Intolerance of uncertainty
60 theses under this subject heading
Belirsizliğe tahammülsüzlük ve sosyal medya bağımlılığı arasındaki ilişkide felaket kaydırmasının aracılık rolü
Amaç: Belirsiz yaşam olayları karşısında bireyler sosyal medya yoluyla bilgi aramaya çalışırken zamanın nasıl geçtiğini fark etmeyip, bağımlılık geliştirebilir. Bu nedenle, felaket kaydırmasının bu ilişkideki rolünü incelemenin önemli olacağı düşünülmüştür. Dolayısıyla bu araştırmada, belirsizliğe tahammülsüzlük ve sosyal medya bağımlılığı arasındaki ilişkide felaket kaydırmasının aracılık rolünü incelemek amaçlanmıştır. Materyal ve Metot: Korelasyonel desenin kullanıldığı bu araştırmanın örneklemini 614 beliren yetişkin oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplamak amacıyla; Kişisel Bilgi Formu, Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği (BTÖ-12), Felaket Kaydırması Ölçeği ve Bergen Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği kullanılmıştır. Belirsizliğe tahammülsüzlük, felaket kaydırması ve sosyal medya bağımlılığı değişkenleriyle oluşturulan hipotetik modeli test etmek için ise Yapısal Eşitlik Modeli (YEM) kullanılmıştır. Aracılık etkisinin anlamlılığını test etmek içinse bootstrapping analizi yapılmıştır. Bulgular: Araştırmadan elde edilen bulgular, belirsizliğe tahammülsüzlüğün sosyal medya bağımlılığı ve felaket kaydırmasını pozitif yönde ve anlamlı düzeyde yordadığını, felaket kaydırmasının da sosyal medya bağımlılığını pozitif yönde ve anlamlı düzeyde yordadığını ortaya koymuştur. Felaket kaydırmasının aracı rolü incelendiğinde ise dolaylı etkinin anlamlı olduğu, felaket kaydırmasının belirsizliğe tahammülsüzlük ve sosyal medya bağımlılığı arasındaki ilişkiye aracılık ettiği görülmüştür. Sonuç: Araştırmanın sonuçları, sosyal medya bağımlılığının gelişmesine neden olan mekanizmaların anlaşılmasına katkı sağlamakta ve bu kapsamda yapılacak önleme ve müdahale çalışmaları için önemli çıkarımlar sunmaktadır. Bulgular alanyazındaki çalışmalar ışığında tartışılarak, uygulamacılar ve araştırmacılara yönelik öneriler sunulmuştur. Anahtar kelimeler: Beliren yetişkinlik, Belirsizliğe tahammülsüzlük, Felaket kaydırması, Sosyal medya bağımlılığı.
COVİD-19 pandemi sürecinde hemşirelerin belirsizliğe tahammülsüzlük ve sabır düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmada, COVID-19 pandemi sürecinde hemşirelerin belirsizliğe tahammülsüzlük ve sabır düzeyleri arasındaki ilişkiyi incelenmek ve belirsizliğe tahammülsüzlük ve sabır düzeylerini etkileyen faktörleri saptamak amaçlandı. Çalışma, Ocak- Mart 2022 tarihleri arasında S.B.Ü. Bursa Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi Ana Bina, Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Binası ve Kalp Merkezi Binalarında görev yapan 120 hemşire ile yapılan tanımlayıcı tipte bir araştırmadır. Araştırmanın verileri ''Demografik Bilgiler Formu'', ''Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği (BTÖ-12)'' ve ''Sabır Ölçeği'' kullanılarak toplandı. Araştırmadan elde edilen verilerin değerlendirilmesinde; SPSS 23.0 (Statistical Package For Social Science) programında tanımlayıcı istatistik, t-testi, tek yönlü varyans analizi, Bonferroni testi ve Pearson korelasyon analizi yapıldı. Araştırma bulgularına göre; hemşirelerin Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği toplam puan ortalaması 36,55±8,38 ve Sabır Ölçeği toplam puan ortalaması 37,08±7,45 olarak bulundu. Belirsizliğe tahammülsüzlük ve sabır ölçeği toplam puanları ile alt boyutları yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi, meslekte çalışma yılı, COVID- 19 pandemi sürecinde vardiya düzeni, COVID-19 servisinde (Acil-yoğun bakım- klinik) çalışma durumuna göre karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmadı (p>0,05). Belirsizliğe tahammülsüzlük ölçeği toplam puanı ile sabır ölçeği toplam puanı arasında ters yönlü zayıf düzeyde istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulundu (r=-0,287; p=0,001). Bekâr hemşirelerin, ileriye yönelik kaygı puanı evlilere göre daha yüksek saptandı (p=0,049). Sonuç olarak; Belirsizliğe tahammülsüzlük ölçeği toplam puanı ile sabır ölçeği toplam puanı arasında ters yönlü zayıf düzeyde istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunduğu, belirsizliğe tahammülsüzlük puanı yüksek hemşirelerin sabır puanının düşük olduğu tespit edilmiştir.
Psikolojik danışmanların mesleki doyumları ile belirsizliğe tahammülsüzlük, bilişsel esneklik düzeyleri ve stresle başa çıkma arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmada psikolojik danışmanların mesleki doyumları ile belirsizliğe tahammülsüzlük, bilişsel esneklik ve stresle başa çıkmanın bazı kişisel değişkenler ve birbirleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın çalışma grubu 2020-2021 eğitim öğretim yılında Türkiye genelinde çeşitli kurumlarda görev yapan 470 psikolojik danışmandan oluşmaktadır. Araştırma verilerinin toplanmasında "Kişisel Bilgi Formu", "Mesleki Doyum Ölçeği", "Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği", "Bilişsel Esneklik Envanteri" ve "Stresle Başa Çıkma Ölçeği" kullanılmıştır. Verilerin analizinde ise t testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), Pearson korelasyon katsayısı ve çoklu regresyon analizinden yararlanılmıştır. Bulgular incelendiğinde psikolojik danışmanların mesleki doyum düzeyinin eğitim durumları, yaş ve çalıştıkları grup değişkenlerine göre farklılaştığı görülmektedir. Belirsizliğe tahammülsüzlük düzeylerinin ise cinsiyet, medeni durum, eğitim durumları, yaş ve mesleki deneyim değişkenlerine göre farklılaştığı görülmektedir. Bilişsel esneklik düzeylerinin ise mesleki deneyim değişkenine göre farklılaştığı, stresle başa çıkma toplam puanlarının ise cinsiyete göre farklılaştığı bulgularına ulaşılmıştır. Mesleki doyum ile belirsizliğe tahammülsüzlük arasında orta düzeyde ve negatif yönde bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Mesleki doyum ile bilişsel esneklik arasında orta düzeyde ve pozitif yönde bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Mesleki doyum ile stresle başa çıkma arasında orta düzeyde ve pozitif yönde bir ilişki olduğu saptanmıştır. Belirsizliğe tahammülsüzlük, bilişsel esneklik ve stresle başa çıkmanın birlikte mesleki doyum ile ilişkisine bakıldığında orta düzeyde ve pozitif yönde ilişki saptanmıştır.
Belirsizliğe tahammülsüzlüğün kompulsif satın alma davranışına etkisi ve COVİD-19 korkusunun düzenleyici rolü
Her geçen gün değişen dünya düzeni sistemi karşı koyulamaz bir çarkın içine sokmuş, yıkıcı neticeleri olan bazı olaylar toplumların ve bireylerin yaşantılarının majör bir şekilde değişmesine sebebiyet vermiştir. Bunlardan biri olan Covid-19 pandemisi hastalığın bilinmezliği yönüyle bireyler üzerinde karşı koyulamaz bir kaygı, endişe ve korku durumu yaratmıştır. Bazı bireyler bu tramvatik süreçlerle başa çıkmak için kompulsif satın alma davranışı gibi mekanizmalara yönelme eğilimindedirler. Covid-19 pandemi süreci gibi yüksek bir belirsizlik durumunun yaşandığı anlarda bu mekanizmaya adapte olmak kısa bir süre için bireye psikolojik bir rahatlama sağlasa da uzun vadede yıkıcı ve geri dönülemez sonuçlar yaratabilmektedir. Pandemi süresi boyunca bireylerin sergiledikleri tutumlar pazarlama ve psikoloji perspektifinden tahlil edilmeye çalışılmaktadır. Bu araştırmada da belirsizliğe tahammülsüzlüğün kompulsif satın alma davranışına etkisi ve Covid-19 korkusunun düzenleyici rolünün olup olmadığını tespit etmek amaçlanmıştır. Bu çalışmada Türkiye genelindeki 18 yaş üzeri tüketicilerden elde edilen veriler doğrultusunda analiz gerçekleştirilmiştir. Elde edilen veriler Yapısal Eşitlik Modeli (YEM) kurularak analiz edilmiştir. Yapılan analizler sonucunda belirsizliğe tahammülsüzlüğün ilk boyutu olan ileriye dönük kaygının kompulsif satın alma davranışına pozitif yönde etki ettiği görülmüştür. Belirsizliğe tahammülsüzlüğün bir diğer boyutu olan engelleyici kaygınında kompulsif satın alma davranışına pozitif yönde etkisinin olduğu gözlemlenmiştir. Ayrıca ileriye dönük kaygının kompulsif satın alma davranışına etkisinde Covid-19 korkusunun düzenleyici rolü olduğu tespit edilmiştir. Engelleyici kaygının kompulsif satın alma davranışına etkisinde ise Covid-19 korkusunun düzenleyici rolü olmadığı tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Belirsizliğe tahammülsüzlük, tüketici davranışı, kompulsif satın alma davranışı, Covid-19 korkusu
Sporcularda belirsizliğe tahammmülsüzlüğün yordanmasında mükemmeliyetçilik ve zihinsel dayanıklılığın rolü
Bu araştırmanın amacı; sporcularda belirsizliğe tahammülsüzlüğün yordanmasında mükemmeliyetçilik ve zihinsel dayanıklılığın rolünü cinsiyet, yaş, eğitim düzeyi, yaşanılan çevre, spor tecrübe yılı ve spor branş türü gibi çeşitli değişkenler ile karşılaştırmaktır. Araştırmanın evrenini Türkiye'de yaşayan sporcular oluştururken, örneklem grubunu 204 kadın ve 182 erkek olmak üzere toplamda 386 gönüllü sporcu oluşturmuştur. Araştırmada veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından oluşturulan''Kişisel Bilgiler Formu'' Freeston Rhéaume, Letarte Dugas and Ladouceur (1994) tarafından geliştirilen, Türkçeye uyarlama çalışması Sarı ve Dağ (2009) tarafından yapılan Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği, Spor ortamındaki zihinsel dayanıklılık seviyesini belirlemek amacıyla Sheard, Golby ve Wersch (2009) tarafından geliştirilen, Türkçe'ye uyarlaması Altıntaş ve Koruç (2016) tarafından yapılan Sporda Zihinsel Dayanıklılık Ölçeği, Dunn, Causgrove-Dunn ve Syrotuik (2002) tarafından geliştirilen, Türk sporcular için geçerlik ve güvenirlik çalışması Çepikkurt (2011) tarafından yapılan Spora Özgü Çok Boyutlu Mükemmeliyetçilik Ölçeği kullanılmıştır. Elde edilen verilen SPSS 25,0 programına yüklenmiştir. Yapılan analizler sonucunda; verilerin normal dağılım sergilediği belirlenmiş ve istatistiki analizlerde parametrik testler kullanılmıştır. ANOVA ve t-testi yapılarak incelenen cinsiyet, yaş, eğitim durumu, yaşanılan çevre, spor tecrübe yılı ve spor branş türü değişkenlerinde tespit edilen farklar için Posthoc LSD analizleri yapılmıştır. Yapılan analizler sonucunda; eğitim düzeyi arttıkça zihinsel dayanıklılığın arttığı, kadın katılımcıların zihinsel dayanıklılık düzeylerinin erkek katılımcılara göre daha düşük olduğu ve spor tecrübesinin artmasıyla katılımcıların zihinsel dayanıklılık düzeylerinin arttığı tespit edilmiştir.
Bozukluğa özgü belirsizliğe tahammülsüzlük ölçeği (BÖBTÖ) Türkçe formu: Geçerlik ve güvenirlik çalışması
Alanda yapılan çalışmalar, belirsizliğe tahammülsüzlüğün, çeşitli psikopatolojilerin ortaya çıkmasında ve sürmesinde önemli bir etken olduğunu göstermektedir. Bu sebeple de, belirsizliğe tahammülsüzlüğün ölçülmesi için çok sayıda ölçek geliştirilmiştir. Bu ölçeklerden biri de, farklı ruhsal bozukluklara özgü olarak ortaya çıkan belirsizliğe tahammülsüzlüğün değerlendirilebilmesi için Thibodeau ve arkadaşları (2015) tarafından geliştirilen, Bozukluğa Özgü Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği'dir. Bu çalışmanın amacı da, Bozukluğa Özgü Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği'nin (BÖBTÖ), üniversite öğrencisi örnekleminde geçerlik ve güvenirliğini incelemektir. Ölçeğin yapı geçerliğinin sınanması adına Temel Bileşenler Faktör Analizi uygulanmış ve özgün ölçeğe uygun olarak sekiz faktöre dağıldığı görülmüştür. Madde toplam ve madde kalan analizlerine bakıldığında Bozukluğa Özgü Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği'nde yer alan 24 maddenin güvenirliklerinin yüksek ve maddelerin ölçeğin bütünlüğü ile tutarlı ve maddelerin aynı yapı içerisinde olduğunu ortaya koymaktadır. Ölçeğin benzer ölçek geçerliğinin değerlendirilmesi adına, Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği Kısa Formu (BTÖ-12) ve Hasta Sağlık Ölçeği kullanılmıştır. Beklenildiği üzere BÖBTÖ alt boyutları toplam puanları ile, BTÖ-12 ve Hasta Sağlık Ölçeği alt boyutları arasında pozitif yönde ve istatistiki olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Ölçeğin güvenirliği Cronbach Alpha Güvenirlik Analizleri ile hesaplanmıştır. İç tutarlılık ve test-tekrar-test analizleri ölçeğin güvenilir olduğunu göstermektedir. Sonuç olarak, elde edilen bulgular BÖBTÖ'nün Türkçe formunun geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı olduğunu göstermektedir.
Ertelemeciliğin rahatsızlığa dayanıksızlık ve mükemmeliyetçilikle ilişkisi
Bu çalışmada,erteleme eğilimi yüksek ve düşük olan kişilerin rahatsızlığa dayanma güçlerinin karşılaştırılması ve erteleme davranışının, rahatsızlığa dayanıksızlık ve mükemmeliyetçilikle olan ilişkisinin incelenmesi amaçlanmaktadır. Çalışma grubunu, İstanbul ilinde üniversitesi eğitim gören, gönüllü katılımı kabul eden 70 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırma da, Genel Erteleme Ölçeği, Akademik Erteleme Ölçeği, Çok Boyutlu Mükemmeliyetçilik Ölçeği, Sıkıntıya Dayanma Ölçeği, Rahatsızlığa Dayanma Ölçeği ve Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Çalışmada genel erteleme, akademik erteleme, çoklu mükemmeliyetçilik, sıkıntıya ve rahatsızlığa dayanıksızlık düzeylerinin birbirleri ile arasındaki ilişki analiz edilmiş ve katılımcıların sıkıntıya dayanıksızlık ile başkalarının kendinden beklediği mükemmeliyetçiliği arasında ters yönlü ilişki olduğu bulgular arasındadır. Sıkıntıya dayanma ile akademik ortalama ile pozitif yönlü ilişkinin olduğu, genel erteleme ile akademik erteleme arasında pozitif yönlü ilişkinin olduğu, genel erteleme ile akademik ortalama ile ters yönlü ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Araştırmanın sonuçları, sınırlılıkları ve gelecek araştırmalar için öneriler literatür doğrultusunda tartışılmıştır.
Genç yetişkinlerin hayata verdikleri anlamın belirsizliğe tahammülsüzlük ve sıkıntıya dayanma üzerindeki etkileri
Bu araştırmada, genç yetişkinlerin hayata verdikleri anlam ile belirsizliğe tahammülsüzlük ve sıkıntıya dayanma arasındaki ilişkinin araştırılması amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemi Malatya, Adıyaman, Gaziantep, Kayseri ve Elazığ illerinden uygun örnekleme yöntemi ile belirlenmiş 18-30 yaş aralığındaki 522 kadın, 239 erkek olmak üzere toplam 761 genç yetişkinlik dönemindeki bireylerden oluşmaktadır. Araştırmanın verileri Sosyodemografik Bilgi Formu, Hayatta Anlam Anketi, Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği ve Sıkıntıya Dayanma Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Araştırmada ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Verilerin analizinde bağımsız örneklem t-testi, tek yönlü varyans analizi (anova), pearson korelasyon analizi ve regresyon analizi uygulanmıştır. Araştırmanın sonucunda hayata verilen anlam ile belirsizliğe tahammül ve sıkıntıya dayanma arasında ilişki olduğu bulunmuştur. Elde edilen bulgular literatürdeki diğer araştırmalar doğrultusunda tartışılmıştır.
Belirsizliğe tahammülsüzlük ile bilişsel esneklik düzeylerinin psikolojik semptomlar üzerindeki yordayıcı etkisinin incelenmesi
Bu çalışmada, belirsizliğe tahammülsüzlük ile bilişsel esneklik düzeylerinin psikolojik semptomlar üzerinde yordayıcı bir etkisi olup olmadığı araştırılmıştır. Araştırmaya farklı bölümlerde öğrenim gören ve uygun örnekleme yöntemi ile seçilmiş olan 398 kadın ve 118 erkekten oluşan toplam 516 üniversite öğrencisi katılmıştır. Araştırmada ölçme araçları olarak; Kişisel Bilgi Formu, Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği, Bilişsel Esneklik Envanteri ve Kısa Semptom Envanteri kullanılarak araştırma yapılmıştır. Yapılan analizlerin sonucuna göre, bilişsel esneklik düzeylerinin erkeklerde daha yüksek olduğu, psikolojik semptom ve belirsizliğe tahammülsüzlük düzeylerin ise cinsiyet değişkenine göre farklılaşmadığı saptanmıştır. Bununla birlikte, belirsizliğe tahammülsüzlük ile psikolojik semptomlar alt boyutları arasında pozitif; bilişsel esneklik ile psikolojik semptomlar alt boyutları arasında negatif yönde ve anlamlı düzeyde bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca, hem belirsizliğe tahammülsüzlük hem de bilişsel esnekliğin psikolojik semptomlar üzerinde yordayıcı bir etkisi olduğu bulunmuştur. Alanyazından elde edilen bilgiler kapsamındaki bulgulara göre tartışılmıştır.
Beliren yetişkinlerde bilinçli farkındalık temelli psikoeğitim programının belirsizliğe tahammülsüzlük ve bilişsel esnekliğe etkisi
Bu araştırmada beliren yetişkinlere yönelik hazırlanan Bilinçli Farkındalık Temelli Psikoeğitim Programının bilişsel esnekliğe ve belirsizliğe tahammülsüzlüğe etkisi incelenmiştir. Araştırmanın çalışma grubunu Türkiye'nin farklı şehirlerinde yaşayan "21-28" yaş arası üniversite 3. ve 4. sınıf öğrencileri oluşturmaktadır. Çalışmaya toplamda 4 erkek 14 kadın olmak üzere 18 kişi katılmıştır. Örneklem seçiminde seçkisiz örnekleme yöntemlerinden basit seçkisiz örnekleme yöntemi kullanılarak 9 kişi deney, 9 kişi ise kontrol grubuna atanmıştır. Araştırmada psikoeğitim programından önce kontrol ve deney gruplarına araştırmada kullanılan değişkenlerin ölçümünün yapılması amacıyla ön test yapılmıştır. Programın etkiliğinin değerlendirilmesi amacıyla psikoeğitim programı uygulandıktan sonra katılımcılara son test uygulanarak değerlendirme yapılmıştır. Çalışmada ön test-son test ve kontrol gruplu deneysel desen kullanılmıştır. Araştırmada katılımcılara "Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği" ve "Bilişsel Esneklik Ölçeği" uygulanmıştır. Deney ve kontrol grubuna ön test yapıldıktan sonra yalnızca deney grubuna 8 hafta boyunca, haftanın 1 günü, 1 saat psikoeğitim programı uygulanmıştır. Programın etkililiğini değerlendirmek amacıyla oluşturulan kontrol gurubuna herhangi bir müdahalede bulunulmamıştır. Ardından hem deney hem de kontrol grubundan son test verileri toplanmıştır. Son olarak kontrol grubundan izleme puanları alınarak programın etkililiği değerlendirilmiştir. Araştırmanın verileri ilişkisiz ölçümler için T-testi, ilişkili ölçümler için T- testi ve ilişkili ANOVA ile SPSS 26 paket programı ile analiz edilmiştir Bulgulara göre psikoeğitime katılan beliren yetişkinlerin bilişsel esnekliklerinde artış yaşanırken kontrol gurubundaki katılımcıların bilişsel esneklik düzeylerinde herhangi bir fark görülmediği gözlemlenmiştir. Aynı zamanda deney grubundaki katılımcıların belirsizliğe tahammülsüzlüklerinde de azalma olduğu gözlemlenirken kontrol grubunda anlamlı bir farklılık görülmemiştir. Deney gurubundaki bilişsel esneklik ön test, son test ve izleme toplam puanları incelendiğinde her üç ölçümünde de artış olduğu gözlemlenirken belirsizliğe tahammülsüzlük ön test, son test ve izleme toplam puanları arasında bir azalma olduğu görülmüştür. Bu bulgulara göre psikoeğitim programının beliren yetişkinlerde bilişsel esneklik ve belirsizliğe tahammülsüzlük üzerinde etkili olduğu söylenebilir.
Üniversite öğrencilerinin gelecek zaman perspektifi ile yaşam anlamı, psikolojik esneklik ve belirsizliğe tahammülsüzlük özellikleri arasındaki ilişkinin yol analizi ile incelenmesi
Bu araştırmanın temel amacı üniversite öğrencilerinin gelecek zaman perspektifi psikolojik esneklik, belirsizliğe tahammülsüzlük ve yaşamın anlamı puanlarının ilişkisini incelemektir. Bu amaçla oluşturulan model sınanmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu 2020-2021 yılı eğitim öğretim yılında Çukurova Üniversitesi, Erciyes Üniversitesi, Harran Üniversitesi ve Hakkâri Üniversitesinde çeşitli bölümlerde eğitim gören 404 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırma kapsamında veriler, Kişisel Bilgi Formu, Gelecek Zaman Perspektifi Ölçeği, Yaşam Anlamı Ölçeği, Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği ve Kabul ve Eylem Formu 2 ile elde edilmiştir. Araştırmanın analizinde Path analizi yöntemi kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre yaşam anlamının bir boyutu olan mevcut anlamın ve belirsizliğe tahammülsüzlüğün boyutu olan ileriye yönelik kaygının gelecek zaman bir şekilde perspektifini anlamlı yordamaktadır. Psikolojik esneklik ise hem mevcut anlamı ve hem de belirsizliğe tahammülsüzlüğün bir boyutu olan ileriye yönelik kaygıyı yordamaktadır. Yaşam anlamının diğer bir boyutu olan aranan anlamı gelecek zaman perspektifini yordamamakla birlikte psikolojik esneklik tarafından da yordanmamaktadır. Ayrıca engellenen kaygı gelecek zaman perspektifini yordamamaktadır. Anahtar Kelimeler: Gelecek zaman perspektifi, psikolojik esneklik, belirsizliğe tahammülsüzlük, yaşam anlamı
Belirsizliğe tahammülsüzlük algısı ve kariyer uyum yetenekleri kıskacında iş bulma kaygısı
Zihinsel ve duygusal özelliklerden oluşan kariyer uyumu, bireyin iş dünyasına atılmasında ve başarısını sürdürmesinde önemli bir role sahiptir. Bu açıdan değerlendirildiğinde bireyin kariyer uyumunun, iş bulma kaygısı ve belirsizliğe tahammülsüzlük düzeyi üzerindeki etkisi kaçınılmaz bir durumdur. Diğer yandan bireyin alması gereken kararlarda önemli bir rolü bulunan belirsizliğe tahammülsüzlük, iş bulma konusunda yaşanan kaygıdan ayrı olarak düşünülmesi mümkün değildir. Bu amaçla, Mehmet Akif Ersoy Üniversitesinin İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesinde öğrenim gören 1241 öğrenci üzerinde anket yöntemi kullanılarak araştırma yapılmıştır. Ankette Buhr ve Dugas (2002) tarafından geliştirilen Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği, Savickas ve Profeli'nin (2012) geliştirdiği Kariyer Uyum Yeteneği Ölçeği ve Demir (2016) tarafından geliştirilen İş Bulma Kaygısı Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmanın bulgularına göre, bireyin kariyer uyum yeteneklerinin hem belirsizliğe tahammülsüzlük hem de iş bulma kaygısı üzerinde anlamlı bir etkinin ve aralarında anlamlı ve pozitif bir ilişkinin olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca belirsizliğe tahammülsüzlüğün iş bulma kaygısı üzerinde doğrudan etkisinin bulunduğu ve aralarında anlamlı ve pozitif bir ilişkinin olduğu da belirlenmiştir. Bu sonuçlara göre, kariyer uyum yetenekleri boyutlarından kaygı ve kontrol boyutunun belisizliğe tahammülsüzlük üzerinde en fazla etkiye sahip olan değerler olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Aynı zamanda, kaygı ve güven boyutunun iş bulma kaygısını en fazla etkileyen değerlere sahip olduğu tespit edilmiştir. İş bulma kaygısı üzerinde en fazla etkiye sahip olan belirsizliğe tahammülsüzlük boyutunun ise belirsizlik stres verici ve üzücüdür olduğu saptanmıştır. Demografik değişkenler bağlamında yapılan fark analizi sonuçları değerlendirildiğinde, öğrencilerin cinsiyetleri bağlamında; belirsizliğe tahammülsüzlük ve iş bulma kaygısında anlamlı farklılıklar olduğu belirlenmiştir. Ayrıca öğrenim görülen bölüm ve bölüme isteyerek gelme açısından; tüm ölçeklerde anlamlı farklılıklar bulunmuştur. Öğrencilerin ailelerinin ekonomik gelirleri bağlamında; kariyer uyum yeteneği ve iş bulma kaygısında anlamlı farklılıklar olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Yaş faktörü değerlendirildiğinde ise belirsizliğe tahammülsüzlükte anlamlı bir farklılık olduğu tespit edilmiştir. Öğrencilerin mezun olduktan sonra çalışmayı düşündükleri sektör bağlamında; iş bulma kaygısında anlamlı bir farklılık olduğu belirlenmiştir.
COVİD-19 pandemi döneminde öğretmenlerde belirsizliğe tahammülsüzlük, anksiyete ve depresyon düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın temel amacı Covid-19 pandemi döneminde öğretmenlerde belirsizliğe tahammülsüzlük, kaygı ve depresyon düzeyleri arasındaki ilişkileri incelemektir. Bununla birlikte çalışmada; belirsizliğe tahammülsüzlük, kaygı ve depresyon değişkenleri ile sosyodemografik değişkenler ve pandemi ile ilgili değişkenler arasındaki ilişkilerin incelenmesi de amaçlanmıştır. Araştırmaya Adana ili merkez ilçelerde bulunan ilkokul, ortaokul ve lisede görev yapan, kolay ulaşılabilir örnekleme yöntemiyle belirlenmiş 419 öğretmen dahil edilmiştir. Katılımcıların 241' i kadın 178'si erkektir. Araştırmada veri toplama araçları olarak, Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği, Beck Anksiyete Ölçeği, Beck Depresyon Ölçeği ve araştırmacı tarafından hazırlanan Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen veriler Sosyal Bilimler istatistik programı ile analiz edilmiştir. Araştırma verilerinin analizi için değişkenlere göre sayı, yüzde, bağımsız iki grup için t-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve çoklu standart regresyon analizi tekniğinden yararlanılmıştır. Çalışma sonucunda öğretmenlerin belirsizliğe tahammülsüzlük ve depresyon düzeyleri arasında düşük düzeyde ve pozitif yönlü bir ilişki bulunmuştur. Aynı zamanda öğretmenlerin belirsizliğe tahammülsüzlük düzeylerinin depresyonu anlamlı düzeyde yordadığı ve belirsizliğe tahammülsüzlük düzeyleri arttıkça depresyon düzeylerinin de arttığı bulunmuştur. Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği alt boyutları açısından bakıldığında, engelleyici kaygının depresyon üzerinde anlamlı bir yordayıcı olduğu görülürken; ileriye yönelik kaygının depresyon üzerinde anlamlı bir etkiye sahip olmadığı görülmüştür. Ayrıca öğretmenlerin belirsizliğe tahammülsüzlük ile anksiyete düzeyleri arasında düşük düzeyde ve pozitif yönlü bir ilişki olsa da regresyon sonuçlarına göre belirsizliğe tahammülsüzlük düzeyleri anksiyete düzeylerini anlamlı düzeyde yordamamaktadır. Anahtar kelimeler: covid-19, belirsizliğe tahammülsüzlük, kaygı, depresyon.
Psikolojik doğum sırası ile mükemmeliyetçilik, belirsizliğe tahammülsüzlük ve kişilerarası duyarlılık arasındaki ilişkilerin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı psikolojik doğum sırası, mükemmeliyetçilik, belirsizliğe tahammülsüzlük ve kişilerarası duyarlılık arasındaki ilişkilerin incelenmesidir. Araştırmanın örneklemi 366 kadın, 244 erkek toplam 610 öğrenciden oluşmaktadır. Katılımcılara Kişisel Bilgi Formu, White-Campbell Psikolojik Doğum Sırası Envanteri, APS Mükemmeliyetçilik Ölçeği, Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği (BTÖ-12) ve Kişilerarası Duyarlılık Ölçeği uygulanmıştır. Elde edilen verilerin analizi için betimsel istatistik yöntemleri, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), Pearson momentler çarpımı korelasyon analizi ve çoklu doğrusal regresyon analizinden faydalanılmıştır. Çalışma bulgularına göre büyük çocuk, mükemmeliyetçilik ve uyumsuz mükemmeliyetçilik, belirsizliğe tahammülsüzlük ve alt boyutları, kişilerarası duyarlılık alt boyutlarından sosyal özgüven eksikliği, atılgan olmayan davranışlar ile pozitif yönde ilişkili; ortanca çocuk ve tek çocuk, mükemmeliyetçilik ve uyumsuz mükemmeliyetçilik, belirsizliğe tahammülsüzlük ve alt boyutları, kişilerarası duyarlılık ve alt boyutları ile pozitif yönde ilişkili bulunmuştur. Küçük çocuk psikolojik doğum sırası ise uyumsuz mükemmeliyetçilik ve kişilerarası duyarlılık alt boyutlarından sosyal özgüven eksikliği ile negatif yönde ilişkili bulunmuştur. Regresyon analizi sonucunda büyük çocuk psikolojik doğum sırasının mükemmeliyetçilik, uyumlu mükemmeliyetçilik, belirsizliğe tahammülsüzlük ve alt boyutları, kişilerarası duyarlılık alt boyutlarından sosyal özgüven eksikliği ve atılgan olmayan davranışlar üzerinde yordayıcı etkisi bulunmuştur. Ortanca çocuk psikolojik doğum sırasının mükemmeliyetçilik, uyumsuz mükemmeliyetçilik, belirsizliğe tahammülsüzlük ve alt boyutları, kişilerarası duyarlılık ve alt boyutlarından kişilerarası kaygı ve bağımlılık, sosyal özgüven eksikliği üzerinde yordayıcı rolü bulunmuştur. Küçük çocuk psikolojik doğum sırasının ise sadece belirsizliğe tahammülsüzlük alt boyutlarından ileriye yönelik kaygı üzerinde yordayıcı rolü tespit edilmiştir. Tek çocuk psikolojik doğum sırasının belirsizliğe tahammülsüzlük ve alt boyutları, kişilerarası duyarlılık ve alt boyutlarından kişilerarası kaygı ve bağımlılık, atılgan olmayan davranışlar üzerinde yordayıcı rolü bulunmuştur. Ayrıca katılımcıların gerçek doğum sırası ile psikolojik doğum sıralarının aynı olmadığı bulgulanmıştır. Çalışmanın sonuçları ilgili alanyazın kapsamında tartışılmış, sonuç ve öneriler sunulmuştur.
Üniversite öğrencilerinde yeme davranışının kişilik özellikleriyle ilişkisinde belirsizliğe tahammülsüzlük ve dürtüsellik düzeylerinin aracı rolünün incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, üniversite öğrencilerinde bozulmuş yeme tutumları ve kişilik özellikleri arasındaki ilişkide belirsizliğe tahammülsüzlük ve dürtüselliğin etkisinin incelenmesidir. Çalışma kapsamında verileri 590 üniversite öğrencisine "Kişisel Bilgi Formu", "Hollanda Yeme Davranışı Anketi", "Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği", "Barratt Dürtüsellik Ölçeği" ve "Eysenck Kişilik Anketi Gözden Geçirilmiş Kısa Formu" ve psikolojik belirtilerin değerlendirilmesi için "Kısa Semptom Envanteri" uygulanmıştır. Araştırmada, bozulmuş yeme davranışı boyutları (duygusal, kısıtlayıcı ve dışsal yeme) ile kişilik özellikleri (nevrotiklik, dışsadönüklük ve psikotizm) arasındaki ilişkinin incelenmesi için Pearson Korelasyonu uygulanmıştır. İlişkili saptanan değişkenlerle, bozulmuş yeme davranışı alt boyutları bağımlı değişken olarak alınmış ve kişilik özellikleri, dürtüsellik ve belirsizliğe tahammülsüzlük boyutları bağımsız değişken alınarak hiyerarşik regresyon analizi yapılmıştır. Anlamlı yordayıcılar tespit edilerek, yeme davranışları ve kişilik özellikleri arasındaki ilişkide dürtüsellik ve belirsizliğe tahammülsüzlük boyutlarının etkisinin incelenmesi için aracı rol analizlerini yapılmasında IBM SPSS 25.0 PROCESS eklentisi üzerinden altıncı model uygulanmıştır. Araştırmada elde edilen bulgulara göre, duygusal yeme ile dürtüsellik, nevrotiklik arasında pozitif ilişki bulunmaktadır. Duygusal yeme ile dışadönüklük arasında negatif yönlü anlamlı ilişki bulunmuştur. Kısıtlayıcı yeme boyutu ile nevrotiklik, dürtüsellik ve belirsizliğe tahammülsüzlük arasında pozitif yönlü ve anlamlı ilişki saptanmıştır. Kısıtlayıcı yeme ve dışadönüklük arasında negatif yönlü ve anlamlı ilişki bulunmuştur. Dışsal yeme boyutuyla dürtüsellik arasında negatif ilişki saptanmış; belirsizliğe tahammülsüzlükle anlamlı ilişki bulunmamıştır. Hiyerarşik regresyon analizi bulgularına göre, duygusal yeme nevrotiklik ve dışa dönüklük tarafından anlamlı düzeyde yordanmaktadır. Katılımcıların nevrotiklik puanının yüksek oluşu ve dışsadönüklük puanını düşük oluşu duygusal yeme puanlarını anlamlı düzeyde açıklamaktadır. Ayrıca, duygusal yeme ile dürtüsellik dikkat eksikliği ve motor dürtüsellik alt boyutlarından alınan puanlardaki yükseliş, duygusal yeme puanlarındaki yükselişi anlamlı düzeyde yordamaktadır. Duygusal yeme puanları, belirsizliğin eylemi engellemesi alt boyutu puanlarındaki yükseliş tarafından anlamlı düzeyde yordanmaktadır. Kısıtlayıcı yeme alt boyutu ile nevrotiklik, plansız dürtüsellik ve belirsizliğin stres verici olduğu alt boyutu puanlarındaki yükseliş tarafından anlamlı düzeyde yordanmaktadır. Dışsal yeme alt boyutu, motor dürtüsellik alt boyutu puanlarının yükselişi ve plan yapamama dürtüselliği alt boyutu puanlarının düşüşü tarafından anlamlı düzeyde yordanmaktadır. Ayrıca, dışsal yeme alt boyutu, belirsizliğin eylemi engellemesi alt boyutu puanlarındaki yükseliş tarafından anlamlı düzeyde yordanmaktadır. Aracı rol analizine ilişkin bulgular incelendiğinde, nevrotiklik kişilik alt boyutu, motor dürtüsellik, dikkat dürtüsellik, belirsizliğin stresli oluşu ve belirsizliğin eylemi engellemesi alt boyutu üzerinden duygusal yemeyi anlamlı düzeyde yordamaktadır. Nevrotiklik ve duygusal yeme boyutları arasındaki ilişkide dürtüsellik ve belirsizliğe tahammülsüzlük puanlarının kısmi aracı rolü olduğu sonucu elde edilmiştir. Dışadönüklük alt boyutu ve duygusal yeme arasındaki ilişkide dürtüsellik ve belirsizliğe tahammülsüzlük alt boyutlarının aracı rolüne ilişkin bulgular incelendiğinde, dışadönüklük alt boyutu ve duygusal yeme arasında doğrudan ilişki saptanmış ve belirsizliğin stres verici oluşu alt boyutu üzerinden toplam etkisinin anlamlı düzeyde artış gösterdiği görülmüştür. Ayrıca, aracı rol olarak dürtüselliğin anlamlı etkisi bulunmadığı; belirsizliğin stres verici oluşu puanlarının dışadönüklük ve duygusal yeme arasındaki ilişkide kısmi aracı rolü olduğu bulunmuştur. Kısıtlayıcı yeme ve nevrotiklik alt boyutu arasındaki ilişkide belirsizliğe tahammülsüzlük ve dürtüsellik alt boyutlarının aracı rolü incelendiğinde, nevrotiklik alt boyutu ve kısıtlayıcı yeme arasında doğrudan ilişki saptanmış ve dikkat dürtüselliği ve belirsizliğin stres verici oluşu alt boyutları üzerinden toplam etkisinin anlamlı düzeyde artış gösterdiği görülmüştür. Bu doğrultuda, kısıtlayıcı yeme ve nevrotiklik alt boyutları arasındaki ilişkide dürtüsellik ve belirsizliğe tahammülsüzlük alt boyutlarının kısmi aracı rolü olduğu görülmektedir. Sonuçlara göre, katılımcıların nevrotiklik özelliği ve kısıtlayıcı yeme puanları arasındaki ilişkide dikkat eksikliği dürtüselliği ve belirsizliğin eylemi engellemesi alt boyutu kısmi aracı role sahip olarak bulunmuştur. Araştırmada elde edilen sonuçlar, yeme davranışlarının incelendiği erken erişkinlik dönemiyle ilgili önemli bulgular sunmaktadır. Bozulmuş yeme davranışı boyutlarının farklı faktörlerle ilişkili olduğu saptanan bu araştırmanın hem pratik hem de araştırma alanlarına katkı sağlayabilir. Farklı yeme davranışı boyutlarının farklı faktörlerle ilişkili olması, bireylerin yeme davranışına yönelik sağlanabilecek müdahalelerde düzenlemelerin yapılmasını kolaylaştıracağı öngörülmektedir. Araştırmada elde edilen sonuçlardan yola çıkarak, gelecekte yapılacak araştırmalarla konunun desteklenebileceği düşünülmektedir.
Spor bilimleri öğrencilerinde belirsizliğe tahammülsüzlük ile psikolojik sağlamlık arasındaki ilişki
Bu araştırmanın amacı, Spor Bilimleri Fakültelerinde öğrenim gören üniversite öğrencilerinin belirsizliğe tahammülsüzlük düzeyleri ile psikolojik sağlamlık düzeyleri arasındaki ilişkiyi incelemektir. Araştırma ilişkisel tarama modeli ile desenlenmiş ve nicel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın evrenini Türkiye'deki devlet üniversitelerinin Spor Bilimleri Fakültelerinde öğrenim gören lisans öğrencileri oluşturmaktadır. Çalışmanın örneklemi, kolayda örnekleme yöntemi ile seçilen ve araştırmaya gönüllü olarak katılan 253 öğrenciden oluşmaktadır. Veri toplama sürecinde "Kişisel Bilgi Formu", "Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği (BTÖ-12)" ve "Kısa Psikolojik Sağlamlık Ölçeği (KPSÖ)" kullanılmıştır. Veriler hem çevrim içi anket formu yoluyla hem de yüz yüze uygulamalarla toplanmıştır. Elde edilen veriler, IBM SPSS 25.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Öncelikle verilerin normal dağılıma uygunluğu değerlendirilmiş, Kolmogorov-Smirnov, Shapiro-Wilk testleri ve çarpıklık (skewness) ile basıklık (kurtosis) değerleri dikkate alınarak değişkenlerin normal dağılıma uygun olduğu belirlenmiştir. Buna göre analizlerde parametrik testler tercih edilmiştir. Araştırmada betimsel istatistikler ile değişkenlerin genel eğilimleri belirlenmiş, Pearson korelasyon analizi ile değişkenler arasındaki ilişki düzeyleri ve yönleri test edilmiştir. Ayrıca basit doğrusal regresyon analizi uygulanarak belirsizliğe tahammülsüzlüğün psikolojik sağlamlık üzerindeki yordayıcı rolü değerlendirilmiştir. Demografik değişkenlere göre gruplar arası farklılıklar bağımsız gruplar t-testi ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ile analiz edilmiştir. Araştırma bulguları, öğrencilerin belirsizliğe tahammülsüzlük ve psikolojik sağlamlık düzeylerinin genel olarak orta seviyede olduğunu, belirsizliğe tahammülsüzlük ile psikolojik sağlamlık arasında anlamlı ve pozitif yönde bir ilişki bulunduğunu göstermiştir. Regresyon analizine göre belirsizliğe tahammülsüzlük, psikolojik sağlamlığın %38'ini anlamlı şekilde açıklamaktadır. Sonuç olarak, araştırma Spor Bilimleri öğrencilerinin belirsizlik durumlarına karşı psikolojik dayanıklılık geliştirdiklerini ve bu ilişkinin çeşitli demografik özelliklere göre farklılık gösterebildiğini ortaya koymuştur.
Genç yetişkin işsizlerde belirsizliğe tahammülsüzlük, kaygı ve erteleme davranışı arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı; genç yetişkin işsizlerde belirsizliğe tahammülsüzlük, kaygı ve erteleme davranışı arasındaki ilişkiyi ortaya konulmasıdır. Ek olarak, araştırmada bireylerin herhangi bir işte çalışıp çalışmadığı, cinsiyet ve yaş değişkenlerin belirsizliğe tahammülsüzlük, kaygı ve erteleme davranışı üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Araştırmaya İstanbul ilinde yaşayan üniversite mezunu 170 çalışan birey ve 170 çalışmayan birey alınmıştır. Aynı zamanda bireylerin demografik özelliklerini öğrenmek adına Kişisel Bilgi Formu ve değişkenleri ölçmek adına da Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği, Durumluk Kaygı Ölçeği, Sürekli Kaygı Ölçeği ve Genel Erteleme Ölçeği uygulanmıştır. Elde edilen verilerin analizinde Bağımsız Örneklem T Testi, Korelasyon Analizi ve Regresyon Analizi kullanılmıştır. Araştırmada sosyo-demografik özelliklere göre bakıldığında; herhangi bir işte çalışmayan bireylerin durumluk kaygı ve genel erteleme ölçeklerinden aldığı puanlar herhangi bir işte çalışan bireylerin durumluk kaygı ve genel erteleme ölçeklerinden aldığı puanlara göre daha yüksek olduğu, çalışan bireylerin yaşları arttıkça bireylerin belirsizlik stres verici ve üzücüdür, belirsizlikle ilgili olumsuz benlik değerlendirmeleri, geleceği bilememe rahatsız edicidir, belirsizlik eyleme geçmemi engelliyor, belirsizliğe tahammülsüzlük (toplam skor), durumluk kaygı ve sürekli kaygı ölçeklerinden aldıkları puanlarda düşmekte olduğunu gösteren sonuçlara ulaşılmıştır. Ayrıca; çalışmayan bireylerin durumluk kaygı ve sürekli kaygı ölçeklerinden aldıkları puanlar arttıkça bireylerin belirsizlik stres verici ve üzücüdür, belirsizlikle ilgili olumsuz benlik değerlendirmeleri, geleceği bilememe rahatsız edicidir, belirsizlik eyleme geçmemi engelliyor ve belirsizliğe tahammülsüzlük (toplam skor) ölçeklerinden aldıkları puanların da yükseldiğini gösteren sonuçlar elde edilmiştir.
Yetişkinlerde anksiyete ile belirsizliğe tahammülsüzlük arasındaki ilişkide duygusal zekânın aracı rolü
Bu araştırma, yetişkin bireylerde belirsizliğe tahammülsüzlük ile anksiyete arasındaki ilişkide duygusal zekânın aracı rolününün araştırılması için yapılmıştır. Bununla birlikte belirsizliğe tahammülsüzlük, anksiyete ve duygusal zekâ arasındaki ilişki ve bu değişkenlerin demografik özelliklere göre farklılık gösterip göstermediği de incelenmiştir. Araştırmanın örneklemi sosyal medya üzerinden kartopu örnekleme yöntemi ile ulaşılan ve çalışmaya gönüllü katılımı kabul etmiş 18 yaş ve üstü 402 kişiden oluşmaktadır. Bu araştırmada İlişkisel Tarama Modeli ile Aracı Değişken Modeli kullanılmıştır. Verilerin toplanması için Demografik Bilgi Formu, Beck Anksiyete Envanteri, Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği (BTÖ-12) ve Gözden Geçirilmiş Schutte Duygusal Zekâ Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde; Pearson korelasyon analizi, Spearman korelasyon analizi, bootstrap analizi, bağımsız örneklem t-test, Kruskal Wallis testi ve one way ANOVA testi kullanılmıştır. Araştırmanın sonucunda belirsizliğe tahammülsüzlük, anksiyete ve duygusal zekâ değişkenlerinin istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki içerisinde olduğu; belirsizliğe tahammülsüzlüğün duygusal zekâ ve anksiyeteyi, duygusal zekânın da anksiyeteyi yordadığı saptanmıştır. Ayrıca duygusal zekânın belirsizliğe tahammülsüzlük ile anksiyete arasında aracılık ettiği belirlenmiştir.
Bağlanma, belirsizliğe tahammülsüzlük ve psikolojik esnekliğin yeme tutumu ile ilişkisi
Mevcut araştırmada, bireylerin yeme tutumları üzerinde bağlanma, belirsizliğe tahammülsüzlük ve psikolojik esneklik düzeylerinin etkileri incelenmiştir. Çalışma, 23-74 yaş aralığındaki 519 katılımcı ile yürütülmüştür. Katılımcılara gönüllü katılım formu, demografik bilgi formu, Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri II, Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği, Hollanda Yeme Tutumu Ölçeği ve Psikolojik Esneklik Ölçeği uygulanmıştır. Verilerin analizi IBM SPSS 23 (Statistical Package for Social Science) ile yapılmıştır. Betimsel istatistik, korelasyon analizi ve hiyerarşik regresyon analizleri uygulanmıştır. Değişkenler arası ilişkilerin incelenmesi için korelasyon analizleri yapılmıştır. Analiz sonuçlarına göre yeme tutumu ile bağlanma arasında anlamlı ilişki bir bulunmuştur. Bireylerin kaygılı ve kaçıngan bağlanma düzeyleri arttıkça yeme tutumları daha olumsuz etkilenmiştir. Belirsizliğe tahammülsüzlük ile yeme tutumu arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Belirsizliğe tahammülsüzlük düzeyi arttıkça yeme tutumu daha olumsuz etkilenmiştir. Son olarak, psikolojik esneklik ile yeme tutumu arasında anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür. Psikolojik esneklik düzeyi arttıkça yeme tutumu daha olumlu etkilenmiştir. Ayrıca belirsizliğe tahammülsüzlük ve psikolojik esneklik arasında negatif yönde güçlü bir ilişki olduğu bulunmuştur. Yürütülen hiyerarşik regresyon analizleri sonucunda bağlanma stilleri, psikolojik esneklik ve belirsizliğe tahammülsüzlüğün yeme tutumunu yordadığı ancak yordama gücünün yüksek olmadığı bulgusu elde edilmiştir. Kaygılı bağlanma, belirsizliğe tahammülsüzlük ve psikolojik esneklik düzeylerinin yeme tutumu üzerinde %18'lik bir yordama gücüne sahip olduğu görülmüştür. Kaçıngan bağlanma, belirsizliğe tahammülsüzlük ve psikolojik esneklik düzeylerinin ise yeme tutumu üzerinde %24'lük bir yordama gücüne sahip olduğu görülmüştür. Mevcut araştırmanın bulguları ilgili literatür doğrultusunda tartışılmıştır.
Erken dönem uyum bozucu şemalar ile romantik ilişki ve partner odaklı obsesif-kompulsif belirtiler arasındaki ilişkide, mükemmeliyetçilik ve belirsizliğe tahammülsüzlüğün aracı rolü
Mevcut çalışmanın amaçları, ilişki ve partner odaklı obsesif kompulsif belirtiler ile erken dönem uyum bozucu şema alanları arasındaki ilişkide mükemmeliyetçilik ve belirsizliğe tahammülsüzlüğün aracı rolünü incelemek; hangi şema alanlarının doğrudan ilişki ve partner odaklı belirtileri yordadığını incelemektir. Araştırmanın örneklemi çalışmaya katıldığı zamanda süregelen bir romantik ilişki içinde olan ve herhangi bir psikolojik/psikiyatrik tanısı olmayan 18-58 yaş aralığındaki 290 bireyden oluşmaktadır. Araştırmanın verileri; Demografik Bilgi Formu, Obsesif-Kompulsif Envanteri-Gözden Geçirilmiş Form, Romantik İlişki Obsesyon ve Kompulsiyonları Ölçeği, Partnere İlişkin Obsesif-Kompulsif Belirti Ölçeği, Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği, Frost Çok Boyutlu Mükemmeliyetçilik Ölçeği ve Young Şema Ölçeği Kısa Form-3 aracılığıyla toplanmıştır. Yapılan istatistiksel analizler sonucunda, araştırmadaki temel değişkenler arasında pozitif yönde ve anlamlı ilişkiler olduğu bulunmuştur. İlişki odaklı obsesif-kompulsif belirtilerin oluşumu ve düzeyini inceleyen model sonuçlarıda, tüm şema alanlarındaki artışın, sadece belirsizliğe tahammülsüzlük aracılığıyla ilişki odaklı belirtileri arttırdığı görülmüştür. Diğer yönelimlilik ve zedelenmiş sınırlar şema alanlarının doğrudan ilişki odaklı belirtileri yordamadığı, sadece zedelenmiş otonomi, kopukluk ve yüksek standartlar şema alanlarının ilişki odaklı obsesif-kompulsif belirtileri doğrudan yordayabildiği tespit edilmiştir. Partner odaklı obsesif-kompulsif belirtilerin oluşumu ve artışını inceleyen model sonuçlarında ise tüm şema alanlarındaki artışın, hem belirsizliğe tahammülsüzlük (zedelenmiş otonomi hariç) hem de mükemmeliyetçilik aracılığıyla partner odaklı belirtileri arttırdığı görülmüştür. Diğer yönelimlilik ve zedelenmiş sınırlar şema alanlarının doğrudan partner odaklı belirtileri yordamadığı, sadece zedelenmiş otonomi, kopukluk ve yüksek standartlar şema alanlarının partner odaklı obsesif-kompulsif belirtileri doğrudan yordayabildiği tespit edilmiştir. Araştırma sonucunda elde edilen bulgular ilgili alanyazın ışığında tartışılmıştır. Anahtar kelimeler: İlişki ve partner odaklı obsesif-kompulsif belirtiler, Erken dönem uyum bozucu şema alanları, Mükemmeliyetçilik, Belirsizliğe tahammülsüzlük
Covid–19 geçirmiş kişilerde belirsizliğe tahammülsüzlük ve travmatik stres ilişkisinde deneyimsel kaçınmanın rolü
Covid-19 pandemisi özellikle bu hastalığı geçiren kişiler için önemli bir stres kaynağı olmuştur. Yapılan araştırmalar Covid–19 geçiren kişilerde depresyon ve kaygı gibi çeşitli psikolojik sorunların görülebildiğini bildirmiştir. Bu tez çalışmasında toplumumuzda Covid–19 hastalığı geçiren kişilerde hastalık sonrası görülebilecek travmatik stres belirtileri, bu belirtilerin yaygınlıkları ve belirtilerle ilişkilenen faktörler incelenmiştir. Çalışmanın bir diğer amacı ise belirsizliğe tahammülsüzlük ile travmatik stres belirtileri arasındaki ilişkide deneyimsel kaçınmanın aracı rolünü test etmek olmuştur. Bu amaç doğrultusunda pandeminin başından itibaren en az bir kez Covid–19 geçirmiş 18 yaş ve üzeri toplam 226 katılımcıdan çevrimiçi veri toplanmıştır. Araştırmada veri toplama araçları olarak Demografik Bilgi Formu, Covid-19 Bilgi Formu, Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği, Çok Boyutlu Yaşantısal Kaçınma Ölçeği ve Travmatik Stres Belirti Ölçeği kullanılmıştır. Sonuçlar Covid-19'un hastalığı geçiren kişiler üzerinde travmatik etkileri olduğunu; birtakım demografik özellikler ile hastalık özelliklerinin travmatik stres belirtileriyle anlamlı düzeyde ilişkilendiğini göstermiştir. Öne sürülen aracılık modeli yürütülen aracılık analizi ile doğrulanmış olup belirsizliğe tahammülsüzlük ile travmatik stres belirtileri arasındaki ilişkide deneyimsel kaçınmanın kısmi aracılık rolü olduğu görülmüştür. Sonuç olarak travmatik stres sorunları yaşayan kişilerle klinik ortamlarda çalışırken belirsizliğe tahammülsüzlük ve deneyimsel kaçınmayı hedef alan müdahalelerin verimli olacağı düşünülmektedir. Tüm bulguların literatüre katkıları, yeni araştırma önerileri ve uygulamaya yönelik doğurguları tartışılmıştır.
Belirsizliğe tahammülsüzlük ile sağlık anksiyetesi arasındaki ilişkide psikolojik sağlamlığın rolü
Bu çalışmada belirsizliğe tahammülsüzlük, sağlık anksiyetesi ve psikolojik sağlamlık değişkenleri arasındaki ilişki incelenmiştir. Belirsizliğe tahammülsüzlük ile sağlık anksiyetesi arasındaki ilişkide psikolojik sağlamlığın düzenleyici rolünün belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmanın örneklemi 18-45 yaş aralığında kronik fiziksel hastalığı olmayan 247 kişiden oluşmaktadır. Veri toplama araçları olarak Demografik Bilgi Formu, Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği, Sağlık Anksiyetesi Ölçeği ve Connor-Davidson Psikolojik Sağlamlık Ölçeği Kısa Formu kullanılmıştır. Analiz sürecinde araştırma değişkenlerinin puan ortalamalarının normallik sınaması için çarpıklık ve basıklık değerleri kontrol edilmiştir. Normal dağılıma uygun olduğu kabul edilerek değişkenlerin arasındaki ilişkinin incelenmesi için Pearson Korelasyon Analizi uygulanmıştır. Yordayıcı ilişkinin incelenmesi için hiyerarşik regresyon analizi uygulanmıştır. Düzenleyici rol analizi için SPSS Process Macro eklentisi kullanılarak birinci model ile tek düzenleyici değişkenli analiz yapılmıştır. Sosyodemografik değişkenler bakımından araştırma değişkenlerinin karşılaştırılmasında t-test ve tek yönlü ANOVA kullanılmıştır. Analizler sonucunda psikolojik sağlamlık, belirsizliğe tahammülsüzlük, belirsizliğe tahammülsüzlük ölçeği toplam puan ve alt boyutlarının sağlık anksiyetesinin istatistiksel olarak anlamlı yordayıcıları olduğu görülmüştür. Çalışmanın bir diğer bulgusu engelleyici kaygı alt boyutu ile sağlık anksiyetesi arasındaki ilişkide psikolojik sağlamlığın düzenleyici rolü olduğunu göstermektedir. Çalışma sonuçları alanyazın çerçevesinde tartışılmıştır.
Belirsizliğe tahammülsüzlük, dürtüsellik, ruminasyon ve genel erteleme eğiliminin psikolojik belirtiler ile ilişkisi
Kişilerin kaygı, depresyon, benlik algısı gibi psikolojik belirtiler olarak genellenebilecek durumları birçok değişken tarafından şekillenmektedir. Mevcut çalışma belirsizliğin, psikolojik belirtiler üzerindeki etkisini çeşitli değişkenler yardımıyla açıklamaktadır. Belirsizlik durumlarının kişiler tarafından tehlikeli, stres verici ve kaçınılması gereken durumlar olarak değerlendirildiği bilinmektedir. Bu nedenle belirsizliğe tahammülsüzlük düzeyinin psikolojik belirti düzeyi üzerinde bir etkisi olmaktadır. Mevcut çalışmada alanyazından edinilen bilgiler doğrultusunda belirsizliğe tahammülsüzlüğün psikolojik belirtiler üzerindeki etkisi; ruminasyonların geviş getirircesine düşünme, derinlemesine düşünme alt boyutlarının ve genel erteleme eğiliminin aracılığında ve dürtüselliğin sıkışıklık alt boyutunun düzenleyici etkisinde bir model ile incelenmiştir. Çalışma tüm bu değişkenlerin bir model oluşturarak incelemesi yönüyle daha önce yapılan çalışmalardan farklılaşmaktadır. Bu kapsamda 18-30 yaş aralığında 225 kadın, 74 erkek olmak üzere Ankarada öğrenimine devam etmekte olan lisans ve yüksek lisans öğrencilerine, Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği, Ruminatif Tepkiler Ölçeği, UPPS Dürtüsel Davranış Ölçeği, Genel Erteleme Eğilimi Ölçeği ve Kısa Semptom Envanteri uygulanmıştır. Yapılan model testinin bulgularına göre dürtüselliğin sıkışıklık boyutunun orta ve yüksek düzey etkisinde; belirsizliğe tahammülsüzlük düzeyindeki artış geviş getirircesine düşünme ve genel erteleme eğilimi aracılığıyla psikolojik belirtiler düzeyindeki artışı yordamaktadır. Benzer olarak sıkışıklık boyutunun orta ve yüksek düzeyinin düzenleyici etkisinde belirsizliğe tahammülsüzlük düzeyindeki artış yalnızca geviş getirircesine düşünme aracılığıyla da psikolojik belirti düzeyindeki artışı yordamaktadır. Belirsizliğe tahammülsüzlük düzeyindeki artış aynı zamanda derinlemesine düşünme aracılığıyla psikolojik belirti düzeyindeki artışı yordamaktadır ancak sıkışıklık düzeyi bu ilişkide belirli bir farklılık yaratmamaktadır. Elde edilen bulgular alanyazın bilgileri ışığında tartışılmıştır.
Üniversite öğrencilerinin gelecek zaman algıları ile kişilik özellikleri ve belirsizliğe tahammülsüzlük düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, üniversite öğrencilerinin gelecek zaman algıları ile kişilik özellikleri ve belirsizliğe tahammülsüzlük düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Araştırma nicel araştırma modellerinden genel tarama modelidir. Araştırmanın evrenini; Afyon Kocatepe Üniversitesi, Akdeniz Üniversitesi, Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi, Sakarya Üniversitesi ve diğer üniversitelerin öğrencileri oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemi için uygun örnekleme yönteminden yararlanılmıştır. Araştırmanın örneklemi, evrenden araştırmaya katılmaya rıza gösteren üniversite öğrencilerinden oluşmaktadır (n = 538). Öğrencilerin gelecek zaman algılarını tespit etmek için Gelecek Zaman Algısı Ölçeği, kişilik özelliklerinin neler olduğunu belirlemek için Beş Faktör Kişilik Ölçeği ve öğrencilerin belirsizliğe tahammülsüzlük düzeylerini tespit etmek için Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmanın verilerini analiz etmek için Pearson Korelasyon analizi, ANOVA, Tukey HSD testi, t-testi ve çoklu doğrusal regresyon analizinden yararlanılmıştır. Araştırmanın verileri, SPSS 24.0 paket programı aracılığıyla analiz edilmiştir. Araştırmanın elde edilen sonuçlarına göre üniversite öğrencilerinin gelecek zaman algıları, beş faktör kişilik özellikleri ve belirsizliğe tahammülsüzlük düzeyleri puan dağılımları orta seviyededir. Üniversite öğrencilerinin gelecek zaman algısı düzeyleri sosyodemografk değişkenlerden cinsiyet, sınıf ve ebeveyn birlikteliği durum değişkenine göre anlamlı bir şekilde farklılaşmamakta buna karşılık yaş, akademik başarı, bölüm, fakülte, üniversite ve algılanan sosyoekonomik durum değişkenlerine göre istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde farklılaşmaktadır. Öte yandan üniversite öğrencilerinin gelecek zaman algıları ile kişilik özellikleri ve belirsizliğe tahammülsüzlük düzeyleri arasındaki ilişkilerin analizleri sonucunda gelecek zaman algısı alt boyutlarından bağlılık boyutu ile kişilik özelliklerinden deneyime açıklık arasında negatif yönlü anlamlı ilişkiler meydana geldiği tespit edilmiştir. Araştırmanın elde edilen bir diğer sonucuna göre üniversite öğrencilerinin belirsizliğe tahammülsüzlüğün alt boyutlarından ''geleceği bilememek rahatsız edicidir'' puanları ile bağlılık arasında yüksek düzeyde anlamlı ilişki meydana geldiği, değer ve hız ile orta düzeyde pozitif yönlü anlamlı ilişkiler meydana geldiği tespit edilmiştir. Üniversite öğrencilerinin belirsizliğe tahammülsüzlük düzeyleri ve kişilik özelliklerinin gelecek zaman algılarını yordayıcılığına ilişkin modelin anlamlı olduğu ve bağımsız değişkenlerin bağımlı değişken üzerinde %34 oranında anlamlı düzeyde yordayıcı olduğu tespit edilmiştir.