Theses supervised by Prof. Dr. Mehmet Fatih Öğüt
13 theses · Ege University
Konuşkanlık ve vokal gürlük düzeylerinin konuşma aralığı profili analizi ile korelasyonu
Ses kısıklığı olan hastaların değerlendirilmesi sırasında bir çok değişken incelenir ve bu değişkenlerin hastaya özgü olarak integrasyonu gerekir. Detaylı bir tıbbi ve sosyal anamnez, fiziksel muayene, videolaringostroboskopi, algısal ses değerlendirmesi, akustik ve aerodinamik ses parametrelerin analizi bu değerlendirme sırasında önemli bilgiler sağlamaktadırlar. Ses kısıklığı olan hastalarda saptanabilen vokal fold patolojilerinin çoğunun yanlış ses kullanım alışkanlıkları ile ilişkili olduğu düşünülmektedir. Çünkü kronik vokal yük artışı vokal fold vibratuar mukozal hasarına ve lezyonlarına yol açabilir. Bu nedenle ses kısıklığı şikayeti ile başvuran hastaların değerlendirmesinde kişinin günlük ses kullanım alışkanlıklarının, özellikle de konuşkanlık ve yüksek sesli konuşma düzeylerinin göz önünde bulundurulması gereklidir. Bu değerlendirme yapılırken kişinin kendi kendine uygulayabildiği basit anket ve skalalardan faydalanılabilir. Gelişen teknoloji ile pek çok yeni analiz programları ve parametreleri tanımlansa da günümüzde halen faklı ses hastalıklarında ses değerlendirilmesinin optimal yöntemleri henüz tanımlanmamıştır. Pratik değerlendirme yöntemlerinin kullanılabilirliği ve bunun ölçülebilir yöntemlerle de değerlendirilmesine ihtiyaç vardır. Mutad sesi değerlendirmede kullanılabilen ölçüm yöntemlerinden birisi de konuşma aralığı profilidir (KAP). Sesin gürlüğünün ve frekansının sınırlarını ölçebilen bu kolay uygulanan, girişimsel olmayan yöntem basit ses aktiviteleri yapılırken ölçülebilir ve klinisyene, kişinin ses üretim sisteminin fizyolojik kapasitesi hakkında bilgiler verir. Biz bu çalışmamızda; oldukça kolay uygulanan bu analiz yöntemlerinin birlikte yapılması ve bunların geleneksel ses değerlendirme yöntemleri (GRB, SHİ-10 gibi) ile birlikte kullanıldığında günlük klinik pratikteki değerini araştırmayı amaçladık. Bu amaçla çalışmaya katılmayı kabul eden olguların demografik özellikleri, sese yönelik tıbbi anamnez, vizüel analog skala (VAS) ile kişinin kendi konuşkanlık ve vokal gürlük düzeyinin belirlenmesi, genel ses kalitesinin GRB skalası ile değerlendirilmesi, sesin günlük hayata etkisini değerlendiren SHİ-10 anketinin uygulanması, zengin fonemli bir okuma pasajı ile /hey/ şeklinde tek bağırma sırasındaki ses kayıtları ile KAP analizi yapıldı. İncelenen KAP analiz parametreleri şunlardı; konuşma sesine ait intensite ilişkili analiz parametreleri: Fmin, Fmax, F0 Range, F0 Range [st], Imin, Imax, IRange; bağırma sesine ait analiz parametreleri: Fmax, Imax. Araştırmaya 18-84 yaş arasında 80 sağlıklı (kontrol grubu) ve 171 disfonili (hasta grup) olmak üzere toplamda 251 gönüllü kişi katıldı. Disfonik grupta 83 kadın, 88 erkek hasta vardı. Bu grubun ortalama yaşı 43.1±13.7 idi. Kontrol grubunda 40 kadın, 40 erkek vardı ve bu grubun ortalama yaşı 41.5±11.8 idi. Kontrol ve disfoni grubuna ait olguların habitual konuşkanlık ve vokal gürlük değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadı. Disfoni grubuna ait SHİ-10, G, R ve B değerleri kontrol grubu ile karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı olarak yüksekti. Ses kısıklığı olmayan normal kişilere kıyasla ses kısıklığı olan grupta konuşma sırasındaki intensite ve frekans aralık düzeylerinin anlamlı olarak daha düşüktü. Vokal kıvrım nodülü, polibi, hemorajisi ve ödemi olan hastaların konuşkanlık ve vokal gürlüklerini gösteren VAS skorları ile korele olduğunu ve ayrıca ek olarak bu skorların konuşma aralığıu profili parametrelerinden Fmin, Fmax, F0 Range, F0 Range [st], Imin, Imax ve I Range ile anlamlı ve güçlü korelasyon gösterdiği saptandı. Günlük konuşkanlık ve konuşma sesi şiddeti düzeyi yükseldikçe fizyolojik ses kapasitesinin de azaldığını saptandı. Vokal konuşkanlık ve vokal gürlüğe ait VAS skorlarının hem GRB, hem SHİ hem de başlıca KAP parametreleri olan Fmax, F0 Range, F0 Range [st], Imin, Imax ve I range ile korele bulunması bu skorların hastaların ilk değerlendirmesinde ve sonraki takibinde kullanılabileceğini düşündürdü. Bu skorları düşürmeye yönelik yapılan koruyucu ve tedavi edici yöntemlerin hedeflenmesi hasta yönetiminde kullanılan basit bir yöntem olabilir. Özellikle ses analizinin teknik yetersizliklerle yapılamadığı yada gerekli ekipmanlar olsa da hasta yoğunluğu nedeniyle yeterli uygulanamadığı kliniklerde konuşkanlık ve vokal gürlüğe ait hasta bazlı VAS skorları SHİ ve GRBAS skalaları ile birlikte hızlıca ve güvenle kullanılabilirler. Bu konuda yapılacak ileri çalışmalar yararlı olacaktır.
Belirli bir yaş grubunda tek kulağı total isitme kayıplı, diğer kulağı normal isiten erkek bireylerde ce-chırp ABR ve clıck abr bulgularının karşılaştırılması
Araştırmanın amacı tek taraflı total işitme kayıplı hastaların total işitme kayıplı ve normal işiten kulaklarında CE-Chirp ABR ve Click ABR yöntemlerini karşılaştırmaktır. Chirp uyaran koklear dalga gecikmesini telafi etmek amacıyla çeşitli frekans bantlarının geciktirilmesi ve kaydırılması suretiyle oluşturulmuştur. CE-Chirp uyaran Claus Elberling (2007) tarafından tasarlanmıştır. Araştırma kesitsel analitik bir araştırmadır. İzmir Asker Hastanesinde 19-25 yaş arasında tek kulağı total işitme kayıplı, diğer kulağı normal işiten 71 erkek hasta ile Şubat 2014-Ekim 2014 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Hastalara uygulanan CE-Chirp ABR ve Click ABR bulguları karşılaştırılmıştır. Ayrıca 19-25 yaş arasındaki erkeklerin normal işiten kulaklarına ait Click ABR ve CE-Chirp ABR bulgularının normalizasyon değerleri belirlenmiştir. Tek taraflı total işitme kaybına sebep olarak en fazla geçirilen kabakulak hastalığı gösterilmiştir. Stenger test sonucu tüm hastalarda negatif olarak belirlenmiştir. Stenger testinin tek taraflı total işitme kayıplarının nonorganik olup olmadığını belirlemede çok etkili bir test olduğu gözlenmiştir. Araştırmada hastaların normal işiten kulaklarında 80 dBn HL dışındaki bütün düzeylerde CE-Chirp ABR dalga amplitüdleri Click ABR dalga amplitüdlerinden daha büyük bulunmuştur. 80 ve 60 dB nHL düzeylerinde Click ABR V. dalga latansları CE-Chirp ABR V. dalga latanslarından uzunken 40 dB nHL ve altındaki düzeylerde CE-Chirp ABR V. dalga latansları daha uzun bulunmuştur. CE-Chirp ABR eşikleri Click ABR eşiklerine göre davranışsal eşiklere daha yakın bulunmuştur. Araştırma sonucunda CE-Chirp ABR test süresinin Click ABR test süresinden daha kısa olduğu belirlenmiştir. Normal işiten kulaklarda davranışsal eşiklere daha yakın eşikler vermesi, total işitme kayıplı kulaklarda daha düz traseler elde edilmesi ve hızlı test sağlama özellikleriyle tek kulağı total işitme kayıplı, diğer kulağı normal işiten hastalar CE-Chirp uyaran ile daha kolay belirlenmiştir. Dalga I ve dalga III Click ABR yönteminde CE-Chirp ABR'den daha fazla gözlenmiştir. 80 dB nHL düzeyinde CE-Chirp ABR dalga amplitüdlerinin düşmesi ve dalga morfolojisinin bozulması CE-Chirp uyaranın eksik yanları olarak düşünülmektedir. Ancak bu eksiklikler yeni geliştirilen Level Spesific Chirp uyaran (2010) çeşidiyle giderilebilir. İşitme taramalarında CE-Chirp ABR'den yaralanılabilir. Chirp uyaran çeşitlerinin ABR dışında ASSR gibi test yöntemlerinde de klinik kullanımının yaygınlaşması beklenmektedir. Chirp uyaran çeşitleri son yıllarda geliştiği için daha çok araştırma yapılarak daha kesin sonuçlara ulaşılabileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: CE-Chirp ABR; Click ABR; Tek Taraflı Total İşitme Kaybı
Postlingual koklear implantlı hastalarda odyovokal geri besleme ile frekans kaymasının koklear implant performansıyla karşılaştırılması
İşitsel geri besleme normal işiten kişilerde normal bir işitsel ve laringeal sistem gerektirir. Postlingual koklear implantlı hastalarda işitsel performansın analizinde çeşitli subjektif ve objektif testler kullanılmaktadır. Objektif testler genellikle kortikal düzeydeki işitsel potansiyeller üzerine yoğunlaşmaktadır. Ancak işitsel traktın bütünlüğünü net olarak göstermemektedir. Bu çalışmada koklear implantlı hastalarda işitsel-vokal geri besleme analiz edilerek kontrol ve hasta grubunda ortaya çıkan frekans kaymaları karşılaştırıldı. Konuşmayı anlama testleriyle frekans kayma derecelerinin korele olup olmadığı da değerlendirildi. İmplant performansını öngörecek ve işitme yollarındaki işlemlemenin durumunu en sağlıklı olarak gösterecek test bataryaları saptanması amaçlandı. Çalışmaya postlingual işitme kayıplı 9 koklear implantlı erişkin hasta ve benzer yaş grubunda 9 normal işiten kontrol dahil edildi. Özel bir yazılımla deneklerden kaydedilen /a/ sesi özel bir yazılımla analiz edildi ve daha sonra tüm formantlar ve ara frekanslar artı ve eksi yönde 0,5 ve 1 oktav kaydırılarak sentez edilmiş ve hafızada tutulan bu sesler /a/ vokalizasyonu sırasında deneğe 5 sn latansla geri verildi. Frekans kaydırma öncesi ve sonrasında elde edilen fondamental frekans (F0) ve Fx (güçlü formant frekansı) değerleri iki grup arasında karşılaştırıldı. F0 ve Fx değişimleri karşılaştırıldığında kontrol grubu ve hasta grubu arasında yalnızca eksi 0,5 ve eksi 1 oktav grubunda iki grup arasında anlamlı fark saptandı (p=0,040). Eksi 0,5 İGB ile Fx'de iki grup arasında anlamlı fark bulunmasa da p değeri diğer gruplara göre daha düşüktü (p=0,11). Ayrıca konuşmayı ayırdetme skorları ile FK etkisi sonucu oluşan İGB yanıtları arasında fark olup olmadığı araştırıldı. Ayırdetme skorları yüksek olan hastalarda eksi oktav FK ile oranlar kontrol grubuyla istatistiksel olarak anlamlı şekilde farklı bulundu. Ancak artı oktav FK ile kontrol grubu ve performansı düşük hastaların İGB sonuçları farklı bulundu. Veri tabanı küçük olmasına karşın işitsel performansı iyi ve kötü olan hastalar arasında bu açıdan anlamlı bir fark vardı. Bu sonuçlara göre preoperatif değerlendirmelerde hem eksi hem de artı yönde frekans kaydırma ile elde edilen sonuçlar birlikte gözönüne alınırsa daha anlamlı prediktif sonuçlara varılabileceği öngörüldü. Ancak İGB ile formant frekanslarındaki aşağı veya yukarı yönde ortaya çıkan değişimlerin ms'lik kesitlerde zaman ekseninde izlenmesini de gerekmektedir. Bu sırada saptanan objektif verilerin (kortikal potansiyeller, fMRI'de aktivasyon gösteren bölgeler, vb) formant frekanslarında ortaya çıkan yanıtlarla eşzamanlı olarak değerlendirilmesi hem refleks ve hem de istemli vokal yanıtların kökenini daha doğru olarak saptayabilecektir.
Ses handikap indeksi 10 (vhı 10) ve sesle ilgili yaşam kalitesi (v-rqol) ölçeğinin Türkçe versiyonları arasındaki korelasyonun araştırılması
Bu çalışmanın amacı ses kısıklığı şikayeti ile başvuran ve disfoni tanısı alan hastalarda Ses Handikap İndeksi 10 (SHI 10) ve Sesle İlgili Yaşam Kalitesi (V-RQOL) Ölçeği arasındaki korelasyonun araştırılmasıdır. Araştırmada, hasta (disfoni) ve normal (sağlıklı) olmak üzere iki farklı grup oluşturulmuştur. Disfoni grubu; Şubat 2016- Mayıs 2016 tarihleri arasında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı' na ses kısıklığı şikayeti ile başvuran ve 18 yaşından büyük olan 59' u kadın 45'i erkek olmak üzere disfoni tanısı alan toplam 104 hastayla oluşturulmuştur. Normal (sağlıklı) grup; 18 yaşından büyük, herhangi bir ses kısıklığı şikayeti olmayan ve disfoni tanısı almayan 55 kişiden oluşturulmuştur. Disfoni tanısı alan 104 hastanın; 7' sinde reinke ödemi, 5' inde kas gerilim disfonisi, 3' ünde kronik larenjit, 13' ünde tek taraflı paralizi, 5' inde bilateral paralizi, 13' ünde ses teli nodülü, 13' ünde ses teli polibi, 2' sinde konversiyon afonisi, 2' sinde T1a Kord Vokal Ca, 7' sinde ses telinde kist, 4' ünde presbifoni, 2' sinde Tip 2 sulkus vokalis, 6' sında larofarengeal reflü, 1' inde anterior glottik web, 1' inde LIN, 2' sinde Tip 3 sulkus vokalis, 3' ünde mutasyonel falsetto bulunmaktadır; 15' i parsiyel larenjektomi geçirmiştir. Çalışmaya katılan hastalar ve sağlıklı bireyler hekim muayenesinden geçtikten sonra çalışma hakkında bilgilendirilmiştir ve her iki gruba da Gönüllü Olur Formu imzalatılmıştır. Olgu Rapor Formları doldurulup; Ses Handikap İndeksi 10 (SHI 10) ve Sesle İlgili Yaşam Kalitesi (V-RQOL) Ölçeği uygulamaları yapılmıştır.
Benign vokal kord lezyonlarına foniatrik yaklaşım- vokal kord polipi tanılı hastalarda cerrahi tedavi sonrası ses terapisi etkinliğinin değerlendirilmesi
Giriş-Amaç Vokal kord polipleri öncelikli olarak vibratuar travma sonucu oluşmakla beraber sigara kullanımı da oluşmasında etkilidir. Bu çalışmamızda vokal kord polibi tanılı hastalarda bir gruba sadece cerrahi tedavi, bir gruba da önce ses terapisi ve ses eğitimi daha sonrasında cerrahi tedavi uygulanmıştır. Amacımız bu 2 grubu objektif ve subjektif ses değerlendirme testleri sonuçlarıyla değerlendirmek ve karşılaştırmaktır. Materyal-Metod Vokal kord polipi tanısı alan hastalar 2 gruba ayrıldı. Grup 1 sadece cerrahi tedavi uygulanan, grup 2 önce ses terapisi ve ses hijyeni uygulanıp şikayetleri geçmemesi üzerine cerrahi tedavi uygulanan hastalardan oluşturuldu. Tüm hastaların, ses terapisi, ameliyat öncesi ve sonrası 1. 3. ve 6.aydaki ses kayıtları ve videolaringostroboskopik görüntü kayıtları alındı. Subjektif işitsel algısal ses analizinde GRBAS ölçeği ve Ses Handikap İndeksi-10 (Voice Handicap İndex-VHI-10), Objektif Ses analizinde jitter, shimmer, F0, Harmonik gürültü oranı (Harmonic noise ratio, HNR; dB), Maksimum fonasyon zamanı (MFZ) bakıldı. Bulgular Grup 1 ve Grup 2 hastalarının tedavi öncesi ve sonrası VHI-10 ve GRBAS puanlarının istatistiksel değerlendirmeleri sonucunda, olguların cerrahi tedavi sonrasında ses ile ilgili şikâyetlerinde istatistiksel olarak anlamlı derece düzelme saptandı. Grup 2 hastalarının GRBAS ve VHI-10 skorlarında ses terapisi ve hijyeni sonrası düşme olduğu ancak cerrahi tedavi sonrasında daha anlamlı derecede düzeldiği saptandı. Grup 1 hastalarında tedavi sonrası MFZ'de artma, F0, jitter, shimmer, HNR değerlerinde anlamlı derecede azalma saptandı. Grup 2 hastalarında ses terapisi ve cerrahi tedavi sonrası MFZ'de artma, F0, jitter, shimmer, HNR değerlerinde anlamlı derecede azalma saptandı. Önce ses terapisi düzelme olmazsa III cerrahi operasyon uygulanan 50 hastadan 6'sının (% 12) polip boyutlarında küçülme olduğu gözlendi. Sonuç Vokal kord poliplerinde küratif tedavi genellikle cerrahi tedavi iken, ses terapisi ve ses hijyeniyle ses kalitesinin artabileceği, şikayetlerinin gerileyebileceği hatta bazı seçilmiş hastalarda şikayetlerinin ve polibin tamamen gerileyebileceğini bilerek, bu hastalarda ameliyat kararı verdikten hemen sonra ses terapisi ve ses hijyenine başlanması ameliyat sonrasında da devam etmelerini önermekteyiz.
Disfonili hastalarda ses terapisi etkinliğinin beck depresyon envanteri (BDE) ile değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı ses kısıklığı şikayeti ile başvuran ve benign vokal kord lezyonu olan hastalarda ses terapisinin hayat ve ses kaliteleri üzerine olan etkilerinin Beck Depresyon Envanteri ve Ses Handikap Endeksi ile değerlendirilmesidir. Araştırma; Mayıs 2014 – Mayıs 2015 tarihleri arasında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı'na ses kısıklığı şikayeti ile başvuran ve 18-60 yaş arasında olan 45'i kadın 15'i erkek olmak üzere toplam 60 hasta ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya katılan toplam 60 kişinin 27'sinde ses teli nodülü, 5'inde ses teli polibi, 9'unda ses teli paralizisi, 2'sinde ses teli kisti, 14'ünde ses telinde kapanma bozukluğu, 2'sinde mutasyonel disfoni bulunmaktadır. Araştırmaya kanserli hastalar ve engeli olan hastalar dahil edilmemiştir. Çalışmaya katılan hastalar hekim muayenesinden geçtikten sonra çalışma hakkında bilgilendirilmiştir. Hastalara Beck Depresyon Envanteri ile Ses Handikap Endeksi uygulaması yapıldıktan sonra ses hijyeni kuralları anlatılarak ses terapisi seanslarına başlanmıştır. Hastalardan terapi seanslarına düzenli bir şekilde gelmeleri gerektiği ve kendilerine verilen ses ve nefes egzersizlerinin evde belirtildiği şekilde tekrar etmeleri istenmiştir. Hastalara ses terapisi öncesinde uygulanan Beck Depresyon Envanteri ile Ses Handikap Endeksi 3 aylık ses terapisi eğitiminden sonra tekrarlanmıştır. Ses terapisi uygulamasının öncesinde ve sonrasında uygulanan anket sonuçları SPSS v20 programı ile karşılaştırılmıştır. Sonuçlar değerlendirilirken hastalar hakkında bilgi sahibi olmamızı sağlayan olgu rapor formundaki verilerden de yararlanılmıştır. Beck Depresyon Envanteri sonucunda puanları 30 ve üstü çıkan hastalar 'şiddetli depresif bulgulara sahip' olarak değerlendirilip Ege Üniversitesi Psikiyatri Kliniği'ne başvurmaları önerilmiştir. Araştırmaya katılan hastalara uygulanan anketlerin sonuçlarına göre Beck Depresyon Envanteri ve Ses Handikap Endeksi sonuçlarının ortalamalarının ses terapisinden sonra düştüğü görülmüştür. Ses terapisinden önce uygulanan Beck Depresyon Envanteri sonuçlarının ortalaması 11,77 ve Ses Handikap Endeksi sonuçlarının ortalaması 55,65 iken ses terapisinden sonra uygulanan Beck Depresyon Envanteri sonuçlarının ortalaması 8,38'e, Ses Handikap Endeksi sonuçlarının ortalaması 37,70'e düşmüştür. Ses kısıklığı şikayetinin şiddeti arttıkça depresif bulguların da arttığı gözlemlenmiştir. Hastalara ses terapisi öncesinde uygulanan Bunun sonucunda ses terapisinin depresif belirtilerin azalmasında olumlu etkisi olduğu düşünülmektedir. Anahtar kelimeler; ses kısıklığı, depresyon
Koklear implant kullanan, tek taraflı veya çift taraflı işitme cihazı kullanan bireylerin stroop testi performanslarının karşılaştırılması
Araştırmanın amacı, 9-60 yaş arasındaki koklear implant kullanan, işitme cihazı kullanan ve normal işiten çocuk ve yetişkinlerde, Stroop testinin ölçtüğü seçici dikkat becerileri, bilgi işlemleme hızları gibi frontal lob süreçlerinin karşılaştırılması ve gruplar arasında fark olup olmadığının araştırılmasıdır. Çalışmanın diğer bir amacı ise, koklear implantlanma yaşının seçici dikkat becerileri üzerine etkisini değerlendirmektir. Araştırma kesitsel analitik bir çalışmadır. Araştırma İzmir Ege Üniversitesi Hastanesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı merkezinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya 9-60 yaş arası toplam 62 çocuk ve yetişkin katılmıştır. Bu çocuk ve yetişkinlerin 22 tanesi koklear implant kullanan, 20 tanesi işitme cihazı kullanan, 20 tanesi normal işitendir. Çalışma grubunu oluşturma kriteri olarak görme bozukluğu olmaması, herhangi bir nörolojik veya psikiyatrik tanılarının olmaması ve bilişsel süreçleri bozacak herhangi bir ilaç kullanıyor olmamaları göz önünde bulundurulmuştur. Araştırma, etik kurul izni alındıktan sonra Temmuz 2017- Ekim 2017 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya katılan koklear implant kullanan, işitme cihazı kullanan ve normal işiten çocuk ve yetişkinlere Stroop testi TBAG formu uygulanmıştır. Çalışmaya katılanların, bu formun beş bölümündeki görevleri tamamlama süreleri, hata ve hata düzeltme puanları karşılaştırılmaktadır. Araştırmada Stroop testi TBAG formuna göre, beş bölümdeki görevleri tamamlama süreleri koklear implant kullanan, işitme cihazı kullanan ve normal işiten grup arasında karşılaştırıldığında gruplar arası fark gözlenmiştir. Fark yaratan grubun normal işiten grup olduğu gözlenmiştir. Fakat hata puanları açısından gruplar arasında bir fark bulunamamıştır. Çalışmamızda, 6 yaş öncesi implant olan grubun, 6 yaş sonrası implant olan gruba göre beş bölümdeki görevleri tamamlama sürelerinin daha kısa olduğu gözlenmiştir. Sonuç olarak, koklear implant kullanan ve işitme cihazı kullanan bireylerin seçici dikkat becerileri normal işiten bireylerin becerilerinden farklılaştığı saptanmıştır. İşitsel yoksunluğun, bireylerin tüm gelişim becerilerinin yanı sıra, özellikle sosyal-uyum becerileri üzerinde olumsuz etkisi olduğu bilinmektedir. Buna bağlı olarak, koklear implantlı ve işitme cihazlı grubun, normal işiten yaşıtlarına göre daha yetersiz dikkat becerisine sahip olduğu bulunmuştur. Bu sonuçların, koklear implantlı ve işitme cihazlı bireylerin eğitimlerinde dikkat becerilerini geliştirecek çalışmalara yer verilmesine ve seçici dikkat becerilerinin değerlendirilmesinden elde edilecek bulguların, işitme kayıplı çocukların sosyal-uyum davranış becerilerinin düzenli değerlendirilmesine katkı sağlayacağı düşünülmüştür. Anahtar Kelimeler: Koklear İmplant, İşitme Cihazı, Stroop Testi, Frontal lob
Bilateral ileri derece işitme kayıplı bireylerde ses handikap indeksi 10 (vhı 10), grbas skalası ve sesin akustik özelliklerinin karşılaştırılması
Araştırmanın amacı 18-60 yaş arası bilateral ileri derece işitme kayıplı bireylerde Ses Handikap İndeksi 10 (VHI 10), GRBAS Skalası ve sesin akustik özelliklerinin karşılaştırılmasıdır. Araştırmada hasta (bilateral ileri derece işitme kaybı) ve normal (sağlıklı) olmak üzere iki farklı grup oluşturulmuştur. Bilateral ileri derece işitme kayıplı grup; Mart 2017- Ekim 2017 tarihleri arasında Ege Üniversitesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı' na işitme kaybı şikayeti ile başvuran ve 18-60 yaş arası 9' u kadın ve 6' sı erkek olmak üzere bilateral ileri derece işitme kaybı tanısı alan toplam 15 hastayla oluşturulmuştur. Normal (sağlıklı) grup; 18-60 yaş arası, herhangi bir işitme kaybı olmayan, ses şikayeti bulunmayan 15 kişiden oluşturulmuştur. Araştırmaya katılan bilateral ileri derece işitme kayıplı bireyler ile normal işiten bireyler hekim muayenesinden geçip Saf Ses Odyometri testi yapıldıktan sonra çalışma hakkında bilgilendirilmiştir ve her iki gruba da Gönüllü Olur Formu imzalatılmıştır. Olgu Rapor Formları doldurulup; Ses Handikap İndeksi 10 (VHI 10) ve GRBAS Skalası uygulandıktan sonra analiz edilmek üzere ses kayıtları alınmıştır. Araştırmada Ses Handikap İndeksi 10 (VHI 10) ve GRBAS Skalası Skorları ile akustik parametreler normal işiten bireyler ve bilateral ileri derece işitme kayıplı bireyler arasında karşılaştırıldığında gruplar arası anlamlı bir fark gözlenmiştir. Yapılan objektif ve subjektif değerlendirmeler bilateral ileri derece işitme kayıplı bireylerin ses özelliklerinin normal işitenlerden farklı olup, işitme kayıplı bireylerin anormal ses özelliklerine sahip olduğunu ve işitme kayıplı bireylerde bu durumun sosyal ve emosyonel durumlarını etkilediğini desteklemiştir. Sonuç olarak; işitme kayıplı bireylerin ses bozuklukları ve bu bireylerin seslerindeki bozulmaların emosyonel durumlarına etkileri üzerine yapılan çalışmalar, rehabilitasyon sürecinde önem kazanacak ve bu konu hakkında ileride yapılacak olan diğer çalışmalara rehberlik edecektir. Anahtar Kelimeler: İşitme Kaybı; SHI 10; GRBAS Skalası; Akustik Analiz
İşitme cihazı kullanan 2-7 yaş arası işitme engelli çocukların dil becerilerinin gelişimi
Bu çalışma, işitme cihazı kullanan 2 – 7 yaş arası çocukların dil becerilerinin gelişimini değerlendirmek amacı ile yapılmıştır Araştırma; gözlemsel, tanımlayıcı, kesitsel bir çalışmadır. Araştırma verileri tüm örneklem için Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi K.B.B. Anabilim Dalı Odyoloji Birimi'ne başvuran, Özel Ege Artı Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi'nde, Özel Nefes Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi'nde, Parlak Ufuklar Anaokulu'nda ve Neşe Erberk Anaokulu'nda bulunan çocuklardan elde edilmiştir. Değerlendirme için Türkçe Erken Dil Gelişimi Testi (TEDİL) resimli kitap, TEDİL Uygulamacı Formu ve Olgu Rapor Formu kullanılmıştır. Araştırmada kullanılan formlar, 2 - 7 yaş arasındaki işitme cihazı kullanan ve normal işitmeye sahip olan toplam 36 çocuğa uygulanmıştır. Hasta grubunda; işitme cihazı kullanan ve 2-7 yaş arasında olan çocuklar değerlendirmeye alınmıştır. Çalışma süresince özel eğitim ve rehabilitasyon merkezine düzenli devam etmeyen, işitme cihazını düzenli kullanmayan ve işitme cihazının bakımının düzenli yaptırmayan çocuklar değerlendirmeye alınmamıştır. Kontrol grubunda ise çalışma süresince anaokulu eğitimi alan ve 2-7 yaş aralığı içinde olan çocuklar araştırmaya dahil edilmiştir. Araştırmaya katılan çocuklar, her grupta eşit sayıda çocuk olacak şekilde 2 gruba ayrılmıştır. Hasta grubu işitme cihazı kullanan çocuklardan, kontrol grubu ise normal işitmesi olan çocuklardan oluşmaktadır. Tüm çocuklar 2-7 yaş arasında bulunmaktadır. Araştırmaya katılan çocuklara çalışmanın başında Olgu Rapor Formu, TEDİL Resimli kitap ve TEDİL Uygulamacı Formu, çalışmanın 3. ve 6. aylarında ise TEDİL Resimli kitap ve TEDİL Uygulamacı Formu tekrar uygulanmıştır. Araştırmaya katılan tüm çocukların alıcı dil, ifade edici dil ve sözel dil test puanları incelenerek çocukların dil gelişimlerine yönelik veriler elde edilmiştir. Araştırmada işitme cihazı kullanan çocukların yaşlarının artmasının; alıcı dil 1, alıcı dil 2 ve alıcı dil 3, ifade edici dil 1, ifade edici dil 2 ve ifade edici dil 3 puan ortalamalarının test sonuçlarını olumlu etkilediği ve puan ortalamalarını değiştirdiği tespit edilmiştir. Sözel dil 1, sözel dil 2 ve sözel dil 3 puan ortalamaları açısından ise istatistiksel olarak anlamlı bir fark oluşturmadığı ve puan ortalamalarını değiştirmediği gözlenmiştir. Araştırmada normal işitmesi olan çocukların yaşlarının artmasının; alıcı dil 1, alıcı dil 2 ve alıcı dil 3, ifade edici dil 1, ifade edici dil 2 ve ifade edici dil 3, sözel dil 1, sözel dil 2 ve sözel dil 3 puan ortalamaları açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark oluşturmadığı, test sonuçlarını olumlu etkilemediği ve puan ortalamalarını değiştirmediği gözlenmiştir. İşitme cihazı kullanan çocuklar ile normal işitmesi olan çocukların çalışmaya başlamadan önce, çalışmanın 3. ve 6. aylarında alıcı dil, ifade edici dil ve sözel dil puan ortalamaları karşılaştırıldığında, istatistiksel olarak anlamlı bir fark tespit edilmiş ve işitme cihazı kullanan çocukların, normal işitmesi olan çocuklara göre alıcı, ifade edici ve sözel dil gelişiminin daha yavaş olduğu gözlenmiştir. Araştırmada 25 ay ve daha uzun süre işitme cihazı kullanan çocuklarda araştırmanın 6. ayındaki alıcı dil puan ortalamalarının, araştırmanın başında ve 3. ayında uygulanan testlerdeki alıcı dil puan ortalamalarından daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. 12-24 ay arası ya da 25 ay ve daha uzun süre işitme cihazı kullanılmasının, ifade edici dil ve sözel dil puan ortalamalarında değişiklik oluşturmadığı gözlenmiştir. Araştırmaya katılan hasta grubunun 1-24 ay arası ya da 25 ay ve daha uzun süre özel eğitim ve rehabilitasyon merkezine devam ediyor olmasının alıcı dil ve sözel dil puan ortalamalarını değiştirmediği; ifade edici dil puan ortalamalarını ise yükselttiği gözlenmiştir. Araştırmaya katılan çocuklara uygulanan testler arasındaki sürelerin kısa olması ve araştırmadaki katılımcı çocuk sayısının kısıtlı olması nedeniyle bu çalışma sonucu hakkında kesin bir kanıya varılamamıştır. Testler arasında geçen sürenin arttırılıp katılımcı sayısının fazlalaştırılmasıyla araştırmanın daha ayrıntılı olarak yapılabileceği ve daha güvenilir sonuçlar elde edilebileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: İşitme cihazı, dil gelişimi, TEDİL.
Normal işitmeye sahip baş dönmesi şikayeti olmayan tinnituslu bireylerin VHIT sonuçlarının değerlendirilmesi
Tinnitus bazı hastalıkların habercisi olabilir. Ciddi bir hastalık belirtisi olmadığı durumlarda bile kişinin yaşam kalitesini ciddi oranda etkileyebilir. Tinnitusun oluşum mekanizması tam olarak anlaşılmamakla birlikte bu konuda pek çok çalışma yapılmış ve yapılmaya devam etmektedir. Yapılan çalışmalarda tinnitusun iç kulak ve vestibülo-koklear sinir, işitsel yolak ve supratentoriyal yapılardaki düzensizliklerden kaynaklandığı pek çok tinnitus vakası bildirilmiştir. Yapılan çalışmalar vestibüler ve işitsel sistemlerin anatomik yakınlığından dolayı tinnitusu olanlarda bu sistemlerin birlikte tam bir değerlendirilmesinin yapılması gerektiğini göstermiştir. Bizim de amacımız işitme kaybı ve vestibüler rahatsızlığı olmayan, tinnituslu bireylerde periferik vestibüler sistemin etkilenip etkilenmediğini değerlendirmektir. Bu çalışma işitme kaybı ve vestibüler rahatsızlığı olmayan 30 sağlıklı birey ve 30 tinnituslu birey ile gerçekleştirilmiştir. Tinnitus grubundaki her bireye THI, TRQ ve THQ anketleri uygulanıp vestibüler sistem değerlendirilmesi için VHIT yapılıp VOR kazanç değerleri yorumlanmıştır. VOR kazanç değerlerinde iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur. Tinnitus şiddeti ile VOR kazanç değerleri arasında bir ilişki bulunmamıştır.
İşitme kaybının belirlenmesinde pratik kullanımlı dijital odyometre geliştirilmesi
İşitme kayıplarının erken dönemde ve hızlı tespit edilmesi amacıyla ucuz ve pratik bir odyometre cihazının geliştirilmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla saf ton sinüs dalgası üreten ve bunu kulaklığa yönelten elektronik ve tamamen dijital olarak çalışan devreler tasarlanmış ve gerçekleştirilmiştir. Odyometrenin önemli özelliklerinden biri de kullanılan kulaklıkların tüketici kullanımı için kullanılan sıradan kulaklıkların olması ve kalibrasyon ayarının da tamamen dijital olarak yapılabilmesidir. Geliştirilen odyometrenin kullanımı ile uzmanlara anket yapılmış ve odyometrenin nasıl olması gerektiği konusunda öneriler toplanmıştır. Anahtar Kelimeler: İşitme kaybı, odyometre, işitme testi, kulaklık.
Vokal kord nodülü olan hastalarda beck anksiyete ölçeği ve kısa semptom envanterinin tedavi üzerindeki rolü
Amaç: Ses kısıklığı günümüzde sık görülen sağlık sorunlarındandır. Ses kısıklığının en sık sebeplerinden olan vokal kord nodülleri genellikle sesin kötü kullanımı ve benzeri sebepler ile ortaya çıkar. Bağırarak konuşmak, çok konuşmak ve ses hijyeni kurallarına uymamak başlıca sebeplerdendir. Gereç ve Yöntemler:Araştırmaya Karadeniz Teknik Üniversitesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalına ses kısıklığı şikayeti ile başvuran ve vokal kord nodülü tanısı olan 23 hasta dahil edildi. Aynı şekilde çalışmaya katılmayı kabul eden 23 kontrol grubu hastasına da benzer anketler uygulandı. Hastaların tedavi öncesi ve sonrası , kısa semptom envanteri, ses handikap indeksi ve Becks anksiyete ölceği ile değerlendirildi. Bulgular: Tedavi öncesi ve sonrasında ses handikap indeksi, kısa semptom envanteri global ve alt grup ölcekleri, Beck anksiyete ölçeği değerleri belirgin olarak anlamlı bulunmuştur. Sonuç: Çalışmamızın sonuçları, vokal kord nodülünün, çoklu nedenlerle, karmaşık ve psikolojik faktörlerle doğrudan ilişkili olan bir patoloji olduğunu göstermektedir. Anahtar kelimeler: vokal kord nodülü, anksiyete, ses handikap indeksi
Parsiyel larenjektomili bireylerde elektrostimülasyon terapisinin yutma ve ses üzerine etkisinin değerlendirilmesi
Parsiyel larenjektomiler larenksin bir kısmının çıkarılması ile yapılan cerrahi işlemlerdir. Bu cerrahi işlemin sonucunda bireylerde aspirasyon, disfaji ve çeşitli ses bozuklukları meydana gelebilir. Bu semptomlar bireylerin yaşam kalitelerini azaltır hatta ölümle bile sonuçlanabilir. Parsiyel larenjektomi sonrası geleneksel yutma ve ses rehabilitasyonu yavaş bir süreç olabilir bu nedenle bu bireyleri tedavi etmek için konuşma ve dil patalogları tarafından yeni yöntemler aranmaya başlanmıştır. Literatürde disfaji ve ses terapisinde NMES'in kullanıldığı çalışmalar bulunmaktadır fakat parsiyel larenjektomi uygulanmış bireylerin terapisinde bu yöntemin yararlı olup olmadığı değerlendirilmemiştir. Literatürdeki bu eksiklikten yola çıkarak bu çalışmada parsiyel larenjektomi uygulanmış 20 bireye cerrahi işlem sonrası NMES uygulanmıştır. Bireylerin terapiden önceki ve sonraki yutma fonksiyonları Fiberoptik Endoskop, ses kaliteleri ise akustik ses analizi yapılarak ve Voice Handicap Index (VHI) uygulanarak karşılaştırılmıştır. Bu çalışmanın sonuçları bize NMES' in yutma ve ses üzerinde iyileşmeler sağladığını ve tedavi olarak kullanılabilecek güvenilir bir yöntem olduğunu göstermiştir. Anahtar Kelimeler; parsiyel larenjektomi; nöromuskuler elektrik stimülasyon; VitalStim; ses handikap endeksi; akustik ses analizi, yutma bozukluğu