Theses supervised by Prof. Dr. Nurgül Özpoyraz
21 theses · Çukurova University, Çağ University
Bipolar bozuklukta özkıyım davranışının değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmada, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Bipolar Bozukluk Biriminde düzenli olarak Bipolar Bozukluk tanısıyla izlenen hastalarda özkıyım davranışının, hastaların sosyodemografik ve klinik özellikleri, dürtüsellikleri ve çocukluk çağı travmaları ile ilişkisi araştırılmıştır.Gereç ve Yöntem: Çalışmaya, 2011 yılında Bipolar Bozukluk Biriminde Bipolar Bozukluk tanısıyla izlenen rastgele yöntemle seçilmiş 91 hasta alınmıştır. Çalışma verileri tarafımızca geliştirilen ?Duygudurum Bozuklukları Hasta Kayıt Formu?, SCID- I-II, Young Mani Değerlendirme Ölçeği, Hamilton Depresyon Değerlendirme Ölçeği, Özkıyım davranışı ölçeği, Çocukluk çağı travmaları ölçeği ve Barratt Dürtüsellik Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Formlar hasta ve hasta yakınları ile görüşülerek ve poliklinik kayıtları incelenerek doldurulmuştur.Bulgular: Çalışmaya alınan hastaların 52'si kadın, 39'u erkek'ti. Çalışmamızda 91 bipolar bozukluk hastasının 40'ında özkıyım girişimi öyküsü vardı. Özkıyım girişiminde bulunan grupta hastalık sürecinin daha çok depresif ve karma ataklarla seyrettiği, ataklar arası dönemde işlevselliğin kısmi etkilenmiş olduğunu ve psikotik özellikli daha ağır atak sıklığının daha fazla olduğunu bulduk. Bunun yanında iki grup arasında çocukluk çağı travmaları ve dürtüsellik için istatiksel olarak anlamlı ilişki bulamadık.Sonuç: Bipolar Bozukluk yaşam boyu süren ve işlevselliği büyük oranda bozan bir hastalıktır. Bipolar bozukluk yüksek oranlarda özkıyım girişimi ve tamamlanmış özkıyım ile ilişkilidir. Bu açıdan özkıyım davranışında bulunan hastalarla bulunmayan hastalar arasındaki sosyodemografik, klinik ve diğer değişkenlerin araştırılması ve olası risk faktörlerinin tespiti hastalarda gelişebilecek olası özkıyım davranışını önleme de etkili olacaktır.Anahtar Sözcükler: Bipolar bozukluk, özkıyım davranışı, çocukluk çağı travmaları, dürtüsellik.
Bipolar bozukluk tanılı hastaların kontrol ve tedavi uyumunun değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışma 2006-2013 yılları arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Servisinde bipolar bozukluk tanısıyla yatırılarak izlenen hastaların taburculuk sonrası önerilen ilaç tedavisine uyumunu etkileyen değişkenlerin ortaya konulmasını hedeflemektedir. Yöntem ve Gereç: 2006-2013 yılları arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Servisinde bipolar bozukluk tanısıyla yatan 107 hastanın geriye dönük olarak klinik kayıtları incelendi. Bu hastaların 85'i ötimik hale gelince morisky uyum ölçeği doldurulmak üzere tekrar çağrıldı. Bulgular: 2. Eksen tanısı varlığı istatiksel olarak anlamlı olmasa da tedaviye uyumu olumsuz yönde etkilemektedir. Alkol ve madde kullanımının eşlik ettiği az sayıda hastada ise % 62.5 oranında düşük uyum düzeyi tespit edilmiş olup tedaviye uyumu olumsuz yönde etkilediği görülmektedir. Sosyal desteği olanların ve medeni durumu evli olan hastaların tedaviye uyumunun istatistiksel olarak daha anlamlı olduğu gözlenmiştir. Sonuç: Çalışmaya göre hastaların sosyal destek azlığı ve medeni durumunun bekar olması uyumu en çok etkileyen faktörler olmakla birlikte, hastanın eğitim durumu, önerilen ilaç rejiminin karmaşıklığı, hastalık tanısı aldığı günden bu yana geçen süre gibi çeşitli kişisel faktörler uyum üzerinde belirleyici olabilmektedir.
Bipolar bozukluk tanılı hastalarda uyku kalitesinin değerlendirilmesi
Amaç: Bipolar bozuklukta (BPB) uyku kalitesi ötimik dönemler dahil hastalığın her döneminde etkilenmiştir. Bu çalışmada bipolar ötimik hastaların uyku kalitesinin değerlendirilmesi, uyku kalitesi ile ilişkili klinik özelliklerin saptanması, uyku kalitesinin hastalık gidişi ve işlevsellik üzerine etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmaya Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Bipolar Bozukluk Birimi'ne ayaktan başvuran 18-65 yaş arası 122 hasta alındı. Hamilton Depresyon Derecelendirme Ölçeği ve Young Mani Derecelendirme Ölçeği ile hastaların ötimik dönemde oldukları doğrulandı. Sosyodemografik Veri Formu ve Bipolar Bozukluk Veri Formu dolduruldu. BPB'a eşlik eden ek tanılar DSM-IV Eksen I Bozuklukları için Yapılandırılmış Klinik Görüşme Ölçeği ve DSM-IV Eksen II Bozuklukları İçin Yapılandırılmış Klinik Görüşme Ölçeği ile belirlendi. Genel Uyku Anketi ile uykunun genel özellikleri sorgulandı. Çalışmaya katılan her hasta Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi, Epworth Uykululuk Ölçeği ve Bipolar Bozukluk İşlevsellik Ölçeği'ni doldurdu. Bulgular: Çalışmaya alınan 122 hastanın (ortalama yaş; 38,7±10,8 yıl) % 56,5'inin uyku kalitesinin kötü olduğu saptanmıştır. Örneklem grubunun çoğunluğunun kadın (% 63,9), ortaöğretim ve üstü düzeyde eğitim aldığı (% 75,4), orta-üst sosyoekonomik düzeye sahip olduğu (% 75,4) belirlenmiştir. Uyku kalitesi kötü olan grubun, uykuya dalma süresinin daha uzun, gece uyanma sayısının daha sık olduğu saptanmıştır. Uyku kalitesi kötü olan grupta, sigara ve kafein kullanımı, özkıyım girişimi öyküsü, mevsimsellik, antidepresan ilaç kullanımı ve elektrokonvüzif tedavi uygulanması ile yaşamboyu anksiyete, somatoform, dürtü denetim ve kişilik bozuklukları ektanısı yaygınlık oranı, uyku kalitesi iyi olan gruba göre daha yüksek, duygusal ve zihinsel işlevsellik, ev içi ilişkiler, inisiyatif alma ve potansiyelini kullanabilme ile toplam işlevsellik puanları ise daha düşük saptanmış ve bu sonuçlar istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Sonuç: BPB'un ötimik dönemlerinde uyku kalitesi bozulmuştur ve kötü uyku kalitesi işlevsellik kaybına yol açmaktadır. Bipolar hastalarda, uyku sorunlarının psikiyatrik görüşmelerde rutin olarak sorgulanması, duygudurum dönemlerinden bağımsız olarak ele alınması ve psikososyal müdahaleler ya da farmakoterapilerle tedavi edilmesinin, uyku kalitesini dolayısıyla işlevsellik ve yaşam kalitesini arttıracağı düşünülmüştür. Anahtar Sözcükler: bipolar bozukluk, uyku kalitesi, işlevsellik
Okul psikolojik danışmanlarının özel eğitim öz yeterlik algıları ile iş doyumları arasındaki ilişki: Mersin ili örneği
Özel eğitime ihtiyacı olan bireylerin tanılama, yönlendirme ve müdahale aşamalarının birçok noktasında görev alan okul psikolojik danışmanları özel eğitimde önemli sorumluluklar üstlenmektedirler. Bu bağlamda yapılan bu araştırmanın amacı okul psikolojik danışmanlarının özel eğitim öz yeterlik algıları ile iş doyumları arasındaki ilişkiyi incelemektir. Araştırmaya 2018-2019 eğitim-öğretim yılında Mersin ili merkez ilçelerinde Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı resmi ve özel kurumlarda görev yapan 317 okul psikolojik danışmanı katılmıştır. Araştırmanın verilerinin toplanmasında; Minnesota İş Doyum Ölçeği, Rehber Öğretmen Özel Eğitim Öz Yeterlik Ölçeği ve Sosyo Demografik Bilgi Formu kullanılmıştır. Araştırma verileri Mann Whitney-U testi ve Spearman Sıra Farkları Korelasyonları ile analiz edilmiştir. Araştırmanın sonuçlarına göre okul psikolojik danışmanlarının cinsiyetlerine, çalıştıkları okul türüne, mezun oldukları bölüme, eğitim düzeylerine, daha önce engelli bireye yönelik psikolojik danışma hizmeti vermiş olmalarına ve daha önce özel eğitim ile ilgili herhangi bir kurumda çalışma deneyimlerine göre hem öz yeterlik puanlarının hem de genel, iç ve dış iş doyum puanlarının anlamlı düzeyde farklılaştığı görülmüştür. Ayrıca araştırmada okul psikolojik danışmanlarının yaşları, deneyim yılları ve çalıştıkları kurumlardaki engelli öğrenci sayısı ile özel eğitim öz yeterlikleri arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Bununla birlikte okul psikolojik danışmanlarının yaşları, deneyim yılları ve çalıştıkları kurumlardaki engelli öğrenci sayısı ile iş doyumu arasında anlamlı bir ilişki bulunmamakta olup sadece öğrenci sayısı ile dış iş doyumu arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Son olarak araştırmadan elde edilen bulgulara göre okul psikolojik danışmanlarının özel eğitim konusundaki öz yeterlikleri ile hem genel hem iç hem de dış iş doyumları arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmaktadır.
Schwartz bireysel değer yönelimleri ile psikolojik iyi oluşluk düzeyi ilişkisinin araştırılması Samandağ örneklemi
Yaşam, içerisinde hoşluklarla birlikte zorlukları da barındırır. Bireylerin yaşamlarını sürdürmeye çalışırken yaşadıkları bazı sıkıntılar onların stres ve kaygı düzeylerinde artışa sebep olabilmektedir. Niyahetinde, yaşanılan yoğun stres sonucu bireyler fiziksel veya mental olarak yorgun düşebilmekte dahası rahatsızlanabilmektedirler. Tüm bunlara içinde bulunduğumuz çağın yoğun koşuşturması da eklendiğinde bireylerin sorun çözme, sağlam ilişkiler kurabilme, stresle başa çıkabilme gibi becerilerini geliştirebilmelerin önemi gittikçe artmaktadır. Geliştirilmesi istenilen bu becerilerin bireyleri yalnızca iyileştirmekle kalmayıp, gerek bireysel gerekse toplumsal açıdan daha sağlıklı bir oluşuma katkı sağlaması beklenilebilir. Bu nedenle bireylerin iyi oluş düzeylerinin arttırılması üzerine verilen dikkat gittikçe artmaktadır. Bu araştırmanın amacı, 2017-2018 yılında Hatay ilinin Samandağ ilçesinde ikamet eden yerel halkın Schwartz Bireysel Değer Yönelimleri ile Psikolojik İyi Oluş Düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Araştırmanın örneklemini 2017-2018 yılında Samandağ ilçe merkezinde ikamet etmekte olan yerel halktan randomize seçim yöntemi ile ulaşılan 319'u kadın 213'ü erkek olan toplam 532 kişidir. Araştırmada üç farklı veri toplama aracı kullanılmıştır. Bireylerin; değer yönelimlerinin anlaşılabilmesi adına Schwartz Değer Yönelimleri Ölçeği, psikolojik iyi oluş düzeylerinin anlaşılabilmesi adına Psikolojik İyi Oluş Ölçeği ve son adım olarak, katılımcıların demografik bilgilerinin saptanabilmesi içinse 11 soruluk kişisel bilgi formu kullanılmıştır. Toplanan veriler SPSS 22,0 programında analiz edilmiştir. Araştırmada elde edilen bulgulara göre; bireylerin değer yönelimlerinin ne olduğu farketmeksizin, Schwartz Bireysel Değer yönelimleri ile Psikolojik İyi Oluş Düzeyleri arasında düşük düzeyde pozitif yönlü bir ilişki bulunmaktadır. Ayrıca bireylerin gelir düzeyleri ve yaşları ile psikolojik iyi oluş düzeyleri arasında pozitif yönlü bir ilişki olduğu saptanmıştır. Bununla birlikte, psikolojik iyi oluş düzeyini etkileyebileceği düşünülen diğer demografik özelliklerin (kardeş sayısı, eğitim durumu, ruhsal travmatik yaşantı vb.) bireylerin psikolojik iyi oluş düzeyleri üzerinde anlamlı bir farklılık yaratmadığı görülmüştür.
Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına bağlı kuruluşlarda çalışan meslek elemanlarının iş doyumunun anksiyete ve depresyon düzeylerine etkisi: Adana ili örneği
Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bireyi ve aileyi güçlendiren hedefler belirleyerek sosyal hizmetler sunmakta ve sosyo-ekonomik kalkınmaya destek sağlamaktadır. İş doyumu gibi psikososyal etkenlerin çalışanların ruhsal sağlıkları üzerinde etkileri olduğu bilinmektedir. Yapılan bu araştırmada Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına bağlı kuruluşlarda çalışan meslek elemanlarının iş doyumunun anksiyete ve depresyon düzeylerine etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu araştırmanın evreni Adana İli Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğüne bağlı toplam 12 kuruluşta çalışan meslek elemanlarından oluşmaktadır. Araştırmaya katılmayı kabul eden ve ölçekleri eksiksiz dolduran toplam 80 meslek elemanı araştırmanın örneklemini oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak sosyodemografik özellikleri belirlemek amacıyla hazırlanmış Kişisel Bilgi Formu, Minnesota İş Doyum Ölçeği, Beck Anksiyete Ölçeği ve Beck Depresyon Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmada ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Veriler istatistik paket programında analiz edilmiştir. Analizler sonucunda anksiyete belirti düzeyi ile içsel iş doyum düzeyi arasında negatif yönde, yüksek düzeyde anlamlı bir ilişki saptanmıştır. İçsel iş doyumundan alınan puanlar azaldıkça, anksiyete ölçeğinden alınan puanlar anlamlı bir şekilde artmaktadır. Bununla birlikte depresyon belirti düzeyi ile genel iş doyumu, içsel iş doyumu ve dışsal iş doyumu arasında negatif yönde, yüksek düzeyde anlamlı bir ilişki saptanmıştır. İş doyum düzeyi arttıkça depresyon belirti düzeyi azalmaktadır.
Üniversite sınavına hazırlanan öğrencilerde ana-baba tutumu ile sınav kaygısı arasındaki ilişki: Adana ili örneği
Eğitim hayatları bakımından sınavlarla dolu bir eğitim-öğretim sistemi içerisinde sınavdan sınava koşuşturan çocuklarımız/gençlerimiz girmek istedikleri okullar için yarış halinde oldukları yaşıtlarıyla yoğun bir çalışma süreci geçirmekte ve yaşamlarını bu hızlı akış içinde sürdürmektedirler. Sınav kaygısı yaşayan öğrencilerde fiziksel, psikolojik, zihinsel ve bedensel olarak olumsuzluklar görülebilmektedir. Sınav kaygısına neden olan faktörlerin çeşitliliği söz konusudur. Bu çalışmada bu değişkenlerden ana-baba tutumlarının sınav kaygısı üzerine etkisini incelemek amaçlanmıştır. Bu amaçla çalışmaya, lise son sınıfta olan ya da mezun olup sınava tekrardan hazırlanan 17-19 yaş aralığında toplam 220 öğrenci alınmıştır. Araştırmada, Sınav Kaygısı Envanteri, Ana-Baba Tutum Ölçeği ve sosyodemografik bilgi formu kullanılmıştır. Verilerin çözümlenmesi bilgisayar ortamında istatistik paket programıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın sonuçlarına göre, kadınlarda sınav kaygısı toplam puanı ve alt boyut puanları erkeklere göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Kardeş sayısı arttıkça ailede demokratik ana-baba tutumu azalmakta, otoriter ana-baba tutumu artmaktadır. Ailenin aylık geliri, anne ve baba eğitim düzeyi ve çalışma durumu ile sınav kaygı düzeyi arasında ilişki bulunmamıştır. Öğrencilerin ders başarısı azaldıkça sınav kaygı puanları istatistiksel oranda anlamlı olarak artmaktadır. Ders başarısı yüksek ve düşük öğrenciler için sınav kaygısı envanteri puanlarında belirlenen kesme noktalarına göre uzmandan destek almanın öngörülebileceği anlaşılmıştır. Sınav kaygısı toplam ve alt boyut kuruntu puanı ile koruyucu-istekçi ve otoriter ana- baba puanları arasında pozitif yönlü, demokratik ana-baba tutumu puanları arasında negatif yönlü doğrusal ilişki bulunmuştur. Öğrencilere yapılan ölçekle hissedilen sınav kaygısı şiddetinin düzeyi ile sınav kaygısı toplam ve alt boyut (kuruntu ve heyecansallık) puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmuştur. Elde edilen sonuçlar literatür eşliğinde yorumlanıp tartışılmıştır.
Ortaokul öğrencilerinde akran zorbalığı: Adana İli Yüreğir İlçesi pilot çalışma
Bu araştırmada, üç ortaokuldaki öğrenciler arasında akran zorbalığı oranlarını belirlemek, akran zorbalığı saptananlarda kurban ve zorba olma durumlarına göre bazı sosyodemografik değişkenlerle ( kardeş sayısı, aile tipi, ailenin gelir durumu,...) ilişkisinin ortaya konması amaçlanmıştır. Bu çalışma 2018-2019 yılında eğitim öğretim gören üç farklı ortaokulun 5, 6, 7 ve 8.sınıf öğrencileri ile yürütülmüştür. Araştırma hem kesitsel hem de ilişkisel tarama modeline sahiptir. Araştırmada " Sosyodemografik Bilgi Formu" ve "Akran Zorbalığı Belirleme Ölçeği Çocuk Formu" kullanılarak veriler elde edilmiştir.Verilerin analizi bilgisayar ortamında istatistik paket programı SPSS 21 paket programında yapılmıştır. Araştırma sonuçlarına gore; üç farklı ortaokulda okuyan 5, 6, 7 ve 8. sınıf öğrencileri ile yapılan bu çalışmada, öğrencilerin %36,7 'sinin zorba, %57,5' nin kurban, %32,7'sinin zorba-kurban olduğu belirlenmiştir. Erkek öğrencilerin %61' i, kız öğrencilerin %54,5'i zorba olduğu bulunmuştur. Fiziksel zorbalığa uğrama ve dışlanma erkek öğrencilerde kız öğrencilere göre daha fazladır. Sözel zorbalığa uğrama, hakkında söylenti çıkarılıp yayılması ve eşyalarına zarara verilmesi açısından kız ve erkek öğrenciler benzer oranlardadır. Hem kurban hem de zorba olanlar arasında dışlanma kız öğrenciler arasında daha fazla görülmüştür. Zorba olan grupta fiziksel ve sözel zorbalık puanları genel anlamda sınıf yükseldikçe artmaktadır. Kardeş sayısı 4 ve üzeri olanlar; 1, 2 ve 3 kardeş sayısına sahip olanlardan kurban toplam puan ortalamaları bakımından daha yüksek bulunmuştur.Fiziksel zorbalığa uğrayanların (kurban) puanları ve dışlanmaya maruz kalanlar (kurban) puanları ekonomik durumu kötü olanlar orta olanlara ve kötü olanlar iyi olanlara göre daha yüksek ve istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur.Kurban toplam puanları ve fiziksel zorbalığa uğrama dışında diğer tüm alt boyutlarda okul başarısı azaldıkça zorbalığa uğrama yani kurban olma artmaktadır.İnternette geçirilen süre arttıkça fiziksel zorbalığa uğrayanların puanları artmaktadır. Fiziksel zorbalığa uğrayan kurban öğrencilerin puanı incelendiğinde oyun oynayanların puanları, video, müzik, film, dizi ve sosyal paylaşım siteleriyle ilgilenenlere göre daha yüksek bulunmuştur. Elde edilen sonuçlar literatür kapsamında yorumlanıp tartışılmıştır.
Sağlık çalışanlarında iş doyumu ve benlik saygısının incelenmesi: Ordu ili örneği
Bu araştırma Ordu ili örnekleminde sağlık çalışanlarının iş doyumu ve benlik saygısı ilişkisi ile bunları etkileyen sosyo-demografik değişkenleri belirlemek amacıyla, karşılaştırmalı, ilişki arayıcı ve tanımlayıcı olarak planlanmıştır. Araştırma Ordu ilinde yer alan; Fatsa Devlet Hastanesi, Ünye Devlet Hastanesi ve Korgan Devlet Hastaneleri bünyesinde 229 sağlık çalışanı üzerinden gerçekleştirilmiştir. Veriler, Kişisel Bilgi Formu, Minnesota Doyum Ölçeği, Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği ile elde edilmiştir. Verilerin değerlendirmesi, istatistiki yöntemler kullanılarak yüzdelik, ortalama, Mann Whitney U Testi, Kruskal-Wallis Testi, Spearman Korelasyon Testi uygulanmıştır. Araştırma sonucunda benlik saygısı ve iş doyumu arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. İş doyumu ile yaş ve hizmet yılı değişkenleri arasında istatistiksel açıdan anlamlı farklılaşma tespit edilmiş olup cinsiyet, medeni durum, eşlerin çalışma durumu, çocuk sahibi olma durumu, çocukların bakım şekli, meslek, eğitim seviyesi, maddi gelir, çalışılan yer ve memleketinde çalışma durumları ile iş doyumu arasında istatistiksel açıdan anlamlı farklılaşmalar tespit edilememiştir. Benlik saygısı ile meslek ve çalışılan yer değişkenleri arasında anlamlı farklılaşma tespit edilmişken cinsiyet, yaş, medeni durum, eşin çalışma durumu, çocuk sahibi olma durumu, çocukların bakım şekli, eğitim seviyesi, maddi gelir düzeyi, hizmet yılı ve memleketinde çalışma durumuna göre anlamlı farklılaşmalar tespit edilememiştir.
Üç farklı lise türünde sunulan rehberlik ve psikolojik danışma hizmetlerinin incelenmesi: Mersin ili, Yenişehir örneği
Araştırma, Anadolu lisesi, Meslek lisesi ve Özel Temel lise olmak üzere üç farklı lise türünde öğrenim gören 337 ortaöğretim öğrencisi üzerinde yapılmıştır. Araştırmada gerekli bilgileri toplamak amacıyla "Kişisel Bilgi Formu" ve "Okul Rehberlik Hizmetleri Ölçeği" kullanılmıştır Araştırmada öğrencilerin görüşleri doğrultusunda psikolojik danışma ve rehberlik hizmetlerinin değerlendirilmesi yapılmıştır. Araştırma sonucunda, psikolojik danışma ve rehberlik hizmetlerini en çok verilen hizmetten en az verilen hizmete doğru sırasıyla psikolojik danışma hizmetleri, yöneltme-yerleştirme hizmetleri, konsültasyon hizmetleri, bilgi toplama ve yayma hizmetleri, oryantasyon hizmetleri, izleme hizmetleri, çevre-veli ilişkileri hizmetleri, araştırma ve değerlendirme hizmetleri, bireyi tanıma hizmetleri şeklinde belirlenmiştir. Araştırma sonuçlarına göre, psikolojik danışma ve rehberlik hizmetlerini değerlendirme puanlarının cinsiyete, yaşa, sınıfa, akademik başarı durumuna, annelerin ve babaların öğrenim durumlarına, öğrencilerin kiminle birlikte yaşadıklarına, kardeş sayılarına, ailelerinin aylık gelirlerine ve Psikolojik Danışman ve Rehber Öğretmenin yardımcı olacağı ya da olmayacağı görüşüne göre anlamlı olarak farklılık göstermediği belirlenmiştir. Okul türleri ile rehberlik ve psikolojik danışma hizmetleri toplam puanları ve dokuz alt ölçek puanları arasında, Psikolojik Danışman ve Rehber Öğretmen ile görüşüp görüşmeme durumuna, rehberlik servisi ile ilgili bilgi verilmesi durumuna göre anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür.
Sağlık çalışanlarında şiddete uğramanın iş doyumu ve tükenmişlik ile ilişkisi
Bu araştırma, sağlık sektöründeki şiddet davranışlarının sağlık çalışanlarının iş doyumu ve tükenmişliği üzerine etkisinin incelenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Konunun özellikle son yıllarda artan önemi dikkate alınarak, Malatya ili merkezi, devlet hastanesi ve tıp fakültesi hastanesinde görev yapan farklı mesleklerde (doktor, hemşire, sağlık memuru, ebe, teknisyen vb.) ve farklı birimlerde (acil, yoğun bakım, dahili birimler, cerrahi birimler) çalışan toplam 396 sağlık çalışanı üzerinde son 5 yıl içinde görev başında şiddete uğrama durumlarına göre çalışma gerçekleştirilmiştir. Araştırmada kesitsel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak ilgili literatür ışığında hazırlanan ve demografik bilgileri içeren toplam 16 sorudan oluşan Kişisel Bilgi Formu, iş doyum düzeyini ölçmek için Minnesota İş Doyum Ölçeği ve tükenmişlik düzeylerini tespit edebilmek için Maslach Tükenmişlik Ölçeği kullanılmıştır. Araştırma sonucunda iş doyumunun alt boyutlarına göre bütün demografik verilerin değişkenleri ile istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar tespit edilmiştir. İş doyumunun alt boyutlarına göre, uygulanan şiddetin türü haricinde şiddet ile ilgili değişkenler ile istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar tespit edilmiştir. Araştırma sonucunda, demografik veriler doğrultusunda; yaş, cinsiyet ve mevcut kurumda çalışma süresi değişkenleri ile tükenmişlik alt boyutları arasında istatistiksel yönden anlamlı bir fark bulunamamıştır. Medeni durum, eğitim düzeyi, mensup olunan meslek, çalışılan kurum, çalışılan birim, meslekte çalışma süresi değişkenleri ile tükenmişlik alt boyutları arasında anlamlı farklılıklar tespit edilmiştir. Şiddete uğrama yönünden; şiddete maruz kalma durumu, uygulanan şiddetin türü, şiddet sonrası yasal işlem başlatma durumu değişkenleri ile tükenmişliğin alt boyutları arasında anlamlı farklılıklar tespit edilmiş olup, şiddet ile ilgili diğer değişkenler ile tükenmişlik alt boyutları arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır. Anahtar kelimeler: Şiddet, sağlık çalışanları, iş doyumu, tükenmişlik
Okul öncesi çocukların sosyal becerileri ile problem davranışlar ve akran ilişkilerinin sosyo-demografik değişkenlere göre incelenmesi
Okul öncesi dönem, bireylerin gelecek dönemdeki davranışlarının şekillenmesinde önemlidir. Bu nedenle okul öncesi çocuklarda sosyal beceriler, problemli davranışlar ve akran ilişkilerine yönelik tespitlerin yapılması önemlidir. Bu araştırmanın amacı okul öncesi çocukların sosyal becerileri ile problem davranışlar ve akran ilişkileri arasındaki ilişkinin sosyo-demografik değişkenlere göre incelenmesidir. Araştırma ilişkisel tarama modelinde düzenlenmiştir. Araştırmanın amacına uygun olarak anket formu hazırlanmış ve saha araştırması kapsamında uygulanmıştır. Araştırma kapsamında Google Drive Form aracılığıyla 180 öğretmene anket formu mail olarak gönderilmiştir. Öğretmenlerden toplam olarak 385'ianket formu doldurulmuş şekilde geri gelmiştir. Bu doğrultuda 385 anket formu üzerinden görüşmeler yürütülmüştür. Çalışma grubuna "Tanıtıcı Bilgi Formu", "Sosyal Becerileri Değerlendirme Ölçeği (4-6 Yaş)", "Davranış Problemleri Ölçeği: Okul Öncesi Davranış Sorunları Tarama Ölçeği (OÖDSTÖ)" ve "Çocuk Davranışı Ölçeği (ÇDÖ)" verilmiştir. Elde edilen bulgulara göre çocukların sosyal becerileri ile problemli davranışları arasında negatif yönlü ve istatistiksel olarak anlamlı ilişki tespit edilmiştir. Sosyal davranışlar alt boyutu ile sosyal beceriler arasında istatistiksel olarak anlamlı ve pozitif yönlü bir ilişki mevcutken, akran ilişkilerindeki olumsuz olarak nitelendirilen alt boyutlar ile sosyal beceriler arasında negatif yönlü ve istatistiksel olarak anlamlı ilişki söz konusudur. Sosyal davranışlar göstermek alt boyutu ile problemli davranışlar arasında negatif ve istatistiksel olarak anlamlı ilişki söz konusuyken, akran ilişkilerindeki olumsuz boyutlar ile problemli davranışlar arasında istatistiksel olarak anlamlı ve pozitif yönlü ilişki mevcuttur. Anahtar kelimeler: Okul öncesi, sosyal beceriler, problem davranışlar, akran ilişkileri
Çağ Üniversitesi uluslararası ticaret ve lojistik ve psikoloji bölümü öğrencilerinin bilişsel esneklik düzeyleri ile sosyal problem çözme tarzları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmada, üniversite öğrencilerinin bilişsel esneklikleri ile sosyal problem çözme tarzları arasındaki ilişkiyi ve bu iki değişkenin, cinsiyet, yaş, algılanan gelir, kardeş sayısı, devam edilen bölüm, anne/baba eğitim durumu değişkenlerine göre değişip değişmediğini incelemek amaçlanmıştır. Araştırma, 2019- 2020 eğitim- öğretim yılında Çağ Üniversitesi Uluslararası Ticaret ve Lojistik ile Psikoloji bölümünde öğrenimlerine devam eden 183 üniversite öğrencisinin katılımı ile gerçekleştirilmiştir.Araştırmada veriler, bilişsel esnekliği ölçmek amacıyla Gülüm ve Dağ (2012) tarafından Türkçe'ye uyarlaması yapılan "Bilişsel Esneklik Ölçeği" ve sosyal problem çözme tarzlarını ölçmek amacıyla Çekici (2009) tarafından Türkçeye uyarlanan "Sosyal Problem Çözme Envanteri- Kısa Form"ile toplanmıştır.Öğrencilerin kişisel bilgilerini ve sosyoekonomik düzeyini belirlemek için araştırmacı tarafından "Kişisel Veri Formu" oluşturulmuş ve veriler toplanmıştır. Verilerin analizinde Spearman Korelasyon Analizi, Bağımsız Gruplar t-Testi ve Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) uygulanmıştır. Araştırma sonucunda, bilişsel esneklik düzeyi ile sosyal problem çözme tarzları arasında pozitif yönde anlamlı ilişki bulunmuştur. Bilişsel esneklik düzeyinin katılımcı bireylerin cinsiyetlerine göre anlamlı farklılık göstermediği belirlenmiştir. Cinsiyete göre sosyal problem çözme alt boyutlarından rasyonel problem çözmede anlamlı farklılık bulunmuştur. Kadın öğrencilerin rasyonel problem çözme tarzı puanlar erkek öğrencilerden daha yüksektir. Yaş ile bilişsel esneklik düzeyi ve sosyal problem çözme tarzları arasında anlamlı ilişki bulunamamıştır.Ekonomik düzeye göre bilişsel esneklik puanlarında anlamlı bir fark görülmemiştir. Ekonomik düzeye göre sosyal problem çözme tarzları alt boyutu olan probleme olumsuz yönelimde anlamlı bir farklılık bulunmuştur. Öğrenim görülen bölüme göre bilişsel esneklik puanlarında anlamlı bir fark bulunmamıştır. Öğrenim görülen bölüme göre sosyal problem çözme tarzları alt boyutlarından dikkatsiz/dürtüsel tarz, kaçınan tarz puanlarında anlamlı bir farklılık bulunmuştur. Kardeş sayılarına göre bilişsel esneklik düzeyleri ve sosyal problem çözme tarzlarında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Anne eğitim durumuna göre bilişsel esneklik düzeyleri ve sosyal problem çözme tarzları arasında anlamlı farklılık belirlenmemiştir. Baba eğitim durumuna göre bilişsel esneklik düzeyi alt boyutu olan kontrol alt boyutu arasında anlamlı farklılık vardır, eğitim durumu ortaokul-lise olanlar ile üniversite olanlarda anlamlı bir fark bulunmuştur. Baba eğitim durumuna göre sosyal problem çözme tarzlarında anlamlı bir fark görülmemiştir.
Sınıfında yabancı uyruklu öğrenci bulunan ve bulunmayan öğretmenlerin öz yeterlik ve mesleki doyum düzeylerinin karşılaştırılması: Adana ili örneği
Bu araştırmada 2020-2021 eğitim öğretim yılında Adana ilinin Seyhan ilçesindeki ortaokullarda görev yapan sınıfında yabancı uyruklu öğrenci bulunan ve bulunmayan öğretmenlerin öz yeterlikleri ile mesleki doyum düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi hedeflenmektedir. Bu kapsamda elde edilen veriler Adana ilinin Seyhan ilçesindeki ortaokullarda görev yapan öğretmenlerin sınıfında yabancı uyruklu öğrenci bulunanlar ve sınıfında yabancı uyruklu öğrenci bulunmayanlar ayrı ayrı tespit edilerek amaçlı örnekleme yöntemi ile sınıfında yabancı uyruklu öğrenci bulunan 151 ve sınıfında yabancı uyruklu öğrenci bulunmayan 149 olmak üzere toplam 300 öğretmene uygulanan ölçekler ile toplanmıştır. Uygulama formu, 9 maddelik Demografik Bilgi Formu, 24 maddelik Öğretmen Öz Yeterlik Ölçeği ve 20 maddelik Mesleki Doyum Ölçeği olmak üzere üç ölçekten oluşmaktadır. Katılımcılardan elde edilen veriler, SPSS ile analiz edilmiştir. Veri analizleri her iki ölçek için de hem toplam puan hem de alt boyutlardan elde edilen puanlar üzerinden gerçekleştirilmiştir. İlişkisel tarama yöntemi kullanılarak yapılan bu çalışmanın normal dağılım göstermesinden dolayı parametrik testler kullanılmıştır. Bu doğrultuda iki bağımsız grup ortalamaları arasındaki niceliksel sürekli verilerin karşılaştırılmasında t-testi, ikiden fazla bağımsız grup ortalamaları arasındaki niceliksel sürekli verilerin karşılaştırılmasında ANOVA testi kullanılmıştır. ANOVA testi sonrasında farklılıkları belirlemek üzere tamamlayıcı post-hoc analizi olarak Tukey ve Tamhane's testi kullanılmıştır. Araştırmanın sürekli değişkenleri arasında da pearson korelasyon analizi uygulanmıştır. Sınıfında yabancı uyruklu öğrenci bulunan öğretmenlerin sınıfında yabancı uyruklu öğrenci bulunmayan öğretmenlere göre öz yeterliklerinde farklılık olmadığı anlaşılmaktadır. Yine sınıfında yabancı uyruklu öğrenci bulunan öğretmenler ile sınıfında yabancı uyruklu öğrenci bulunmayan öğretmenlerin mesleki doyumları arasında anlamlı bir farklılık olmadığı anlaşılmaktadır. Buna karşın demografik değişkenler olan; yaşları, medeni durumları, çocuk sayıları, hizmet süresi ve aylık gelir düzeyleri arasında anlamlı bir farklılık olduğu anlaşılmaktadır.
COVID-19 pandemi sürecinde evlilik uyumu ile evlilik doyumu arasındaki ilişkinin incelenmesi
Evlilik kurumu evrensel bir kurum olarak tanımlansa da gelenek, görenek ve kültürel farklılıklara göre değişiklikler göstermektedir. Toplumların sağlıklı bir hal içerisinde ilerlemesi için o toplum da var olan evliliklerin mutluğu da önemli bir etkendir. Bu araştırmanın ana problemi , Pandemi sürecinde evli çiftlerde evlilik uyumu ile evlilik doyumu arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Araştırmada ayrıca evlilik uyumu ve evlilik doyumunun bazı sosyo-demografik faktörlere göre farklılaşıp farklılaşmadığının incelenmesi hedeflenmiştir. Araştırmada veri toplama aracı olarak, Çiftler uyum ölçeği ve Evlilik Doyum Ölçeği kullanılmıştır. Ayrıca araştırmacı tarafından hazırlanan Demografik Bilgi formu kullanılarak, çiftlerin sosyo-demografik özelliklerine ilişkin veriler elde edilmiştir. Verilerin analizleri SPPS 25 (IBM Corp. Released 2017. IBM SPSS Statistics for Windows, Version 25.0. Armonk, NY: IBM Corp.) programı aracılığı ile gerçekleştirilmiştir. Bağımsız değişkenlerin bağımlı değişkenler üzerindeki yordayıcı etkilerini inceleyebilmek için regresyon analizi, gruplar arası farklılıkları inceleyebilmek için de Tek Yönlü ANOVA yapılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre; evlilik kurumu bazı değişkenlerden, bazı zamansal süreçlerden etkilenebilmektedir. Elde edilen bulgular evlilik uyumunun, evlilik doyumu ile pozitif anlamlı bir ilişkisinin olduğunu göstermektedir. Çiftlerin evlilik uyumuna etki eden özelliklerinin evlilik doyumunu da etkilediği görülmektedir. Anahtar Kelimeler: evlilik uyumu, evlilik doyumu, pandemi süreci, covid-19 dönemi
COVİD 19 pandemisinde sağlık çalışanlarında depresyon, anksiyete, stres ve tükenmişlik düzeylerinin incelenmesi: Osmaniye Devlet Hastanesi örneği
Araştırmamız pandemiden en çok etkilenen meslek grubu olan sağlık çalışanlarında pandeminin ruhsal etkilerini belirlemek ve ilgili faktörlerle karşılaştırmak amacıyla yapılmıştır. Araştırmaya Osmaniye Devlet Hastanesinde görevli 417 sağlık çalışanı katılmıştır. Araştırmada verileri toplamak amacıyla sağlık çalışanlarına Depresyon Anksiyete Stres Ölçeği (DASS 21), Tükenmişlik Ölçeği Kısa Form (TÖ-KF) ve araştırmacının hazırladığı Kişisel Bilgi Formu 12 Şubat-12 Mart 2021 tarihleri arasında katılımcılara gönderilmiştir. Araştırma bulgularını saptamak içint testi, tek yönlü ANOVA, mannwhitney u ve Kruskal Wallis ve TukeyHSD testlerinden yararlanılmıştır. Bu araştırmada; COVİD-19 pandemisinde sağlık çalışanlarında depresyon, anksiyete, stres ile tükenmişlik düzeyleri arasında pozitif yönlü kuvvetli bir ilişki bulunmuştur. Bu araştırmada; COVİD-19 pandemisinde sağlık çalışanlarında depresyon, anksiyete, stres ve tükenmişlik belirti düzeylerinin yaş, meslekte çalışma süresi, pandemi alanında mesleki unvan, pandemiyle ilgili eğitim alma değişkenlerine göre farklılık göstermediği bulunmuştur. Bu araştırmada; COVİD-19 pandemisinde sağlık çalışanlarında Depresyon, Anksiyete, Stres ve Tükenmişlik belirti düzeyleri kadınlarda, COVİD-19 pandemisinde ailesinden ayrı yerde kalanlarda, COVİD-19 döneminde enfekte olanlarda, COVİD-19 döneminde aldığı ücreti yeterli bulmayanlarda, COVİD-19 pandemi öncesi psikiyatrik/psikolojik yardım alanlarda anlamlı olarak yüksek bulunmuştur. Elde edilen sonuçlara göre 228 (%54.7) katılımcının depresif belirtileri orta ve daha yüksek düzeyde, 200 (%48) katılımcının Anksiyete belirtileri orta ve daha yüksek düzeyde, 144 (%33.5) katılımcının Stres belirtileri orta ve daha yüksek düzeyde bulunmuştur. Araştırmada 213 (% 51.1) katılımcının Tükenmişlik belirtileri "Tükenmişlik içinde ve yardım alması gerekiyor" şeklinde bulunmuştur.
COVİD-19 pandemi döneminde öğretmenlerde belirsizliğe tahammülsüzlük, anksiyete ve depresyon düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın temel amacı Covid-19 pandemi döneminde öğretmenlerde belirsizliğe tahammülsüzlük, kaygı ve depresyon düzeyleri arasındaki ilişkileri incelemektir. Bununla birlikte çalışmada; belirsizliğe tahammülsüzlük, kaygı ve depresyon değişkenleri ile sosyodemografik değişkenler ve pandemi ile ilgili değişkenler arasındaki ilişkilerin incelenmesi de amaçlanmıştır. Araştırmaya Adana ili merkez ilçelerde bulunan ilkokul, ortaokul ve lisede görev yapan, kolay ulaşılabilir örnekleme yöntemiyle belirlenmiş 419 öğretmen dahil edilmiştir. Katılımcıların 241' i kadın 178'si erkektir. Araştırmada veri toplama araçları olarak, Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği, Beck Anksiyete Ölçeği, Beck Depresyon Ölçeği ve araştırmacı tarafından hazırlanan Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen veriler Sosyal Bilimler istatistik programı ile analiz edilmiştir. Araştırma verilerinin analizi için değişkenlere göre sayı, yüzde, bağımsız iki grup için t-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve çoklu standart regresyon analizi tekniğinden yararlanılmıştır. Çalışma sonucunda öğretmenlerin belirsizliğe tahammülsüzlük ve depresyon düzeyleri arasında düşük düzeyde ve pozitif yönlü bir ilişki bulunmuştur. Aynı zamanda öğretmenlerin belirsizliğe tahammülsüzlük düzeylerinin depresyonu anlamlı düzeyde yordadığı ve belirsizliğe tahammülsüzlük düzeyleri arttıkça depresyon düzeylerinin de arttığı bulunmuştur. Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği alt boyutları açısından bakıldığında, engelleyici kaygının depresyon üzerinde anlamlı bir yordayıcı olduğu görülürken; ileriye yönelik kaygının depresyon üzerinde anlamlı bir etkiye sahip olmadığı görülmüştür. Ayrıca öğretmenlerin belirsizliğe tahammülsüzlük ile anksiyete düzeyleri arasında düşük düzeyde ve pozitif yönlü bir ilişki olsa da regresyon sonuçlarına göre belirsizliğe tahammülsüzlük düzeyleri anksiyete düzeylerini anlamlı düzeyde yordamamaktadır. Anahtar kelimeler: covid-19, belirsizliğe tahammülsüzlük, kaygı, depresyon.
COVİD-19 pandemisi sürecinde üniversite öğrencilerinin duygusal zeka özelliği ve stresle başa çıkma tarzları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, Covid-19 pandemisi sürecinde uzaktan eğitim gören üniversite öğrencilerinin demografik özellikleri ile duygusal zekâ özellikleri ve stresle başa çıkma tarzları arasında anlamlı bir ilişki olup olmadığını belirlemek ve öğrencilerin uzaktan eğitime ilişkin görüşleri ile duygusal zekâ özellikleri ve stresle başa çıkma tarzları arasındaki ilişkiyi ortaya koymaktır. İlişkisel tarama modeli kapsamında olan araştırma Çağ Üniversitesi'nde ön lisans ve lisans düzeyinde öğrenim gören tabakalı örnekleme yöntemi kullanılarak seçilmiş 387 öğrenci ile yürütülmüştür. Araştırmanın verileri katılımcılara ait bilgilere ulaşabilmek için araştırmacı tarafından oluşturulan Kişisel Bilgi Formu ile Duygusal Zekâ Özelliği Ölçeği (DZÖÖ-KF) ve Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği (SBÇTÖ) ile elde edilmiştir. Elde edilen veriler SPSS 25.00 paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Analiz bulgularında daha yüksek duygusal zekâ özelliğinin stres zamanlarında daha iyi başa çıkma becerileri ile ilişkili olduğu görülmüştür. Bunun yanında öğrencilerin duygusal zekâ özelliği ile cinsiyet ve sosyo-ekonomik özellikleri arasında anlamlı bir ilişki olduğu bu ilişkiye göre kadınların duygusallık düzeylerinin erkeklere kıyasla yüksek olduğu; stresle başa çıkma tarzı açısından öğrencilerin yaşı, cinsiyeti, sınıf düzeyi ve sosyo-ekonomik özellikleri ile stresle başa çıkma tarzı arasında bir ilişki olmadığı tespit edilmiştir. Ayrıca duygusal zekâ özelliği yüksek öğrencilerin çevrimiçi öğrenme ortamlarından daha çok memnun olduğu, uzaktan eğitim alt yapısını yeterli bulduğu ve bu süreçte daha az sorunla karşılaştığı; öğrencilerin stresle baş etme tarzlarının uzaktan eğitimden memnun olma, uzaktan eğitim alt yapısını yeterli bulma ve ders başarısı durumlarına göre değiştiği görülmüştür.
Yatağa bağlı yaşlılara bakım verenlerde bakım verme yükü, depresyon düzeyi ve tükenmişlik durumunun incelenmesi
Türkiye'deki yaşlı nüfusun gün geçtikçe artması bakım verme işinin önemini daha da arttırmıştır. Devlet hastaneleri ve belediyeler tarafından ileri yaş olan grubun sağlık ve sosyal ihiyaçlarının karşılanabilmesi adına evde sağlık ve bakım hizmet birimleri oluşturulmuştur. Bu araştırmanın ana problemi, yatağa bağlı yaşlılara bakım verenlerde bakım verme yükü, depresyon düzeyi ve tükenmişlik durumunun incelenmesidir. Araştırmada ayrıca; bakım verme yükü, depresyon düzeyi, tükenmişlik durumu ve bazı sosyo-demografik faktörlere göre farklılaşıp farklılaşmadığının incelenmesi hedeflenmiştir. Araştırmada veri toplama aracı olarak; Bakım verme Yükü Ölçeği, Beck Depresyon Envanteri, Maslack Tükenmişlik Ölçeği kullanılmıştır. Ayrıca araştırmacı tarafından hazırlanan Demografik Bilgi formu kullanılarak, bakım verenlerin sosyo-demografik özelliklerine ilişkin veriler elde edilmiştir. Verilerin analizleri SPPS 25 (IBM Corp. Released 2017. IBM SPSS Statistics for Windows, Version 25.0. Armonk, NY: IBM Corp.) programı aracılığı ile gerçekleştirilmiştir. Bağımsız değişkenlerin bağımlı değişkenler üzerindeki yordayıcı etkilerini inceleyebilmek için regresyon analizi, gruplar arası farklılıkları inceleyebilmek için de Tek Yönlü ANOVA yapılmıştır. Analiz bulgularında bakım verme yükü depresyon, duygusal tükenme ve duyarsızlaşma arasında pozitif yönde ve anlamlı düzeyde ilişkiler vardır. Ayrıca kişisel başarısızlık bakım verme yükü ile negatif yönde, depresyon ile pozitif yönde ilişkilidir. Bakım verenlerin bakım verme yükü, depresyon düzeyleri, duygusal tükenme, duyarsızlaşma ve kişisel başarısızlık alt boyutları arasında yaş gruplarına ve eğitim düzeylerine bağlı anlamlı farklılıklar olduğu görülmektedir. Sonuçlara göre kadınların depresyon düzeylerinin erkeklerden anlamlı daha yüksek olduğunu göstermektedir. Çalışan bireylerin bakım verme yükünün, depresyon düzeyleri, duygusal tükenme ve duyarsızlaşma alt boyutunun daha yüksek olduğunu göstermektedir. Ayrıca evde bakım ve sağlık hizmetlerinden yararlanmayı isteyen katılımcıların bakım verme yükünün, depresyon, duygusal tükenme ve duyarsızlaşma düzeylerinin daha yüksek olduğunu göstermektedir. Bakım verenlerin bakım verme yükü, depresyon düzeyleri, duygusal tükenme, duyarsızlaşma ve kişisel başarısızlık alt boyutları arasında bakım verme sürelerine bağlı anlamlı farklılıklar olduğu görülmektedir. Son olarak, bakım verenlerin, depresyon düzeyleri ve duygusal tükenme alt boyutları arasında toplam bakım verme süresine bağlı anlamlı farklılıklar olduğu görülmektedir.
Özel eğitim ve rehabilitasyon merkezi çalışanlarında depresyon, anksiyete ve tükenmişlik düzeylerinin incelenmesi
Bu araştırmada, özel eğitim ve rehabilitasyon merkezi çalışanlarında depresyon, anksiyete ve tükenmişlik düzeylerini belirlemek, ayrıca bu düzeylerle sosyo-demografik değişkenler ve çalışma koşuları arasındaki ilişkiyi incelemek amaçlanmıştır. Araştırma örneklemi; 2022-2023 tarihleri arasında Adana Çukurova ilçesindeki özel eğitim kurumlarında görev alan eğitim personelinden oluşmuştur.Çukurova ilçesindeki mevcut rehabilitasyon kurumlarında çalışmakta olan psikolog, psikolojik danışman, fizyoterapistve branş öğretmenleri(okul öncesi öğretmeni, çocuk gelişim uzmanı, sınıf öğretmeni ve usta eğitici) sayısının 594 kişiden oluştuğu bilinmektedir. Araştırmaya 234 çalışan birey katılım sağlamaktadır. Araştırmada veri toplamak amacıyla Kişisel Bilgi Formu, Beck Depresyon Envanteri (BDE), Beck Anksiyete Envanteri (BAE), Maslach Tükenmişlik Ölçeği (MTÖ) uygulanmıştır. Araştırma modeli ilişkisel tarama modelinde betimleyici bir çalışmadır. Verileri SPSS 26 paket programı ile analiz edilmiştir. Toplanan veriler, Spearman Korelasyon ve Kolmogorov Smirnov yöntemleri kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırma sonucuna göre özel eğitim ve rehabilitasyon merkeziçalışanlarının depresyon puan ortalamalarına göre (16,51±11,68), hafif düzey depresyon belirtisi gösterdikleri; anksiyete puan ortalamalarına göre (15,63±12,35), hafif-orta düzey anksiyete belirtisi yaşadıkları tespit edilmiştir. Maslach tükenmişlik alt ölçekleri puan ortalamalarına göre duygusal tükenmenin (27,27±9,12), duyarsızlaşmanın (12,61±4,74) kişisel başarının (22,59±6,76) olduğu saptanmıştır. Beck Depresyon puanı ile BeckAnksiyete puanı, Tükenmişlik ölçeği, Duygusal tükenme alt puanı, Duyarsızlaşma alt puanı ve Kişisel başarı alt puanları arasında pozitif yönlü ve istatistiksel olarak anlamlı bir korelasyon vardır.
Okul sporlarında bireysel ve takım sporu yapan sporcuların durumluk ve sürekli kaygı düzeylerinin incelenmesi
Sporcu için her müsabaka maddi ve manevi açıdan büyük öneme sahip olduğundan müsabaka öncesinde ya da müsabaka sırasında sporcunun kaygı düzeyinin yükseldiği düşünülmektedir. Sporcunun kaygı düzeyi sportif performans üzerinde büyük etkiye sahiptir. Bu sebeple, spor başarısını artırmada sporcunun kaygı ile başa çıkabilmesi gerekmektedir. Bu çalışmanın Araştırma evreni Adana ilinin Çukurova, Seyhan, Sarıçam ve Yüreğir ilçelerinde bulunan liselerde öğrenin gören okul sporlarında gençler A ve gençler B kategorisinde mücadele eden yaşları 14-17 arasında değişen sporcu öğrencilerden veriler toplanmıştır. Bu araştırmaya 130 kadın ve 189 erkek olmak üzere toplam 319 sporcu öğrenci katılmıştır. Bu çalışma kapsamında katılımcılara sosyo-demoğrafik bilgi formu ve 2 adet ölçek uygulanmıştır. Verilerin hesaplamaları IBM SPSS 25.0 v. aracılığıyla yapılmıştır. Ayrıca Kolmogorov Smirnov, Shapiro Wilk, Mann Whitney U testi, Kruskal-Wallis, Spearman Korelasyon analizi yapılmıştır. Sporcuların durumluk ve sürekli kaygı düzeyleri yaşa, cinsiyete, branşa, spor branşını yapma yılına, bireysel veya takım sporu yapma durumlarına göre incelenmiştir. Okul takımı sporcularının durumluk kaygı puanlarının sporcunun yaşına, cinsiyetine, branşına ve spor yapma yılına göre farklılık gösterdiği sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca sporcuların sürekli kaygı puanlarının sporcunun branşına ve cinsiyetine göre farklılık göstermesine rağmen sporcunun yaşına ve spor yapma yılına göre farklılık göstermediği elde edilmiştir.