Theses supervised by Prof. Dr. Osman Celbiş
19 theses · İnönü University
İnönü Üniversitesi Sağlık Bilimleri ve Hemşirelik Fakültesinde öğrenim gören son sınıf öğrencilerinin yasal sorumluluklara ilişkin adli bilgi düzeylerinin ölçülmesi
Sağlık çalışanlarının adli vakalara ilişkin bilgi sahibi olmaları adaletin işleyişi açısından son derce önemlidir. Bu konudaki bilgiler lisans seviyesinde alınmaktadır. Biz bu çalışmamızda; sağlık fakültesi son sınıf öğrencilerinin adli vakayı tanıma, kanıtlara yaklaşım, delillerin toplanması, saklanması ve iletilmesi gerektiği, çocuk ihmal ve istismarı konularındaki görev ve sorumlulukları, malpraktis ve yasal sorumlulukları hakkında bilgi düzeylerini ölçmeyi amaçladık. Çalışmamıza önceden tarafımızca hazırlanan adli vaka konusunda bilgilerini ölçmeye yönelik soruların bulunduğu anket formları hazırlayarak Malatya İnönü Üniversitesi ebelik, hemşirelik, çocuk gelişimi, odyoloji ve fizik tedavi ve rehabilitasyon 4. sınıf öğrencileridahil edilmiştir. Araştırmaya gönüllülük esasıyla toplam 470 (367 Kız%78.1 ve 103 %21.9Erkek) öğrenci katılmıştır. Adli olguyu tanımaya ve değerlendirmeye yönelik sunduğumuz önermelerde %90.4'ünün, cinsel istismar olgusuyla karşılaştığında öykü alma, adli delilleri nasıl toplayacağı, kanıtların nasıl korunacağı, muayenesinin nasıl olacağı konusunda %84.9'unun, adli olgu vakaların tespit edilmesi, örnek alınması, saklanması ve resmi kurumlara nasıl iletilmesi gerektiği konusunda %73.6'sının, adli ebelik, adli hemşirelik gibi adli bilimlerde alt uzmanlık alanları hakkında , %70.4'ünün,malpraktis konusunda %70 'inin, çocuklarda cinsel istismara yönelik bulguları tanıma ve bu yönde uygulaması gereken adli işlemler hakkında %46.4'ünün bilgi sahibi olmadıklarını saptadık. Sonuç olarak; yakın zamanda geleceğin sağlık çalışanı olacak öğrencilerin adli vakaların tespit edilmesi, yetkili alanlara bildirilmesi, adli delillerin tanımlanması, toplanması, saklanması ve iletilmesi konularında büyük oranda yetersiz bilgi sahibi oldukları görülmüştür. Sağlık bilimleri ve hemşirelik fakültelerinden mezun olan öğrencilerin adli olguları tanımlayabilme, delillerin toplanması, kayıt altına alınması ve ilgili birimlere iletilmesi konusunda bilgili olmalıdırlar. Mevcut ders programlarıyla bunun sağlanamadığı görülmektedir. Bu sebeple lisans eğitimi sürecinde müfredata zorunlu olarak adli bilimler derslerinin eklenmesi gerekmektedir. Bu sonuçlar doğrultusunda Sağlık Bilimleri ve Hemşirelik Fakültelerine lisans eğitimi içerisinde adli tıp derslerinin zorunlu temel ders olarak eklenmesi gerektiğini düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Adli tıp, adli bilimler, adli hemşirelik/ebelik, tıbbi malpraktis, adli tıp eğitimi
Yargı kararları ışığında obezite cerrahisinde malpraktis
Amaç: Günümüz toplumları içerisinde obezite her geçen gün artmakta ve çağımız insanlarını tehdit eden bir unsur haline gelmektedir. Çalışmamızda, gerek obez bireylere gerekse de diğer bireylere uygulanan tıbbi müdahaleler ele alınmış, bu kapsamda meydana gelen zararların yargıya taşınan kısmı incelenmiş, yargı kararları çerçevesinde hekime ve hastaya düşen ödevler belirlenerek hekimin ve hastanın sorumluluk alanı incelenmiştir. Materyal ve Metot: Çalışmamızda toplamda 40 (kırk) adet yargı kararı incelenmiştir. Bu kararların 10 (on) tanesi obez bireylere uygulanan tıbbi müdahalelere ilişkin iken kalan 30 (otuz) tanesi diğer bireylere uygulanan tıbbi müdahalelere ilişkindir. Bulgular: İncelenen 40 (kırk) adet yargı kararının obez bireyler ve diğer bireyler olarak ayrımı yapılmıştır. Akabinde; cezai sorumluluk, hukuki sorumluluk ve idari sorumluluk olarak üç başlık altında incelenmiştir. Sorumluluk türleri alt başlıklarında; tıbbi müdahalenin gerçekleştiği hastane türü, müdahalenin aşaması, malpraktis - komplikasyon ayrımı, Adli Tıp Kurumu kararlarının hükme etkisi, bozma ve onama sayıları sayısal veri olarak sunulmuştur. Sonuç: Tıbbi müdahale neticesinde, zararın malpraktis olması durumunda sorumluluğun meydana geldiği, komplikasyon halinde ise komplikasyon yönetiminin sorumluluğa etki ettiği anlaşılmıştır. Adli Tıp Kurumu raporlarının hükme doğrudan etki ettiği, obez bireylere uygulanan tıbbi müdahalenin sonuçlarından doğan sorumluluk ile diğer bireylere uygulanan tıbbi müdahale sonuçları arasında paralellik olduğu, hekimin ödev ve sorumluluklarını belirleyen bir malpraktis yasasına ihtiyaç bulunduğu anlaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Malpraktis, obezite, obezite cerrahisi, yargı kararları
Trafik kazası sonucu üst ekstremite kemik kırığı oluşan hastaların eklem hareketlerinin engellilik yönetmeliği açısından değerlendirilmesi
Amaç: Çalışmada maluliyet raporu almak için başvuran olgular arasında trafik kazası sonucu üst ekstremite kemik kırığı oluşan olguların, uygulanan konservatif/cerrahi tedavi yaklaşımları sonucu sekellerini, Engellilik Yönetmeliği kullanılarak hesaplanan maluliyet oranları üzerinden karşılaştırmak amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı'nda 01.01.2020-31.12.2020 tarihleri arasında düzenlenen maluliyet raporları içerisinde üst ekstremite kemik kırığı olan olgular yaş, cinsiyet, kaza tarihi, kazanın araç içi ya da dışı olması, kaza tarihi ile muayene tarihi arasındaki süre, kırılan kemik cinsi, kırığın kemik üzerindeki lokasyonu ve uygulanan konservatif/cerrahi tedavi yaklaşımının Engellilik Yönetmeliği kullanılarak hesaplanan maluliyet oranına etkisi değerlendirildi. Elde edilen veriler IBM SPSS 26.00 ile analiz edildi. Bulgular: 345 adet olgu incelendi. Olguların % 60.3'ün erkek, % 39.7'sinin kadın olduğu ve ortalama yaş 38.28 (ss: 15.245; min: 18-maks: 84) olduğu, kazaların % 42'sinin yaz mevsiminde, en sık Temmuz ve Ağustos aylarında meydana geldiği, % 43,2'sinin araç içi trafik kazası olduğu, % 14,5'inin kaza sonrası 7. ayda muayene edildiği, engellilik oranı ortalaması konservatif tedavi uygulanan izole radius distal uç kırığında 4,53, izole klavikula kırığında 4,24, izole humerus proksimal uç kırığında 6,09, cerrahi tedavi uygulanan izole radius distal uç kırığında 5,23, izole klavikula kırığında 5,57, izole humerus proksimal uç kırığında 6,81 bulundu. Sonuçlar: Distal uç radius, proksimal uç humerus ve klavikula kırıklarına uygulanan tedavi yaklaşımları sonucu engellilik oranları incelendiğinde konservatif tedavi edilen hastalarda daha düşük engellilik oranı ortalaması olduğunu tespit ettik.
Alt ekstremitenin antropometrik ölçümlerinden cinsiyet tespiti ve boy uzunluğu tahmini
Amaç: Antropologlar tarafından yaygın olarak kullanılan ve tıp bilimciler tarafından benimsenen antropometrik teknik, yüz yılı aşkın bir süredir boy ve cinsiyeti tahmin etmek için kullanılmaktadır. Kitlesel afetlerin sıklığının artması, izole bir alt ekstremitenin ait olduğu kişinin boyunun ve cinsiyetinin belirlenmesinde, bazı mağdurların kimliğinin araştırılmasında sorunlar yaratmıştır. Çalışmamızın amacı, alt ekstremite boyutlarının vücut yüksekliği ve cinsiyet ile arasındaki antropometrik ilişkiyi analiz etmektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencisi olan 55 erkek ve 58 kadın olmak üzere 113 kişi üzerinde yapılmıştır. Boy ve kilo ölçümü, baş Frankfort Yatay Düzleminde olacak şekilde standart anatomik pozisyonda, 0,1 cm hassasiyetli stadiometre ile yapılmıştır. Trokanterik yükseklik, uyluk uzunluğu, bacak uzunluğu, alt bacak uzunluğu, ayak yüksekliği, ayak uzunluğu ve ayak genişliği, her iki alt ekstremitede ölçülmüştür. Ölçümlerde vernier kumpas, osteometrik tahta ve boy skalası kullanılmıştır. Veriler SPSS 26.00 programında analiz edilmiştir. Bulgular: Erkeklerde bütün alt ekstremite boyutlarının kadınlara göre anlamlı olarak büyük olduğu görüldü. Cinsiyet tespiti analizinde bütün alt ekstremite ölçümleri istatistiki olarak anlamlı bulundu. Sağ ve sol ayak genişlikleri sırasıyla %91,2-92 oranında, sağ ve sol ayak ölçümleri beraber olarak sırasıyla %94,7-95,6 oranında cinsiyet tespiti sağlamıştır. Boy tahmini analizinde ise %93-94 korelasyon ile ortalama 3,1 cm hata ile trokanterik yükseklikten boy tahmini sağlanmıştır. Sonuç: Alt ekstremite ölçümlerinden elde edilen formül ve modellerle cinsiyet tespiti %95 oranında doğruluk ve boy tahmini 3,1 cm'lik hata ile sağlanmıştır. Cinsiyet ayrımı yapıldığında trokanterik yükseklikten erkeklerde boy tahmini 2,79 cm, kadınlarda ise 2,7 cm hata ile mümkün olmuştur. Anahtar Kelimeler: Alt Ekstremite, Antropometri, Cinsiyet ve Boy
Yüksek yargıda 2010-2020 yılları arasında karara bağlanan ölümle sonuçlanan tıbbi uygulama hatası davalarının incelenmesi
Amaç: Tıbbi uygulama hatası iddiası ile açılan ceza ve tazminat davalarının sayısı ülkemizde ve dünyada giderek artmaktadır. Tüm tıbbi uygulama hatası iddiaları içerisinde ölümle sonuçlanan tıbbi uygulama hatası iddialarının oranı azımsanmayacak ölçüdedir. Tıbbi uygulama hatası sonucu doğabilecek en trajik sonucun ölüm olduğu yadsınamaz bir gerçektir. Tüm bu sebeplerle çalışmamızda yüksek yargı (Danıştay-Yargıtay) temyiz kararları incelenerek ölümle sonuçlanan tıbbi uygulama hatası olgularının genel olarak irdelenmesi ve bu olgularda otopsinin önemi üzerinden bilirkişilik ve yargılama süreçlerinin daha sağlıklı ilerlemesine yardımcı olabilecek tespitler ortaya konması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda; yüksek yargı (Danıştay-Yargıtay) temyiz karar tarihleri 2010-2020 yılları arasında olan ölümle sonuçlanan tıbbi uygulama hatası iddiası ile görülen dâhil etme ve dışlama kriterlerimize göre belirlenen 380 yüksek yargı temyiz kararı incelenmiştir. Bulgular: Yargıtay Ceza Daireleri temyiz kararlarındaki otopsi yapılmayan olgularda aynı bilirkişi kurumu tarafından verilen raporlar arasında çelişki varlığı, otopsi yapılan olgulardakine göre anlamlı ölçüde fazla bulunmuştur (p<0.05). Yargıtay Hukuk Daireleri temyiz karalarındaki otopsi yapılmayan olgularda esasa ilişkin yeniden yargılamada kullanılmak üzere ek bilirkişi raporuna ihtiyaç varlığı, otopsi yapılan olgulardakine göre anlamlı ölçüde fazla bulunmuştur (p<0.05). Sonuçlar: Çalışmamızdan elde edilen veriler ölümle sonuçlanan tıbbi uygulama hatası iddiasıyla görülen davalarda otopsi yapılmasının somut maddi gerçeğe ulaşmayı kolaylaştırdığını, yüksek yargı mercilerinin nihai kararlarını vermesini hızlandırdığını ve bilirkişilik ile yargılama süreçlerinin daha sağlıklı işlemesini sağladığını gözler önüne sermektedir. Bu nedenle ölümle sonuçlanan tıbbi uygulama hatası iddialarında şartlar el verdiği ölçüde otopsi yapılmasının sağlanması gerekmektedir. Otopsi yapılmamasının neden olduğu belirsizlikler ve dezavantajlar yargılama süreçlerinde sadece hekimlerin ve sağlık idarelerinin üzerine yüklenmemelidir.
Adli Tıp Kurumu Malatya Grup Başkanlığı'nda 2010-2017 yılları arasında yapılan medikolegal otopsilerin iç organ ağırlıkları yönünden değerlendirilmesi
Amaç: Organ ağırlıklarının cinsiyet, yaş, boy, kilo ve BKİ ile ilişkisini ve Türk toplumunda erkek ve kadınlarda organ ağırlıkları referans değerlerini belirlemek amaçlanmıştır. Materyal ve Metot: Malatya Adli Tıp Grup Başkanlığı'nda 2010-2017 yılları arasında otopsisi yapılan 18-65 yaş arası olguların dosyaları organ ağırlıkları yönünden retrospektif olarak incelenmiştir. Verilerin istatistiksel analizleri SPSS 22.0 paket programı kullanılarak hesaplandı. Bulgular: Olguların 396'sı (%17) doğal ölüm ve 1923'ü (%83) travmatik ölüm idi. Erkek olgu sayısı 1854 (%79,9) ve kadın olgu sayısı 465 (%20,1) bulundu. Yapılan istatistik analizler sonucunda travmatik ölümlerde erkeklerde beyin ağırlığı ortalama 1440,96 ± 124,596 gr, kadınlarda 1298,48 ± 126,404 gr, kalp ağırlığı ortalaması erkeklerde 339,22 ± 66,985 gr, kadınlarda 277 ± 76,398 gr, sol akciğer ağırlık ortalaması erkeklerde 442,35 ± 190,605 gr, kadınlarda 360,35 ± 168,472 gr, sağ akciğer ağırlık ortalaması erkeklerde 495,05 ± 204,796 gr, kadınlarda 407,93 ± 172,661 gr, karaciğer ağırlığı erkeklerde 1477,79 ± 270,495 kadınlarda 1385,66 ± 301,320 gr, sağ böbrek ağırlık ortalaması erkeklerde 151,33 ± 37,009 gr, kadınlarda 134,37 ± 35,720 gr, sol böbrek ağırlık ortalaması erkeklerde 155,66 ± 39,659 gr, kadınlarda 138,57 ± 38,370 gr, dalak ağırlığı erkeklerde 163,54 ± 55,287 gr, kadınlarda 153,33 ± 56,467 gr bulundu. Cinsiyet, yaş, boy, kilo, BKİ parametrelerinin beyin haricindeki tüm organların ağırlıklarını istatiksel olarak etkilediği gösterilmiştir. Sonuç: Çalışmamızda Türk toplumunda erkek ve kadın cinsiyette ayrı ayrı referans değerleri belirlenerek Türk literatüründe önemli bir eksiklik giderilmiştir. Anahtar Kelimler: Organ ağırlıkları, otopsi, referans değerleri, vücut parametreleri
İzole elektrik girişiyle ve su temasıyla sıçanlarda oluşan elektrik çarpmasının; ciltte ve iç organlardaki histopatolojik ve biyokimyasal parametreler üzerine etkisi
Amaç Elektrik çarpması şüphesi olan ancak herhangi bir giriş-çıkış lezyonu tespit edilemeyen, özellikle su iletkenliğiyle olan ölümlerde biyokimyasal parametrelerdeki değişim ve histopatolojik incelemeler, ölüm sebebini tespit etmede yardımcı olmaktadır. Deneysel elektrik yaralanması oluşturulan sıçan serumlarında, son zamanlarda önemi artmış ventrikül duvarı stresi karşısında artış gösteren; Pro-Brain Natriüretik Peptid(Pro-BNP), kalpte akut yaralanmalarda meydana gelen kalp tipi yağ asidi bağlama protein (H-FABP), kardiyak troponin I (cTnI) ve kreatin kinaz-MB (CK-MB) düzeyindeki değişiklikler ile bazı dokulardaki (cilt-yanık lezyonlu, beyin, beyincik, kalp ve karaciğer) histopatolojik bulgular karşılaştırıldı. Ortaya çıkacak sonuçların, etyolojisinde yanık lezyonu bulunmayan ölümlerde tanı değeri araştırılmıştır. Materyal ve Method Deneyde 42 adet dişi Wistar Albino türü rat, kontrol grubu (grup-1), izole elektrik girişi (grup-2) ve su iletkenliğiyle elektrik çarpması (grup-3) olacak sekilde 3 gruba ayrıldı. Elektrik akımı (220V) verilen ve kontrol grubundaki tüm hayvanların serumlarında Pro-BNP, H-FABP, CK-MB, cTnI incelendi. %10'luk formalinde tespit edilmis doku örnekleri ise Hematoksilen-Eozin (H-E) ile boyanarak ışık mikroskobunda değerlendirildi. Bulgular istatistiksel olarak degerlendirildi ve p degeri <0.05 olarak kabul edildi. Bulgular Su iletkenliğiyle elektrik çarpması sonucu serum H-FABP değeri, grup 1 ve 2'ye göre anlamlı sekilde düşüktü (p<0.05). Grup 1 ve 2 arasında ise anlamlı bir farklılık yoktu (p>0.05). Tüm gruplarda ProBNP, CK-MB, cTnI değerleri normal sınırlarda saptandı. İzole elektrik girişiyle yaralanan hayvanların ciltlerine ait H&E kesitlerin mikroskobik incelemesinde; dermo-epidermal ayrışma, epidermiste nükleer uzama ve hiperkromazi saptandı. Dermiste homojenizasyon, cilt eklerinin nükleuslarında da uzama ve hiperkromazi izlendi. H&E boyası ile ışık mikroskobisinde incelenen grup 2 ve 3 arasında beyin, beyincik, kalp ve karaciğer kesitlerinde belirgin histomorfolojik farklılık görülmedi. Bax, caspase-3 ve HSP-60 ile yapılan immünohistokimyasal boyamalarla; cilt, beyin, beyincik, beyin sapı, kalp ve karaciğerde tüm gruplar arasında istatistiksel olarak bazı anlamlı farklılıklar saptandı. Sonuç Adli tıp uygulamalarında negatif otopsi nedenlerinden birinin aydınlatılmasına katkı sağlayacağını düşündüğümüz bu çalışma; özellikle su iletkenliğiyle elektrik çarpması sonucu meydana gelen şüpheli ölümlerin, histopatolojik inceleme ve biyokimyasal belirteçler ile aydınlatılabileceğine inanıyoruz. Anahtar Kelimeler: Deneysel çalışma, elektrik çarpması, su iletkenliği, H-FABP, Bax, Caspase-3, HSP60, Histopatolojik inceleme
Akut miyokard enfarktüsü sonucu ölen kişiler ile başkanedenlerle ölenler arasında kalp duvar kalınlıkları vekapak ölçülerinin karşılaştırılması
Amaç Ölüm, varoluşun ayrılmaz bir parçası ve her canlı varlığın karşılaşacağı hayatın akışı içinde olan doğal bir süreçtir. Tıp alanında da tüm branşlarda çalışacak doktorlar öğrencilik ve/veya meslek yaşamları boyunca ölüm vakalarıyla karşılaşabilmektedirler. Bu nedenle tıp doktorlarının ölümle ilgili hukuksal ve diğer alanlarda oluşabilecek sorunlara cevap verebilmek için ölümü sadece tıbbi yönleriyle değil bütüncül bir yaklaşımla tüm yönleriyle birlikte değerlendirmesi ve ölüm sürecini anlaması gerekmektedir. Dünya Sağlık Örgütü tarafından ani ölümler; 'semptomların ortaya çıkmasından sonraki 24 saat içerisinde meydana gelen ölümler' şeklinde tanımlanmış olsa da ani beklenmedik ölümlerle ilgili olarak çeşitli tanımlamalar yapılmıştır ve bu tanımlamalar hep iç içedir. Mevcut hastalığı kendisi ve çevresi tarafından bilinmeyen bir kişinin ani bir şekilde ölmesidir. Akut MI uzamış oksijen yetersizliği sonucu gelişen iskemiye bağlı miyokard hücresi ölümü olarak tanımlanmıştır. Akut miyokard iskemisi ile uyumlu klinik ile birlikte miyokard nekrozunun kanıtları varsa kullanılmaktadır. ST-segment yükselmesi (STEMI) ve ST-segment yükselmesi olmayan miyokard infarktüsü (NSTEMI) olarak ayrılmaktadır. Akut MI için risk faktörleri üç genel kategoriye ayrılır. Bunlar değiştirilemeyen risk faktörleri (yaş, cinsiyet ve aile öyküsü), değiştirilebilir risk faktörleri (sigara, alkol alımı, fiziksel hareketsizlik, zayıf beslenme, hipertansiyon, diyabet, dislipidemi ve metabolik sendrom vb.) ve daha sonra hayat tarzı ile ortaya çıkabilen risk faktörleri [C-reaktif protein (CRP), fibrinojen, koroner arter kalsifikasyonu (CAC), homosistein, lipoprotein a ve LDL]'dir. Biz bu çalışmamızda kalp ağırlığı, kalbin duvar kalınlıkları ve kapak ölçülerinin akut MI üzerinde herhangi bir etkisinin olup olmadığını araştırmayı amaçladık. Materyal ve Method Adli Tıp Kurumu Malatya Adli Tıp Grup Başkanlığında 2015-2016 yılları arasında yapılan otopsi dosyaları retrospektif olarak incelendi. Dosyalarda patolojik inceleme sonucu akut miyokard enfarktüsü tanısı konan olgular ile herhangi bir kalp hastalığı sonucu ölmeyen veya kalp patolojisi tespit edilmeyen olgular seçildi ve iki grup oluşturuldu. İki grup arasındaki kalp boyutlarını etkileyebilecek etkenler minimalize edildi. Bunun için cinsiyet dağılımları eşit olacak şekilde gruplar oluşturuldu. Yaş, boy, ağırlık ve vücut kitle indeksi (VKİ) her iki grup için birbirlerine çok yakın olacak şekilde seçimler yapıldı. Kalp ağırlıkları, sol ve sağ ventrikül duvar kalınlıkları, aort, pulmoner ve mitral, triküspit kapak ölçüleri, sağ, sol, ön inen ve sirkumfleks koroner arterlerin tıkanıklık dereceleri karşılaştırıldı. Elde edilen veriler IBM SPSS 21.00 ile analiz edildi. Bulgular Her iki grupta 23 erkek ve 5 kadından oluşturuldu. Yaş, boy, ağırlık ve vücut kitle indeksi her iki grup için birbirlerine çok yakın olacak şekilde seçimler yapıldı. Yaş ortalamaları akut MI grubunda 51±21 kontrol grubunda 50±20 olarak hesaplandı. Boy ve kilo ortalamaları akut MI grubu için 171±11 ve 77±15, kontrol grubu için 170±11 ve 76±17 olarak hesaplandı. Akut MI grubunda VKİ 27±7 olarak ve kontrol grubunda 26±6 olarak hesaplandı. Akut MI grubunda ortalama 1.461±0.2767 olarak kontrol grubunda ise 1.386±0.2460 olarak hesaplanmıştır. Yapılan bağımsız gruplarda t testi sonucunda p:0.289 olarak hesaplanmış ve aralarındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. Akut MI grubunda median 0.4 santimetre (cm) olarak hesaplanmış, minimum 0.2 cm ve maksimum 0.6 cm olduğu görülmüştür. Kontrol grubunda ise median 0.3 cm olarak hesaplanmış, minimum 0.2 cm ve maksimum 0.7 cm olduğu görülmüştür. Yapılan mann whitney u testi sonucunda p:0.171 olarak hesaplanmış ve aralarındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. Sonuç Akut MI risk faktörleri arasında duvar kalınlıkları ve kapak ölçülerinin olup olmadığı konusunda yapılmış çok fazla araştırma yoktur. Yapılmış otopsi serilerinden incelediğimiz vakalarda duvar kalınlıklarının ve kapak ölçülerinin akut MI açısından risk faktörü olup olamayacağı araştırılmış ve ortalamaları açısından yükseklik saptanmış olsa da bu yükseklik istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. Anahtar Kelimeler: Ani ölüm, Akut MI, kalp ağırlığı, duvar kalınlıkları, kapak ölçüleri, otopsi
İş kazalarında yaralanma çeşitleri
Amaç: Çalışmada iş kazalarında meydana gelen yaralanma çeşitlerinin adli tıp raporları içinde yer alan yüksek yargı kararları üzerinden ortaya konulması amaçlanmıştır. İncelenen yüksek yargı kararları üzerinden yaraların çeşitleri ve oluşları yönünden bilgi verilmesi hedeflenmiştir. Materyal ve Metot: İş kazalarında yaralanma çeşitlerini konu edinen adli bilimlere ait özel ve resmi raporlar incelenerek yargılamaya etkisi araştırılmıştır. Yaraları konu alan adli tıp raporlarını muhtevasında bulunduran 33 adet yüksek yargı kararı ele alınmıştır. Ele alınan yüksek yargı kararlarında yaraların çeşitleri ve yaralanma nedenleri incelenmiştir. Bulgular: 2009 ila 2018 yılları arasında Yargıtay ilamlarına konu olmuş 33 vaka incelenerek, bu vakalarda iş kazasının meydana gelmesine neden olan yaranın türüne ve oluş şekline göre kusur sorumluluğunun değiştiği tespit edilmiştir. Çünkü Sosyal Güvenlik Mevzuatı açısından bir olayın iş kazası olarak kabul edilmesi durumunda illa ki işverenin sorumluluğuna gidilemeyecektir. İşverenin sorumluluğuna gidilebilmesi için meydana gelen iş kazasında işverenin kaza ile oluşan yaralanma veya hasarda kusurunun bulunması gerekmektedir. Sonuç: İş kazasında oluşan yara türünün ne olduğu, hangi sebepten meydana geldiği, Türk Ceza Kanunu'nda tanımlanan "Taksirle yaralama veya Taksirle öldürme" suçlarına neden olan objenin ne şekilde oluştuğunun bilimsel olarak belirlenmesi gerekmektedir. Bu nedenle yapılan otopside bunların ortaya çıkarılması iyi bir adaletin meydana gelmesi bakımından elzemdir. Zira yapılan otopsi sonucunda oluşan yara türlerinin ne tür yara çeşidi olduğu ve ne şekilde meydana geldiğinin iyi tespit edilmesi iş kazası neticesinde yargı birimlerince yapılacak yargılamada kusur tespitinin daha sağlıklı yapılmasına ve bunun sonucunda ortaya çıkacak yaptırımlarda yol gösterici olacaktır. Anahtar Kelimeler: Adli tıp, kaza, iş kazası, yara, yaralanma çeşitleri.
Türk ceza hukuku ve adli bilimler açısından akıl hastalığı
Türk Ceza Hukuku ve Adli Bilimler Açısından Akıl Hastalığı Amaç: Çalışmamızın amacı; akıl hastalığının Türk Ceza Hukuku'ndaki yerini ve adli bilimler alanı içerisindeki önemini, akıl hastalığına ilişkin Adli tıp raporu talep edilen davalardaki Yargıtay kararlarını ve son olarak bu rapor taleplerinin Yargıtay kararlarını nasıl etkilediğini inceleyerek ortaya koymaktır. Materyal ve Metot: Bu çalışmada akıl hastalığının Türk Ceza Hukuku ve adli bilimler alanındaki yeri ve önemi incelenmiş; bunu yaparken de akıl hastalığına dair Adli tıp kurumlarından alınan raporların Yargıtay kararlarına etkisi araştırılmıştır. Bu kapsamda Kazancı Hukuk Veritabanından; 5237 sayılı TCK'daki Hayata ve Vücut Dokunulmazlığına Karşı Suçlar ile Mal Varlığına Karşı Suçlardan yargılanan ve akıl hastalığı iddiasıyla hakkında Adli tıp raporu talep edilen, 18 yaş ve üzerindeki sanıkların mevcut olduğu, son 2 seneye ait 110 adet Yargıtay kararı incelenmiştir. Bulgular: İncelenen 110 Yargıtay kararının 107 tanesinde (%97.3) bozma kararı, 3 tanesinde (%2.7) onama kararı verilmiştir. Yargıtay 1. Ceza Dairesi ve 3. Ceza Dairesinin, Hayata ve Vücut Dokunulmazlığına Karşı Suçlara ilişkin verdiği 66 karar toplamda incelediğimiz 110 kararın %60'ını oluşturmaktadır. Yargıtay verdiği 66 karara ilişkin 2 onama, 64 bozma kararı vermiştir. Yargıtay 2. Ceza Dairesi, 6. Ceza Dairesi, 13. Ceza Dairesi ve 15. Ceza Dairesinin Mal Varlığına Karşı Suçlara ilişkin verdiği 44 karar toplamda incelediğimiz 110 kararın %40'ını oluşturmaktadır. Yargıtay verdiği 44 karara ilişkin 1 onama, 43 bozma kararı vermiştir. Sonuç: Çalışmamızda incelenen kararların %97.3'ünün bozma kararı şeklinde olması Adli Tıp kurumu raporlarının Akıl hastalığına ilişkin verilen Yargıtay kararları bakımından önemini ve bu kararlar üzerindeki etki oranının ne kadar yüksek olduğunu göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Türk Ceza Hukuku, Yargıtay, akıl hastalığı, adli tıp, adli bilimler
Ceza muhakemesinde maddi deliller ve cinsel saldırı suçlarında ıspat
Amaç: Çalışmamızda Ceza Muhakemesinde maddi delillerin cinsel saldırı suçlarında ispata etkisi yüksek yargı kararları bağlamında ortaya konulması hedeflenmiştir. Ceza muhakemesinde maddi delilerin çeşidi, özellikleri ve ispata etkisine dair öğretinin ve yüksek yargı kararlarının kriterleri belirlenmiştir. İncelenen yüksek yargı kararlarında cinsel saldırı suçlarında maddi delillerin ispata etkisinin ve katkısının neler olduğu bilgisi verilmesi hedeflenmiştir. Materyal ve Metot: Cinsel saldırı suçlarını konu edinen yargılamalarda maddi delillerin ispata etkisi araştırılmıştır. Ceza muhakemesinde delile hakim olan ilkeler cinsel saldırı suçları yönü ile genel ilkelerden sapmalar gösterip göstermediği araştırılmıştır. Cinsel saldırı suçlarını konu edinen gerek maddi delilli gerekse de maddi delillerin olmadığı 10 adet yüksek yargı kararları ispat açısından incelenmiştir. Bulgular: 2005-2019 yılları arasında Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarına konu edilmiş 10 vaka incelenerek, bu vakalarda cinsel saldırı suçlarında maddi delillerin ispata etkisi incelendiğinde ceza muhakemesine hakim olan ispat kurallarından sapmalar olduğu tespit edilmiştir. Cinsel saldırı suçlarının ispatı diğer suçlara göre oldukça zordur. Bu suçlar genelde birbirini tanıyan kişiler arasında meydana gelmektedir ve görgü tanığı genellikle olmamaktadır. Bu suça dair şikayet çoğunlukla olaydan çok sonra yapıldığından maddi delillerin kaybolmasına neden olmaktadır. Bunun gibi nedenlerin yanında mağdurun, mağdur yakınlarının, kolluk kuvvetinin ve adli muayene sürecindeki kimselerin bilinçsiz tutum ve davranışlarından kaynaklanmaktadır. Bu koşullarda cinsel saldırı suçlarında ispatın masumiyet karinesine zarar vermemesi gerekmektedir. Sonuç: Masum bir insanın cezalandırılmasındansa suçlu bir insanın cezasız kalması masumiyet karinesine daha iyi hizmet edeceği açıktır. Ceza muhakemesinde maddi delillerin cinsel saldırı suçlarında ispata etkisi sık elenip ince dokunulması gereken çok boyutlu bir konudur. Cinsel saldırı suçlarına konu olmuş mağdurun, mağdur yakının ve yargılamaya katılan diğer süjelerin başta masumların hakları korunması adına öte yandan işlenen suçun cezasız kalmaması adına bir suçta delillerin neler olabileceği, delillerin toplanmasında gösterilmesi gereken hassasiyeti, delillerin kıymetlendirilmesi hususunda yol gösterici olacaktır. Anahtar Kelimeler: Ceza Yargılaması, maddi delil, cinsel saldırı, ispat, adli bilimler
Tıbbi müdahalelerde hekimin ceza sorumluluğu
Amaç: Çalışmamızda hekimlerin ceza sorumluluğunun yüksek yargı kararları ışığında ortaya konulması hedeflenmiştir. Yargının hekimin ceza sorumluluğunu belirlerken hangi kriterleri esas aldığı tespit edilmeye çalışılmıştır. Materyal ve Metot: Hekimlerin yargılandığı başlıca suç tiplerinin konu edildiği otuz Yargıtay kararı incelenerek hekimin ceza sorumluluğunun hangi kıstaslara göre belirlendiği incelenmiştir. Bulgular: 2010-2020 yılları arasında verilen otuz Yargıtay kararı incelenmiş ve hekimlerin çoğunlukla taksirli suçlardan yargılandığı tespit edilmiştir. Hekimin tıbbi işleminden kaynaklanan kusuru teknik bilgi ve tıbbi ölçütlere göre belirleneceğinden her olguda bilirkişi raporu alındığı görülmüştür. İncelenen Yargıtay kararlarında benzer olgular hakkında verilmiş olan farklı kararlar tıbbi standartların belirsizliğini ortaya koymaktadır. Tıbbi uygulama hatası ve komplikasyon sınırının netleşmesi, hekimin eylemi ile zararlı netice arasında illiyet bağının kurulması hususlarında gelişen tıp bilimine uygun standart uygulamaların yerleşmesi bakımından hekimlere özgü yönetmelikten daha üstün bir mevzuata ihtiyaç duyulmaktadır. Sonuç: Hekimlerin ceza sorumluluğunun tespiti TCK hükümlerine göre değil düzenlenecek bir malpraktis yasasına göre yapılmalıdır. Hekimlerin yargılanmasında önemli bir unsur olan tıbbi bilirkişilerin yargılama konusu branşta uzmanlardan seçilmesi gerekmektedir. Hem uygulamada hekimin işini kolaylaştırmak hem de olası yargılamada yargının incelemesi gereken unsurların belirgin olması açısından uzman kuruluşlarca tıbbi standartlar belirlenmelidir. Anahtar Kelimeler: Ceza, Tıbbi Müdahale, Aydınlatılmış Onam, Rıza
Van ilinde foramen magnumun BT'deki antropometrik ölçümlerinden cinsiyet tayini
Amaç: Türk toplumunda BT tetkiki ile foramen magnumun ön-arka ve sağ-sol çapları ile alan ve çevre antropometrik ölçümlerinin erkek/kadın cinsiyet ayrımında kullanılıp kullanılmayacağı amaçlanmıştır. Materyal ve Metot: Yüzüncü Yıl Üniversitesi Dursun Odabaş Tıp Merkezi'nde 01.01.2016-31.12.2016 tarihleri arasında 21-93 yaş arası farklı endikasyonlarla çekilmiş olan bilgisayarlı spiral beyin tomografi (BBT) görüntüleri incelenmiştir. Ölçüm ve incelemeler 0.1 mm'ye kademeli standart sürgülü kaliperler kullanıldı. İstatistiksel analizler SPSS 22.0 paket programı kullanılarak hesaplandı. Bulgular: Olguların 21-93 yaş arasında olup 240'ı (%50) erkek ve 240'ı (%50) kadındı. Erkeklerin yaş ortalaması 51.14±18.44 ve kadınların yaş ortalaması 51.15±18.45 olup tüm olgular beraberce değerlendirildiğinde yaş ortalaması 51.14±18.42 bulundu. Yapılan istatistik analizler sonucunda foramen magnumun ön-arka çapı (H), sağ-sol genişliği (W), alan (FMRA, FMTA ve PACSA) ve çevre (PACSÇ) ölçümlerinde erkekte yüksek bulunmuştur (p<0.05). Foramen magnumun erkek olgulardaki H, W, FMRA, FMTA, PACSA ve PACSÇ ((ortanca (min-max)) / (ortalama±SS)) değerleri sırasıyla 35.99 (30.47-44.96) mm, 31.27 (23.71-37.48) mm, 884.27 (603.96-1324.01) mm², 893.92 (618.86-1335) mm², 905.67±122.47 mm² ve 108.56 ( 85.47-138.3) mm olarak bulundu. Kadın olgularda sırasıyla 32.48 (24.27-38.74) mm, 27.23 (20.06-33.62) mm, 697.14 (411.3-1011.19) mm², 704.2 (413.12-1015.46) mm², 719.3±102.25 mm² ve 100.03 (78.81-118.96) mm olarak bulundu. H, W, FMRA, FMTA, PACSA ve PACSÇ bağımsız değişkenlerinin cinsiyet tayini konusunda lojistik regresyon modeli kullanılmış olup bağımsız değişkenlerintek başlarına erkek/kadın cinsiyeti tahmin etme oranları yüzdeleri sırasıyla 79.4, 80.8, 83.3, 82.9, 79.4 ve 74.8 olarak bulundu. En yüksek oranın Radinsky alan formülüne göre hesaplanmış FMRA değeri (%83.3) olduğu görülmüştür. Sonuç: Çalışmamızda ölçülen değişkenlerin erkek/kadın cinsiyet arasında ayırıcı olduğu ve foramen magnumun BT'deki antropometrik ölçümlerinden yüksek oranda cinsiyet tayini yapılabildiği tespit edilmiştir. Anahtar Kelimler: Adli antropoloji, foramen magnum, cinsiyet tayini, bilgisayarlı tomografi
Karbondioksit ve karbonmonoksite maruz bırakılan sıçanlarda biyokimyasal ve moleküler genetik parametrelerin değişimi
Toksikolojik analizlerin objektif kriterler sağlayarak, herhangi bir kuşkuya yer vermeden sonuçlanması analizlerin adli olayların aydınlatımasındaki önemini göstermektedir. Örneğin; otopsi esnasında soğuğa bağlı gelişen bir ölü lekesinin karbonmonoksit zehirlenmesinde de benzer şekilde görülebileceği Adli Tıp pratiğinde karşılaşılan bir durumdur. Aynı zaman da açık bir alanda yanan bir cesetten bakılan kanda karboksihemoglobin (COHb) seviyesinin ölümcül sınırlar içerisinde olmaması tanı ve ayırıcı tanılarda problemlere yol açabilmektedir. Gelişen analiz yöntemi ve bu yöntemlerin uygulandığı cihazları adli toksikoloji alanında kullanmak daha az metaryal ile daha net sonuçlar vermek Adli Toksikoloji ve Adli Tıbbın teknoloji ile birlikte ilerlemesine katkıda bulunacaktır. Biyokimyasal ve Genetik Toksikolojinin gelişimi ile ölçümü yapılabilen genotoksisite reaksiyonları, Adli Toksikolojinin sağlayacağı interdisipliner yaklaşımlarla Adli Tıbbın gelişimi ve kriminal olayların daha etkin bir şekilde aydınlatılmasına katkıda bulunacaktır. Karbonmonoksitin neden olduğu asfiksilerde, karboksihemoglobin (CO-Hb) düzeyi kullanılmakla birlikte, oluşan toksisite durumunun her insanda farklılık göstermesi ve ağırlık derecesinin her zaman için COHb düzeyi ile korale olmaması nedeniyle farklı mekanizmaların da toksisitede yer aldığı düşünülmektedir. Bu durumun açıklanması için karboksihemoglobinden daha spesipik belirteçler bulmaya yönelik çalışmalar gün geçtikçe artmaktadır. Asfiksi olgularının ayrımında klasik bilgi olarak globin türevi olan hemoglobin ve miyoglobin üzerinden teoriler öne sürülmektedir. Neuroglobin (Nöroglobin) ise globin türevleri içerisinde bulunan yeni tanımlanmış bir monomerik globin türevidir. Nöro-endokrin dokularda nöroprotektif rolü olduğu yönünde çalışmalar yapılan ve nöroglobin, 2000'li yılların başında tanımlanmıştır. Nöroglobinin; hemoglobin ve myoglobin gibi hem- türevi içeren, insan ve omurgalılarda bulunan solunumsal bir protein olduğu belirtilmektedir. Çalışmalarda Merkezi sinir sisteminde (MSS) ve Çevresel Sinir Sistemi (ÇSS) en yüksek ifade düzeyine sahip olduğu, retinada yüksek olmakla birlikte esas olarak beyinde sentezlendiği bildirilmiştir. Adenohipofiz, böbrek üstü bezi, testisler gibi endokrin dokularda sentezlendiği yönünde görüşler mevcuttur. Beyinde hasar nedeniyle oluşan durumlarda, arsenik gibi nörotoksik ajanlara bağlı oluşan durumlarda nöroglobin sentezi ile ilgili çalışmalar yapılmıştır. Bu araştırmada karbondioksit ve karbonmonoksite maruz kalan ratların beyin ve kan dokusunda biyokimyasal parametrelerin değişimi, beyin dokusunda nöroglobin gen ifade seviyeleri ve histopatolojik olarak beyin dokusundaki değişimlerin belirlenmesi amaçlandı. Nöroglobin sentezinin karbonmonoksitin etkisi ile karbondioksitin etkisinden farklı miktarda oluşacağı hipotezi kuruldu. Yapılan çalışmadan çıkan sonuçlara göre; sıçanlardan alınan kan gazlarında maruz kontrol grubuna göre karbondioksit grubunda pCO2, karbonmonoksit grubunda pHCO yüksekliği kontrol grubuna göre yüksek bulunmuştur. pH ve HCO3 değerleri arasındaki farklılığa bağlı oksidan streste artış olduğu düşünülmüştür. Histopatolojik analizlere bakıldığında, karbonmonoksit grubunda olan nöronal hasarın karbonmonoksit grubuna göre daha ciddi seviyelerde olduğu anlaşılmaktadır. Karbonmonksit ve karbondioksidin oluşturduğu asfiksi mekanizmalarının farklılığı bu duruma neden olabilir. Karbondioksitin globüler affinitesinin karbonmonoksite göre düşük olması ve oksijene tersinir bağlanmanın kolaylıkla sağlanması, karbondiokisit maruzyetindeki hasarın göreceli olarak hafif olmasını açıklayabilir. Biyokimyasal analizlerde kontrol grubuna göre her iki grupta da oksidan/antioksidan dengesizlik olduğu ve oksidan aktivitenin artmış olduğu görülmüştür. Oksidan stresin artmış olmasının organizmada çeşitli metabolik düzensizliklere neden olacağı bilinmektedir. Her iki maruziyet arasında farklılıklar bulunması literatür bilgilerini doğrulamaktadır. Genetik toksikoloji açısından Türkiye'de ilk kez yaptığımız çalışmamızın hipotezinde ön gördüğümüz nöroglobin mRNA seviyesi ile ilgili değişikliklerin olduğu, ancak gruplar arası istatistiksel olarak anlamlı bir farklılığın bu dozlar ve sürede gerçekleşmediği görülmüştür. Grupların ortalaması düşünüldüğünde her iki grubun ortalamasının da kontrol grubundan yüksek olduğu görülmektedir. Nöroprotektif etkisi olan ve hipokside sentezlendiği belirtilen nöroglobin mRNA'sının sentezlenme düzeyi, verilen gazların maruziyet süresi ve maruz bırakılan dozların değişimi sağlandığında, bu çalışmadan farklı sonuçlar alınabilmesini sağlayabilir. Ayrıca bir mRNA'nın sadece bir adet protein sentezi ile sınırlı kalmaması, birden fazla veya ortam koşullarına göre değişken miktarda protein sentezi sağladığı bilinmektedir. Bu nedenle nöroglobinin protein seviyesi ile nöroglobin mRNA düzeyinin birbirinden farklı olabileceğini unutmamak gerekir. Çalışmamızın, genetik toksikolojiyi ilgilendiren bu tür deneysel hayvan çalışmalarının yapılmasına örnek olacağını düşünmekteyiz. Ayrıca adli toksikoloji açısından henüz ülkemizde gelişmemiş olan interdisipliner bir yaklaşıma da öncülük etmiş olmanın gururunu yaşamaktayız. Anahtar kelimeler: Karbonmonoksit Zehirlenmesi, Karbondioksit Maruziyeti, Asfiksi, Nöroglobin, CO-Hb
Çok kesitli bilgisayarlı tomogrofi ile 4. kostanın morfolojik ve morfometrik özelliklerinden yaş ve cinsiyet tayini
Araştırmamızda yetişkin bireylerde 4. kostanın morfolojik özelliklerini ve cinsiyete bağlı değişikliklerini çok kesitli BT ile değerlendirmeyi amaçladık. Çalışmamız, yaşları 20–70 arasında değişen toplam 259 bireyin Çok Kesitli BT görüntüleri üzerinden ölçümler alınarak yapılmıştır. Katılımcılar kadın ve erkek olmak üzere iki grup şeklinde incelenmiştir. 156 kadın, 133 erkek olmak üzere toplam 260 kişi değerlendirmeye alınmıştır. Katılımcılar, Kosta, vertebra ve sternal bölgede herhangi bir hastalığı, konjenital anomalisi, travma ya da cerrahi öyküsü olmayan, herhangi bir malign hastalığı ve malign hastalığa bağlı metastazı olmayan sağlıklı bireylerden oluşturulmuştur. 4. Kosta ve birleştiği omurganın ait morfolojik özelliklerden faydalanarak Toraks BT görüntüleri üzerinde; sağ ve sol 4. kostanın açılanması, sternum vertebra arasındaki mesafe, her iki kostanın arasındaki mesafe, sol ve sağ 4. Kostanın ayrı ayrı heriki ucu arasındaki mesafe ve her iki kostanın derinliği ölçülmüş ve bu değişkenlere yaş, cinsiyet eklenerek toplam 10 parametre değerlendirilmiştir. Yapılan analizler sonucunda; Sağ 4. Kostanın ortalama açılanması; kadınlarda; 139.05±5.35 derece, erkeklerde 137,54±5.62 derece, sağ kosta uçları arasındaki mesafe kadınlarda; 96.54±17.08 milimetre, erkeklerde; 108.16±18.15 milimetre, sağ Kosta derinliği kadınlarda 82.34±9.10 milimetre, erkeklerde 90.82±10.84, bulundu.. sol 4. kostanın ortalama açılanması; kadınlarda; 139.41±6.13 derece, erkeklerde 138.76±5.89 derece, sol kosta uçları arasındaki mesafe kadınlarda; 97.18±16.34 milimetre, erkeklerde; 115.02±62.79 milimetre, sol Kosta derinliği kadınlarda 81.62±10.15 milimetre, erkeklerde 90.61±10.71 milimetre, bulunmuştur. Sternum ve vertebra arasındaki mesafe kadınlarda 78.50±14.38 milimetre, erkeklerde 89.67±15.99 milmetre, her iki Kosta arasındaki mesafe kadınlarda 198.77±20.5 milimetre erkeklerde 219.95±19.36 milimetre olarak bulunmuştur. Cinsiyet belirlemede 4. kostanın morfolojik özelliklerinin özellikle sağ Kosta ölçümlerinin, sternum vertebra ve kostalar arasındaki mesafelerin cinsiyet ayrımında istatiksel olarak anlamlı olduğu saptanmıştır. Araştırmamız sonucunda, morfolojik ve morfometrik özelliklerin bireysel farklılıklar gösterebileceğini ve her popülasyon için standart kuralların uygulanması gerektiğini düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Kosta, Morfometrik Analiz, Cinsiyet, Kimliklendirme, ÇKBT
BT grafilerde kraniyumun antropolojik ölçümlerinden cinsiyet belirlenmesi
Amaç: Antropometrik teknik yüz yılı aşkın bir süredir kimliklendirmede adli antropologlar tarafından kullanılmaktadır. Ne yazık ki kitlesel felaketlerdeki artış bazı mağdurların kimliğinin araştırılmasındaki sorunları da beraberinde getirmiştir. Bütünlüğü olmayan cesetlerdeki tanımlanması gereken çeşitli vücut parçalarının bulma olasılığı artırmakta buda özellikle pelvisin mevcut olmadığı durumlarda kafatasını cinsiyeti tahmin etmek için alternatif bir hale getirmektedir. Çalışmanın amacı, Türk toplumunda kraniyumu oluşturan anatomik oluşumlara ait antropolojik ölçümlerin, cinsiyet tespitinde kullanılabilir olduğunu ortaya koymak, cinsiyet tespitinin hangi oranda gerçekleştirilebildiğini saptamak ve toplumumuza uygun formüller oluşturmaktır. Ayrıca elde dilecek formüllerin birçok parametrenin kullanılması ile etkinliğinin artıp artmayacağını saptamak, bunlardan hangilerinin kullanımının cinsiyet tespitinde en başarılı olduğunu ortaya koymaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda, ölçümler son üç yılda (2022-2024) İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyoloji Anabilim Dalı arşivinde kayıtlı bulunan 232 kadın ve 269 erkek olmak üzere toplam 501 kraniyum BT görüntüleri üzerinde yapıldı. Bimalar genişlik, bizigomaksiller genişlik, orbital genişlik, orbital yükseklik, biorbital genişlik, zygoorbitale genişlik, interorbital genişlik, foramen magnum sagittal çapı, foramen fagnum transverse çapı, foramen magnum çevresi, foramen magnum alanı, maksimum kraniyal uzunluk, mandibula bregma mesafesi, bizygomatic genişlik, bregma-interzigomatik mesafe, interzigomatik mesafe, bicondylar genişlik, bigonial genişlik, maksimum ramus yüksekliği, mandibular uzunluk, mandibular açı ve ramus derinliği SECTRA IDS7 programı kullanılarak ölçülmüştür. Veriler SPSS 26.00 programında analiz edilmiştir. Bulgular: Cinsiyet tespiti analizinde kraniyuma ait BT görüntüler üzerinde yapılan 23 parametreye ait ölçümler istatistiki olarak anlamlı bulundu. Bir parametre kullanılarak en yüksek doğrulukla bizigomaksiller genişlik ölçümünden (%79.2 kadın, %78.9 erkek) cinsiyet tespiti elde edilmiş olup ileri regresyon yöntemiyle toplam 6 ayrı adım uygulanmış, bunlardan en yüksek oranda cinsiyet tayini toplam 4 (DKB, FMC, GNVL, BigB) parametre kullanılarak %90.3 kadın, %84.2 erkek cinsiyeti en isabetli doğrulukla elde edilmiştir. Sonuç: Kraniyuma ait BT görüntüler üzerinde yapılan ölçümlerden elde edilen formül ve modellerle; en yüksek oranda cinsiyet tayini toplam 4 (DKB, FMC, GNVL, BigB) parametre kullanılarak %90.3 kadın, %84.2 erkek cinsiyeti en isabetli doğrulukla elde edilmiştir. Cinsiyet tespitinde her zaman çok sayıda nokta kullanmak yerine doğruluk oranları en yüksek olan antropometrik nokta veya noktaların esas alındığı istatistiksel olarak gösterilmiş doğru formüllerin kullanılması daha doğru sonuç verecektir. Anahtar Kelimeler: Kraniyum kemikleri, Radyoloji, Antropometri, Cinsiyet
İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı'na 2013-2022 yıllarında cinsel saldırı nedeni ile başvuran vakaların değerlendirilmesi
Amaç: Çalışmamızda, herhangi bir sebeple Adli Tıp Anabilim Dalı'na gönderilen cinsel saldırı/istismar mağdurlarının sosyodemografik özelliklerini, yapılan değerlendirilmeleri, sonrası gelişen ruhsal bozukluk tanılarını, sanıkların profillerini ortaya koyarak; tıbbi, hukuki ve sosyal açılardan alınabilecek önlemlere katkı sağlayabilecek veriler ortaya çıkarabilmek amaçlanmıştır. Materyal ve Metot: Çalışmamızda İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi, Adli Tıp Anabilim Dalı'na Ocak 2013-Aralık 2022 tarihlerinde adli makamlar veya diğer bölümler tarafından herhangi bir sebeple Adli Tıp Anabilim Dalı'na cinsel saldırı/istismar iddiası veya nedeniyle gelen tüm vakalar retrospektif olarak değerlendirilmeye alındı. Çalışmanın istatistiksel analizi için SPSS for Windows 22.0 paket programından yararlanıldı. Bulgular: 01.01.2013-31.12.2022 tarihleri arasında cinsel saldırı/istismar nedeni ile Adli Tıp Anabilim Dalı'na başvuran 176 olgu saptanmıştır. %15,3'ünün erkek (n:27), %84,7'sinin kadın (n:149) olduğu, mağdurların %80,1'inin 18 yaş altında olduğu, cinsel saldırıların (CS) %47,7'si niteliksiz (basit) saldırılar iken, %52,3'ü nitelikli CS'ye maruz kaldığı tespit edildi. Erkek CS mağdurlarının yaş ortalaması 12,74±11,73 olduğu, kadınların ise 15,88±7,79 olduğu saptandı. Nitelikli saldırı mağdurlarının %58,7'sinde genital muayene bulgusu saptandığı, nitelikli saldırıya uğrayan kadınlardan %33,8'inin gebe kaldığı görüldü. Gebe kalanların sadece % 8'i aynı gün içerisinde başvurmuş iken %92'si 1 aydan sonra başvurmuştur. Çoğunluğu %64'ü 1-6 ay arasında başvurduğu görülmüştür. Gruplar arası anlamlı fark bulunmuştur. Saldırgan kimlikleri incelendiğinde; saldırganların %27,8'inin akraba-tanıdık, %22,2'sinin yabancı, %18,2 sinin erkek arkadaş olduğu belirlendi. CS sonrasında mağdurların %34,1'inin (n:60) psikiyatrik tanı aldığı görülmüştür. Gebe kalan olgulara bakıldığı zaman (n=25); 13'ünün (%52) küretaj ile gebeliği sonlandırdığı, 12'sinin (%48) gebeliği devam ettirdiği görülmüştür. Sonuç: Mağdurların önemli bir bölümünde istismarın ardından ruhsal bozukluklar meydana geldiği gözlemlenmiştir. İncelenen vakaların sosyodemografik özellikleri, istismarın niteliği ve istismarcı ile ilgili özellikler, daha önce gerçekleştirilen çalışmaların bulguları ile genel olarak uyumlu bir tabloyu yansıtmaktadır. Çalışmamızdan elde edilecek sonuçlar başta kolluk kuvvetleri olmak üzere karar vericilere aktarılarak benzer vakaların tekrarının önüne geçebilmek amacıyla multidisipliner çalışmalarla yol haritası çizilebilir. Anahtar kelimeler: Adli Tıp, cinsel saldırı, cinsel istismar, tıbbi terminasyon, adölesan gebelik
Yargıtay kararları ışığında ceza muhakemesinde etkin soruşturma kapsamında olay yeri inceleme standartları
Amaç: Çalışmamızda Yargıtay kararlarının analizi yapılarak ceza yargılamasında etkin soruşturma kapsamında adli vakalarda olay yeri inceleme faaliyetine standartlar geliştirme hedeflenmiştir. Materyal ve Metot: Adli kolluk tarafından icra edilen olay yeri incelemesinin amaca uygun hizmet edip etmediği, varsa eksikliklerini tespiti ile olay yeri incelemesine standartları oluşturmak için Yargıtay'ın 2019-2023 yılları arasında (beş yıl) "bozma" kararları seçilerek incelenmiştir. Kararların seçimi ise Yargıtay'ın resmi internet sayfası olan "https://karararama.yargitay.gov.tr/" den yapılmıştır. Karar seçimi içim "olay yeri inceleme" ifadesi ile tarama/arama yapılmıştır. Sonuçlardan "onama" şeklindeki kararlar dışlanarak sadece "bozma" kararları veri olarak toplanmıştır. Veri olarak toplanan bu kararlar içerisinde de "bozma" gerekçesi olay yeri incelemesindeki hatalar ise oluşturulacak standartlar için bilgi olarak kabul edilmiş ve diğerleri dışlanmıştır. Bulgular: İncelenen vakalarda olay yerinin krokisinin çizilmediği, çizilse dahi krokide delillerin yerlerinin işaretlenmediği, olay yerinin fotoğraflarının çekilmediği ve video kayıtlarının alınmadığı en sık rastlanan bulgulardır. Bu bulgulara bir de olay yerinin yüzeysel dokümantasyonu eşlik etmektedir. Sonuç: Ceza muhakemesinde olay yeri incelemesi hukuka uygun, teknik ve bilimsel yöntemler kullanarak olay yerinde, failden ve mağdurdan maddi delillerin toplanmasına hizmet eder. Olay yeri inceleme faaliyetine getirilecek standartlar olay yeri incelemesine kalite ve verimlilik sağlayacaktır. Standartları belirlenmiş ve geliştirilmiş etkin ve kaliteli olay yeri incelemesi ise ceza yargılamasında "adil yargılanma hakkını" ve "delilden sanığa gitme ilkesini" temin edecektir. Anahtar Kelimeler: Etkin soruşturma, olay yeri, delil toplanması, kolluk, olay yeri inceleme.
Fiziksel yaralanma sonucu acil servise başvuran olguların değerlendirilmesi, yarayı oluşturan etmenlerin yara ile ilişkisinin saptanması
Amaç: Bu tez çalışmasının amacı; fiziksel yaralanma sonucu acil servise başvuran bireylerde yara lezyonlarının, yarayı oluşturan etmenlerle olan ilişkisini değerlendirmek ve bu ilişkinin benzerliklerini ile farklılıklarını belirlemektir. Böylece, doğru yara tanımlaması yoluyla adli süreçte doğru kararların oluşmasına katkı sağlanması hedeflenmektedir. Gereç ve Yöntem: Çalışmanın evrenini 1 Nisan 2024 - 30 Mart 2025 tarihleri arasında Samsun 19 Mayıs İlçe Devlet Hastanesi acil servise fiziksel yaralanma sonucu, hafta sonu ve resmi tatil günleri hariç, 08:30- 16:30 mesai saatleri arasında başvuran hastalar oluşturmaktadır. Çalışmaya katılmayı kabul eden hastaların yara yüzeyleri fotoğraflanıp gözlemlenerek yara şekil özellikleri, literatür taraması yapılarak oluşturulan yara tanımlama formuna işlenmiştir. Veriler SPSS-27 programı kullanılarak analiz edilmiş ve sosyodemografik sorular için frekans tablosu oluşturulmuştur. Grupların birbirleri arasındaki ilişkileri görebilmek için Ki Kare Analizi uygulanmıştır. Analizler alfa=0.05 seviyesinde uygulanmıştır. Bulgular: Acil servise başvuran travma olgularında en sık karşılaşılan yaralanma türü olan ezici alet yaralanmaları (%54.7) olduğu, bu olguların büyük kısmında ekimoz, abrazyon ve laserasyon gibi künt travmaya özgü yara izlerinin gözlemlendiği, 32 ezici alet yarasının (%17.7) kesici alet yaralanması ile, 19 kesici alet yarasının (%10.5) ezici alet yaralanması ile benzerlik gösterdiği, yaranın anatomik yeri ile benzerlik gösterdiği yaralanma çeşidi arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır (p=0.002 < 0.05). Sonuç: Yara özelliklerinin doğru şekilde tanımlanması ve etkenle uyumunun belirlenmesi, adli süreçlerde delil niteliği taşımakta olup hekimlerin adli raporlama sürecindeki rolünün önemini ortaya koymuştur. Anahtar Sözcükler: Fiziksel Yaralanma, Yarayı Oluşturan Etmenler, Yaralar