Theses supervised by Yrd. Doç. Dr. Samuray Özdemir

33 theses · İstanbul Beykent University

Master'sOpen AccessTR

Türk toplumunda 18 yaşından önce evlendirilmiş kadınların psikolojik iyi oluş düzeyleri ile benlik saygısı ve ebeveyn kabulü arasındaki ilişki

Bu çalışma, 18 yaşından önce evlendirilmiş olan kadınların psikolojik iyi oluş düzeyleri, benlik saygıları ve ebeveyn kabulleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya 18 yaşından önce evlenmiş olan toplam 200 kadın gönüllülük esasına göre randomize edilmiştir. Araştırmada veri toplama aracı olarak hazırlanan sosyo- demografik kişisel bilgi formunun yanı sıra Psikolojik İyi Oluş Envanteri, Ebeveyn Kabul/red Ölçeği ve Rosenberg Benlik Saygısı Envanteri kullanılmıştır. Araştırma sonucunda psikolojik iyi olma hali ve benlik saygısı arasında pozitif yönlü anlamlı ilişkinin olduğu sonucuna varılmıştır. Diğer taraftan, erken yaşta evlendirilen kadınların benlik saygısı düzeyi ile ebeveyn kabul/red ölçeği düzeyleri arasında ise negatif yönde anlamlı ilişki saptanmıştır.

Benlik saygısıEbeveyn kabul veya reddiErken evlililk+4
İsa Kolkısa
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Beden imajının üniversite öğrencilerinde yaşam doyumu ve umutsuzluk üzerine etkisi

Bu çalışmanın amacı, üniversite öğrencilerinde beden imajı ile umutsuzluk ve yaşam doyumu düzeyleri arasındaki ilişkinin ortaya konulmasıdır. Ek olarak, araştırmada öğrencilerin cinsiyeti, yaşı, annelerinin ve babalarının eğitim düzeyinin beden imajı, yaşam doyumu ve umutsuzluk üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Araştırmaya İstanbul İlinde üniversite öğrenimine devam eden 110 öğrenci alınmıştır. Veri toplama araçları olarak Vücut Algısı Ölçeği, Diener Yaşam Doyumu Ölçeği ve Beck Umutsuzluk Ölçeği kullanılmıştır. Aynı zamanda öğrencilerin sosyo-demografik özelliklerini belirlemek amacıyla araştırmacı tarafından Kişisel Bilgi Formu oluşturulmuştur. Araştırmada sosyo-demografik özelliklere göre bakıldığında; kız öğrencilerde erkeklere oranla beden imajının düşük olduğu gözlenmiştir. Maddi durumundan memnuniyetsizliğin ise beden imajı, yaşam doyumu ve umutsuzluk üzerinde olumsuz etkisi olduğuna dair sonuçlar elde edilmiştir. Araştırmada yer alan diğer sosyo-demografik özelliklere göre anlamlı bir sonuç elde edilmemiştir. Araştırmada grubun vücut algısı orta düzeyde, yaşam doyumları ise yüksek bulunmuştur. Beden imajının hem yaşam doyumunu hem de umudu etkilediğine dair anlamlı sonuçlar elde edilmiştir. Araştırmanın sonunda yer alan tartışma ve yorum bölümünde bulgulara dayalı olarak araştırmacılara, alanda çalışan psikolojik danışmanlara ve ailelere yönelik önerilerde bulunulmuştur.

Beden imajıEğitim psikolojisiUmutsuzluk+5
Kahraman Güler
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Beyoğlu ilçesinde çalışan bireylerin aylık kazançları, çalışma süreleri ve yıllık izinlerinin depresyon ve mesleki doyum üzerine etkisi

Bu araştırmanın amacı, asgari ücretin altı ve üstünde ücret alan bireylerin mesleki doyum ve depresyon düzeylerinin incelenmesidir. Araştırma amacına uygun olarak Beyoğlu İlçesinde yaşayan tesadüfi küme örnekleme seçimi ile 142 kişi üzerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmada Kişisel Bilgi Formu, Beck Depresyon Envanteri, Mesleki Doyum Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen veriler SPSS 21.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırmanın bulgularında asgari ücretin altı ücret almanın, haftalık 45 saatten fazla çalışmanın, haftalık izin kullanmamanın veya 1gün izin kullanmanın, yıllık izin kullanmamanın yüksek depresyonun ve düşük mesleki doyumun önemli yordayıcıları olduğu göstermiştir. Araştırma sonuçları, önceki bulgular ışığında depresyon, mesleki doyum, asgari ücret, çalışma süresi, izin süresi kapsamında başka araştırma ve uygulamalara da yol gösterecek şekilde tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler : Depresyon, mesleki doyum, asgari ücret, çalışma süresi, izin süresi

DepresyonGelir dağılımıGelirler+7
Halil Can Karataş
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Evli bireylerde aldatma eğilimi ve cinsel yaşantılar

Bu araştırma evli bireylerde evlilik doyumu, aldatma eğilimi ve cinsel yaşantılar kavramlarının birbirleriyle ilişkili olduklarını ortaya koymak amacı ile gerçekleştirlmiştir. Bunun yanı sıra evlilik doyumu, aldatma eğilimi ve cinsel işlev bozukluğunun, cinsiyet, yaş, çocuk sayısı, evlilik biçimi, eşler arası görsel beğenilirlik , ekonomik durum, eğitim düzeyi, akrabalık durumu ve işe ayrılan süre gibi değişkenler ile olan ilişkileri de incelenmiştir. Araştırmaya Türkiye İstanbul ilinde yaşayan, gönüllülük esasına göre rastlantısal olarak seçılen 50 evli çift katılmıştır. Katılımcıların halen evli olmaları ve eşleriyle birlikte yaşıyor olmaları dikkate alınmıştır. Çalışmada veri toplamak amacıyla "Arizona Cinsel Yaşantılar Ölçeği", "Evlilik Yaşam Ölçeği", "Aldatma Eğilimi Ölçeği" uygulanmış ve ''Sosyo-demografik Bilgi Formu'' kullanılmıştır. Verilerin analizinde SPSS 20.0 paket programı kullanılmıştır. Yapılan Sperman Sıra Farklılıkları Korelasyon Katsayılarına göre; aldatma eğilimi ile cinsel doyumu arasında negatif yönde orta düzeyde anlamlı bir ilişki olduğu (r=-0,180, p<0,01), aldatma eğilimi ile evlilik doyumu arasında negatif yönde düşük düzeyde anlamlı bir ilişki olduğu (r=-0,089, p<0,01) ve cinsel doyum ile evlilik doyumu arasında negatif yönde orta düzeyde anlamlı bir ilişki olduğu (r=-0,107, p<0,01) görülmüştür. Buna ek olarak, cinsel doyum ile cinsiyet, eşlerin günlük çalışma saati ve görsel beğenirlik arasında anlamlı ilişki olduğu görülmüştür. Evlilik doyumu ile akrabalık durumu arasında anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır. Aldatma eğilimi ile çeşitli değişkenlerin ilişkilerine bakıldığında ise, cinsiyet, çiftlerin eğitim durumu, evlenme biçimi ve akrabalık durumu değişkenlerinin, aldatma eğilimiyle anlamlı bir ilişkisi olduğu bulunmuştur. "Evli Bireylerde Aldatma Eğilimi Ve Cinsel Yaşantılar" adlı bu çalışma, türkiye'de evlilik doyumu,cinsel yaşantılar ve aldatma eğilimi kavramlarının bilikte araştırılıdığı ve istatistiksel olarak bireysel değil çift olarak ele alınan ilk ve tek araştırmadır. Anahtar Kelimeler : Evlilik, Evlilik Doyumu, Aldatma, Cinsellik

AldatmaAldatma eğilimiCinsel davranış+4
Damla Kankaya
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Yatağa bağımlı olan hastalara bakım veren kişilerin depresyon düzeyi, bakım yükü ve bakım yükünü etkileyen faktörler

Bu çalışmanın amacı, yatağa bağımlı olan hasta yakınlarının depresyon düzeyleri, bakım yükleri ve bakım yüklerini etkileyen faktörlerin kişiler üzerinde nekadar etki ettiğinin araştırılması açısından önem arz etmektedir. Ek olarak, bakım veren kişinin cinsiyeti, bakım yükü ile depresyon düzeyi, bakım veren kişilerin eğitim durumu, medeni hali gibi faktörlerin etkisi araştırılmıştır. Araştırmaya İstanbul Anadolu yakasında yaşamakta olan 100 yatağa bağımlı hasta ile hastaya bakım vereni alınmıştır. Veri toplama araçları olarak Beck Depresyon Ölçeği, Zarit Bakım Verme Yükü Ölçeği, Rivermead Mobilite İndeksi kullanılmıştır. Aynı zamanda hastaların ve yakınlarının sosyo-demografik özelliklerini belirlemek amacıyla araştırmacı tarafından Kişisel Bilgi Formu oluşturulmuştur. Araştırmada sosyo-demografik özelliklere göre bakıldığında; kadınların erkeklere oranla, boşanmış/dul bireylerin diğer bireylere oranla, çalışmayan bireylerin diğer bireylere oranla depresyon düzeylerinin daha yüksek olduğu saptanmıştır. Bireylerin bakım yükü ölçeğinden aldıkları puan arttıkça bireylerin depresyon ölçeğinden aldıkları puan da artmaktadır.

BakımBakıma muhtaç kişilerDepresyon+6
Şule Demirlek
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Ebeveyn kaybı yaşamış çocuk ve ergenler ile ebeveynleri boşanmış çocuk ve ergenlerin travmatik yaşantılarının karşılaştırılması

Bu araştırma, anne ve babası boşanan çocuk ve ergenler ile anne veya babasını kaybetmiş çocuk ve ergenlerin yalnızlık ve travma sonrası stres düzeylerinin karşılaştırılması amaçlanarak yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini 2015 yılında İstanbul ilinde yaşayan ve rastlantısal olarak seçilen, anne ve babası boşanmış 31 kız ve 22 erkek ile anne veya babasını kaybetmiş olan 17 kız ve 36 erkek olmak üzere toplam 106 çocuk ve ergen oluşturmaktadır. Bu araştırmada veri toplama araçları olarak Çocuklar için Travma Sonrası Stres Tepki Ölçeği, Ucla Yalnızlık Ölçeği ve araştırmacı tarafından hazırlanmış olan Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Araştırma sonucunda ortaya çıkan bulgulara göre; anne veya babasını kaybetmiş çocuk ve ergenlerin travma sonrası stres düzeyleri orta düzeyde iken anne ve babası boşanan çocuk ve ergenlerin travma sonrası stres düzeyi ağır düzeyde çıkmıştır. Anne ve babası boşanmış çocuk ve ergenler ile anne veya babasını kaybetmiş çocuk ve ergenlerin yalnızlık düzeyleri benzer çıkmıştır. İki grubunda yalnızlık düzeyleri orta düzeyde çıkmıştır. Hem annesi babası boşanmış olan hem de annesi veya babası vefat etmiş çocuk ve ergenlerde yalnızlık ile travma sonrası stres düzeyi ilişkili bulunmuştur. Her iki grupta da yalnızlık düzeyi arttıkça travma sonrası stres düzeyi artmaktadır. Annesi babası boşanmış olan çocuk ve ergenler arasında kızların travma sonrası stres ve yalnızlık düzeyleri daha yüksek bulunmuş iken anne veya babasını kaybetmiş çocuk ve ergenlerde travma sonrası stres ve yalnızlık düzeyleri açısından cinsiyet değişkenine göre anlamlı bir sonuca ulaşılamamıştır. Annesi babası boşanmış çocuk ve ergenler ile anne veya babasını kaybetmiş çocuk ve ergenlerin yalnızlık ve travma sonrası stres düzeyleri ile diğer demografik değişkenler arasında da bazı anlamlı sonuçlar ortaya çıkmıştır. Ortaya çıkan sonuçlar araştırmanın sonunda yer alan tartışma ve yorum bölümünde detaylı bir şekilde değerlendirilmiştir.

BoşanmaBoşanmış ailelerEbeveyn kaybı+5
Gökhan Vural
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Ergenlerde bağlanma stillerinin saldırganlık davranışları ve depresyon düzeyi ile ilişkisi

Bu çalışmanın amacı ergenlerde bağlanma stillerinin saldırganlık davranışları ve depresyon düzeyi ile arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Araştırmanın örneklemini 2015 yılında Şırnak ilinde yaşayan 68 kız, 51 erkek olmak üzere 119 ergen oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak bağlanma stillerini araştırmak amacıyla İlişki Ölçekleri Anketi, saldırganlık davranışlarını araştırmak amacıyla Saldırganlık Ölçeği, depresyon düzeyini araştırmak amacıyla Çocuklar İçin Depresyon Ölçeği ve bazı demografik değişkenleri araştırmak amacıyla Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen bulgulara göre bağlanma stilleriyle saldırganlık davranışları arasında ve saldırganlık davranışlarıyla depresyon düzeyi arasında anlamlı bir ilişki olmadığı, bağlanma stilleri ile depresyon düzeyi arasında ise anlamlı bir ilişkinin olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Güvensiz bağlanma stillerinden korkulu bağlanma stiline sahip olanların depresyon düzeyinin daha yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Demografik değişkenlere göre elde edilen bulgular ise şu şekilde özetlenebilir: Kızlarda erkeklere oranla korkulu bağlanma düzeyi daha yüksek, erkeklerde ise kızlara oranla saplantılı bağlanma düzeyi daha yüksek bulunmuştur. Erkeklerin kızlara oranla fiziksel saldırganlık düzeylerinin daha yüksek, kızların ise erkeklere oran düşmanlık eğilimlerinin daha yüksek olduğu bulunmuştur. Kızların erkeklere oranla uygulanan Çocuklar İçin Depresyon Ölçeği' ne göre daha yüksek depresyon düzeyine sahip olduğu bulunmuştur. Bireylerin yaşları arttıkça korkulu bağlanma, fiziksel saldırganlık, sözel saldırganlık ve saldırganlık düzeyleri artmaktadır. Bireylerin ebeveynlerinin eğitim düzeyleri yükseldikçe saldırganlık düzeyleri düşmektedir. Ailelerin gelir durumu yükseldikçe ergenlerin saplantılı bağlanma düzeyleri düşmektedir. Ailelerin gelir durumu arttıkça ergenlerin depresyon düzeyi artmaktadır. Anahtar Kelimeler :Ergenlik, Bağlanma, Saldırganlık, Depresyon.

BağlanmaBağlanma stilleriDepresyon+2
Sait Kahraman
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Özel eğitim ve rehabilitasyon merkezine devam eden zihinsel ve/veya bedensel engelli çocukların annelerinin benlik saygısı, umutsuzluk ve stresle başa çıkma düzeylerinin karşılaştırılması

Bu araştırmanın amacı, zihinsel ve/veya bedensel engelli çocuğu olan annelerin benlik saygısı, umutsuzluk ve stresle başa çıkma düzeylerinin incelenmesidir. Ek olarak, araştırmada annelerin yaşı, medeni durumu, ekonomik düzeyleri, çocuklarının engel türü gibi faktörlerin benlik saygısı, umutsuzluk ve stresle başa çıkma üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Araştırma amacına uygun olarak İstanbul ilinde çocuğu özel eğitim ve rehabilitasyon merkezine devam eden 100 anne üzerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmada Kişisel Bilgi Formu, Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği, Beck Umutsuzluk Ölçeği ve Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen veriler SPSS 21.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda engelli annelerinin benlik saygısı düzeyinin yüksek ve umutsuzluk düzeylerinin düşük olduğu saptanmıştır. Annelerin eğitim seviyelerinin benlik saygısı, umutsuzluk düzeyi ve stresle başa çıkma tarzları üzerinde etkili olduğu belirlenmiştir. Eğitim düzeyi ilkokul mezunu ve altında olan annelerin benlik saygısı düzeylerinin diğer annelere oranla anlamlı şekilde daha düşük olduğu saptanmıştır (p<0.05). Ek olarak, eğitim düzeyi ilkokul mezunu düzeyinde olan annelerin umutsuzluk düzeylerinin diğer bireylere oranla anlamlı şekilde daha yüksek olduğu saptanmıştır (p<0.05). Ayrıca, sahip olunan çocuk sayısı ile stresle başa çıkma yaklaşımları arasında ilişki olduğu belirlenmiştir. Nitekim, üç çocuk ve üstünde çocuğa sahip olan bireylerin iki çocuk sahibi olan bireylere oranla Boyun Eğici Yaklaşım alt ölçeğinden aldıkları puanların anlamlı şekilde daha yüksek olduğu saptanmıştır (p<0.05). Çalışmada annelerin umutsuzluk düzeylerinin de benlik saygısı üzerinde etkili olduğu gözlenmiştir. Annelerin Umutsuzluk Ölçeği'nden alınan puan artıkça Benlik Saygısı Ölçeği'nden alınan puanın anlamlı şekilde düştüğü belirlenmiştir (p<0.05). Araştırma sonuçları, önceki bulgular ışığında benlik saygısı, umutsuzluk, stresle başa çıkma, engel türü, çocuk sayısı, eğitim düzeyi kapsamında farklı diğer araştırma ve gündelik uygulamalara da yol gösterecek şekilde tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler : Engellilik, Umutsuzluk, Benlik Saygısı, Stresle Başa Çıkma

AnnelerBedensel engelli çocuklarBenlik saygısı+7
Hatice Hande Durukan
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Çalışmanın evli kadınlarda depresyon, anksiyete ve yaşam doyumu üzerindeki etkilerinin incelenmesi

Bu araştırmada çalışmanın evli kadınlarda depresyon, anksiyete ve yaşam doyumu üzerindeki etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın evreni İstanbul il merkezinde rastgele seçilen 70'i çalışmayan 70'i ise çalışan 140 evli kadından oluşmaktadır. Çalışmayan kadınlar araştırmanın kontrol grubudur. Katılımcılara Kişisel Bilgi Formu, Beck Depresyon Ölçeği, Beck Anksiyete Ölçeği ve Diener Yaşam Doyumu Ölçeği uygulanmıştır. Çalışan kadınlardan oluşan gruptan elde edilen ortalama değerlere göre; grubun depresyonlu olmadığı, hafif düzeyde anksiyeteli olduğu ve yaşam doyum düzeyinin orta seviyede olduğu belirlenmiştir. Kontrol grubundan elde edilen ortalama değere bakıldığındaysa, çalışmayan kadınların hafif düzeyde depresif belirtilere sahip oldukları ve grubun hafif düzeyde anksiyeteli olduğu görülmüş; yaşam doyum düzeyleri orta seviyede saptanmıştır. Katılımcılara yöneltilen yaş, çalıştıkları kurum, çocuk sayısı, çalışma pozisyonu, günlük çalışma süresi, eğitim durumu gibi birtakım sosyodemografik faktörlerin depresyon, anksiyete ve yaşam doyumu düzeyleri üzerinde anlamlı bir etkisine rastlanmamıştır. Araştırmamızda hem çalışan hem de çalışmayan kadınların Beck Depresyon Ölçeği'nden alınan puanlar arttıkça, Yaşam Doyumu Ölçeği'nden aldıkları puan da anlamlı şekilde düşmektedir (p<0.05). Benzer şekilde hem çalışan hem de çalışmayan kadınların Beck Anksiyete Ölçeği'nden alınan puanlar arttıkça, Yaşam Doyumu Ölçeği'nden aldıkları puan da anlamlı şekilde düşmektedir (p<0.05). Depresyon ve anksiyete düzeyleri arasındaki korelasyona bakıldığında ise; hem çalışan hem de çalışmayan kadınlarda Beck Anksiyete Ölçeği'nden alınan puanlar arttıkça bireylerin Beck Depresyon Ölçeği'nden aldıkları puanın da anlamlı şekilde arttığı saptanmıştır (p<0.05). Sonuç olarak çalışan kadınlarda anksiyete, depresyon ve yaşam doyumu arasında anlamlı ilişkiler olduğu bulunmuştur. Anahtar Kelimeler : Anksiyete, Depresyon, Yaşam Doyumu

AnksiyeteDepresyonEvli kadınlar+4
Leyla Erbay
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Evli ve bekâr kadınlarda somatizasyon ve ilişkili faktörler

Bu çalışmanın amacı, evli ve bekâr bayanlarda somatizasyon belirtilerinin varlığının ve düzeylerinin belirlenmesidir. Araştırmanın örneklemini İstanbul ilinde yaşayan rastlantısal yöntemle seçilmiş 50 bekâr ve 50 evli bayan oluşturmaktadır. Veri toplama araçları olarak SCL-90-R Ruhsal Belirtiler Tarama Envanteri ve Bedensel Duyumları Abartma Ölçeği kullanılmıştır. Aynı zamanda araştırmaya katılanların sosyo-demografik özelliklerini belirlemek amacıyla araştırmacı tarafından Kişisel Bilgi Formu oluşturulmuştur. Bu araştırmanın sonucunda, eğitim düzeyi ile somatizasyon belirtilerinin ilişkili olduğu belirlenmiş; ilköğretim ve lise mezunlarının somatizasyon düzeylerinin diğer bireylere göre anlamlı şekilde (p=0.04) daha yüksek olduğu saptanmıştır. Bireylerin belirli bir sağlık sorunlarının var olmasının da somatizasyon belirtileri üzerinde etkili olduğu bulunmuştur. Buna göre, tıbbi sağlık sorunu olan bireylerde somatizasyon düzeyleri tıbbi sağlık sorunu olmayan bireylere oranla anlamlı şekilde (p=0.002) daha yüksektir. Bireylerin Ruhsal Belirtiler Tarama Envanteri'nin 9 alt ölçeğinin her birinin Bedensel Duyumları Abartma Ölçeği'nden aldıkları puanlar ile anlamlı düzeyde korelasyon gösterdiği gözlenmiştir. Buna göre, bir bireyin bir alt ölçekten aldığı puan yükseldikçe Bedensel Duyumları Abartma Ölçeği'nden aldığı puan da artmaktadır ve aralarındaki ilişki anlamlıdır (p<0.05). Araştırmada yer alan diğer sosyo-demografik özellikler ile somatizasyon belirtileri arasındaki ilişki bakımından başka bir anlamlı sonuç elde edilmemiştir. Anahtar Kelimeler : Somatizasyon, evli, bekâr, kadın.

BedenselleştirmeBekarlarEvli kadınlar+4
Melis Uğur
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinin beden memnuniyeti düzeyleri ile benlik saygısı düzeyleri arasındaki ilişkinin karşılaştırmalı olarak incelenmesi

Bu araştırma, Üniversitede lisans düzeyinde öğrenim gören üniversite öğrencilerinin, beden memnuniyeti düzeyleri ve benlik saygısı düzeyleri arasında anlamlı fark olup olmadığını incelemeyi amaçlamaktadır. Üniversite öğrencilerinin, beden memnuniyet düzeyleri ve benlik saygısı düzeyleri arasında anlamlı fark olup olmadığı cinsiyet, yaş, anne ve babanın eğitim düzeyi, olumsuz değerlendirilme korkusu ve sosyal görünüş kaygısı değişkenlerine göre incelenmektedir. Bu farklar, öğrencilerin kendi görüşlerine dayanılarak ortaya konulmuştur. Araştırmada, üniversite öğrencilerinin beden memnuniyeti ve benlik saygısının, yaşa, cinsiyete, olumsuz değerlendirilme korkusu ve sosyal görünüş kaygı düzeylerine göre bir farklılık gösterip göstermediği, böyle bir farklılık varsa bu farklılığı oluşturan nedenlerin neler olduğu ortaya konulmaya çalışılmıştır. Araştırma, tarama modeli ile yapılmıştır. Toplam 290 üniversite öğrencisine Gökdoğan (1988) tarafından Türkçe'ye uyarlanan ve araştırmacı tarafından üniversite öğrencileri için geçerlik ve güvenirlik çalışması yapılan "Beden Bölgelerinden ve Özelliklerinden Memnuniyet Ölçeği", "Sosyal Görünüş Kaygısı Ölçeği", "Rosenberg Benlik Saygısı ölçeği" ve "Olumsuz Değerlendirilme Korkusu Ölçeği-Kısa Formu" kullanılmıştır. Üniversite öğrencilerinin beden memnuniyeti ve benlik saygısı düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki olmadığının araştırıldığı bu çalışmada elde edilen bulgulara göre; beden memnuniyetinin erkeklerde kızlara göre daha yüksek olduğu, üniversite öğrencilerinin beden memnuniyet düzeyleri ile benlik saygısı düzeyleri arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunduğu ortaya konmuştur. Üniversite öğrencilerinde beden memnuniyeti düzeyleri ile olumsuz değerlendirilme korkusu ve sosyal görünüş kaygısı düzeyleri arasında ise ters yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Anahtar Kelimeler : Beden imajı, Benlik Saygısı, Sosyal Görünüş, Kendini Değerlendirme

Beden imajıBeden memnuniyetiBenlik saygısı+4
Şahin Sel
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

20-40 yaş arası psikolojik tedavi alan kadınlar ile almayanların depresyon, anksiyete ve benlik saygısı düzeyleri

Bu araştırmada, İstanbul ilinde bir tıp merkezinin klinik psikoloji polikliniğine başvuran ve başvurma sebebine bakılmaksızın rastgele seçilen, 20-40 yaş aralığındaki kadınlar ile rastlantısal olarak seçilen, aynı yaş aralığında olup daha önce hiç psikoloğa başvurmadığı bilinen kadınların depresyon, anksiyete ve benlik saygısı düzeylerinin birbirleriyle karşılaştırılması amaçlanmıştır. Çalışmaya katılmayı kabul eden 144 kişiden ölçekleri eksiksiz dolduran 100 kişi örneklemi oluşturmuştur. Araştırmanın verileri, Beck Depresyon Ölçeği, Beck Anksiyete Ölçeği, Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği ve araştırmacı tarafından oluşturulan Kişisel Bilgi Formu kullanılarak toplanmıştır. Çalışmamızda psikoloğa başvuran kadınların depresyon ve anksiyete düzeylerinin psikoloğa başvurmayan kadınlardan daha yüksek olduğu; yakın arkadaş sayısı 2 ve altında olan bireylerin, arkadaş sayısı 2'den çok olan bireylere oranla depresif duygulanım düzeylerinin daha yüksek olduğu; yaşı 30-40 yaş arasında olan bireylerin, yaşı 20-29 yaş arasında olan bireylere oranla benlik saygısı düzeylerinin daha yüksek olduğu ve düşük gelir düzeyindeki kadınlarda tartışmalara katılabilme düzeyi ve psişik izolasyon düzeyinin yüksek gelir düzeyindeki kadınlara göre daha yüksek olduğu bulunmuştur ve tüm bu sonuçlar istatistiksel olarak anlamlıdır. Eğitim düzeyi yüksek olan kadınlarda benlik saygısı ile "kendilik kavramının sürekliliği, insanlara güvenme, depresif duygulanım, hayalperestlik, psikosomatik belirtiler, kişilerarası ilişkilerde tehdit hissetme, ana-baba ilgisi ve psişik izolasyon" arasındaki ilişkiler istatistiksel açıdan anlamlı bulunmuştur. Gelir düzeyi ile Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği'nden alınan toplam puan arasında anlamlı bir ilişki bulunmamış olmakla beraber, benlik saygısı ölçeğinin alt ölçeklerinden biri olan "depresif duygulanım" ile gelir düzeyi arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu bulunmuştur.

AnksiyeteBenlik saygısıDepresyon+4
Dilek Çelebi Çelik
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Evli çiftlerde evlilik uyumu, evlilik çatışma biçimi ve depresyon düzeylerinin değerlendirilmesi

Bu çalışmada evlilikte çatışmanın ve uyumun bireylerin depresyon düzeyine olan etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla basit tesadüfi örnekleme yöntemiyle İstanbul İli'nden 40 evli çift seçilmiş ve bu 80 kişiye 2 aylık sürede Evlilik Uyumu Ölçeği, Evlilikte Çatışma Ölçeği ve Beck Depresyon Ölçeği kullanılarak veriler toplanmıştır. İlk olarak evlilikte çatışma ile depresyon arasındaki ilişki araştırılmış ve bu iki değişken arasında anlamlı düzeyde (p<0,01) pozitif bir ilişki olduğu saptanmıştır. Evlilik uyumu ile çatışma biçimi arasındaki ilişki incelendiğinde, bu iki değişken arasında anlamlı düzeyde (p<0,01) bir ilişki olduğu bulunmuştur. Buna göre evli çiftlerin çatışma biçimi, bireylerin depresyon düzeyini anlamlı bir biçimde yordamaktadır. Diğer taraftan, evlilikteki uyum puanlarının evlilik biçimine göre anlamlı bir şekilde (p<0.001) farklılaştığı gösterilmiş; görücü usulü ile evlenenlerin uyum puanlarının anlaşarak evlenenlerden daha yüksek (2,307 puan) olduğu belirlenmiştir. Evlilikteki çatışma düzeyinin evlilik biçimine göre değiştiği gözlenmiş; görücü usulü ile evlenen bireylerle flört ederek evlenen bireylerin çatışma düzeyleri arasında anlamlı bir fark olduğu tespit edilmiştir. Evlilik uyumu puanları çocuk durumuna ve sayısına göre de anlamlı bir şekilde farklılaşmaktadır. Buna göre, bir ya da iki çocuğu olanların uyum puanlarının hiç çocuğu olmayanlara kıyasla anlamlı şekilde daha yüksek (p<0.05) olduğu gösterilmiştir. Bu sonuçlar çocuklu çiftlerin evlilik uyumunun hiç çocuğu olmayan çiftlere göre daha yüksek olduğuna işaret etmektedir.

DepresyonEvli çiftlerEvlilik+3
Gizem Ayşem Kahveci
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Yetişkinlikte romantik ilişkiler ve depresyon arasındaki ilişki

Bu çalışmanın amacı, yetişkinlerde romantik ilişki ile depresyon arasındaki ilişkinin ortaya konulmasıdır. Araştırmada yetişkin bireylerin cinsiyet, yaş, eğitim düzeyi, medeni durum, aile yapısı, gelir düzeyi ve memleketin romantik ilişkiler ve depresyon üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Araştırmaya İstanbul ilinin Beşiktaş ilçesinde yaşayan 50'si kadın 50'si erkek toplam 100 kişi katılmıştır. Veri toplama araçları olarak Çok Boyutlu İlişki Envanteri, Beck Depresyon Ölçeği ve araştırmacı tarafından hazırlanan Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Bu araştırmanın sonucunda; depresyon ile cinsiyet arasında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde bir ilişki olduğu, ancak depresyonun yaş, medeni durum, memleket, eğitim düzeyi, aile yapısı ve gelir düzeyi ile anlamlı bir ilişki göstermediği gözlenmiştir. Bireyin sosyodemografik özelliklerinin romantik ilişkileri üzerindeki etkisi bakımından ise; bireyin eğitim düzeyi, memleketi ve aile yapısının romantik ilişkileri üzerinde etkili olduğu ancak cinsiyet, yaşı, medeni durum ve gelir düzeyinin romantik ilişkileri üzerine bir etkisi olmadığı saptanmıştır. Son olarak, araştırmaya katılan bireylerin Beck Depresyon Ölçeği toplam puanılar ile Çok Boyutlu İlişki Ölçeği toplam puanı arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir.

DepresyonDuygusal ilişkiYetişkinler
Fatma Ceren Karaoğuz
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
10
Master'sOpen AccessTR

Yatalak hastalara bakım veren kişilerin öfke kontrolü ve depresyon düzeylerinin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı, Yatalak hastalara bakım veren kişilerin öfke kontrolü ile depresyon düzeyleri arasındaki ilişkinin ortaya konulmasıdır. Ek olarak, araştırmada bireylerin cinsiyeti, yaşı, medeni durumu, eğitim düzeyi, çalışma durumu ve gelir düzeyinin öfke kontrolü ve depresyon üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Araştırmaya İstanbul İlinde Üsküdar ilçesinde bulunan Evde Sağlık Merkezinde psikolojik destek alan yatalak hastasına bakım veren 100 birey alınmıştır. Veri toplama araçları olarak Beck Depresyon Ölçeği ve Öfke Kontrolü Envanteri kullanılmıştır. Aynı zamanda bireylerin sosyo-demografik özelliklerini belirlemek amacıyla araştırmacı tarafından Kişisel Bilgi Formu oluşturulmuştur. Araştırmada sosyo-demografik özelliklere göre bakıldığında; yatalak hastasına bakan kadınların erkeklere oranla öfke kontrolü düzeylerinin daha yüksek olduğu, erkeklerin kadınlara oranla dışa vurulan öfke düzeylerinin daha yüksek olduğu, çalışan bireylerin çalışmayan bireylere oranla öfke kontrolü düzeylerinin daha yüksek olduğu, çalışmayan bireylerin çalışan bireylere oranla depresyon düzeylerinin daha yüksek olduğu sonuçlarına ulaşılmıştır. Araştırmada yer alan eğitim düzeyi, medeni durum, çocuk durumu ve eğitim düzeyi gibi sosyo-demografik özelliklere göre de anlamlı sonuçlar elde edilmemiştir. Araştırmada grubun sürekli öfke düzeyleri ile depresyon düzeyleri arasında da pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Araştırmanın sonunda yer alan tartışma bölümünde bulgulara dayalı olarak araştırmacılara, alanda çalışan psikolojik danışmanlara ve ailelere yönelik önerilerde bulunulmuştur.

Bakım verenlerDepresyonHasta bakımı-hastane sonrası+3
Gökçen Sevgi Bayır
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinin zaman perspektifleri ile başa çıkma stratejileri arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı üniversite öğrencilerinin zaman perspektifleri ile başa çıkma stratejileri arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Çalışmaya İstanbul Esenyurt Üniversitesi'nde öğrenim gören 106 kadın ve 83 erkek olmak üzere toplam 189 öğrenci katılmıştır. Çalışmada öğrencilerin zaman perspektifi kategorilerini belirlemek amacıyla Zaman Perspektifi Envanteri ve başa çıkma stratejilerini belirlemek amacıyla Başa Çıkma Stratejileri Ölçeği Kısa Formu (BÇSÖ-KF) uygulanmıştır. Verilerin analizinde Spearman Korelasyon Katsayısı ve Mann-Whitney U testi kullanılmıştır. Bulgular zaman perspektifleri ile başa çıkma stratejileri arasında istatiksel olarak anlamlı ilişkilerin olduğunu göstermektedir. Beş farklı zaman perspektifinin ilişkili olduğu zaman perspektiflerine bakıldığında; geçmişi olumsuz değerlendirme zaman perspektifi ile zihinsel olarak ilgiyi kesme, geçmişi olumlu değerlendirme zaman perspektifi ile madde kullanımı, şimdide hazcı zaman perspektifi ile yadsıma, gelecek zaman perspektifi ile diğer etkinlikleri bırakma, şimdide yazgıcı zaman perspektifi ile yadsıma başa çıkma stratejileri arasındaki korelasyonların en yüksek olduğu bulunmuştur.

Başa çıkmaZamanZaman yönelimi+2
Özge Sezen
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

İnfertilite tedavisi görmüş gebeler ile fertil gebelerin prenatal dönemde anksiyete ve stresle başa çıkma tutumlarının karşılaştırılması

Bu çalışmanın temel amacı infertilite tedavisi görmüş gebeler ile fertil gebelerin prenatal dönemde anksiyete ve stresle başa çıkma tutumlarını karşılaştırılmasıdır. Bu çalışmanın evrenini infertilite tedavisi görmüş gebeler ile fertil gebeler oluşturmaktadır. Bu çalışmanın örneklemini Tekirdağ, Çorlu' da infertilite tedavisi görmüş 50 gebe ile 50 fertil gebeler oluşturmaktadır. Verilerin toplanması için araştırmacı tarafından hazırlanan Sosyodemografik Bilgi Formu, Durumluk Kaygı Envanteri, Sürekli Kaygı Envanteri ve Başa Çıkma Tutumlarını Değerlendirme Ölçeği katılımcılara uygulanmıştır. Bu araştırmada infertilite tedavisi görmüş gebelerin fertil gebelere oranla durumluk kaygı ve sürekli kaygı düzeylerinin daha yüksek olduğu saptanmıştır. İnfertilite tedavisi görmüş gebelerin, prenatal dönemde stresle başa çıkma tutumları fertil gebelere göre daha yetersiz olduğu saptanmıştır. Fertil gebelerin kaygı düzeyleri artıkça işlevsiz baş etme mekanizmaları kullandığı saptanmıştır. Ancak infertilite tedavisi görmüş gebelerin kullandığı işlevsiz baş etme mekanizmaları çok daha fazladır. Anahtar Kelimeler: İnfertilite, Fertil Gebe, Durumluk Kaygı, Sürekli Kaygı, Stres.

AnksiyeteDoğum öncesiFertilite+6
Övgü Özdemir
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinde internet bağımlılığı ve depresyon düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu araştırmanın temel amacı, üniversite öğrencilerinde internet bağımlılığı ve depresyon düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Bunun için 123'ü kadın ve 78'i erkek olmak üzere toplam 201 öğrenciye Beck Depresyon Ölçeği ve İnternet Bağımlılığı Ölçeği uygulanmıştır. Araştırmanın sonucunda grupta depresyon görülme oranı %16,4 olarak, internet bağımlılığı oranı %15,9 olarak saptanmıştır. Depresyon ve internet bağımlılığı arasında anlamlı bir korelasyon saptanmamıştır; internet bağımlısı olan ve olmayan gruplardaki depresyon düzeyleri benzer bulunmuştur. Erkeklerle kadınların depresyon düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmamıştır. Nitekim iki grup arasında günlük internet kullanım süresi bakımından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık olduğu bulunmuştur. Elde edilen sonuçlar ilgili literatürün ışığında tartışılmıştır.

BağımlılıkDepresyonÖlçekler+3
Emine Palaz
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Görücü usulü evlenen çiftler ile flört ederek evlenen çiftler arasındaki evlilik sonrası evlilik dinamiklerinin karşılaştırılması

Bu çalışmanın amacı, en az 3 yıllık evli kadınlardan görücü usulü ve flört ederek evlenenlerin evlilik uyum ve hoşnutsuzluk düzeylerindeki farklılıkların ortaya konmasıdır. Araştırmaya İstanbul İlinde Kartal ilçesinde ikamet eden ve rastlantısal olarak seçilen 100 evli kadın alınmıştır. Araştırmada "Evlilik Uyum Ölçeği", "Evlilik Hoşnutsuzluk Ölçeği" ve araştırmacı tarafından hazırlanan bir sosyo demografik veri formu kullanılmıştır. Elde edilen verilerin istatistiksel analizine göre, evlenme biçimi ile evlilik uyumu ve evlilik hoşnutsuzluğu arasında anlamlı bir korelasyon bulunamamıştır. Örneklemde seçilen kadınların hepsinin evlilik uyum puanları düşük çıkmıştır. Flört ederek evlenen kadınlarda ise evlilik öncesi flört süresi ile evlilik hoşnutsuzlukları arasında negatif ve anlamlı bir korelasyon bulunmuştur. Yapılan araştırmanın bulguları literatür ışığında tartışılmıştır.

Evli çiftlerEvlilikEvlilik ilişkisi+3
Betül Çakıcı
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'deki Suriyeli mültecilerin depresyon düzeyleri

Depresyon en yaygın psikiyatrik bozukluklardandır ve travma yaşantılarından sonra sık görülür. Bu çalışmanın amacı, Türkiye'deki Suriyeli mültecilerin yaşadıkları depresyon düzeylerini belirlemek ve bazı sosyodemografik değişkenlerle ilişkisini araştırmaktır. Bu araştırmada 12-54 yaş arasındaki 52 (26 kadın, 26 erkek) Suriyeli sığınmacıya Sosyodemografik Bilgi Formu ve Beck Depresyon Ölçeği uygulanmıştır. Katılanların %88.5'inde Beck Depresyon Ölçeği puanı kesme puanının üzerinde bulunmuştur. Bu oran çok yüksektir ve sığınmacıların ruhsal sorunlarının önemini göstermektedir. Bulgular tartışılmış ve öneriler sunulmuştur.

DepresyonMültecilerPsikolojik sorunlar+3
Nigar Çiçek
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB) tanısı alan ve almayan çocuklarda işitsel bellek ile DEHB arasındaki ilişki

Amaç: Bu araştırma ile 6-16 yaş arasındaki DEHB tanısı almış çocuklar ile DEHB tanısı almamış çocukların işitsel bellekleri karşılaştırılarak, DEHB tanısının işitsel bellek üzerinde ne derece etkili olduğunun araştırılması amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmanın örneklemi, 6-16 yaş arası DEHB tanısı olan 102 ve DEHB tanısı olmayan 104 öğrenci olmak üzere toplam 206 öğrenciden oluşmaktadır. Veriler, GİSD-B'nin çocuklara uygulaması ile elde edilen 4 puandan oluşmuştur. Çalışmada ek olarak DSM-IV'e Dayalı Tarama ve Değerlendirme ölçeği ile Aile Görüşme Formu uygulanmıştır. Bulgular: Araştırmanın sonucunda DEHB tanısı ile işitsel bellek arasında anlamlı bir ilişki olduğu ortaya koyulmuştur. DEHB tanısı olan çocukların, DEHB olmayan çocuklara göre GİSD-B testinden anlamlı düzeyde düşük sonuçlar aldığı görülmüştür. GİSD-B'de yaşla orantılı olarak puanların artığı ve bu etkinin de istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptanmıştır. Aynı şekilde DEHB tanısı almış kız ve erkek çocukların GİSD-B'den aldıkları puanların düşük olduğu görülmüştür. Ancak doğum yöntemleri ve anne-baba eğitim düzeyinin çocukların bellek ve işitsel bellek işlevleri üzerinde anlamlı düzeyde bir etkisinin olmadığı görülmüştür. Tartışma: Yapılan bu çalışmada DEHB ile işitsel bellek arasındaki ilişki bakımından daha önce yapılan benzer çalışmalarla tutarlı sonuçlar elde edilmiştir. Bu çalışma aynı zamanda doğum yöntemlerinin ve anne baba eğitim düzeyinin DEHB'de işitsel bellek ile ilişkisinin araştırılması bakımından ülkemizde yapılan ilk çalışma olması açısından önem arz etmektedir.

BellekHiperaktiviteli dikkat eksikliği bozukluğuİşitsel bellek
Ahmet Ernekal
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinde çocukluk çağı travması, yakın ilişkilerdeki psikolojik eğilimler ve romantik ilişkilerdeki istismar davranışının incelenmesi

Bu araştırma romantik ilişkisi olan üniversite öğrencilerinde çocukluk çağı travması, yakın ilişkilerdeki psikolojik eğilimler ve romantik ilişkilerdeki istismar davranışı kavramlarının birbiriyle ilişki içersinde olduklarını ortaya koymak amacı ile yürütülmüştür. Bununla birlikte çocukluk çağı travması, yakın ilişkilerdeki psikolojik eğilimler ve romantik ilişkilerdeki istismar davranışının cinsiyet, yaş, ailenin gelir seviyesi, ebeveynlerin bir arada olup olmaması, ebeveynlerin sağ olup olmaması, güven duyulan bir aile bireyine sahip olup olmama, yakın arkadaşa sahip olup olmama, ilişki süresi gibi değişkenlerle olan ilişkisi de incelenmiştir. Araştırmaya Türkiye'nin İstanbul şehrinde yaşamakta olan, gönüllülük ilkesine göre rastlantısal biçimde seçilen 113 üniversite öğrencisi katılmıştır. Çalışmada veri toplamak hedefiyle "Çocukluk Çağı Ruhsal Travma Ölçeği", "Romantik İlişki Değerlendirme Ölçeği", "Çok Boyutlu İlişki Doyum Ölçeği" uygulanmış ve ''Kişisel Bilgi Formu'' kullanılmıştır. Araştırmanın sonucunda romantik ilişkiyi değerlendirme ölçeği ile cinsiyet değişkeni arasında anlamlı ilişki olduğu saptanmıştır. Buna göre; kadınların puanlarının erkeklerden daha yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Çok boyutlu ilişki ölçeğinin alt boyutu olan ilişki kaygısı ile yaş değişkeni arasında 21 yaş grubunda daha yüksek puanların olduğu ve ilişkide kendine güven alt boyutu ile cinsiyet değişkeninde kadınların puanlarının daha yüksek olduğu istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur.

Duygusal ilişkiTravmaYakın ilişkiler+3
Haydeh Faraji
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Evlilik uyumunun kişilik özellikleri ve empatik eğilim açısından incelenmesi

Bu araştırma, evli bireylerin kişilik özellikleri ve empatik eğilimlerinin evlilik uyumuyla ilişkili olduklarını ortaya koymak amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmada aynı zamanda bireylerin evlilik uyumunun, cinsiyet, yaş, evlenme biçimi, evlilik süresi, eğitim düzeyi gibi değişkenler açısından farklılaşıp farklılaşmadığının incelenmesi de amaçlanmıştır. Araştırmaya Adana ilinde yaşayan, gönüllülük esasına göre rastlantısal olarak seçilen 200 evli birey katılmıştır. Katılımcıların halen evli olmaları ve eşleriyle birlikte yaşıyor olmaları dikkate alınmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak sosyo-demografik özellikler için "Kişisel Bilgi Formu", evlilik uyumu için "Evlilikte Uyum Ölçeği", kişilik özellikleri için "Sıfatlara Dayalı Kişilik Testi" ve empati kurma potansiyelini ölçmek için "Empatik Eğilim Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırmada bireylerin duygusal dengesizlik kişilik özelliği düzeyleri arttıkça evlilik uyum düzeylerinin düşmekte olduğu; dışadönüklük kişilik özelliği düzeyleri arttıkça evlilik uyum düzeylerinin artmakta olduğu; yumuşak başlılık kişilik özelliği düzeyleri arttıkça evlilik uyum düzeylerinin artmakta olduğu ve empatik eğilim düzeyleri arttıkça evlilik uyum düzeylerinin artmakta olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca sosyo-demografik özelliklere göre bakıldığında, bireylerin yaş ve evlilik süresi arttıkça evlilik uyum düzeylerinin düşmekte olduğu sonuçlarına ulaşılmıştır. Araştırmada sosyo-demografik özelliklerden cinsiyet, çocuk durumu, çocuk sayısı, evlenme biçimi, çalışma durumu, eğitim düzeyi ve gelir düzeyi ile evlilik uyum düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır.

Empatik eğilimEvli çiftlerEvlilik+2
Perihan Arıkan
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Psikotik ve nevrotik bozukluğu olan hastaların bakım verenlerinde bakım veren yükü ve psikolojik semptomların karşılaştırılması

Psikotik ve nevrotik bozukluklar, bireylerin ruh sağlığını etkileyen önemli iki alandır. Bu bozuklukların teşhis ve tedavisi uzun sürebilir ve bu durum, bu bireylere bakım sağlayan kişiler üzerinde bir yüke neden olabilir. Bu araştırmada, psikotik ve nevrotik bozukluğu olan hastaların bakım verenlerinde bakım veren yükü ve psikolojik semptomlarının karşılaştırılması amaçlanmıştır. Araştırmada İstanbul'da bir psikiyatristin muayenehanesine başvuran 104 psikotik ve 104 nevrotik bozukluklu hastanın primer bakım verenine Kısa Semptom Envanteri ve Bakım Verme Yükü ölçekleri uygulanmıştır. Araştırma sonucunda psikotik ve nevrotik hastalara bakım veren bireylerin demografik özelliklerine göre bakım yükleri ile psikolojik semptomları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunamamıştır (p>0,05). Nevrotik hastaya bakım verenlerde psikolojik semptomların görülme oranının, psikotik hastaya bakım verenlere göre istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek olduğu tespit edilmiştir (p=0,001). Bakım veren yükü bakımından iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmamıştır (p>0,05). Her iki grupta da bakım veren yükü ile psikolojik semptomlar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olmadığı belirlenmiştir (p>0,05).

Bakım verenlerHasta bakımıNörotik bozukluklar+2
Ömer Turan
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00

Other supervisors