Theses supervised by Prof. Dr. Mehmet Zihni Sungur

12 theses · İstanbul Kent University

Master'sOpen AccessTR

Evli bireylerde eş desteği, evlilik doyumu, sorun çözme becerileri ve depresyon arasındaki ilişkilerin incelenmesi

Evlilik doyumu evliliklerin başlamasında, sürdürülmesinde ve sonlandırılmasında önemli bir kavramdır. Evlilik doyum sürecinde eş ile ilişkiler, yaşanan sorunlara yaklaşımlar etkili parametrelerdir. Depresyon ise evlilik doyumunun düşmesinde veya yükselmesinde hem neden hem de sonuç olabilmektedir. Bu çalışmanın amacı evlilik doyumu, eş desteği, sorun çözme becerileri ve depresyon arasındaki ilişkilerin incelenmesidir. Bu amaçla yapılan çalışmaya 264 kadın ve 126 erkek olmak üzere toplam 390 kişi katılmıştır. Çalışmada içinde demografik veri formu, Evlilik Doyum Ölçeği, Evlilik Yaşam Ölçeği, Evlilikte Problem Çözme Ölçeği ve Beck Depresyon Ölçeği'nin bulunduğu anket uygulanmıştır. Yapılan analizler sonucunda katılımcıların evlilik doyumu, sorun çözme becerisi, eş desteği ve depresyon düzeylerine etki eden demografik değişkenler olduğu görülmüştür. Korelasyon analizi bulguları kavramlar arasındaki anlamlı ilişkileri sunmuştur. Son olarak regresyon analizinde eş desteği, sorun çözme ve depresyon puanının evlilik doyumunu yordayan anlamlı parametreler olarak bulunmuştur. Yapılan çalışma sonucu elde edilen bulgular, evlilik doyumu üzerinde etkili değişkenleri ve kavramları sunmuştur. Bu noktada gerek eşler gerekse uzmanlara güncel ve önemli bilgiler sunmaktadır.

DepresyonEvli çiftlerEvlilik+4
Eda Demirtaş
İstanbul Kent University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

İnternet bağımlılığı, benlik saygısı ve sosyal onay ihtiyacı arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı internet bağımlılığı, benlik saygısı ve sosyal onay ihtiyacı arasındaki ilişkileri Türk örnekleminde incelemektir. Araştırmaya 18-65 yaş arasında 460 kişi katılım göstermiştir. Yapılan çalışmada internet bağımlılığı, benlik saygısı ve sosyal onay ihtiyacı sırasıyla Young İnternet Bağımlılığı Ölçeği Kısa Formu, Rosenberg Benlik Saygısı Envanteri ve Sosyal Onay İhtiyacı Ölçeği uygulanarak ölçülmüştür. Ek olarak katılımcılara demografik sorular da uygulanmıştır. Araştırmada elde edilen veriler SPSS programı ile analiz edilmiş olup, benlik saygısı ve sosyal onay ihtiyacının internet bağımlılığı ile arasında pozitif yönlü ilişkiler olduğu bulgusuna ulaşılmıştır. İnternet bağımlılığı ile sosyal onay ihtiyacı arasında da pozitif yönlü ilişkiler olduğu ortaya çıkmıştır. Çalışmalardan elde edilen verilerle yapılan korelasyon analizinde benlik saygısı azaldıkça ve sosyal onay ihtiyacı arttıkça internet bağımlılığının arttığı varsayımı desteklenmiştir. Bireylerin benlik saygısının artmasıyla birlikte diğer bireylerden onay alma ihtiyacının azaldığı ortaya çıkmıştır. Ayrıca, yapılan regresyon analizi sonucunda, sosyal onay ihtiyacı arttıkça internet bağımlılığının da arttığı ortaya çıkmıştır. Araştırma sonuçlarına göre; bireylerin düşük benlik saygısına sahip olmasıyla internet bağımlılığı arasında anlamlı bir ilişki olduğu ortaya çıkmıştır. Benlik saygısı arttıkça internet bağımlılığı azalmaktadır. Araştırmadan elde edilen bulguların ışığında ve literatürdeki araştırmalar dikkate alınarak internet bağımlılığı, benlik saygısı ve sosyal onay ihtiyacı arasındaki olası ilişkiler tartışılmış, bu bulguların kuramsal ve uygulamadaki katkıları değerlendirilmiş, araştırmanın sınırlılıkları belirtilmiş ve geleceğe yönelik çalışmalar için önerilerde bulunulmuştur.

BağımlılıkBenlik saygısıSosyal onay ihtiyacı+3
Seren Hacıbayramoğlu
İstanbul Kent University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinde internet bağımlılığı, yalnızlık düzeyi ve sürekli öfke arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu çalışmanın konusu üniversite öğrencilerinde internet bağımlılığı, yalnızlık düzeyi ve sürekli öfke arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Bu çalışmada üniversite öğrencilerinde internet bağımlılığı belirlenecek, internet bağımlılığı, yalnızlık ve öfke arasında bir ilişki olup olmadığı ölçülmeye çalışılacaktır. Tezin amacı; elde edilen veriler ışığında üniversite öğrencilerinde internet bağımlılığı, yalnızlık ve öfke arasından anlamlı bir ilişkinin olup olmadığını yordamaktır. Bu amaç doğrultusunda İstanbul ilinde ikamet eden 153 Üniversite öğrencisi ile anket uygulaması yapılmıştır. Yapılan araştırma sonucunda üniversite öğrencilerinin internet bağımlılığı düzeyleri arttıkça sürekli öfke düzeylerinin de arttığı, internet bağımlılığı düzeyleri arttıkça yalnızlık düzeylerinin ise azaldığı, sürekli öfke düzeyleri arttıkça yalnızlık düzeylerinin ise azaldığı belirlenmiştir. Buna ek olarak İki günde bir internet kullanan üniversite öğrencilerinin yalnızlık düzeyinin daha yüksek olduğu ve üç günde bir ve daha az internet kullanan üniversite öğrencilerinin yalnızlık düzeyinin en düşük olduğu, üniversite öğrencilerinin yalnızlık düzeylerini etkilerken sürekli öfke, öfke dışa, öfke içe, öfke kontrol ve internet bağımlılığı düzeylerini etkilemediği, üniversite öğrencilerinin sürekli öfke ve öfke dışa düzeylerini etkilerken öke içe, öfke kontrol, internet bağımlılığı ve yalnızlık düzeylerini etkilemediği belirlenmiştir.

BağımlılıkTeknolojik bağımlılıkYalnızlık+5
Nihan Arda
İstanbul Kent University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Kadınlarda cinsel doyum üzerine, cinsel mitlerin ve ruminasyonun etkisi

Bu araştırmanın amacı, kadınlarda cinsel doyum üzerine, cinsel mitlerin ve ruminasyonun etkisinin araştırılması, değişkenlerin birbirlerini nasıl etkilediklerinin araştırılması ve bazı sosyo-demografik özelliklere göre farklılık olup, olmadığının incelenmesidir. Araştırmanın örneklemi 18-55 yaş aralığında, 386 kadın katılımcıdan oluşmaktadır. Bu araştırmada veriler, "Sosyo-Demografik Bilgi Formu", "Golombok-Rust Cinsel Doyum Ölçeği-Kadın Formu", "Cinsel Mitler Ölçeği" ve "Ruminatif Düşünce Biçimi Ölçeği" ile elde edilmiştir. Araştırmaya katılımcılar, internet üzerinden erişim sağlamışlardır. Araştırmada yapılan istatistik analizler sonucunda, kadınlarda cinsel doyum üzerine, cinsel mitlerin ve ruminasyonun kısmen etkisinin olduğu belirlenmiştir.

Cinsel doyumCinsel mitKadınlar+2
Deniz Çalı
İstanbul Kent University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Sosyal medya bağımlılığının romantik ilişkilerdeki güven duygusu ve ilişki doyumu açısından incelenmesi

Bu araştırmada romantik ilişki yaşayan bireylerde sosyal medya bağımlılığı düzeyi ile romantik ilişkide güven duygusu ve doyum arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Araştırmayı 18 yaşın üzerinde olan ve en az 6 aydır aynı kişi ile romantik ilişki yaşayan evli veya bekar bireyler oluşturmaktadır. Sosyal medya bağımlılığı, romantik ilişkilerde güven ve ilişki doyumu arasındaki ilişkiyi ölçmek için bu araştırmada dört adet ölçek kullanılmıştır. Bu ölçekler; Sosyodemografik Bilgi Formu, Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği-YF, İkili İlişkiler Güven Ölçeği, İlişki Doyum Ölçeği' dir. Araştırma değişkenleri arasındaki korelasyonlar Pearson korelasyon analizi ile test edilmiştir. Elde edilen bulgular incelendiğinde sosyal medya bağımlılığı ile romantik ilişkilerde güven arasında anlamlı ve negatif korelasyon bulunmuştur. Buna göre sosyal medya bağımlılığı arttıkça, ilişkideki güvenin azaldığı görülmektedir. Bunun yanısıra romantik ilişkilerde güven ile doyum arasında anlamlı ve pozitif korelasyon bulunmuştur. İlişkide güven arttıkça doyumun da arttığı söylenebilir. Yapılan hiyerarşik regresyon analizi sonuçlarına göre sosyal medya bağımlılığının güveni anlamlı ve negatif yönde yordadığı, romantik ilişkide sosyal medya bağımlılığı arttıkça güvenin azaldığı görülmüştür. Demografik değişkenlerden sadece yaşın doyumu anlamlı ve negatif yönde yordadığı ve yaş arttıkça doyumun azaldığı tespit edilmiştir. Bunun yanısıra romantik ilişkideki güvenin doyumu anlamlı ve pozitif yönde yordadığı ve ilişkide güven arttıkça doyumun da arttığı görülmektedir. Elde edilen bu bulgular diğer araştırmaların bulguları ile karşılaştırılmış ve tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Sosyal Medya Bağımlılığı, Romantik İlişkilerde Güven, Romantik İlişkilerde Doyum

BağımlılıkDuygusal ilişkiGüven+3
Başak Dinçsoy
İstanbul Kent University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Toplumsal cinsiyet rolleri ile cinsel doyum ve cinsel özgüven arasındaki ilişkinin incelenmesi

Toplumsal cinsiyet kadınlara ve erkeklere toplum tarafından yüklenen sorumluluklar ve rollerdir. Bireylerin cinsel aktivitelerinden duyduğu zevki öznel olarak değerlendirmesi cinsel doyum olarak açıklanmaktadır. Cinsel özgüven ise bireylerin cinsel istek ve duygularını kendi istedikleri gibi yaşayıp paylaşabilmeleri ve kendilerini cinsel anlamda rahatça ifade edebilmeleridir. Bu araştırmanın amacı, toplumsal cinsiyet rolleri ile; cinsel doyum ve cinsel özgüven arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Araştırmaya toplamda rastgele seçilen 18-55 yaşları arasında 230 kadın, 183 erkek olmak üzere toplamda 413 yetişkin birey katılmıştır. Katılımcılara çevrim içi ortamda, sosyodemografik bilgi formu, Toplumsal Cinsiyet Rolleri Tutum Ölçeği (TCRTÖ), Golombok-Rust Cinsel Doyum Ölçeği (GRCDÖ), Cinsel Özgüven Ölçeği (CÖÖ) araştırmacı tarafından verilmiştir. Katılımcılara uygulanan ölçeklerden elde edilen veriler SPSS (Statistical Package For Social Sciences) 25.0 istatistik paket programı kullanılarak analiz edilmiştir.Sosyodemografik olarak bazı anlamlı farklılıklar bulunmaktadır. TCRTÖ ile cinsiyet ve medeni durum arasında anlamlı ilişkiler bulunmuştur. GRCDÖ toplam puanı ve bazı alt ölçekleri ile cinsiyet ve medeni durum arasında anlamlı ilişkiler bulunmuştur. CÖÖ cinsiyete göre anlamlı bir farklılık göstermezken, cinsel farkındalık dışındaki alt ölçekler ile medeni durum arasında anlamlı bir farklılık bulunmaktadır. Araştırmada toplumsal cinsiyet rolleri ile cinsel doyum ve cinsel özgüven arasında istatiksel olarak anlamlı ilişkiler bulunmaktadır. Anlamlı ilişki bulunan değişkenler arasında yapılan regresyon analizi sonucunda, toplumsal cinsiyet rolleri cinsel doyumdaki değişimin %4'ünü açıklamaktadır. TCRTÖ alt boyutu olan geleneksel cinsiyet rolü ile ilgili olumlu bakış açısı cinsel doyum üzerinde pozitif yönlü bir etkiye sahiptir. Toplumsal cinsiyet rolleri cinsel özgüvendeki değişimin ise %12'sini açıklamaktadır. TCRTÖ alt boyutu olan kadın cinsiyet rolü ile ilgili olumlu bakış açısı cinsel özgüven üzerinde pozitif yönlü bir etkiye sahiptir. Araştırmanın bulgularına bakıldığında bireyler daha eşitlikçi tutuma sahip olduklarında cinsel doyumlarının ve cinsel özgüvenlerinin daha yüksek olduğu gözlenmektedir.

Cinsel doyumCinsel öz güvenCinsiyet rolleri+2
Merve Karagöz
İstanbul Kent University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Okul öncesi eğitime devam eden çocukların annelerinin bağlanma stilleri, benlik saygıları ve çocuk yetiştirme stilleri arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu araştırmanın amacı, okul öncesi dönemde çocuğu olan annelerin bağlanma stilleri, çocuklarını yetiştirme tutumları ve benlik saygıları arasındaki ilişkinin incelenmesi, değişkenlerin birbirleri ile olan ilişkilerinin araştırılması ve annenin çocuk yetiştirme tutumunun, demografik özelliklere göre farklılaşıp farklılaşmadığının incelenmesidir. Araştırmanın örneklemi okul öncesi dönemde çocuğu olan 238 anne katılımcıdan oluşmaktadır. Bu araştırmada veriler, "Sosyo-Demografik Bilgi Formu", "Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği", "Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri II" ve "Çocuk Yetiştirme Tutumları Ölçeği" ile elde edilmiştir. Araştırmaya katılımcılar, internet üzerinden erişim sağlamışlardır. Araştırmada yapılan istatistik analizler sonucunda, Kaçınmacı bağlanma düzeyi arttıkça demokratik tutumların azaldığı, otoriter tutum ve aşırı hoş görülü tutumların ise arttığı gözlenmiştir. Kaygılı bağlanma düzeyi arttıkça demokratik tutumların azaldığı, otoriter tutum, koruyucu tutum ve aşırı hoş görülü tutumların ise arttığı gözlenmiştir. Kaçınmacı ve kaygılı bağlanma düzeyi arttıkça benlik saygısının azaldığı gözlenmiştir. Otoriter tutum arttıkça benlik saygısının azaldığı belirlenmiştir. Çalışmanın sonuçları ilgili literatür çerçevesinde tartışılmış ve gelecek çalışmalar için öneriler verilmiştir.

Ana-baba tutumuAnnelerBağlanma+6
Ebru Derin
İstanbul Kent University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Yetişkin bireylerde obsesif inanış düzeyleri ile çocukluk çağı olumsuz yaşantıları, bilişsel çarpıtmalar ve ruminasyon arasındaki ilişkinin belirlenmesi

Obsesif inanışlar, obsesif kompulsif bozukluk (OKB) riski altındaki bireylerin, belirli istenmeyen zihinsel müdahalelerin ortaya çıkmasıyla, istenmeyen müdahaleci düşünceleri hatalı değerlendirmelerine veya yanlış yorumlamalarına yol açan bilişsel süreçlerdir. Bu çalışmada obsesif inanışlar ile çocukluk çağı olumsuz yaşantıları, ruminasyon ve bilişsel çarpıtmalar arasındaki ilişkilerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla, 346 gönüllüye (178 kadın ve 168 erkek), sosyodemografik form, Obsesif İanışlar Ölçeği – 44 (OİÖ), Çocukluk Çağı Olumsuz Yaşantıları Ölçeği (ÇÇOYÖ), Ruminatif Düşünce Biçimi Ölçeği (RDBÖ) ve Bilişsel Çarpıtmalar Ölçeği (BÇÖ) verilmiştir. Katılımcılardaki obsesif inanış düzeyleri persentil gruplamasıyla düşük, orta ve yüksek olmak üzere kategorize edilmiş ve bu üç grup arasında ÇÇOYÖ, RDBÖ, BÇÖ ve alt boyutları skorları ile farklılıklar araştırılmıştır. Bulgulara göre, yüksek obsesif inanışa sahip katılımcılar, düşük obsesif inanışa sahip katılımcılara göre anlamlı ölçüde daha fazla çocukluk çağı olumsuz yaşantıları, ruminasyon ve bilişsel çarpıtma skorlarına sahiptirler. Erkek katılımcılarda kadın katılımcılara göre anlamlı ölçüde daha fazla toplam obsesif inanış, sorumluluk tehlike beklentisi, mükemmeliyetçilik – kesinlik ve önem verme düşüncelerin kontrolü skorları bulunmuştur. Kadın katılımcılarda ise, erkek katılımcılara kıyasla daha fazla çocukluk çağı olumsuz yaşantıları ve felaketleştirme bilişsel çarpıtması bulunmuştur. Sonuç olarak, bu çalışma obsesif inanışların doğasını, çocukluk çağı olumsuz yaşantıları, ruminasyon ve bilişsel çarpıtmalar ve alt boyutları faktörleriyle açıklamaktadır. Klinisyenler, obsesif inanış ve OKB tedavisinde, bu faktörleri hedeflemeyi göz önünde bulundurmalıdır.

Bilişsel çarpıtmaObsesif inanışlarObsessif kompülsif bozukluk+4
Büşra Ertaç
İstanbul Kent University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Obsesif inanış düzeylerinin bireylerin yaşam kalitesi, tükenmişlik düzeyi ve strese yatkınlığı üzerindeki etkisi

Bu çalışmada; obsesif inanışların yaşam kalitesi, tükenmişlik düzeyi, strese yatkınlığı üzerindeki etkisi, bu değişkenlerin birbiri ile olan ilişkileri ve sosyo-demografik özelliklere göre farklılaşması incelenmiştir. Araştırmanın örneklemini 411 yetişkin birey oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplamak amacıyla; Sosyo-Demografik Bilgi Formu, Obsesif İnanışlar Ölçeği-44 (OİÖ-44), Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği Kısa Form, Maslach Tükenmişlik Ölçeği ve Strese Yatkınlık Ölçeği kullanılmıştır. Katılımcılara uygulanan ölçeklerden elde edilen veriler SPSS-22 (Statistical Package For Social Sciences) istatistik paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Kullanılan analizler Pearson Korelasyon analizi, Çoklu Regresyon analizi, Bağımsız Gruplar T Testi, Tek Yönlü ANOVA analizi ve Tukey analizi kullanılmıştır. Araştırmanın bulgusuna göre; katılımcıların obsesif inanışları ile yaşam kaliteleri arasında anlamlı bir ilişki olmadığı tespit edilmiştir. Katılımcıların obsesif inanışlar toplam puanı ile sorumluluk/tehdit algısı ve mükemmeliyetçilik/kesinlik boyutlarının tükenmişlik düzeyi ile pozitif yönlü ilişkili olduğu sonucuna varılmıştır. Obsesif inanışların tükenmişlik düzeyi üzerindeki etkisi incelendiğinde, obsesif inanışlar toplam puanı ile sorumluluk/tehdit algısı ve mükemmeliyetçilik/kesinlik boyutlarının hem model olarak hem de özgün olarak tükenmişlik düzeyini yordadığı sonucuna ulaşılmıştır. Katılımcıların obsesif inanışlar ile strese yatkınlık düzeyi arasındaki ilişki incelendiğinde, obsesif inanışlar toplam puanı ile sorumluluk/tehdit algısı, mükemmeliyetçilik/kesinlik ve düşünceleri kontrol etme boyutlarının strese yatkınlık düzeyi ile pozitif yönlü ilişkili olduğu sonucuna varılmıştır. Obsesif inanışların strese yatkınlık düzeyi üzerindeki etkisi incelendiğinde, obsesif inanışlar ve alt boyutların bir bütün olarak strese yatkınlık düzeyini yordadığı sonucuna ulaşılmıştır. Bağımsız değişkenlerin strese yatkınlık üzerindeki özgün etkisi incelendiğinde, obsesif inanışlar toplam puanı ile sorumluluk/tehdit algısı ve boyutunun bağımsız olarak strese yatkınlık düzeyini etkilediği; mükemmeliyetçilik/kesinlik ve düşünceleri kontrol etme boyutlarının bağımsız olarak strese yatkınlık düzeyini etkilemediği belirlenmiştir.

Obsesif inanışlarStresTükenmişlik+3
Ecem Erbay İnci
İstanbul Kent University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Evli bireyler arasında cinsiyete göre algılanan cinsel doyum, evlilik tipleri ve aldatmaya yönelik niyetleri arasındaki ilişkilerin incelenmesi

Bu araştırmada, evli bireylerin algıladıkları cinsel doyumlarının aldatmaya yönelik ilişkisi; evlilik tiplerinin cinsel doyum üzerine etkisi ve yine evlilik tiplerinin aldatmaya yönelik niyetle ilişkisi araştırılmıştır. Araştırmanın örneklemini Türkiye'de yaşayan ve çeşitli sosyal medya platformları aracılığıyla erişilen, 24-62 yaş arasındaki 203 evli birey oluşturmaktadır. Araştırmada bireylerin sosyo-demografik özelliklerinin belirlenmesi için "Sosyodemografik Form", evlilik tiplerinin belirlenmesi için "Evlilik Tipleri Ölçeği" evli bireylerin cinsel doyumlarını tespit etmek için kadınlara ve erkeklere yönelik farklı olmak üzere "Golombok-Rust Cinsel Doyum Ölçeği" ve bireylerin aldatma eğilimini öğrenmek amacıyla "Aldatmaya Yönelik Niyet Ölçeği" kullanılmıştır. Verilerin analizinde SPSS programı kullanılmış, analizlerde Bağımsız Gruplar t-Testi, Mann Whitney U, ANOVA ve Kruskal Wallis U Testi kullanılmıştır. Bu değişkenler arasındaki ilişkilerde ise Pearson Korelasyon Analizi kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre kadınların cinsel doyumu aldatmaya yönelik niyetlerini negatif yönde yordamaktadır. Erkeklerin cinsel doyum ve aldatmaya yönelik niyetleri açısından ise anlamlı bir sonuç elde edilememiştir. Evlilik tipleri içerisinden geleneksel tip, ilişkili özerk tip ve özerk tip evliliklerin tümünde evliliğin cinsel doyumu negatif yönde etkilediği sonucuna erişilmiştir. Evlilik tiplerinin aldatmaya yönelik etkisi konusunda ise Geleneksel Tip ve İlişkili Özerk Tiplerin Aldatmaya Yönelik Niyeti negatif yönde etkilediği tespit edilmiş, Özerk evlilik tiplerinde ise anlamlı bir sonuca erişilememiştir.

AldatmaAldatma eğilimiCinsel doyum+3
Serpil Endirlik
İstanbul Kent University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Romantik ilişkisi olan kişilerin duygusal yeme düzeylerinin cinsel doyum ve algılanan ilişki kalitesi üzerinden incelenmesi

Bu çalışmanın amacı, romantik bir ilişki içinde olan kadın ve erkeklerin cinsel doyum ve algıladıkları ilişki kalitesinin duygusal yeme davranışına olan etkisini Türkiye örnekleminde incelemektir. Kadın ve erkeklerden oluşan 20-45 yaş aralığındaki 387 katılımcıyla yapılan çalışmada romantik ilişkisi olan kişilerin cinsel doyumları, algıladıkları ilişki kalitesi ve duygusal yeme davranışı sırasıyla; Golombok Rust Cinsel Doyum Ölçeği (GRISS Kadın ve Erkek), Algılanan Romantik İlişki Kalitesi Ölçeği (ARİKO) ve Duygusal Yeme Ölçeği uygulanarak ölçülmüştür. Ek olarak, katılımcılara sosyo-demografik sorular uygulanmıştır. Araştırma altı hipotez üzerinden yürütülmüştür. Birincisi romantik ilişkisi olan kadın ve erkeklerin cinsel doyumları azaldıkça duygusal yeme davranışlarının ve/veya duygusal yeme eğiliminin artacağıdır. İkinci hipotez; romantik ilişkisi olan kadın ve erkeklerin algıladıkları ilişki kalitesi azaldıkça duygusal yeme davranışlarının ve/veya duygusal yeme eğiliminin artacağıdır. Üçüncü hipotez, romantik ilişkisi olan kişilere cinsiyet üzerinden bakıldığında, duygusal yeme davranışları ve/veya duygusal yeme eğilimleri arasında anlamlı bir fark olacağıdır. Bu bağlamda, bu fark kadınlarda duygusal yeme davranışı ve/veya duygusal yeme eğilimi görülmesinin erkeklere oranla daha sık olduğundan gelmektedir. Dördüncü hipotez; romantik ilişkisi olan kadın ve erkeklerin cinsel doyumları ve algıladıkları ilişki kalitesi arasında doğru orantılı bir ilişki olduğudur. Beşinci hipotez, romantik ilişkilerin flört ve evlilik dönemleri arasında kadın ve erkeklerin duygusal yeme davranışlarında anlamlı bir fark olduğudur. Altıncı hipotez ise romantik ilişki süresinin partnerlerin cinsel doyum ve algılanan ilişki kalitesini etkilediğidir. Bu çalışma ile sebep olan etmenlerin henüz tam olarak bilinmediği duygusal yeme davranışına sebep olan etmenlerden birinin belirlenmesine ve daha önce birlikte ele alınmamış duygusal yeme, cinsel doyum ve algılanan ilişki kalitesi arasındaki ilişkiyle literatüre katkı sağlamak amaçlanmaktadır. Bu bağlamda üç bileşenin aralarında ve birbiriyle ilişkisi korelasyon analizleri ve literatürdeki araştırmalar dikkate alınarak incelenmiştir. Çalışmalardan elde edilen verilerle yapılan korelasyon analiziyle, romantik ilişkisi olan kadın ve erkeklerin cinsel doyum ve algıladıkları ilişki kalitesi arasında anlamlı bir ilişki olduğu; cinsel doyum arttıkça algılanan ilişki kalitesinin arttığı, bununla beraber algılanan ilişki kalitesinin bileşenlerini oluşturan doyum, adanmışlık, yakınlık, güven, tutku ve aşk boyutlarından en az birindeki artışın cinsel doyumu artırdığı sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca, romantik ilişkisi olan erkeklerin cinsel ilişki sıklığı ve cinsel ilişkiden kaçınma davranışları ile duygusal yeme davranışı arasında; romantik ilişkisi olan kadınların ise cinsel yaşamları, cinsel işlev bozuklukları ve cinsel doyum ile duygusal yeme davranışı arasında anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgular ışığında ve literatürdeki araştırmalar dikkate alınarak romantik ilişkisi olan kadın ve erkeklerde duygusal yeme, cinsel doyum, algılanan ilişki kalitesi arasındaki olası ilişkiler tartışılmış, bu bulguların kuramsal ve uygulamadaki katkıları değerlendirilerek araştırmanın sınırlılıkları belirtilmiş ve geleceğe yönelik çalışmalar için öneride bulunulmuştur.

Cinsel doyumCinsellikDuygusal ilişki+3
Irmak Uzun
İstanbul Kent University · Institute of Graduate Studies
2021
31
Master'sOpen AccessTR

Üniversite okuyan erkek öğrencilerin cinsel mitleri ve anne baba tutumları arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu araştırma, üniversite okuyan erkek öğrencilerin cinsel mitleri ve anne-baba tutumları arasındaki ilişkiyi incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırma, genel tarama modellerinden ilişkisel tarama modeli kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemini, 18-26 yaş aralığında ve gönüllü katılımı kabul eden 208 erkek üniversite öğrencisi oluşturmuştur. Araştırma bulguları, erkek öğrencilerin %80.8'inin bir ilişki içinde olmadığı, %46.2'sinin 18-20 yaş aralığında olduğunu, %78.8'inin büyük şehirlerde yaşadığını ve %76.9'unun orta gelirli ailelerden geldiğini göstermektedir. Erkek öğrencilerin cinsellik hakkında bilgi kaynakları incelendiğinde, %46.2'sinin bilgiyi iletişim araçlarından aldığı ve %34.6'sının hiçbir kaynaktan bilgi almadığı belirlenmiştir. Anne-baba tutumlarına yönelik bulgular, demokratik tutumun ortalama puanının 55.87, koruyucu-istekçi tutumun 33.37 ve otoriter tutumun 21.40 olduğunu ortaya koymuştur. Cinsel mit değerlendirme puanının ortalaması ise 50.06 olarak tespit edilmiştir. İlişki durumu, yaş, fakülte, yaşanılan yer, gelir durumu ve çalışma durumu değişkenleri açısından anne-baba tutumları ve cinsel mit değerlendirme puanları arasında anlamlı farklar bulunmuştur. Özellikle, ilişkisi olmayan öğrencilerin demokratik tutum puanlarının ve cinsel mit değerlendirme puanlarının daha yüksek olduğu; 21-23 yaş grubu öğrencilerin otoriter tutum ve cinsel mit değerlendirme puanlarının, 18-20 yaş grubuna göre daha fazla olduğu; düşük gelirli öğrencilerin koruyucu-istekçi ve otoriter tutum puanlarının, orta ve yüksek gelirli öğrencilerden daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Ayrıca, büyük şehirde yaşayan öğrencilerin demokratik tutum puanlarının daha yüksek olduğu, şehirde yaşayan öğrencilerin ise cinsel mit değerlendirme puanlarının daha yüksek olduğu görülmüştür. Araştırmanın bulguları, literatürdeki diğer çalışmalarla uyumlu olup, üniversite öğrencilerinin sosyo-demografik özelliklerinin ve tutumlarının çeşitli faktörlerle nasıl etkileşime girdiğini göstermektedir.

Ana-baba tutumuCinsel mitCinsel tutumlar+1
Deniz Can
İstanbul Kent University · Institute of Graduate Studies
2023
00

Other supervisors