Theses supervised by Doç. Dr. Betül Düşünceli
11 theses · Sakarya University
Algılanan ebeveyn ilişkisi, bağlanma örüntüleri ve ikili ilişkilerde çatışma çözme tepkileri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın temel amacı, algılanan ebeveyn ilişkisi, bağlanma örüntüleri ve ikili ilişkilerde çatışma çözme tepkileri arasındaki ilişkilerin tespit edilmesi, algılanan ebeveyn ilişkisi ve bağlanma örüntülerinin, ikili ilişkilerde çatışma çözme tepkilerini yordayıp yordamadığının belirlenmesidir. Araştırmada bir alt amaç olarak bu değişkenler bakımından katılımcıların sosyodemografik özelliklerinin anlamlı olarak farklılaşıp farklılaşmadığının tespit edilmesi amaçlanmıştır. Bu amaçlarla yürütülen araştırma, ilişkisel tarama metoduna dayalı, nicel, kesitsel niteliktedir. Araştırmanın veri toplama yöntemi ankettir. Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri- İlişki Yapısı (YİYE-İY)-Partner/ Bağlanma Örüntüleri Ölçeği, Algılanan Ebeveyn İlişkisi Ölçeği ve İkili İlişkilerde Çatışma Çözme Tepkileri Ölçeği çerçevesinde Likert esasına dayalı olarak veri elde edilmiştir. Araştırmanın evreni Türkiye'de yaşayan, 18 yaş ve üzerinde bulunan, romantik ilişkisi bulunan kadın ve erkeklerden oluşmaktadır. Bu evren içerisinden kolayda örnekleme yöntemine dayalı olarak 380 katılımcının sağlıklı anket formlarına erişilmiştir. Elde edilen veriler IBM SPSS 24 programında çözümlenmiştir. Katılımcıların sosyodemografik özelliklerinin değişkenler açısından istatistiksel olarak anlamlı fark gösterip göstermediğinin tespit edilmesi noktasında bağımsız örneklem t-testi ve Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) kullanılmıştır. Araştırmada değişkenleri olan arasındaki ilişkilerin yönünü ve gücünü tayin etmek amacıyla korelasyon analizinden yararlanılmıştır. Algılanan ebeveyn ilişkisi ve bağlanma örüntülerinin ikili ilişkilerde çatışma çözme tepkilerini yordama durumunu ortaya koymak amacıyla ise regresyon analizi kullanılmıştır. Fark analizlerinde elde edilen bulgulara göre ebeveyn ilişki tutumları, bağlanma örüntüleri ve ikili ilişkilerdeki çatışma çözme stratejilerinin bazı sosyodemografik değişkenlere göre anlamlı farklılıklar gösterdiğini ortaya koymuştur. Cinsiyet, sosyoekonomik düzey, ebeveyn birlikteliği, bakım veren kişi ve psikiyatrik tanı gibi sosyodemografik faktörlerin özellikle ebeveyn algısı ve çatışma tepkileri değişkenleri bakımından istatistiksel olarak anlamlı farklılık gösterdikleri belirlenmiştir. Algılanan ebeveyn ilişkisi ve ikili ilişkilerde çatışma çözme tepkileri arasındaki ilişkilere yönelik olarak elde edilen bulgular, ilgisiz ebeveyn tutumlarının çıkış ve yokmuş gibi davranma gibi uyumsuz tepkilerle pozitif; konuşma ve bağlılık gibi yapıcı tepkilerle negatif ilişkili olduğunu göstermiştir. Demokratik tutumlar, özellikle konuşma ve bağlılık tepkileriyle pozitif; çıkış tepkisiyle negatif ilişkilidir. Koruyucu tutumlar da konuşma ve bağlılıkla pozitif, çıkış tepkisiyle negatif ilişkiler sergilemektedir. Otoriter ve bağımlı tutumların ise çatışma tepkileriyle anlamlı ilişkileri sınırlıdır. Regresyon analizleri, ebeveyn tutumlarının çatışma tepkilerini düşük düzeyde ancak anlamlı biçimde yordadığını ortaya koymuştur. Bağlanma stilleri açısından, kaçınma ve kaygılı bağlanma, yıkıcı çatışma tepkileri olan çıkış ve yokmuş gibi davranma tepkileriyle pozitif; yapıcı olan konuşma tepkisiyle ise negatif ilişkili bulunmuştur ve anlamlı şekilde yordanmıştır. Kaygılı ve kaçıngan bağlanma örüntülerinin, çatışmalarda sağlıksız çözüm stratejilerinin kullanımını artırmakta, yapıcı iletişimi ise azaltmakta olduğu anlaşılmıştır.
Romantik ilişkide öz yeterlilik ile kendini belirleme ve ilişkilerle ilgili bilişsel çarpıtma düzeyleri arasındaki ilişkilerin incelenmesi
Bu çalışmanın temel amacı, üniversite öğrencilerinin romantik ilişkilerde sahip oldukları öz yeterlilik düzeyleri ile kendini belirleme (güvengenlik) düzeyleri ve ilişkilere dair bilişsel çarpıtmaları arasındaki ilişkilerin incelenmesidir. Araştırma süreci, ilişkisel tarama modeli temel alınarak yürütülmüştür. Araştırmanın çalışma grubunu, 2024-2025 akademik yılında Sakarya Üniversitesi'nin çeşitli fakültelerinde öğrenim gören toplam 704 öğrenci oluşturmaktadır. Bu grubun 557'si kadın, 147'si erkek olup, katılımcıların yaşları 18'in altından 25'in üzerine kadar geniş bir aralık göstermektedir. Veri toplama sürecinde Romantik İlişkilerde Öz Yeterlilik Ölçeği, Voltan-Acar tarafından geliştirilen Kendini Belirleme (Güvengenlik) Envanteri ve İlişkilerle İlgili Bilişsel Çarpıtmalar Ölçeği kullanılmıştır. Elde edilen veriler; betimsel istatistiklerin yanı sıra Pearson korelasyon katsayısı, bağımsız örneklemler için t-testi, tek yönlü ANOVA ve Kruskal-Wallis testi aracılığıyla analiz edilmiştir. Yapılan analizler neticesinde, romantik ilişkilerdeki öz yeterlilik ile güvengenlik envanterinin çekingen alt boyutu arasında negatif yönlü, orta düzeyde ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. Diğer yandan, romantik ilişkilerdeki öz yeterlilik düzeyleri ile güvengen alt boyut arasında pozitif yönlü, düşük düzeyde anlamlı bir ilişki gözlemlenmiştir. Ayrıca, öz yeterlilik puanları ile ilişkisel bilişsel çarpıtmaların yakınlıktan kaçınma ve gerçek dışı beklentiler alt boyutları arasında negatif yönlü, düşük düzeyde anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Ancak, zihin okuma boyutu ile öz yeterlilik arasında anlamlı bir bağlantı görülmemiştir. Bilişsel çarpıtma düzeyleri ile güvengenlik arasında kurulan ilişkiler incelendiğinde; yakınlıktan kaçma ile çekingenlik arasında pozitif yönlü, orta düzeyde; güvengenlikle ise negatif yönlü, orta düzeyde anlamlı ilişkiler belirlenmiştir. Zihin okuma boyutu ile çekingenlik arasında anlamlı bir ilişki bulunmazken, güvengenlikle arasında pozitif yönlü ve düşük düzeyde bir ilişki olduğu saptanmıştır. Bu bulgular, bireylerin romantik ilişkilerdeki öz yeterlilik algılarının, kendini belirleme biçimlerinin ve ilişkilere dair zihinsel çarpıtmalarının birbiriyle bağlantılı olduğunu ortaya koymaktadır. Elde edilen sonuçlar, üniversite öğrencilerinin romantik ilişkilerde yaşadığı işlevselliği desteklemek amacıyla bireysel ya da grupla psikolojik danışmanlık süreçlerinde dikkate alınabilecek önemli psikolojik değişkenleri göstermektedir.
Vardiya sistemi ile çalışan bireylerin duygu düzenleme güçlükleri, tükenmişlikleri ve yaşam doyumları arasındaki ilişkilerin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı vardiyalı çalışan bireylerin duygu düzenlemede güçlük, tükenmişlik ve yaşam doyumu düzeylerini incelemektir. Çalışmada korelasyonel model kullanılmıştır. Çalışma grubu vardiya sistemi ile çalışan 321 gönüllü yetişkinden oluşmaktadır. Araştırma verileri üç farklı ölçek ve bir kişisel bilgi formu ile toplanmıştır. İlk form katılımcıların cinsiyet, yaş, kıdem, meslek, sosyo-ekonomik durum gibi demografik bilgileri içeren Kişisel Bilgi Formu'dur. İkinci form bireylerin yaşam doyumu düzeylerini belirlemek amacıyla kullanılan YetişkinYaşam Doyumu Ölçeği'dir. Üçüncü form bireylerin tükenmişlik düzeylerini ölçebilmek amacıyla Tükenmişlik Ölçeği Kısa Fromu'dur. Dördüncü form ise bireylerin duygu düzenleme güçlüğü düzeylerini ölçebilmek amacıyla kullanılan Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği Kısa Formu'dur. Araştırma verileri gönüllü bireylerin formu elden doldurmaları ile derlenmiştir. Veriler SPSS programıyla analiz edilmiştir. Analizler ANOVA ve t-testi, Pearson Korelasyon analizi yöntemleriyle yapılmıştır. Sonuçlar 0.05 anlamlılık düzeyinde yorumlanmıştır. Verilerin dağılımının normalliğini incelemek amacıyla basıklık ve çarpıklık ölçümleri incelendiğinde dağılımın -1 ile +1 değerleri arasında olduğu görülmüştür. Bu da verilerin normal bir dağılım gösterdiğini kanıtlamaktadır. Bu çalışmada, vardiya sistemi ile çalışan bireylerin duygu düzenleme güçlüğü düzeylerinin tükenmişlik ile aynı yönde ve yaşam doyumu ile ters yönde bağlantılı olduğu; tükenmişlik düzeylerinin de yaşam doyumu ile ters yönde bağlantılı olduğu saptanmıştır. Tükenmişlik düzeylerinin yaşam doyumunu anlamlı bir şekilde tahmin ettiği tespit edilmiştir. Demografik faktörler açısından incelendiğinde, yaşam doyumu düzeylerinin yaş ve algılanan sosyo-ekonomik düzey açısından istatistiksel olarak anlamlı şekilde farklılaştığı görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Vardiya sistemi, Duygu Düzenleme Güçlüğü, Tükenmişlik, Yaşam Doyumu.
Üniversite öğrencilerinde bağlanma stilleri, duygusal zeka ve psikolojik esneklik arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın temel amacı bağlanma stilleri ve duygusal zekânın psikolojik esnekliği yordayıp yordamadığının belirlenmesidir. Aynı zamanda bağlanma stilleri, duygusal zekâ ile psikolojik esneklik arasındaki ilişkiyi tespit etmek ve üniversite öğrencilerinin psikolojik esneklik düzeylerini cinsiyet, çocukken bakım veren kişi ve önemli bir travmatik olay yaşama durumuna göre incelemektir. Araştırmanın modeli, ilişkisel araştırma modelidir. Araştırma grubunu, Türkiye'nin farklı illerindeki üniversitelerde eğitim gören ve uygun örnekleme tekniğiyle, gönüllülük esasına göre seçilen 518 öğrenci oluşturmaktadır. Çalışmaya ilişkin bilgiler 2024-2025 akademik yılı içerisinde çevrim içi bir anket formu kullanılarak elde edilmiştir. Çalışma grubunun yaş aralığı 17-32'dir. Çalışma grubunun 328'i (%64.1) kadın, 181'i (%34.9) erkek, 5' i (%1.0) ise cinsiyet belirtmek istemeyen diğer olmak üzere toplam 518 kişiden oluşmaktadır. Çalışmada yer alan bireylerin sosyo-demografik özelliklerini ölçmek için Kişisel Bilgi Formu, bağlanma stillerini tespit etmek amacıyla Üç Boyutlu Bağlanma Sitilleri Ölçeği, duygusal zekâyı saptamak için Duygusal Zekâ Özelliği Ölçeği Kısa Form (DZÖÖ-KF), psikolojik esneklik düzeylerini ölçmek amacıyla Psikolojik Esneklik Ölçeği uygulanmıştır. Verilerin analizi sürecinde sosyal bilimler için uygun bir istatistik programından yararlanılmıştır. Üniversite öğrencilerinin bağlanma stilleri ve duygusal zekâ düzeylerinin psikolojik esneklik düzeylerini yordamasına ilişkin aşamalı çoklu doğrusal regresyon analizi yapılmıştır. Üniversite öğrencilerinde bağlanma stilleri, duygusal zekâ ve psikolojik esneklik arasındaki ilişkiyi incelemek üzere Pearson Korelasyon Analizi kullanılmıştır. Psikolojik esneklik puanlarının cinsiyete, travmatik olay yaşama durumuna göre farklılık gösterip göstermediğini incelemek amacıyla ilişkisiz örneklemler t testi analizi yapılmıştır. Üniversite öğrencilerinin psikolojik esneklik düzeylerinin çocukken bakım veren kişiye göre farklılık gösterip göstermediğini tespit etmek için tek yönlü ANOVA ve Kruskal Wallis analizi uygulanmıştır. Yapılan veri analizleri sonucunda psikolojik esneklik ile duygusal zekânın alt boyutlarından iyi oluş, öz kontrol, duygusallık ve sosyallik alt boyutları arasındaki orta düzeyde pozitif ve anlamlı ilişkiler tespit edilmiştir. Psikolojik esneklik ile bağlanma stillerinin alt boyutu olan güvenli bağlanmayla orta düzeyde pozitif ilişkili, kaygılı- kararsız bağlanmayla orta düzeyde negatif yönde ilişkili bulunurken, kaçınan bağlanma ile aralarında anlamlı bir farklılık tespit edilememiştir. Ayrıca bağlanma stilleri ve duygusal zekânın alt boyutlarının psikolojik esnekliği yordama düzeyi incelenmiştir. Duygusal zekânın alt boyutları olan iyi oluş, öz kontrol, sosyallik psikolojik esnekliği anlamlı olarak yordarken duygusallık alt boyutu ise anlamlı olarak yordamamıştır. Duygusal zekânın alt boyutları ile bağlanma stillerinin alt boyut puanları birlikte psikolojik esneklik düzeylerini anlamlı bir şekilde yordadığı görülmüştür. Psikolojik esneklik kaygılı- kararsız bağlanma tarafından anlamlı şekilde yordanırken güvenli ve kaçınan bağlanma tarafından anlamlı şekilde yordanmadığı görülmüştür. Demografik değişkenlerden analiz edilen bulgular temel alındığında psikolojik esneklik düzeyi cinsiyete ve çocukken bakım veren kişiye göre anlamlı farklılık göstermemektedir. Psikolojik esneklik travmatik olay yaşama durumuna göre ise anlamlı farklılık göstermektedir. Anahtar kelimeler: Bağlanma stilleri, Duygusal zekâ, Psikolojik esneklik, Üniversite Öğrencileri.
Özyeterlik düzeyinin yordayıcıları olarak değerler ve akılcı olmayan inançların incelenmesi
Bu araştırmanın amacı değerler ve akılcı olmayan inançların özyeterlik düzeyine etkisinin incelenmesidir. Ayrıca araştırmada, özyeterlik düzeyinin cinsiyet, yaş ve eğitim düzeyine göre farklılaşıp farklılaşmadığı ele alınmıştır. İlişkisel tarama modelinde gerçekleştirilen bu araştırmanın çalışma grubunu 18 yaş ve üzeri yetişkin bireyler oluşturmaktadır. Katılımcılar, 264 kadın; 103 erkek olmak üzere toplam 367 kişiden oluşmaktadır. Araştırmada veri toplama araçları olarak Genel Özyeterlik Ölçeği, Portre Değerler Anketi ve Akılcı Olmayan İnançlar Ölçeği kullanılmıştır. Çevrim içi ortamda toplanan verilerin analizi için gerekli betimleyici istatistikler, Pearson korelasyon analizi, çoklu doğrusal regresyon analizi, t testi ve tek yönlü varyans analizi SPSS 24 programı aracılığıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırma bulgularına göre değerler ve akılcı olmayan inançlar, özyeterlik düzeyindeki değişimin %31'ini açıklamaktadır. Değerlerden özyönelim, uyarılma, evrenselcilik alt boyutlarının ve akılcı olmayan inançların özyeterliğin anlamlı yordayıcıları olduğu saptanmıştır. Yaş, cinsiyet ve eğitim düzeyine göre ise özyeterlik düzeyi anlamlı farklılık göstermemektedir. Araştırmadan elde edilen bulgular ilgili alanyazın bağlamında tartışılmış ve araştırma sonuçlarından yola çıkarak gelecek araştırmalara yönelik önerilerde bulunulmuştur.
Erken dönem uyumsuz şemalar ve bağlanma stilleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı bireylerin yaşamlarının ilk dönemlerinden itibaren oluşturdukları erken dönem uyumsuz şemalar ile bağlanma biçimleri arasındaki ilişki düzeyini incelemektir. Bu araştırma nicel yöntemlerden ilişkisel tarama modeli ile yapılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu uygun örnekleme yöntemi ile gönüllülük esasına göre belirlenmiş genç yetişkin 400 kişi oluşturmaktadır. Araştırma verileri üç farklı veri toplama formu kullanılarak toplanmıştır. İlk form katılımcıların algılanan sosyo-ekonomik düzeyleri, romantik ilişki durumlarına, annenin çalışma durumuna, anneye olan duygusal yakınlık düzeyi ve babaya olan duygusal yakınlık düzeyi gibi çeşitli bilgilerin yer aldığı araştırmacı tarafından hazırlanan Kişisel Bilgi Formu'dur. İkinci form katılımcıların erken dönem uyumsuz şema alanlarını belirleyebilmek için Young Şema Ölçeği Kısa Form-3'tür. Üçüncü form ise bireylerin bağlanma stillerini belirleyebilmek adına Üç Boyutlu Bağlanma Stilleri Ölçeği Formu'dur. Araştırma verileri Google Form aracılığıyla çevrimiçi iletişim araçları kullanılarak toplanmıştır. Araştırmada elde edilen veriler bilgisayar ortamına aktarılarak SPSS programı yardımı ile analiz edilmiş ve Pearson Korelasyon analizi, t-testi, ANOVA ve Scheffe testi analizlerinden yararlanılarak yorumlanmıştır. Anlamlılık düzeyi 0.05 olarak alınmıştır. Araştırma verilerinin dağılım normalliğini incelemek adına basıklık (Kurtosis) ve çarpıklık (Skewnes) değerlerine bakılmıştır. Değerlerin -1/+1 aralığında olduğu ve bu değerlerin normal dağılım gösterdiği görülmüştür. Bu araştırmada bireylerin güvenli bağlanma düzeyleri ile yüksek standartlar, zedelenmiş sınırlar, zedelenmiş otonomi ve kopuk şema alanları arasında negatif yönlü anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır. Kaçınan bağlanma stili ile zedelenmiş otonomi, kopukluk, yüksek standartlar, zedelenmiş sınırlar şema alanlarının, kaygılı-kaçınan bağlanma stilinde tüm şema alanlarının pozitif yönlü anlamlı bir ilişki olduğu bulgulanmıştır. Zedelenmiş otonomi şema alanı ile algılanan sosyo-ekonomik düzey, romantik ilişkiye sahip olma durumu, anne çalışma durumu, anneye olan duygusal bağ düzeyi ve babaya olan duygusal bağ düzeyi arasında; kopukluk şema alanı ile romantik ilişkiye sahip olma, annenin çalışma durumu, anneye olan duygusal bağ, babaya olan duygusal bağ arasında; yüksek standartlar şema alanı ile algılanan sosyo-ekonomik düzey ve anneye olan duygusal bağ arasında; zedelenmiş sınırlar ile anne çalışma durumu arasında ve diğeri yönelimlilik şema alanı ile algılanan sosyo-ekonomik düzey, anneye olan duygusal bağ arasında istatiksel olarak anlamlı farklılık olduğu bulgulanmıştır. Güvenli bağlanma stili ile anneye olan duygusal bağ ve babaya olan duygusal bağ arasında; kaçınan bağlanma stili ile algılanan sosyo-ekonomik düzey ve anne çalışma durumu arasında ve kaygılı bağlanma stili ile romantik ilişkiye sahip olma durumu arasında anlamlı farklılık olduğu saptanmıştır.
Üniversite öğrencilerinde psikolojik esneklik ve yaşamın anlamı
Bu araştırmanın amacı üniversite öğrencilerinde psikolojik esneklik ve yaşamın anlamı arasındaki ilişkiyi tespit etmek ve psikolojik esneklik düzeylerinin cinsiyet, öğrenim görülen bölüm, algılanan sosyo- ekonomik düzey, romantik ilişkiye sahip olma durumu ve romantik ilişkinin süresi değişkenlerine göre incelemektir. Araştırmanın modeli, ilişkisel araştırma modelidir. Bu araştırmanın örneklemi Sakarya Üniversitesi Eğitim Fakültesi'nde öğrenim gören öğrencilerdir. Çalışma grubunun yaş aralığı 17-45'tir ve 328'i (%84.8) kadın, 59'u (%15.2) erkek olmak üzere toplamda 387 kişiden oluşmaktadır. Araştırmada katılımcıların demografik özelliklerini ölçmek için Kişisel Bilgi Formu, psikolojik esneklik düzeylerini ölçmek için Psikolojik Esneklik Ölçeği ve yaşamın anlamı düzeylerini ölçmek için Yaşamın Anlamı Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizi sürecinde sosyal bilimler için uygun bir istatistik programından yararlanılmıştır. Üniversite öğrencilerinde psikolojik esneklik ve yaşamın anlamı alt boyutları (var olan anlam ve bulunmaya çalışılan anlam) arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla Pearson Korelasyon Analizi yapılmıştır. Var olan anlam ve bulunmaya çalışılan anlamın psikolojik esnekliği yordama düzeyi Hiyerarşik Regresyon Analizi ile belirlenmiştir. Psikolojik esneklik puanlarının cinsiyet ve romantik ilişkiye sahip olma durumu değişkenlerine göre istatiksel açıdan anlamlı farklılık gösterip göstermediği İlişkisiz Örneklemler t Testi ile analiz edilmiştir. Psikolojik esneklik puanlarının öğrenim görülen bölüm, algılanan sosyo-ekonomik düzey ve romantik ilişkinin süresi değişkenleri açısından incelenmesi ise Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) ile yapılıp, farklılıkların hangi gruplarda olduğunu belirlemek amacıyla Bonferonni Testi kullanılmıştır. Yapılan veri analizleri sonucunda psikolojik esneklik ile var olan anlamın orta düzeyde ve pozitif ilişkili olduğu ve psikolojik esneklik ile bulunmaya çalışılan anlamın düşük düzeyde ve negatif ilişkili olduğu bulunmuştur. Bununla birlikte; yaşamın anlamının alt boyutlarının psikolojik esnekliği yordama düzeyi incelendiğinde ise var olan anlamın psikolojik esnekliği istatiksel olara anlamlı düzeyde ve pozitif yönde yordarken, bulunmaya çalışılan anlamın istatiksel olarak anlamlı düzeyde ve negatif yönde yordadığı görülmüştür. Demografik değişkenlerden elde edilen verilere göre; psikolojik esneklik düzeyi cinsiyete göre anlamlı farklılık göstermektedir ve üniversite öğrencilerinde psikolojik esneklik düzeyi erkeklerde kadınlardan daha yüksek bulunmuştur. Psikolojik esneklik düzeyi öğrenim görülen bölüm değişkenine göre ise anlamlı farklılık göstermemektedir. Psikolojik esneklik düzeyi yüksek ve orta olarak algılanan sosyo-ekonomik düzey gruplarında düşük olarak algılananlardan istatiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek bulunmuştur. Ayrıca psikolojik esneklik düzeyinin romantik ilişkisi olanlarda daha yüksek olduğu sonucu elde edilmiştir. Psikolojik esneklik, romantik ilişkinin süresine göre incelendiğinde 6-12 ay süreli romantik ilişkiye sahip olanların psikolojik esneklik düzeyleri romantik ilişkisi olmayanlara göre daha yüksek bulunmuştur. Anahtar kelimeler: Psikolojik esneklik, Yaşamın anlamı, Var olan anlam, Bulunmaya çalışılan anlam
Narrative(öyküsel) terapide dış şahit uygulamasına göre grupla psikolojik danışmanın ergenlerin olumsuz değerlendirilme korkusundaki etkililiği: karma yöntem
Bu araştırmanın amacı, Narrative (Öyküsel) terapide dış şahit uygulamasına odaklanan ve odaklanmayan grupla psikolojik danışmanın ergenlerin olumsuz değerlendirilme korkusu üzerindeki etkisini incelemek ve bu süreçlerin etkililiğine yönelik ergenlerden görüş almaktır. Bu araştırma, nicel ve nitel yöntemlerin bir arada kullanılması açısından karma yöntem araştırmasıdır. Araştırmanın karma yönteminin temel düzeyi, sıralı açıklayıcı tasarım; ileri düzeyi ise müdahale tasarımıdır. Araştırma, 2023-2024 eğitim öğretim döneminde gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın çalışma grubunda, ilk olarak 10. ve 11. Sınıfta eğitim öğretim gören 454 öğrenci arasından olumsuz değerlendirilme korkusuna yönelik ortalama değere sahip en yüksek 71 öğrenci belirlenmiştir ve bu öğrencilerle ön görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Yapılan ön görüşmeler sonucunda gönüllü olan ve ailesinin onayı alınan 24 öğrenci araştırmaya katılmıştır. Öğrenciler, her grupta 8 kişi olacak şekilde deney-1, deney-2 ve kontrol gruplarına eşit oranda ve yansız bir şekilde atanmıştır. Araştırmanın nicel modeli; 3×3'lük ön test, son test ve izlemenin de var olduğu iki deney bir kontrol gruplu, karmaşık desenli gerçek bir deneme modelidir. Müdahale sonrasındaki izleme görüşmeleri 10 hafta sonra gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın nitel basamağında, deney-1 ve deney-2 gruplarının olumsuz değerlendirilme korkusuna yönelik grupla psikolojik danışma sonrası ve izleme görüşmelerinde devam eden etkilerini incelemek için fenomenolojik desen kullanılmıştır. Araştırmanın nicel verilerini elde etmek için ilk olarak Leary (1983) tarafından geliştirilen ve Carleton, McCreary, Norton ve Asmundson (2006) tarafından ters maddeleri düz maddeler haline getirilen 12 maddelik Olumsuz Değerlendirilme Korkusu Ölçeği-Kısa Formu kullanılmıştır. Ölçeğin Türk kültürüne uyarlanması ise Gök ve Yalçınkaya-Alkar (2020) tarafından yapılmıştır. Araştırmada bu ölçekle ön test, son test ve izleme ölçümleri yapılmıştır. Son test ve izleme testinden sonra ise nitel sonuçlara ulaşmak için altı yarı yapılandırılmış soru kullanılmıştır. Nitel verilerin analizinde ise betimsel analiz yapılmıştır. Araştırmanın nicel bulgularına göre, Narrative terapi müdahalesinde bulunulan iki deney grubunun ön test, son test ve izleme testi arasında anlamlı bir fark olduğu görülürken kontrol grubunun ön test, son test ve izleme testi arasındaki fark anlamlı değildir. Diğer bulguda ise, deney-1, deney-2 ve kontrol grupları arasında ön test, son test ve izleme testi puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu görülmektedir. Bu fark, deney-1 ve deney-2 grupları lehinedir. Bununla beraber, Narrative terapi müdahalesi uygulanan deney-1 ve deney-2 grupları arasında ön test, son test ve izleme testi puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı hesaplanmıştır. Nitel bulgulara göre ise, deney-1 ve deney-2 gruplarının olumsuz değerlendirilme korkusuna yönelik uygulanan grupla psikolojik danışma deneyimine ilişkin görüşlerinden "Grupla psikolojik danışmanın etkililiği ve bu etkililiğin nedenleri", "Mektubun etkililiği" ve "Mektubun muhafaza edilmesi" olmak üzere üç tema belirlenmiştir. Nitel bulgulara ek olarak, deney-1 ve deney-2 gruplarına yönelik grupla psikolojik danışmanın izleme görüşmelerinde devam eden etkilerine yönelik "Grupla psikolojik danışmanın devam eden etkililiği" ve "Mektubun izleme görüşmelerindeki etkililiği" olmak üzere iki tema elde edilmiştir. Sonuç olarak, araştırmadan elde edilen sonuçlar alanyazın ışığında tartışılmış ve çeşitli öneriler sunulmuştur.
Psikolojik danışman adaylarının psikolojik belirtileri ile mesleki eğilimleri arasındaki ilişkide psikolojik yardım arama tutumunun aracı rolü
Bu çalışmanın amacı psikolojik danışman adaylarının psikolojik belirtileri ile mesleğe ilişkin kişisel eğilimleri arasındaki ilişkide psikolojik yardım almaya dair tutumlarının aracı rolünün incelenmesidir. Ek olarak, psikolojik danışman adaylarının psikolojik yardım almaya ilişkin tutum, psikolojik belirti ve mesleğe ilişkin kişisel eğilim düzeyleri betimlenmiştir. Ayrıca psikolojik danışman adaylarının mesleğe ilişkin kişisel eğilimlerinin cinsiyet, sınıf düzeyi ve rehberlik ve psikolojik danışmanlık programını seçme nedenlerine göre farklılaşıp farklılaşmadığına bakılmıştır. Bu araştırma, nicel araştırma desenlerinden ilişkisel model ile çalışılmıştır. Araştırmada, psikolojik danışman adaylarının psikolojik yardım almaya ilişkin tutumları Psikolojik Yardım Almaya İlişkin Tutum Ölçeği-Kısa Form; psikolojik belirtileri Kısa Semptom Envanteri; mesleğe ilişkin kişisel eğilimleri Psikolojik Danışman Eğitiminde Mesleğe İlişkin Kişisel Eğilimlerin Değerlendirilmesi Ölçeği ile ölçülmüş, çalışma grubuna ait demografik bilgi ve kategorik değişkenlere ait veriler araştırmacı tarafından oluşturulan Kişisel Bilgi Formu aracılığıyla elde edilmiştir. Araştırmanın çalışma grubunu 2019/2020 yılı Bahar döneminde üç devlet üniversitesinde öğrenim gören 785 Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık programı lisans öğrencisi oluşturmaktadır. Çalışma grubunun 563'ü kadın, 222'si erkek psikolojik danışman adayları olup yaşları 18-36 arasında değişmektedir. Araştırma problemindeki aracı etki SPSS Process Makro 3.5.2 eklentisi ile test edilmiş ve aracı etki anlamlılığı için bootstrapping güven aralığı hesaplanmıştır. Betimsel istatistik ve korelasyon analizleri SPSS 20 paket programı ile gerçekleştirilmiştir. Araştırma alt problemlerinin analizinde t-testi ve tek yönlü varyans analizinden (ANOVA) faydalanılmıştır. Varyansların homojenliğinin test edilmesinde Levene Testi, tek yönlü varyans analizi sonucunda ortaya çıkan anlamlı farklılıkların hangi gruptan kaynaklandığının belirlenmesi için ise Scheffe Testi uygulanmıştır. Araştırma sonucunda psikolojik danışman adaylarının psikolojik belirtileri ile mesleğe ilişkin kişisel eğilimleri arasındaki ilişkide psikolojik yardım almaya ilişkin tutumun aracı rolü olduğu saptanmıştır. Ayrıca bu araştırmanın sonucunda; Psikolojik danışman adaylarının psikolojik yardım almaya ilişkin tutum düzeylerinin yüksek olduğu bulunmuştur. Psikolojik danışman adaylarının psikolojik belirtilerinin düşük sıklıkta seyrettiği belirlenmiştir. Psikolojik danışman adaylarının mesleğe ilişkin kişisel eğilim düzeylerinin yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Kadın psikolojik danışman adayları ve rehberlik ve psikolojik danışmanlık programını kişisel özelliklerine uyduğu için tercih eden psikolojik danışman adaylarının mesleğe ilişkin kişisel eğilimlerinin daha yüksek olduğu bulunmuştur. Sınıf düzeyi bazında ise psikolojik danışman adaylarının mesleğe ilişkin kişisel eğilim düzeylerinde anlamlı farklılık bulunmamıştır. Araştırma kapsamında elde edilen bulgular ilgili alanyazın çerçevesinde tartışılmış, araştırma sonuçlarına dayalı ve gelecek araştırmalara yönelik önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Psikolojik yardım almaya ilişkin tutum, psikolojik belirtiler, mesleğe ilişkin kişisel eğilim, psikolojik danışman eğitimi, aracı etki
Genç yetişkinlerin duygu düzenleme güçlüklerini yordayan şema alanlarının belirlenmesi
Araştırmanın amacı; genç yetişkinlerde, şema alanlarının duygu düzenleme güçlüğü düzeylerini yordama durumunu tespit etmek ve şema alanları ile duygu düzenleme güçlüğü düzeylerinin, cinsiyet ve çocukluk döneminde ailenin algılanan sosyoekonomik seviyesi gibi sosyo-demografik değişkenlere göre incelemektir. Bu araştırma ilişkisel modelin kullanıldığı betimsel bir araştırmadır. Araştırmanın çalışma grubu 18-28 yaş arasındaki 590 kişiden oluşmaktadır. Çalışma gurubunu oluşturan katılımcıların 349'u (%59.2) kadın, 241'i (%40.8) erkektir. Araştırmada Young Şema Ölçeği Kısa Formundan, Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği Kısa Formundan ve Kişisel Bilgi Formundan yararlanılmıştır. Araştırma verilerinin analizinde IBM SPSS Statistics programının 23.0 versiyonu kullanılmıştır. Şema alanlarının duygu düzenleme güçlüğü düzeylerini yordama durumunu tespit etmek için regresyon analizi yapılmıştır. Duygu düzenleme güçlüğü düzeyleri ile şema alanlarının cinsiyete ve çocukluk döneminde ailenin sosyoekonomik seviyesi değişkenine göre anlamlı farklılık gösterip göstermediği Bağımsız Örneklemlerde t Testi ve Tek Yönlü Varyans Analizi ile incelenmiştir. Zedelenmiş otonomi, yüksek standartlar ve diğeri yönelimlilik şema alanının duygu düzenleme güçlüğü değişkenini pozitif yönde ve istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yordadığı bulunmuştur. Kopukluk ve zedelenmiş sınırlar şema alanının ise duygu düzenleme güçlüğü değişkeninin bir yordayıcısı olmadığı saptanmıştır. Duygu düzenleme güçlüğü düzeylerinin cinsiyete göre anlamlı farklılık gösterdiği, çocukluk döneminde ailenin algılanan sosyoekonomik seviyesi değişkenine göre farklılık göstermediği görülmüştür. Zedelenmiş otonomi alanının cinsiyete göre anlamlı farklılık gösterdiği, diğer şema alanlarına göre farklılık göstermediği tespit edilmiştir. Zedelenmiş otonomi, kopukluk ve diğeri yönelimlilik şema alanlarının çocukluk döneminde ailenin algılanan sosyoekonomik seviyesi değişkenine göre anlamlı bir farklılık gösterdiği, diğer şema alanlarının göstermediği sonucuna ulaşılmıştır.
Pozitif psikoloji temelli psiko-eğitim programının ergenlerde öznel iyi oluş ve dijital oyun bağımlılığına etkisi
Bu araştırmanın amacı, pozitif psikoloji temelli psiko-eğitim programının öznel iyi oluş ve oyun bağımlılığına etkisini incelemektir. Araştırma, 2021-2022 eğitim-öğretim yılında Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı bir lisede öğrenim gören 9. 10. ve 11.sınıf öğrencileri arasından yansız olarak seçilmiş 24 öğrenci ile yürütülmüştür. Ergenleri İçin Öznel İyi Oluş Ölçeği ile Oyun Bağımlılığı Ölçeği'nden en yüksek puanı alan öğrenciler arasından kura yöntemi ile denekler belirlenmiş ve araştırma gruplarına (deney n=12, kontrol n=12) seçkisiz atama yapılmıştır. Deney grubuna, öznel iyi oluşu arttırmaya ve oyun bağımlılığını azaltmaya yönelik 8 oturumdan oluşan pozitif psikoloji temelli çevrim içi psiko-eğitim programı uygulanırken kontrol grubuna herhangi bir uygulama yapılmamıştır. Araştırmada 2x3'lük (deney/kontrol grupları x öntest/sontest/izleme testi) split plot desen kullanılmıştır. Veri toplamak amacıyla, deney ve kontrol grubunda yer alan öğrencilere Ergenler İçin Öznel İyi Oluş Ölçeği ve Dijital Oyun Bağımlılığı Ölçeği farklı zaman aralıklarında (oturumlar başladığında, bittikten hemen sonra ve sonlandıktan bir ay sonra) üç kez uygulanmıştır. Bu ölçümlerden elde edilen verilerin analizinde, ölçüm ve gruplar arasında anlamlı bir fark olup olmadığı, tek faktör üzerinde tekrarlı ölçümler için iki faktörlü varyans analizi tekniği kullanılarak belirlenmiştir. Üç ölçümden (öntest, sontest ve izleme testi) elde edilen veriler SPSS 22 paket programıyla analiz edilmiştir. Araştırma bulgularına göre, pozitif psikoloji temelli psiko-eğitim programının araştırmanın bağımlı değişkenlerini oluşturan öznel iyi oluş ve oyun bağımlılığı üzerindeki etkisinin anlamlı olduğu görülmüştür (p<.05). Bu bulgu, öğrencilerin farklı deneysel koşullarda yer almalarının ön test, son test ve izleme testi puanlarını farklı düzeyde etkilediğini göstermektedir. Bu farklılığın kaynağını belirlemek amacıyla Bonferroni çoklu karşılaştırma testinden yararlanılmıştır. Varyans analizi ve Bonferroni çoklu karşılaştırma testinden alınan sonuçlar, pozitif psikoloji temelli psiko-eğitim programının öznel iyi oluşu arttırmak ve oyun bağımlılığını azaltmada etkili olduğunu ve bu etkinin bir aylık izleme sonucunda kalıcılığını koruduğunu göstermiştir. Kontrol grubunda ise öznel iyi oluş ve oyun bağımlılığı düzeyinde bir değişiklik olmadığı belirlenmiştir. Elde edilen bulgular ışığında araştırmadan elde edilen sonuçlar tartışılmış ve gelecek araştırmalar için önerilerde bulunulmuştur.