Theses supervised by Prof. Dr. Emine Aksoydan

11 theses · Başkent University

Master'sOpen AccessTR

Kadınlarda diyette farklı miktarlarda kalsiyum tüketiminin ağırlık kaybı ve bazı antropometrik ölçümler üzerine etkisi

Bu çalışma kilolu ve obez kadınlarda diyetle kalsiyum alımının ağırlık kaybı ve bazı antropometrik ölçümler üzerine etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Çalışma Ocak 2015- Mayıs 2015 tarihleri arasında Konya ve Ankara illerinde zayıflama amacıyla özel bir diyet danışma merkezine başvuran, yaşları 20- 50 olan, Dünya Sağlık Örgütü beden kütle indeksi(BKI) sınıflandırmasına göre kilolu veya obez kategorisinde olan 75 kadın ile yürütülmüştür. Gebe, emzikli, Tip 1, Tip 2 DM tanısını almış olanlar, zayıflamaya yönelik ilaç kullananlar, endokrin, hepatik, renal bir hastalığı olanlar çalışma grubuna alınmamıştır. Bireylerin ilk görüşmede; demografik özellikleri, tanı almış hastalıkları ve ağırlık değişimi öyküleri sorgulanmış, antropometrik ölçümleri alınmış, fiziksel aktivite düzeyleri belirlenmiştir. Üç günlük besin tüketim kaydı(iki haftaiçi, bir haftasonu gün) alınarak çalışma öncesi kalsiyum tüketimleri saptanmıştır. Bireyler başvuru sıralarına göre rastgele olarak olgu sayısı eşit(n=25) üç farklı gruba atanmıştır. Bireylere ilk görüşmede atandığı gruba göre günlük 800, 1000 veya 1200 mg kalsiyum içeren kendilerine özgü zayıflama diyet programı hazırlanmış ve beslenme eğitimi verilmiştir. Bireyler 8 hafta boyunca onbeş günde bir olacak şekilde takip edilmiş ve kontrollerde antropometrik ölçümleri tekrarlanmıştır. Araştırma sonucunda tüm gruplardaki ağırlık kaybı, BKI değişimi, yağ yüzdesindeki azalma ve bel- kalça çevresindeki azalma anlamlı bulunmuştur(p<0.05). Günlük 1200 mg kalsiyum tüketen grubun(3.grup) kalça ölçümündeki azalma diğer gruplara göre istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur(p<0.05). Bu çalışmada süt ve süt ürünleri tüketimindeki artışın ağırlık kaybı üzerine anlamlı etkisinin saptanması bu grup ürünlerin diyetteki düzeylerinin artırılmasına yönelik önerileri destekleyecek niteliktedir. Anahtar Kelimeler: Kalsiyum, obezite, ağırlık kontrolü, obezite tedavisi, Beden kütle indeksi.

AntropometriDiyetKadınlar+4
Nihan Yaldız
Başkent University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Başkent Üniversitesi İstanbul Hastanesi'nde çalışan 20-64 yaş arası yetişkin bireylerde şekerli ve tatlandırıcılı içecek tüketiminin enerji alımı ve obezite üzerine etkisi

Bu çalışma bireylerin şekerli ve tatlandırıcılı içecek tüketiminin enerji alımı ve obezite üzerini etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Çalışma, Ağustos 2014- Kasım 2014 tarihleri arasında Başkent Üniversitesi İstanbul Hastanesi'nde doktor, hemşire ve diğer sağlık personeli ile hasta danışmanı olarak çalışan, yaşları 16-48 arasında değişen 100 ( 82 kadın, 18 erkek) sağlıklı birey üzerinde yürütülmüştür. Bireylerin kişisel bilgileri, genel sağlık durumları, yaşam tarzı alışkanlıkları ve temel beslenme alışkanlıkları anket formu ile sorgulanmıştır. Bireylerin beslenme durumları ve sıvı alımları besin tüketim kaydı formu ve içecek tüketim kaydı formu ile belirlenmiştir. Çalışmaya katılan bireylerin yaş ortalaması 28.75±6.96 yıl, BKI ortalamaları 22.16±3.53 kg/m2 olarak bulunmuştur. Kadınların zayıf olma sıklıkları, erkeklerden anlamlı şekilde yüksek iken; erkeklerin hafif şişman olma sıklıkları, kadınlardan anlamlı şekilde yüksektir. (p<0.05). Çalışmaya katılan erkeklerin düzenli fiziksel aktivite yapma sıklığı (%61.1), kadınlardan (%26.8) istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p<0.05). Bireylerin günlük diyetle enerji tüketim ortalaması kadınlarda 1722.8±304.47 kkal, erkeklerde 1657.41±208.19 kkal'dir. Enerjinin karbonhidrat, protein ve yağdan gelen yüzdesi sırasıyla kadınlarda ortalama %48.06±4.17, %14.70±1.52 ve %36.37±3.47 erkeklerde ise %47.78±4.29, %15.33±1.33 ve %36.22±2.88'dir. Bireylerin diyetle şekerli ve tatlandırıcılı içeceklerden aldıkları günlük enerjinin ortalaması kadınlarda 250.42±154.21 kkal ve erkeklerde 261.55±199.58 kkal olarak bulunmuştur. Katılımcıların %3'ünün günde 3-5 kez kola, %5'inin günde 3-5 kez limonata, %3'ünün günde 1-2 kez kola dışındaki diğer gazlı içecekler, %6'sının günde 1-2 kez gazsız meyve suları, %9'unun günde 1-2 kez meyveli soda ve %5'inin haftada 1-2 kez enerji içeceği saptanmıştır. Beden kütle indeksine göre katılımcıların içecek tüketimiyle aldıkları enerji miktarlarının ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamaktadır (p>0.05). Şekerli ve tatlandırıcılı içecek tüketimindeki artış son 30 yıldaki artan obezite epidemisi ile paralellik göstermektedir. Bu konuda yapılacak çalışmaların artması şekerli ve tatlandırıcılı içecek tüketimi ile enerji alımı ve obezite arasındaki ilişkiye ışık tutacaktır.

BesinlerBeslenmeBeslenme bozuklukları+4
Emel Arslan
Başkent University · Institute of Health Sciences
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

Jüvenil idyopatik artritli çocuklarda (2–18 yaş) B12 vitamini eksikliği ve oksidatif stres ile ilişkisi

Jüvenil idyopatik artrit (JIA), çocuklukta sık görülen enflamatuar hastalıklardandır. JIA gibi hastalıklar, sitokin düzeylerindeki artışla erken dönemde ateroskleroz ve kardiyovasküler hastalık riski oluşturmaktadır. B12 vitamini düzeyinden etkilenen homosistein, kardiyovasküler risk faktörü olarak oksidatif strese yol açmaktadır. Bu çalışmada, JIA'lı hastalarda serum B12 vitamini eksikliği sıklığının ve B12 vitamini suplementasyonunun oksidatif stres parametrelerine etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Temmuz-Eylül 2014 tarihleri arasında Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Çocuk Romatoloji Bilim Dalı Polikliniği'ne başvuran, Uluslararası Romatoloji Dernekleri Cemiyeti ölçütlerine göre JIA tanısı almış 62'si kız, 40'ı erkek toplam 102 hasta ile çalışmaya başlanmıştır. Başlangıçta serum B12 vitamini düzeyi 400 pg/mL'nin altında olan 57 (%55.9) hasta müdahale, üzerinde olan 45 hasta (%44.1) kontrol grubuna alınmıştır. Serum B12 vitamini düzeyi 300 pg/mL olan hastalara toplam 3, 300–400 pg/ml olanlara 2 defa olmak üzere 1000 µg B12 vitamini suplementasyonu uygulanmıştır. Yaş ortalaması kızlarda 9.7±4.5 yıl, erkeklerde 10.1±3.7 yıldır. Çalışma başladıktan sonra çalışma protokolüne uymayan 32 hasta çıkartılmış, 40 kız (%57.1) ve 30 erkek (%42.9) toplam 70 hasta ile çalışmaya devam edilmiştir. Hastaların %47.2'si oligoartriküler JIA, %31.4'ü poliartriküler JIA, %10'u sistemik JIA, %7,1'i jüvenil psöriatik artrit ve %4.3'ü psöriatik artrit tanılıdır ve dağılım farklılık göstermektedir (p<0.05). İlk görüşmeden 110±24.3 gün sonra ikinci görüşme gerçekleştirilmiştir. Hastaların ilk ve ikinci görüşmelerdeki vücut ağırlıkları, boy uzunlukları, yaşa göre boy persentilleri ve beden kütle indeksi ortalamaları istatistiksel farklılık göstermiştir (p<0.05). Grupların muayene bulgularında anlamlı fark bulunmamıştır (p>0.05). Serum C reaktif protein (CRP), eritrosit sedimentasyon hızı (ESH), lipid profili açısından gruplar arasında farklılık saptanmamıştır (p>0.05). Müdahale grubunun serum B12 vitamini düzeyi ilk görüşmede 281.4±85.4 pg/mL iken suplementasyon sonrası 782.9±486.1 pg/mL'e yükselmiştir (p<0.05). Günlük diyetle B12 vitamini alımı iki grupta da önerilen günlük alımın (RDA) ve diyetle referans alımın (DRI) üzerinde saptanmıştır. Müdahale grubunun ortalama serum homosistein düzeyi ilk görüşmede 15.4±6.4 µmol/L, ikinci görüşmede 3.4±2.2 µmol/L, kontrol grubunun ise sırasıyla 11.4±4.3 µmol/L ve 8.8±3.2 µmol/L bulunmuştur (p<0.05). Ortalama malondialdehid düzeyinde görüşmeler arasında farklılık saptanmamıştır (p>0.05). Müdahale grubunda ESH ile CRP, kontrol grubunda serum B12 vitamini ile hareket kısıtlı eklem sayısı, serum B12 vitamini ile ESH, serum B12 vitamini ile CRP, serum folat ile ESH, metotreksat dozu ile homosistein arasında pozitif ilişki bulunmuştur (p<0.05). İlk görüşmede müdahale grubundaki hastaların %59.5'inin, kontrol grubunda ise %87.9'unun homosistein düzeyi ≤14.9 µmol/L saptanmıştır (p<0.05). Suplementasyon sonrası müdahale grubundaki hastaların tamamının, kontrol grubunun %93.9'unun homosistein düzeyi ≤14.9'dir (p>0.05). Bu sonuca göre özellikle müdahale grubunda homosistein düzeyindeki düşüş, hastaların kardiyovasküler riskini azaltmak açısından önem taşımaktadır.

ArtritArtrit-jüvenilHomosistein+5
Nihan Çakır Biçer
Başkent University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Özel bir zayıflama merkezine devam eden yetişkin kadınlarda sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının ağırlık kaybına yansımasının değerlendirilmesi

Bu çalışma, özel bir zayıflama merkezine gelen yetişkin kadınlarda sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının ağırlık kaybına yansımasının değerlendirilmesi amacı ile yapılmıştır. Çalışma, 01 Aralık 2015-01 Ocak 2016 tarihleri arasında Ankara'nın Ümitköy semtinde bulunan özel bir zayıflama merkezine devam eden, gönüllü olarak çalışmaya katılmayı kabul eden toplam 110 yetişkin kadının katılımı ile gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya 20-64 yaş arasında, izlemlerine düzenli olarak gelen ve gebe olmayan kadın danışanlar dahil edilmiştir. Çalışmaya katılanların kişisel özellikleri ve beslenme alışkanlıkları anket formu ile sorgulanmış, antropometrik ölçümleri alınmış ve Biyoelektrik Empedans Analizi (BİA) ile vücut kompozisyonları belirlenmiştir. Beslenme durumları besin tüketim sıklığı formu ile belirlenmiş, fiziksel aktivite düzeyleri ise Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (IPAQ-UFAA) kısa formu kullanılarak değerlendirilmiştir. Sağlıklı yaşam biçimi davranışlarını belirlemek amacı ile 52 sorudan oluşan Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği II (SYBDÖ II) uygulanmıştır. İlk izlemden bir ay sonra ağırlık kaybını saptamak amacı ile antropometrik ölçümleri tekrarlanmıştır. Çalışmaya katılan kadınların yaş ortalaması 36,19 ± 10,06 yıldır. Katılımcıların ilk ölçümlerinde vücut ağırlık ortalamaları 75,62±13,52 kg, BKI ortalamaları 28,59±5,40 kg/m², vücut yağ yüzdesi ortalamaları 0,37±0,06 bel/kalça oranı ortalamaları 79±0,08 ve bel/ boy oranı ortalamaları 0,54±0,08 olarak belirlenmiştir. İlk ölçümler ile bir ay sonra alınan ölçümler arası farklar istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Katılımcıların, SYBDÖ II toplam puan ortalamasının 129,47±26,77, alınan en düşük puanın 71, en yüksek puanın ise 193 olduğu, alt ölçek gruplarından alınan ortalama puanların ise en yüksekten en düşüğe doğru sıralandığında; sıralamanın kendini gerçekleştirme (26,91±4,26), kişiler arası destek (26,77±34,32), beslenme (22,08±4,36), sağlık sorumluluğu (19,05±4,31), stres yönetimi (18,83±4,16) ve egzersiz (15,83±5,36) şeklinde olduğu görülmüştür. Yaş, eğitim durumu, meslek, sağlık kontrolü yaptırma sıklığı, sigara kullanımı, dışarıda yemek yeme sıklığı ve sağlıklı beslenmeye ilişkin düşüncelerin SYBDÖ II ve beslenme alt ölçeği puan ortalaması ile ilişkisi istatistiksel açıdan anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Fiziksel olarak inaktif, minimum aktif, çok aktif bireyler ile SYBDÖ II puan ortalaması arasında anlamlı ilişki yoktur (p>0,05). Katılımcıların başlangıç ve sonraki ağırlıklarının farkı ile demografik özellikler, tanısı konan hastalık varlığı, öğün atlama ve ara öğün tüketme durumu arasında, istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmamıştır (p>0,05). Bel-kalça oranı ile ağırlık kaybı yüzdesi arasındaki ilişki istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05). SYBDÖ II'den elde edilen puanlar ile ağırlık kaybı arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır (p>0,05). Sonuç olarak, sağlıklı yaşam biçimi davranışları ile ağırlık kaybı arasında ilişki gözlenmemiştir. Sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının önemi vurgulanmalı ve günlük hayatta uygulanmasına destek olunmalıdır.

Beslenme alışkanlıklarıBeslenme incelemeleriKadınlar+5
Selen Alemdar
Başkent University · Institute of Health Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Yetişkin ve yaşlı bireylerde sarkopenik obezite durumunun saptanması ve tanı yöntemlerinin karşılaştırılması

Bu araştırma, yetişkin ve yaşlı bireylerde sarkopenik obezite durumunun saptanması ve tanı yöntemlerinin karşılaştırılması amacı ile planlanıp uygulanmıştır. Araştırma, Eylül 2015-Temmuz 2016 tarihleri arasında, Ankara ili sınırları içinde yaşayan 40 yaş ve üzeri 423 bireyle yapılmıştır. Katılımcıların yaş ortalaması 55.1±9.90 (40-88) yıl olarak saptanmıştır. Sarkopeni tanısı için European Working Group on Sarcopeni in Older People (EWGSOP)„ın 2010 yılında yayınladığı raporda önerilen sarkopeni tanı kriterleri kullanılmıştır. Bu kriterlere göre 423 kişiden yalnızca bir kişi sarkopeni tanısı almıştır. Obezite tanısı için Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ)‟nün kesim noktası olarak belirlediği 30 kg/m2 ve üzeri Beden Kütle İndeksi (BKİ) değeri kullanılmıştır. Tüm katılımcıların %39.4‟ü (167) obez olarak saptanmasına karşın obezler içinde sarkopeni tanısı alan bulunmamaktadır. Bu nedenle bu araştırmanın sonucunda sarkopenik obez tanısı alan hiç kimse olmamıştır. Araştırmanın başlangıcında sarkopenik obezite tanısında kullanılan Dual Enerji X Ray Absorbsiyometre (DEXA) ile Bioimpedans Analizi (BİA)‟nın karşılaştırılması amaçlanmıştır ancak sarkopenik obez tanısı alan katılımcı olmaması nedeniyle bu karşılaştırma yapılamamıştır. Sarkopenik obez katılımcı olmaması nedeniyle katılımcılar obezite ve kas gücü durumlarına göre 4 gruba ayrılmıştır ve bu gruplar arasında karşılaştırılmalı analizler yapılmıştır. Bu gruplar, obez olmayan kas gücü yeterli olanlar, obez olmayan kas gücü yetersiz olanlar, obez kas gücü yeterli olanlar, obez ve kas gücü yetersiz olanlardır. Katılımcıların %46.6‟sı obez olmayan kas gücü yeterli, %13.9‟u obez olmayan kas gücü yetersiz, %27.2‟si obez kas gücü yeterli, %12.3‟ü ise obez ve kas gücü yetersiz olarak saptanmıştır. Bu sınıflamaya göre hem obez hem de kas gücü yetersizlerin %36.4‟ünün yürüme hızı yetersizdir. Obezite ve kas gücü ile yürüme hızı arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0.05). Vücut yağ kütlesi yüzdesi ortalaması hem obez olup hem de kas gücü yetersiz olan grupta %40.1±3.49 iken obez olmayan kas gücü yeterli grupta %29.9±5.58‟dir (p<0.05). Obez olmayan ve kas gücü yeterli olan grupta enerji alımı ortalaması 1740.0±515.67 kkal iken obez ve vii kas gücü yetersiz olan grupta 1581.2±457.94 kkal‟dir. Obez ve kas gücü yetersiz olan grupta karbonhidrat, protein ve yağ alımı yüzdesi ortalaması sırasıyla 36.7±10.66, 15.4±21.0, 47.7±10.22 iken obez olmayan ve kas gücü yeterli olanlarda sırasıyla 36.9±8.61, 15.3±2.24, 47.0±8.14‟dir (p>0.05). Bireylerin enerji, toplam yağ, doymuş yağ asidi alımları ile obezite ve kas gücü grupları arasında istatsitiksel açıdan anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p<0.05). Kas gücü ve kas kütlesi ile enerji (kkal), karbonhidrat (g), protein (g), toplam yağ (g), doymuş yağ asidi (%), tekli doymamış yağ asidi (%), kolestrol (mg) ve posa (g) tüketimleri arasında pozitif yönlü ve istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Sonuç olarak, araştırma grubunda EWGSOP ve DSÖ kriterlerine göre sarkopenik obez saptanmamıştır fakat sarkopeni kriterlerinden biri olan kas gücüne göre yapılan sınıflamada bireylerin %12.3‟ünde obezite ve kas gücü yetersizliği saptanmıştır. Bu konuda yapılan araştırmaların arttırlması, sarkopenik obezite tanı kriterlerinin uluslararası karşılaştırmalar yapılabilecek şekilde belirlenmesi ve başta beslenme tedavisi olmak üzere tedavi protokollerinin oluşturulması gerekmektedir.

Kas kuvvetiKas tonüsüKaslar+4
Merve Özdemir
Başkent University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Yirmi yaş ve üzeri bireylerin sürdürülebilir beslenme konusundaki bilgi düzeylerinin ve uygulamalarının değerlendirilmesi

Bu çalışma yirmi yaş ve üzerindeki bireylerin sürdürülebilir beslenme konusundaki bilgi düzeylerini ve uygulamalarını değerlendirmek amacı ile yapılmıştır. Çalışma, Kasım 2016 - Ocak 2017 tarihleri arasında Ankara'nın Çankaya ilçesinde ve Denizli'nin Pamukkale ilçesinde yaşayan, yirmi yaş ve üzerinde olan 415 (250'si kadın 165'i erkek) yetişkin birey üzerinde yürütülmüştür. Bireylerin sosyo-demografik özellikleri, besin tercihleri ve sürdürülebilir beslenme konusundaki bilgileri anket formu ile sorgulanmıştır. Katılımcıların beden kütle indeksi (BKİ) değerleri, sürdürülebilir beslenme bilgi düzeyleri ve sürdürülebilir besin tercih puanları hesaplanmıştır. Çalışmaya katılan bireylerin yaş ortalaması 35,1±12,09 yıl olarak bulunmuştur. Katılımcıların %63,5'i sağlıklı beslendiğini düşünmektedir. Cinsiyet ile sağlıklı beslendiğini düşünme durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0,001). Katılımcıların %54,0'ı normal, %28,8 kilolu ve %12,3'ü obez grubundadır. Cinsiyet ile BKİ grupları arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0,001). Sürdürülebilir beslenme bilgi puan ortalaması 10,3±2,13'tür. Kadınların %37,6'sı, erkeklerin %22,4'ü yeterli düzeyde sürdürülebilir beslenme bilgisine sahiptir. Cinsiyet ile sürdürülebilir beslenme bilgi düzeyi arasındaki fark anlamlı bulunmuştur (p<0,01). Beden kütle indeksi grubuna göre normal olan katılımcıların %32,7'si, kiloluların %36,1'i ve obezlerin %15,7'si yeterli sürdürülebilir beslenme bilgi düzeyine sahiptir. Beden kütle indeksi grupları ile sürdürülebilir beslenme bilgi düzeyi arasındaki fark anlamlı bulunmamıştır (p>0.05). Memurların %36,1'i, akademisyenlerin %31,3'ü, sağlık çalışanlarının %35,7'si yeterli sürdürülebilir beslenme bilgi düzeyine sahiptir. Diyetisyenlerde ise yeterli sürdürülebilir beslenme bilgisine sahip olan yoktur. Sürdürülebilir beslenme kavramını daha önce duyanların %31,0'ı, duymayanların %32,1'i yeterli düzeyde sürdürülebilir beslenme bilgisine sahiptir. Kadınların %30,6'sı, erkeklerin %14,6'sı sürdürülebilir beslenme kavramını daha önce duyduklarını ifade etmişlerdir. Cinsiyet ile sürdürülebilir beslenme kavramını duyma arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0,001). Katılımcıların sürdürülebilir besin tercih puan ortalamaları 8,1±2,28'dir. Kadınların %50,4'ü, erkeklerin de %35,8'si yeterli sürdürülebilir besin tercih puanına sahiptir. Yaş gruplarına göre değerlendirildiğinde en yüksek puanı 50 yaş ve üzeri grupta olan katılımcıların (%60,0), en düşük puanı ise 20-29 yaş aralığındaki katılımcıların (%31,5) aldığı belirlenmiştir. Evli olanların %54,5'i, bekarların %32,5'i yeterli sürdürülebilir besin tercih puanına sahiptir. Cinsiyet, yaş grubu ve medeni durum ile sürdürülebilir besin tercihi arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Yüksek lisans/doktora eğitimi alanların %40,2'si, üniversite eğitimi alanların %49,2'si ve lise eğitimi alanların %30,4'ü yeterli sürdürülebilir besin tercih puanına sahiptir ve eğitim düzeyi ile sürdürülebilir besin tercih puanı arasındaki fark anlamlıdır (p<0,05). Beden kütle indeksi gruplamasına göre normal olanların %44,1'i, kiloluların %50,0'ı ve obezlerin %37,0'ı yeterli sürdürülebilir besin tercih puanına sahiptir. Beden kütle indeksi grupları ile sürdürülebilir besin tercih puanı arasındaki fark anlamlı değildir (p>0,05). Memurların %52,9'u, akademisyenlerin %76,9'u, sağlık çalışanlarının %22,2'si ve diyetisyenlerin %35,2'si yeterli sürdürülebilir besin tercih puanına sahiptir. Meslek ile sürdürülebilir besin tercih puanı arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Sürdürülebilir beslenme kavramını duyanların %50,5'i yeterli sürdürülebilir besin tercih puanına sahiptir. Yeterli sürdürülebilir beslenme bilgi düzeyine sahip olanların %51,7'si yeterli sürdürülebilir besin tercih puanına sahiptir. Sürdürülebilir beslenme bilgi düzeyi ile sürdürülebilir besin tercih puanları arasındaki fark anlamlı değildir (p>0,05). Katılımcıların %80,0'ının etiket okuma alışkanlığı vardır. Kadınların etiket okuma alışkanlığı (%84,8) erkeklerden (%72,6) daha fazladır ve cinsiyet ile etiket okuma alışkanlığı arasında anlamlı bir fark vardır (p<0,05). Katılımcılar besin etiketlerinde en çok besinde bulunan katkı maddelerine (%20,8) dikkat etmektedirler. Besin satın alırken en çok son kullanma tarihine (%39,6) dikkat edilmektedir. Sonuç olarak; sürdürülebilir beslenme konusunda katılımcıların bilgi düzeyi yetersizdir ve sürdürülebilir beslenme kavramını daha önce duyma düzeyi çok düşüktür. Sürdürülebilir beslenme kavramının anlaşılabilmesi ve bu kavrama uygun yaşam tarzı geliştirilebilmesi için konunun daha fazla vurgulanması ve besin tercihlerinin doğaya ve sağlıklı beslenmeye etkileri konusunda farkındalığın arttırılması için daha fazla çalışma yapılması gerektiği düşünülmektedir.

BeslenmeBeslenme değerlendirmesiBeslenme gereksinimleri+7
Sedef Gülsöz
Başkent University · Institute of Health Sciences
2017
10
Master'sOpen AccessTR

Spor yapan erkek bireylerde diyetle günlük alınan karbonhidrat miktarının vücut kas kütlesi üzerine etkisinin araştırılması

Bu çalışma Ankara'da bulunan özel bir spor kulübünde düzenli olarak spor yapan erkek bireylerin, karbonhidrat ve diğer besin öğesi alım durumlarının kas kütlesi üzerine etkisinin araştırılması amacı ile yapılmıştır. Çalışma, 01.12.2016 ile 01.03.2017 tarihleri arasında, Ankara'da, üyelerin diyetisyen ve kişiye özel spor eğitmenleri tarafından bireysel olarak danışmanlık hizmeti aldığı ve düzenli olarak kuvvet egzersizlerini içeren antrenmanların yapıldığı bir spor merkezine devam eden, gönüllü olarak çalışmaya katılmayı kabul eden 93 erkek üyenin katılımı ile gerçekleşmiştir. Çalışmaya, 18-45 yaş aralığında, en az 5 ay süresince, aynı spor merkezinde, düzenli olarak önerilen spor ve beslenme programını uygulayan, ağırlık kaybı ya da amatör olarak vücut geliştirme amaçlı spor yapan erkek bireyler dahil edilmiştir. Çalışmaya katılanların, kişisel özellikleri ve beslenme alışkanlıkları anket formu ile sorgulanmış, antropometrik ölçümleri alınmış ve deri kıvrım kalınlığı ölçüm kaliperi (Skinfold Caliper) ile deri kıvrım kalınlığı ölçümleri alınmıştır. Besin tüketim durumları, üç günlük; 24 saatlik besin tüketim kaydı formu ile belirlenmiştir. Kas dokunun tayini için, kol kas çevresi ve yağsız vücut kütlesi verileri kullanılmıştır. Çalışmaya katılan erkeklerin yaş ortalaması 27,1 ± 5,2 yıl, vücut ağırlık ortalaması 85,48 ± 13,16 kg, boy uzunluğu ortalaması 180,2 ± 6,89 cm, bel çevresi ortalaması 92,4 ± 10,45 cm, üst orta kol çevresi ortalaması 7,62 ± 4,41 cm, günlük alınan toplam enerjinin ortalama değeri 2829,71 ± 1306,62 kcal, toplam proteinin ortalama değeri 206,96 ± 83,67 g'dır. Katılımcıların günlük diyetlerinin protein yüzdelerinin ortalaması %31,73 ± 8,21, günlük toplam alınan yağın ortalama değeri 38,51 ± 46,03 g ve vücut ağırlığı başına düşen protein ağırlığının ortalama değeri 2,46 ± 0,58 g/kg; vücut ağırlığı başına düşen yağ ise 1,36 g/kg olarak bulunmuştur. Günlük diyetlerinde, karbonhidratlara düşen payın ortalama değeri %29,76; toplam karbonhidrat alımının ortalama değeri 238,09 ± 185,97 g'dır. Vücut ağırlığı başına karbonhidrat alımı ortalaması 2,8 ± 2,14 g/kg/gün olarak bulunmuştur. Yağsız vücut kütlesi; günlük toplam enerji alımı ile pozitif (r:0,365), toplam karbonhidrat miktarı ile pozitif (r:0,359), diyetin karbonhidrat yüzdesi ile pozitif (r:0,207), toplam protein miktarı ile pozitif (r:0,345), elzem aminoasit miktarı ile pozitif (r:0,372), diyetin yağ yüzdesi ile negatif (r:-0,215), toplam yağ miktarı ile pozitif (r:0,216) anlamlı korelasyon göstermektedir (p<0,05). Yağsız vücut kütlesi ile, vücut ağırlığı başına alınan karbonhidrat miktarı pozitif korelasyon gösterirken, bu ilişki istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0,05). Üst orta kol çevresi, günlük toplam enerji alımı ile pozitif (r:0,21), toplam karbonhidrat miktarı ile pozitif (r:0,229), toplam protein miktarı ile pozitif (r:0,289), elzem aminoasit miktarı ile pozitif (r:0,313), diyetin yağ yüzdesi ile negatif (r:-0,315), vücut ağırlığı başına yağ alımı ile negatif (r:-0,272) anlamlı korelasyon göstermektedir (p<0,05). Bel çevresi ile vücut ağırlığı başına karbonhidrat alımı negatif (r:-0,33), diyet lifi ile negatif (r:-0,279), vücut ağırlığı başına protein alımı ile negatif (r:-0,389), vücut ağırlığı başına yağ alımı ile negatif (r:-0,391) anlamlı korelasyon göstermektedir (p<0,05). Sonuç olarak, karbonhidrat alımı ile kas kütlesine ilişkin vücut kompozisyon ölçümleri arasında pozitif bir korelasyon olduğu bulunmuştur. Spor yapan ve özellikle de kuvvet egzersizi yapan bireylerde, kas gelişiminde karbonhidrat alımının zaman, tür ve çeşidinin önemi vurgulanmalıdır.

BeslenmeBeslenme durumuBeslenme incelemeleri+6
Ece Altınel
Başkent University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Toplu beslenme sistemlerinde mutfak personeline verilen hijyen eğitiminin mutfağın hijyen durumuna etkisi

Bu araştırma, mutfak personeline verilen hijyen eğitiminin mutfak personelinin hijyen bilgisi düzeyine olan etkisini ölçmek ve bilginin davranışa yansımasını gözlemlemek amacıyla yürütülmüştür. Mutfak yüzeylerinin ve mutfakta kullanılan araç-gereçlerin temizlik durumları ölçülerek, personel hijyen bilgisi düzeyinin mutfak hijyen durumu üzerine olan etkisi araştırılmıştır. Bu çalışma Kasım 2017 – Şubat 2018 tarihleri arasında Ankarada'ki bir vakıf üniversitesi kampüslerinde bulunan 12 farklı kafeterya mutfağı alanında çalışan 147 mutfak personeli (aşçı, aşçı yardımcısı, bulaşıkçı, lobici, servis elemanı) ve proje sorumlusu üzerinde yürütülmüştür. Araştırmaya çalışanların tümü (147) dahil edilmiştir. Araştırma dört aşamalı olarak yürütülmüştür. İlk aşamada personelin sosyo-demografik özelliklerinin, iş tecrübesinin ve hijyen eğitimi alma durumlarının sorgulandığı anket formu uygulanmıştır. İkinci aşamada hijyen eğitimi verilerek personel bilgi düzeyinde artış olması hedeflenmiştir. Eğitim öncesi ve sonrasında Bilgi Ölçme Testi uygulanmıştır. Üçüncü aşamada, mutfağın hijyen durumunun tespiti için eğitim öncesi ve sonrası dönemde 8 farklı mutfak gözlemlenerek 5 bölümden oluşan (Besin Hijyeni, Personel Hijyeni, Mutfak ve Araç- gereç Hijyeni, Servis Hijyeni, Depo Hijyeni) Kafeterya Hijyen Kontrol Formu (KHKF) doldurulmuştur. Dördüncü aşamada, kafeteryalardaki hijyen uygulamalarının yeterliliğini saptamak için eğitim öncesi ve sonrası dönemlerde mutfak yüzeylerinden, mutfaklardaki araç-gereçlerden ve personel el yüzeylerinden swap çubukları yardımıyla örnekler alınmış, Adenozin Trifosfat Biyolumenans Testi (ATPBT) yapılmıştır. Hijyen eğitimi verilmeden önce, daha önceden eğitim alan katılmcıların bilgi düzeyi daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Eğitim sonucunda, eğitimden önce kadınların bilgi puanı ortalaması 52.6 ± 2.9, erkeklerin 62.5 ± 1.9 iken, eğitimden sonra kadınların ve erkeklerin hijyen bilgisi puanı ortalaması 81 ± 2'ye, ve 80.2 ± 1.5'e yükselmiştir (p<0.001). KHKF puanlarının ortancası hijyen eğitimi öncesi 83.5 (34.5) iken eğitim sonrası 89 (25)'a yükselmiştir (p<0.001). Hijyen eğitimi verildikten sonra, çalışma tezgahları, yemek masası ve alet-ekipman yüzeylerinin ATPBT puanlarının ortanca değerlerinde azalma görülmüştür (p>0.05, p>0.05, p<0.05). Gıda kaynaklı hastalıkların (GKH) önlenmesi için personel bilgi düzeyinin yeterli olması elzemdir. Bunun yanında bilginin davranışa dönüşmesi kritik noktadır. Personel hijyeni, mutfak alet-ekipman yüzeylerinin temizliği, pişirilme ve servis sıcaklıklarının sağlanması GKH oluşumunun engellenmesinde ilk ve temel adımdır. Hijyen eğitiminin ve uygulamalarının etkinliği arttırılmalıdır.

AşçılarAşçılık eğitimiHijyen+4
Handenaz Dere
Başkent University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

İleri evre yaşa bağlı makula dejenerasyonu olan bireylerin beslenme durumlarının değerlendirilmesi

Bu çalışma ileri evre yaşa bağlı makula dejenerasyonu tanısı olan bireylerin beslenme durumlarının değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışma Aralık 2017-Şubat 2018 tarihleri arasında Ankara Ulucanlar Göz Eğitim ve Araştırma Hastanesine başvuran, 50 yaş ve üzeri, Yaşa Bağlı Makula Dejenerasyonu (YBMD) tanısı olan 97 ve YBMD tanısı olmayan (kontrol) 69 toplam 166 birey ile yürütülmüştür. Katılımcıların demografik özellikleri, sağlık durumları, fiziksel aktivite alışkanlıkları, antropometrik ölçümleri, beslenme alışkanlıkları, biyokimyasal parametreleri anket formuyla araştırmacı tarafından yüzyüze görüşme tekniğiyle sorgulanmıştır. Bireylerin beslenme durumları bir günlük 24 saatlik besin tüketim kaydı ve besin tüketim sıklığı yöntemleri ile belirlenmiştir. Biyokimyasal bulgular, hasta dosyasında temin edilmiştir. Çalışmaya katılan bireylerin yaş ortalaması YBMD grupta 71.56±8.33, kontrol grupta 64.10±9.31'dir. YBMD ve kontrol grup arasında kronik hastalık tanısı olma, düzenli fiziksel aktivite yapma, biyokimyasal bulgular açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p>0.05). İleri evre YBMD tanısı olanlar ile kontrol grubu arasında vücut ağırlığı, boy uzunluğu ve bel/boy oranı ortalamaları bakımından istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunurken (p<0.05), Beden kütle indeksi (BKİ) ortancası bakımından istatistiksel anlamlı farklılık bulunmamıştır (p>0.05). Besin takviyesi kullanan bireylerdeki santral makula kalınlığı ortalamalarına bakıldığında ilk değer 266.27±97.132µm iken, son değer 260.39±104.180µm'dir ve aralarında istatistiksel olarak anlamlı fark olmadığı tespit edilmiştir (p<0.05). Kırmızı et-tavuk tüketim porsiyonları ortancası YBMD grupta 0.45 (0.00-4.82), kontrol grupta 0.77 (0.08-5.21) dir ve iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu saptanmıştır (p<0.05). YBMD grup ile kontrol grup arasında enerji, karbonhidrat, enerjinin karbonhidrattan ve yağdan gelen yüzdeleri, posa, omega-6, omega-6/omega-3 oranı, karoten, folat ve çinko alım düzeyleri bakımından istatistiksel anlamlı farklılık vardır (p<0.05). Posa ve folat tüketimi yetersiz olan YBMD ve kontrol grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık vardır (p<0.05). Diyabet olma durumu (OR: 2.709, %95 CI, 1.060-6.925) ve yaş artışı (OR: 1.126, %95, 1.065-1.191) YBMD riskini artırmaktadır. Sonuç olarak, YBMD'nin önlenmesinde ve tedavisinde yeterli-dengeli beslenme ve ideal vücut ağırlığının korunması önemlidir. YBMD ve beslenme durumu arasındaki ilişkinin açıklanabilmesi için daha kapsamlı ve uzun süreli çalışmalara ihtiyaç vardır.

AntioksidanlarAntropometriBesin destekleri+5
Şeymanur Tınkılıç
Başkent University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Özel bir hastanede çalışan personelin obezite önyargılarının ve ortorektik davranışlarının değerlendirilmesi

Bu çalışma; özel bir hastanede hizmet veren personelin obezite önyargılarının ve ortorektik davranışlarının belirlenmesi amacı ile yapılmıştır. Çalışmaya, 01.06.2017-01.08.2017 tarihleri arasında Adana ilinde bulunan özel bir hastanede görev alan 18-70 yaş aralığında 640 personel arasından gönüllü olarak katılmayı kabul eden, %62,4'ü(319) kadın ve %37,6' sı (192) erkek olmak üzere toplam 511 personel katılmıştır. Çalışmada veriler katılımcıların sosyo-demografik özellikleri, beslenme alışkanlıkları, sağlıklı yaşam biçimi davranışları, fiziksel aktivite düzeyleri, beden kütle indeksleri (BKİ), sağlıklı beslenme takıntıları ve obeziteye bakış açılarına ilişkin bilgilerin yer aldığı anket formu aracılığı ile elde edilmiştir. Katılımcıların sağlıklı beslenme takıntılarının belirlenmesi için ORTO-11 ölçeği, obeziteye bakış açılarına ilişkin bilgilerin belirlenmesi için de GAMS-27 Obezite Önyargı Ölçeği kullanılmıştır. Katılımcıların yaş ortalaması 33,2±8,96 yıldır. Katılımcıların %48,5'i sağlık personeli, %51,5'i sağlık personeli değildir. Kadınların BKİ ortalamaları 23,5 ±3,97, erkeklerin BKİ ortalamaları 26,0±3,11kg/m2'dir. GAMS-27 Obezite Önyargı Ölçeği (OÖÖ) ortalama puanları kadınlarda 73,1±10,73, erkeklerde 73,6±11,31'dir. ORTO-11 ortalama puanları kadınlarda 25,7±4,84, erkeklerde ise 26,6±5,50 kg/m2'dir. Sağlık personeli olarak çalışan erkeklerin (%40,6) obezite önyargısı puanlarının daha yüksek olduğu saptanmıştır (p<0,05). Sağlık personeli olarak çalışan kadın katılımcıların obezite önyargıları ve ortorektik davranışları arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır(p>0,05). Çalışmaya katılan kadın katılımcılardan sağlıklı beslendiğini düşünen (%44,5), son bir yıl içinde zayıflama girişiminde bulunan (%44,5) ve obez bireylere karşı önyargılı olduğunu beyan eden kadınların(%8,8) ortorektik eğilimlerinin daha yüksek olduğu bulunmuştur (p<0,05). Bu çalışmada obez bireylere karşı önyargısız olduğunu beyan eden kadınların (%70,5), önyargılı olduğunu beyan eden kadınlara (%8,8) göre daha önyargılı olduğu saptanmıştır (p<0,05). Sonuç olarak obezite önyargısı ile ortorektik davranışlar arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır (p>0,05). Obezite önyargısı ve ortorektik davranışlar ile ilgili çalışmaların artması, obez bireylere karşı duyulan önyargının ve bireylerin sağlıklı beslenme takıntısı ile ilgili farkındalığının artmasına katkı sağlayacaktır. Anahtar kelimeler: Ortoreksiya Nervoza, Obezite Önyargısı, Sağlıklı Beslenme Takıntısı, Yeme Bozuklukları, Sağlıklı Beslenme

Beslenme bozukluklarıHastaneler-özelObezite+5
Pakize Gizem Akgül
Başkent University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Yetişkin bireylerde psikobiyotik özellik gösteren probiyotik besinlerin tüketimi ve mental sağlık arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu çalışma; yetişkin bireylerde psikobiyotik özellik gösteren probiyotik besinlerin tüketimi ve mental sağlık arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla planlanmıştır. Araştırma Konya il merkezinde yaşayan yaşları 21-59 arasında değişen 75'i kadın 46'sı erkek olmak üzere 121 yetişkin birey ile tamamlanmıştır. Araştırma kapsamında çalışmaya katılan bireylere 25 sorudan oluşan anket formu uygulanmıştır. Uygulanmış olan anket formu; sosyodemografik özellikler (yaş, cinsiyet vb.), yaşam biçimi ve sağlık durumu, probiyotik besinleri tüketim durumu, antropometrik ölçümler (boy, ağırlık, bel çevresi ), besin tüketim sıklığı, 24 saatlik besin tüketim kaydı ve bireylerin mental iyi oluş düzeylerini ölçmek amacıyla geliştirilen Warwick- Edinburgh Mental İyi Oluş Ölçeği ve Yaşam Doyumu Ölçeği ile ilgili bilgiler olmak üzere 8 bölümden oluşmuştur. Çalışmaya katılan kadınların yaş ortalaması 34,84±10,15, erkeklerin ise 34,47±11,64 yıldır. Kadınların %68,4'ü probiyotik içeren besinleri tüketirken, %21,1'i tüketmediği ve %10,5'inin bu besinlerin neler olduğunu bilmediği, erkeklerin ise %71,4'ü probiyotik içeren besinleri tüketirken, %21,4'ünün tüketmediği ve %7,2'sinin bu besinlerin neler olduğunu bilmediği saptanmıştır. Araştırmaya katılan bireylerin cinsiyete göre gıda takviyesi olarak probiyotik kullanım durumları değerlendirildiğinde; kadınların %26,7'sinin erkeklerin ise %15,2'sinin gıda takviyesi olarak probiyotik kullandıkları, kadınların % 73,3'ünün erkeklerin ise %84,8'inin gıda takviyesi olarak probiyotik kullanmadıkları saptanmıştır. Araştırmaya katılan bireylerin cinsiyeti ile gıda takviyesi olarak probiyotik kullanım durumları arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p>0,05). Araştırmaya katılan bireylerin Warwick- Edinburgh Mental İyi Oluş Ölçeğine vermiş oldukları cevaplara göre almış oldukları puanlar; kadınlarda ortalama 50,92±9,45 puan, erkeklerde ise ortalama 51,52±9,36 puandır. Bireylerin Yaşam Doyum Ölçeğine göre aldıkları ortalama puanlar kadın ve erkeklerde sırası ile 16,02±4,61 ve 14,65±4,99'dir. Gıda takviyesi kullanan katılımcıların Warvick- Edinburgh Ölçek ortalaması 56,19±8,68 olup cinsiyetle ölçek ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki yoktur(p>0,05). Yaşam Doyum Ölçeğiortalaması ise 18,70±3,73'dür ve cinsiyetle ölçek ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki yoktur (p>0,05). Gıda takviyesi kullanmayan katılımcıların Warvick- Edinburgh Ölçek ortalaması 49,70 ±9,12 olup Yaşam Doyum Ölçeğiortalaması 14,59±4,68 olarak saptanmıştır ve cinsiyet ile her iki ölçek ortalaması arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki yoktur (p>0,05). Probiyotik besinleri tüketen bireylerin Warvick- Edinburgh Ölçek ortalaması 55,61±8,67 olup cinsiyetle ölçek ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki yoktur (p>0,05). Yaşam Doyum Ölçeğiortalaması ise 18,11±4,12'dir ve cinsiyetle ölçek ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki yoktur (p>0,05). Probiyotik besinleri tüketmeyen bireylerin Warvick- Edinburgh Ölçek ortalaması 49,26±9,08 olup Yaşam Doyum Ölçeğiortalaması ise 14,40±4,64'dır ve cinsiyet ile her iki ölçek ortalaması arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki yoktur (p>0,05). Erkeklerde, Warwick- Edinburgh Mental İyi Oluş Ölçeği ile enerji, emilebilen oligosakkarit, polisakkarit, selüloz, lignin, suda çözünen posa, suda çözünmeyen posa tüketimi arasında anlamlı ilişki bulunmuştur (p<0,05). Kadınlarda, Yaşam Doyum Ölçeğiile posa, emilebilen oligosakkarit ve emilemeyen olisakkarit tüketimleri arasında pozitif yönde anlamlı bir korelasyon bulunmuştur (p<0,05). Erkeklerde, Yaşam Doyum Ölçeğiile enerjinin proteinden gelen % si, yağdan gelen % si, emilebilen oligosakkarit ve lignin tüketimi arasında pozitif yönde anlamlı bir korelasyon bulunmuştur (p<0,05). Warwick – Edinburgh Mental İyi Oluş Ölçeği toplam puan ve Yaşam Doyum Ölçeğitoplam puan ile toplam probiyotik tüketimi arasındaki ilişki her iki cinsiyette de anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Sonuç olarak, probiyotik- prebiyotik özellik gösteren besinleri tüketenlerin veya gıda takviyesi olarak probiyotik kullanan bireylerin Warwick- Edinburgh Mental İyi Oluş Ölçeği ve Yaşam Doyumu Ölçeklerinden bu besinleri/takviyeleri tüketmeyenlere daha yüksek puan elde ettikleri saptanmıştır. Toplum genelinde bireylerin prebiyotik ve probiyotik besinler konusundaki bilgi düzeylerinin arttırılmasına yönelik farkındalık çalışmalarının yapılmasının gerekli olduğu düşünülmektedir. Buna ek olarak probiyotiklerin mental sağlık üzerine etkilerini araştıran daha büyük örneklemli araştırmaların yapılması önemlidir.

BesinlerBeslenmeBeslenme incelemeleri+5
Ayşe Nur Şahin
Başkent University · Institute of Health Sciences
2018
00

Other supervisors