Theses supervised by Prof. Dr. Zahir Kızmaz
12 theses · Fırat University
Madde bağımlılığı ile mücadelede inanç temelli yaklaşım
Maddenin kötüye kullanılması ve bağımlılık sorunu, sağlık, sosyo-ekonomik ve güvenlik ile ilgili etkileri ile bireyleri, aileleri ve genel olarak toplumu etkilemektedir. Dünyada hâkim anlayış, bağımlılık sorununu da içine alan madde kullanım bozukluklarının bir hastalık olarak kabul edilmesi ve buna uygun tedavi ve bakım hizmetlerinin teşvik edilmesidir. Ancak madde bağımlılığı ile mücadelede tedavi hizmetlerine entegre veya bağımsız şekilde uygulanan alternatif yaklaşımlar da yaygındır. İnanç temelli programlar ve terapötik topluluklar bunların başında gelmektedir. Bu çalışmada, bağımlılıkla mücadelede bir tedavi alternatifi olan inanç temelli yaklaşım ele alınmıştır. İnanç temelli yaklaşımın ne olduğu ve tarihsel gelişimi ortaya konarak Türkiye'de dini cemaatlerin madde bağımlılığıyla mücadele çalışmalarından örnekler uygulamalı olarak çalışılmıştır. Araştırma kapsamında Bişri Hafi Derneği, Bağımsız Yaşam Derneği ve Hikmet Gönül Erleri Derneği'nin bağımlılıkla mücadele ve rehabilitasyon çalışmaları incelenmiştir. Sonuçlar, inanç temelli programların katılımcılarının çoğunlukla, uzun süreden beri bağımlılık düzeyinde madde kullanan ve ağır uyuşturucular olarak tanımlanan maddeleri kullanan kişilerden oluştuğunu göstermiştir. Aynı şekilde programlara katılanların bağımlılıklarından kurtulmak için farklı tedavi yöntemlerini deneyip başarısız olmuş kişiler oldukları bulgulardan elde edilmiştir. İnanç temelli programlarda maneviyatın yanında yakın ilgi ve gönüllülük ayırt edici tutum olarak ortaya çıkmıştır. Programların yatılı olması da riskli sosyal çevreden uzak durmak ve yoksunluk dönemini atlatmak için önemli bir fırsat sunmaktadır. Bağımlıların program ekibi ve diğer hastalar ile birlikte iyileşme çabalarına göndermede bulunan iyileşme ortaklığı ilkesi programların önemli bir özelliğidir. Katılımcıların riskli sosyal çevreden izolasyonu, yüksek motivasyon ve yeniden sosyalleşme fırsatları inanç temelli yaklaşımların güçlü yanları olarak öne çıkmaktadır. Kurumsallaşma sorunları, profesyonel çalışan eksikliği ve sağlık sistemine dahil olamamak da bu yaklaşımın zayıf yönleri olarak değerlendirilebilir. Sonuçlar bağımlılıkla mücadelede inanç temelli programların Türkiye'de uygulanabilir ve yaygınlaştırılabilir bir alternatif olduğunu ancak henüz çok yeni olan programların geliştirilmesi ve desteklenmesi gerektiğini ortaya koymuştur. Anahtar Kelimeler: Madde Bağımlılığı, Bağımlılık Tedavisi, İnanç Temelli Programlar, Terapötik Topluluklar
Kürtlerde aidiyet, kimlik ve milliyetçilik: Batman örneği
Bu çalışma, Kürt milliyetçiliğinin gelişmesinde etkili olan toplumsal dinamiklere ve Kürt milliyetçiliğinin niteliklerine odaklanmaktadır. Kürt milliyetçiliğinin gelişiminde etkili olan faktörler içerisinde özellikle modernleşme dinamikleri (göç, kentleşme, sosyo-ekonomik gelişme, ulus devlet bilinci vb.), siyasal dinamikler (Kürt siyasi partiler ve terör örgütleri vb), yanlış devlet politikaları ve uygulamaları, Kürt milliyetçi veya örgüt kontrolündeki medyanın etkisi, 1990'lı yıllarda bölgelerde artan çatışmalar ve son dönemde Ortadoğu'daki gelişmeler gibi unsurlar ele alınıp açıklanmaya çalışılmıştır. Ayrıca çalışmada Kürt milliyetçiliğinin; sosyalizm, din, şiddet ve demokrasi gibi unsurlarla olan ilişkisi de ele alınmıştır. Araştırma, Batman ili özelinde 2014-2015 yılları arasında gerçekleştirilmiştir. Çalışmada, nitel bir araştırma olan etnografik yöntem tercih edilmiştir. Örneklem olarak amaçlı örneklem ve araştırma tekniği olarak da derinlemesine mülakat teknikleri kullanılmıştır. Araştırmanın örneklem grubunu, Kürt milliyetçiliğini savunan 18-60 yaş aralığında farklı toplumsal statülere sahip kadın ve erkeklerden oluşan 50 kişi oluşturmaktadır. Görüşmecilerden bilgi toplama tekniği olarak yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Çalışmada Kürt milliyetçiliğinin gelişim dinamiği üzerinden özellikle tarihsel süreç içerisinde karşılaşılan veya maruz kalınan hak ihlalleri, bazı modernleşme dinamikleri, PKK terör örgütünün etkisi, kitle iletişim araçlarının ve yayınlarının etkisi ve etnisite eksenli taleplerin etkili olduğu tespit edilmiştir. Bu süreçte Kürtlerin etnik çıkarları temelinde yeni bir Kürt ulusunun inşasının hedeflendiği anlaşılmaktadır. Günümüzde nispeten kitlesel ve örgütlü bir yapıya kavuşan Kürt milliyetçiliğinin etnik temelinde ayrılıkçı bir nitelik arz ettiği söylenebilir. Aynı zamanda Kürt milliyetçiliğini savunan Kürt siyasi parti ve örgütlerinin, Kürt milliyetçiliğinin örgütlenmesi ve tabana yayılması noktasında önemli bir işlev gördüğü saptanmıştır. Bununla beraber Kürt dilinin ve özerklik taleplerinin, Kürt milliyetçiliğinin gelişimini etkileyen diğer önemli unsurlar olarak öne çıktığı dikkat çekmiştir. Kürt milliyetçiliğinin ideolojik temellerinin oluşumunda etkili olduğu varsayılan PKK örgütünün özellikle 1990'lı yıllardan sonra Kürt milliyetçiliğini yoğun bir şekilde kışkırttığı ve provoke ettiği gözlemlenmiştir. Örgütün, sosyalist ideolojisinin yerine milliyetçi söylemlerini öne çıkardığı ve Türk halkı ve devlet karşıtlığı üzerinden bir Kürt milliyetçiliğini inşa etmeye çalıştığı bulgusu elde edilmiştir. Bu durum, Kürt milliyetçiliğinin günümüzde şiddet içeren ayrılıkçı niteliğini sürdürdüğünü ortaya koymaktadır. Araştırma kapsamında görüşülenlerden hareketle Kürt milliyetçiliğinin niteliğinin; seküler, ayrıştırıcı ve dışlayıcı, şiddet unsurlarını içeren, düşmanlık üzerinden kurgulanan, antidemokratik ve tepkisel olduğu tespiti yapılmıştır. Ayrıca tarihsel süreç içerisinde yaşanmış olumsuzluklar üzerinden bir mağduriyet söylemi geliştirildiği ve bu mağduriyet söyleminden beslenen bir Kürt milliyetçiliği inşa edildiği tespiti yapılmıştır. Burada abartı ifadeler ve kurgular da ciddi anlamda yer almaktadır. Bu kapsamda Kürt milliyetçilik söyleminin, yoğun bir nefret ve düşmanlık üretecek bir hafızaya yaslandığı gözlemlenmektedir. Araştırmada saptanan diğer önemli bir husus ise, günümüzde Kürt milliyetçiliğinin niteliğinin PKK örgütü tarafından şekillendirildiğidir.
Akışkan toplum ve gençlerin dinsel yönelimleri üzerine bir araştırma
Bu araştırmanın konusunu, akışkan toplumda dinsel tezahürler veya yönelimler oluşturmaktadır. Akışkan toplum kavramsallaştırması Zygmunt Bauman'a aittir. Bauman sosyolojisinde "akışkanlık" merkezi düzeyde bir işleve sahiptir. Akışkanlık yaklaşımına göre toplumdaki tüm katı gerçeklikler, sıvı hale geçmek üzere bir devinim içerisindedir. Bu kapsamda her şeyin sıvılaştığı veya katı ve sabit olmaktan çıktığı bir toplumda dinin nasıl bir forma büründüğünü ortaya koymak son derece önem arz etmektedir. Bu kapsamda sabit inanç gerçekliklerini barındıran dinsel yönelimin, dini kimliğin ve din hayatının akışkan toplumda nasıl şekillendiğini ve akışa geçtiğini incelemek araştırmanın odaklandığı temel konuyu oluşturmaktadır. Bu tezin amacını, akışkan toplumunun yapısını/niteliklerini ve akışkan toplumda dinsel yönelimlerin nasıllığını ortaya koymaktır. Bu çalışma, literatür taramasına dayalı gerçekleştirilmiştir. Tez çalışmasında yaşadığımız dünyayı anlamlandırabilmek ve bu yenidünyada dinin konumunu anlamak için akışkan toplum ve din ilişkisi ele alınmıştır. Bu tez çalışmasında akışkan toplumda dinsel ilgi ve yönelim değişerek yeni şekiller alabileceği ileri sürülmüştür. Diğer bir ifade ile akışkan toplumda gençlerin din ile ilişkilerinde radikal değişmeler meydana gelmiştir. Akışkan toplumun dini değer ve kurumları da aşındırması sonucunda toplumdaki istikrarlı ve stabil dinsel yapıların çözülmelerle karşı karşıya gelmesi, dinsel ilgi ve yönelimin azalmasına neden olabilmektedir. Günümüz akışkan toplumunda gençler kalıcı ve uzun süreli ilişkiler, inanç formları ve bağlılıkları sürdürmek yerine sürekli değişkenlik arz eden bir eğilim sergileme olasılıkları artabilmektedir. Bu da dinin uzun süreli varlığı için ciddi bir tehdit oluşturacağı şeklinde düşünülmesine yol açabilmektedir. Sosyal kültürel kurallar ve dini değerlerin belirsizleşmesi, varoluşu ve gündelik hayatı anlamsızlaştıracağı ve bunun da yer yer kimlik krizlerine yol açabileceği bir gerçektir. Ancak akışkanlık özelliği nedeniyle dinsel sabitelerin kayganlaşması ve genel geçer dinsel hakikatlerin uçucu bir nitelik kazanması dinsel formları geçersiz kılmasının yanı sıra insanların genel geçer, stabil hakikat ve anlam arayışlarına olan eğilimi de tetikleyeceği bir gerçektir. Bu anlamda akışkan toplumda oluşan kimlik krizleri dine olan ilgiyi arttırabileceği gibi dinsellikten kaçışı da hızlandırabilmektedir. Bu, akışkan toplumun problemli hale getirdiği yapıların niteliği ve dinin, akışkan gelişmelerden ne düzeyde etkilendiği ve akışkan toplumun yarattığı sorunlara karşı dinin ne düzeyde yanıt verdiği ve oluşturduğu cazip tercihlere göre değişecektir. Anahtar kelimeler: Akışkan Toplum, Din, Genç, Dini Yönelim
Evlilik sorunlarının yaşanmasında eşlerin aile bireylerinin müdahalelerinin etkisi
Araştırmanın temel amacı eşlerin aile bireylerinin evliliğe müdahalelerinin evlilik çatışmalarındaki yerini irdelemektir. Çalışmada bireylerin eşlerinin aile üyeleriyle yaşadığı problemlerin nedenleri ve bu problemlerin eşler arasındaki ilişkilere yansıması üzerine odaklanılmaktadır. Araştırma kapsamında, katılımcılarının Elazığ'da yaşayan gelin, damat, kayınvalide ve kayınbabaların oluşturduğu, toplamda 34 kişiyle derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Bu araştırmada evlilikte eşlerin aile bireylerinin müdahalelerinin, evliliğin özellikle ilk dönemlerinde, eşler arasında çatışmaların yaşanmasında ve hatta boşanma kararının alınmasında önemli bir neden olduğu, evlilikte uyum ve mutluluğu azalttığı ve aile müdahalelerinden kaynaklanan problemlerin gelin, damat, kayınvalide ve kayınbabalar tarafından farklı algılandığı saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Aile, Evlilikte Ebeveyn Müdahaleleri, Evlilikte Çatışma.
Aile içi şiddetin ortaöğretim öğrencilerinin akademik başarıları ile ilişkisi: Diyarbakır Bağlar örneği
Aile içi şiddet, farklı sorunlara kaynaklık etmesi bakımından günümüzün önemli bir gerçeğidir. Ailede şiddet türlerinin yaşanmasında sosyokültürel, sosyoekonomik ve sosyo-psikolojik faktörler doğrudan etkilidir. Öğrencilerin okul derslerinde akademik başarı kaydetmeleri, içinde bulundukları aile ortamının sahip olduğu şartlara, imkânlara ve ilişkilere bağlıdır. Bu araştırmanın konusu, ailede yaşanan şiddet türlerinin öğrencilerin akademik başarısı ile ilişkisi oluşturmaktadır. Araştırma modeli, iki ve daha çok sayıda bulunan değişken arasındaki ilişkiyi belirlemede kullanılan 'ilişkisel tarama modeli'dir. Başvurulan teknik ise, nicel araştırmalarda sıklıkla kullanılan 'anket tekniği' ve 'ölçek tekniği'dir. Araştırmanın amacı, ortaöğretim kademesinde okuyan öğrencilerin akademik başarı ve başarısızlıklarının aile içi şiddet ile ilişkisinin saptanmasıdır. Böyle bir konunun daha önce literatürde çalışılmamış olması, yapılan bu araştırmanın önemini ortaya koymaktadır. Diyarbakır ili Bağlar ilçesinde bulunan ortaöğretim okullarında okuyan toplam 16.830 öğrenciden 1.750 öğrenci üzerine anket ve ölçek formu yardımıyla uygulanan alan araştırmasında elde edilen veriler SPSS yardımıyla Ki-Kare, T-Testi, ANOVA istatistik teknikleriyle yorumlanmıştır. Araştırmada Bağlar bölgesinde ortaöğretime devam eden öğrenci ailelerinde yaşanan fiziksel şiddetin oranının yaklaşık % 69, psikolojik şiddetin oranının ise % 80 düzeyinde olduğu tespit edilmiştir. Evde yaşanan fiziksel şiddet zamanlarında dersine çalışamadığını veya çalışsa bile verim alamadığını belirten öğrencilerin oranı % 71,4 düzeyinde olduğu tespit edilmiştir. Ailede meydana gelen şiddet türleri içinde en yüksek ortalamanın 'psikolojik şiddet'e ( =2,27; nadiren), ikinci sırada 'fiziksel şiddet'e ( =1,91; nadiren) ait olduğu tespit edilmiştir. En çok fiziksel şiddete maruz kalan okul türü öğrencilerinin sırasıyla Meslek Lisesi ( :2,07), Anadolu Lisesi ( :1,97) ve Fen Lisesi ( :1,84) olduğu saptanmıştır. Diğer taraftan ailede en çok fiziksel şiddete maruz kalan öğrencilerin 8.sınıf not ortalaması 0-50 arasında olanlara ( :2,06) ait olduğu ortaya konulmuştur. Buna karşılık, not ortalaması 81-90 arasında ( :1,78) bulunan öğrencilerin, düşük ortalamaya sahip öğrencilere göre ailede fiziksel şiddete daha az maruz kaldıkları tespit edilmiştir. Sonuç olarak bu araştırma aile içinde şiddetin varlığı ile düşük akademik başarı arasında bir ilişkinin varlığını saptamıştır. Anahtar Kelimeler: Şiddet, Aile İçi Şiddet, Aile, Çocuk, Öğrenci, Akademik Başarı
Parçalanmış ailelerin yoksulluğu ve geçinme stratejileri: Elazığ örneği
Parçalanmış yoksul aileler, yoksulluk, sosyal dışlanma ve diğer sosyal problemlerin en fazla yaşandığı aileleri ifade etmektedir. Bu çalışma, yoksul ailelerin parçalanma şekillerini, yoksulluğa nasıl bulaştıklarını ve yoksulluktan kurtulmak için nasıl çaba gösterdiklerini ele almayı amaçlamaktadır. Bu kapsamda kadın yoksulluğu ve çocuk yoksulluğu kavramları analiz edilerek parçalanmış ailelerin yoksulluğunun diğer ailelerin yoksulluğundan farkı ortaya konmaya çalışılmaktadır. Ayrıca kadın hane reislerinin geçinme stratejileri irdelenmektedir. Parçalanmış ailelerin yoksulluğuna ışık tutan bu araştırma, Elazığ ilinde 195 hanede gerçekleştirilmiştir. Bu haneleri yöneten kadınlara 77 sorudan oluşan bir anket uygulanmıştır. Buna bağlı olarak ortaya çıkan görüşme verileri de ayrıca değerlendirmeye alınmıştır. Araştırma sonucunda, hane reisi olan kadınların iş olanaklarından yeterince yararlanamadıkları, mecburiyetten dolayı ağır işlerde, düşük ücretlerle çalışmak zorunda kaldıkları, aile parçalanması neticesinde sosyal dışlanmayı ve yoksulluğu daha çok yaşadıkları, bulgularına ulaşılmıştır. Parçalanmış ailelerde çocuk işçiliğinin nispeten yaygın olduğu gözlemlenmiştir. Nafaka ve ölüm aylığı alma oranlarının son derece düşük olduğu saptanmıştır. Geçinme stratejileri ile ilgili olarak, uzun vadeli planlar yapamadıkları, günübirlik strateji geliştirdikleri ortaya çıkmıştır. Ayrıca son yıllarda gelişen sosyal devlet anlayışının parçalanmış yoksul ailelerin yoksulluklarını nispeten hafiflettiği anlaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Parçalanmış aile, yoksulluk, kadın yoksulluğu, çocuk yoksulluğu, sosyal dışlanma, geçinme stratejileri
Suriyeli göçmenlerle yaşanan sorunlar üzerine sosyolojik bir araştırma: Hatay ili örneği
Günümüzde yaşanan sıcak gelişmeler, iç savaşlar ve terör olayları dünyada bitmeyen bir mülteci sorununa neden olmuştur. Suriye'de yaşanan iç savaş, günümüzde en büyük göçmenlik krizini ve trajedisini yaratmıştır. İç savaşın bütün şiddetiyle yaşandığı Suriye'den sadece can güvenliği için başka ülkelere göç emek zorunda kalanlar, göç ettikleri yerlerde de başka sorunlarla karşı karşıya gelebilmektedirler. Bu çerçevede araştırmamız, Suriye'de yaşanan iç çatışmalardan dolayı Hatay iline yerleşen mültecilerin, yerleşik halkla ne tür sorunlar yaşadıkları ve bu sorunların yarattığı çatışma alanlarına odaklanmıştır. Bu kapsamda, hem mültecilerden hem de yerel halktan toplam 57 kişiyle görüşmeler yapılmıştır. Yapılan araştırma sonucunda; Suriyelilerle Hatay halkı arasında gerçekleşen sorunların başında, Suriyeli mültecilerin düşük ücretle çalışması ve hayat pahalılığının artması yer almaktadır. Bu sorunların yanında iki halk arasında kültürel farkların olması ve medyanın yer yer kışkırtıcı bir dil kullanması, durumu daha ileri bir noktaya getirmiş ve tarafların birbiri ile karşı karşıya gelmelerine neden olmuştur. Tez çalışmasında özellikle bir tarafı rahatsız eden sorunların diğer taraf için de farklı sorunlar teşkil ettiği ve bu sorunların birbiriyle bağlantılı olarak sorunlar yumağına yol açtığı ortaya çıkmıştır. Anahtar Kelimeler: Mülteci, Hatay, Suriye, Çatışma
Eski hükümlülerin suçu terk etmeleri ve topluma entegre olmaları üzerine sosyolojik bir araştırma
Bu araştırma, cezaevinden tahliye olan eski hükümlülerin toplumsal entegrasyonlarını ve suçu terk etme deneyimlerini konu edinmektedir. Araştırmanın amacı eski mahkûmların suçu terk etmelerinde etkili olan nedenlerin ve dinamiklerin saptanması oluşturmaktadır. Araştırma 50 eski hükümlüyü kapsayan bir alan araştırması olarak gerçekleştirilmiştir. Eski hükümlülerin suçtan uzaklaşma ve topluma entegre olma süreçlerini anlamak için yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Araştırmada eski hükümlülerin, toplumla yeniden bütünleşmelerinde ve suçu terk etmelerinde on bir faktörün etkili olduğu belirlenmiştir. Bu faktörleri (1) aile desteği, (2) sosyal çevre ve arkadaş türleri, (3) dindarlık ve maneviyat, (4) istihdam veya iş gücüne katılım, (5) yaş, (6) eğitim veya bilinçlenme, (7) değişmek için kişisel motivasyon, (8) uyuşturucu maddenin bırakılması, (9) ceza veya cezaevi caydırıcılığı, (10) cezaevi uygulamalarının etkisi ve (11) denetimli serbestliğin etkisi şeklinde belirtmek mümkündür. Katılımcıların önemli bir çoğunluğu, aile desteğinin suçu terk etmede önemli bir katkı sağladığını belirtmişlerdir. Katılımcılara göre suçu terk etmelerindeki başarı suçlu arkadaş çevresi ile irtibatın kesilmesi, cezaevi döneminde veya sonrasında dindarlaşma, bir işe girip çalışmaya başlama, yaşça olgunlaşma, cezaevi döneminde veya sonrasında daha eğitimli hale gelme etkisiyle gerçekleşmiştir. Aralarından bazıları cezaevi dönemi ve denetimli serbestlik süreci uygulamalarının katkısı ve ayrıca kişinin suçu terk etme yönündeki isteğine (motivasyon) vurgu yapmışlardır. Uyuşturucu madde kullanımının suç faaliyetinin ortaya çıkmasında etkili olduğunu dolayısıyla uyuşturucunun bırakılması veya uyuşturucuyla mücadelenin sürece katkı sağlayacağı sonucuna varılmıştır. Araştırma bulgularından hareketle eski hükümlülerin hem cezaevi sürecinde hem de cezaevi sonrası suçu terk etmelerinde toplumda yeni destek ve fırsat ağlarının kurulması gerektiği ortaya konmuştur. Eski hükümlülerin topluma yeniden kazandırılmasına ve entegre olmasına yönelik yeni tutumların ve politikaların geliştirilmesinin yararlı olacağı sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler. Eski Mahkûmlar, Cezaevi, Suçu Terk Etme, Toplumsal Entegrasyon
Gençlerde dijital bağımlılık ve dijital bağımlılığının aile sorunları üzerindeki etkisi
Bu çalışmanın konusunu, gençlerde gelişen dijital bağımlılığın aile kurumunda yarattığı sorunlar oluşturmaktadır. Çalışmanın amacı, bağımlılığın nasıl geliştiği ve gelişen bu bağımlılığın aile içi ilişkileri ve yapıları nasıl etkilediği ve ne tür sorunlar yarattığını saptamaktır. Aynı şekilde bu saptamalar üzerinden dijital bağımlılığının nasıl önlenebileceği konusunda neler yapılabileceğini belirlemek de araştırmanın temel bir hedefini teşkil etmektedir. Çalışma, kuramsal olarak gerçekleştirilmiştir. Bu kapsamda konuyla ilgili mevcut literatür taraması yapılmıştır. Bu tez çalışmasında gençlerin mevcut sorunları içerisinde yaşadıkları zorluklardan dolayı bir kaçış yolu olarak dijital araçlara yöneldikleri ve bu dijital yönelimlerinin bilinçli olmaktan çok keyfi olarak tercih edildiği belirlenmiştir. Aynı şekilde gençlerin dijital ortamlarda bilinçsiz bir şekilde zaman geçirmeleri onlarda dijital bağımlılığın gelişmesine neden olmaktadır. İlk başlarda gençlerde başlayan dijital eğilim ebeveynler tarafından fark edilmemektedir veya bu durum görmezlikten gelinmektedir. Ancak gençlerdeki dijital ilişki, bağımlılık düzeyine ulaştıktan sonra soruna müdahale etmenin de güçleştiği anlaşılmaktadır. Sorunu içinden çıkılmaz kılan diğer bir husus da gençlerin genelde bağımlı olduklarını kabul etmemeleridir. Bu husus, sorunun çözümünü daha da zorlaştırmaktadır. Gençlerde gelişen dijital bağımlılık ile birlikte aile içi tartışmalar ve şiddet, evden ayrılmalar, iletişim sorunları, iş ile ilgili problemler, toplum dışı davranış geliştirme eğilimleri ve bazı sosyalleşme sorunlarının yaşandığı belirlenmiştir. Gençlerde dijital bağımlılık sorununa kalıcı çözüm yolları bulunmadığı takdirde genç nesillerinin kişilik ve tutumlarında, aile yapılarında ve toplumsal ilişkilerde ciddi sorunların meydana gelmesi kaçınılmazdır. Bu da toplumun gençlerin gelecek vizyonlarına ilişkin beklentilerinin ağır bir yara almasına neden olacaktır.
Afet yönetimi kapsamında depreme müdahale yeterliliği üzerine sosyolojik bir araştırma: Malatya ili örneği
Doğal afetler dünyanın var oluşundan beri meydana gelmektedir. Tüm toplumlar bugüne kadar çeşitli doğal afetlere maruz kalmıştır. Toplumların tamamını etkileyen doğal afetlerin toplumsal sonuçları olduğu, sosyal bir problem olarak karşımıza çıktığı için sosyolojinin araştırma konusu haline girmektedir. Bir doğal afet türü olarak deprem, toplumdaki tüm kurumları derinden etkilemekle beraber toplumda yaşayan insanların alışılagelmiş hayatlarını düzenlerini tamamen değiştirmektedir. Bu nedenledir ki doğal afetler kapsamında depremler, afet sosyolojinin konusu haline gelmiştir. Depremlerin yıkıcı boyutu afet yönetimi açısından değerlendirilmesi ile gündeme gelmesine neden olmuştur. Depreme müdahale kapasitesinin günümüzde Türkiye açısından araştırılması çok önem arz etmektedir. Türkiye geçmişten günümüze kadar yıkıcı etkisi büyük olan birçok deprem yaşamıştır ve yaşamaya devam etmektedir. 1999 senesinde yaşanan ve afet yönetimi konusunda bir milat olarak görülen Marmara depreminin ardından şekillenen afet yönetim sistemimiz çerçevesinde, depreme müdahalede meydana gelen eksiklikler dikkate alınarak iyileştirici bazı çalışmaların yapılması gerekmektedir. Meydana gelen 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş merkezli depremlerin etkilediği 11 şehirden biri olan Malatya şehrinde, depremin bıraktığı hasar ve kayıpların boyutu oldukça büyüktür. Depremden en fazla etkilenen ilk 4 il arasına girmektedir. Dolayısıyla Malatya ilinde afet yönetimi kapsamında depreme müdahale aşamasında yaşanan sorunlar üzerinde durulması gerekmektedir. Afet yönetimi ve afet sosyolojisi çerçevesinde şekillenen bu nitel araştırma, ilgili literatüre bilimsel bir katkı yapmayı amaçlamaktadır. Bu alanda yapılan bazı araştırmalar bulunmaktadır. Ancak Malatya ili evrenini içeren ve aynı zamanda afet yönetiminin başarı ve başarısızlığını sosyolojik açıdan ele alan bir çalışmaya rastlanılmamıştır. Dolayısıyla bu çalışmada, Türkiye'nin Afet yönetimi kapsamında depreme müdahale yeterliliği ile ilgili; temel ihtiyaçların giderilmesi, depreme müdahalede sosyal medya kullanımı, afet yönetiminde görülen eksiklikler, depreme müdahale sürecinde arama kurtarma ve enkaz kaldırma çalışmalarında yaşanan sorunlar irdelenmiştir.
Nilüfer Göle'de din-modernite ve sekülerleşme
Bu tez çalışmasının konusunu, Nilüfer Göle'nin din ve modernleşme konusundaki görüşlerinin analizi oluşturmaktadır. Bu temel konuyla ilintili olarak din ve modernleşme ilişkisinin sekülerleşme teorileri bağlamında analiz edilmesi amaçlanmaktadır. Çalışmanın amacı Göle'nin din ve modernleşme konusuna ilişkin yaklaşımlarının sekülerleşme perspektifleri içerisinde nerede durduğunu ortaya koymaktır. Çalışma kuramsal olarak gerçekleştirilmiştir. Bu kapsamda mevcut literatür taraması yapılmıştır. Sekülerleşme teorisinin modernleşme süreci ile birlikte gelişimi ve din-toplum ilişkisinin değişimi ve bu değişimin kavramsallaştırılmasına ilişkin yaklaşımlar teorik olarak gözden geçirilmiş ve Göle'nin Müslüman toplumlardaki dinsel tezahürleri nasıl analiz ettiği irdelenmeye çalışılmıştır. Nilüfer Göle çok sayıda çalışmasında modern toplumda dinsel tezahürleri ele almaktadır. Bu çerçevede yer yer, modern toplumda dinin nasıl bir görünüm arz ettiğini ortaya koyarken, sekülerleşme çerçevesinde de bazı çözümlemeler yaptığı gözlemlenmektedir. Göle'ye göre yaşadığımız dönemde batı dışı modernlikler ve dolayısıyla çok sayıda modernlikler söz konusu olduğu gibi tekil veya türdeş bir sekülerleşmeden de söz etmek mümkün değildir. Bu çerçevede, toplumların tarihsel gelişmeleri ve sosyo-kültürel formlarıyla şekillenen çoklu sekülerizmden bahsetmek mümkündür. Göle'ye göre sekülerleşme ile din arasındaki varsayımlar batı modernitesine dayanan bir iddia yerine batı-dışı toplumların kendi tarihsel gelişimlerine dayanan modernleşme ve sekülerleşme tecrübeleri üzerinden yeniden ele alınması gerekmektedir. Çünkü sekülerleşme teorisinin savunucuları İslam'ı ayrı bir araştırma konusu olarak ele almamışlardır. Bu nedenle batı-dışı toplumların sekülerleşme durumlarının Göle örneğinde ele alınması önemlidir. Anahtar Kelimeler: Nilüfer Göle, Modernite, Din, Sekülerleşme
Uyuşturucu bağımlılığı üzerinde etkili olan sosyal faktörler ve madde kullanıcılarının profili: Erbil/Irakşehri örneği
Uyuşturucu maddeler yıllardır dünya devletlerinin ve insanlığın sorunu olarak gündemi meşgul etmektedir. Uyuşturucu maddelerin birçok yönden devletlere ve insanlığa vermiş olduğu zarar her geçen gün büyümektedir. Zarar boyutlarının ve etkilerinin büyümesi nedeniyle, toplumların bu konuyla mücadelesi elzem bir hal almıştır. Bu nedenle sürekli olarak araştırmalar yapılmakta, stratejiler ve politikalar geliştirilmekte ve çalışmalar sürdürülmektedir. Bu çalışmanın amacı; uyuşturucu suçunu işleyenlerin profilini ve uyuşturucu bağımlılığını etkileyen sosyal faktörleri belirlemektir. Araştırma Erbil kentinde bulunan Sosyal Islahevi Müdürlüğü (Directorate of Social Reformatory) olarak bilinen kurumda gerçekleşmiştir. Araştırma kapsamında uyuşturucu kullanma suçundan cezaevinde bulunan 151 kişiye anket uygulanmıştır. Araştırmada saptanan önemli bulgular olarak şunları belirtmek mümkündür: Uyuşturucu kullananlarının çoğunluğunun düşük eğitimli, bekâr ve erkeklerden oluştuğu, uyuşturucuyu en çok arkadaş etkisi ve kişisel sorunlar nedeniyle başladıkları, ilk olarak esrar kullanmaya başladıkları, uyuşturucu suçlularının büyük bir kısmının parçalanmış/boşanmış aileden geldikleri, yaşadıkları bölgede uyuşturucuyu temin etmekte güçlük çekmedikleri ve uyuşturucu kullananların çok büyük bir oranın kendisini dindar olarak tanımlamadığı ve ıslahevine girmeden önce dini ibadetleri yerine getirmediği yönünde sonuçlar elde edilmiştir.