Theses supervised by Dr. Öğr. Üyesi Filiz Şükrü Gürbüz

11 theses · İstanbul Gelişim University

Master'sOpen AccessTR

Covid 19 pandemi sürecinde çalışan bireylerin stresle başa çıkma tarzlarının somatizasyon düzeyleri ile ilişkisi

COVID 19 pandemisi, tüm dünyayı etkisi altına alan önemli bir halk sağlığı sorunu olarak ülkemizde de etkisini sürdürmektedir. Salgınla değişen yaşam koşullarının bireylerin fiziksel ve ruhsal sağlığı üzerinde etkileri olduğu gözlenmektedir. Bu doğrultuda, toplumun değişen psikososyal süreçlerinin incelenmesinin önleyici ve koruyucu çalışmaların yapılandırılması açısından önem arz ettiği düşünülmektedir. Yapılan bu araştırmada, COVID 19 pandemi sürecinde çalışan bireylerde somatizasyon belirtileri ile stresle başa çıkma tarzları arasındaki ilişki incelenmiştir. Çalışma kapsamında, araştırmacı tarafından oluşturulan çevrimiçi soru formlarına yanıt veren 423 katılımcının verileri değerlendirilmiştir. Katılımcılara, Sosyo-Demografik Bilgi Formu, Somatizasyon Ölçeği ve Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği uygulanmıştır. Araştırmada, somatizasyon ve stresle başa çıkma tarzları alt boyutları cinsiyet, yaş grubu, eğitim düzeyi ve gelir düzeyi bakımından karşılaştırılmıştır. Ayrıca, somatizasyon ve stresle başa çıkma tarzları alt boyutları arasındaki ilişki incelenmiştir. Araştırma bulgularına göre, kadınlarda somatizasyon puanları erkeklere göre anlamlı düzeyde daha yüksektir. Ayrıca, kadınlarda çaresiz ve boyun eğici yaklaşım alt boyutu erkeklere kıyasla daha yüksektir. Yaş değişkenine göre, 26-35 yaş arası katılımcılarda kendine güvenli yaklaşım ve çaresiz yaklaşım puanları en yüksek bulunmuştur. Gelir düzeyine göre, düşük gelir düzeyindeki katılımcıların somatizasyon puanları daha yüksek bulunmuştur. Yüksek gelir düzeyindeki katılımcılarda ise kendine güvenli yaklaşım puanları daha yüksektir. Somatizasyon ve stresle başa çıkma tarzları alt boyutları arasındaki ilişki incelendiğinde, kendine güvenli yaklaşım ve iyimser yaklaşım negatif yönlü; çaresiz yaklaşım ile pozitif yönlü ve anlamlı ilişkili bulunmuştur. Somatizasyonu yordayan değişkenler incelendiğinde, kadın olmak, çaresiz yaklaşım puanlarının yüksek oluşu ve iyimser yaklaşım puanlarının düşük oluşu somatizasyon puanlarının yüksek oluşunu anlamlı düzeyde etkilemektedir. Araştırma bulguları, çalışan bireylerin hem iş hem de COVID 19 pandemi sürecinin stresi sebebiyle somatizasyon belirtileri geliştirme açısından riskli bir grup olduğu ve buna yönelik çalışılan kurumda veya farklı kuruluşlarda önleyici ve koruyucu çalışmaların yürütülebileceği düşünülmektedir.

Başa çıkmaBedenselleştirmeCOVID 19+4
Elif Bayrak
İstanbul Gelişim University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinin öfke ifade tarzları ile stres düzeyi ve yaşam doyumları arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu araştırmanın amacı, genç yetişkinlerin öfke ifade tarzları ile stres düzeyleri ve yaşam doyum düzeyleri arasındaki ilişkiyi araştırmaktır. Bu çalışma, tarama modeli betimsel bir araştırma niteliğindedir. Araştırmaya Pamukkale Üniversitesi Eğitim Bilimleri ve Sağlık bilimlerinde 2020-2021 eğitim öğrenim döneminde öğrenim görmekte olan 585 lisans öğrencisi (320 Eğitim Fakültesi ve 265 Sağlık Bilimleri Fakültesi) dahil edilmiştir. Araştırmaya katılan öğrenciler 17-26 yaş aralığındadır. 399 öğrenci kadın, 186'sı erkektir. Katılımcıların 190'ı 1., 163'ü 2., 117'si 3. ve 115'i 4. sınıftır. Katılımcıların akademik başarılarına bakıldığında; 60 öğrenci başarısızlık algısına, 327'i ortalama düzeyde başarı algısına ve 198'i başarılı algısına sahiptir. Katılımcıların büyük çoğunluğunun aile gelir düzeyi orta düzeydedir (458, %78,3). Anne eğitim durumuna bakıldığında; 178'inin annesi ilköğretim, 270'inin lise ve 137'sinin üniversite düzeyinde olduğu bulunmuştur. Baba eğitim durumuna bakıldığında; 90'ının babasının ilköğretim, 261'inin lise ve 234'ünün üniversite düzeyinde olduğu belirlenmiştir. Katılımcıların 218'i aylık 1000 TL ve altı, 205'i 1000-1500 TL arası, 162'i 1500 TL ve üstü harcama yapmaktadır. Araştırmada Demografik Bilgi Formu, Sürekli Öfke ve Öfke İfade Tarzı Ölçeği, Algılanan Stres Ölçeği, Yaşam Doyumu Ölçeği kullanılmıştır. Elde edilen verilerin çözümlenmesi için bilgisayar ortamında SPSS 25.0 paket programı kullanılmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen bulgulara göre yaşam doyumu ile algılanan stres ve yetersiz öz yeterlik alt boyutu arasında negatif yönlü düşük düzeyde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Yaşam doyumu ile sürekli öfke ve öfke ifade tarzları arasında anlamlı ilişki tespit edilmemiştir. Algılanan stresin yetersiz öz yeterlik alt boyutu ile öfkenin dışa vurumu ve öfke kontrolü arasında pozitif yönlü düşük düzeyde anlamlı ilişki belirlenmiştir. Algılanan stres toplam puanı ile sürekli öfke arasına negatif yönde, öfkenin dışa vurumu arasında pozitif yönde düşük düzeyde bir ilişki bulunmuştur. Sürekli öfke ile içe dönük öfke arasında pozitif, öfke kontrolü ile içe dönük öfke ve dışa dönük öfke arasında düşük düzeyde negatif ilişki belirlenmiştir.

StresYaşam doyumuÖfke+1
Recep Güçlü
İstanbul Gelişim University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Yetişkinlerdeki psikolojik dayanıklılık ile anne baba tutumu arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu çalışmada amacı yetişkinlerdeki psikolojik dayanıklılık ile anne baba tutumu arasında anlamlı bir ilişki olup olmadığı, varsa ne yönde bir ilişki olduğu incelenmektedir. İlişkisel tarama modelinde yapılan araştırmada yetişkin bireyler araştırmanın evrenini oluşturmaktadır. Örneklemin tespitinde ise uygun örnekleme yöntemi kullanılmış ve 18-61 yaş grubunda 296 yetişkin birey örneklem olarak belirlenmiştir. Araştırmanın verileri Kişisel Bilgi Formu, Kısaltılmış Algılanan Ebeveyn Tutumları Ölçeği ve Yetişkinler için Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği kullanılarak elde edilmiştir. Elde edilen veriler SPSS istatistiki analiz paket programı kullanılarak çözümlenmiştir. Araştırmanın sonunda psikolojik dayanıklılığın algılanan duygusal sıcaklık ile pozitif, reddedici tutum ile ise negatif ve anlamlı ilişkiler içerisinde olduğu belirlenmiştir. Bunun yanında katılımcıların psikolojik dayanıklılık seviyelerinin bazı sosyo-demografik özelliklere göre (cinsiyet, medeni durum, eğitim durumu, gelir durumu, ebeveynlerinin birlikte olması, ebevenynleri tarafından büyütülmüş olmak, çalışıyor olmak ve daha önce psikiyartik rahatsızlık geçirmiş olmak) anlamlı farklılık gösterdiği belirlenmiştir. Benzer şekilde katılımcıların algıladıkları ebeveyn tutumu seviyelerinin de bazı sosyo-demografik özelliklere göre (eğitim durumu, gelir durumu, ebeveynlerinin birlikte olması, ebevenynleri tarafından büyütülmüş olmak ve daha önce psikiyartik rahatsızlık geçirmiş olmak) anlamlı farklılık gösterdiği belirlenmiştir.

Ana-baba tutumuPsikolojik dayanıklılıkYetişkinler
Özge Karakoç
İstanbul Gelişim University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Otizmli çocuğu olan ebeveynlerin aile stresi psikolojik dayanıklılık ve duygu düzenleme güçlükleri ilişkisinin incelenmesi: Avcılar örneği

Kavram olarak otizm ilk kez 1943 yılında Amerikalı psikiyatrist Leo Kanner" tarafından tanımlanmıştır. Otizm, davranışsal nitelikleri de içeren nöro-gelişimsel bozukluk olmakla birlikte, sözel iletişimsel bozukluklarda, karşılıklı etkileşim gerektiren sosyal alanlarda ve stereotipik davranımlarının etkisiyle ortaya çıkabilmektedir(Kanner, 1943). Otizm spektrum bozukluğu tanısı almış olan çocuklar genel olarak ailedeki stres kaynağının nedeni olarak görülmektedir. Bununla birlikte, ailenin diğer bireylerinin karşılıklı ilişkileri ve aileyi etkileyebilecek diğer faktörlerinde (örn., evlilik niteliği, aile içi uyum, ebeveyn stresi, kardeşlik ilişkisi) çocuğun davranışlarıyla birlikte ailenin karşılaştığı zorluklarla başa çıkma becerilerini etkileyebildiği görülmüştür. Duygular; davranışsal, ruhsal ve zihinsel ve uyaranlarda ortaya çıkan, çevresel bir uyarana karşı oluşturulan yanıtlardır (Turnbull ve ark., 2006). Bireyler karşılaştıkları herhangi bir olay karşısında duygusal yönden bir tepki ve ya cevap oluşturmadan önce bazı zihinsel unsurlar karşılaştıkları herhangi bir duruma duygusal olarak tepki vermeden önce bilişsel ögeler oluştururlar ( Onat ve Otrar, 2010)

AileAile içi ilişkilerDuygu düzenleme güçlüğü+7
Aylin Bekdaş
İstanbul Gelişim University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Kadınlarda cinsel doyum ile beden algısı ve yeme tutumu arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu araştırmanın temel amacı kadınlarda cinsel doyum ile beden algısı ve yeme tutumu arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Diğer bir amacı ise, cinsel doyum ile beden algısı ve yeme tutum özelliklerin; sosyodemografik değişkenlere göre farklılık gösterip göstermediğinin araştırılmasıdır. Araştırma, ilişkisel tarama modeline uygun olarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya İstanbul ilinin çeşitli ilçelerinde ikamet eden 120 evli, 134 bekâr toplam 254 kişi katılmıştır. Katılımcıların bilgilerini toplamak için anket yöntemi kullanılmıştır. Kullanılan anketler, Golombok-Rust Cinsel Doyum Ölçeği, Beden Algısı Ölçeği, Yeme Tutum Testi ve Sosyodemografik Veri Formudur. Verilerin analizinde SPSS (Statistical Package Programme For Social Sciences) 25 paket programı kullanılmıştır. Yapılan incelemeler sonucunda analizler için gerekli olan parametrik ve non-parametrik testlere karar verilmiştir. Verilerin analizinde ANOVA, Bağımsız Gruplar T-testi, Pearson Korelasyon Analizi yapılmıştır. ANOVA analizi sonrası hangi gruplar arası fark olduğunu tespit etmek için Scheffe ve Tamhane T2 post hoc testleri kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarında elde edilen bulgulara göre cinsel doyum ile beden algısı ve yeme tutumu arasında bir ilişki bulunmuştur. Cinsel doyum memnuniyeti arttıkça beden ve yeme memnuniyeti de artmaktadır. .Ayrıca ölçek puanlarının (GRCDÖ, BAÖ ve YTT) bazı sosyodemografik değişkenlere göre farklılaştığı, bazılarında ise farklılaşmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

Beden imajıCinsel doyumKadınlar+2
Mustafa Süzer
İstanbul Gelişim University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Çalışan kadınların stres düzeyleri ile psikolojik dayanıklılık ve prososyal davranışları arasındaki ilişkinin incelenmesi

Giriş : 25-45 yaş aralığında bulunan çalışma hayatındaki kadınlar, topluluk yoluyla kendilerine verilen çeşitli mesuliyetlerle dengeyi kurabilmek için çabalarken, birçok kez ağır yüklerin altına girerek, stres ile baş etmekten kurtulamamışlardır. Kadınların sürekli iş yaşamında arka planda olması, birden fazla sorunlarla karşı karşıya gelmesine neden olmuştur. Amaç : Bu tezin amacı 25-45 yaş aralığındaki çalışan kadınların psikolojik dayanıklılık ve prososyal davranışlarının nasıl bir sonuç doğuracağını belirlemek amacıyla psikolojik dayanıklılık ve prososyallik davranışlarını ölçerek, stres düzeyleriyle ne çeşit bir bağlantı olup olmadığını araştırmak ve bunlar arasındaki bağlantıyı dikkate alarak araştırmaya bilgi ve yardım sağlamaktadır. Yöntem : Bu çalışmada, 25-45 yaş aralığındaki örneklem grubuna ulaşabilmek için İstanbul Bakırköy ilçesinde çalışan 300 gönüllü kadın ile çalışılması amaçlanmıştır. Araştırmaya katılmayı kabul eden kişilere "Sosyo-Demografik Form, İş Stresi Ölçeği, Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği ve Prososyal Davranış Ölçeği" üç ölçekle uygulanmıştır. Bu ölçekler gönüllü katılımcılar tarafından cevaplandırılmış ve SPSS (Statistical Package For The Social Sciences) programıyla istatistiksel veri analizlerine devam edilmiştir. Bulgular : Araştırma sonucunda elde edilen bulgulara göre İş Stresi ile Psikolojik Dayanıklılık Ölçekleri karşılaştırıldığında negatif yönlü, orta-alt seviyede ve istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. Bu durumda psikolojik dayanıklılık artarken iş stresi azalır, dayanıklılık da azalırsa iş stresi artar diyebiliriz. Bu durumda araştırma sorularındaki "kadınların iş yaşamındaki stresi psikolojik dayanıklılık arttırılırsa azalır mı?" sorusunun cevabını "evet" olarak verebiliriz. Kadınların psikolojik dayanıklılığı arttırılırsa iş stresi azalır. İş stresi ile prososyallik davranışları skoru arasındaki ilişki incelendiğinde negatif yönlü, zayıf ve istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki mevcuttur. Psikolojik Dayanıklılık ve Prososyallik Davranışları Ölçeği ile karşılaştırıldığında ise pozitif yönlü orta-yüksek derecede ve istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. Bu durumda prososyallik davranışları skoru arttıkça psikolojik dayanıklılık da artacaktır. Dolaylı yönden de olsa önce prososyallik artırılmalı, prososyallik artınca psikolojik dayanıklılık artacak ve dolayısıyla iş stresi azalacaktır. Sonuç : Bu araştırma sonucunda çalışan kadınlarda prososyal davranışın, psikolojik dayanıklılık ve stres durumları için önemi ortaya konmuştur. Bu durum psikolojik dayanıklılık ve stres yaşayan kadınlarda prososyal davranış temelli uygulamaların önemini ortaya çıkarmıştır Anahtar Kelimeler: Psikolojik Dayanıklılık, Stres, Prososyal Davranış

KadınlarPrososyal davranışPsikolojik dayanıklılık+5
Tuğce Ünsal
İstanbul Gelişim University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinde çocukluk çağı travmaları, psikolojik dayanıklılık ve stresle başa çıkma biçimleri arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu araştırmanın amacı üniversite öğrencilerin çocukluk çağı travmaları, psikolojik dayanıklılık ve stresle başa çıkma biçimleri arasındaki ilişki incelemektir. Araştırmanın diğer bir amacı da öğrencilerin çocukluk çağı travmaları, psikolojik dayanıklılık ve stresle başa çıkma biçimleri ile sosyodemografik özellikler arasında anlamlı bir fark olup olmadığı incelenmesidir. Araştırmanın örneklemi 18-30 yaş arası lisans öğrencilerinden oluşmaktadır. Bu araştırma genel tarama modellerinden ilişkisel tarama türünde bir araştırmadır. Bu araştırmanın verileri çalışmaya katılan öğrencilerin demografik özelliklerini belirlemek amacıyla, araştırmacı tarafından hazırlanan Kişisel Bilgi Formu', 'Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği', 'Yetişkinler İçin Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği' ve 'Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği' uygulanarak toplanmıştır. Araştırmadan elde verilerin SPSS programı ile analiz edilmiştir. Elde edilen veriler iki grup ortalamalarının birbirinden farklı olup olmadığını test etmek amacıyla t-Testi kullanılmıştır. Araştırmada değişkenler arasındaki ilişkiler Pearson Momentler Çarpımı Korelasyonu analizi ile incelenmiştir. Araştırıma sonucunda üniveriste öğrencilerinin üniversite öğrencilerinde çocukluk çağı travmaları ve alt boyutları, psikolojik dayanıklılık ve stresle başa çıkma biçimleri arasındaki ilişki bulunmuştur. Ayrıca çocukluk çağı travmaları ve alt boyutları, psikolojik dayanıklılık ve stresle başa çıkma biçimleri ile katılımcıların sosyodemografik özellikler arasında anlamlı fark bulunmuştur.

Psikolojik dayanıklılıkStresStresle başetme+3
Özge Turan
İstanbul Gelişim University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

İtfaiye çalışanlarında posttravmatik stres bozukluğu belirtileri ve intihar arasındaki ilişkide psikolojik dayanıklılığın düzenleyici rolü

İtfaiye çalışanlarında posttravmatik stres bozukluğu belirtileri ve intihar eğiliminin yüksek oranlarda görüldüğü bildirilmektedir. Bunun yanı sıra travma sonrası stres bozukluğunun intihar düşüncesinin yordayıcısı olduğu bilinmektedir. İntihar düşüncesinin olumsuz sonuçları göz önüne alındığında, travma sonrası stres bozukluğu belirtileri ve intihar arasındaki ilişkiyi zayıflatabilecek psikolojik dayanıklılık gibi koruyucu faktörlerin araştırılması travma sonrası stres bozukluğu belirtilerinden intihara kadar uzanan süreçte olumsuz geri besleme döngüsünün nasıl kırılacağı konusunda önemli bilgiler sağlayabilir. Bu doğrultuda bu çalışmanın amacı posttravmatik stres bozukluğu belirtileri ve intihar düşüncesi arasındaki ilişkide psikolojik dayanıklılığın düzenleyici rolünü incelemektir. Kesitsel ve ilişki arayıcı desendeki bu araştırmanın amaçlı örneklemini Mersin Büyükşehir Belediye Başkanlığı, İtfaiye Dairesi Başkanlığına bağlı İtfaiye Grup Amirlikleri ile İtfaiye İstasyonları bünyesinde görev yapan 316 itafiye personeli oluşturdu. Veriler demografik form, Kısa Psikolojik Sağlamlık Ölçeği, Travmatik Stres Belirtileri Ölçeği ve İntihar Düşüncesi Ölçeği ile toplandı. Verilerin analizinde, SPSS process eklentisinde bulunan moderator analizi (Model II) kullanıldı. Yüksek düzeyde deneyimlenen travmatik stres belirtilerinin, intihar düşüncesindeki artışla ilişkili olduğu belirlendi (p<0.05). Psikolojik dayanıklılığın intihar düşüncesi üzerinde doğrudan etkili olmadığı saptandı (p>0.05). Travmatik stres belirtileri ve intihar düşüncesi arasındaki ilişkinin düşük psikolojik dayanıklılık düzeyinde en yüksek düzeyde olduğu (p<0,05), orta ve yüksek psikolojik dayanıklılık düzeyinde ise bu ilişkinin anlamlı olmadığı saptandı (p>0.05). Psikolojik dayanıklılığın travmatik stres belirtileri ve intihar düşüncesi arasındaki ilişkiyi düzenleyerek hafiflettiği belirlendi. İtfaiye çalışanlarının travmatik stres belirtileri ve bu belirtilerle ilişkili intihar düşüncelerini daha etkili bir şekilde yönetebilmeleri için psikolojik dayanıklılık temelli müdahale programlarının geliştirilmesi veya uygulanması yararlı olabilir.

Psikolojik dayanıklılıkPsikolojik ölçeklerStres+6
Yücel Şavklı
İstanbul Gelişim University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Ergenlerde bilişsel esneklik düzeyi ile algılanan anne baba tutumu arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu araştırma, ergenlerde bilişsel esneklik düzeyi ile algılanan anne baba tutumu arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın evrenini 2020-2021 eğitim-öğretim yılında İstanbul ili, Kartal ilçesindeki liselerde öğrenimine devam eden 15-18 yaş arası ergenler oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini ise İstanbul ili Kartal ilçesinde bulunan farklı liselerde öğrenimine devam eden 15-18 yaş arası 277'si kız, 226'sı erkek olmak üzere 503 ergen oluşturmaktadır. Araştırmada tarama ve ilişkisel araştırma modellerinden yararlanılmıştır. Katılımcıların kişisel bilgilerini toplamak amacıyla Kişisel Bilgi Formu, bilişsel esneklik düzeylerini belirlemek amacıyla Bilişsel Esneklik Ölçeği (BEÖ), algılanan anne baba tutumunu belirlemek amacıyla Anne Baba Tutum Ölçeği (ABTÖ) kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen verilerin istatistiksel çözümlemeleri SPSS 25.0 paket programı kullanılarak yapılmıştır. Verilerin analizinde; Pearson Korelasyon Analizi, Bağımsız Gruplar İçin t-testi, Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA), Scheffe Testi, Welch Testi, Tamhane Testi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda; ergenlerde bilişsel esneklik düzeyi ile algılanan anne baba tutumu arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Ergenlerde bilişsel esneklik düzeyi ile algılanan demokratik anne baba tutumu arasında orta düzeyde, pozitif ve anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilirken; ergenlerde bilişsel esneklik düzeyi ile algılanan koruyucu/istekçi ve otoriter anne baba tutumu arasında ise orta düzeyde, negatif ve anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Ayrıca bilişsel esnekliğin cinsiyet, kardeş sayısı, okul türü değişkenlerine göre farklılaştığı; yaş değişkenine göre ise farklılaşmadığı tespit edilmiştir. Algılanan demokratik anne baba tutumunun kardeş sayısı, okul türü değişkenlerine göre farklılaştığı; cinsiyet, yaş değişkenlerine göre farklılaşmadığı saptanmıştır. Algılanan koruyucu/istekçi anne baba tutumunun okul türü değişkenlerine göre farklılaştığı; cinsiyet, yaş, kardeş sayısı değişkenlerine göre farklılaşmadığı belirlenmiştir. Algılanan otoriter anne baba tutumunun cinsiyet, kardeş sayısı, okul türü değişkenlerine göre farklılaştığı; yaş değişkenine göre farklılaşmadığı bulunmuştur. İleride yapılacak araştırmalarda farklı gelişim dönemlerindeki bireylerle çalışılması, farklı anne baba tutumlarının yer aldığı ölçekler kullanılması, ergenlerle birlikte anne babaların da çalışmalara dahil edilmesi önerilmektedir.

Ana-baba tutumuBilişsel esneklikErgenler+3
Utku Alhas
İstanbul Gelişim University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Ailesi ile yaşayan ve yalnız yaşayan üniversite öğrencilerinin sosyal kaygı, yaşam kalitesi ve benlik saygısı bakımından incelenmesi

Bu araştırmanın amacı; üniversite öğrencilerinin sosyal kaygı, benlik saygısı ve yaşam kalitesi düzeylerinin, yaşanılan yere göre farklılık gösterip göstermediğini, aynı zamanda bu düzeylerin cinsiyet ve yaşa göre farklılaşıp farklılaşmadığını incelemektir. Bu araştırmanın bir diğer amacı ise; sosyal kaygı, benlik saygısı ve yaşam kalitesi düzeylerinin birbirleri arasındaki ilişkiyi ortaya koymaktır. Araştırma bilimsel bir çalışma olup, araştırmanın katılımcılarını 18-28 yaş aralığındaki 363 üniversite öğrencisi oluşturmaktadır. Araştırma verilerinin toplanmasında, "Kişisel Bilgi Formu", "Sosyal Kaygı Ölçeği" (SKÖ), "Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği" (RBSÖ), "Yaşam Kalitesi Ölçeği" (WHOQOL - BREF – TR) kullanılmıştır. Verilerin analizinde, bağımsız gruplar t-testi, Pearson Korelasyon Analizi ve Kruskal Wallis H testi kullanılmıştır. Kruskal Wallis H testi sonrasında hangi gruplar arasında fark olduğunu belirlemek için pairwise comparison testi uygulanmıştır. Öğrencilerin sosyal kaygı, benlik saygısı ve yaşam kalitesi düzeylerinin, ailenin yanında yaşama ile yalnız yaşama durumuna göre değişmediği tespit edilmiştir. Hem ailesiyle yaşayan, hem de yalnız yaşayan öğrencilerin sosyal kaygı düzeyleri ile yaşam kalitesi düzeyleri arasında orta düzey negatif anlamlı korelasyon, sosyal kaygı düzeyleri ile benlik saygısı düzeyleri arasında güçlü düzeyde negatif anlamlı korelasyon, benlik saygısı düzeyleri ile yaşam kalitesi düzeyleri arasında orta düzeyde pozitif anlamlı korelasyon olduğu tespit edilmiştir. Bununla birlikte; hem ailesiyle yaşayan öğrencilerin, hem de yalnız yaşayan öğrencilerin sosyal kaygı düzeyleri ve yaşam kalitesi düzeyleri ile cinsiyet ve yaş değişkenleri arasında anlamlı bir ilişki olmadığı tespit edilmiştir. Bunun yanında; hem ailesiyle yaşayan hem de yalnız yaşayan öğrencilerin benlik saygısı düzeyleri ile cinsiyet değişkeni arasında anlamlı bir ilişki bulunmadığı sonucuna ulaşılırken, benlik saygısı düzeyi ile yaş değişkeni arasında anlamlı bir ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

AileAile desteğiBenlik saygısı+4
Mustafa Gökhan Türkkan
İstanbul Gelişim University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Reddedilme duyarlılığı, hissedilen yalnızlık ve aleksitimik özellikler arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu araştırmanın temel amacı reddedilme duyarlılığı, hissedilen yalnızlık ve aleksitimik özellikler arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Diğer bir amacı ise, reddedilme duyarlılığı, hissedilen yalnızlık ve aleksitimik özelliklerin; sosyodemografik değişkenlere göre farklılık gösterip göstermediğinin araştırılmasıdır. Araştırma, ilişkisel tarama modeline uygun olarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya İstanbul ilinde, üniversitelerde öğrenim gören 170 kadın, 57 erkek toplam 227 kişi katılmıştır. Gerekli olan bilgileri toplamak için anket yöntemi kullanılmıştır. Kullanılan anketler, Reddedilme Duyarlılığı Ölçeği, Ucla Yalnızlık Ölçeği, Toronto Aleksitimi Ölçeği ve sosyodemografik veri formudur. Verilerin analizinde SPSS (Statistical Package Programme For Social Sciences) 25 paket programı kullanılmıştır. Yapılan incelemeler sonucunda analizler için gerekli olan parametrik ve non-parametrik testlere karar verilmiştir. Verilerin analizinde ANOVA, Bağımsız Gruplar T-testi, Pearson Korelasyon Analizi, Kruskal Wallis H Testi ve Mann Whitney U Testi kullanılmıştır. Varyansların homojenliği Levene Testi ile değerlendirilmiştir. İkili karşılaştırmalar için varyansların homojenliği varsayımı karşılandığında Scheffe ve karşılanmadığında Tamhane T2 Testine bakılmıştır. Araştırma sonuçlarında elde edilen bulgulara göre reddedilme duyarlılığı, hissedilen yalnızlık ve aleksitimik özellikler arasında bir ilişki bulunmuştur. Reddedilme duyarlılığı arttıkça, hissedilen yalnızlık ve aleksitimik özellikler de artmaktadır. Ayrıca ölçek puanlarının (reddedilme duyarlılığı, ucla yalnızlık ve Toronto aleksitimi) bazı sosyodemografik değişkenlere göre farklılaştığı, bazılarında ise farklılaşmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

AleksitimiReddedilme duyarlılığıYalnızlık+3
Oğuzhan Uncu
İstanbul Gelişim University · Institute of Graduate Studies
2021
00

Other supervisors