Theses supervised by Prof. Dr. Murad Atmaca

18 theses · Fırat University

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Alkol bağımlılığında beyin ödül sistemi ve volümetrik incelemeleri

Alkollü içkiler insanlık tarihi kadar eski olup çok çeşitli amaçlarla kullanılmıştır. Bazen kültürel ve dini sebeplerle kullanımı teşvik edilmiş bazen de yasaklanmıştır. Alkollü içkilerin zararlı kullanımının tanımlanması ve bir hastalık olarak görülmesi ise ancak yakın zamanda mümkün olmuştur. Alkol kullanım bozukluğu (AKB) DSM-5 ile hayatımıza giren hem bağımlılık hem de kötüye kullanım kavramlarını içeren bir tanıdır. AKB prevalansı ülkemizde erkeklerde %8,1 kadınlarda ise %1,7 olarak belirtilmiştir ve giderek daha da yaygınlaşmaktadır. AKB etyolojisinde biyopsikososyal etmenler rol oynamaktadır. AKB'nun başlamasında ve sürdürülmesinde beyin ödül sistemi olarak adlandırdığımız kortikal ve subkortikal birçok yapıyı içeren sistem etkin rol oynamaktadır. Sunduğumuz tez çalışmasında AKB olan 15 vaka ve 17 sağlıklı kontrol; toplam beyaz cevher, toplam gri cevher, nükleus akkumbens, amigdala ve hipokampüs hacimleri açısından karşılaştırıldı. Sağ hipokampüs hacmi AKB olan grupta anlamlı düzeyde azalmış olarak bulundu. Toplam beyaz cevher hacmi ve sağ amigdala hacmi AKB grubunda artmışken, incelenen diğer bölgeler AKB grubunda daha düşük olarak saptandı. Ancak bu hacimsel değişiklikler istatistiksel olarak anlamlı farklılık oluşturacak düzeyde değildi. İncelenen bölge hacimleriyle ilgili literatürde farklı bulgular bildirilmiştir. Çalışmamız hacimsel değişikleri daha önceden yapılan çoğu çalışmayla tutarlı bir şekilde bulmuştur. Ancak katılımcı sayısının az olması gibi kısıtlılıklar nedeniyle istatistiksel olarak güçlü bulgular sunma konusunda yetersiz kalmıştır. Çalışma çıktılarının daha net olması ve genellenebilmesi için daha fazla katılımcıyla yürütülen ve değerlendiricilerin etkisinin minimuma indirildiği tasarımlar gereklidir.

Alkol bağımlılığıAlkolizmBeyin+3
Muhammed Fatih Tabara
Fırat University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Obsesif kompulsif bozukluk tanılı hastalarda insula hacimleri ve klinik değişkenlerle ilişkisi

Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) tanı özellikleri iyi belirlenmiş, DSM-IV e göre anksiyete bozuklukları içerisinde sınıflandırılan, ancak DSM-V te ayrı bir başlık altında ele alınan ve üzerinde önemle durulmuş bir psikiyatrik bozukluktur. Son yıllarda obsesif kompulsif bozukluk hastalarında yapılan nörogörüntüleme çalışmalarında, hastalığın belirleyici belirti ve bulguları ile ilişkili olması muhtemel anormallikler saptanmıştır. Bu çalışmada, obsesif kompulsif bozukluğunun etyopatogenezini daha iyi anlayabilmek için hastalarda insula volümü ve ilişkili parametrelerinin morfometrik değişikliklerinin araştırılması amaçlandı. Çalışma süresince Fırat Üniversitesi Hastanesi Psikiyatri Anabilim Dalı'na başvuran ve yatarak ya da ayaktan tedavi gören, DSM-IV tanı ölçütlerine göre OKB tanısı almış ve çalışma ölçütlerine uyan 20 hasta ile 13 sağlıklı kontrol grubu çalışmaya dahil edilmiştir. Hastalara Sosyodemografik ve Klinik Veri Formu, Hamilton Depresyon Değerlendirme Ölçeği (HAM-D), Hamilton Anksiyete Değerlendirme Ölçeği (HAM-A), Yale-Brown Obsesyon Kompulsiyon Derecelendirme Ölçeği (Y-BCOS) ve SCID-I uygulanmıştır. Hasta ve kontrol grubunda manyetik rezonans görüntüleme (MRG) kullanılarak insulanın volümetrik ölçümleri gerçekleştirilmiştir. Obsesif Kompulsif Bozukluğu olan hastalar ile sağlıklı kontroller arasında insula volümleri açısından anlamlı düzeyde fark gözlenmemiştir. İnsulanın hem hastalığın patofizyolojisi hem de klinik seyri ile ilişkisinin olabileceği söylenebilir. Bu bölgenin fonksiyonel özelliklerini inceleyen görüntüleme teknikleri ve bilişsel işlevleri inceleyen testlerin birlikte ele alındığı çalışmaların daha önemli ve verimli sonuçlara ulaşılmasını sağlayabileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Obsesif Kompulsif Bozukluk, Volüm, İnsula, MRG

HacimManyetik rezonans görüntülemeObsessif kompülsif bozukluk+1
Sevler Yıldız
Fırat University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Obsesif kompulsif kişilik bozukluklu bireylerde anterior singulat korteks ve kaudat çekirdek hacimleri ve klinik değişkenlerle ilişkisi

Çalışmamız Obsesif Kompulsif Kişilik Bozukluğu (OKKB) olan hastalarda anterior singulat korteks ve kaudat çekirdek volumetrik ölçümlerini değerlendiren ilk çalışmadır. Bu çalışmada obsesif kompulsif kişilik bozukluğunun etyopatogenezini daha iyi anlayabilmek adına hastaların anterior singulat korteks ve kaudat çekirdek hacim değişikliklerini araştırma hedeflendi. Çalışma süresince Fırat Üniversitesi Hastanesi Psikiyatri Anabilim Dalı'na başvuran ve yatarak ya da ayaktan tedavi gören, DSM-IV-TR tanı ölçütlerine göre OKKB tanısı almış ve çalışma ölçütlerine uyan 16 hasta ile 18 sağlıklı kontrol grubu çalışmaya dahil edilmiştir. Hastalara Sosyodemografik ve Klinik Veri Formu, Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ), Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ), Çok boyutlu Mükemmelliyetçilik ölçeği (FÇBMÖ), SCID I ve II uygulanmıştır. Hasta ve kontrol grubunda manyetik rezonans görüntüleme (MRG) kullanılarak sağ ve sol anterior singulat korteks ve kaudat çekirdek volümetrik ölçümleri gerçekleştirildi. Çalışmamızda anterior singulat korteks ve kaudat çekirdek volümleri açısından hastalar ve kontroller arasında anlamlı farklılıklar bulunmadı. . Sosyodemografik özellikler karşılaştırıldığında ise elde ettiğimiz sonuçlar literatürle uyumluydu. Ölçek puanları ile volümetrik ölçümler karşılaştırıldığında da anlamlı farklılıklar yoktu. Sonuç olarak obsesif kompulsif kişilik bozukluğu fizyopatolojisinde anterior singulat korteks ve kaudat çekirdekte volümetrik olarak anlamlı bulgulara rastlanılmadı. Bu bölgelerin fonksiyonel özelliklerini inceleyen görüntüleme teknikleri ve bilişsel işlevleri inceleyen testlerin birlikte ele alındığı çalışmaların daha verimli sonuçlar ortaya koyacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Obsesif-Kompulsif kişilik bozukluğu, Volüm, anterior singulat korteks, kaudat çekirdek, MRG

Kaudat nükleusManyetik rezonans görüntülemeObsessif kompülsif bozukluk
Tuba Korucu
Fırat University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sanrısal bozukluk tanılı hastalarda amigdala, hipokampus, anterior singulat korteks volümleri ve klinik değişkenler ile ilişkisi

Sanrısal bozukluk (delüzyonel/hezeyanlı bozukluk) sanrı, dezorganize düşünce ve davranışlar ile seyreden psikotik bir hastalıktır. Bu tez çalışmasında sanrısal bozukluk tanılı hastaların beyin total volümü, beyaz cevher volümü, gri cevher volümü, hipokampus volümü, amigdala volümü ve anterior singulat korteks (ACC) volümünün beyin görüntüleme yöntemleri ile değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışma Fırat Üniversitesi Hastanesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları polikliniğine başvuran ve yatarak ya da ayaktan tedavi gören DSM-IV-TR tanı ölçütlerine göre sanrısal bozukluk tanısı almış 18 hastadan ve 18 kontrol grubundan oluşmaktadır. Hasta ve kontrol grubunda manyetik rezonans görüntüleme (MRG) kullanılarak insulanın volümetrik ölçümleri gerçekleştirilmiştir. Sanrısal bozukluk tanılı hastaların ortalama amigdala hacmi kontrol grubunun ortalama amigdala hacminden anlamlı derecede düşük bulunmuştur. Sanrısal bozukluk tanılı hastaların ortalama hipokampus hacmi kontrol grubunun ortalama hipokampus hacminden yüksek bulunmuştur. Ama bu fark istatistiksel olarak anlamlı değildi. Sanrısal bozukluk tanılı hastaların ortalama ACC hacmi kontrol grubunun ortalama ACC hacminden yüksek bulunmuştur. Fakat bu yükseklik sol ACC'de istatistiksel olarak anlamlı iken sağda anlamlı değildi. Sonuç olarak sanrısal bozuklukta gri maddede hacim değişiklikleri bulunmaktadır ve bunun daha büyük örneklem sayılı gruplarda prospektif çalışmalarla desteklenmesi önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Sanrısal Bozukluk, Amigdala, Hipokampus, Anterior Singulat Korteks

AmigdalaGri cevherHezeyanlar+3
Denizhan Danacı Keleş
Fırat University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Şizoaffektif bozukluk tanılı hastalarda frontal beyin alanlarının yapısal incelemesi

Şizoaffektif bozukluk; şizofreni ve duygudurum bozukluklarının özelliklerini kapsayan ayrı bir hastalıktır. Bu tez çalışmasında hastalığın etiyopatogenezinin aydınlatılmasına katkı sağlamak amacıyla şizoaffektif bozukluk tanılı hastalarda frontal beyin yapılarındaki hacim değişikliklerini araştırmak amaçlandı. Çalışma süresince Fırat Üniversitesi Hastanesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Polikliniği'ne başvuran ve yatarak ya da ayaktan tedavi gören DSM-IV-TR tanı ölçütlerine göre şizoaffektif bozukluk (SAD) tanısı almış 18 hastadan ve 19 sağlıklı kontrol grubundan oluşmaktadır. Çalışma grubuna Sosyodemografik ve Klinik Veri Formu, Kısa Psikiyatrik Değerlendirme Ölçeği (BPRS), Pozitif Belirtileri Değerlendirme Ölçeği (SAPS), Negatif Belirtileri Değerlendirme Ölçeği (SANS) ve DSM-IV Yapılandırılmış Klinik Görüşmesi (SCID-I) uygulandı. Hasta ve kontrol grubunda manyetik rezonans görüntüleme (MRG) kullanılarak anterior singulat korteks (ACC), dorsolateral prefrontal korteks (DLPFC) ve orbitofrontal korteksin (OFC) hacim ölçümleri gerçekleştirildi. Şizoaffektif bozukluk tanılı hastaların ortalama DLPFC hacmi ve ortalama ACC hacmi kontrol grubunun ortalama DLPFC hacminden ve ortalama ACC hacminden yüksek bulunmuştur. Ancak bu fark istatistiksel olarak anlamlı değildi. SAD tanılı hastaların ortalama OFC hacmi kontrol grubunun ortalama OFC hacminden düşük bulunmuştur. Fakat bu düşüklük istatistiksel olarak anlamlı değildi. Sonuç olarak şizoaffektif bozuklukta frontal beyin alanları gri maddede hacim değişiklikleri bulunsa da volümetrik olarak anlamlı bulgulara rastlanılmadı. Çalışmamızdaki bazı kısıtlılıklar sebebiyle bunun daha büyük örneklem sayılı gruplarda prospektif çalışmalarla desteklenmesi önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Şizoaffektif Bozukluk, Dorsolateral Prefrontal Korteks, Orbitofrontal Korteks, Anterior Singulat Korteks, MRG

Affektif bozukluklarBeyinFrontal korteks+4
Dilek Bakış Aksoy
Fırat University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Konversiyon bozukluğu olan hastalarda serebellar hacim

Konversiyon bozukluğu (KB); hareket, duyu ve nörovejetatif sistemle ilgili organlarda organik bir temele dayanmayan işlev yitimi, işlev azalması ya da bozulması şeklinde tanımlanmaktadır. Son yıllarda konversiyon bozukluğu belirtileri gösteren hastalarda beyin işlevlerinde patolojik bulguların olabileceğine ilişkin bulgular bildirilmektedir. Bu amaçla volümetrik serebellar değerlendirme çalışması yapıldı. Çalışma; Fırat Üniversitesi Fırat Tıp Merkezi Psikiyatri Kliniğinde yatarak ya da ayaktan tedavi gören hastalardan DSM-IV tanı ölçütleri ile SCID-I'e göre KB tanısı konmuş 19 hasta ve hasta gruplarıyla yaş ve cinsiyet açısından eşleştirilmiş sağlıklı bireylerden oluşan 19 kişi ile yapıldı. Çalışmaya alınan tüm bireylerle psikiyatrik görüşme yapıldı ve sosyodemografik veri formu dolduruldu. Hasta grubuna Beck Depresyon Ölçeği, Beck Anksiyete Ölçeği uygulandı. Görüntüleme 1.5Tesla GE SIGNA Excite cihaz sistemi kullanılarak gerçekleştirildi ve T1 ağırlıklı olan yüksek rezolüsyonlu sagital üç boyutlu spiral fastspinecho MRG görüntüleri elde edildi. Elde edilen bu görüntüler 'iş istasyonu'nda işlendi ve hacimler hesaplandı. Hacim ölçümleri olguların tanısına kör olacak şekilde iki ayrı değerlendirici tarafından yapıldı. Belirlenen BAÖ puanı 31,05±10,36 ve BDÖ puanı 23,26±7,68 ortalamaları hastaların anksiyete düzeylerinin yüksek ve depresyon düzeylerinin ise orta derecede olduğunu gösteriyordu. Konversiyon bozukluğunda "tabloyu açıklayabilecek beyin bulgularının olmaması" halen bir tanı ölçütü olarak değerlendirilmektedir. Konversiyon bozukluğunun fizyopatolojisi ile ilişkili olabilecek volümetrik bulgulara rastlayamadık. Bulgularımız serebellum açısından bu bilgiyi şimdilik doğrular niteliktedir. Çalışmamızın daha büyük ve her iki cinsi de içeren örneklem gruplarında daha ileri araştırmaların yapılabileceğine yönelik yol gösterici öncül bir çalışma olarak yapıldı. Anahtar Kelimeler:Serebellum; Konversiyon Bozukluğu; Manyetik Rezonans Görüntüleme; Organ Boyutu

BeyinBeyin hastalıklarıHisteri+3
Sema Baykara
Fırat University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yaygın anksiyete bozukluğu olan hastalarda hipokampus ve amigdala hacimleri ve klinik değişkenlerle ilişkisi

Yaygın anksiyete bozukluğu (YAB) tanı özellikleri iyi belirlenmiş, anksiyete bozuklukları içerisinde sınıflandırılan ve üzerinde önemle durulmuş bir psikiyatrik bozukluktur. Son yıllarda yaygın anksiyete bozukluğu hastalarında yapılan nörogörüntüleme çalışmalarında, hastalığın belirleyici belirti ve bulguları ile ilişkili olması muhtemel anormallikler saptanmıştır. Bu çalışmada, yaygın anksiyete bozukluğunun etyopatogenezini daha iyi anlayabilmek için hastalarda amigdala ve hipokampustaki morfometrik değişikliklerin araştırılması amaçlandı. Çalışma süresince Fırat Üniversitesi Hastanesi Psikiyatri Anabilim Dalı'na başvuran ve yatarak ya da ayaktan tedavi gören, DSM-IV tanı ölçütlerine göre YAB tanısı almış ve çalışma ölçütlerine uyan 20 hasta ile 20 sağlıklı kontrol grubu çalışmaya dahil edilmiştir. Hastalara Sosyodemografik ve Klinik Veri Formu, Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ), Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) ve SCID-I uygulanmıştır. Hasta ve kontrol grubunda manyetik rezonans görüntüleme (MRG) kullanılarak amigdala ve hipokampus bölümlerinin volümetrik ölçümleri gerçekleştirilmiştir. Yaygın anksiyete bozukluğu olan hastalar ile sağlıklı kontroller arasında amigdala volümleri açısından fark gözlenmezken, hasta grubunda sol hipokampus hacmi sağlıklı kontrollere kıyasla anlamlı sayılabilecek ölçüde büyük bulundu ve sol hipokampus hacimleri ile BAÖ puanları arasında ters korelasyon izlendi. Amigdala ve hipokampusun hem hastalığın patofizyolojisi hem de klinik seyri ile ilişkisinin olabileceği söylenebilir. Bu bölgelerin fonksiyonel özelliklerini inceleyen görüntüleme teknikleri ve bilişsel işlevleri inceleyen testlerin birlikte ele alındığı çalışmaların daha önemli ve verimli sonuçlara ulaşılmasını sağlayabileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Yaygın anksiyete bozukluğu, Volüm, Amigdala, Hipokampus, MRG

Amigdaloid cisimAnksiyeteHipokampus+1
Abdulğani Temizkan
Fırat University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Travma sonrası stres bozukluğu olan hastalarda talamus hacimleri ve klinik değişkenlerle ilişkisi

Travma sonrası stres bozukluğu (TSSB), travmatik yaşantı sonrası, olayı tekrar tekar yaşama, anımsatan uyaranlardan kaçınma, artmış uyarılmışlık hali ile karekterize iyi tanımlanmış ruhsal bir bozukluktur. Son yıllarda travma sonrası stres bozukluğu hastalarında yapılan nörogörüntüleme çalışmalarında, hastalığın belirleyici belirti ve bulguları ile ilişkili olması muhtemel anormallikler saptanmıştır. Bu çalışmada, travma sonrası stres bozukluğunun etyopatogenezini daha iyi anlayabilmek için hastalarda sağ ve sol talamustaki morfometrik değişikliklerin araştırılması amaçlandı. Çalışma süresince Fırat Üniversitesi Hastanesi Psikiyatri Anabilim Dalı'na başvuran ve yatarak ya da ayaktan tedavi gören, DSM-IV-TR tanı ölçütlerine göre TSSB tanısı almış ve çalışma ölçütlerine uyan 16 hasta ile 15 sağlıklı kontrol grubu çalışmaya dahil edilmiştir. Hastalara Sosyodemografik ve Klinik Veri Formu, Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ), Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ), Klinisyen Tarafından Uygulanan Travma Sonrası Stres Bozukluğu Ölçeği (TSSB-Ö) ve SCID-I uygulanmıştır. Hasta ve kontrol grubunda manyetik rezonans görüntüleme (MRG) kullanılarak sağ ve sol talamusun volümetrik ölçümleri gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmadan elde ettiğimiz sonuçlar TSSB' li hastaların hem sağ hem de sol talamus hacimlerinin sağlıklı kontrollerle karşılaştırıldığında anlamlı olarak daha düşük olduğunu gösterdi. Bununla birlikte, sol talamus hacmi ile TSSB-Ö kaçınma/küntlük (C) alt ölçek puanı arasında korelasyon saptandı. Sonuç olarak talamusun travma sonrası stres bozukluğunun hem patofizyolojisi hem de klinik seyri ile ilişkisinin olabileceği söylenebilir. Bu bölgelerin fonksiyonel özelliklerini inceleyen görüntüleme teknikleri ve bilişsel işlevleri inceleyen testlerin birlikte ele alındığı çalışmaların daha önemli ve verimli sonuçlara ulaşılmasını sağlayabileceği düşünülmektedir.

Manyetik rezonans görüntülemePsikiyatriPsikiyatrik hastalıklar+2
Ömer Özer
Fırat University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Antisosyal kişilik bozukluğu olan hastalarda amigdala ve hipokampus hacimleri

Anti sosyal kişilik bozukluğu (ASKB), 15 yaşından önce başlayan, yaygın bir anti sosyal davranış ve pişmanlık duymadan başka insanların haklarını çiğneme ile belirli bir bozukluktur. Çocukluk çağında davranım bozukluğu tanısı konan bu kişilere 18 yaşından sonra antisosyal kişilik bozukluğu tanısı koyulur. Kişilik bozuklukları arasında en güvenilir tanı konabilen anti sosyal kişilik bozukluğudur. Son yıllarda yapılan nörogörüntüleme çalışmalarında ASKB nin özellikleri ile ilişkili muhtemel anormallikler saptanmıştır. Biz bu çalışmada ASKB nin etyopatogenezini daha iyi anlayabilmek adına hastaların hipokampus ve amigdala hacim değişikliklerini araştırmayı hedeflendi. Çalışma süresince Fırat Üniversitesi Hastanesi Psikiyatri Anabilim Dalı'na başvuran ve yatarak ya da ayaktan tedavi gören, DSM-IV-TR tanı ölçütlerine göre ASKB tanısı almış ve çalışma ölçütlerine uyan 20 hasta ile 20 sağlıklı kontrol grubu çalışmaya dahil edilmiştir. Hastalara Sosyodemografik ve Klinik Veri Formu, Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ), Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ), Barratt Dürtüsellik Ölçeği (BrDÖ) , Buss-Perry Saldırganlık (BPSÖ) ölçeği, SCID I ve II uygulanmıştır. Hasta ve kontrol grubunda manyetik rezonans görüntüleme (MRG)kullanılarak sağ ve sol hipokampus ve amigdala volümetrik ölçümleri gerçekleştirilmiştir. Biz bu çalışmada; ASKB li hastaların hem sağ hem de sol hipokampus ve amigdala hacimleri sağlıklı kontrollerle karşılaştırıldığında anlamlı olarak daha düşük olduğu sonucunu elde ettik. Sosyodemografik özellikler karşılaştırıldığında ise elde ettiğimiz sonuçlar literatürle uyumluydu. Ölçek puanları ile volümetrik ölçümler karşılaştırıldığında ise anlamlı negatif sonuçlar elde edildi. Sonuç olarak hipokampus ve amigdalanın ASKB nin patofizyolojisi ile ilişkili olabileceği söylenebilir. Bu bölgelerin fonksiyonel özelliklerini inceleyen görüntüleme teknikleri ve bilişsel işlevleri inceleyen testlerin birlikte ele alındığı çalışmaların daha verimli sonuçlar ortaya koyacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Antisosyal kişilik bozukluğu, volüm, amigdala, hipokampus, MRG

Amigdaloid cisimAntisosyal kişilik bozukluklarıHipokampus+4
Şüheda Kaya
Fırat University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Depresyon tedavisinde egzersiz eklemenin terapötik cevap üzerine etkisi

Bu çalışmadaki amaç, depresyon tedavisinde egzersiz eklemenin terapötik cevap üzerine etkisini araştırmaktır. Çalışma süresince Fırat Üniversitesi Hastanesi Psikiyatri Anabilim Dalı'na başvuran ve yatarak ya da ayaktan tedavi gören, DSM–IV Eksen I Bozuklukları İçin Yapılandırılmış Klinik Görüşme Ölçeği (SCID–I)'ne göre Major Depresif Bozukluk (MDB) tanısı almış ve çalışma ölçütlerine uyan 33 hasta alınmıştır. Grup 1'deki hastalara antidepresan tedavisiyle birlikte 12 hafta boyunca, haftada en az 4 gün, günde en az 30 dakika boyunca yürüme egzersizi yaptırılmıştır. Grup 2'deki hastalara ise yalnızca antidepresan tedavisi verilmiştir. Çalışmaya başlamadan önce, 6. haftanın sonunda ve 12. haftanın sonunda her iki gruba da Hamilton Depresyon Derecelendirme Ölçeği (HDÖ), Hamilton Anksiyete Değerlendirme Ölçeği (HAÖ), Klinik Global İzlenim Ölçeği (CGI) uygulanmıştır. Bu çalışmada her iki grupta da, egzersiz öncesine göre egzersiz sonrası yapılan ölçümlerde anksiyete ve depresif belirti düzeylerinde düşme olduğu saptanmıştır. Antidepresan kullanılması ile depresyon puanının düşmesi beklenen bir sonuçtur ama fiziksel egzersiz ile bu düşüş sadece antidepresan alan gruba göre daha fazla düzeyde gerçekleşmiştir. Klinik Global İzlenim Ölçeği (CGI)'ne göre ise her iki grupta da hastalık şiddetinde azalma ve iyileşme görülmüştür. Egzersiz ve antidepresan ilaç tedavisi alan grupta yalnızca antidepresan ilaç tedavisi alan gruba göre ölçek puan ortalamalarında istatistiksel olarak daha fazla düşüş görülmüştür. CGI tolerabilite alt ölçeğine göre ise her iki grupta da belirgin yan etki görülmemiştir. Sonuç olarak; depresyon tedavisinde egzersiz eklemenin terapötik cevap üzerinde olumlu etkileri olduğu görülmüştür. Daha güvenilir sonuçlara ulaşılabilmesi için daha büyük örneklem gruplarında, daha uzun süreli çalışmalar planlanılması ve uygulanmasına ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Depresyon, egzersiz, terapötik cevap

DepresyonEgzersizSpor+2
Gülay Taşcı
Fırat University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Somatizasyon bozukluğu olan hastalarda orbitofrontal korteks hacimleri ve klinik değişkenlerle ilşkisi

Somatizasyon Bozukluğu (SB) sık görülen ruhsal bozukluklardan olup, halen bu hastalıkların nedenleri hakkında aydınlıtılmamış noktalar bulunmaktadır. Son yıllarda yapılan çok az sayıdaki nöro görüntüleme çalışmaları hastalığın etyolojisiyle beyindeki bazı bölgelerin ilintili olabileceğini göstermiştir. Bu nedenle çalışmamızda somatizasyon bozukluğunun etyopatogenezi daha iyi anlayabilmek adına, hastalarda OFC'teki morfometrik değişiklikleri araştırmak amaçlanıldı.Çalışma süresince Fırat Üniversitesi Fırat Tıp Merkezi Psikiyatri Kliniği ve Polikliniği'ne başvuran ve yatarak ya da ayaktan tedavi gören, DSM-IV tanı ölçütlerine göre SB tanısı almış ve çalışma ölçütlerine uyan 20 hasta ile 20 sağlıklı kontrol grubu çalışmaya dahil edilmiştir. Hastalara sosyodemografik ve klinik bilgi formu, Hamilton depresyon derecelendirme ölçeği, Hamilton anksiyete ölçeği ve SCID-I uygulanmıştır.Hasta ve kontrol grubunda MRG kullanılarak total beyin, gri madde, beyaz madde ve OFC bölümlerinin volümetrik ölçümleri değerlendirildi.SB'de orbitofrontal korteks hacmi kontrollerden anlamlı olarak küçük bulundu.OFC'in hem hastalığın patofizyolojisi hem de klinik seyrinde önemli ilişkisinin olabileceğini söylenebilir. İleride yapılacak çalışmaların desteklenmesi bizimde yaptığımız görüntüleme yöntemlerininde ilave edilmesiyle daha önemli ve verimli sonuçlara ulaşılabilir.

Frontal korteksManyetik rezonans görüntülemeMorfometri+2
Burcu Sırlıer Emir
Fırat University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Panik bozukluğu olan hastalarda kaudat çekirdek hacimleri ve klinik değişkenlerle ilişkisi

Panik Bozukluk (PB) tanı özellikleri iyi belirlenmiş, anksiyete bozuklukları içerisinde sınıflandırılan ve üzerinde ilgiyle durulmuş bir psikiyatrik bozukluktur. Son yıllarda panik bozukluk hastalarında yapılan nöro-görüntüleme çalışmalarında, hastalığın belirleyici belirti ve bulguları ile ilintili olabilecek anormallikler saptanmıştır. Çalışmamızda; panik bozukluğun etyopatogenezi daha iyi anlayabilmek adına, hastalarda kaudat nükleusdaki morfometrik değişiklikleri araştırmayı amaçladık. Çalışma süresince Fırat Üniversitesi Fırat Tıp Merkezi Psikiyatri Kliniği ve Polikliniği'ne başvuran ve yatarak ya da ayaktan tedavi gören, DSM-IV tanı ölçütlerine göre PB tanısı almış ve çalışma ölçütlerine uyan 20 hasta ile 20 sağlıklı kontrol grubu çalışmaya dahil edilmiştir. Hastalara Sosyodemografik ve Klinik Bilgi Formu, Hamilton Depresyon Derecelendirme Ölçeği, Hamilton Anksiyete Ölçeği ve SCID-I uygulanmıştır. Hasta ve kontrol grubunda manyetik rezonans görüntüleme (MRG) kullanılarak total beyin, gri madde, beyaz madde kaudat nükleus bölümlerinin volümetrik ölçümleri gerçekleştirilmiştir. PB hastaları ile sağlıklı kontroller arasında, total beyin volümü, total beyaz ve gri madde volümü açısından fark gözlenmezken, hasta grubunda sağ ve sol kaudat nükleus hacmi sağlıklı kontrollere kıyasla önemli oranda küçük bulundu. Kaudat nükleusun hem hastalığın patofizyolojisi hem de klinik seyrinde önemli ilişkisinin olabileceğini söyleyebiliriz. Bu bölgenin fonksiyonel özelliklerini inceleyen görüntüleme teknikleri ve bilişsel işlevleri inceleyen testlerin birlikte ele alındığı çalışmalar daha önemli ve verimli sonuçlara ulaşmamızı sağlayacağı düşüncesindeyiz.

Mehmet Gürkan Gürok
Fırat University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Cinsel yakınması olan hastalarda belirti dağılımının psikiyatrik tanı ve diğer klinik değişkenlerle ilişkisi

Cinsel işlevler ile ilgili bilimsel çalışmalar sınırlı olmasına rağmen son yıllarda yapılan çalışmalarda artış bulunmaktadır, ancak genellikle cinsel işlevler ile ilgili çalışmalar batı toplumlarından elde ettiğimiz bilgiler olup ülkemizdeki çalışma sayısı oldukça kısıtlıdır. Bu çalışmada, Elazığ Fırat Üniversitesi Hastanesi Psikiyatri polikliniğine başvuran yatan veya ayaktan hastalarda cinsel yakınmaları sorgulamayı ve bunların psikiyatrik tanı ve klinik değişkenlerle ilişkisini incelemeye çalıştık. Çalışmaya 57'si kadın ve 64'ü erkek olmak üzere toplam 121 hasta alındı. Hastalara Sosyodemografik ve Klinik Bilgi Formu, Hamilton Depresyon Derecelendirme Ölçeği, Hamilton Anksiyete Ölçeği, Arizona Cinsel Yaşantılar Ölçeği, Kısa Form 36, Golombok Rust Cinsel Doyum Envanteri ve SCID-I uygulanmıştır. Çalışmamıza katılan hem kadın hem de erkek hastalarda psikiyatrik bir hastalık tanısına komorbid cinsel işlev bozukluğu veya cinsel işlev bozukluğuna komorbid bir psikiyatrik tanının eşlik ettiğini, bunun genellikle major depresyon, anxiete bozukluğu veya somatoform bozukluklar olduğunu tespit ettik. Ayrıca çalışmamıza katılan hastaların yaşam kalitesinin oldukça düşük olduğu da göze çarpmaktadır. Cinsel soruna eşlik eden bir psikiyatrik tanının veya psikiyatrik tanıya eşlik eden cinsel soruna rastlanma oranının yüksek olduğunu görmekteyiz. Gerek fiziksel gerek psikolojik faktörlerin cinsel sorunların etyolojisinde oynadığı rolün etkilerinin tanımlanması için daha büyük örneklem grupları içeren ve sağlıklı kişilerle karşılaştırmalı yeni çalışmalar, cinselliğin ve cinsellikte yaşanan sorunların bu hastalıklar ile ilişkisini ortaya koyacaktır. Anahtar Kelimeler: Cinsel işlev bozukluğu, psikiyatrik komorbidite.

Cinsel bozukluklarKomorbiditeMental bozukluklar+2
Arzu Azime Ünlü Karakoç
Fırat University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Borderline (Sınırda) kişilik bozukluğu olan hastalarda talamus hacimleri ve klinik değişkenlerle ilişkisi

ÖZET Bordeline kişilik bozukluğu (BKB) DSM-IV-TR (Amerikan Psikiyatri Birliği: Psikiyatride Hastalıkların Tanımlanması ve Sınıflandırılması El Kitabı, Yeniden Gözden Geçirilmiş Dördüncü Baskı)'de B Kümesi Kişilik Bozuklukları başlığı altında ele alınan bir hastalıktır. Son yıllarda BKB hastalarında yapılan nöro-görüntüleme çalışmalarında, hastalığın belirleyici belirti ve bulguları ile bağlantılı olabilecek anormallikler saptanmıştır. Çalışmamızda; BKB etyopatogenezi daha iyi anlayabilmek adına, hastalarda talamusun morfometrik değişikliklerini araştırmak amaçladık. Çalışma süresince Fırat Üniversitesi Fırat Tıp Merkezi Psikiyatri Kliniği ve Polikliniği'ne başvuran ve yatarak ya da ayaktan tedavi gören, DSM-IV tanı ölçütlerine göre BKB tanısı almış ve çalışma ölçütlerine uyan 20 hasta ile 20 sağlıklı kontrol grubu çalışmaya dahil edilmiştir. Hastalara Sosyodemografik ve Klinik Bilgi Formu, Hamilton Depresyon Derecelendirme Ölçeği, Hamilton Anksiyete Ölçeği, Buss-pery saldırganlık ölçeği, Barrat dürtüsellik ölçeği, SCID-I ve SCID-II uygulanmıştır. Hasta ve kontrol grubunda manyetik rezonans görüntüleme (MRG) kullanılarak total beyin, gri madde, beyaz madde ve talamus bölümlerinin volümetrik ölçümleri gerçekleştirilmiştir. BKB hastaları ile sağlıklı kontroller arasında, total beyin volümü, total beyaz ve gri madde volümü açısından fark gözlenmezken, hasta grubunda sağ ve sol talamus hacmi sağlıklı kontrollere kıyasla önemli oranda küçük bulundu. Talamusun hem hastalığın patofizyolojisi hem de klinik seyrinde önemli ilişkisinin olabileceğini söyleyebiliriz. Bu bölgenin fonksiyonel özelliklerini inceleyen görüntüleme teknikleri ve bilişsel işlevleri inceleyen testlerin birlikte ele alındığı çalışmaların daha önemli ve verimli sonuçlara ulaşmamızı sağlayacağı düşüncesine varıldı. Anahtar Kelimeler: Borderline kişilik bozukluğu, Volüm, Talamus, MRG

Manyetik rezonans görüntülemeRadyografiSınırda kişilik bozukluğu+1
Tevfik Karakoç
Fırat University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hipokondriyazisli hastalarda amigdala ve hipokampal bölgelerdeki morfometrik değişiklikler

Hipokondriyazis DSM-IV sınıflandırmasında somatoform bozukluklar içinde sınıflandırılmış olmakla birlikte, aynı zamanda bir obsesif-kompulsif spektrum bozukluğu olarak da düşünülmüştür. Obsesif-kompulsif spektrum bozuklukları; obsesif-kompulsif bozukluk (OKB) ile etyoloji, fenomenoloji, ailesel geçiş ve farmakolojik yada davranışçı tedavilere yanıt açısından benzer niteliktedirler. OKB patofizyolojisinde hipokampal ve amigdalar bölgeler fonksiyonel ve yapısal beyin görüntüleme çalışmaları ile daha önceleri araştırılmıştır. Bu çalışmalarda hipokampal ve amigdalar anormallikler üzerinde durulmuş ve bunların OKB'nin etyolojisinde rol oynayabileceği düşünülmüştür. Bununla birlikte bir obsesif-kompulsif spektrum bozukluğu olarak ta kabul edilen hipokondriyazisin patofizyolojisi hakkında bilinenler azdır. Çalışmamızda; bir obsesif-kompulsif spektrum bozukluğu olarak hipokondriyazisin etyopatogenezi daha iyi anlayabilmek adına, hastalarda hipokampal ve amigdalar bölgelerdeki morfometrik değişiklikleri araştırmayı amaçladık.DSM-IV Hipokondriyazis tanılı 20 hasta ve 20 sağlıklı kontrol olguda, hipokampus ve amigdala volümleri manyetik rezonans görüntüleme (MRG) ile değerlendirildi.Hipokondriyak hastalarda beyaz cevher hacmi kontrollere kıyasla anlamlı olarak daha büyüktü (p<0.01). Ayrıca sol amigdala (p<0.05) ve sol hipokampal hacimler de sağlıklı kontrollerden anlamlı olarak daha büyük bulundu (p<0.05).Sonuçlarımız hipokondriyak hastalarda amigdala ve hipokampal bölgelerdeki anormallikleri göstersede, hipokondriyazisin obsesif-kompulsif spektrum bozukluğu olarak kavramsallaştırılabilemesi için, bulgularımızı destekleyecek daha ileri araştırmalara gereksinim duyulmaktadır.Anahtar Kelimeler: Hipokondriyazis, MRG, morfometrik, amigdala, hipokampus

Semih Seç
Fırat University
2009
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Obsesif-kompulsif bozukluğu olan hastalarda triptofan hidroksilaz gen polimorfizmi

Bir çok hastalığın etiyolojisinde suçlanan triptofan hidroksilaz 1 (TPH 1) gen A218C gen polimorfizminin obsesif kompulsif bozukluk (OKB) etiyolojisinde de etkili olup olmadığı konusunda sınırlı sayıda araştırma yapılmıştır. Çalışmamızdaki amaç TPH 1 A218C gen polimorfizminin OKB etiyolojisindeki rolünü araştırmaktı.Çalışma, Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Psikiyatri Kliniği'ne başvuran, yatarak ya da ayaktan tedavi gören, çalışma ölçütlerine uyan, OKB tanılı 60 hasta ile gerçekleştirildi. Yine çalışma ölçütlerini karşılayan ve hasta gruplarıyla yaş ve cinsiyet açısından eşleştirilmiş 60 sağlıklı kontrol grubu oluşturuldu.Tedavinin başlangıcında DSM-IV Eksen-I Bozuklukları için Yapılandırılmış Klinik Görüşme Ölçeği, Sosyodemografik ve Klinik Veri Formu ve Yale Brown Obsesyon Kompulsiyon Derecelendirme Ölçeği (Y-BCOS) ve Hamilton Depresyon Derecelendirme Ölçeği (HDDÖ) uygulandı. Hastalar tedavi öyküleri ve Y-BCOS puanlarına göre tedaviye yanıt veren ve tedaviye dirençli olmak üzere iki alt gruba ayrıldı. Olguların genetik incelemeleri için tüm hastalardan 3 ml venöz kan, EDTA'lı vakum tüplerine alınarak, kullanılıncaya kadar -20°C'de saklandı. DNA izolasyonu için, standart yöntemlere göre 300µl kan kullanıldı. Kan örneklerinde TPH-1 genindeki A218C polimorfizminin değerlendirilmesinde; Restriksiyon Fragment Uzunluk Polimorfizm (RFLP; restriction fragment lenght polymorphism) yöntemi, istatistiklerin hazırlanmasında SPSS for Windows 12.0 paket istatistik programı kullanıldı. Çalışma soncunda, hasta ve kontrol grubu arasında TPH1 genotipleri açısından anlamlı bir farklılık tespit edilmedi. Ancak tedaviye dirençli olan hasta grubunda TPH1 genine ait A allel sıklığında, tedaviye yanıt veren hasta grubunda ise C allel sıklığında istatistiksel olarak anlamlı bir artış gözlendi. Bu polimorfizimdeki allel tipi oranlarının her hasta grubunda farklı olması, özellikle tedaviye yanıtla ilişkili olabilir. Çalışmadan elde edilen verilerin doğrulanabilmesi için aynı polimorfizmlerin farklı toplumlardaki OKB'li hastalarda çalışılarak, daha fazla araştırma ile desteklenmesi gerekmektedir.Anahtar Kelimeler: OKB, gen, polimorfizm, triptofan hidroksilaz

GenlerKarışık fonksiyonlu oksijenazlarObsessif kompülsif bozukluk+2
Sevda Önalan Korkmaz
Fırat University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Uyum bozukluğu tanılı hastalarda total beyin, total gri madde, total beyaz madde, anterior singulat korteks, hipokampus, amigdala hacimleri ve klinik değişkenlerle ilişkisi

Uyum Bozukluğu (UB) stres faktörleri sebebiyle ortaya çıkan ve uzun süreli olmayan duygusal veya davranışsal belirtilerle kendini gösteren bir ruhsal bozukluktur. Bu tez çalışmamızda uyum bozukluğu tanısı olan hastalarda total beyin hacmi, total gri madde hacmi, total beyaz madde hacmi, anterior singulat korteks(ACC) hacmi, hipokampus (HC) hacmi ve amigdala hacminin manyetik rezonans görüntüleme(MRG) ile değerlendirilmesi hedeflenmiştir.Çalışmaya Fırat Üniversitesi Hastanesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları kliniğine ayaktan başvuran ya da yatarak tedavi gören 19 Uyum Bozukluğu tanılı hasta ve 18 sağlıklı kontrol grubu katıldı. Katılımcılara Sosyodemografik ve Klinik Veri Formu, Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ), Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ), Global Değerlendirme Ölçeği (GDÖ), Rahe-Holmes Yaşam Olayları Anketi (RHYOA) uygulandı ve MRG ile beyin volümleri ölçüldü.Uyum Bozukluğu tanılı hasta grubunda sağ hipokampus hacimler anlamlı derecede daha küçüktü. Hasta grubunda total beyin hacmi, total gri madde hacmi, total beyaz madde hacmi, anterior singulat korteks hacimleri, amigdala hacimleri ve sol hipokampus hacimleri daha küçüktü ancak istatiksel olarak anlamlı değildi.Sonuç olarak çalışmamız Uyum Bozukluğu tanılı hastalarda beyin görüntüleme çalışması olarak ilk çalışmalardan biridir. Daha geniş örneklem gruplarıyla yapılacak çalışmalarla desteklenmeye ihtiyaç vardır.

Alper Bibar
Fırat University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

18-65 yaş aralığındaki depresyon tanılı hastalarda sağlıklı gruplarla karşılaştırıldığında serum klotho, vitamin D, homosistein düzeyleri ve bunların klinik değişkenlerle ilişkisinin incelenmesi

Çalışmamızda 18-65 yaş aralığındaki depresif bozukluğu bulunan 30 hasta ve benzer yaş grubundaki sağlıklı 30 bireyin verileri Temmuz 2022-Mayıs 2023 tarihleri arasında prospektif olarak toplanarak serum α-klotho, homosistein ve vitamin D düzeyleri karşılaştırılmıştır. Hastalarımızın yaş ortalaması 41,8±12,7 iken kontrol grubunun 36,9±11,1 idi. Hastalarımızın %90'ı kadın, %10'u erkekti. Hastaların vücut kitle indeks ortalaması 27,4±7,0 iken kontrol grubumuzun 23,9±4,6 idi. Hastaların %33,3'ü kontrol grubunda bulunanların ise %53,3'ü bekardı. Hastaların %30'unun gelir durumu düşük, %66,7'sinin orta ve %3,3'ünün yüksek, kontrol grubumuzda olanların %10'unun gelir durumu düşük, %76,7'sinin orta ve %13,3'ünün yüksekti. Hastalarımızın %63,3'ü ortaokul ve altı, %16,7'si lise ve %20'si ise üniversite mezunuyken kontrol grubunun %60'ı ortaokul ve altı, %10'u lise ve %30'u ise üniversite mezunu eğitim seviyesindeydi. Hasta grubunda olanların %43,3'ünün ailesinde psikiyatrik hastalık öyküsü varken kontrol grubunda olanların %20'sinin ailesinde psikiyatrik hastalık öyküsü vardı. Hasta grubumuzun Beck Depresyon Ölçeği ortalama puanı 24,8±9,4, kontrol grubumuzun 5,5±3,7, hasta grubumuzun Beck Anksiyete ölçeği puan ortalaması 20,5±11,2, kontrol grubumuzun 5,5±4,5, hasta grubumuzun Hamilton Depresyon Ölçeği puan ortalaması 18,6±6,7 iken kontrol grubumuzun 1,9±2,2 olarak hesaplandı. Çalışmamızda her iki grup arasında vitamin D ve homosistein düzeyleri arasındaki fark anlamlı çıkmazken, serumda çözünebilir α-klotho seviyeleri hasta grubumuzda anlamlı şekilde düşük bulundu. Homosistein düzeyleri erkeklerde anlamlı şekilde yüksek bulundu. Her ne kadar çalışmamızda depresyonla sadece α-klotho düzeyi ilişkisi anlamlı bulunsa da literatürde her üç biyomarkerın depresyon etyopatogenezinde rolünün olduğunu bildiren çok sayıda çalışma mevcuttur. Depresyon gibi psikiyatrik hastalıklarda alt değişkenlerin fazlalığı nedeniyle biyomarkerların rolünün daha iyi anlaşılabilmesi için homojen ve büyük hasta gruplarındaki daha fazla çalışma gereklidir. Anahtar Kelimeler: Depresyon, Klotho, Vitamin D, Homosistein

Sinem Çeçen Gülşen
Fırat University
2025
00

Other supervisors