Albüminler
91 theses under this subject heading
Serum CRP/albumin oranının alt ekstremite periferik arter hastalığı şiddeti ile ilişkisi
AMAÇ: Bu çalışma alt ekstremite tıkayıcı periferik arter hastalarında CRP(C Reaktif Protein) /Albumin oranının hastalığın şiddeti ve prognozu açısından etkin bir gösterge olup olmadığının değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Bu çalışma Ocak 2016-Ekim 2020 tarihleri arasında Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi Tayfur Ata Sökmen Tıp Fakültesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi kliniğine başvuran alt ekstremite tıkayıcı periferik arter hastalığı tanısı konmuş ve tedavisi yapılmış 50 hastanın randomize olarak seçilmesi ve sonuçlarının retrospektif olarak değerlendirilmesi ile oluşturuldu. Hastaların dosyaları taranarak yaş, cinsiyet, kronik hastalık durumları, sigara kullanımı, daha önce geçirilmiş periferik işlem öyküleri, tarafımızca yapılan tedaviler, ayak bileği-kol basınç indeksleri ve başvurdukları tarihlerdeki Serum CRP ve Albumin değerlerine ulaşıldı. Fizik muayene, hastanın şikâyetleri, Rutherford ve Fontaine klinik evrelemeleri tedavi öncesi arterial lezyonları irdelendi. Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi Tayfur Ata Sökmen Tıp Fakültesi Klinik Araştırmalar Etik Kurul'dan onayı alındı. BULGULAR: Araştırmaya katılan toplam 50 hastanın %26,0'sı (13 hasta) kadın ve %74,0'ü (37 hasta) erkekti. Şikayetler arasında en yaygın olanı %26,0 oranla ayakta yara ve aynı oranla kladikasyon olup, bunu %22,0 oranla istirahat ağrısı izlemekteydi. Hastaların %12,0'sinde medikal tedavi kararı alınırken, %88,0'inde ise revaskülarizasyon kararı alındı. Hastaların %20,0'sine tedavi sonrası ampütasyon yapıldı. Klinik sınıflama ile ayak bileği-kol indeksi değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı ve negatif yönde ilişki vardı (p=0,000). Korelasyon analizi sonuçlarına göre CRP/albümin oranı ile kol ve bacak indeksi (r=-0.324; p=0,022) arasında istatistiksel olarak anlamlı ve negatif yönde ilişki vardı. SONUÇ: Ayak bileği-kol indeksi ve klinik sınıflamalara dayanarak CRP/ Albumin oranı arttıkça periferik arter hastalığının şiddeti de artmaktadır. ANAHTAR KELİMELER: Periferik arter hastalığı, Albumin, CRP, ABI
Obstrüktif uyku apne sendromu hastalarında sürekli pozitif havayolu basıncı tedavisinin inflamasyona (periostin, TGF-beta, TNF-alfa, IL-6, CRP düzeylerine) ve spot idrarda mikroalbumin düzeyine etkisi
Amaç: OUAS hastalarında serum periostin, IL-6, TGF – beta, TNF-alfa, CRP ve spot idrarda mikroalbümin düzeylerini ilk tanı anında ve 3 aylık CPAP tedavi sonrasında karşılaştırarak CPAP tedavisinin inflamasyon parametrelerine etkilerini incelemektir. Yöntem: Çalışmaya 24 kontrol, 38 CPAP tedavisi almayan hafif-orta OUAS tanılı hasta ve 29 CPAP tedavisi başlanan ağır OUAS tanılı hasta olmak üzere toplam 91 kişi dahil edilmiştir. Başlangıç ve CPAP tedavisinin 3.ayında sonuçlar kaydedilmiştir. Veriler için uygun analizler SPSS 21.0 programı ile yapılmış ve p<0,05 olması anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Hafif-orta OUAS ve ağır OUAS olan hastalar ile karşılaştırıldığında, normal PSG sonucuna sahip hastalar daha fazla sıklıkta kadındır. PSG sonucu normal olan hastaların SFT sonucu daha fazla sıklıkta normal, daha az sıklıkta obstrüktif / restriktiftir. OUAS olmayan hastalar ile karşılaştırıldığında, ağır OUAS hastalarının yaşı daha fazladır. Hafif-orta / ağır OUAS hastaları ile karşılaştırıldığında, PSG sonucu normal olan hastaların BKİ'si ve TNF alfa değeri daha düşüktür. Ağır OUAS hastalarının CPAP tedavisi öncesinde kaydedilen mikroalbümin/kreatinin, hs CRP, TGF – Beta 1, TNF alfa, IL-6 ve periostin değerleri ile 3 aylık CPAP tedavisi sonrasında kaydedilen aynı değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı olmamakla beraber bir azalma olduğu gözlenmiştir. Sonuç: OUAS hastaları daha fazla sıklıkta erkekler, yaşlı ve obezlerden oluşmaktadır. OUAS hastalarının TNF – alfa değeri daha yüksektir. Diğer inflamasyon parametreleri sağlıklı katılımcılar ile karşılaştırıldığında, OUAS hastalarında istatistiksel olarak anlamlı olmamakla beraber daha fazladır. CPAP tedavisi sonrasında da anlamlı olmamakla beraber bu parametrelerin azaldığı gözlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Obstrüktif Uyku Apne Sendromu, Periostin, IL-6, TGF-Beta, TNF-Alfa, CRP, Spot İdrarda Mikroalbümin
İç hastalıkları yoğun bakım ünitesine kabul edilen akut böbrek hasarı olan ve olmayan hastalarda serum ürik asit/albumin oranı ve fosforun erken dönem mortalite ile ilişkisi
Akut böbrek hasarı (ABH) saatler ve günler içerisinde ortaya çıkan, sıvı-elektrolit ve asit-baz homeostazının düzensizliği ile sonuçlanan ani böbrek fonksiyon kaybıyla karakterize bir durumdur. Günümüzde yaşam süresinin uzaması ve artan komorbid hastalıklar nedenli yoğun bakım gereksiniminde artış olmuştur. Artan bu gereksinimle birlikte, mortalite ve morbiditeyi tahmin edecek yöntemlere ihtiyaç duyulmuştur ve çeşitli skorlama sistemleri kullanılmıştır. Çalışmamıza Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi İç Hastalıkları Yoğun Bakım Ünitesine 01.05.2020-.01.11.2021 tarihleri arasında kabul edilen toplam 1016 hastayı dahil ettik. Serum ürik asit/albumin oranı ile fosforun mortalite üzerine ilişkisini ABH olan ve olmayan hastaları ayrı ayrı değerlendirmeye alarak ortaya koymaya çalıştık. Hastaların ayrım yapılmadan değerlendirilmesinin genel ortalamayı değiştireceğini düşündüğümüzden; ABH'da zaten yüksek olmasını beklediğimiz ürik asit ve fosforun akut böbrek hasarı olmayan hastalarda da mortalite ile ilişkisini gösterebilmektir. Çalışmamızda hem ABH olan (n=449) hastaların hem de ABH olmayan (n=567) hastaların serum ürik asit/albumin oranını 28 günlük mortalite ile ilişkili bulduk. ABH olan hastalarda 28 günlük mortalite ile ilişkili serum ürik asit/albumin oranının en iyi kesme değeri 3,59 mg/g, ABH olmayanlarda ise 2,28 mg/g olarak bulundu. ABH olan hastalarda yüksek serum fosfor değerini 28 günlük mortalite ile ilişkili bulduk. Ancak ABH olmayan hastalarda hiperfosfatemi ile mortalite arasında anlamlı farklılık saptanmadı. Çalışmamızda serum ürik asit/albumin oranı ve fosforun hem ABH olanlarda hem de olmayanlarda 28 günlük mortalite ve APACHE-II skoru ile arasında korelasyon saptanmıştır. Çalışmamızda serum ürik asit/albumin oranının başvuru anında ABH olmasa bile erken dönem mortalitenin bir göstergesi olarak kullanılabileceği kanısına vardık. Anahtar Kelimeler: akut böbrek hasarı, yoğun bakım ünitesi, serum ürik asit, albümin, fosfor
Akut pankreatitte radyolojik skorlama ile CRP/albümin indeksinin hastalığın mortalite ve morbiditesi açısından retrospektif değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç: Akut Pankreatit (AP) hayatı tehdit eden bir hastalık olduğundan hastalığın şiddetinin belirlenmesi, prognostik takibi, morbiditeyi ve mortaliteyi öngörmek kritik öneme sahiptir. Başvuru sırasında ciddiyetin doğru tahmini ile en uygun acil tedavinin başlanması ölüm riskini ve sağlık sisteminin giderlerini azaltmaktadır. Yöntem: Çalışmaya AP tanılı 632 hasta dahil edildi. Verileri hastanemizin otomasyon sistemi olan Nukleus'tan alındı. Çalışmada AP tanısı aldıktan sonra çekilen Bilgisayar Tomografi (BT) sonuçlarına uygu Bilgisayarlı Tomografi Şiddet İndeksi (CTSİ skoru) skorlamsı yapıldı. Hastaların hastanede yatış süresi, komplikasyon gelişimi, yoğun bakım ünitesine yatışı, atak sayıları, ölüm oranı, invaziv işlem gerekliliği kaydedildi. İlk yatışta C-reaktif protein (CRP) (mg/l) ,albümin (Alb) (mg/dl), CRP/albümin indeksi ve 48. saatte bakılan CRP, Albümin, CRP/Alb oranı hesaplandı. Hastalar AP'nin şiddetine göre hafif, orta şiddetli ve şiddetli şeklinde gruplara ayrıldıktan sonrasında her grupta ayrı ayrı CRP/Alb indeksi hesaplandı. CRP/Alb indeksinin hastalığın morbidite ve mortalitesini öngörmesi açısından değerlendirmesi yapıldı. Bulgular: Hastanemizde AP tanısı alan hastalarla yapılan bu retrospektif çalışmamızda CRP/Alb indeksinin hastalığın şiddetini öngörmede radyolojik skorlama sistemi olan CTSİ ile korele olduğu saptandı. Çalışmamızda CRP/Alb oranı hem ilk yatişta hem de 48.saatte orta şiddetli ve şiddetli AP'de hafif AP'den anlamlı (p < 0.05) olarak yüksek bulundu. Komplikasyon gelişimini öngörmede komplikasyon olan hafif ve şiddetli AP hastalarında komplikasyon olmayanlardan hem ilk yatiş hemde 48.saat düzeyi anlamlı (p < 0.05) yüksek saptandı. Orta şiddetli pankreatitte 48.saat CRP/Alb düzeyi komplikasyonu öngörmede anlamlı (p < 0.05) yüksek saptandı. Yoğun bakım ünitesine yatışı öngörmede hafif ve orta şiddetli pankreatitte 48.Saat CRP/Alb düzeyi anlamlı (p < 0.05) yüksek saptandı. Hastande yatiş süresini öngörme açısndan bakıldığında hafif ve orta şiddetli AP olan hastalarda 48.saat CRP/Alb oranı yüksek olanların hastanede yatış süresi ortalma 7 günden fazla olduğu saptandı. Şiddetli AP olan hastalarda hem ilk yatiş hem de 48.saat CRP/Alb oranı yüksek olan hastalarda hastanede yatış süresi ortalama 7 günden fazla olduğu saptandı. CRP/Alb oranının hafif, orta şiddetli ve şiddetli AP olan (CTSİ skorlarına uygun) hastalarında invaziv işlem gerekliliği ve ölümü öngörmede yetersiz olduğu görüldü. Sonuç: CRP/Albümin oranın hızlı sonuçlanması, kolay yapılabilir olması, ucuz olması AP'nin şiddetini, morbidite ve mortalitesini öngörmede yardımcı bir parametre olduğunu destekler niteliktedir. Yapılacak daha kapsamlı çalışmalar, tedavi kararı ve prognozu öngörmede yol gösterici olabilir. Anahtar sözcükler: Akut pankreatit, CTSİ skoru, CRP/albümin indeksi, Mortalite, Morbidite
Çocukluk çağı idrar yolu enfeksiyonlarının klinik ve laboratuvar özelliklerinin hematolojik parametreler ile ilişkisinin değerlendirilmesi
Giriş: İdrar yolu enfeksiyonları (İYE) çocukluk çağında sık görülen enfeksiyonlardandır. Zamanında ve düzgün şekilde tedavi edilmediğinde renal skar, renal parenkimal hastalık, hipertansiyon ve son dönem böbrek yetmezliği gibi ciddi komplikasyonlara sebep olabilen İYE'de tanının hızlı bir şekilde konulması ve tedavinin uygun şekilde başlanması morbiditenin azaltılmasında çok önemlidir. Biz de çalışmamızda; ucuz, kolay ulaşılabilen ve sık kullanılan tetkikler olan tam kan sayımı parametreleri, albumin ve CRP gibi biyokimyasal ve serolojik tetkikler üzerinden elde edilen bazı oranlar ve inflamasyon belirteçleri ile İYE tanısı ve alt/üst üriner sistem enfeksiyonu ayrımında kullanımlarını incelemeyi hedefledik. Materyal ve Metot: Çalışmamız Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde tek merkezli ve retrospektif olarak planlandı. Ocak 2021 – Aralık 2022 tarihleri arasında hastanemiz Çocuk Acil Polikliniği, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Poliklinikleri'ne ayaktan başvuran ve Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Kliniği'nde yatarak tedavi gören hastalardan İYE tanısı alan hastalar saptanarak çalışmamıza dahil edildi. Kontrol grubu ise hastanemiz Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Poliklinikleri'ne sağlam çocuk izlemi için başvuran, herhangi bir şikayeti olmayan sağlıklı çocuklardan oluşturuldu. Hasta grubunun; yaşı, cinsiyeti, idrar kültüründe üreyen mikroorganizma, idrar kültürünün alındığı tarih; başvuru esnasında ateş, bulantı, kusma, huzursuzluk, idrarda kötü koku, dizüri, karın ağrısı, yan ağrısı, iştahsızlık, enürezis, hematüri, pollaküri şikayetleri olup olmadığı; takipte görüntüleme olarak üriner sistem ultrasonografisi, voiding sistoüretrogram, dimerkaptosüksinik asit sintigrafisi yapılıp yapılmadığı ve eğer yapıldıysa sonucunda saptanan bulgular; Tam İdrar Tetkiki (TİT) sonucunda direkt bakıda görülen lökosit sayısı, lökosit esteraz (LE) ve nitrit testlerinin sonuçları kaydedildi. Hem hasta grubundaki hem de kontrol grubundaki olguların tam kan sayımı sonuçlarından WBC, nötrofil, lenfosit, monosit ve trombosit sayıları, MPV, PDW, PCT, hemoglobin, RDW değerleri; seroloji ve biyokimya tetkiklerinden serum C-reaktif protein (CRP) ve albumin düzeyleri ve bu değerlerden elde edilen NLR, LMR, PLR, MPVLR, MPV/PC, Hb/RDW, CAR oranları ve SII değeri hesaplanarak kaydedildi. Ayrıca hasta grubu, başvuru esnasında ateş semptomu olup olmamasına göre kendi içinde sistit ve akut piyelonefrit grupları olmak üzere iki gruba ayrıldı. Hasta-kontrol ve sistit-piyelonefrit grupları arasında tüm parametreler karşılaştırıldı. Veriler IBM SPSS 22.0 paket programıyla analiz edildi. Sürekli değişkenlerin ortalama farklarının hasta ve kontrol grupları arasında kıyaslanmasında normal dağılan değişkenler için Student's T Testi; normal dağılmayanlar için Mann Whitney U Testi, kategorik değişkenlerin gruplar arasındaki dağılımları için Ki-Kare Testi kullanıldı. Sürekli değişkenlerin birbiriyle ilişkisine Spearman korelasyon katsayısı ile bakıldı. Tanımlayıcı istatistik olarak ortalama, standart sapma, medyan, Q1 (1.Çeyreklik), Q3 (3.çeyreklik), korelasyon katsayısı (rs), frekans ve yüzde değerleri verildi, p<0,05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Bulgular: Çalışmamıza 1 ay – 16 yaş arasındaki 341 çocuk dahil edildi. Bunlardan 207'si hasta grubunda, 134'ü kontrol grubundaydı. Hasta grubunda kız erkek oranı 4:1'di. Hasta grubunun yaş ortalaması 67.4 ay, kontrol grubununki ise 64.9 ay idi. Hasta grubunda en sık başvuru semptomu 146 hastada görülen ateşti. Ateş sonrasında en sık görülen şikayetler dizüri ve karın ağrısıydı. Hastaların TİT bulgularına bakıldığında %87.8'inde LE pozitif, %51.5'inde nitrit pozitif saptandı. İdrar kültüründe en sık üreyen mikroorganizma E. coli'ydi. Hastaların 123'üne USG yapılmış, bunların 81'inin USG sonucu normal, 42'sinde ise patolojik bulgu mevcuttu. VCUG yapılan hasta sayısı 26 iken, 14 hastada VUR saptanmıştı. 25 hastaya DMSA görüntülemesi yapılmış ve 14'ünde renal skar gelişimi saptanmıştı. Hasta ve kontrol grubunun laboratuvar parametreleri karşılaştırıldığında hasta grubunda WBC (p<0.001), nötrofil (p<0.001), monosit (p<0.001), PDW (p<0.001), NLR (p<0.001), PLR (p=0.002), CRP (p<0.001), CAR (p<0.001), SII'nın (p<0.001) kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı şekilde yüksek olduğu; lenfosit (p<0.001), RDW (p<0.001), MPV (p<0.001), PCT (p<0.001), LMR (p<0.001), albumin (p<0.001) ve MPV/PC'nin (p=0.045) ise kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı şekilde düşük olduğu saptandı. Sistit ve piyelonefritli olguların laboratuvar parametreleri açısından kıyaslama yapıldığında ise sistit grubunda nötrofil (p=0.021), NLR (p=0.034) ve albuminin (p<0.001); piyelonefrit grubunda ise CRP (p<0.001) ve CAR'nin (p<0.001) anlamlı şekilde yüksek olduğu görüldü. Sonuç: Çalışmamızda hasta ve kontrol grupları arasında karşılaştırılan laboratuvar parametrelerinin inflamasyonu ve İYE'yi öngörmede katkısı olabileceği düşünüldü. Çalıştığımız parametrelerden CRP, albumin, CAR, nötrofil ve NLR dışındakilerle sistit ve piyelonefrit ayrımında net sonuçlara varılamadığı, sistit/piyelonefrit ayrımına yönelik olarak daha büyük hasta gruplarıyla prospektif nitelikte yapılacak çalışmalara ihtiyaç olduğu sonucuna ulaşıldı. Anahtar Sözcükler: İdrar yolu enfeksiyonu, sistit, akut piyelonefrit, hematolojik parametreler, nötrofil lenfosit oranı, platelet lenfosit oranı, sistemik immün-inflamasyon indeksi, CRP albumin oranı
The study on some liver enzymatic activities among patients with liver disease in Al-Diwaniyah province
The liver is the largest organ in human body. Facilitates digestion, energy storage, and waste elimination. Infectious factors like hepatitis A, B, and C are the cause of many ailments. Liver disease may also be exacerbated by the use of drugs, poisons, and large quantities of alcohol. Those who have developed cirrhosis or fatty liver disease are not alone. In addition to liver cancer. Fluctuations in liver enzyme levels are a common diagnostic and treatment challenge in general clinical practice. It might be challenging to sort through all of the potential diagnosis, even for a seasoned physician. Focusing on certain liver enzymes has allowed the researchers to ascertain whether or not a patient is suffering from liver disease. The ELISA technique was employed to look into liver enzymes, obtained results showed that protein levels had dropped, including albumin. Enzyme levels of ALT and AST changed by increasing during liver infection. In conclusion, Aminotransferase levels can vary from normal to over 10 times the upper limit of normal, depending on the degree of liver elevated enzymes due to cardiovascular disease. The total protein cutoff value of 5.8 is used to diagnose liver disease, while the albumin cutoff value of 3.95 is used as a good predictor of liver illness.
Relationship between hormone apelin level and some biochemical parameters in Iraqi patients with kidney disease
The kidney condition known as chronic kidney disease (CKD) is characterized by renal impairment, gradual loss of renal function. GFR is classified into 5 stages. Studies of apelin's function in Iraqi CKD patients were very few. Therefore, the aim of this thesis was to examine the relationship between the apelin hormone and many health-related variables and CKD in Iraqi patients. A case-control research was conducted from March to June 2022 at AL-Fallujah Teaching Hospital, AL-Anbar Province, Iraq, with 90 people (40 controls and 50 patients). Apelin levels in serum were significantly decreased in the CKD group than those in control group (268.98±117.36 vs 370.37±125.73 pg/mL: P= 0.002). The CKD group had high levels of urea nitrogen (101±37 mg/dL; p < .0001), creatinine (3.3±1.3 mg/dl; P< 0.0001), glucose (108±55 mg/dL; P = 0.0097), HbA1c (5.4±2.1%), K (4.9±0.82 mmol/L; P= 0.0222), and had low levels of albumin (3.0±0.7 g/dL; P= 0.042), Na (133.1±6.0 mmol/L; P< 0.001) as in comparision to the control group. According to the results of a correlation study, apelin was adversely connected with age, BMI, BUN, creatinine, K, and albumin (P< 0.05). While GFR and apelin had a positive correlation (P= 0.001). This research suggests that apelin may be a possible biomarker for assessing the severity and progression of CKD
Plasma oxidative biomarkers and conformational modifications of albumin in patients with diabetes complications
The current research examined the antioxidant capacity of plasma and erythrocytes in diabetic patients to healthy controls. Diabetes patients aged 25-65 and healthy volunteers of the same age were each given a blood sample, which totaled (90). These patients were seen at Azadi Teaching Hospital in Kirkuk, Iraq, from July to December 2021. In the present study, patients' total protein, albumin, and Alb/Glob ratios were significantly lower (P 0.05) than in the control group. Compared to the control group, patients' globulin concentrations increased significantly (P0.05). The data demonstrate a substantial (P0.05) increase in thiol, Thiol Protein, and amino group concentrations in patients compared to controls. Otherwise, the carbonyl group concentration in patients is non-significant (P0.05) compared to controls. Finally, compared to the control group, patients' Hb concentrations were significantly (P0.05) lower. Results shows the average emission auto-fluorescence spectra of various sample patients from 340 nm to 630 nm.
The effect of COVID 19 on liver enzymes: A field study on the patients of Al-Kindi hospital in Baghdad
Recent studies have related to COVID 19 is a virus that spread in China at the end of 2019 and its first target is the respiratory system and spreads to the rest of the body, and its symptoms range from mild to severe, Where liver enzymes are evaluated in the laboratory to see what differences they will have. In this study, included 120 patients infected with COVID 19 who were confirmed to have a PCR test. As well as the other group called the control group was selected and they were not infected with the virus, as it was confirmed that they were not infected with a PCR test, the hospital's approval was obtained, as well as the patients. As result, we can imply that the results were compared between the group of patients and the control group, and it was found that liver enzymes rise in the case of infection with the virus. As ALP and AST increased in most patients, which is considered statistically significant while ALT increased in almost a third of patients, and the lowest test was the bilirubin, which increased in 10% Almost from patients, on the contrary, albumin decreased in two thirds of patients. While all examinations were normal in the control group. Where the risk of severe symptoms of COVID-19 increases in the elderly, as there is a role for age and some accompanying diseases such as diabetes, pressure, liver and kidney diseases, a role in the rise of these enzymes.
evaluation of the activity of liver enzymes and some biochemical variables in pregnant women infected with COVID-19 in Kirkuk governorate
Some hematological and biochemical markers were measured in COVID19 patients (pregnant women) as part of the research. 60 pregnant women with COVID-19 infection and 30 control subjects were included in this study. Research was carried out at Kirkuk's hospitals between January 2022 and April 2022. The following is a breakdown of the participants: Pregnant women in the first group: 30 healthy women. In the second group, 30 samples were taken from infected pregnant women aged 18 to 30 years old. Pregnant women between the ages of 30 and 40 are in the third group, which includes 30 samples. RBC count, Hb concentration, PCV/MCV ratio, and percentage of MCV decreased significantly (P 0.05) in patients compared to control group. Patients' WBC and neutrophil and lymphocyte percentages rose significantly (P 0.05), whereas their lymphocyte and neutrophil percentages decreased significantly (P 0.05). Otherwise, the proportion of eosinophils, monocytes, and basophils in patients (15.71±2.18) compared to the control group indicates no significant differences (P 0.05). Patients' levels of liver enzymes were found to be significantly (P 0.05) elevated. Finally, the findings revealed that patients' levels of total protein, albumin, and vitamin D3 were significantly decreased (P 0.05). Keywords: COVID19, Liver enzymes, Vitamin D3, Total protein, Albumin
Study the effect of medicatins used for COVID patients on liver function in Iraqi people
The aim of this study is to compare the liver functions of patients recovering from Covid-19 to those of a healthy control group. Additionally to discover the relationships between the recovered group's liver functions and the medications they were taking, For the safety of the liver from damage. The study comprised 69 persons recovering from Covid-19, with an age range of (26-66) years, and their liver functions were compared to a group of 67 healthy adults with ages ranging of (19-62) years. The Pearson correlation was used to evaluate the relationship between the parameters and the medications (Ceftriaxone, Azithromycin, Levofloxacin, and Remdesivir) that were taken by the persons in the group recovering from Covid-19, The results showed that there were significant differences in the levels of enzymes ALT, AST, ALP, LDH, and albumin between the two study groups (p<0.001), while the results did not show any significant differences in total protein concentration between the two groups (p>0.05). The ALT concentration had a significant p<0.001 correlation with ceftriaxone R=0.443 and remdisivir R=0.441 in the group of recovered patients, while the AST enzyme had a significant correlation p<0.001 with ceftriaxone R=0.529, remdesivir R=0.455, and Azithromycin R=0.366. While LDH had a high correlation with azithromycin (ρ=0.566), ceftriaxone (ρ =0.517), and remdesivir (ρ =0.346).
An investigation of the role of folic acid supplementation in some biochemical changes during preeclampsia
After 20 weeks of gestation, preeclampsia is diagnosed when the mother experiences high blood pressure for the first time (systolic blood pressure of 140, diastolic blood pressure of 90) in two events, at least 6 hours apart). However, the stressed female can be affected in up to 10% of pregnancies in non-industrialized countries. The importance of folic acid has emerged recently. This research looked at how preeclampsia relates to folic acid intake and serum levels. Fifty women with different stages of disease will be studied, along with fifty healthy controls of similar age, gender and BMI. Fasting blood glucose, albumin, urea, and creatinine levels were tested. Patients diagnosed with pre-eclampsia who received a long-term folic acid vaccine would make up the first of the three study groups and the second group would consist of 25 women with IBD who had not been vaccinated against folic acid. The third group consisted of 25 pregnant women who were healthy throughout their pregnancy and had a good absorption of folic acid. The following are the instruments to be used following the code and method of operation specified by the manufacturer and exporter, a water bath, a visible spectrophotometer, and an electrolyte meter.
Acil servisten dahiliye yoğun bakıma yatan yaşlı hastalarda inflamatuvar belirteçler ile mortalite arasındaki ilişki
Yoğun bakımda yatan yaşlı hastalarda mortalite oranı oldukça yüksektir. Bu çalışmada dahiliye yoğun bakıma yatan yaşlı hastaların (55 yaş üstü) mortalitesini tahmin etmemize yardımcı olan inflamatuvar belirteçler ve GKS, APACHE-II, SAPS -II, skorlarınıda kullanarak bunların birbirleriyle olan ilişkisini saptamaya çalıştık.Çalışmamıza, 48'i (% 65.8) erkek, 25'i (% 34.2) kadın olmak üzere toplam 73 hasta aldık. Hastalarda mortaliteyi tahmin etmek için kullanılan belirteçler olarak; yaş, APACHE II skoru, SAPS -II skoru, GKS, serumda lökosit sayısı, hemoglobin, CRP (c reaktif protein), IL-1 (interlökin-1), IL-6 (interlökin-6),IL-10 (interlökin-10), TNF-alfa (tümör nekroz faktör-alfa), PTZ (protrombin zamanı), aPTT (aktive parsiyel tromboblastin zamanı), Albumin, ferritin belirlendi.Eksitus ve taburcu olan hastalar arasında yaş ortalaması istatistiksel olarak anlamlı değildi. Ortalama yatış süresi ise anlamlı bulundu.Prognostik belirteçlerinden, APACHE II skoru, lökosit sayısı, PTZ, IL-1, IL-6, TNF-alfa, hemoglobin'in istatistiksel olarak mortalite ile ilişkisi bulunamadı. Ferritin, aPTT, GKS, SAPS -II'nin yüksekliği ve albümin düşüklüğü ile mortalite arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulundu.CRP, TNF-alfa, IL-1, IL-6, IL-10 düzeylerinin mortalite arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmadı.Sonuç olarak DYBÜ'ne yatan yaşlı hastaların mortalite tahmininde; SAPS -II, GKS, ferritin, albümin, aPTT ölçümlerinin kullanılabileceği tespit edildi.Anahtar Sözcükler: Albumin, APACHE-II, aPTT, ferritin, GKS, mortalite, SAPS-II, sitokin, yaşlı hastalar, yoğun bakım.
Acil servisten dahiliye yoğun bakıma yatan hastalarda tiroid hormon düzeyleri ile mortalite arasındaki ilişki
Acil Servisten Dahiliye Yoğun Bakıma Yatan Hastalarda Tiroid Hormon Düzeyleri İle Mortalite Arasındaki İlişkiAmaç: Yoğun bakımda yatan yaşlı hastalarda mortalite oranı oldukça yüksektir. Bu çalışmada dahiliye yoğun bakıma yatan 55 yaş üstü hastaların mortalitesini tahmin etmede yardımcı olan tiroid hormonları ve glasgow koma skalası, akut fizyoloji ve kronik sağlık değerlendirmesi II, basitleştirilmiş akut fizyolojik skor II, kullanılarak bunların birbirleriyle olan ilişkisi saptanmaya çalışıldı.Gereç ve Yöntem: Çalışmaya, 48'i (% 65,8) erkek, 25'i (% 34,2) kadın olmak üzere toplam 73 hasta alındı. Hastalarda mortaliteyi tahmin etmek için kullanılan belirteçler olarak; yaş, akut fizyoloji ve kronik sağlık değerlendirmesi II, basitleştirilmiş akut fizyolojik skor II, glasgow koma skalası, serumda lökosit sayısı, hemoglobin, c reaktif protein, serbest triiyodotironin, serbest tiroksin, tiroid stimüle edici hormon, protrombin zamanı, aktive parsiyel tromboblastin zamanı, albumin, ferritin belirlendi.Bulgular: Eksitus ve taburcu olan hastalar arasında yaş ortalaması istatistiksel olarak anlamlı değildi. Ortalama yatış süresi ise anlamlı bulundu.Prognostik belirteçlerinden, akut fizyoloji ve kronik sağlık değerlendirmesi II, lökosit sayısı, c reaktif protein, protrombin zamanı, serbest triiyodotironin, serbest tiroksin, tiroid stimüle edici hormon ve hemoglobin'in istatistiksel olarak mortalite ile ilişkisi bulunamadı. Ferritin, aktive parsiyel tromboblastin zamanı, glasgow koma skalası, basitleştirilmiş akut fizyolojik skor II'nin yüksekliği ve albümin düşüklüğü ile mortalite arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulundu.Sonuç: Dahiliye yoğun bakım ünitesi'ne yatan 55 yaş üstü hastaların mortalite tahmininde; basitleştirilmiş akut fizyolojik skor II, glasgow koma skalası, ferritin, albümin, aktive parsiyel tromboplastin zamanı, ölçümlerinin kullanılabileceği tespit edildi.
Spot idrarda protein/kreatinin ve albumin/kreatinin oranı ile 24 saatlik idrarda total protein ve albumin miktarının korelasyonu
Spot (Anlık) İdrarda Protein/ Kreatinin, Albumin/ Kreatinin Oranı İle 24 Saatlik İdrarda Total Protein ve Albumin Miktarının KorelasyonuGiriş ve Amaç: Proteinüri, renal ve kardiyovasküler hastalıklar için bağımsız bir risk faktörü ve uç organ hasarını gösteren bir belirteç olarak kabul edilmektedir. Proteinüri ölçümü için referans test 24 saatlik idrarda protein ve 24 saatlik idrarda albumin düzeyinin ölçümüdür. Ancak 24 saatlik idrar toplama hastalar açısından zahmetli ve kimi zaman hatalı sonuç vermektedir. Bu nedenle 24 saatlik idrarda proteinüri ve albuminüri ölçümleri yerine spot (anlık) idrarda protein/kreatinin oranı ve albumin/kreatinin oranı kullanılmaktadır. Biz de çalışmamızda diyabetes mellitus, hipertansiyon, kronik böbrek hastalığı ve nefrotik sendrom nedeniyle izlenen hastalarda 24 saatlik idrarda total protein ve albumin ölçümleri ile sabah anlık idrardaki protein/kreatinin oranı ve albumin/kreatinin oranının uygunluk ve güvenilirliğini araştırdık.Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları polikliniklerine başvuran 130 hasta (kadın=53 erkek=73) alındı. Hastaların yaş ortalaması 53,5±15,4 idi. Hastaların ayrıntılı anamnez ve fizik muayenesi yapıldı. Özgeçmiş sorgulaması yapıldı. Kan basıncı ölçüldü. Glomeruler filtrasyon hızı değerleri hesaplandı. Kullanılan ilaçlar sorgulandı. Bu hastalarda rutin takipleri sırasında istenen tetkiklere ek olarak 24 saatlik idrar, sabah anlık idrar ve kan örneği istendi. Hastaların 24 saatlik idrarda kreatinin, albumin, protein düzeyleri, anlık idrarda kreatinin, albumin, protein düzeyleri ölçüldü. Anlık idrarda protein/kreatinin oranı ve albumin/kreatinin oranı, 24 saatlik idrarda albumin ve protein miktarları hesaplandı. Hastaların 24 saatlik idrarda protein ve albumin ile anlık idrarda protein/kreatinin oranı ve albumin/kreatinin oranları karşılaştırıldı. Beraberinde idrarda total protein ve total albumini etkileyecek değişkenleri(yaş, cinsiyet, vücut kitle indeksi, hipertansiyon, böbrek hastalığı mevcudiyeti, serum albumin) hesaba katarak hastaların total proteinüri ve total albuminüri değerlerini saptayabilecek regresyon analizi ileyeni bir model oluşturuldu.Bulgular: Çalışmada anlık idrar albumin/kreatinin değeri ile 24 saatlik albumin/kreatinin sonuçları birbirinden farklı olmadığını ve birbirleri yerine kullanılabilir olduğu, yine anlık idrar protein/kreatinin değeri ile 24 saatlik idrar protein/kreatinin sonuçları birbirinden farklı olmadığını ve birbirleri yerine kullanılabilir olduğu sonucu elde edildi. Anlık idrar protein/kreatinin değeri ile 24 saatlik idrar protein değerleri arasında % 86; anlık idrar albumin/kreatinin değeri ile 24 saatlik idrar albumin değerleri arasında % 92 düzeyinde korelasyon saptandı. Hastanemiz için bakılan anlık idrar albumin/kreatinin oranı için 0,372 ve üzeri değerler için % 95 özgüllük ve % 95 duyarlılıkla patolojik albuminüriyi saptadığı sonucu elde edildi. Bununla beraber anlık idrar protein/kreatinin değeri 0,480 ve üzeri değerler % 96 özgüllük ve % 88 duyarlılıkla patolojik proteinüriyi saptadığı sonucu elde edildi. Regresyon analiziyle 24 saatlik idrarda protein düzeyi 3000 mg ve üzeri hastalarda R katsayısı % 92; 24 saatlik idrarda albumin düzeyi 300 mg ve üzeri hastalarda R katsayısı % 87 olduğu saptandı. Bununla beraber 24 saatlik idrarda protein düzeyi 3000 mg ve 24 saatlik idrarda albumin düzeyi 300 mg'ın altında olan hastalarda regresyon modeliyle daha iyi sonuçlar alındığı gösterildi.Sonuç: Çalışmamızda 24 saatlik idrarda protein ve albumin ölçümleri için anlık idrarda protein/kreatinin ve albumin/kreatinin oranlarının kullanılabilir bir yöntem olduğu ancak günlük 3000 mg'ın altında olan proteinüri ve 300 mg'ın altında albuminüri için regresyon modeli kullanımı ile referans değerlere daha yakın sonuç verdiği gösterildi.Anahtar Sözcükler: İdrarda albumin/kreatinin oranı, idrarda protein/kreatinin oranı, mikroalbuminüri, proteinüri
Uykuda solunum durması olan kalp yetmezlikli hastalarda pozitif basınçlı ventilasyon tedavisinin apelin ve iskemi modifiye albumin düzeylerine etkisi
Uykuda solunum durması kardiyovasküler morbidite ve mortalite sebebi olup kalp yetmezliği ile birlikteliği sıktır. Bu nedenle kalp yetmezlikli hastalarda uykuda solunum bozukluğu birlikteliğini akla getirmek ve tedavisini vermek önemlidir. Apelinin kardiyovasküler etkileri başta olmak üzere, gıda alımının düzenlenmesi, sıvı metabolizması, deneysel ağrı modelleri, kemik metabolizması ve insan adipositlerinde oluşan oksidatif stresin önlenmesinde yer aldığı görülmüştür. İskemi modifiye albümin (İMA) ise iskemi, hipoksi durumunda artış gösteren, özellikle akut myokard enfarktüsünde biyomarker olarak yeri olan bir belirteçtir. Bu çalışmadaki amacımız kalp yetmezlikli hastalarımızda morbidite ve mortalite üzerine olumsuz etkileri olan uykuda solunum bozukluğu tespit etmek ve pozitif basınçlı ventilasyon (PAP) tedavisinin apelin 13 ve İMA üzerindeki akut ve kronik etkilerini değerlendirmektir. Çalışmamız Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs hastalıkları Anabilim Dalı Uyku Laboratuarında, Nisan 2016-Mayıs 2017 tarihleri arasında prospektif olarak yapıldı. Çalışmaya 18 yaş ve üzeri, aydınlatılmış onam formunu imzalayan, ekokardiyografik olarak ejeksiyon fraksiyonu (EF) ≤%50 tespit edilen ve PAP tedavisine uygun olan 50 olgu dahil edildi. Hastaların anamnezleri alınıp, fizik muayeneleri yapılıp polisomnografi (PSG) planlandı. Apelin 13 ve İMA düzeyleri için venöz kanları alındı. Hastaların %96'sında uykuda solunum bozukluğu tespit edildi. Bu hastalar Bilevel Positive Airway Pressure (BPAP) titrasyonuna yatırıldı. Bunlardan 21'i BPAP'ı tolere etti. 21 hastadan BPAP titrasyonunun sabahında tekrar venöz kan alınarak apelin 13 ve İMA bakıldı. Apelin 13 düzeyi bazal değeri 8.635±6.344 pg/ml iken BPAP 1. günde 16.353±11.999 pg/ml olarak bulundu (p=0.022). İMA düzeyi bazali 4.511±2.026 IU/ml iken BPAP 1.günde 3.977±1.985'e düşüş görüldü (p=0.302). 21 hastanın eve BPAP cihazı reçete edildi. Bu hastalardan BPAP kullanımı olan 11 hastaya 3 ay sonra ulaşılarak kontrol kan alındı. Bu hastalarda bakılan apelin 13 değerleri 6.021±3.529 pg/ml iken 3. ay sonunda 8.458±3.510 pg/ml olarak tespit edildi (p=0.117). İMA düzeylerinde bazale göre BPAP 3.ayda görülen azalma istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı (p=0.445). Sonuç olarak kalp yetmezlikli ve uykuda solunum durması tespit edilen hastalarda PAP tedavisi ile İMA düzeyinde anlamlı değişiklik görülmediği fakat kardiyoprotektif özelliği olduğu düşünülen apelin 13'ün PAP tedavisi ile sadece akut dönemde artış gösterdiği tespit edilmiştir. Anahtar kelimeler: Obstrüktif uyku apne sendromu, santral uyku apne sendromu, apelin, kalp yetmezliği, IMA
Diyabetik hastalarda proteinurinin mortalite üzerine etkisi
Amaç: Diyabetin hem dünya hem de ülkemizde yaşam tarzı değişikliğinden dolayı hızla artış gösteren ve hastanelerde yatış sürelerini artıran birçok komplikasyona yol açan bir hastalık olduğu bilinmektedir. Diyabetin her komplikasyonun ciddi tedavi gerektirmesi ve sonucunda hastaların yaşam kalitesini kötüleştirmesi ve birçok komplikasyonun geri dönüşü olmadığı gözlemlenmektedir. Bu komplikayonların en önemlilerinden bir tanesi de diyabetik nefropatidir. Diyabetik nefropatiye bağlı proteinurinin erken tedavi edilmesi hayati organ fonksiyonlarında bozulmayı yavaşlattığı için oldukça önemli olduğu bilinmektedir. Diyabet nedeniyle takip edilen hastalarda mevcut proteinurisi olan ya da sonradan proteinuri saptanan hastaların proteinuri nedeninin araştırılması ve erken tedavi edilmesinin öneminin anlaşılması gerekmektedir. Proteinurinin mortalite üzerine etkisi birçok çalışmada gösterilmiştir fakat bizim çalışmamızda sadece diyabetik hastalar yönelik proteinurinin mortaliteye katkısnın gösterilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma 2015-2021 yılları arasında nefroloji polikliniğine başvuran 80 kişi den oluşmaktadır. Hastaların hastane sistemine kayıtlı olan dosyasından labaratuar değerlerine, klinik tanılarına ve kullandığı ilaç bilgileri gibi veriler kullanıldı.. Hastaların dosyasından laboratuar kan değerlerine (Üre, Kreatin, Gfr, Ürik Asit, Sodyum, Potasyum, Magnesium, Kalsiyum, Fosfor, Albumin, Total Protein, Parathormon, Ferritin, TSH, LDL, Hba1c) spot idrar (Spot Protein, Spot Mikroalbumin) ve 24 saatlik idrar değerlerine (İdrar Klirensi, Mikroprotein, Mikroalbumin) bakıldı. Bu çalışmada hastaların hastane sistemine kayıtlı dosya bilgilerinden ve öbs kayıtlarından alınan bilgiler doğultusunda son 6 yıl içerisinde gerçekleşmiş olan ölümlerin ölüm tarihleri ve ölüm nedenleri ile ilgili bilgiler kullanıldı. Analizlerin tümü SPSS 21.0 paket programı ile yapıldı ve p<0.05 istatistiksel anlamlılık olarak kabul edildi. Bulgular: çalışmamız toplam 80 kişiden oluşmaktadır 6 yıl içerisinde 20 hastamızı öldüğünün 60 hastamız sağ idi. Ölen 20 hastamızın 24 saatlik idrar mikroprotein ortalaması 1561,205 mg/gün,24 saatlik idrar mikroalbumin ortalması 435,630 mg/gün ve spot idrar protein/kreatin oranın ortaması 133,2742 mg/dl iken sağ olan 60 hastamızın 24 saatlik idrar mikroprotein ortalaması 2142,502, 24 saatlik idrar mikroalbumin ortalaması 544,907 mg/gün ve spot idrar protein/kreatin oranın ortalaması 156,4824 mg/dl olarak hesaplandı. Sağ olan hastalarımız proteinuri miktarı ölen hastalarımızdan daha yüksek olduğu görüldü ve istatistiksel olarak diyabetik hastalarda proteinurinin mortalite üzerine etkisi anlamlı viii bulunamadı (p>0.05). Bunun üzerine 24 saatlik idrarda bakılan mikroprotein değerine göre 1000 mg/gün, 2000 mg/gün ve 3000 mg/gün olmak üzere 3 gruba ayırdık. Bu gruplar da bakılan mikroprotein değerinin üzerinde ve altında olan hastalar arasında mortalite olarak anlamlı bir farklılık saptanmadı. Çalışmamızda bakılan diğer parametrelerden mortaliteyi etkileyen faktörler yaş (p=0,001), albümin (p=0,043) ve Ferritin (p=0,001) olarak bulundu. Yaşın 1 birim (1 yaş) artması mortalite riskini %14.8; ferritinin 1 birim artması mortalite riskini %1.5 oranında artırmaktadır. Buna karşılık albüminin 1 birim artması mortalite riskini yaklaşık %96 (p=1 - 0.043 = 0.957) oranında azaltmakta olduğunu saptadık. Sonuç: Proteinurin mortalite üzerine etkisi olan çalışmaların ve literatürlerin aksine diyabetik hastalarda proteinurinin mortalite üzerine etkisi gösterilememiştir. Ancak diyabetik proteinurisi olan hastalarda hemoglobin ve albümin miktarında azalmanın ve ferritin değerlerinin artışı mortalite üzerine etkisi olduğu için bu hastaların tedavisi düzenlenirken bu değerlere dikkat edilmesi gerektiği görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Proteinuri, mortalite, albümin, diyabetik nefropati.
Metastatik kolorektal kanserli hastalarda glasgow prognostik skoru, sistemik immun-inflamatuar indeks ve CRP/albumin oranının prognostik değeri
Amaç: Bu çalışmada tanı anında metastatik olan veya takipleri sırasında metastaz gelişen kolorektal kanserli hastalarda inflamatuar kökenli biyobelirteçlerden Glasgow Prognostik Skoru (GPS), Sistemik İmmün İnflamatuvar İndeksi (SII), CRP/Albumin Oranı (CAR); diğer inflamasyon temelli belirteçler ile birlikte değerlendirilerek [Hemoglobin, Albumin, Lenfosit, Platelet Skoru (HALP), Nötrofil/Lenfosit Oranı (NLR)] prognostik değerlerinin ortaya konması hedeflenmiştir. Materyal ve Metod: Bu araştırma tek merkezli, retrospektif bir çalışmadır. 2010- 2022 yılları arasında Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı polikliniklerine başvurmuş, tanı anında metastatik veya takiplerinde metastaz gelişen kolon ve rektum kanseri 120 hastanın verisi geriye dönük olarak taranmıştır. İnflamatuar biyobelirteçlerden GPS, Yüksek C-reaktif Protein (CRP) konsantrasyonu (>10 mg/L) ve hipoalbüminemi (<3.5 g/dL) kombinasyonu kullanılarak belirlenmiştir. Bu prognostik skorlama (0, 1, 2) şu şekilde tanımlanmaktadır; yüksek CRP (>10 mg/L) ve hipoalbuminemisi (<3.5 g/dL) olan hastalara 2 puan almaktadır. Bu biyokimyasal anormalliklerden yalnızca birinin mevcut olduğu hastaların puanı 1'dir. Bu anormalliklerden hiçbirinin olmadığı hastalara 0 puan verilmektedir. CAR ve NLR hastaların dosyalarındaki laboratuvar verileri kullanılarak hesaplanmıştır. SII = P*N/L olarak hesaplanmaktadır. Burada P, N ve L periferik trombosit, nötrofil ve lenfosit sayıları anlamını taşımaktadır. HALP skoru ise, hemoglobin (g/L) × albümin (g/L) seviyeleri × lenfosit sayısı (/L)/trombosit sayısı (/L) olarak hesaplanmaktadır. Çalışmamızda bu inflamatuar biyobelirteçler genel sağkalıma dayalı olarak prognozu tahmin etme yetenekleri açısından değerlendirilmiştir. Bulgular: HALP (AUC=0.347, p=0.010) ve NLR (AUC=0.627, p=0.033) mortalite tahmininde kullanılabilmektedir. HALP'ın 0.3604 değeri (%23.2 sensitif, %51.2 spesifik). NLR'deki 3.2159 değeri (%58.9 sensitif, %63.4 spesifik). SII, CAR ve BKİ/CRP oranının exitus olma durumunu ayırt ettiremediği sonucu çıkmıştır (p>0.05). GPS 2 olanların 0 olanlara göre ölüm riski 3.6 kat artmıştır (HR=3.687, p<0.001). HALP puanındaki 1 birimlik artış ölüm riskini %75 azaltmaktadır (HR=0.256, p=0.031). Sonuç: mKRK'li hastalarda GPS, HALP skoru ve NLR genel sağkalım açısından prognostik değere sahip iken CAR ve SII'nin ortalama sağkalımı ön gördürecek prognostik değeri olmadığı görülmüştür.
Kronik böbrek yetmezliği nedeniyle diyaliz bağımlı olan hastalarda karbamile proteinlerin diyaliz yeterliliği ile ilişkisi
Amaç: Kronik böbrek hastalığı ülkemizde ve dünyada, sıklığı hızla artan, önlenebilir ya da ilerleyişi durdurulabilir bir halk sağlığı problemidir. Genellikle kronik böbrek hastalığı zemininde gelişen son dönem böbrek yetmezliği ise mortalite ve morbiditenin önemli bir nedenidir. Son dönem böbrek yetmezliği nedeniyle diyaliz bağımlı olan hastalarda yeterli ve etkin diyaliz yapılması ortaya çıkabilecek mortalite ve morbidite riskini azaltmaktadır. Çalışmamız geleneksel parametreler olan Kt/V ve üre düşüş oranı (URR) ile karbamile proteinlerin diyaliz yeterliliğini göstermedeki rolünü ve yerini göstermeyi amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntem: Hastanemiz Nefroloji Polikliği Hemodiyaliz Ünitesi'nde farklı etiyolojik nedenlerle düzenli olarak diyalize giren 36 erişkin hasta, aydınlatılmış onam formu ve etik kurul onayı alınarak çalışmamıza dahil edildi. Hastalardan diyaliz sonrasında alınan kan örneklerinde rutin biyokimyasal parametreler, hemogram, karbamile düşük dansiteli lipoprotein (cLDL) ve karbamile albümin (cAlb) değerleri çalışılarak, demografik özellikleri ile birlikte, Kt/V ve URR sonuçları da dahil edilerek değerlendirildi. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 36 hastanın % 44,4'ü (16) kadın, % 55,6'sı (20) erkekti. Yaş ortalaması 51,9±21,9 olarak hesaplandı. Parametreler incelendiğinde 6. ay kan üre azotu (BUN), kreatinin (Cr), kalsiyum (Ca), magnezyum (Mg), fosfor (Pi), albümin ve cAlb değerlerinin, başlangıç değerlerine göre daha yüksek olduğu saptandı (sırasıyla p=0,043; p=0,013; p=0,002; p=0,020; p=0,026; p=0,016; p<0,001). Öte yandan 6. ay C-Reaktif protein (CRP), cLDL, Kt/V ve URR değerlerinin başlangıç değerlerine göre daha düşük olduğu tespit edildi (sırasıyla p=0,006; p<0,001; p<0,001; p<0,001). Hastaların başlangıçtaki Kt/V değeri ile URR değeri arasında pozitif yönlü kuvvetli bir ilişki mevcuttu (r=0,764; p<0,001). Başlangıç URR değeri ile cAlb değeri arasında pozitif yönlü orta düzey bir ilişki tespit edildi (r=0,343; p=0,040). 6. ay Kt/V değeri ile 6. ay URR değeri arasında ise pozitif yönlü çok kuvvetli bir ilişki olduğu tespit edildi (r=0,960; p<0,001). Erkek hastaların başlangıç Kt/V değeri ile URR değerinin, kadın hastalara göre daha düşük olduğu gözlendi (sırasıyla p=0,004; p=0,020). Eritrosit stimüle edici ajan (ESA) kullanan hastaların URR başlangıç değeri, kullanmayan hastalara göre daha düşüktü (p=0,039; p<0,05). Sonuç: Çalışmamız cLDL, cAlb ile diyaliz yeterliliğinin klasik göstergeleri olan Kt/V ve URR arasında belirgin bir ilişki olduğunu gösterdi. Karbamile proteinlerin diyaliz hastalarının mortalite ve morbiditilerini öngörmedeki rolleri gibi, diyaliz yeterliliğini gösterme de önemli bir rolleri olduğunu ortaya koymak için, daha fazla hasta içeren daha kapsamlı çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: Kronik Böbrek Hastalığı, Son Dönem Böbrek Yetmezliği, Protein Karbamilasyonu, Karbamile LDL, Karbamile Albümin
Periton diyalizi hastalarında klinik gidiş ve sonlanım
Amaç: Periton diyalizi açılan ve takip edilen hastaların beslenme ile ilişkili CONUT ve GNRI skorları ile anemi, fosfor düzeyi, albümin gibi inflamatuvar belirteçlerle beraber mortalite ve morbidite üzerindeki etkileri ve güncel literatür verileri ile karşılaştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda veriler Dahiliye Nefroloji Bilim Dalında periton diyalizi ünitesinde 2011-2021 yılları arasında takip edilen hastalardan önceden başka bir RRT almamış ve transplant olmamış 97'sinin takip ve tedavi özellikleri hastanemizde kullanılan bilgisayar otomasyon sistemi ve hastalara ait dosyaların taranmasıyla elde edilmiştir. Hastaların laboratuvar değerleri ile CONUT ve GNRI skorları hesaplanarak sonlanım açısından ilişkisi incelenmiştir. Bulgular: Hastaların ortalama yaşı 60.7±13.1 yıl olup exitus olan hastalarda ortalaması daha yüksek ve sonlanım açısından bakıldığında istatiksel olarak anlamlı bulundu. Exitus olan hastalarda DM, KKY ve PHT, HD'e devam eden hastalarda ise HT daha yüksek yüzdede saptanmış olup istatiksel olarak anlamlı bulundu. GNRI skoru sonlanım açısından istatiksel anlamlı çıkmıştır. CONUT skoru ise ortalama değer olarak yüksek saptanmasına karşın istatiksel anlamlı çıkmamıştır. CONUT ise peritoniti olan hastalarda ortalama olarak yüksek ve istatiksel anlamlı çıkmıştır. Sonuç: PD yapan hastalarda beslenme yeterliliği önemli bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Hastaların morbidite ve mortalitelerinin tahmin edilmesi ve beslenmelerinin değerlendirilmesinde birtakım skorlar kullanılmaktadır. Literatürde de gösterildiği gibi CONUT ve GNRI skoru daha geniş hasta gruplarında çalışılarak bu konuda bize yol gösterici olabilir.
Plevral sıvıların ayırıcı tanısında iskemi modifiye albumin
Plevral sıvılar rutin pratikte sık karşılaştığımız, ayırıcı tanısında güçlüklerin yaşandığı bir klinik problemdir. Genellikle sistemik bir patolojinin veya başka bir organa ait hastalığın komplikasyonu olarak görülürler. Mevcut birçok iskemi belirteci ile kıyaslandığında iskemi açısından daha duyarlı olduğu anlaşılan iskemi modifiye albumin plevral efüzyonlarda ölçümüne dair mevcut veri bulunmamaktadır. Bazı plevral hastalıklarda iskeminin daha belirgin olması olasıdır. Biz özellikle konjestif kalp yetmezliği ve pulmoner tromboemboli gibi durumlarda plevral iskemi modifiye albumin seviyelerinin diğer etyolojilere bağlı plevral efüzyonlara kıyasla daha yüksek olabileceğini düşündük. Bu amaçla bu çalışmada plevral efüzyonların ayrıcı tanısında plevral iskemi modifiye albumin düzeylerinin katkısını araştırmayı amaçladık.Çalışmaya Kasım 2008 Eylül 2010 tarihleri arasında Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıklarına başvuran veya diğer kliniklerden konsültasyon istenen plevral efüzyonlu 92 hasta alındı. Hastaların 31'i transüda, 61'i eksüda vasfında plevral efüzyona sahipti. Plevral efüzyonların etyolojik dağılımları; 32 malignite, 30 transüda (konjestif kalp yetmezliği ve diğer transüdalar), 11 tüberküloz, 5 pulmoner tromboemboli, 11 parapnömonik efüzyon, 3 nedeni bilinmeyen idi.Plevral sıvı iskemi modifiye albumin değerleri etyolojik gruplar arasında karşılaştırıldığında aradaki fark istatistiki olarak anlamlı bulundu (p=0.001). Ortalama plevral sıvı iskemi modifiye albumin değeri konjestif kalp yetmezliği ve diğer transüdalar grubunda en yüksek bulundu (9113.5±10864,9 ng/mL).Kan iskemi modifiye albumin değerleri açısından böyle bir fark yoktu. Plevral sıvı iskemi modifiye albumin değerinin transüdaları eksüdalardan ayırmadaki değeri araştırıldığında (ROC eğrisi).4664 ng/mL değerinin üzerindeki iskemi modifiye albumin değerleri için transüda tanısı koymada duyarlılık %75, özgünlük ise % 80 bulundu. Eğrinin altında kalan alan (AUC) 0.832±0.045 olarak bulundu (p=0.0001).Sonuç olarak plevral sıvı iskemi modifiye albumin düzeyi transüdatif sıvılarda eksüdatif sıvılara göre daha yüksektir. Kan iskemi modifiye albumin düzeyleri arasında böylesi bir fark olmaması ya plevral iskemi modifiye albuminin yarılanma ömrünün daha uzun olduğunu ya da plevral iskemi modifiye albumin düzeylerinin artmasında iskemi dışında başka faktörlerin de etkin olabileceğini düşündürmektedir.
Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde yayılış gösteren bazı badem (Prunus amygdalus Batsch.) taksonlarında tohum depo proteinleri, yağ asitleri ve adek vitamin değerlerinin belirlenmesi
Badem (Prunus amygdalus Batsch.), Doğu Karadeniz Bölgesi dışında Türkiye'nin her bölgesinde çok yaygın olarak yetiştirilen tohumu değerli bir ağaç türüdür.Bu çalışmada badem türünün Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerindeki yayılış alanlarından toplanan 32 farklı ağaç örneğine ait tohum depo proteinleri alt fraksiyonları (Albumin, Globulin, Prolamin ve Glutelin), ADEK vitaminleri ve yağ asitleri kompozisyonları çalışılmıştır.Protein alt fraksiyonları elde edildikten sonra % 12'lik sodyum dodesil sülfat poliakrilamid jel elektroforez (SDS-PAGE) tekniği kullanılarak protein band profilleri ve oluşan bantların molekül ağırlıkları belirlenmiştir. Prolamin miktarları % 1'den düşük çıktığından yapılan elektroforezde bu proteinle ilgili bantlar oluşmamıştır. Badem örneklerinin protein alt fraksiyonlarına ait bant profilleri birlikte değerlendirilmiş ve örneklerin akrabalık ilişkileri ortaya konmuştur.Yağ asitleri analizinde gaz kromatografisi ve ADEK vitamin miktarları tespitinde HPLC cihazı kullanılmıştır. Yapılan yağ asitleri analizinde palmitik asit (16:0) % 5.34, palmitoleik asit (16:1) % 0.70, stearik asit (18:0) % 0.85, oleik asit (18:1) % 74.46, linoleik asit (18:2) % 17.89 ve linolenik asit (18:3) % 0.75 olarak bulunmuştur. Bunların yanında önemli yağ asitleri grupları ve bu grupların birbirine oranları belirlenmiştir.Badem tohumlarında ADEK vitaminlerine, özellikle E vitamini başta olmak üzere bol miktarda rastlanmıştır. Ortalama değerler bakımından ?-tokoferol 21.80 mg/100 g bulunmuştur. Bademde bulunan ADEK vitaminlerine göre örnekler arasında önemli farklılıklar olduğu tespit edilmiştir.Anahtar Kelimeler: Prunus amygdalus Batsch., tohum depo proteinleri, albuminler, globulinler, prolaminler, glutelinler, SDS-PAGE, yağ asitleri, ADEK vitaminleri
Leishmaniosis'li köpeklerde C-reaktif protein/albümin oranının değerlendirilmesi
Leishmaniosis, vektör kaynaklı hastalıklar içerisinde yer almaktadır ve Akdeniz bölgesi başta olmak üzere tüm Türkiye'de görülmektedir. Bu hastalığın tamamen vücuttan arındıracak bir tedavisi olmamakla birlikte sağaltım protokolleri hastanın durumuna göre değişiklik göstermektedir. Bu bağlamda hastalığın prognozunu belirlemek önem teşkil etmektedir. Günümüz beşeri ve veteriner tıbbında C-reaktif protein / Albümin oranı çeşitli hastalıklarda prognostik bir belirteç olarak kullanılmaya başlanmıştır. Bu çalışma ile köpeklerde Leishmaniosis hastalığının prognozunun belirlenmesi için CRP/ALB oranının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Tez çalışmasında Leishmaniosis'li 20 köpek ile sağlıklı 10 köpeğin CRP/ALB oranı belirlenmiştir. Elde edilen bulgular ışığında iki grup arasında istatistiki açıdan anlamlı bir fark olduğu (P<0,05) görülmüştür. CRP/ALB oranının köpeklerde Leishmaniosis hastalığı için prognostik bir belirteç olarak kullanılabileceği görülmüştür
Parvoviral enteritisli köpeklerde C-reaktif protein/albümin oranının değerlendirilmesi
Parvoviral enterit, CPV Tip-2 virüsünden kaynaklanan ve yavru köpeklerde yüksek morbidite ve mortaliteye sahip önemli enfeksiyöz hastalıktır. Türkiye dahil olmak üzere tüm dünyada bu hastalıkla savaşılmaktadır. Hastalığa özgü spesifik bir tedavi protokolü olmamakta birlikte hastalığı destekleyici sağaltım uygulamaları yapılmaktadır. Beşerî tıp alanında birçok hastalığın şiddetinin ve prognozun belirlenmesinde kullanılan C-Reaktif protein/albümin oranı günümüzde veteriner hekimlik alanında da yer almaya başlamıştır. Yapılan bu çalışmada parvoviral enteritli köpek prognozunun ve hastlalık şiddetinin belirlenmesine katkı sunması beklenen CRP/ALB oranının belilenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada 20 adet parvoviral enteritli ve 10 adet sağlıklı köpek kullanılmıştır. Bu çalışmada bazı hemogram ve biyokimyasl parametrelerle birlikte CRP/ALB oranı da hesaplanmıştır. Elde edilen veriler ışığında parvoviral enteritli köpeklerde CRP/ALB oranının (34,16±3,61) sağlıklı (2,67±0,34) hayvanlara göre yüksek olduğu görülmüştür (p<0,001). Parvoviral enteritli köpeklerin CRP/ALB oranının belirlenmesi hastalığın klinik şiddetinin ve prognozun ortaya konması açısından umut vermiştir.