testi (MNA) ile malnütrisyon riskinin belirlenmesidir. Çalışma tanımlayıcı, kesitsel bir çalışma olup Gaziantep Huzurevi Yaşlı Bakım ve Rehabilitasyon Merkezi'nde yaşayan, iletişim kurulabilen ve yatağa bağımlı olmayan 58 (Erkek: 35, %60,3; Kadın: 23, %39,7) gönüllü birey üzerinde yürütülmüştür. Bireylere uygulanan soru kâğıdı ile demografik özellikleri, beslenme alışkanlıkları belirlenmiş, MNA tarama testi uygulanmış, antropometrik ölçümleri ve dinamometre ile kas gücü (el kavrama gücü) ölçümü yapılmış, yürüme hızı testi uygulanmıştır. Bireylerde ortalama (±SS) yaş 77,6±9,0 yıl, huzurevinde yaşama süresi 3,6±2,7 yıldır. Erkek ve kadın bireylerin ortalama Beden Kütle İndeksi (BKI) sırasıyla, 26,9±5,0 ve 30,9±8,0 kg/m2'dir (p=0,121, p>0,05). Tüm bireylerde zayıf, normal, fazla kilolu ve obez olma sıklığı sırasıyla, %3,4, %25,9, %39,7 ve %31,0'dır. Cinsiyet ve BKİ arasında anlamlı bir ilişki bulunmamaktadır (p=0,121, p>0,05). Bireylerin kas gücü ortalaması erkeklerde 21,2±9,2 kg, kadınlarda 11,4±3,9 kg'dır (p=0,001, p<0,05). Erkek bireylerin %77,1'inde (<30 kg) kadınların ise %100'ünde (<20 kg) kas gücü yetersizliği (p=0,017, p<0,05) ve erkeklerin %77,1'inde kadınların %91.3'ünde yürüme hızı düşüklüğü (<0,8 m/dakika) belirlenmiştir. Cinsiyet ve yürüme hızı testi sonucu arasında anlamlı bir ilişki bulunmamaktadır (p=0,287, p>0,05). MNA puanı ortalamaları erkek ve kadınlarda sırasıyla; 21,4±5,1 ve 21,4±3,5'dir (p=0,445, p>0,05). Bu testten alınan puanlara göre bireylerin %36,2'sinin beslenme durumu normal, %48,3'ü malnütrisyon riski taşımakta ve %15,5'i malnütrisyon tanısı almaktadır. Cinsiyet ve MNA puan sınıflaması arasında anlamlı bir ilişki bulunmamaktadır (p=0,253, p>0,05). Yeterli kas gücü olan bireylerde malnütrisyon belirlenmemiştir. Kas gücü yetersizliği olan bireylerin %54,0'ünde malnütrisyon riski ve %18,0'inde malnütrisyon saptanmıştır (p=0,009, p<0,05). Kas gücü yeterli olan bireylerin %75,0'inin yürüme hızı 0,8 m/dakika ve üzerindedir (p=0,001, p<0,05). Sonuç olarak, malnütrisyon ve sarkopeni yaşlılarda görülen önemli bir sağlık sorunudur. Malnütrisyonun önlenmesi için etkin politikaların oluşturulması, uygulanması ve izlenmesi gerekmektedir. Yaşlılarda belirli aralıklarla MNA tarama testi ile malnütrisyon durumu izlenmelidir. Anahtar Kelimeler: Yaşlı, malnütrisyon, sarkopeni, kas gücü, mini nütrisyonel tarama testi
Radyoterapi tedavisi alan onkoloji hastalarında farklı tarama testleri ile beslenme durumunun belirlenmesi
Kanser hastalarında, hastalığın yanında uygulanan tedaviler de beslenme bozukluğuna yol açabilmektedir. Beslenme bozukluğu bireyin tedaviden aldığı yanıt, yaşam kalitesi ve sağ kalımı ile yakından ilişkilidir. Bu çalışmanın amacı; radyoterapi (RT) alan onkoloji hastalarında, Nütrisyonel Risk Taraması (NRS-2002) ve Evrensel Malnütrisyon Taraması (MUST) testleri kullanılarak, hastaların beslenme durumunun belirlenmesi ve tarama testlerinin kıyaslanması amacıyla yürütülmüştür. Çalışma kesitsel ve tanımlayıcı bir çalışmadır. Çalışma International Medicana Ankara Hastanesi Radyasyon Onkoloji Bölümü'ne radyoterapi için başvuran, 20-64 yaş arasında, gönüllü 110 yetişkin birey (32 erkek, %29,1 ve 78 kadın, %70,9) üzerinde yürütülmüştür. Bireylerin bazı demografik özellikleri, beslenme durumu ve alışkanlıkları sorgulanmış, NRS-2002 ve MUST tarama testleri uygulanmış, antropometrik ölçümleri alınmış ve bazı biyokimyasal bulguları saptanmıştır. Ortalama yaş erkeklerde 50,8±11,9 ve kadınlarda 45,8±10,5 yıldır (p=0,034, p<0,05). Erkeklerin %37,5'i beyin, %28,1'i akciğer, %18,8'i baş/boyun, kadınların %62,8'i meme, %11,5'i beyin, %7,7'si akciğer kanseri tanısı almıştır (p=0,000, p<0,05). Bireylerin günlük enerji alımı erkeklerde 1698±169,7 kkal ve kadınlarda 1472,8±166,8 kkal'dir. Günlük enerjinin karbonhidrat, protein ve yağdan gelen yüzdeleri sırasıyla; %40,1, %17,0 ve %42,8'dir. Günlük diyetle enerji, diyet lifi, D vitamini, tiamin, C vitamini, kalsiyum, magnezyum, demir ve çinko alım miktarları önerilenin altındadır. Toplam NRS skorunun 1, 2 ve 3+ olma durumu erkeklerde %28,1, %18,8 ve %53,1, kadınlarda %69,2, %10,3 ve %20,5'tir. Bireylerin kötü beslenme durumu (NRS: 3+ puan) ilk RT'de %18,2 iken son RT'de %30,0'a yükselmiştir. NRS skoru 2 olanlar ilk RT'de %5,5 iken son RT'de %12,7'ye yükselmiştir. NRS-2002 puan ortalaması ilk ve son RT'de sırasıyla tüm bireylerde 1,4±0,8 ve 1,7±0,9 (erkek: 1,8±1,0; 2,3±0,9, p=0,001, p<0,05; kadın: 1,3±0,7 ve 1,5±0,8, p=0,001, p<0,05) bulunmuştur (p=0,000, p<0,05) MUST'a göre tüm bireylerin ilk RT'de düşük, orta ve yüksek riske sahip olma oranı sırasıyla %79,1, %15,5 ve %5,5 iken son RT'de %71,8, %18,2 ve %10,0'dur (p=0,050, p<0,05). MUST toplam puan ortalaması ilk RT'de 0,3±0,6 iken 0,4±0,7'ye yükselmiştir (p=0,001, p<0,05). Sonuç olarak kanserli hastalarda radyoterapi süresi boyunca hastalar beslenme bozukluğu yaşamaktadır. Bu nedenle tedavi esnasında bireylere malnütrisyon tarama aracı uygulanmalı ve gerekirse beslenme destek tedavisi planlanmalı ve uygulanmalıdır.
Polikistik over sendromlu kadınlarda beslenme durumu, yeme davranışı ve yaşam kalitesinin değerlendirilmesi
Polikistik Over Sendromu (PKOS) doğurganlık çağındaki kadınları etkileyen, en sık görülen endokrinopatidir. Üreme, metabolik ve fizyolojik sonuçları ile kompleks bir sorundur. Araştırmanın amacı PKOS'lu kadınlarda beslenme durumu, yeme davranışı ve yaşam kalitesini değerlendirmektir. Araştırma, Ekim-Şubat 2019 tarihleri arasında Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniği'nde 42 PKOS tanısı almış hasta ile yapılmış kesitsel, tanımlayıcı bir çalışmadır. Bireylerle yüzyüze görüşülerek sorukağıdı formu uygulanmış, genel özellikleri ve sağlık durumu belirlenmiştir. Bireylerden birbirini izleyen iki günlük 24-saatlik besin tüketimi, besinleri tüketim sıklığı, fiziksel aktivite durumu kaydı alınmış ve antropometrik ölçümleri yapılmıştır, Üç faktörlü yeme davranışı (TFEQ-R21) ve yaşam kalitesi (PCOSQ-50), biyokimyasal göstergeleri değerlendirilmiş ve kan basıncı ölçülmüştür. Bireylerin yaş ve beden kütle indeksi (BKI) ortalaması (±S) sırasıyla 23,0±4,15 yıl ve 23,5±4,08 kg/m2 bulunmuştur. Bireylerin %7,1'i obez (BKI: ≥30 kg/m2), %23,8'i fazla kiloludur (BKI: 25,0-29,9 kg/m2). Bel çevresi %69'unda risk (80-88 cm) ve yüksek risk (≥88 cm) grubundadır. Bel/boy oranı %38,1'inde, vücut yağ yüzdesi %33,3'ünde normal sınırlardadır. Bireylerin %19,0'unda açlık kan glukozu, %23,8'inde HOMA-IR, %33,3'ünde LDL-K, yüksek, %59,5'inde HDL-K düzeyi düşük bulunmuştur. D vitamini %88,1'inde eksik (<20 ng/L), B12 %38,1'inde düşüktür (<180 ng/L). Metabolik eşdeğeri (MET) değeri ortalaması 519,75 dk/hafta (düşük) ve fiziksel aktivite düzeyi (PAL) değeri 1,63±0,16 bulunmuştur. Günlük enerji alım miktarı ortalaması (±SS) 1628,2±364,5 kkal.'dir. Enerjinin %50,4'ü karbonhidratlardan, %13,2'si proteinden ve %36,4'ü yağdan sağlanmaktadır. Bireylerin diyetle folat, biotin, birçok vitamin (B1, B2, niasin, B6, B12, C, D) ile minerallerin (K, Mg, Ca, Fe, Zn, I) alım miktarlarının önerilenin altında olduğu belirlenmiştir. Akdeniz diyeti uyum (PREDIMED) puanı ortalama (±S) 6,09±1,42'dir ve bireylerin %61,9'u orta (6-9 puan), %38,1'i ise kötü (≤5 puan) uyum gösterdiği saptanmıştır. Yeme davranışı ölçeği (TFEQ-R21) puan ortalaması (±S) 47,5±11,54 ve yaşam kalitesi (PCOSQ-50) ölçeği puanı 140,8±31,9 bulunmuştur. Bireylerin BKİ değerleri ile HOMA-IR ve LDL-K düzeyleri arasında pozitif, HDL-K ile negatif yönlü anlamlı bir ilişki belirlenmiştir. (p<0,05). TFEQ-R21 ile BKİ, vücut yağ yüzdesi ve bel-boy oranı arasında pozitif yönlü bir ilişki saptanmıştır (p<0,05). PCOSQ-50 ile BKİ ve bel-boy oranları arasında negatif yönlü zayıf bir ilişki bulunmuştur (p<0,05). Sonuç olarak PKOS'lu kadınlarda obezite, insülin direnci ve dislipidemi gibi sağlık risklerinin olduğu saptanmıştır. Antropometrik ölçümlerdeki artış metabolik parametreleri olumsuz yönde etkilemektedir. PKOS'lu kadınlarn diyetlerinin vitamin, mineral ve posa yönünden yetersiz olduğu, yağ içeriğinin ise yüksek olduğu görülmüştür. Fiziksel aktivitelerinin yetersiz, yaşam kalitelerinin düşük olduğu ve olumsuz yeme davranışlarının olduğu görülmüştür. PKOS ile ilişkili semptom ve hastalık risklerinden korunabilmek için diyet müdahalesi ve fiziksel aktivite artışını içeren yaşam tarzı değişikliklerin önerilmesi ve yaşam boyu sürdürülebilirliğin sağlanması gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Polikistik over sendromu, beslenme durumu, yeme davranışı, yaşam kalitesi
Gaziantep ili Sanko Üniversitesi'nde çalışan yetişkin bireylerde kahvaltı alışkanlığı, besin örüntüsü ile kalitesinin belirlenmesi
Kahvaltının sıklıkla günün en önemli öğünü olduğuna dikkat çekilse de genel inanca ve bilimsel desteğe rağmen kahvaltı sıklıkla atlanmaktadır. Dengeli bir kahvaltı günlük alınması gereken enerjinin %15-25'ini karşılamalıdır. Bu çalışmanın amacı Gaziantep İli SANKO Üniversitesi'nde çalışan yetişkin bireylerde kahvaltı alışkanlığı, besin örüntüsü ile kalitesinin belirlenmesidir. Çalışma Haziran – Eylül 2019 tarihleri arasında SANKO Üniversitesi'nde çalışan yetişkin bireylerde yürütülmüştür. Kesitsel ve tanımlayıcı bir çalışmadır. Çalışmaya toplam 137 kişi (Erkek: %39,4; Kadın: %60,6) dahil edilmiştir. Bireylerin demografik özellikleri, beslenme ve kahvaltı yapma alışkanlıkları, besinlerin tüketim sıklığı, fiziksel aktivite düzeyleri, birbirini izleyen 2 günlük (hafta içi ve sonu) ileri dönük 24 saatlik besin tüketimleri ve antropometrik ölçümleri belirlenmiştir. Ortalama (x̄±S) yaş 36,5±10,3 (Erkek: 38,6±12,3; Kadın: 35,0±8,5) yıldır. En sık atlanan öğün %51,8 ile kahvaltı öğünüdür. Her gün kahvaltı yapmayan bireylerde şikayetler sıklıkla yorgunluk (%64,9) ve halsizlik (%47,3) olup, bu şikayetler ile her gün kahvaltı yapmama arasında anlamlı bir fark vardır (p<0,05). Bireylerin hafta içi ve hafta sonu kahvaltıları kıyaslandığında enerji, makro ve mikro besin ögeleri ile kolesterol alımı arasında anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0,05). Kahvaltının günlük enerjiyi karşılama yüzdesi erkek ve kadın bireylerde sırasıyla %32,0±12,3 ve %30,8±10,9'dur. Her iki cinsiyette de hafta içi ve hafta sonu kahvaltıda tüketilen besinlerden süt, yumurta, yeşil yapraklı/diğer sebze ve beyaz/tam tahıllı ekmek tüketimi arasında anlamlı bir fark vardır (p<0,05). Bireylerin kahvaltı kalite indeksi puanı hafta içi 4,82±1,9 (orta kalite), hafta sonu 5,29±1,7 (orta kalite) bulunmuştur. Her gün kahvaltı yapan ve yapmayan bireylerin hafta içi kahvaltı kalite indeksi puanları arasında anlamlı bir fark vardır (p<0,05). Hafta sonu kahvaltı kalite indeksi puanları arasında anlamlı bir fark yoktur (p>0,05). Erkek ve kadınların sırasıyla %72,2 ve %31,3'ü fazla kilolu (BKİ: 25,0-29,9 kg/m2) ve %7,4 ve %10,8'i şişmandır (BKİ: ≥30,0 kg/m2). Ortalama (±S) BKİ erkek ve kadınlarda sırasıyla 26,5±2,5 ve 24,8±4,0 kg/m2'dir. Her gün kahvaltı yapan ve yapmayan bireylerin antropometrik ölçümleri arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark yoktur (p>0,05). Bireylere kahvaltı yapma alışkanlığının kazandırılması ve farkındalığın artırılması gerekmektedir.
Şanlıurfa ili Eyyübiye Sağlıklı Hayat Merkezi'ne başvuran bireylerde metabolik sendrom risk etmenleri ile beslenme örüntüsünün belirlenmesi
Bu çalışma; Şanlıurfa İli Eyyübiye Sağlıklı Hayat Merkezi'ne başvuran bireylerin metabolik sendrom risk etmenleri ile beslenme örüntüsünün belirlenmesi amacıyla toplam 134 (%88,1'i kadın) yetişkin birey üzerinde yürütülmüştür. Bireylerin demografik özellikleri, fiziksel aktivite durumları, beslenme alışkanlıkları, Akdeniz diyetine uyumları, bazı biyokimyasal parametre değerleri ve antropometrik ölçümleri saptanmıştır. Bireylerin Akdeniz diyetine uyumları, Akdeniz Diyetine Uyum Ölçeği (PREDIMED/MEDAS) ile belirlenmiştir. Bireylerin metabolik sendrom risk durumları AHA/NHLBI (American Heart Association / National Heart, Lung and Blood Institute) ve IDF (International Diabetes Federation)'ye ait iki ayrı kriter kullanılarak belirlenmiştir. Bireylerin AHA/NHLBI kriterlerine göre metabolik sendrom prevelansı %24,6 (Erkek: %12,5; Kadın: %26,2), IDF kriterine göre ise sırasıyla %29,9 (Erkek: %37,5, Kadın: %28,8) olarak bulunmuştur. Bireylerin Akdeniz diyet ölçeğine uyumları ile metabolik sendrom durumları arasında istatiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p>0,05). Hem AHA/NLBI hem de IDF kriterine göre bireylerin metabolik sendrom durumları incelendiğinde; yaş, eğitim durumu, medeni hali, antropometrik ölçümleri (boy uzunluğu, vücut ağırlığı, beden kütle indeksi, bel çevresi, kalça çevresi, boyun çevresi, bel/boy oranı, vücut yağ yüzdesi), biyokimyasal parametreleri (açlık kan şekeri, total kolesterol, HDL-kolesterol, LDL-kolesterol, trigliserid) ve kan basıncı değerleri ile arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0,05). Sonuç olarak, önemli bir halk sağlığı sorunu olan metabolik sendromun önlenmesi ve tedavisinde uygun beslenme programları hazırlanması ve toplumun beslenmede bilinçlendirilmesi ve eğitimi için sağlık hizmetlerinde diyetisyenlerin daha fazla istihdam edilmesi ve aktif olarak görev almaları gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Metabolik Sendrom, Akdeniz Diyet Ölçeği, Beslenme Durumu
Gebelik öncesi sezgisel yeme davranışı ile gebelikte yeme farkındalığı ve beslenme durumunun gestasyonel vücut ağırlığı artışına etkisinin belirlenmesi
Bu çalışmanın amacı, gebelik öncesi sezgisel yeme davranışı ile gebelikte yeme farkındalığı ve beslenme durumunun gestasyonel vücut ağırlığı artışına etkisinin belirlenmesidir. Çalışma Gaziantep MMT Amerikan Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniğine başvuran, 18-40 yaş arasında ve gebeliğin son üç ayında, tek gebeliği olan, gebelik öncesi vücut ağırlığını bilen ve çalışmaya katılmayı kabul eden 61 gebe kadın üzerinde yürütülmüştür. Soru kağıdı ile gebelerin genel bilgileri, gebelik dönemi ile ilgili sağlık durumları, besin tüketim sıklığı, antropometrik ölçümleri, 24-saatlik geriye dönük besin tüketim kaydı, Sezgisel Yeme Ölçeği-2 (IES-2), Yeme Farkındalığı Ölçeği-30 (MEQ) ve Akdeniz Diyetine Uyum Ölçeği (KİDMED) değerlendirilmiştir ve diyet kalitesi Sağlıklı Yeme İndeksi-2015 (HEİ-2015) ile değerlendirilmiştir. Gestasyonel vücut ağırlık kazanımına göre değerlendirdiğinde gebelerin %26,2'si önerilenin altında, %27,9'u önerilen aralıkta ve %45,9'u önerilenin üstünde olarak bulunmuştur. Besin ögeleri alımı incelendiğinde yağ ve sodyum alımı fazla, B1 vitamini, B6 vitamini, folat ve demir alımı yetersizdir. Gebe kadınların ortalama KİDMED skoru 6,7±1,8, HEİ-2015 puanı 52,1±9,8, IES-2 puanı 3,4±0,5 ve MEQ puanı 3,5±0,4 olarak bulunmuştur. Gebe kadınların gestasyonel vücut ağırlık kazanımı durumu ile gebelik öncesi BKİ düzeyi arasındaki ilişki istatistiksel açıdan anlamlı bulunmuştur (p=0,008, p<0,05). KİDMED değerlendirmesine göre MEQ arasındaki farklılık istatistiksel açıdan anlamlı bulunmuştur (p=0,004, p<0,05). MEQ ortalama puanı ile KİDMED puanı ve HEİ-2015 puanı arasında pozitif yönlü ve anlamlı bir ilişki bulunmuştur (sırasıyla p=0,000, r=0,531-orta kuvvetli ve p=0,021, r=0,296-zayıf). Yeme farkındalığının diyet kalitesine ve Akdeniz diyetine uyuma olumlu etkili olması gebelik sürecinde beslenme eğitimlerinde kullanılabilecek yeni bir yaklaşım olabileceğini düşündürmektedir. Gebelerde sezgisel yeme ve yeme farkındalığı davranışları ile ilgili daha net öneriler verebilmek için daha çok çalışma yapılması gerekmektedir.
Erzurum ilinde yaşayan gebe kadınların beslenme durumu ile beslenme bilgi düzeyinin belirlenmesi
Gebelik sırasında düşük kaliteli diyetler, anne ve fetüs için olumsuz beslenme ve sağlık sorunlarına neden olmaktadır. Gebe kadınların beslenme bilgi durumu belirlenmeli ve sağlıklı nesillerin devamlılığı için eksiklikler giderilmelidir. Bu çalışma Erzurum ilinde yaşayan gebe kadınların beslenme durumu ile beslenme bilgi düzeylerinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Bu çalışma kesitsel ve tanımlayıcı bir çalışma olup Erzurum ilinde yaşayan, Özel Buhara Hastanesi'ne başvuran, gebeliğinin son trimesterinde olan, çalışmaya katılmayı kabul eden gönüllü 110 gebe üzerinde yürütülmüştür. Gebelerin demografik özellikleri, 24 saatlik besin tüketimi, besin desteği kullanma durumu, beslenme bilgi düzeyleri belirlenmiş ve antropometrik ölçümleri yapılmıştır. Veriler sorukağıdı uygulanarak toplanmış ve SPSS 22.0 paket programıyla değerlendirilmiştir. Beslenme bilgi düzeyi saptama ölçeğine göre toplam 58 puan üzerinden bireylerin aldıkları puan ortalaması 26,3±5,8 olarak hesaplanmıştır. Bireylerin ölçekten aldıkları toplam puan küçükten büyüğe doğru sıralanıp %25'lik dörtte birlik gruba ayrılarak kuartil (quartile) (çeyreklik) sınıflamaları yapılmıştır. Bu sınıflama sonucunda dörtte birlik gruplarında yer alan bireylerin oranları; Q1 (%21,9), Q2 (%20,9), Q3 (%23,6) ve Q4 (%33,6) olarak belirlenmiştir. Yaş grubu 30-39 yıl olan bireylerin ölçekten aldıkları puan ortalaması diğer yaş gruplarına göre anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur (p=0,019). Eğitim düzeyi lise üzerinde (27,8±5,6 puan) olan bireylerin ölçekteki sorulara doğru yanıt verme ortalaması eğitim düzeyi lise ve altı (23,5±5,2 puan) olan bireylere göre anlamlı şekilde daha yüksek bulunmuştur (p=0,000). Bireylerin gebelik öncesi, 1., 2., ve 3. trimesterdeki BKİ değerleri ortalaması sırasıyla; 24,6±4,6 kg/m2, 25,0±4,5 kg/m2, 26,6±4,4 kg/m2 ve 29,2±4,4 kg/m2 olarak hesaplanmıştır. Obez olan bireylerin kazandığı vücut ağırlığı, normal vücut ağırlıklı ve hafif şişman bireylere göre daha yüksek bulunmuştur (p=0,002). Yapılan çalışmaya göre; gebelerin beslenme bilgi düzeyi ve beslenme durumu arzu edilen düzeyde değildir. Gebe kadınlar için diyetisyenler tarafından verilecek olan beslenme eğitimlerine ve sağlıklı beslenme davranış değişikliğine ihtiyaç vardır.
İlköğretim çağı çocuklarda obezojenik beslenme alışkanlıklarının akdeniz diyet kalite indeksi ve beslenme tarama testi ile saptanması
Bu çalışmanın amacı ilköğretim çağındaki 6,0-10,0 yaş grubu çocuklarda obezojenik beslenme alışkanlıklarının Akdeniz Diyet Kalite İndeksi (KIDMED), Obezojenik Beslenme Alışkanlığı Tarama Aracı (E-KINDEX) ve fiziksel aktivite düzeylerinin ise Fiziksel Aktivite Soru kâğıdı (PAQ-C) ile belirlenmesidir. Çalışma Ekim 2020-Şubat 2021 tarihleri arasında Gaziantep il merkezinde eğitim ve öğretim veren iki ilköğretim okulundaki 6-10 yaş grubu 78 erkek 112 kız toplam 190 gönüllü çocuk üzerinde yürütülmüştür. Çocuklar ve ailelere ilişkin bilgi, bir anket formu ile elde edilmiş ve çocukların antropometrik ölçümleri alınmıştır. İstatiksel analizlerde SPSS 22.0 paket programı ve WHO Antro programı kullanılmıştır. Çalışma kapsamına alınan 190 çocuğun %41,1'i erkek, %58,9'u kızdır ve yaş ortalamaları 8,7±1,2 yıldır. Yedi, 8 ve 10 yaş grubu erkek çocuklarının ve 6 ve 7 yaş grubundaki kız çocuklarının boy uzunluğu ortalaması WHO-2007 referans değerleri ortalamasının altındadır. Tüm çocuklarının vücut ağırlığı ve beden kütle indeksi (BKİ) değeri ortalaması WHO-2007 referans değerleri ortalamasından fazladır. Çocukların yaşa göre BKİ değeri Z-skor değerlerine göre değerlendirildiğinde; zayıf, normal, fazla kilolu ve obezite görülme sıklığı sırasıyla %4,2, %43,2 %26,3, %26,3 ve %4,0 olarak bulunmuştur. Bireylerin toplam KIDMED puan ortalaması 5,8±2,1 (E: 5,6±2,3, K: 59±1,9) olarak belirlenmiştir. Kötü, orta ve iyi KIDMED puanına sahip çocukların oranı sırasıyla; %13,7, %63,7 ve %22,6 olarak belirlenmiştir. Yaşa göre vücut ağırlığı çok zayıf grubunda yer alan erkek çocuklarının KIDMED puan ortalaması (2,5±3,5), normal vücut ağırlığı (6,0±2,6) ve fazla kilolu (6,4±1,6) olan çocuklara göre anlamlı şekilde düşük bulunmuştur (p=0,037). E-KINDEX tarama testinde alınan genel puan ortalaması ortalama 58,5±7,9 olarak belirlenmiştir. Bireylerin, vücut ağırlığı, boy uzunluğu BKİ persentil ve z-skor değerlerine göre E-KINDEX tarama testi puan ortalamasının anlamlı bir farklılığı bulunmamıştır. Bireylerin toplam PAQ-C skoru 20,6±5,9 (E:21,3±6,3, K:20,1±5,6) olarak hesaplanmıştır. Bireylerin fiziksel aktivite skorlarının; cinsiyet ve yaşa göre anlamlı bir farklılığı bulunmamıştır. E-KINDEX toplam puanının, KIDMED toplam puanı ve yaş arasında pozitif korelasyon olduğu belirlenmiştir. Bireylerin toplam PAQ-C skoru ile BKİ arasında ise negatif korelasyon saptanmıştır. Sonuç olarak, çocukların beslenme alışkanlıklarının ve fiziksel aktivitenin antropometrik ölçümler üzerine etkisinin olduğu belirlenmiştir. Okul çağı çocuklarda sağlıklı besin ve yapı çevresinin oluşturulması ve izlenmesi çocuklarda obezitenin önlenmesi için önem taşımaktadır.
Gaziantep ve Hatay İli yöresel yemeklerinin besin ögesi örüntü profillerinin farklı yöntemlerle değerlendirilmesi
Yöresel mutfaklar özgün yapıları, lezzet ve çeşitliliğin yanı sıra toplumların beslenmesine verdiği katkı payı ile ölçülür ve değerlendirilir. Günümüzde geliştirilen çeşitli besin ögesi örüntü profilleri ile yemekler, yiyecek ve içecekler besin ögesi içeriklerine göre objektif olarak değerlendirilebilmektedir. Bu çalışma, geleneksel Gaziantep ve Hatay mutfaklarında yer alan yöresel tarifelerin beş farklı besin ögesi örüntü profili ile objektif olarak değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Bu çalışmada besin ögesi örüntü profilleri olarak Besin Ögesi İçeriği Zengin Besin NRF 9.3 modeli, FSA-Ofcom-WXY modeli, SAIN-LIM skoru, NUTRI-SCORE ve Uluslararası Sağlıklı Seçimler Modeli (Choices Programme) uygulanmıştır. Çalışmada yedi yemek grubu başlığı altında Hatay mutfağından 48 ve Gaziantep mutfağından 46 adet yemek tarifesi değerlendirilmiştir. NRF 9.3 modeline göre, Gaziantep iline ait yemek gruplarında en yüksek puanı mezeler-salatalar-piyazlar, en düşük puanı tatlılar ve reçeller ve Hatay iline ait yemek gruplarında ise en yüksek puanı sebze yemekleri, en düşük puanı tatlılar ve reçeller almıştır. FSA-Ofcom-WXY modeline göre, yöresel tariflerin Gaziantep ili için %69,6'sı, Hatay ili için ise %77,1'i daha sağlıklı olarak tanımlanmıştır. SAIN-LIM modeline göre; Gaziantep ili yöresel tarifelerin %36,9'u tercih edilebilir olarak tanımlanırken, bu oran Hatay ili yöresel tarifelerinde %54,2'dir. NUTRI-SCORE'a göre; Gaziantep ve Hatay illerine ait farklı yemek tarifelerin sırasıyla %36,9 ve %54,2'si A, %19,6 ve %12,5'i B, %32,6 ve %18,7'si C, %10,9 ve %14,6'sı D kategorilerinde sınıflandırılmış, E kategorisinde yöresel tarife saptanmamıştır. Uluslararası Sağlıklı Seçimler modeline göre, Gaziantep ili et yemeklerinin %6,25'i, bulgurlu, pirinçli yemeklerin %37,5'i, meze, salata ve piyazların %66,7'si kriterlere uygun bulunmuştur. Ancak, sebze yemekleri, çorbalar, tatlı-reçeller ve hamur işleri uygun bulunmamıştır. Hatay ili sebze yemeklerinin %80'i, bulgurlu, pirinçli yemeklerin %40'ı, meze, salata ve piyazların %8,3'ü, çorbaların %33,3'ü Uluslararası Sağlıklı Seçimler modelinin kriterlerine uygun olarak değerlendirilmiştir. Ancak et yemekleri, tatlı-reçeller ve hamur işleri kriterlere uygun değildir. Sonuç olarak, yöresel tarifeler özellikle eklenmiş yağ, şeker, tuz içeriği ve porsiyon büyüklüğü açısından ele alınmalı ve halk eğitimleri ile olumlu yaklaşımlar irdelenmelidir. Ayrıca yöresel yemek kitapları ve otoriteler de bu yaklaşımları dikkate almalıdır.
Psikolojik danışmanlık merkezi'ne başvuran yetişkin bireylerde psikolojik sağlamlık ve sıkıntı ile duygusal yeme ve Akdeniz diyetine uyum arasındaki ilişkinin belirlenmesi
Bu çalışmanın amacı; Psikolojik Danışmanlık Merkezi'ne başvuran yetişkin bireylerde psikolojik sağlamlık ve sıkıntı ile duygusal yeme ve optimal beslenme örüntüsü olarak kabul edilen Akdeniz diyetine uyum arasındaki ilişkinin belirlenmesidir. Araştırma Gaziantep Olea Psikolojik Danışmanlık Merkezi'ne başvuran 18-65 yaş arası ( ±S; 33,9±12,5 yıl) 125 yetişkin bireyde (36 erkek, %28,8; 89 kadın, %71,2) yürütülmüştür. Araştırma kapsamına alınan bireylerin genel özelliklerini, antropometrik ölçümlerini, fiziksel aktivite durumlarını ve beslenme alışkanlıklarını sorgulayan sorukağıdı yüz yüze yöntemle uygulanmıştır. Bireylere Kısa Psikolojik Sağlamlık Ölçeği (BRS), Psikolojik Sıkıntı Ölçeği (K10-PDS), duygusal yeme durumlarını saptamak için Hollanda Yeme Davranışı Anketi (DEBQ) ve Akdeniz diyetine uyumu değerlendirmek için ise Akdeniz Diyetine Uyum Ölçeği (PREDIMED) uygulanmıştır. Beden kütle indeksi (BKI) WHO sınıflamasına göre, bireylerin %2,4'ü zayıf, %44,8'i normal, %29,6'sı hafif şişman, %23,2'si ise şişmandır. Bireylerin %82,4'ü duygusal durumlarındaki değişimlerin beslenmelerini etkilediğini belirtmiştir. Toplam BRS puanı ortalaması 18,1±5,3, K10-PDS puanı ortalaması 24,8±8,3 bulunmuştur. Akdeniz diyetine uyum (PREDIMED) puanı ortalaması 7,6±1,6'dır ve geliştirilmesi gerekli olan düzeydedir. Ortalama DEBQ alt ölçekleri puanları kısıtlayıcı yeme için 2,6±1,0, duygusal yeme için 2,1±1,1 ve dışsal yeme için 3,1±0,9 bulunmuştur. Erkek bireylerin psikolojik sağlamlıklarının kadın bireylerden yüksek olduğu, psikolojik sıkıntılarının ise kadın bireylere oranla daha düşük olduğu saptanmıştır ve istatistiksel açıdan anlamlı bulunmuştur (sırasıyla, p=0,004, p=0,001). Uyku saati düzenli olan bireylerin, uyku saati düzenli olmayan bireylere göre BRS puanları daha yüksek olup, K10-PDS puanlarının daha düşük olduğu saptanmıştır ve bu fark istatistiksel açıdan anlamlı bulunmuştur (p=0,001, p<0,05). Psikolojik sıkıntı ile DEBQ alt ölçekleri arasındaki ilişki incelenmiştir. Psikolojik sıkıntı düzeyinin artması duygusal yeme ve dışsal yeme skorlarını da arttırmıştır ve istatistiksel açıdan anlamlı bulunmuştur (sırasıyla, p=0,002, p=0,004). PREDIMED ile BRS, K10-PDS ve DEBQ alt ölçekleri arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır (p>0,05). BRS ile K10-PDS arasında negatif yönlü, orta kuvvetli ve anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p=0,001, r=-0,570). Yüksek düzeyde psikolojik sağlamlık, düşük düzeyde psikolojik sıkıntı ile ilişkili bulunmuştur. Bireylerin psikolojik durumları yeme alışkanlıklarını etkileyebilmektedir. Yanlış beslenme alışkanlıklarının oluşmaması için bireyler multidisipliner bir yaklaşımla takip edilmeli, yeme farkındalığı oluşturulmalı ve sürekli beslenme eğitimi verilmelidir. Ayrıca düzenli fiziksel aktivitenin sağlık için önemi vurgulanmalıdır.
Determination of food selection, nutrition and growth status in children with and without autism spectrum disorder
Autism Spectrum Disorder (ASD) as an umbrella term, is a single area of disability that brings together the previous diagnostic categories (autistic disorder, Asperger's syndrome, childhood disintegrative disorder, pervasive developmental disorder not otherwise specified). The purpose of this study is; to eavaluate the food selection, nutritional habits and nutritional and growth status children with autism spectrum disorder and healthy children of the same age and gender. The study was conducted with a total of 42 children diagnosed with ASD ( n: 21) who were getting training at Gaziantep Autism Foundation and healthy children ( n: 21) of DEVA Schools Gaziantep. Questionnaires were applied to the families, and the demographic characteristics, nutritional habits and physical activity status of the children were questioned. Children's Eating Behavior Inventory (CEBI), Gastrointestinal Sensitivity Index (GI), 24-hour dietary intakes were determined. Anthropometric measurements were taken at the beginning of the study and at the end of 3-month. Body mass index (BMI), waist/hip circumference ratio (WHR), waist circumference/height ratio (WHtR) were calculated. Depending on BMI z-scores 33.3% of ASD and 28.5% of healthy children were found overweight. A significant difference was found between the body fat percentages of children with ASD and healthy (p=0.020, p<0.05). Adherence of children to the Mediterranean Diet were evaluated with KIDMED index. Out of total 42,8% of children with ASD and 66,7% of healthy children were in the optimal diet (≥8 points), 42,9% of children with OBS and 33.3% of healthy children were in a diet that needs improvement (4-7 points) group and 14,3% of children with ASD are in the low-quality diet (<3 points) group. The mean KIDMED scores were 8,2±3,7 in ASD and 8,9±2,5 in healthy children (p=0,036) and adherence to optimal diet, was found higher in healthy children. According to the gastrointestinal sensitivity test constipation was observed in 29% of children with ASD, and 5% of healthy children. Out of total, 14% of children with ASD, and 5% of healthy children had diarrhea and abdominal pain. The mean stool density was found abnormal in 10% of children and, external odor different from normal in 33% of children. Also nighttime awakening, was seen in 52% of ASD children. Out of total, 14.3% of ASD children had GI severity score ≥7 (severe), (mean: ASD: 3,2±2,9, healthy: 0,8±0,7, p=0,000). The total score of the eating behavior inventory score (CEBI) in children with ASD was 93,6 and 97,9 in healthy children. Mean daily energy intakes (meeting recommendation %) of ASD children in ages 4-6, 7-11 ve 12-17 years were 1175,6±372,4 (97,9%), 1556,3±480,5 (97,3%) and 1649,9±360,1 (82,5%) kcal. ASD children's nutritional status, healthy food choices behavior and growth status should be followed by dietitians beginning from early years of life.
Türkiye Olimpiyat Hazırlık Merkezi'ne bağlı sporcuların vücut bileşiminin, beslenme durumu ile yeme tutum ve davranışlarının saptanması
Türkiye Olimpiyat Hazırlık Merkezi'ne Bağlı Sporcuların Vücut Bileşiminin, Beslenme Durumu ile Yeme Tutum ve Davranışlarının Saptanması, Hasan Kalyoncu Üniversitesi Lisanüstü Eğitim Enstitüsü, Beslenme ve Diyetetik Bölümü, Yüksek Lisans Tezi, Gaziantep, 2023. Bu çalışmanın amacı, Türkiye Olimpiyat Hazırlık Merkezi'ne bağlı sporcuların vücut bileşiminin, beslenme durumu ile yeme tutum ve davranışının saptanmasıdır. Araştırma, kesitsel tanımlayıcı bir çalışma olup, Ankara ili T.C. Gençlik ve Spor Bakanlığı Sporcu Sağlığı, Performansı ve Hizmet, Kalite Standartları Daire Başkanlığı'nda Türkiye Olimpiyat Hazırlık Merkezi'ne bağlı, yaş ortalaması 19,1±2,63 yıl olan, toplam 64 erkek sporcu çalışmaya gönüllü katılmıştır. Sporcuların genel özelliklerini, beslenme durumunu sorgulayan sorukağıdı yüz yüze yöntemle uygulanmıştır. Sporculara yeme tutumlarını saptamak için Yeme Tutum Testi (EAT-40) ve yeme davranışını değerlendirmek için Hollanda Yeme Davranışı Anketi (DEBQ) uygulanmıştır. Sporcuların vücut kompozisyonu analizi için Hava Değişim Pletismografisi (BOD POD) ve Biyoelektrik İmpedans Analizörü (BIA) kullanılmış, dinlenme metabolik hız (DMH) ölçümü ise indirekt kalorimetre aracı FITMATE ile ölçüm gerçekleştirilmiştir. Toplam (EAT-40) puanı 11,2±6,35 olarak bulunmuştur. Branş bazında incelendiğinde ise boks yapan sporcuların toplam EAT-40 puanı (15,3±6,81), güreş (8,7±5,49) ve judo (8,2±3,07) yapan sporculara göre anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0,05). DEBQ alt ölçeklerinden duygusal, kısıtlayıcı ve dışsal yeme davranışı toplam puanları ise boks, güreş ve judo için sırasıyla; 22,9±11,07, 23,8±8,09 ve 30,0±7,76 olarak belirlenmiştir. Duygusal yeme tutum puanı arttıkça sporcuların enerji alımının ve vücut ağırlığının da arttığı saptanmıştır (p<0,05). Sporcuların BOD POD ve BIA analizlerine göre vücut yağ yüzdeleri sırasıyla; %11,3±5,83 ve %14,4±5,95, yağsız vücut kütleleri oranları sırasıyla %66,6±12,44 ve %65,1±9,83 olarak belirlenmiştir. FITMATE analizine göre sporcuların DMH ortalaması 2228,2±462,12 kkal olduğu saptanmıştır. Sporcuların vücut kompozisyonuna bağlı faz açısı değerleri incelenmiş ve normal aralıkta olduğu belirlenmiştir. Bu çalışma sporcuların başarı profilini etkileyen sporcu beslenmesi ve vücut bileşimini araştıracak olan çalışmalara ışık tutmaktadır. Anahtar Kelimeler: Sporcu beslenmesi, yeme tutumu, yeme davranışı, vücut bileşimi
Tip 2 Diyabet hastalarında duygusal iştahın beslenme durumu ve metabolik kontrol parametreleri üzerine etkisinin değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı, Tip 2 diyabet hastalarında duygusal iştahın beslenme durumu ve metabolik parametreler üzerindeki etkisini değerlendirmektedir. Çalışma Şanlıurfa Harran Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Diyet Polikliniği'ne başvuran, toplam 66 (Erkek:28, %42,4, Kadın: 38,%57,6) Tip 2 diyabet hastasında yürütülmüştür. Hastaların genel özelliklerini, antropometrik ölçümlerini, fiziksel aktivite yapma durumunu ve beslenme alışkanlıklarını sorgulayan sorukağıdı yüz yüze yöntemle uygulanmıştır. Hastalara Duygusal İştah Anketi (Emotional Appetite Questionnaire-EAQ) ve Akdeniz Diyetine Uyum Ölçeği (PREDIMED/MEDAS) uygulanmıştır. Hastaların yaş ortalaması (±SS) 50,4±8,9 yıldır. Erkeklerde günlük enerjinin karbonhidrat, protein ve yağdan gelen oranı sırasıyla %56±8,9 %14,7±1,8, %29,2±8,5, kadınlarda ise sırasıyla %53±9,1, %15,8±2,1, %31,3±9'dur. Beden Kütle İndeksi (BKİ) ortalama (±SS) erkeklerde 30,2±5,8 ve kadınlarda 34,3±7,0 kg/m2'dir. Bireylerin %32,3'ü (E: %50,0, K: %19,0) hafif şişman ve %60,0'ı (E: %39,5, K: %75,6) şişmandır. Hastaların açlık kan şekeri (E: %96,4, K:%92,1), tokluk kan şekeri (E:%60,7, K:%57,9), HbA1c (E: %92,9, K:%78,9) değerleri yüksektir, farklar cinsiyete göre istatistiksel olarak anlamlı değildir (p>0,05). Erkeklerin üre (E:44,9±31,7, K:28,9±9,6 mg/dL) ve kreatinin (E: 1,2±0,5, K: 0,8±0,5 mg/dL) değerleri kadınlardan daha yüksektir. Hastaların fiziksel aktivite düzeyi (PAL) ortalama (±SS) 1,50±0,23'dir. Hastaların PREDIMED/MEDAS puan ortalaması 6,9±1,9 (E: 6,54±1,6; K: 7,1±2,1)'dur. Akdeniz Diyetine Uyum Ölçeği'ne erkeklerin %71,4'ü ve kadınların %63,2'si orta uyumludur ve cinsiyete göre aradaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0.05). Hastaların ortalama olumsuz duygu ve iştah puanları (E: 4,1±1,2; K: 3,3±1,5) olumlu duygu ve iştah puanlarına (E: 6,1±0,7; K: 5,9±0,8) göre daha düşük bulunmuştur. Tip 2 diyabet hastalarına beslenme eğitiminin yanı sıra multidisipliner bir tedavi yaklaşımı hastalığın seyri ve kronik hastalıkların oluşmaması açısından önemlidir. Anahtar Kelimeler: Tip 2 diyabet, Beslenme durumu, Akdeniz diyeti, Duygusal iştah
İlköğretim çağı çocuklarda boyun çevresi ve obezite arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
Günümüzde ciddi bir halk sağlığı problemi olan obezite çocukluk çağında hızlı bir artış göstermektedir. Dünya Sağlık Örgütü raporuna göre ise önümüzdeki on yıl içinde çocukluk çağı obezitesinin yaklaşık %60 artarak 2030 yılına kadar 250 milyona ulaşacağı öngörülmektedir. Dünya Sağlık Örgütü-European Childhood Obesity Surveillance Initiative (WHO-COSI), çalışmasında Türkiye 2013 ve 2016 verilerine göre (7-8 yaş) fazla kilolu çocukların prevalansı sırasıyla %14,2 ve %14,4, obezite prevalansı %8,3 ve %9,7 bulunmuştur. Bu çalışmada Gaziantep'te bir okulda öğrenim gören ilköğretim çağındaki çocuklarda basit bir ölçüm olan boyun çevresi ölçümü ile obezite parametreleri arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya yaşları 6,0-9,9 yıl olan 113 (erkek: 61, %54,0; kız: 52, %46,0) çocuk katılmıştır. Antropometrik ölçümler (boy uzunluğu, vücut ağırlığı, boyun çevresi vd.) tekniğine uygun olarak yapılmıştır. Çocuklara "Aile Beslenme ve Fiziksel Aktivite Ölçeği-ABFA-TR (The Family Nutrition and Physical Activity Screening Tool-FNPA)" Fiziksel Aktivite Soru Formu-Çocuk (Physical Activity Questionnaire for Older Children-PAQ-C) ve Akdeniz Diyeti Uyum Ölçeği (KIDMED) uygulanmıştır. Çocuklarda ortalama (±S) yaş 8,0±1,00 yıl, beden kütle indeksi (BKİ) ise erkeklerde 18,4±4,36, kızlarda 17,6±3,86 kg/m2, boyun çevresi erkeklerde 28,6±2,74 cm, kızlarda 27,4±2,09 cm bulunmuştur. Yaşa göre BKİ değerine göre tüm çocukların %19,5'i (E: %18,0, K: %21,2) fazla kilolu (≥1SD –<2SD) ve %20,4'ü (E: %24,6, K: %15,4) ise şişman (≥2SD)'dır. Ortalama KIDMED puanı 5,6±2,12'dir (E: 5,5±2,31, K: 5,8±1,88). Boyun çevresi; Aile Beslenme ve Fiziksel Aktivite Tarama Ölçeği (r: -0,350), Fiziksel Aktivite Soru Formu (r: -0,301) ve KIDMED ölçeğiyle (r: -0,248) negatif yönde anlamlı korelasyon göstermektedir. Benzer olarak boyun çevresi ölçümü çocuklardan alınan bel/kalça oranı dışındaki tüm antropometrik ölçümlerle pozitif yönlü anlamlı korelasyon göstermektedir (p<0,05). Çocuklarda boyun çevresi değeri arttıkça BKİ (r: 0,810), bel çevresi (r: 0,787), kalça çevresi (r: 0,795), bel çevresi/boy uzunluğu oranı (r: 0,649), üst orta kol çevresi (r: 0,777), triseps (r: 0,697) ve subskapular (r: 0,672) deri kıvrım kalınlıkları, vücut yağ yüzdesi (r: 0,736), vücut yağ kütlesi (r: 0,643) ve vücut yağ miktarının (r: 0,761) da arttığı belirlenmiştir. Bu çalışma boyun çevresi ölçümünün obeziteyi saptamak için kullanılan diğer antropometrik ölçümlerle yüksek korelasyona sahip olduğunu göstermektedir. Bu nedenle basit ve etkili bir yöntem olan boyun çevresi ölçümü çocukluk çağı obezitesini saptamak için kullanılabilecek pratik, kolay ve hızlı yapılabilen, etkin bir antropometrik ölçümdür.
Huzurevinde yaşayan yaşlılarda kırılganlık, sarkopeni ve malnütrisyon durumunun belirlenmesi
Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre son 5 yılda yaşlı nüfus %22,6 oranında artmıştır. Yaşlı nüfusun toplam nüfus içindeki oranının %10,0'u geçmesi nüfusun yaşlanmasının bir göstergesidir. Nüfus projeksiyonlarına göre yaşlı nüfusun; 2030 yılında toplumun %12,9, 2040 yılında %16,3, 2060 yılında %22,6 ve 2080 yılında %25,6'sını oluşturması beklenmektedir. Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de yaşlı nüfus artmaktadır. Kırılganlık, sarkopeni ve malnütrisyon yaşlılarda sıklıkla görülen sorunlardır. Bu tez çalışması 61 yaşlı (44 erkek, %72,1; 17 kadın, %27,9) ile yürütülmüştür. Gaziantep İlinde yer alan Gaziantep Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı İl Müdürlüğüne bağlı olan Gaziantep Huzurevi Yaşlı Bakım ve Rehabilitasyon Merkezi ve Nizip Huzurevi Müdürlüğünde ikamet eden yaşlı bireylere yüz yüze soru kâğıdı uygulanmış, demografik özellikleri belirlenmiştir. Yaşlılara Mini Nutrisyonel Araştırma Tarama Testi (MNA), R-MAPP (Remote Malnutrition Application for Primary Practice) ve Edmonton Kırılganlık Ölçeği (EFS) uygulanmıştır. Yaşlıların yaş ortalaması (±SS) 71,9±7,0 yıldır. Huzurevinde kalış süresi ortalaması (±SS) 27,0±29,1 ay olarak belirlenmiştir. Son 3 ayda; %14,8'nin vücut ağırlığı kaybettiği ve %21,3'ünün vücut ağırlığının arttığı belirlenmiştir. Yaşlı bireylerin %37,7 si düzenli olarak sağlık kontrolünden geçtiklerini beyan etmiştir ve %70,5'inin hekim tarafından tanısı konmuş sağlık sorunu vardır. Yaşlı bireylerin %30,2'sinde kalp-damar hastalıkları, %28,6'sında hipertansiyon ve %19,0'unda diyabet sorunu olduğu belirlenmiştir. Hastalığı ile ilgili diyet uygulamayanların oranı %62,3 iken, %91,8'i günlük hareketlerinde birinden yardım almamaktadır. Son 1 yılda düşme sayısı ortalama (±SS) 1,0±2,1'dir ve %36,1'inde düşme korkusu vardır. Düzenli olarak egzersiz/spor yapanların oranı %14,8 ve son bir hafta içerisinde yürüyüş yapanların oranı %44,3 olarak belirlenmiştir. Yaşlı bireylerin %54,1'inin egzersiz/spor yapmalarını fiziksel olarak engelleyen durumları vardır. Yaşlılar günün büyük çoğunluğunu televizyon izleyerek (%60,7) ve arkadaşlarınla sohbet ederek (%34,4) geçirmektedir. Edmonton kırılganlık puan ortalamaları (±SS) erkeklerde 4,9±2,4 ve kadınlarda 6,8±2,3'dir. Kırılganlık skoruna göre yaşlıların; %37,7'si kırılgan değil (0-4 puan), %31,1'i duyarlı (5-6 puan) ve %21,3'ü hafif kırılgan (7-8 puan) bulunmuştur. MNA puan ortalamaları (±SS) 24,2±3,2'dir. Yaşlıların; %68,9'u MNA'ya göre normal nutrisyonel durum göstermekte (24-30 puan), %29,5'i malnütrisyon riski (23,5-17 puan) taşımaktadır ve %1,6'sı ise malnütrisyonludur (<17 puan). R-MAPP'te yer alan MUST (Malnutrition Universal Screening Tool) skoruna göre yaşlıların; %85,2'si düşük (0 puan), %9,8'i orta (1 puan), %4,9'u yüksek (≥2 puan) malnütrisyon risk grubundadır. SARC-F skorlarına göre yaşlıların %29,5'i (≥4 puan) sarkopeniktir. Erkek ve kadın yaşlı bireylerin vücut ağırlığı, boy uzunluğu, bel çevresi ve kalça çevresi ortalamaları (±SS) sırasıyla 75,9±12,8 kg, 170,8±4,6 cm, 104,0±10,9 cm ve 98,7±10,1 cm; 74,8±14,2 kg, 155,9±8,2 cm, 112,7±10,6 cm ve 106,4±11,4 cm olarak belirlenmiştir. El kavrama gücü ortalaması erkek yaşlı bireylerde 25,3±6,4 kg iken kadınlarda 13,3±3,7 kg olarak belirlenmiştir. Erkek bireylerin ortalama (±SS) enerji alım miktarları 1286,8±406,7 kkal, kadın bireylerin 1338,5±475,4 kkal iken enerjinin karbonhidrat, protein ve yağdan karşılanma yüzdeleri sırasıyla erkeklerde %48,2±7,3 %16,4±4,7 ve %35,2±8,2 iken kadınlarda %50,1±7,2 %16,7±3,7 ve %33,1±7,2'dir. Huzurevinde yaşayan yaşlılarda kırılganlık, sarkopeni ve malnütrisyon riski belirlenmiştir. Yaşlılara yönelik koruyucu sağlık hizmetlerinin geliştirilmesi, programlar oluşturulması ve uygulanması gerekmektedir.