Theses supervised by Yrd. Doç. Dr. Pınar Bal

19 theses · İstanbul Beykent University

Master'sOpen AccessTR

Hava yolları çalışanlarının iş doyumunu etkileyen faktörlerin analizi

Modern yönetim yaklaşımları katılımcı yönetim anlayışını gerektirmektedir. Bu nedenle iş doyumu kavramı çalışma hayatında ve çalışma psikolojisi alanında önem kazanmaktadır. Bu çalışmanın amacı havayolları çalışanlarının iş doyumunu etkileyen faktörlerin araştırılmasıdır. Araştırmaların verileri anket yöntemi ile toplanmıştır. Verilerin analizi için SPSS programı kullanılmıştır. Analizler ile elde edilen bulgularda demografik özelliklerin iş doyumunu etkilediği tespit edilmiştir. Yapılan çalışma hava yolları çalışanlarının iş doyumunu ölçtüğünden havayolu şirketleri için önemli veriler içermektedir. Araştırma sonucunda çalışanların eğitim durumu, kadro durumu, geliri, medeni durumu, çalışma ortamı, çalışma ortamından memnuniyeti ile iş doyumları arasında anlamlı ilişkiye rastlanmıştır.

Hava yollarıHava yolu işletmeleriÇalışanlar+1
İbrahim Biçer
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Neoliberal küreselleşme ve popülist eğilimler: 2007-2009 küresel finans krizi bağlamında bir değerlendirme

Tez çalışmasında neoliberal küreselleşme ve dünyadaki popülist eğilimler arasındaki ilişki ele alınmıştır. Neoliberal küreselleşmenin 2007-2009 küresel finans krizindeki rolü sorgulanmış ve bununla beraber dünyadaki gelir dağılımı adaletsizliği, işsizlik veya işçi ücretlerinin düşmesi gibi ekonomik eşitsizlik yaratan durumlardaki etkisi ampirik verilere dayanarak araştırılmıştır. Bu ekonomik eşitsizliklerin insanların sosyo-ekonomik durumlarını nasıl etkilediğini görmek için ABD ve Avrupa ülkelerinde yapılmış anketlerden yararlanılmıştır. Anketler özellikle ABD ve Avrupa ülkelerinde yaşayan orta sınıf ve altı insanların krizden kötü etkilendikleri ve bundan dolayı krizin nedeni olarak görülen ekonomik küreselleşmeye karşı tepkili olduklarını göstermiştir. Bununla birlikte, bu dönemlere denk gelen popülist söylemlerin artması ve ABD ve Avrupa'nın birçok ülkesinde yapılan seçim sonuçlarında da açıkça görülen popülist partilere doğru artan eğilimler oldukça anlamlıdır. Çalışmanın sonucu, olumsuz ekonomik koşullar sebebiyle insanlarda oluşan kızgınlık ve öfkenin, yabancı düşmanlığı ve ırkçılığı kullanan popülist partilere oy olarak döndüğünü işaret etmektedir.

EşitsizlikFinansal krizGelir eşitsizliği+4
Ali Sencan Gökkurt
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Amerikan caydırıcılık politikasının İran üzerindeki etkisi

20. Yüzyılın en etkili dış politika araçlarından biri olan caydırıcılık, nükleer silahların gelişimiyle devletlerin önemli bir dış politika stratejisi haline gelmiştir. Caydırıcılık, olası bir eyleme geçilmeden önce, karşı devleti durdurmak, vazgeçirmek için devletler tarafından bir taktik olarak kullanılmaktadır. Soğuk Savaş'ın en etkili dış politika aracı olan caydırıcılık, iki kutbun birbirleriyle sıcak bir çatışmaya girmesini önlemiş, istikrarın korunmasını sağlamıştır. Bu istikrarı, nükleer silahların kullanılması durumunda oluşabilecek tahribatın dehşet verici boyutlarından duyulan korkunun yarattığı söylenebilir. Bu çalışmada, Amerikan caydırıcılık politikasını ana hatlarıyla ele alıp, İran'a karşı uyguladığı caydırıcılık politikasını incelenmektedir. Bu çalışmanın amacı, Amerika Birleşik Devletleri (ABD)'in dönemsel olarak tehdit algılamalarını ve Amerikan caydırıcılık politikasının dinamiklerini incelemek, spesifik olarak İran ile aralarındaki sorun alanlarını ele alıp, İran'a uygulanan yaptırımları ele almaktır. Bu çalışma, Soğuk Savaş'tan sonra süper güç olan ABD'nin tehdit algılamaları karşısında, caydırıcılık politikasını nasıl kullandığını anlayabilmek için önem arz etmektedir. Bu çalışmaya, ilk önce caydırıcılığı kavramsal olarak inceleyerek başlanılmış, sonrasında Amerikan caydırıcılık politikası, "Soğuk Savaş Süresi", "Soğuk Savaş Sonrası" ve "11 Eylül Saldırısı Sonrası" olmak üzere üç dönemde incelenmiştir. Tarafların stratejik konumunu daha iyi anlayabilmek için İran'ın bölgede ve dünyadaki konumu incelenmiş, bu bilgiler ışığında İran dış politikasına yön veren dinamikler ele alınmıştır. Çalışmada, ABD-İran arasındaki başlıca sorunları "Nükleer, Petrol ve Terörizm" başlıkları altında incelenmiştir. Bu sorunlar her iki taraf açısından ele alınmış ve İran'a karşı uygulanan yaptırımların etkili olup olmadığına bakılmıştır. Konunun güncel olması ve sürekli yeni gelişmeler yaşanması sebebiyle konu 2014 sonu itibariyle sınırlandırılmıştır. Bu çalışmada literatür taraması yapılarak, başta konuyla alakalı akademik kitaplardan faydalanılmış, yazılan makalelere yer verilmiş, güncel gelişmeler internet kaynaklarından takip edilerek incelenmiştir. Bu konuda yayınlanmış olan tezlerden ve Amerika'da University of California, Los Angeles (UCLA)`da profesör olan İran'li bir akademisyenle yapılan görüşmelerden yararlanılmıştır. Anahtar Kelimeler: Caydırıcılık politikası, Nükleer Caydırıcılık, Amerika-İran Sorunları, Petrol, Terörizm, ABD, İran, Yaptırım.

Amerika Birleşik DevletleriCaydırıcılıkNükleer silahlar+4
Ayşe Betül Aksoy
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye-İsrail ilişkileri: İç politik etkilerin dış politikaya yansımaları, 1948-1999

İsrail, Türk toplumunun bilinçaltında diğer devletlerden farklı bir imaj çizmektedir. Türkiye'de ciddi bir kitle İsrail'i televizyondan yansıyan şiddet görüntüleri ya da kendinden olmayan sivil halka zarar göstermekten çekinmeyen bir devlet şeklinde yorumlamaktadır. Buna rağmen sadece çok küçük bir kitle, az sayıda insanın çok büyük kitleler karşısında başarılı olabileceğini kanıtlayan, Ortadoğu'da da halkların demokratik sistemde yaşayabileceği ülkeler yaratabileceğine ve en önemlisi hem komşuları ile hem de dünya ile ilişkilerinde genellikle barışçıl tutum izlemeye çalışan bir devlet olduğunu düşünür. İsrail halkı için de Türkiye Cumhuriyeti kuruluşunun ilk yıllarında devletin varlığını kabul eden ilk Müslüman devlet olması bağlamında ayrı bir öneme sahip olmakla beraber, ilerleyen yıllarda değişen politik yaklaşımlar sebebiyle çeşitli ön yargılı bakışlara maruz kalmıştır. İşte bu doğrultuda hem İsrail'de hem de Türkiye'de değişen iktidar partileri diğer devlete karşı toplumu rahatlatacak ve geniş kitleleri arkasına alacak iç politik yaklaşımlarda bulunmuştur. Bu iç politik yaklaşımlar ise iki ülkenin birbiri ile olan ilişkilerini değişken halde tutmuştur. İşte bu tez çalışmasının araştırma noktasında iki ülke arasındaki bu durumu sağlayan olaylar incelenmiştir. İsrail Devleti'nin kuruluşundan başlayarak 2000'li yıllara uzanan süreçte kendi iç dinamiklerinin Türkiye ile olan ilişkilerini ne derece etkilediği ve bu bağlamda Türkiye Cumhuriyeti'nin de kendi iç politik etkilerinin İsrail Devleti ile olan ilişkilerini ne şekilde etkilediği incelenmiştir. Bu çalışmada, İsrail ve Türkiye gibi bölgesel anlamda birbirine pek de uzak olmayan, kuruluş ideolojileri belli noktalarda benzerlik gösteren ve dünya ile olan siyasi ilişkileri büyük çoğunlukta aynı yönde olan iki devletin ilişkilerini yaklaşık yirmi yıllık dönemlerle, iç politik dengelerini de ele alınarak incelenmiştir.

Türk-İsrail ilişkileriTürkiyeUluslararası ilişkiler+3
Dani Danış Baran
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Küresel iklim değişikliği rejiminin oluşturulmasında hegemonik güçlerin önemi

Bu tez çalışmasında küresel iklim değişikliği rejiminin oluşması ve hegemonluk kavramı arasındaki ilişki ele alınmaktadır. Küresel iklim değişikliği rejiminin kurulması ve devam ettirilmesi, günümüzün en büyük sorunlarından biri olan iklim değişikliğinin yerküremize, dolayısıyla da insan hayatına etkilerini en aza indirmek adına hayati önem taşımaktadır. Kapsamlı, adil ve etkin bir küresel rejimin önündeki temel engel ise hegemonik bir aktörün eksikliğidir. Bu hipotez iklim değişikliği görüşmeleri, hegemonik teoriler ve bunlar arasındaki ilişki incelenerek açıklanmaya çalışılmaktadır.

Amerika Birleşik DevletleriBirleşmiş MilletlerHegemonik İstikrar Teorisi+7
Irmak Zengin
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

AB'nin entegre sınır yönetimi kurumu Frontex'in rolü ve Türkiye'nin uyum süreci

Avrupa Birliği (AB)'nin ortak göç ve sınır güvenlik politikaları geliştirmek amacıyla yaptığı antlaşmalar, programlar ve alınan zirve kararları neticesinde Entegre Sınır Yönetimi (ESY) modeli oluşturulmuştur. AB, ESY sisteminin en önemli argümanını dış sınır operasyonlarından sorumlu olarak faaliyet gösteren Frontex oluşturmaktadır. Bu çalışmada AB, ESY sisteminin gelişim süreci ve bu kapsamda AB'nin dış sınırlarında uyguladığı Frontex politikasının yasadışı (düzensiz) göçü önlemedeki etkisi 2014 yılına ait veriler doğrultusunda incelenmiş ve sonuçların değerlendirmesi yapılmıştır. AB üyelik sürecinde Türkiye'nin mevcut sınır yönetimi, göç ve sınır güvenliği alanlarında yaptığı AB müktesebatına uyum çalışmaları ve bu çerçevede gerçekleştirilmesi gereken hedeflerin belirlenmesi, araştırmanın konusunu oluşturmaktadır. Türkiye refah seviyesi yüksek ülkelere yakınlığının yanı sıra, iç savaş ve ekonomik ve siyasi sorunlar yaşayan ülkelere komşu olması sebebiyle bu bölgelerde yaşayan insanlar için önemli bir kavşak noktası olmuştur. Ayrıca Türkiye'nin çok geniş deniz sınırlarına ve kontrolü güç kara sınırlarına sahip olması, her türlü yasadışı eylemin kolayca gerçekleşmesine sebebiyet vermektedir. Uzun yıllar süren terörist eylemler, önlenemeyen kaçakçılık faaliyetleri ve son yıllarda yaşanan kitlesel göç hareketleri Türkiye'nin göç ve sınır güvenlik yönetiminin yeniden yapılandırılmasını zorunlu kılmaktadır. AB ESY'ne uyum çalışmaları kapsamında yapılacak tüm reformların Türkiye'nin ulusal çıkarları ve ihtiyaçları doğrultusunda olması gerektiği, AB müktesebatına ve standartlarına uygun olmakla birlikte ülkemize özgün bir göç ve sınır güvenlik modelinin geliştirilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

Avrupa BirliğiFrontexSınır güvenliği+3
İbrahim Karaca
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Duygusal zeka ve dönüşümcü liderlik davranışı ilişkisi: Özel banka çalışanları örneği

Bu çalışmada, dönüşümcü liderlik ve duygusal zeka arasındaki ilişki ampirik olarak test edilmiştir. Türkiye'deki kamuya bağlı olmayan, dokuz bankanın toplam yetmiş çalışanına ulaşılmıştır. Hazırlanan soru formu ile hem dönüşümcü liderlik ve duygusal zeka arasındaki ilişki irdelenmiş hem de bu iki kavramın çalışılan şehre, çalışılan yere (şube / genel müdürlük), çalışılan bankanın aktif büyüklüğüne, toplam çalışma süresine, bu iş yerindeki toplam çalışma süresi ve yaşa göre farklılıklar gösterip göstermediği tespit edilmiştir. Buna göre duygusal zeka boyutu empatinin; dönüşümcü liderlik boyutu karizma üzerindeki etkisi olumsuz çıkarken, diğer bir dönüşümcü liderlik boyutu olan bireyselleştirilmiş ilgi üzerindeki etkisi olumlu çıkmıştır. Çalışmanın sonuçları duygusal zeka ve dönüşümcü liderlik boyutlarının çalışılan bankanın aktif büyüklüğüne, çalışılan yere, çalışılan şehre, yaşa, toplam çalışma süresi ve bu işyerindeki çalışma süresine göre değişiklik gösterdiğini işaret etmektedir.

Banka çalışanlarıBankalarDuygusal zeka+3
Ömür Dere
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Sosyal medyanın özel hastanelerin rekabet gücünü arttırmadaki önemi

Özel sağlık kurumları, sağlık hizmeti satın alma ihtiyacı bulunan bireylerin tercih ettikleri kurum olabilmek için çeşitli tanıtım faaliyetleri yürütmek durumundadırlar. Tanıtım faaliyetlerinin yürütülme alanı bireylerin en çok kullandığı ve vakit geçirdikleri internet siteleri, sosyal medya platformları olmaktadır. Bu çalışmada, bireylerin sağlık hizmeti almak için tercih ettiği özel sağlık kurumlarının seçiminde sosyal medyayı kullanma durumlarını belirlemek amaçlanmıştır. Araştırmada öncelikle rekabet kavramı, rekabeti etkileyen faktörler, rekabet stratejileri, hizmet sektöründe pazarlama ve sağlık hizmetlerinde rekabet kavramları hakkında literatür araştırmalarına yer verildikten sonra devamında sağlık sektöründe günümüz rekabet kriterlerinden biri olan sosyal medyanın genel tanımı, sosyal medya araçları, sosyal medyanın sağlık sektöründe kullanımı, sosyal medya da tüketici davranışları konu başlıkları incelenmiştir. Araştırmanın son bölümünde ise sosyal medyanın özel hastanelerin rekabet gücünü arttırmadaki önemini belirlemek için İstanbul Anadolu güney bölgesindeki çalışmaya katılmayı kabul eden iki özel hastanede sağlık hizmeti almak için gelen hastalara anket uygulanmış ve bu anketlerin analizi sonucunda sosyal medyanın özel hastane seçiminde sağlık kurumlarının rekabet sürecinde önemli bir etkisi olduğu belirlenmiştir.

RekabetRekabet gücüSosyal ağlar+3
Kübra Eminoğlu
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Markalaşma ve küresel marka oluşturmada turquality projesinin önemi

Bu tez çalışmasının ilk bölümünde marka ve markalaşma kavramları incelenmiştir. İkinci bölümde uluslararası pazarlara giriş yolları ve küreselleşme olgusu hakkında açıklamalar yapılmıştır. Üçüncü bölüm dünyada ilk ve tek devlet destekli markalaşma teşviki olan Turquality Programı kapsamındaki firmaların söz konusu programa olan yaklaşımlarını incelemek amacıyla hazırlanmıştır. Dördüncü ve son bölümde Turquality Destek Programı kapsamındaki 41 firma üzerinde anket çalışması SPSS programı kullanılarak bulgular analiz edilmiştir. Bu bulgular doğrultusunda Turquality'nin etkinliğinin arttırılmasına yönelik önerilere yer verilmiştir.

KüreselleşmeMarka yaratmaMarkalaşma+4
İsmail İlker Bingöl
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa Birliği enerji ihtiyacının karşılanmasında biyoyakıtların rolü

Bu tez çalışmasında biyokütle temelli alternatif enerji kaynaklarından olan biyoyakıtların Avrupa Birliği enerji ihtiyacının karşılanmasındaki rolü incelenmiştir. 1973 Petrol Krizi ve katlanarak artan petrol fiyatları tüm dünyayı olduğu kadar Avrupa Birliği'ni de bir enerji arz ve güvenliği sorunuyla karşı karşıya bırakmıştır. 1970'lerle birlikte alternatif enerji kaynaklarına olan ilginin artması neredeyse insanlığın varoluşundan beri kullanılagelen biyoyakıtların geliştirilerek daha yoğun kullanılması sonucunu doğurmuştur. Çalışma boyunca biyoyakıtların Avrupa Birliği enerji ihtiyacının karşılanmasındaki rolü ve etkisi incelenmiştir. Bu amaçla özellikle üye ülkelerin, Eurostat'ın, OECD'nin ve Uluslararası Enerji Ajansı'nın verileri ve raporlarından yararlanılmıştır. Araştırma sonucunda Avrupa Birliği'nde biyoyakıt kullanımının; elektrik, ısıtma-soğutma ve ulaşım başta olmak üzere, enerji ihtiyacının karşılanmasında ve enerji bağımlılığının azaltılmasında ciddi katkılar sağladığı görülmüştür.

Avrupa BirliğiBiyoyakıtlarEnerji+5
Ergün Özütemiz
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Yasa dışı göçle mücadele politikalarının AB-Türkiye ilişkileri üzerine etkisi

Günümüzde küreselleşme ve teknolojinin sunmuş olduğu birtakım imkânlar insanların yaşama biçimlerini önemli düzeyde değiştirmiştir. Bu değişim her zaman olumlu anlamda gelişmemiştir. Ülkelerin gelişmişlik düzeyleri arasında büyük farklılıklar meydana gelmeye başlamış ve ekonomik durumlar ülkelerin refah düzeylerini büyük ölçüde etkilemeye başlamıştır. Bu durum gelişmişlik düzeyi az olan ülkelerden gelişmiş ülkelere bir umut amacıyla göç unsurunu başlatmış ve halen devam etmekte olan çok sayıda insanın toplu göç etmelerine neden olmaya başlamıştır. Göç edenlere yasal yolların kapatılması sonucu yasa dışı göç hareketleri hız kazanmıştır. Bu durum göç hareketlerine Türkiye'nin dâhil olmasına neden olmaktadır. Bunun sebebi az gelişmiş olan ülkelerden Avrupa'ya göç etmek isteyenlerin Türkiye'den geçmek durumunda olmasıdır. Türkiye-Yunanistan kara sınırından ya da Ege kıyılarından ilk olarak Yunanistan'a, ardından diğer AB ülkelerine geçen göçmenler, ülkemizi de yasa dışı göçün içine çekmektedir. Bu çalışma, göç kapsamında AB-Türkiye ilişkilerini ortaya koymak ve bu ilişkilerin sürecini belirleyen önemli unsurlardan biri olan yasa dışı göç konusunu ve bu konunun Türkiye-AB ilişkilerini nasıl etkilediğini ifade etmek amacıyla hazırlanmıştır. Üç bölümden oluşan çalışmanın birinci bölümünde göç kavramı ortaya koyulmuştur. İkinci bölümde AB'nin yasa dışı göç ve göçmenlere ilişkin uyguladığı politikalar tarihsel kronolojide ifade edilmiştir. Üçüncü ve son bölümde ise, AB'nin yasa dışı göçle mücadelesinin Türkiye-AB ilişkilerine etkileri incelenmiştir.

Avrupa BirliğiGöçlerTürk dış politikası+5
Bedriye Sudançıkmaz
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

2010 Arap Baharı sonrası Körfez Arap ülkelerinin gayrimenkul yatırımları: Türkiye örneği

2001 İkiz Kuleler saldırıları sonrasında Amerika Birleşik Devletleri'nde yayılan Arap ülkelerine yönelik "terörist veya terör yandaşı" bakış açısı Arap yatırımcıları farklı yatırım bölgeleri bulma arayışına itmiştir. 2002 yılında ılımlı İslam politikasına sahip Recep Tayyip Erdoğan önderliğindeki Adalet ve Kalkınma Partisi (Ak Parti)'nin Türkiye'de seçimleri kazanarak iktidar olması, özellikle Arap Baharı sonrasında yine Türkiye'nin Arap ülkelerine model ülke olarak görülmesi Arap ve Körfez ülkelerindeki sermaye gruplarının dikkatini Türkiye'ye çevirmiştir. 2002 yılından bugüne büyüyerek dünya da güçlü ekonomiler arasına giren Türkiye, Müslüman bir ülke olması, sahip olduğu genç nüfusu, mülkiyet hakkının mahremiyetine gösterilen saygı, Ak Parti'nin özellikle Arap sermayesini yurda çekmek için ürettiği iç ve dış politikaları gibi sebeplerle Arap sermayesi, özellikle 2010 yılından sonra Türkiye'de ciddi yatırımlar yapmaya başlamıştır. Bu yatırımların en başında gayrimenkul sektörü gelmektedir. 2010'dan 2015 yılına kadar sürekli artan Arapların Türkiye'deki gayrimenkul yatırımları 2016 yılında azalma eğilimi göstermiştir. Bu azalmaya sebep olarak da uluslararası ekonomik kriz, Arap dünyasının ekonomik anlamda can damarını oluşturan petrol varil fiyatlarındaki düşüş, Türkiye'de konut fiyatlarındaki artış, yine Türkiye konut satışlarında yapılan usulsüzlükler ve inşaat firmalarının taahhütlerini yerine getirememeleri, 2016 yılında Türkiye'de yaşanan darbe girişimi ve son günlerde Türkiye'de yaşanan ekonomik kriz gösterilebilir. Arap dünyasının yatırımlarının Türkiye ekonomisine olumlu katkı yaptığı ve özellikle gayrimenkul sektörünü canlı tuttuğu aşikârdır. Bu yatırımların azalmasının Türkiye ekonomisini olumsuz etkileyeceği gibi gayrimenkul sektöründe de daralmaya sebep olması beklenilmektedir.

Amerika Birleşik DevletleriArap BaharıAraplar+7
Mücahit Ay
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

1999-2002 DSP-MHP-ANAP Koalisyon Hükümeti ile 2002-2007 arası AK Parti hükümetlerinin AB politikalarının Kopenhag Kriterleri çerçevesinde incelenmesi

Bu çalışmada Türkiye Cumhuriyeti'nin 1950'li yılların sonlarından günümüze kadar içerisinde bulunduğu Avrupa Birliği üyelik sürecinin en önemli iki kritik döneminde Kopenhag Kriterleri çerçevesinde kat edilen mesafe incelenmiştir. Türkiye Cumhuriyeti hükümetleri bu süreçte karşılaştığı sorunları ulusal birlik ve bütünlüğün korunması hedefinden sapmadan ilkeli bir şekilde ulu önder Atatürk'ün çizdiği çağdaş uygarlıklar seviyesine yükseltmek istemiştir. Her iki hükümet de toplumun refah seviyesinin yükseltilmesi hususunda Avrupa Birliği'nin isteklerini yerine getirmek için çaba sarf etmiştir. Çalışmada, Avrupa Birliği politikalarının hükümetlerin isteklerine göre değil de bir devlet politikası olarak ele alınıp kararlılıkla üzerine gidildiği anlaşılmıştır. Yaklaşık 50 yılı aşkın bir süredir hiç değişmeden belirlenen kriterler çerçevesinde atılan kararlı adımlar bu durumun en önemli işaretidir. Çalışmaya konu edilen iki dönem içerisinde Avrupa Birliği yolunda yapılan uygulamalara bakıldığında birbirlerine benzer yönlerin olduğu gibi farklı yönlerin de olduğu tespit edilmiştir.

Adalet ve Kalkınma PartisiAvrupa BirliğiKoalisyon+7
Faruk Yaman
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa Birliği üyelik sürecinde Türkiye'de mülteci hukuku: Suriye örneği

Hiçbir ayrım gözetilmeden insanların doğuştan sahip olduğu temel hak ve özgürlüklerin tümüne insan hakları denir. Kişinin ikamet ettiği ülkenin korumasından faydalanamaması ya da haklı sebeplere dayalı olarak faydalanmak istememesi halinde, başka ülkeden koruma talep etmesine sığınma hakkı denir. Başka bir ülkenin korumasından yararlanmak için yaptığı başvurusu onaylanan kişi mülteci olarak tanımlanır.Temel insan hakkı olarak tanımlanan sığınma hakkı, insan onuruna yakışır şekilde yaşamayı ifade etmesine rağmen devletlerin sunduğu bir hak olarak algılanmaktadır. Avrupa Birliği sığınma konusunda ortak bir sistem kurmaya çalışmaktadır. Ancak devletlerin ulusal egemenlikleri söz konusu olunca bu sistemi istenen düzeye getirmek zorlaşmaktadır.Avrupa Birliği üyelik sürecinde olan Türkiye, sığınma konusunu da Avrupa Birliği müktesebatı ile uyumlaştırmak durumunda kalmıştır. Fakat Türkiye'nin coğrafi konumu, bu konuyu karmaşık bir hale getirmektedir. Bu çalışmada; Avrupa Birliği'nin uluslararası hukuk alanında halen gelişmekte olan iltica müktesebatı ve Türkiye'nin iltica müktesebatına uyumu, uyumun sonuçları ve bu durumda ortaya çıkarabilecek etkiler Suriye örneğiyle incelenmeye çalışılacaktır.Anahtar Kelimeler: 1) Sığınma 2) Mülteci 3) İltica 4) Avrupa Birliği 5) Türkiye

Avrupa BirliğiMülteci haklarıMülteciler+3
Hilal Akalın
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Amerika'nın yeni ihtiyatlı dış politikası ?Akıllı Güç?ün pasifik vizyonu

Bu tez çalışmasında, Amerika Birleşik Devletleri'nin (ABD) 44. Başkanı Barack Hussein Obama döneminde ABD'nin yeni ihtiyatlı dış politikası ?Akıllı Güç?ün Asya-Pasifik'teki yansımaları ve gelecekte ne şekilde gelişebileceği üzerinde durulmuştur. ?Akıllı Güç? terimi, dış ilişkilere yönelik yeni Amerikan yaklaşımının yumuşak güç diplomasisi araçlarını, yardımını ve liberal normlar ile birlikte silahlı kuvvetlerin geleneksel sabit güç araçlarını bir arada toplamaktadır. Buna göre Başkan Obama'nın Ocak 2009'dan Kasım 2012'ye kadar süren birinci başkanlık döneminde sergilediği Asya-Pasifik eksenli dış politikasını ve bu dönemde alt yapısını oluşturduğu hegemonik güç odaklı politikalarını, Kasım 2012'den sonra ikinci başkanlık döneminde de ?Akıllı Güç? kurgusu altında sürdürmesi beklenmektedir.Anahtar Kelimeler: Akıllı Güç, Yumuşak Güç, Sert Güç, Asya-Pasifik, Çin, ABD Dış Politikası, Obama Doktrini

Akıllı güçAmerika Birleşik DevletleriAsya Pasifik bölgesi+5
Yusuf Ertuğral
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Uluslararası ve bölgesel yasa dışı uyuşturucu ticareti ile mücadele anlaşmalarının Türkiye'deki mücadeleye etkileri

Yasa dışı uyuşturucu ve uyarıcı maddeler sorunu karşısında Türkiye'nin uluslararası ve bölgesel mücadelesine yer verilen bu çalışmada, yakalama verileri ile ulaşılan son durum açıklanmaya çalışılmıştır. Çalışmanın temel konusu; Türkiye'nin imzaladığı uluslararası ve bölgesel yasa dışı uyuşturucu ve uyarıcı madde ticareti ile mücadele anlaşmalarının arzı ne yönde şekillendirdiğidir. Tez içeriğinde uyuşturucu ve uyarıcı maddelerin küresel boyutu ele alınarak yasa dışı arz piyasası ve buna olan talep, veriler ile açıklanmıştır. Bağımlılık yapıcı maddelere karşı alınan uluslararası ve bölgesel düzeyde tedbirlere değinilmiş; Türkiye'nin bu mücadeleye katılımı bölgesel ve uluslararası düzeyde incelenmiştir. Türkiye'de ele geçirilen uyuşturucu ve uyarıcı madde miktarları 2000-2006 ve 2006-2012 yıllarını kapsayacak şekilde iki dönem halinde ele alınıp incelenerek, yapılan bölgesel ve uluslararası anlaşmaların yakalama hareketliliğini nasıl etkilediğine bakılmıştır. Çalışma ile son 6 yıllık dönemde (2006-2012) yapılan bölgesel anlaşmalar ve Türkiye'nin ulusal uyuşturucu politikası sonucunda, bağımlılık yapıcı madde yakalamalarının bir hayli arttığı sonucuna varılmıştır.

Narkotik suçlarNarkotiklerUluslararası güvenlik+7
Hacı Uğur Eydemir
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Rousseau'nun eğitim anlayışı ve günümüze yansımaları

Aydınlanmanın öncüsü Jean Jacques Rousseau'nun, 1762 yılında yazdığı Emile ya da Eğitim Üzerine adlı eseri, bu çalışmanın temelini oluşturmaktadır. Bu eser doğrultusunda eğitim olgusuna ışık tutacak arşiv-belgeler incelenmiş, özellikle; eğitim felsefesi, sosyoloji, eğitim bilimcilerin dâhil olduğu uzman görüşlerine başvurulmuştur. Rousseau'nun eğitim düşünceleri ile ilgili, literatür araştırması yapılmıştır. Çalışmada Türkiye'nin ezberci eğitim sistemden vazgeçip, çocukların öğrendiğini uygulayan, araştıran, çocuk merkezli eğitim sisteminin benimsemesi hususunda genel bir literatür taraması gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın sonucuna göre; Rousseau'nun yenilikçi eğitim anlayışının Cumhuriyet'in ilk yıllarında Türk eğitim sistemi üzerinde önemli etkileri olmuştur. İlk geliştirilen müfredatlarda Rousseau'nun düşünceleri benimsenmiştir. Bu yönüyle onun görüşleri, deneyimle eğitimi buluşturan, yapılandırmacı-öğrenci merkezli müfredat anlayışına temel oluşturmuştur.

EğitimEğitim felsefesiEğitim reformları+3
Gönül Öktem
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Bölünmüş ülkelerin birleşmesi : Kore örneği

Bu çalışmada, Güney ve Kuzey Kore'nin barışçıl ve istikrarlı bir şekilde birleşme gerçekleştirmesi için gerekli koşulların ne olacağı tespit edilmiştir. Gerekli koşulları araştırmak için tarihte bölünmüş ülkelerden birleşmesi gerçekleşen Vietnam, Yemen, Almanya ve yeniden bölünen Kıbrıs örnekleri üzerinde dikkat edilmesi gereken hususlar incelenmiştir. Ayrıca, Kore Yarımadası'nın bölünme sürecinden bu yana iki Kore'nin ilişkileri, çevre dört ülkenin politikası ve Kore'nin birleşmesiyle ilgili tutumu değerlendirilmiştir. İç ve dış ortamına bakıldığında, Kore birleşmesi çözülmesi gereken birçok sorunu barındıran karmaşık ve zor bir süreçtir. Bu nedenle, birleşme sürecinde çıkabilecek sorunları en aza indirmek için gerekli koşulları teker teker oluşturarak kademeli ve aşamalı yolla birleşmek gerekmektedir. Öncelikle, siyasi, ekonomik ve sosyal entegrasyonun temelini oluşturmak için iki Kore ilişkileri geliştirmelidir. Ayrıca, Kore Yarımadası'nda kalıcı barış sağlanması için askeri gerginlik azaltılmalı ve Kuzey Kore'nin nükleer sorunu çözülmelidir. Gelişen ilişkiler ve sağlanan kalıcı barış çerçevesinde dört güçlü ülkenin olumlu bir birleşme ortamı oluşturması gerekmektedir.

BirleşmelerGüney KoreKore+1
Byoungkıl An
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Soğuk savaş sonrası uluslararası güvenlik sorunlarının çözümünde Birleşmiş Milletler'in rolü

Bu çalışmada güvenlik kavramının analizi yapılarak Birleşmiş Milletler 'in Soğuk Savaş sonrası dönemde ortaya çıkan sorunların çözümündeki etkinliği ortaya konulmaya çalışılmıştır. Soğuk Savaş'tan sonra uluslararası güvenlik sorunları değişmiş; başta iç savaşlar olmak üzere, uluslararası terörizm, soykırım, organize suçlar, siber terör gibi sorunlarda gözle görülür bir artış yaşanmıştır. Dünya küreselleşmenin de etkisiyle değişip dönüşürken Birleşmiş Milletler'in yapısında ve politikalarında herhangi bir değişiklik olmamıştır. Bu durum Birleşmiş Milletler' in anakronik bir örgüt olarak sorunları çözmede başarısız olmasına yol açmıştır. Çalışmanın merkezinde Birleşmiş Milletler'in işlevini yitirmesindeki sebepler araştırılarak Afganistan, Irak, Kore ve Kuveyt savaşları, Bosna ve Ruanda soykırımları, Somali ve Suriye'de yaşanan iç çatışma gibi örneklerle BM'nin uluslararası güvenlik ve barışı sağlamadaki başarısızlığı açıklanmaya çalışılmıştır. BM'nin bu başarısızlığı örgüt yapısından uluslararası hukuk boyutuna, küreselleşme ve yeni tehditler karşısındaki duruşundan barış operasyonlarındaki değişimlere kadar ayrı ayrı değerlendirilerek radikal bir değişimden geçmesi gerektiğine vurgu yapılmıştır.

Birleşmiş MilletlerGüvenlikSoğuk Savaş sonrası+1
Özlem Al
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00

Other supervisors