Theses supervised by Prof. Dr. Levent Bayraktar

17 theses · Ankara Yıldırım Beyazıt University

Master'sOpen AccessTR

Abdullah Necati Akder'de felsefenin işlevi

Akademik kimliğiyle olduğu kadar düşünce hayatı ve toplumsal meseleler karşısındaki özgün duruşuyla tanınan Abdullah Necati Akder, Cumhuriyet dönemi Türk düşünce dünyasında önemli izler bırakmıştır. Bu çalışmada, Cumhuriyet dönemi Türk düşünce hayatında kendine özgü bir yeri olan Abdullah Necati Akder'in fikrî yönelimi ele alınmıştır. Akademik ve bürokratik alanlarda uzun yıllar hizmet vermiş olan Akder, özellikle millet, ahlak, medeniyet, değer, kültür, ordu, ideoloji, din gibi temel kavramlar üzerine yoğunlaşmıştır. Düşüncelerini ise büyük ölçüde makaleler yoluyla kamuoyuna sunmuştur. Kendisinin müstakil bir kitabı bulunmamakla birlikte, çeşitli dergi ve kurum yayınlarında yer alan yazıları Türk düşünce tarihi açısından önemli izler taşımaktadır. Abdullah Necati Akder'in düşünsel çabasında en belirgin yönlerden biri, Ziya Gökalp'e duyduğu fikrî bağlılık ve onun sistematik yaklaşımına gösterdiği sadakattir. Hayatı boyunca Gökalp'in görüşlerini açıklamak, yorumlamak ve yeniden gündeme taşımak için çalışmış, onun hars, medeniyet, terbiye, ideoloji gibi kavramsallaştırmalarını yorumlayarak güncel meselelerle ilişkilendirmiştir. Bu yönüyle Akder, Ziya Gökalp'in düşüncelerini çağının toplumsal ve kültürel şartlarında yeniden işlemiştir. Dolayısıyla Akder, geçmiş, gelecek ve içinde bulunulan dönem arasında bağ kuran ve rehberlik eden bir mütefekkirdir. Akder'in yazılarında, milletin birlik ve bütünlüğünü tehdit eden ideolojik savrulmalara karşı net tavrı dikkat çekmektedir. Özellikle aşırılıklara, kutuplaştırıcı ve yabancılaştırıcı ideolojik yönelimlere karşı kültürel sürekliliği ve milli kimliği muhafaza eden bir çizgide yer almıştır. Bu anlamda Halk evleri, Türk Ocakları vb. kurumlar aracılığıyla topluma düşünsel ve ahlakî bir istikamet kazandırmayı hedeflemiştir. Bu tezde, Abdullah Necati Akder'in felsefeye yüklediği işlev incelenmiş, onun düşünce yapısı, kavramlarla kurduğu ilişki ve Türk düşünce geleneğine katkısı ortaya konmuştur. Akder, her şeyden önce düşünmeyi bir vatani görev, fikir üretmeyi ise millete karşı sorumluluğun bir tezahürü olarak görmüştür.

Sena Nur Sezgin
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Henri Bergson'da özne-nesne ilişkisi

"Bergson'da Özne-Nesne İlişkisi" adlı bu tez çalışmasının temel hedefi, Bergson felsefesinde özne ve nesne ilişkisini temele alarak onun geleneksel ekollerden nasıl ayrıldığını felsefi bir perspektifte ortaya koymaktır. Bergson felsefesinde varlığın yapısı daimî bir oluş olarak ifade edildiğinden, ben olarak tanımladığı öznenin bu varlık yapısı içerisinde nasıl konumlandığı ve öznenin nesneyle nasıl bütünlük içerisinde var oluşunu gerçekleştirdiği felsefe tarihi açısından önem teşkil etmektedir. Sürekli oluşun ve değişimin olduğu bu varlık alanında, insanı özne konumuna yükselten düşüncenin ne olduğu bir soru olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışmada bu sorun Bergson'un çok katmanlı özne tasarımıyla ayrıntılı olarak incelenmeye çalışılmıştır. Henri Bergson'un felsefesi süre, sezgi, hafıza, algı ve bilinç meseleleri etrafında toplanır. Bu bağlamda, özne ve nesne ilişkisi de bahsi geçen bu kavramlar üzerinden şekillenmektedir. Çalışmanın ilk bölümünde incelememizin temelini oluşturması adına Bergson'un hayatı ve eserleri hakkında genel bilgiler verilerek konuya giriş yapılmıştır. İkinci bölümde, özne ve nesne ilişkisinin neden bir problematik olarak felsefe tarihinde yer aldığını ele alırken, Bergson'un bu problematikte nerede durduğu ve bu konunun onun felsefesindeki mahiyeti değerlendirilmiştir. Üçüncü bölümde ise, Bergson'un varlık anlayışından doğan özne-nesne ilişkisini nasıl betimlediğini açıklamak adına özne ve nesne kavramları ayrıca çözümlenmiştir.

Elif Gümüş Yavuz
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Varoluş bağlamında estetik ve ahlâki olgunlaşma

İnsan, bu dünyadaki varlığını anlamlı bir zeminde temellendirme ihtiyacı içerisindedir. Bilme, eyleme ve yaratma yetileri, insanın kendisi dışındaki varlıkları algılama ve anlamlandırma yollarıdır. Bu anlamlandırma süreci, yalnızca mekanik bir deneyim alanı olmayıp iyi, doğru ve güzel arasında bütünlüklü bir bağ kurulmasını gerektirir. Çağımızda, bu bütünlüğün bozulup etiğin, epistemolojinin ve estetiğin birbirinden bağımsız alanlar olarak görülmesi; insanın bir değer varlığı olduğu fikrini ve insani değerlerin evrenselliğine ilişkin inancı zedelemiştir. Bu sebeple çağın öznesini tanıyıp yeni öznenin doğasına uygun etik ve estetik bütünlüğün kurulmasına ihtiyaç vardır. Bütünlük teklifi, felsefi estetiğe dair yeni bir kavramsallaştırmanın gelişmesini ve estetiğin, varoluş bağlamında değerlendirilebilecek bir imkân olarak görülmesini amaçlamaktadır. Bu doğrultuda olgunlaşma kavramı, dünyayı etik ve estetik bütünlük içinde algılamayı ifade eder. Bilinç ve irade gerektiren olgunlaşma, öznenin kendisini etik ve estetik açıdan geliştirmesi olarak okunabilir. Estetik ve ahlâki olgunlaşma, öznenin, varlığını ve bilgisini dönüştürme sürecinde bunu kendi kimliğini koruyarak yapabileceği estetik bir varoluşa imkân tanır. İnsan, nasıl bilebilirim ve nasıl var olurum sorularını yeniden düşünerek güzeli ve iyiyi birleştiren bir olgunluk düzeyine ulaşır. Bir yönüyle öznel olan ancak diğer bir yönüyle birlik fikrini çağıran olgunlaşma, niyet, istek, koşul ve yeti gibi unsurların etken olduğu çok yönlü bir sürecin ürünüdür. Bu anlamda olgunlaşma, sabit ve evrensel bir sistemleştirme olarak anlaşılmamalıdır. Estetik ve ahlâki olgunlaşma, mevcut insanlık birikiminin üzerine etik ve estetik bir bilinç geliştirebilmeyi ifade eder. Bu bilincin kazanılmasıyla estetik, yalnızca sanat nesnesinde tecrübe edilen bir alan olmaktan çıkarak varoluş için imkân zemini haline gelir. Bu sayede etik-estetik bütünlükte olgunlaşmanın sevinci ve mutluluğu, metafizik ve estetik kopuş karşısında bir kurtuluş imkânı olarak görülebilir. Bu amaçlar doğrultusunda; insan nedir sorusuna verilen cevaplar üzerinden bir özne tarihi okuması yapılmış, iyi, doğru ve güzel arasındaki ilişkiye dair nelerin söylendiği incelenmiş, etik duyarsızlık ve estetik yoksunluk sonucunda insani açıdan etik ihlal durumlarına örnek olabilecek sanat pratikleri değerlendirilmiştir. İnsani değerler perspektifinde yürütülen çağdaş sanat eleştirisi, meselenin yalnızca bir sanat kritiği olmakla kalamayacağını ve varoluş bağlamında felsefi açıdan değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir.

Sare Uzuner
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Bergson ve Feyerabend'in felsefe ve bilim anlayışlarının karşılaştırılması ve eleştirisi

Felsefe ve bilim, tarihsel süreçte farklı metodolojilere dayanmakla birlikte, insanın bilgiye ulaşma çabasında birbirini tamamlayan iki temel alan olmuştur. Bilim, başlangıçta pratik ihtiyaçları karşılamaya yönelik merakla gelişirken; felsefe, hakikati bilme sevgisinden beslenmiştir. Metafizik de bu ortak zeminin kurucu unsurlarından biri olarak varlık göstermiş, ancak modern dönemde felsefe ve bilimden ayrıştırılarak ikincil bir konuma itilmiştir. Bu ayrım, zamanla bilimle ilgilenen filozofların metafiziğe mesafeli, metafizikle ilgilenenlerin ise bilimden uzak olarak değerlendirilmesine yol açmıştır. Bu çalışma, felsefe, bilim ve metafiziğin birbirini dışlamayan, aksine birbirini besleyen alanlar olduğunu ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bu amaçla, 19. ve 20. yüzyıl felsefesini derinden etkilemiş ve farklı felsefi ekollere mensup iki filozof olan Henri Bergson ve Paul Feyerabend'in felsefe ve bilim anlayışları karşılaştırmalı bir incelemeye tabi tutulmuştur. Sezgici ve spiritüalist tavrı sebebiyle Bergson'un bilimsel birikimi ikinci planda kalmış, epistemolojik anarşizmiyle tanınan Feyerabend ise metafizikten uzak bir düşünür olarak konumlandırılmıştır. Oysa her iki filozofun felsefe ve bilim anlayışları bütünsel olarak ele alındığında, onların felsefeyi ve bilimi özgürlük, yaratıcılık ve çoğulculuk ekseninde yeniden yorumladıkları görülmüştür. Bu yorumlama felsefe, bilim ve metafizik etkileşimi üzerinden gelişmiştir. Çalışmada öncelikli olarak 19. yüzyılda pozitivizm ekolünün etkisi ve Bergsonculuğun nasıl ortaya çıktığının ve Türkiye'ye yansımalarının felsefe, bilim ve metafizik üçgeninde genel bir çerçevesi çizildikten sonra her iki filozofun felsefe ve bilim anlayışları derinlemesine incelenmiştir. Bergson'un süre, sezgi ve yaratıcı evrim kavramları; Feyerabend'in yöntem eleştirisi, epistemolojik anarşizm ve bilimsel çoğulculuk savunusu merkeze alınarak, felsefe ve bilimin birbirini tamamlayan yönleri açığa çıkarılmıştır. Bu bağlamda, her iki filozofun felsefe ve bilim anlayışlarını geliştirirken felsefe tarihine yöneltikleri eleştiriler ve bu eleştiriler üzerine inşa ettikleri felsefe ve bilim anlayışları metafizik ilişkisi içinde değerlendirilmiştir. Yapılan değerlendirmeler sonucunda, Bergson ve Feyerabend'in özgün felsefi katkıları üzerinden, modern düşüncede sıklıkla karşı karşıya getirilen felsefe, bilim ve metafiziğin aslında birbirini tamamlayan alanlar olduğu ortaya konmuş; özgürlük ve çoğulculuk temelli bir bilim ve felsefe anlayışının imkânına işaret edilmiştir. Anahtar Sözcükler: Henri Bergson, Paul Feyerabend, Sezgicilik, Epistemolojik Anarşizm, Plüralizm.

Bahar Ok
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Modern dünyanın bunalımı karşısında radikal bir eleştiri ve alternatif çözümler: Ivan Illich

Bu çalışma Toplum Felsefesi alanında olup, 20.yy'da yaşamış, Avusturyalı filozof ve toplum eleştirmeni olan Ivan Illich'in çağdaş batı kültürü ve kurumları ile modernite problemlerinden olan kapitalizm, endüstri, medeniyet, teknoloji ve tüketim toplumu gibi sorunlara yönelik eleştiri ve çözüm önerilerine yer vermeyi amaçlamaktadır. Çalışmanın ilk bölümünde Illich'in hayatı, eserleri ve entelektüel biyografisine yer verilecektir. İkinci bölümde modernite eleştirilerinden bahsedilecek olup, çalışmanın son bölümü olan üçüncü bölümde ise Illich'in bu sorunsala ürettiği çözüm önerileri ele alınacaktır. Bu çalışmada, Illich'in bir ideoloji olarak gördüğü yenilik fikri üzerinde durulmakla beraber bu kavramın toplumu gelenekten kopuşa sürükleme aşamaları incelenecektir. Bu aşamalar ise modernizmin bir sorunsal boyut getirdiği ekonomik, çevresel, sosyo-kültürel ve etik zemindeki bozulmalar üzerinde olacaktır. Bu problematikler mekanik bir dünya oluşturduğu için çalışmada insani değerlerin kaybı ve bireyin kendi ürettiklerine bağımlı olması etüd edilecektir.

EndüstriIllich, IvanKapitalizm+6
Dönüş Sarıtaş
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Felsefe, mistisizm ve edebiyat kavşağında Iris Murdoch'un etik teorisi

Yirminci yüzyılda özellikle Batı toplumunda yaşanan 'kültürel dejenerasyon'la genel olarak hayata yeniden anlam katacak felsefeye, özel olarak ise değerlerin tekrar inşa edilmesine ve onları hâkim kılacak bir ahlak felsefesine duyulan ihtiyaç, Iris Murdoch'u yeni bir etik teori geliştirmeye yönelten ana motivasyon kaynağıdır. Murdoch'un felsefe-mistisizm-edebiyat kavşağında geliştirdiği etik teorisi bu çalışmada ortaya konulacaktır. Çalışmamızın ana iddiası Murdoch'un öğretisinin, sözü edilen kavşakta din, sanat ve etiğin tıpkı bir sacayağı gibi birbirine eklemlenmesi sonucunda oluştuğudur. Bu çerçevede oldukça parçalı bir görünüm arz eden Murdoch'un felsefi külliyatının aslında tutarlı bir felsefi sistematiğe sahip olduğu gösterilecektir. Buna göre Murdoch, "loving gaze" (sevgi dolu bakış) olarak adlandırılan etik teorisini 'dikkat' olgusu üzerine inşa eder. Solipsist fantezi dünyasındaki bireyin ancak sevgi ve dikkat aracılığıyla 'başka'yı görerek hakikate yaklaşabileceğini, kendi yanılsama dünyasından kurtulabileceğini düşünür. Bunun sağlanabilmesi, yani ahlakın kendisini ortaya çıkarabilmesi din sayesinde mümkün olduğundan din varlığını sürdürmeli; fakat mitolojiden arındırılmalıdır. Hristiyanlığın mitolojiden arındırılması sürecinde ise felsefeden ve Uzakdoğu öğretilerinden yararlanılabileceğini belirten Murdoch, "Hristiyan Budizmi" veya "Tanrısız teoloji" adını verdiği formülasyonunda kişiselleştirilmiş bir Tanrı'nın varlığını yok sayar. Yerine geleneksel teizmin Tanrı'sıyla ortak özelliklere sahip Platoncu İyi'yi koyar. İyi, bir Tanrı ya da onun yeni bir varyasyonu değildir; fakat onun simgelediği şeydir. Böylesi bir metafiziksel zeminde yükselen Murdoch'un etik teorisi benliğin, aşkın bir İyi'ye yönlendirilmesiyle bencil arzularından arındırılmasını ve "içsel arınmaya" kavuşmasını hedefler. Dolayısıyla askesis-çile nosyonuyla da yakından ilişkili birtakım unsurlar içeren öğreti, manevi alıştırmalara ve Murdoch perspektifinde manevi alıştırmalara dönüştürülmüş edebî türlere kapı aralaması nedeniyle bir 'benliksizleşme' pratiği olarak nitelendirilir. Bu doğrultuda Murdoch'un ahlak teorisinin ana bileşenlerinden biri, 'sevgi'nin bir dışavurumu olarak sanattır. Öyle ki Murdoch, kendi edebiyatçı kimliğinin de tanıklık ettiği üzere, sanatın bir dalı olan edebiyatı etik bir güç olarak görür. Burada ona yardımcı olan edebî tür ise "söylemsel gerçeği" anlatmaya en uygun "ahlaki bir form" olarak romandır.

EdebiyatEtikFelsefe+1
Ceylan Çoşkuner Kalın
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Bir medeniyet ve tarih mütefekkiri Zeki Velidi Togan

Bu tezde; doğup büyüdüğü muhit, aldığı eğitimler, görüştüğü kişiler, okuduğu eserler, seyahatleri, ilmî ve siyasî faaliyetleri dikkate alınarak; Zeki Velidi Togan'ın şahsiyetinin ve fikrî gelişiminin seyri, tarih ve medeniyet görüşünün teşekkülü ve bunlara dair fikirleri ortaya konmaya çalışılmıştır. Bu çalışma esnasında büyük ölçüde, -başta Hâtıralar olmak üzere- kendi eserlerinden istifâde edilmiştir.

KültürMedeniyetTarih+3
Ömer Özercan
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Modern çağın metafizik kopuşu karşısında iki ayrı tavır olarak Friedrich Nietzsche ve Søren Kierkegaard felsefeleri

Metafizik, felsefe tarihi boyunca ihtilaflara sebep olmuş olan felsefe disiplinlerinden birisidir. Metafiziğin fiziğin ötesine ilişkin kavramsal bulanıklığı, insanın bu alanı nasıl bilebileceğini sorun hâline getirmesine neden olmuştur. Çalışmanın ilk bölümünde metafiziğe ilişkin soru(n)lar ele alınarak tezin ana konusunu teşkil eden metafizik kopuşun aydınlatılması hedeflenmiş; ikinci bölümde söz konusu kopuş, varoluşçuluk etrafında somutlaştırılmış, üçüncü ve dördüncü bölümlerde ise, modern çağın bu kopuşu karşısında Friedrich Nietzsche ve Søren Kierkegaard'ın felsefeleri, kendi bağlamlarında değerlendirilmiş ve bu kopuş, egzistansiyel bir metafizik denemesiyle ele alınmaya ve çözülmeye çalışılmıştır. Bu çalışma ekseninde kullanılan metodoloji, literatür taraması ve çözümlemesine dayanmaktadır. Metafizik bir bilince sahip olan insan; kendini, dünyayı ve içerisindekileri Tanrı'yla kurduğu ilişki temelinde bütünlüklü bir birlik içerisinde algılayabilen insandır. Bu bilincin yoksunluğu ise, metafizik kopuşu gündeme getirmektedir. Bu kopuşu Tanrı öldü sözüyle ve bu sözün açılımını ifade eden bir nihilizm hâli olarak décadence ile 19.yy'da açıklayan Nietzsche, kendi felsefesinde insanı metafizik bilinçten ve Tanrı'dan bağımsız olarak ele almıştır. Fizik bir dünya kavrayışı içerisinde kendi anlamını aramaya mecbur kalan insanın temelsiz kalışı, bu temeli kendi varoluşunda gerçekleştireceği ve Nietzsche'nin dünyaya ve insana dair Tanrı'nın ölümü üzere yeni bir teklif olarak sunduğu bengi dönüş hareketi ve bu hareketin özü olan güç istencinde bulmasını ve bu şekilde üstinsan olmaya çabalamasını beraberinde getirmiştir. Kierkegaard'ın felsefesi, modern çağda deneyimlediği metafizik kopuşla kendisini kaybeden ve kendi varoluşuna yabancılaşan insanın tekrardan kendisini bularak bir ben oluşunu, modern insanın artık unuttuğu Tanrı'nın varlığına imanla açıklaması yönüyle hem metafiziksel hem de teolojik bir karaktere sahiptir. Bu bağlamda Kierkegaard'ın modern felsefeye yeni bir kategori olarak teklif ettiği tekerrür kategorisi, an dediği bir zamanda gerçekleşen öznel olan insan varoluşunun ileriye dönük hareketi olarak bu varoluşun öznel hakikatini yakalamanın imkânı olması ve dini alana ait bir kategori olarak ele alınması bakımından, metafizik kopuşun aşılmasına yönelik ele almaya çalıştığımız egzistansiyel metafiziğin imkânını bu çalışmada bize veren bir zemin olmuştur.

Mügem Kızılcık
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Mustafa Rahmi Balaban'ın hayatı, felsefesi ve eğitim düşüncesi

Bu çalışmanın amacı, Türk düşünürü ve eğitimci Mustafa Rahmi Balaban'ın entelektüel portresini incelemektir. Düşünce dünyasını oluşturan medeniyet ve terbiye anlayışını ortaya koymaktır. Çalışmada Mustafa Rahmi'nin yaşamı, eğitimi, eserleri ve düşünce yapısı ele alınarak Türk düşünce hayatına entelektüel katkıları araştırılmıştır. Çalışmanın ilk bölümünde, Mustafa Rahmi'nin yaşamı, eğitimi, eserleri ve düşünce yapısı detaylı bir şekilde incelenerek Türk düşünce hayatına yapmış olduğu entelektüel katkıya yer verilmiştir. Eğitim hayatı, mesleki kariyeri ve akademik çalışmaları kapsamlı bir şekilde incelenmiş, entelektüel portresi çizilmiştir. Bu bağlamda, Mustafa Rahmi'nin düşünce dünyası ve eserlerinin, Türk düşünce hayatının gelişimi adına yeri ve önemi açığa çıkarılmıştır. İkinci bölümde, Mustafa Rahmi'nin medeniyet anlayışı ele alınmıştır. Onun medeniyet anlayışını, medeniyeti inşa eden temel değerler, Türk milletinin medeniyet tarihindeki yerini ve çağdaşlaşma hamlelerine yönelik tespitleri oluşturur. Mustafa Rahmi, Türk milletinin tarihsel ve kültürel birikiminden güç alarak, bu birikimle çağdaş medeniyette varlığını sürdürmenin önemini vurgulamıştır. Son bölümde ise, Mustafa Rahmi'nin eğitim anlayışı üzerinde durulmuştur. Eğitim felsefesi, yöntemleri ve şahsiyet eğitimine ilişkin görüşleri detaylandırılarak, onun bireysel ve toplumsal terbiyenin önemi hakkındaki düşünceleri ortaya çıkarılmıştır. Mustafa Rahmi'nin eğitim tasavvurunda insanın toplum hayatı için gelişim göstermesi ve ahlaki değerler ön plandadır. Mustafa Rahmi'nin entelektüel portresi, Türk milletinin medeniyet yolculuğunu aydınlatırken, Cumhuriyet döneminin bilimsel, millî ve manevi değerlere dayanan temellerini ortaya koymaktadır. Felsefî yaklaşımının, günümüzde yaşanan medeniyet krizinin çözümüne ve eğitim sisteminin inşasına önemli bir perspektif sağlayabileceği anlaşılmaktadır. Çalışmada, nitel araştırma yöntemi kullanılarak literatür taraması ile veriler toplanmış ve sistematik olarak incelenmiştir.

Özge Çukurluöz
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Jean Paul Sartre'da başkası için varlık

Bu tez çalışması Varoluşçuluk Felsefesi alanında olup, egzistansiyalist filozof Jean Paul Sartre'ın Başkası için Varlık kavramını irdelemeyi amaçlar. Birinci bölümde Varoluşçuluk tarihine kısa bir giriş yapıldıktan sonra Varoluş ve Varoluşçuluğun anlamı tanımlanarak konuya bir giriş yapılmıştır. İkinci bölümde Başkası sorunu teist ve atesit varoluşçuların kavramları ışığında tartışılmıştır. Üçüncü Bölümde ise Sartre'ın varoluşçuluğuna yer verilmiş ve Başkası için Varlık düşüncesi kritik edilmiştir. Bu tez Başkası için Varlık ne anlama gelir ve ne ifade eder? Başkası için Varlık günümüz güncel problemlerine karşı bir çözüm sunabilir mi gibi sorulara cevap aramayı amaç edinir. Tezin temel konusu varlık ve varlığın anlamı, varlık ve varoluş, varlığın neliği ve değeridir. Temel mesele insan varoluşudur. Tezin temel problemi ise birlikte yaşamın imkanı meselesidir. Varlığın başkası ile ilişkisi kritik edilmiştir. Ayrıca çalışmada Sartre'ın "Varoluş Özden Önce Gelir" tezi üzerinde durulmuş ve özgürlük meselesi de bu düşünce etrafında irdelenmiştir. Sonuç kısmında kavram, kimlik ve kişilik terimleriyle de ilişkilendirilerek insanın tek başına bir kimlik tayin edemeyeceği iddia edilmiştir. İnsanın başkaları ile ilişki kurarak varlığını idame ettirebileceği, birlikte yaşama sorunu da gündemde tutularak açıklanmaya çalışılmıştır. İnsanın dünyada yalnız ve yabancı oluşu tartışılmıştır. Konu Başkası için Varlık problemi ile sınırlandırılmıştır ve bu tezin temel hipotezi ise Başkası için Varlık savının güncel sorunlar karşısında bir çözüm olabileceğidir.

Betül Demirel
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Hasan Ali Yücel'in Türk felsefe hayatındaki yeri

Hasan Âli Yücel, Cumhuriyet Dönemi Türk tarihinde hem siyasi hem de entelektüel kimliği olan bir düşünürdür. O aynı zamanda döneminin önemli kültür adamlarından da birisidir. Hem bir yazar hem bir şair hem de bir düşünür olarak farklı alanlarda önemli eserler ortaya koymuştur. Çalışmamızın konusu Hasan Âli Yücel'in Türk felsefe hayatındaki yerini incelemektir. Bunu yapabilmek için ise onun sosyo-kültürel çevre içerisindeki konumu ele alınmalıdır. Yücel'in yaşamış olduğu dönemin düşünce yapısına ve Türk felsefesine yapmış olduğu katkılar bu çalışmada yer almaktadır. Araştırmamız literatür taramasına dayalı olarak, Hasan Âli Yücel'in bırakmış olduğu yazılı eserlerin incelenmesine dayanmaktadır. Bugüne kadar Hasan Âli Yücel'in siyasetçi kimliği, eğitimci kimliği, yazarlığı ve şairliği gibi konularda araştırmalar yapılmıştır. Bu araştırmaların yanı sıra onun felsefeci kimliği üzerinde yeterli derecede durulmamıştır. Bu çalışmanın amacı Hasan Âli Yücel'in Türk Felsefe Hayatındaki yerini değerlendirebilmektir. Yücel'in az bilinen bu yönünü açığa çıkararak onun hakkında yapılan çalışmalara mütevazı de olsa bir katkı sunmak çalışmamızın temelini oluşturmaktadır. Anahtar Kelimeler: Hasan Âli Yücel, Felsefe, Eğitim, Türk Düşüncesi, Cumhuriyet Dönemi

Cumhuriyet DönemiFelsefeFelsefi düşünce+2
Şule Yıldız Kaman
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Bilişim felsefesi bağlamında bir bilişim etiği: Gelişim etiği /Flourishing ethics

Bu çalışma, Terrell Ward Bynum'un aynı infosferde yaşayan bilişim çağı insanına, bilişim felsefesi bağlamında bir bilişim etiği teorisi teklifi olan Flourishing Ethics/Gelişim Etiğin nitelik, metodoloji, yaklaşım ve felsefi içerik bakımından incelenmesi, soruşturulması hakkındadır. Bu sebeple çalışmada teorinin tasviri ve tahliline önem verilerek; teoriyi oluşturan metodoloji ve yaklaşımın, dayandığı felsefi geleneğin ve bilimsel disiplinin ortaya çıkarılmasının yanı sıra teorinin de geliştirilmesine gayret edilmiştir. Bu amaç doğrultusunda çalışmamızın Giriş bölümünde (Birinci Bölüm); öncelikle teorisyen ve teorinin tanıtımına, bilişim etiği temel problemlerinin ve konunun kronolojik gelişimine, ilgili sınırları içinde yer alan tartışma ve görüşlere yer verilerek amaç, kapsam ve yöntem hakkında açıklamalarda bulunulmuştur. İkinci bölümde; Bynum'un mantıksal gerekçelendirmesini bilim felsefesine dayanarak yaptığı, "etikte yeni bir perspektif değişikliği teklifinin" dayanaklarına ve Bynum'un, Kuhn'dan mülhem bir terminoloji ile etikte tespit ettiği anomali ve bu tespitlerle bilişim etiğinde çözmeyi amaçladığı problemlerin açıklamalarına yer verilmiştir. Üçüncü bölümde; Gelişim etiğinin köklerini oluşturan Aristoteles felsefesi ve Norbert Wiener'ın Sibernetik bilimi, teoriyle olan bağlantısı gözetilerek ortaya konulmuş, "gelişim" düşüncesinin geleneksel ve çağdaş düşüncedeki konumu irdelenmiştir. Dördüncü bölüm; İnsan Merkezli GE ve Genel Gelişim Etiği olarak iki alt bileşenden meydana gelen Bynum GE teorisinin ilk bileşeni olan İnsan Merkezli Gelişim Etiğinin açıklandığı bölümdür. Aristotelesçi temelleri olan İnsan merkezli GE, sibernetik doğası nedeniyle insanı bir bilişim nesnesi olarak düşünür. Bu bölümde, bir bilişim nesnesi olarak düşünülen insanın, etik bir insan olması bakımından gelişiminin imkân ve zeminini oluşturan kavram ve konulara yer verilmiştir. Beşinci bölümde ise; Gelişim Etiğini meydana getiren ikinci bileşen Genel Gelişim Etiği teorisinin dayandığı temeller; sibernetik bilim, fizikte termodinamiğin ikinci yasası ve metafizikte yeni materyalist düşüncenin etik ile nasıl ilişkilendirildiği açıklanmıştır. Sonuç bölümünde; çalışmanın girişinde belirtilen amaçlara ne ölçüde yaklaşıldığı açıklanmış, bölümlere dair elde edilen felsefi bulgular değerlendirilerek öneriler sunulmuştur.

Bilgi felsefesiBilişimBilişim etiği+4
Nesibe Kantar
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Türk düşünürlerinin edebi eserlerinde insan sorunu

Bu araştırmada, farklı düşünce ekollerine mensup Türk düşünürlerinin insana bakışını ve insan algısını edebî eserlerinden hareketle tespit etmek amaçlanmıştır. Bu amaçla Türk düşünce hayatına yön vermiş olan Filibeli Ahmet Hilmi, İsmail Hakkı Baltacıoğlu, Hilmi Ziya Ülken ve Nurettin Topçu'nun edebî eserleri incelenmiştir. Araştırma kapsamında düşünürlerin yalnızca kitap halinde neşredilmiş olan eserlerinin incelenmesi planlanmış, muhtelif dergi ya da gazetelerdeki şiir, tiyatro veya hikâyeleri dikkate alınmamıştır. Edebiyat-felsefe-insan üçgeninde genel bir çerçeve çizildikten sonra düşünürlerin eserlerinin tahlil edilmesi kısmına geçilmiş, eserler tahlil edilirken sistematik olması açısından metne birtakım sorular sorulmuş, o düşünürün insan anlayışı farklı cihetlerden bakılarak ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Bu amaçla metinlerde insanın tabiatla ilişkisi, Tanrı'yla ilişkisi, toplumla ve son olarak da kendisiyle ilişkisi anlaşılmaya çalışılmıştır. Ayrıca metinde, o düşünürün insanı bir haz varlığı olarak mı, bir değer varlığı, metafizik bir varlık, toplumsal ya da siyasî bir varlık olarak mı düşündüğü hususundaki ipuçları aranmıştır. Neticede incelenen eserlerden hareketle her düşünür için bir sonuca varılmış, insan anlayışı edebî eserlerinin bütününden hareketle ortaya konmaya çalışılmıştır. Filibeli Ahmet Hilmi ve Nurettin Topçu'nun eserlerinde millî-mistik karakterlerin ön plana çıktığı, insan algısının daha ziyade ilahi aşk üzerinden temellendiği görülür. Topçu'nun edebî eserlerinde, fikir kitaplarıyla örtüşen bir şekilde millet mistiği ya da aksiyon insanı tipinde karakterler yarattığını söylemek mümkündür. Filibeli'nin mistikleri ise daha çok tasavvufun vahdet-i vücut anlayışından güç almakta ve vatan sevgisinde temellenen millî duygular ile zenginleşmektedir. Hilmi Ziya Ülken, edebî eserlerinde 'insani vatansever' tipinin izini sürmüş, aşk ahlakının basamaklı yapısını eserlerinin bütününde adım adım hissettirmiştir. İsmail Hakkı Baltacıoğlu ise 'yeni adam'ı bir ideal insan olarak ortaya koymuş ve fikir kitaplarında rastlanmayacak şekilde 'yeni kadın' profili çizmiştir. Sonuç olarak insan anlayışı bakımından düşünürlerin edebî eserleri ile fikir kitapları arasında örtüşen yönlerin olduğu tespit edilmiş ve yeni bulgulara ulaşılmıştır. Anahtar kelimeler: Edebiyat-felsefe ilişkisi, insan felsefesi, Türk düşünürleri

Edebi eserlerEdebiyatTürk düşünürleri+2
Rabia Dirican
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Hans Reichenbach'ın Türk düşüncesine etkisi

Bu çalışmada, Alman fizikçi ve filozof Hans Reichenbach'ın hayatı, yetiştiği düşünce muhiti, felsefede ele aldığı başat meseleler, ortaya attığı yeni fikirler, Türkiye yılları ve Türk akademisine etkisi irdelenmiştir. Hans Reichenbach, Schlick, Carnap, Wittgenstein, Einstein gibi isimlerin çağdaşı olarak, Bilimsel Felsefe, Nedensellik, Olasılık, Görelilik ve Kuvantum gibi yer yer fizikle bağlantılı felsefi kuramlarla öne çıkmış olan büyük bir bilim adamı, mantıkçı ve filozoftur. İkinci Dünya Savaşı öncesi Nasyonal Sosyalist Alman idaresinin baskılarından kaçarak sığındığı Türkiye'de akademik anlamda işgal ettiği yer itibariyle önem arz eden Reichenbach'ı Türkiye'ye getiren süreç, Türkiye yılları ve bıraktığı iz tarihsel akış içinde incelenmiş, çalışma hazırlanırken Türkçe, İngilizce ve Almanca dillerinde bilimsel kaynak, hatıra ve mektuplardan da faydalanılmıştır.

Analitik felsefeBilim felsefesiBilim felsefesi+7
Ömer İpek
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Çocuk ve felsefe

İnsan olma çabası, çocuk adına yeni arayışları açığa çıkarmaktadır. Bunlardan biriside çocuk ve felsefe düşüncesidir. İnsan olmaklık geçmiş, şimdi ve gelecek olmak üzere üç boyutlu bir zamanda gerçekleşmektedir. Bu deviniminin ilk basağı çocuk olmakla başlamaktadır. Çocuk ve felsefe ilişkisi insan odaklı olması nedeniyle geriye dönük olduğu kadar ileriye de yöneliktir. Bu düşüncede temel amaç, çocuğun bütünsel anlamda potansiyelinin ortaya çıkarılmasıdır. Yapılan etkinliklere bakıldığında çocuğun tarihsel, kültürel ve felsefi boyutunun göz ardı edildiği görülmektedir. Oysa çocuk ve felsefe düşüncesinin seslendiği özne, çocuktur. Bu nedenle çocuk ve felsefe arasında sağlam bir köprü kurmak için öncelikle çocuğu doğru anlamak ve tanımak gerekmektedir. Araştırma, çocuk ve felsefe ilişkisinin kapsamlı biçimde incelenmesinin gerekliliği üzerine olmuştur. Bu kapsamda çocuk ve felsefe düşüncesi hakkında ortaya çıkan yaklaşımlar ve çalışmalarla ilgili literatür taraması yapılmıştır. Tezimizde çocuk ve felsefe ilişkisinin ne olduğu sorusuna yanıt aranmıştır. Bu doğrultuda çocuk ve felsefe düşüncesine kaynaklık eden yaklaşımların incelenerek tespit edilmesi sağlanmıştır. Çalışmada öncelikle çocuk, çocukluk, insan olma ve felsefe kavramlarının ne olduğu incelenmiştir. Ardından çocuk ve felsefe düşüncesi odağında dil, düşünce ve düşünme kavramları ele alınmıştır. Son olarak çocuk ve felsefe düşüncesinin gelişimi ele alınmış olup çocuklarla felsefenin ne olduğu sorusu irdelenmiştir. Sonuç olarak çocuk ve felsefe düşüncesinin uygulama alanında çocuğa görelik ilkesini yok sayan boşlukların olduğu saptanmıştır. Bu anlamda çocuklarla felsefe uygulamalarının felsefi ve akademik bir zeminde yapılandırılmasının önemi açığa çıkmaktadır. Anahtar Kelimeler: Felsefe, Çocuk, Çocuk ve Felsefe, Çocuklarla Felsefe, İnsan.

FelsefeFelsefi düşünceÇocuklar+2
Mehtap Temiz
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Mustafa Şekip Tunç düşüncesinde kadın

Ord. Prof. Mustafa Şekip Tunç (1883-1958), Cumhuriyet dönemi Türk düşüncesinde modern felsefe ve psikoloji yaklaşımları ile insan felsefesinin kurucu isimlerinden biri olarak kabul edilir. İnsanın kendisini, toplumunu ve dünyasını oluşturma süreci üzerine kurulu olan felsefi ve psikoloji görüşleri, insanı ilgilendiren her türlü konuyu merkezine almıştır. Böyle bir düşüncede insan bütünlüğüne odaklanıldığından bu bütünlükte kadının oynadığı rolün üzerinde durulmuştur. Bu açıdan kadın, felsefi ve psikoloji meselelerinin anlaşılmasının temelinde bulunmaktadır. Söz konusu düşünce dünyasında kadının yer alış biçimi, insan hayatındaki etkisini gösterme yolu, toplumdaki yerini anlatım şekliyle kadın konusundaki özgünlüğünü göstermiştir. Bu çalışma, Mustafa Şekip'in kadın düşüncesinin ayrıntılı olarak incelenmesini amaçlamaktadır. Bu amaçla sosyal bilimler alanında açtığı ufukları göstermeye çalışarak kadın konusu felsefe, psikoloji ve sosyoloji açısından değerlendirilmiştir. Mustafa Şekip, yazılarında modernleşme döneminde kadının geçirmiş olduğu maddi ve manevî süreçler üzerinde durmuştur. Türk düşünce hayatında Bergsoncu olarak tanınmasının yanında Türkiye'de ilk tercümelerini yaptığı Sigmund Freud'un "Libido Prensibi"nden hareketle cinsiyet hayatını "Cinsiyet Şahsiyeti" kavramı üzerinden kadın ve erkeğin şahsiyetini nasıl oluşturması gerektiği konusuna açıklık getirmesi aydınlatılan konuların başında gelmiştir. Bu düşünceyle kadının anne rolünün göz ardı edilemeyeceği gösterilmiştir. Bununla birlikte kadının meslek hayatına atılması ile yaşanan toplumsal değişimler üzerindeki etkileri belirtilmiştir. Sonuç olarak "Eski Türk Kadını" ve "Yeni Türk Kadını" olarak tasvir ettiği kadının millî bir bilinçle değişen toplum koşullarına nasıl uyum sağladığı anlaşılmıştır. Bu çalışmada, Mustafa Şekip'in kadın düşüncesi felsefi, psikolojik, sosyolojik, ontolojik ve kültürel boyutlarıyla incelenmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Mustafa Şekip, Felsefe, Psikoloji, İnsan, Kadın, Aile.

FelsefeFelsefi düşünceKadınlar+1
İpek Çınar
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Etik-epistemolojik bağlam

Bu çalışmanın amacı epistemoloji ve etik arasında estetik bir bağ kurarak; insanların düşüncelerinin de söylemleri ve eylemleri gibi kendi seçimlerine dayanan bir edim olduğunu ortaya koyabilmektir. Düşünmenin dil ve eylemle olan ilişkisi; insan eylemlerinin doğru düşünme ekseninde yeniden değerlendirilmesini gerektirmektedir. Bilgiye neden sorusunu sormak etik öznenin; etik bilinçle, bilmeyi değer yüklü bir yeti olarak görmesini ve bilme sorumluluğu üstlenmesini sağlayacaktır. Bu çerçevede bilgi, söylem ve eylem arasındaki tutarsızlık, etik ve epistemolojik bir problem olarak görülmüş, çözüme yönelik bir bağlam teklif edilmiştir.

AhlakBağlamEpistemoloji+2
Sare Uzuner
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00

Other supervisors