Primary health care
103 theses under this subject heading
Aile hekimlerinin uygulamadaki tarama ve takip programları hakkındaki öz değerlendirmesi ve görüşleri: Çanakkale örneği
Giriş ve Amaç: Bu çalışmanın amacı, Çanakkale'de çalışan aile hekimlerinin, Sağlık Bakanlığı'nca belirlenen koruyucu sağlık hizmetlerini uygulama düzeylerinin belirlenmesi; aile hekimlerinin bu hizmetler hakkındaki görüşlerinin ve yaşadıkları sorunların değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntemler: Araştırmamızda iki aşamalı karma yöntem kullanılmıştır. Çalışmanın ilk aşaması kantitatif, 2. aşaması kalitatif olarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın 1. aşamasının evrenini Çanakkale'de çalışan 170 aile hekimi oluşturmaktadır. Örneklem seçilmeden, evrenin tamamına ulaşılması amaçlanmıştır; araştırma verileri soru formu yoluyla toplanmıştır. 2. aşama için 5 katılımcı ile görüşme yapılmıştır; yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak derinlemesine görüşme yapılmıştır. Katılımcıların HYP (Hastalık Yönetim Platformu) ve PSM'de (Periyodik Sağlık Muayeneleri ve Tarama Testleri Rehberi) belirtilen işlemleri uygulama düzeyi 0-100 arası bir değer alacak şekilde puanlanmıştır. Bulgular: Araştırmamızın 1. aşamasına 142 (katılım orantısı %83,5) aile hekimi katılmıştır. Katılımcıların %58,5'i erkek, %80,3'ü pratisyen aile hekimidir; yaş ortalaması 45,2'dir. Katılımcıların, HYP ve PSM'nin uygulanabilir olduğunu düşünme orantısı sırasıyla %15,5 ve %42,3'tür. PSM uygulama puanı 62,8, HYP uygulama puanı 26,5 olup, aradaki fark istatistiksel olarak anlamlıdır. Günlük ortalama muayene sayısı ile HYP uygulama puanı arasında pozitif yönlü, zayıf şiddette korelasyon tespit edilmiştir; diğer sosyodemografik özellikler ve çalışma özellikleri ile HYP ve PSM uygulama puanı arasında ilişki tespit edilememiştir. Çalışmamızın 2. aşamasında yapılan görüşmelerde; koruyucu sağlık hizmetleri ile ilgili görüşler, koruyu sağlık hizmetlerinde yaşanan sorunlar ve koruyucu sağlık hizmetlerinde yaşanan sorunlarla ilgili çözüm önerileri olmak üzere 3 tema belirlenmiştir. Sonuç: Katılımcılarımız, birinci basamakta önerilen koruyucu sağlık hizmetlerinin uygulanabilirliğinin düşük olduğunu düşünmekte ve düşük düzeyde uygulamaktadır. Koruyucu sağlık hizmetlerinin, birinci basamağın en önemli görevi olduğu düşünülmektedir. Bu hizmetlerde yaşanan sorunlar arasında aile hekimlerinin iş yükünün fazla olması, bireylerin sağlıkları ile ilgili sorumluluğunun düşük olması ve aile hekimliği birimlerine bağlı nüfusun fazla olması yer almaktadır.
Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerinin osteoporoz farkındalığı
Osteoporoz, kemik mineral yoğunluğunun azalması ve kemik dokusundaki yapısal bozulma sonucunda kırık riskinin arttığı ilerleyici bir kemik hastalığıdır. Osteoporozda kemiklerin dayanıklılığı azalır ve daha kırılgan hale gelir. Yaşlanan nüfusla birlikte, osteoporoza bağlı kırıkların artacağı öngörülmektedir. Bu çalışmada, Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerinin osteoporoz hakkındaki farkındalığının saptanması amaçlanmıştır. Yapılan örneklem hesabında %95 güç ve %5 hata payı ile 316 öğrenci ve intörn doktor örneklem için yeterli bulunmuştur. Çalışma 358 gönüllü katılımcıyla yapılmıştır. Katılımcılara sosyodemografik verilere ek olarak anket soruları uygulanmıştır. Çalışmamıza dahil olan 358 katılımcının 215'i kadın (%60,1), 143'ü (%39,9) erkektir. Katılımcıların yaş ortalaması 21,87 ± 2,12 yıl bulunmuştur. Çalışmamızdaki katılımcıların %87,4'ü osteoporozla ilgili bilgileri olduğunu belirtmiştir. Çalışmamızda ailede osteoporoz ve kırık öyküsü gibi değişkenlerle bilgi düzeyi arasındaki ilişkiler de incelenmiş, ailesinde osteoporoz öyküsü bulunan katılımcıların bilgi düzeyinin daha yüksek olduğu saptanmıştır. Katılımcıların %25,4'ü bilgi düzeyinin yeterli olduğunu düşünmekteydi. Bilgi düzeyinin yeterli olduğunu düşünenler soruların yaklaşık yarısına doğru yanıt vermiştir. Osteoporoz bilgi sorularındaki cevaplara göre genel olarak üst sınıflarda bilgi düzeylerinin arttığı görülmüştür. Osteoporoz bilgi sorularına verilen yanıtlar ile cinsiyet arasında anlamlı ilişki saptanmamıştır. Sonuç olarak çalışmamızda, öğrencilerin temel düzeyde bilgi sahibi oldukları ancak tanı yöntemleri, erken tarama bilinci ve koruyucu yaklaşımlar konusunda eksikliklerinin bulunduğu saptanmıştır. Bu durum, tıp eğitiminde osteoporozun yalnızca teorik bilgilerle sınırlı kalmayıp, uygulamalı ve multidisipliner bir yaklaşımla ele alınması gerektiğini ortaya koymaktadır. Ayrıca, yalnızca öğrencilerin değil, toplumun genelinde de osteoporoz farkındalığının artırılması büyük önem taşımaktadır. Bu süreçte birinci basamak sağlık hizmetlerinin, toplumun bilgilendirilmesi, risk gruplarının belirlenmesi ve koruyucu sağlık davranışlarının kazandırılmasında önemli bir yere sahiptir.
Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi acil servis sağlık hizmetlerine başvuran hastaların birinci basamak sağlık hizmetlerini kullanma durumlarının belirlenmesi
Ülkemizdeki acil servislerin yoğun olmasının en önemli nedeni acil servise çeşitli nedenlerle başvuran acil olmayan hastalardır. Acil servislerin uygunsuz kullanımı genel olarak "kazasız veya yaralanmasız gelişen, acil servis ihtiyacı olmayan ve birinci basamakta tedavi edilebilen sağlık sorunları için acil servislerin kullanılması" olarak tanımlanabilir. Bazı hastalar şiddetli semptomlarla bile herhangi bir sağlık hizmetine başvurmazken, bazıları hafif semptomlar için ikinci ve üçüncü basamak sağlık hizmetlerini ve acil servislerini tercih etmektedir. Bu da sağlık hizmetlerinin uygunsuz kullanımına yol açmaktadır. Birinci basamak sağlık hizmetinin merkezinde yer alan aile hekimlerine, acil servislere başvuru nedenlerini ve sıklıklarını azaltmada önemli görevler düşmektedir. Çalışmamız Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Acil Servis yeşil alanda 01.11.2021-01.04.2022 tarihleri arasında başvuran 250 birinci basamak sağlık hizmetlerinin kullanımını sorgulamak amacıyla yapıldı. 189 hastanın (%75,6) acile başvurmadan önce aile hekimine gitmediği, 143'ünün (%57,2) aile hekimine mesai dışında başvurmayı istediği, 217'sinin (%86,8) aile hekiminden memnun olduğu, acile şikayet olarak en sık üst ÜSYE sebebiyle (%24,4) başvuruldu görülmüştür. Aile hekimi tanıyanların ağırlıklı olarak >40 yaş grubunda olduğu, aile hekimine daha sık başvuranların kadınlar olduğunu belirledik. Eğitim düzeyi arttıkça, acil öncesi aile hekimine gitme oranının azaldığı görülmüştür. Literatür taramasında da benzer sonuçlar olduğunu görmekteyiz. Acilden önce aile hekimine giden 34 kişinin (%55,8) aile hekimi önerdiği için acile gittiği, acil için aile hekimine gitmeyen 90 kişinin (%47,6) kendisinin durumun acil olduğunu hissettiği için acil servisi tercih ettiği belirlenmiştir. Sonuç olarak hastalara verilecek birinci basamak hizmetleri ile ilgili eğitim, hastaların mevcut klinikleri hakkında aydınlatılması, mesai saatlerinin dışında da hizmet verebilmesinin düzenlenmesi, birinci basamaktaki hekime olan güveninin artırılması ve birinci basamakta görüntüleme ve tetkiklerin genişletilmesi ile acil servislerdeki yeşil alan başvurusunun azaltılabileceği düşüncesindeyiz. Anahtar Kelimeler: Birinci Basamak, Acil Servis, Aile Hekimi
30-70 yaş arası bireylerin birinci basamak sağlık hizmetleri kullanımı ile kanser tarama testleri hakkında bilgi, tutum ve davranışlarının değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç: Kanser hem dünyada hem de ülkemizde ikinci en sık ölüm nedeni olup morbidite ve mortalitesi yüksek bir hastalıktır. Ülkemizde ulusal kanser tarama programlarının uygulanmaya başlaması ile birinci basamak sağlık hizmetlerinin kanser taramalarındaki rolü büyük önem kazanmıştır. Çalışmamızın amacı, Aile Hekimliği Polikliniğine başvuran 30-70 yaş arası bireylerin birinci basamak sağlık hizmetlerini kullanım durumu ile ulusal kanser tarama programında mevcut olan rahim ağzı, kolorektal ve meme kanseri hakkındaki bilgilerini, tutumlarını ve tarama kriterlerine uyan kişilerin davranışlarını değerlendirmek ve hastalarımızda kanser taramaları ile ilgili farkındalık oluşturmaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza Haziran-Ekim 2021 tarihleri arasında üniversitemiz Aile Hekimliği Polikliniği'ne herhangi bir sebeple başvuran, 30-70 yaş arasındaki 215 kişi dahil edildi. Katılımcılara sosyodemografik veriler, birinci basamak sağlık hizmetleri kullanım durumu ve kanser tarama testleri hakkında bilgi, tutum ve tarama kriterlerine uyan kişilerin davranışlarını değerlendirmek amacıyla oluşturulmuş anket formu yüz yüze görüşme yöntemiyle uygulandı. Verilerin analizi SPSS (IBM SPSS Statistics 24) adlı paket program kullanılarak yapıldı. İki nitel değişkenin birbiriyle ilişkisinin değerlendirilmesinde "Fisher-Exact" veya"Pearson-χ2" çapraz tablolarından yararlanıldı. p<0,05 olduğu durumlar istatistiksel açıdan anlamlı kabul edildi. Bulgular: Araştırmaya katılan 215 kişinin 112'si (%52,1) kadın, 103'ü (%47,9) erkekti. Katılımcıların yaş ortalaması 46,61±9,25 idi. Katılımcıların %85,1'inin evli, %61,9'unun lise/üniversite mezunu olduğu ve %60,5'inin çalıştığı, %86,0'sının il merkezinde yaşadığı belirlendi. %70,2'sinin kronik hastalığı olmadığı, %95,8'inin kanser tanısı olmadığı, %50,7'sinin ailesinde kanser tanısı olmadığı belirlendi. Katılımcıların tamamının aile hekimliğine kayıtlı olduğu ve %94,4'ünün aile hekimini bildiği/tanıdığı, %70,2'sinin düzenli aile hekimine gittiği belirlendi. Kadınlarda HPV DNA/smear testinin bilinme oranı %87,5, kendi kendine meme muayenesinin %91,1, mamografinin %98,2, tüm katılımcılarda gaitada gizli kan testinin bilinme oranı %54,4, kolonoskopinin %84,2 olarak bulundu. Tarama testi için yaşı ve cinsiyeti uygun olan kişilerin tarama testlerini yaptırma oranları da HPV DNA/smear testi için %63,4, KKMM için %75,9, KMM için %47,3, mamografi için %51,2, gaitada gizli kan testi için %29,5, kolonoskopi için %14,1 olarak bulundu. Tarama testlerini bilme oranlarının yaptırma oranlarından yüksek olduğu görüldü. HPV DNA/Smear testi yaptıranların ağırlıklı olarak 40-49 yaş grubunda olduğu, HPV DNA/Smear testi yaptırmayanların ise ağırlıklı olarak 30-39 yaş grubunda olduğu görüldü. Bekar olanların ağırlıklı olarak HPV DNA/Smear testi yaptırmadığı belirlendi. 40-49 yaş grubunda olanların ağırlıklı olarak mamografi çekilmediği, 50-70 yaş grubunda olanların ise ağırlıklı olarak mamografi çekildiği görüldü. Lise/üniversite mezunu olanların, beyaz yakalı meslek grubunda olanların ve >8000 TL gelir düzeyinde olanların ağırlıklı olarak gaitada gizli kan testi bilgisi olduğu, ilköğretim mezunu olanların, mavi yakalı meslek grubunda olanların ve ≤4000 TL gelir düzeyinde olanların ağırlıklı olarak gaitada gizli kan testi bilgisi olmadığı belirlendi. Kolonoskopi bilgisi olanların ağırlıklı olarak beyaz yakalı meslek grubunda ve >8000 TL geliri olduğu belirlendi. Kanser tarama testlerini yaptırmama veya düzensiz yaptırma nedenleri olarak da ilk sırada "herhangi bir şikayetim olmadığı için", ikinci sırada da "kanser tarama testi yaptırmam önerilmediği için" yer alıyordu. HPV DNA/smear testi, mamografi, gaitada gizli kan testi veya kolonoskopi önerilen kişilerin ağırlıklı olarak önerilen testlerini yaptırdığı görüldü (p>0,05). Sonuç: Çalışmamızda katılımcılardaki kanser tarama programlarının farkındalığının ve kanser tarama testlerini yaptırma oranlarının henüz istenen düzeylerde olmadığını gördük. Kanser taramaları ile ilgili halka eğitim vermede, farkındalık oluşturmada ve kanser tarama testlerini yapma veya yapılması için yönlendirme konusunda birinci basamakta çalışan hekimlere önemli görevler düşmektedir. Anahtar Kelimeler: Kanser taramaları, Aile Hekimliği, Ulusal Kanser Tarama Programı
Akne vulgaris tanılı hastaların yaşam kalitesinin ve birinci basamağa başvuru durumlarının değerlendirilmesi
Akne vulgaris; psikolojik sorunlara neden olabilen, tanı ve tedavisi birinci basamakta yapılabilen kronik bir deri hastalığıdır. Çalışmamız, Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Hastanesi Dermatoloji Polikliniğine başvuran Akne vulgaris tanılı hastaların yaşam kalitesinin ölçülmesi ve birinci basamağa başvuru durumlarının değerlendirilmesi amacıyla yapıldı. Katılımcılara hazırlanan anketin yanı sıra AYKÖ ve GADS uygulandı. Çalışmamıza 01.12.2021 ile 01.04.2022 tarihleri arasında dermatoloji polikliniğine başvuran AV tanılı 221 hasta katılmıştır. Hastaların %29,0'u akne nedeniyle dermatologdan önce aile hekimine başvurmuştur. Hastaların %4,5'i sevk ile dermatoloji polikliniğine gelmiştir. Çalışmamızda GADS skoru ile AYKÖ puanı arasında pozitif yönde, çok zayıf derecede ve istatistiksel olarak anlamlı ilişki tespit edilmiştir. Kadın hastaların AYKÖ puanları, erkeklere göre anlamlı düzeyde daha yüksektir. Akne sebebiyle AH başvurusu yapan hastaların AYKÖ puanları, aile hekimine başvurmayanlara göre anlamlı düzeyde daha yüksektir. Çalışmamızda hastaların aile hekimine gitmeden dermatoloğa başvurduğu tespit edilmiştir. Hastalar bütüncül yaklaşımla biyopsikososyal açıdan değerlendirilmelidir. Akne tedavisinin aile hekimi tarafından başlanıp gerekli olduğunda dermatoloğa sevk edilmesinin hastaların yaşam kalitesini artıracağını düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Akne Vulgaris, Yaşam Kalitesi, Aile Hekimi
İş tatmini ve personel güçlendirmenin çalışan performansı üzerindeki etkileri: Sağlık çalışanları üzerine bir araştırma
Sağlık sektöründe hizmet kalitesinin sürdürülebilirliğini sağlamak ve kurumsal başarıyı artırmak, büyük ölçüde çalışanların performans düzeyine bağlıdır. Bu doğrultuda, çalışanların iş tatmini düzeyleri ile personel güçlendirme uygulamaları, performansın şekillenmesinde belirleyici faktörler arasında yer almaktadır. Bu tez çalışmasının temel amacı; iş tatmini ve personel güçlendirme değişkenlerinin sağlık çalışanlarının performansı üzerindeki etkilerini analiz etmek ve bu etkilerin daha verimli bir şekilde nasıl yönetilebileceğini ortaya koymaktır. Araştırma betimleyici bir araştırma olarak nicel veriler kullanılarak yapılmıştır. Araştırmanın örneklem grubunu, Konya ilinde görev yapan 18-65 yaş aralığında sağlık çalışanlarını kapsamaktadır. Araştırma toplamda 400 katılımcıyla gerçekleştirilmiştir. Katılımcılardan online anket tekniği ile veriler toplanmış ve elde edilen veriler doğrultusunda ilişkisel tarama modeli uygulanmıştır. Anket formunun ilk bölümünde, katılımcıların sosyo-demografik özelliklerini belirlemeye yönelik sorular yer alırken ikinci bölümde üç farklı ölçme aracı kullanılmıştır. Çalışmada, iş tatmin ölçeği, personel güçlendirme ölçeği ve çalışan performansı ölçeği kullanılmıştır. Araştırma da elde edilen verilerin analizi İstatistiksel analiz SPSS 22.0 paket programı ile yapılmıştır. Araştırma verilerinin normal dağılıma uygun olduğu tespit edildiği için parametrik testler kullanılarak bağımsız gruplarda t testi, one-way ANOVA testi yapılmıştır. Ayrıca çalışmanın ana amacını test etmek için Pearson Korelasyon Testi ve Regresyon Analizine yer verilmiştir. Araştırma bulguları doğrultusunda yapılan korelasyon analizinde, iş tatmini ile çalışan performansı arasında orta düzeyde pozitif ve anlamlı bir ilişki belirlenmiştir (r=0,428, p<0,01). Personel güçlendirme ile çalışan performansı arasındaki ilişki ise daha yüksek düzeyde ve pozitif yönde anlamlı bulunmuştur (r=0,699, p<0,01). Çoklu regresyon analizine göre ise, personel güçlendirme değişkeni çalışan performansını anlamlı düzeyde yordayan bir değişken olarak tespit edilmiştir (B=0,704, β=0,697, t=15,417, p<0,001). Bu sonuç, personel güçlendirme puanındaki her 1 birimlik artışın, çalışan performansında yaklaşık 0,704 birimlik bir artışa yol açtığını göstermektedir. Bu bulgular, özellikle personel güçlendirme uygulamalarının sağlık çalışanlarının performansını artırmada kritik bir rol oynadığını ortaya koymaktadır.
Ankara ili birinci basamak sağlık kuruluşlarında göçmen çocuklara sağlık hizmeti sunumunda karşılaşılan engellerin belirlenmesi
Özyürek D, Ankara İli Birinci Basamak Sağlık Kuruluşlarında Göçmen Çocuklara Sağlık Hizmeti Sunumunda Karşılaşılan Engellerin Belirlenmesi, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Halk Sağlığı Anabilim Dalı, Halk Sağlığı Uzmanlık Tezi, Ankara, 2022. Göç bireysel yaşam özellikleri, sosyal ve toplumsal etkiler, yaşam ve çalışma şartları, sosyoekonomik, kültürel ve çevresel koşullar yoluyla sağlık üzerinde doğrudan etkilidir. Çocuklar, göçten etkilenen örselenebilir gruplar arasındadır. Bu araştırmada Ankara'da altı ilçede yer alan aile sağlığı merkezlerinde çalışan aile sağlığı hekimi ve aile sağlığı çalışanlarının göçmen çocukların sağlık durumu ve sağlık hizmetine erişiminde yaşanan kolaylıklar ve engeller hakkındaki görüşlerini öğrenmek; kültürel yeterlilik ve hizmet sunumunda karşılaştıkları zorlukla ilgili öz değerlendirmesiyle ilişkili faktörlerin tanımlanması amaçlanmıştır. Ankara ili Altındağ, Çankaya, Keçiören, Mamak, Yenimahalle ve Sincan ilçelerinde 224 aile sağlığı merkezlerine ulaşılmış, 224 aile hekimi ve 250 aile sağlığı çalışanı araştırmaya gönüllü olarak katılmıştır. Katılımcıların yaş ortalaması 42,6 ± 9,2 (ss), ortanca yaş değeri 42 olup yaş aralığı 23 ile 75 arasındadır ve %76,3'ü kadındır. Araştırmaya katılan aile hekimlerinin %23,5'i (n=52) uzmanlık eğitimi almıştır. Katılımcıların %53,9'u (n=255) yabancı dil bilmekte ve %7,0'ı (n=33) yurt dışında bir aydan fazla bulunmuştur. Katılımcıların %92,4'ü mezuniyet sonrası dönemde göçmen sağlığı ile ilgili teorik ders almadığını belirtmiştir; ancak %17,4'ünün (n=83) bu birimde çalışmadan önce göçmen sağlığı hizmeti deneyimi vardır. Sık telefon ve adres değişikliğinin göçmen çocuklara ulaşma zorluğu, katılımcıların %75'i tarafından önemli bir sorun olarak tanımlanmıştır. Katılımcıların %57,8'i gebelik izleminde ve %55,9'u emzirme eğitiminde zorluk yaşadığını belirtmiştir. Çocukluk çağı taramalarında katılımcıların %59,3'ü zorluk yaşadığını belirtmiştir. Araştırmaya katılan aile hekimlerinin kültürel yeterlilik ölçeği puanları ortalaması 59,4±15,9 (ss), ortanca değer 60,0, puanlar 20,0 ile 100,0 arasındayken; aile sağlığı çalışanlarının kültürel yeterlilik ölçeği puanları ortalaması 62,67±15,7 (ss), ortanca değer 63,0, puanlar 20,0 ile 100,0 arasındadır. Aile hekimleri ve aile sağlığı çalışanlarının kültürel yeterlilik ölçeği puanı ortalamaları birbiriyle benzerdir. Yabancı dil bilme ve mezuniyet öncesi dönemde göçmen sağlığı dersi alma diğer katılımcılara göre daha yüksek kültürel yeterlilik ölçeği puanına sahip olma ile ilişkili bulunmuştur (p<0,05). Göçmen hastalara hizmet vermede düşük seviyede zorluk yaşadığını belirten katılımcıların kültürel yeterlilik ölçeği puanı, yüksek düzeyde yetersizlik yaşayanlara göre 1,083 kat (GA 1,051-1,115) (p<0,001); göçmen hastalara hizmet vermede orta seviyede zorluk yaşadığını belirten katılımcıların ise 1,049 kat (GA 1,030-1,069) daha yüksektir (p<0,001). Göçmen hastalara hizmet sunumunda sağlık profesyonelleri, göçmen bireyler ve sağlık sistemi düzeyinde sağlık hizmet sunum sürecinde yaşanılan engelleri azaltan, olumlu iletişimi arttıran ve farklı kültürlere yanıt veren sağlık hizmet sunumunu destekleyen müdahalelerin yapılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: göçmen, çocuk sağlığı, sağlık hizmeti sunumu; Ankara, aile sağlığı merkezi, aile hekimi, aile sağlığı çalışanı, kültürel yeterlilik, sağlık hizmet sunumunda engeller
Birinci basamak fizyoterapi hizmetlerine başvuran bireylerde kronik ağrı varlığının ve kronik ağrının bireylerin biyopsikososyal özellikleri, duygu durum ve fiziksel aktivite düzeyleriyle ilişkisinin incelemesi: Tek merkezli çalışma
Bu çalışmada, birinci basamak fizyoterapi hizmetlerine başvuran bireylerde kronik ağrının varlığı ve kronik ağrının bireylerin biyopsikososyal özellikleri, duygu durum ve fiziksel aktivite düzeyleriyle ilişkisinin incelenmesi amaçlandı. Çalışmaya birinci basamak fizyoterapi hizmetlerine başvuran, üç aydan uzun süredir devam eden veya tekrarlayan ağrısı olan 61 birey (yaş:46,95±10,15 yıl) dahil edildi. Katılımcıların kronik ağrı durumu Santral Sensitizasyon Ölçeği (SSÖ) ile, biyopsikososyal durumu Bilişsel Egzersiz Terapi Yaklaşım-Biyopsikososyal Ölçeği (BETY-BQ) ile, duygu durumu Hastane Anksiyete ve Depresyon Skalası (HADS) ile, fiziksel aktivite düzeyi ise Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi Kısa Formu (IPAQ-SF) ile değerlendirildi. Kronik ağrı durumunun, biyopsikososyal özellikler ve duygu durum ile kuvvetli ilişkisinin olduğu görüldü (SSÖ/BETY-BQ r:0,82, SSÖ/HADS-Anksiyete r:0,71 SSÖ/HADS-Depresyon r:0,65, BETY-BQ/HAD-Anksiyete r:0,66 BETY-BQ/HADS-Depresyon r:0,70 HADS-Anksiyete/HADS-Depresyon r:0,71 p<0,01). Kronik ağrı durumu ile bireylerin fiziksel aktivite düzeyi arasında doğrudan ilişki saptanmadı (SSÖ/IPAQ-SF p:0,30). Katılımcıların fiziksel aktivite özellikleri incelendiğinde %45,9'inin inaktif, %49,2'sinin minimal aktif ve %4,9'unun çok aktif olduğu görüldü. Bulgular ile kronik ağrının çok yönlülüğü desteklendi. Çalışmanın sonucunda birinci basamak fizyoterapi hizmetlerine başvuran kronik ağrılı bireylerin tedavi planının oluşturulmasında kronik ağrının ilişkili olduğu faktörler göz önünde bulundurularak bireylerin tedavi planında kronik ağrı yönetimine yer verilmesi gerekliliğini düşünmekteyiz.
Birinci basamakta izlenen erişkin obez bireylerde ve sağlıklı kişilerde fiziksel aktivite, kardiyovasküler risk, egzersiz kapasitesi ve yaşam kalitesinin karşılaştırılması
Çetin B, Birinci basamakta izlenen erişkin obez bireylerde ve sağlıklı kişilerde fiziksel aktivite, kardiyovasküler risk, egzersiz kapasitesi ve yaşam kalitesinin karşılaştırılması, Hacettepe Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı, Kardiopulmoner Rehabilitasyon Programı, Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2019. Bu çalışma, birinci basamak sağlık kurumuna başvuran yetişkin obez bireylerin solunum kapasiteleri, fonksiyonel egzersiz kapasitesi, yaşam kalitelerinin ve fiziksel aktivite düzeylerinin artan vücut kitle indeksi (VKİ) sebebi ile sağlıklı normal kilolu kişilere göre ne derece etkilendiğini araştırmak amacıyla yapıldı. Çalışmaya Tokat Erbaa İlçe Sağlık Müdürlüğü Obezite Birimi'ne başvuran VKİ ≥30 kg/m2 üzeri olan araştırmaya katılmaya gönüllü 18-65 yaş arası 41 obez birey (ortalama yaş 41,109,50 yıl) ve yaş ve cinsiyetleriyle uyumlu 41 sağlıklı normal kilolu kişi (ortalama yaş 38,399,32 yıl) alındı. Demografik özellikler ve laboratuvar değerleri kaydedildi. VKİ, bel çevresi ve kalça çevresi ölçüldü, bel-kalça oranı ve bel-boy oranı hesaplandı ve bioelektrik impedans analizleri yapıldı. Bireylerin fonksiyonel egzersiz kapasitesi altı dakika yürüme testi (6DYT), dispne algılaması Modifiye Medical Research Council Skalası (MMRC), solunum kapasitesi üç dakika solunum egzersiz testi, sağlıkla ilişkili yaşam kalitesi Şişmanlık ve Kilo Verme ile ilgili Yaşam Kalitesi Anketi (OWLQOL), fiziksel aktivite düzeyi GODİN Boş Zaman Egzersiz Anketi, kardiyovasküler riski, Sistemik Koroner Risk Tahmini SCORE Türkiye Ölçeği, Kardiyovasküler Risk Faktörleri Bilgi Düzeyi (KARRIF-BD) Ölçeği, kiloya ilişkin psikolojik durum Kiloya İlişkin Kendini Damgalama Ölçeği (WSSQ) ile değerlendirildi. Obez bireylerin bel çevreleri, kalça çevreleri, bel/kalça ve bel/boy oranları anlamlı olarak yüksekti (p<0,05). Obez bireylerin 6DYT yürüme mesafeleri sağlıklı gruba göre anlamlı olarak daha düşükken, 6DYT işi anlamlı olarak artmıştı (p<0,05). Obez bireylerin MMRC skorları sağlıklı bireylerin MMRC skorlarına göre anlamlı olarak yüksekken (p<0,05), 3 dk solunum testi maksimal solunum kapasitesi (MSK) skorları ve dispne algılama indeksleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark görülmedi (p>0,05). Obez bireylerin KARRİF-BD ile değerlendirilen kardiyovasküler risk faktörleri bilgi düzeyi sağlıklı bireylerden anlamlı olarak daha yüksekti (p<0,05). Bireylerin fiziksel aktivite düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark görülmedi (p>0,05). Obez ve sağlıklı bireylerin yaşam kaliteleri arasında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde bir fark gözlendi (p<0,05). Bireylerin SCORE Türkiye Ölçeği'ne göre risk düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark gözlenmedi (p>0,05). Obez bireylerde kendini damgalama daha fazlaydı ve gruplar arasında vücut ağırlığına ilişkin tutumları arasında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde bir fark gözlendi (p<0,05). Sonuç olarak; birinci basamak sağlık merkezine başvuran obez bireylerin nefes darlığı ve kardiyovasküler hastalık riski artmakta, egzersiz kapasitesi ve yaşam kalitesi azalmakta ve kendilerinde kilo ile ilgili olumsuz bir tutum gelişmektedir. Obez yetişkinlerde kardiyovasküler riski azaltmak ve komorbiditelerin gelişimini engellemek için, sağlıklı yaşam alışkanlıklarının kazandırılması ve kilo kaybı açısından erken dönemde aile hekimleri tarafından bireylerin fizyoterapistlere yönlendirilmesi gerekmektedir.
Aile sağlığı merkezi çalışanlarının iş sağlığı ve güvenliği açısından psikososyal etkilerinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, aile sağlığı merkezlerinde görev yapan sağlık çalışanlarının iş sağlığı ve güvenliği kapsamında yaşadıkları psikososyal etkileri incelemek ve bu etkilerin sessiz istifa eğilimleri üzerindeki ilişkisini ortaya koymaktır. Nicel araştırma yöntemi benimsenen çalışmada betimsel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini, İstanbul sınırlarında görev yapan toplam 221 aile sağlığı çalışanı (doktor, hemşire, ebe ve diğer sağlık personeli) oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak, araştırmacı tarafından uyarlanan "Sağlık Çalışanları İçin Sessiz İstifa Ölçeği" ile "Kişisel Bilgi Formu" kullanılmıştır. Verilerin analizinde betimsel istatistikler, bağımsız örneklem t-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), Levene homojenlik testleri ve Pearson korelasyon analizleri uygulanmıştır. Bulgulara göre, sağlık çalışanlarının sessiz istifa düzeyleri genel olarak orta düzeyde bulunmuştur (𝑋̄ = 2.91). Alt boyutlar incelendiğinde, mobbing algısının (𝑋̄= 3.65) diğer boyutlara kıyasla daha yüksek olduğu saptanmıştır. Cinsiyet değişkenine göre kadın çalışanların mobbing algılarının erkeklere oranla anlamlı biçimde daha yüksek olduğu (p < .05), meslek değişkenine göre ise ebeler ve hemşirelerin diğer çalışanlara kıyasla daha fazla mobbing algıladığı belirlenmiştir. Buna karşılık yaş, medeni durum, eğitim düzeyi ve kıdem yılı değişkenleri açısından anlamlı fark bulunmamıştır. Korelasyon analizi sonuçları, mobbing algısı ile sessiz istifa eğilimi arasında pozitif ve anlamlı bir ilişki olduğunu (r = .648, p < .01), ayrıca kişisel düşünce alt boyutunun sessiz istifa davranışının en güçlü yordayıcısı olduğunu göstermektedir (r = .965, p < .01). Bu sonuçlar, sessiz istifa davranışının hem bireysel hem de örgütsel faktörlerle ilişkili çok boyutlu bir olgu olduğunu ortaya koymaktadır. Sonuç olarak, aile sağlığı çalışanlarının sessiz istifa eğilimlerinin en önemli belirleyicilerinin bireysel düşünce süreçleri ve mobbing algısı olduğu belirlenmiştir. Araştırma bulguları, sağlık kurumlarında psikososyal risklerin sistematik olarak izlenmesi, örgütsel iletişim kanallarının güçlendirilmesi ve kadın çalışanlara yönelik destekleyici politikaların geliştirilmesi gerektiğine işaret etmektedir.
The perceptions of health professionals serving in primary healthcare centers about healthcare provision, and the level of burnout among them
Objective: The purpose of this study is to investigate the level of burnout and perceptions of health professionals serving in primary healthcare centers in four provinces in Turkey, namely Gaziantep, Hatay, İzmir, Şanlıurfa, Method: The study was conducted in primary healthcare facilities in Gaziantep, Hatay, İzmir and Şanlıurfa. A survey with 85-items was used to collect data for demographic information, perceptions of healthcare professionals regarding their services and burnout. Maslach Burnout Inventory (MBI) was utilized to explore the level of burnout. A total of 236 healthcare professionals completed the survey, out of which 224 responses were used in the analyses. Results: The results showed that healthcare professionals serving migrant groups mainly face challenges linked to linguistic barriers. Most of them consider interpreter services to be essential and appreciate the importance of training. Among the three burnout subscales of the Maslach Burnout Inventory (MBI), particularly Emotional Exhaustion (EE) was found to have a relationship with a variety of factors like age, current workplace, training, number of children, profession, year of graduation, duration of work and knowledge of a common language, legal status and culture. Depersonalization (DP) was associated with age and knowledge of a common language, legal status and culture. Finally, Personal Achivement (PA) showed a relationship with the duration of work, gender and knowledge about culture. Conclusion: Evidence gathered in this study suggests that healthcare professionals serving migrant groups, particularly the ones working in in Family Health Centers and those with limited professional experience, need to be supported by interventions targeting linguistic and cultural barriers. Capacity building opportunities and effective human resource management in the health facilities need to be ensured for staff welfare and improvement of healthcare services. Keywords: asylum seeker; challenges; burnout; delivery of health care; health care provider; Maslach Burnout Inventory; refugee
Ruh sağlığı hizmetlerine ulaşım yolları, psikiyatri hastalarının aile hekimliği uygulamasını kullanımı ve aile hekimi algısı
Ruhsal hastalıklar dünya çapında engelliliğin, yeti yitiminin, iş gücü kaybının başlıca nedenlerinden biridir. Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı tarafından 2006 yılında yayımlanan Türkiye Cumhuriyeti Ruh Sağlığı Politikası metnine göre, ruh sağlığı hizmetlerinin toplum temelli olması, genel sağlık sistemine ve birinci basamak sağlık hizmetlerine entegre edilmesi kararlaştırılmıştır. Çalışmamızın temel amacı hastaların, ruh sağlığı hizmetlerine ulaşım yollarını, bu ulaşım yolunda aile hekimliği uygulamasını ne oranda kullandıklarını incelemek ve hastaların aile hekimlerinin ruhsal ve bedensel hastalıkların tedavisi konusunda yetkinlikleriyle ilgili algılarını değerlendirmektir. Çalışmamız tanımlayıcı gözlemsel tipte bir çalışma olup Ocak 2018 ve Ağustos 2018 tarihleri arasında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Polikliniği (HÜTF) ile Sağlık Bilimleri Üniversitesi Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Polikliniği'ne (DYBEAH) başvurmuş 265 hastanın katılımıyla gerçekleşmiştir. Hastaların ruhsal bir şikayetle ilk başvurusunda en küçük payı alan grup aile hekimleri olmuştur (%6.8). Hastalarımızın büyük çoğunluğu (%54.5) doğrudan psikiyatriste ulaşmaktadır. Hastanın tanısının ne olduğu aile hekimine başvuruyu etkilemektedir: ilk başvuru noktası olarak aile hekimine başvurma anksiyete bozukluklarında diğer tanı gruplarına göre daha fazladır. Ruhsal hastalık tanısı aldıktan sonra ise aile hekimine başvuru yüksek orandadır. Hastaların çoğu (%76) bedensel hastalığı için aile hekimine başvurmaktadır. Ruhsal hastalık tanısı aldıktan sonra, şizofrenisi olan hastalar arasında aile hekimine ''psikiyatrik ilaçları yazdırmak için gitme'', anksiyete bozuklukları grubu hastalarda ''ruhsal hastalığı hakkında danışmanlık almak için gitme'' diğer gruplardan daha fazla bildirilmiştir. Aile hekiminin ruhsal hastalıklarla ilgili bilgisini yeterli bulan hastaların, ruhsal sorunlar için ilk olarak aile hekimine başvurma ihtimali artmaktadır. Aile hekimine başvurunun tedavi başvurusunda gecikmeye yol açmadığı saptanmıştır. Hastaların büyük çoğunluğu aile hekiminin bedensel hastalıklar konusundaki mesleki becerisini iyi bulurken, büyük çoğunluğunun aile hekimlerinin ruhsal hastalık becerisi hakkında fikri yoktur. Anahtar kelimeler: birinci basamak, ruh sağlığı hizmetleri, ulaşım yolları, gecikme
Somatik belirti bozukluğu olan hastaların yönetimine ilişkin ikinci ve üçüncü basamak sağlık birimlerinde çalışan hekimlerin bilgi, beceri, tutum ve algılarının araştırılması
'Somatik belirti bozukluğu' geçmişten bu yana farklı şekillerde adlandırılmış semptomlar veya vakalar grubunu ifade etmektedir. Hastalık sınıflamasında bu semptom grubunu veya vakaları tanımlamak için zaman içinde 'tıbbi olarak açıklanamayan semptomlar', 'somatoform bozukluk', 'bedensel stres sendromu', 'psikosomatik bozukluk', 'somatik belirti bozukluğu' gibi terimler kullanılmıştır. Bu vakalarda semptomlar hafif ve kendi kendini sınırlayan durumlardan fonksiyon kaybına neden olabilen veya yaşam kalitesini ciddi şekilde bozan şiddetli semptomlara kadar uzanan bir aralıkta olabilir. Çalışmamızda son dönemde yaygın olarak kabul görmüş 'somatik belirti bozukluğu'(SBB) terimi kullanılmıştır. SBB vakaları ikinci ve üçüncü basamakta görev yapan uzman hekimlerin oldukça sık karşılaştıkları vakalardır. Bu bağlamda çalışmamızda SBB'ye ilişkin terminoloji, klasifikasyon, tanı ve tedavi yaklaşımlarının derlenmesi ve bölgemizdeki uzman hekimlerin SBB vakalarına ilişkin bilgi, beceri, tutum ve algılarının araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmamız, ülkemizde, SBB hastaları da dahil, ikinci ve üçüncü basamakta büyük bir iş yükü olduğunu doğrulamaktadır. Katılımcıların %77,4'ü haftada 1-10 veya daha fazla sayıda SBB vakası ile karşılaştıklarını belirtmişlerdir. SBB vakasıyla karşılaştıklarında katılımcıların en sık hissettiği durumlar; tanıyı atlama korkusu(%34,2) ilgi/merak(%23,6) ve kayıtsızlık/umursamazlık(%12,5) şeklinde bulunmuştur. SBB vakalarına ilişkin katılımcıların en sık tercih ettiği yönetim stratejileri; 'hastayı dinlemek'(%54.3), 'bilgi vermek'(%15.9), 'güven ve destek sağlamak'(%11,5) şeklinde tespit edilmiştir. Çalışmamız, uzman hekimlerin SBB vakaları ile başa çıkmada yaşadıkları güçlükleri ve bu alandaki iş yüklerini ortaya koymuştur. Bu vakaların yönetimine ilişkin özellikle uzman hekimlere yönelik tanı, tedavi ve yönetim kılavuzlarının geliştirilmesi ve hekimlerin bu alana ilişkin eğitim eksiklerinin giderilmesi önemlidir.
Trabzon il merkezinde bulunan aile hekimliklerine bağlı 15-49 yaş kadınlarda hepatit b aşılanma prevalansı
Amaç: Bu çalışma ile Trabzon il merkezinde bulunan aile hekimliklerine bağlı 15-49 yaş kadınlarda hepatit aşılanma oranını belirlemek amaçlandı. Yöntem: Araştırmanın örneklemini, il merkezine bağlı 100 aile hekimliğinden basit rastgele örneklem metodu ile seçilen 18 tane aile hekimliğine bağlı 15-49 yaş grubu kadın nüfusu belirledi. Bu nüfus 17106 olarak bulundu. Ana kitleyi temsil edecek örneklem, evren sayısı bilinen gruplarda örnek seçme formülü ile hesaplandı ve 375 kişi olarak belirlendi (güç analizi yapılarak bu örneklemin yeterli olduğu ispatlamıştır). Her aile hekimliğinden alınacak örneklem sayısı, tabakalı örneklem metoduna göre bulunduktan sonra basit rastgele örneklem metoduyla tespit edildi. Veriler literatür doğrultusunda geliştirilen anket formu ile toplandı. Veriler; SPSS for Windows 22.0 programı kullanılarak analiz edildi ve verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemleri olarak sayı, yüzde, ortalama, standart sapma kullanıldı. Gruplu değişkenler arasındaki ilişki ki-kare analizi ile test edildi. Bulgular: Kadınların 157'si(%41,9) 31-40 yaş aralığında, 164'ü (%43,7) lisans ve üzeri mezunu, 304'ü (%81,1) evli idi. Kadınların yaş, eğitim, ekonomik durum ve ailede sağlık personeli olması ile hepatit bilgi düzeyleri ve aşılanma oranları arasında istatiksel olarak anlamlılık tespit edildi ( p0,05). Sonuç: Hepatit bilgi düzeyinin yüksek olduğu yaş gruplarında dahi hepatit B aşılanma oranları düşük bulundu ve 15-49 yaş kadınlara yönelik rutin aşılamaya ihtiyaç olduğu kanısına varıldı.
Obstrüktif uyku apne sendromu hakkında Ankara ilinde birinci basamakta görev yapan pratisyen ve uzman aile hekimlerinin bilgi, tutum ve davranışları
Amaç: Obstrüktif Uyku Apne Sendromu, değişen yaşam ve yemek alışkanlıklarının ve artan obezitenin sonucu olarak dünyada giderek yaygınlaşmakta olan ve tüm toplumu etkileyen önemli bir sorundur. Bu çalışmanın amacı Ankara ilindeki aile sağlığı merkezlerinde görev yapan uzman ve pratisyen aile hekimlerinin Obstrüktif Uyku Apne Sendromu hakkındaki bilgi, tutum ve davranışlarını ölçmek ve aile hekimlerinde OSAS ile ilgili farkındalık ve merak oluşturmaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız kesitsel bir çalışma olup Ankara'nın merkez ilçelerinde görev yapan uzman ve pratisyen aile hekimlerine 15.04.2023-30.07.2023 tarihleri arasında yüz yüze anket uygulaması yapılarak gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın yürütülebilmesi için önce Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Etik Kurulu'ndan etik kurul onayı, daha sonra Ankara İl Sağlık Müdürlüğü Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü'nden araştırma izin onayı alınmıştır. Çalışmamızda %20 temsiliyet oranı göz önünde bulundurularak ulaşılan 296 aile hekimine Obstrüktif Uyku Apne Sendromu'na yönelik 17 soruluk "sosyodemografik veri ve obstrüktif uyku apne sendromu tutum ve davranış anketi" ile 20 soruluk "obstrüktif uyku apne sendromu bilgi düzeyi ölçme anketi" uygulanmıştır. İstatistiksel analizlerde SPSS 11.5 programı kullanılmıştır ve sonuçlar p<0,05 olduğunda istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmamıza %78,4'ü (232) pratisyen, %21,6'sı (64) uzman olmak üzere toplam 296 aile hekimi katılmıştır. Katılımcıların %55,4'ü (164) kadın, %44,6'sı (132) erkek aile hekimlerinden oluşmakla birlikte yaş aralığı min. 24, max. 71'dir ve yaş ortalaması 48,84±9,89 olarak gerçekleşmiştir. Katılımcıların %63,5'i meslekte 21+ yıldır görev yapmaktadır. En fazla katılımcı olan ilçeler Keçiören (%17,6) ve Çankaya (%16,9) iken en az katılımcı Gölbaşı (%3) ve Pursaklar (%3) ilçelerinde olmuştur. Katılımcıların %55,4'ü çevrelerinde OSAS'lı bir birey olduğunu ifade ederken OSAS ile ilgili bir eğitim aldığını belirten katılımcıların oranı %23 düzeyinde gerçekleşmiştir. Katılımcılara OSAS hakkında tutum, davranış ve yeterliliklerini nasıl gördüklerine dair sorduğumuz beşli likert tipi anket sorularında, katılımcıların %47'si OSAS hakkındaki bilgi düzeyini "orta düzeyde" olarak cevaplamıştır. Katılımcılara OSAS'ı ne kadar önemli bir hastalık olarak gördükleri sorulduğunda ise katılımcıların %85,8'i "önemli" veya "çok önemli" bir hastalık olarak gördüklerini belirtmiştir. OSAS için risk altındaki bireyleri belirlemede kendilerine olan güvenlerinin sorulduğu soruya katılımcıların %42,9'u "orta düzeyde" yanıtını vermiştir. OSAS'lı hastaları doğru şekilde yönetebilmek ve yönlendirebilmek konusunda katılımcılar %36,1 ile en fazla "orta düzeyde" kendime güveniyorum yanıtını verirken bunu %32'8 ile "biraz güveniyorum" yanıtı takip etmiştir. Geceleri horlama ve gün içinde uyuklama tarif eden hastalarda hangi sıklıkla OSAS düşündüklerinin sorgulandığı soruya katılımcıların %60,1'i "çoğu zaman" veya "her zaman" yanıtını vermişlerdir. Bahsi geçen 5 soruda da uzman ve pratisyen aile hekimleri arasında anlamlı bir fark mevcuttur (p<0,05). Katılımcılar OSAS bilgi düzeyi ölçme anketimizdeki 20 soruya ortalama 11,64 (%58,2) doğru yanıt vermişlerdir. Cinsiyet, görev, meslekteki çalışma süresi, çalışılan ilçe, çevresinde OSAS'lı birey varlığı ve OSAS'la ilgili eğitim alma durumu ortalama doğru yanıt oranı açısından anlamlı bir fark oluşturmamıştır (p>0,05). Ancak katılımcıların OSAS'la ilgili kendi bilgi düzeylerini değerlendirme puanları ile bilgi düzeyi ölçme anketine verdikleri cevaplarda anlamlı farklılık mevcuttur (p<0,001). Kendi bilgi düzeylerini 1 puan olarak değerlendirenler bilgi düzeyi ölçme anketinde ortalama 8,65 (%43,25) soruya doğru yanıt verirken bu kendilerine 4 puan verenlerde 13,19 (%65,95), 5 puan verenlerde 12 (%60) olarak gerçekleşmiştir. Aynı şekilde katılımcıların OSAS için risk altındaki bireyleri belirlemek konusunda kendilerine olan güvenlerini puanlamaları ile bilgi düzeyi ölçme anketi sorularına verilen ortalama doğru yanıt sayıları karşılaştırıldığında da anlamlı bir fark saptanmıştır (p<0,001). OSAS için risk altındaki bireyleri belirlemede kendilerini 1 puan olarak değerlendirenler bilgi düzeyi ölçme anketinde ortalama 8,39 (%41,95) soruya doğru yanıt verirken bu kendilerine 4 puan verenlerde 13,06 (%65,33), 5 puan verenlerde 13,09 (%65,45) olarak gerçekleşmiştir. Sonuç: Araştırmamızda Ankara'da birinci basamakta görev yapan aile hekimleri tarafından OSAS'ın öneminin farkında olunduğu ancak bilgi düzeyinin benzer birçok çalışmaya göre daha düşük düzeyde olduğu saptanmıştır. Uzman aile hekimlerinin pratisyen aile hekimlerine göre OSAS'la ilgili kendi bilgi düzeylerini değerlendirmeleri ve risk altındaki bireyleri belirlemede kendilerine olan güvenleri anlamlı şekilde farklı olması aile hekimliğinde uzmanlık eğitimi almanın önemini göstermektedir. Özellikle dünyada artan obezitenin de etkisiyle prevalansı yükselen OSAS'a yönelik eğitimler tıp fakültelerinde ve Sağlık Bakanlığı hizmet içi eğitimlerinde artırılmalıdır. Anahtar Kelimeler: Apne, Obstrüktif Uyku Apne Sendromu (OSAS), Aile Hekimliği, Aile Hekimi, Birinci Basamak
Ankara'nın farklı gelişmişlik düzeyine sahip üç ilçesinde yaşayan bireylerin sağlık hizmeti tercihleri ve bunlara etki eden faktörlerin değerlendirilmesi
GİRİŞ: Sağlık, insanlığın "sağlıklı olma" arayışı ile birlikte tanımlanmaya ve geliştirilmeye çalışılan bir olgu olmuş ve hizmet sunulan bir alana dönüşmüştür. Sağlık alanında dünyadaki algı ve dönüşümlerle, hasta odaklı hizmet anlayışı, dolayısıyla da hastaların tercihleri ve memnuniyeti önem kazanmıştır. Bu araştırmada bireylerin sağlık hizmetleri tercihleri ve bunlara etkili eden faktörlerin incelenmesi amaçlandı. YÖNTEM: Bu kesitsel araştırma 01.04.2018-01.06.2018 tarihleri arasında, Ankara'nın farklı gelişmişlik seviyesine sahip üç ilçesinde, her ilçeden 3'er aile hekimliği birimi olmak üzere toplam 9 aile hekimliği biriminde yürütülmüştür. Belirtilen tarihler arasında, söz konusu aile hekimlerine başvuranlardan rasgele seçilenler ve gönüllü olanlar çalışmaya dahil edildi. Katılımcılara literatürden faydalanarak oluşturulan 32 soruluk anket formu uygulandı. İstatistiksel analizler ve hesaplamalar için IBM SPSS Statistics 21.0 programı kullanıldı. BULGULAR: Çalışmaya toplamda 532 kişi katıldı. Çalışmada yer alan bireylerin yaş ortalaması 40,31±15,13yıl, minimum yaş 18, maksimum yaş 88 olarak saptandı. Katılımcıların %41,7'si (n=222) çok yüksek insani gelişmişlik endeksine sahip ilçede (Çankaya), %35,3'ü (n=188) orta insani gelişmişlik endeksine sahip olan ilçede (Mamak), %23'ü (n=122) ise yüksek insani gelişmişlik endeksine sahip ilçede (Polatlı)ikamet etmekteydi. Kişilerin %50,9 'u (n=271) kadın, % 49,1'i (n=261) erkekti. Katılımcıların %35,5'inin kronik bir hastalığı mevcuttu,%38,5'i sürekli kullandığı en az bir ilaç vardı. Sağlık problemi durumunda bireylerin %52,4'si ASM'leri, %23,3'ü devlet hastanelerini, %9,3'ü eğitim ve araştırma hastanelerini, %4,9'ü üniversite hastanelerini, %8,5 özel hastaneleri, %0,8 özel muayenehaneleri, %0,6'sı eczaneleri tercih ediyordu. Çalışmamızda sağlık hizmetleri tercih nedenlerine bakıldığında, ilk sıraları "sosyal güvence", "ulaşım kolaylığı", "güvenilirlik", "aynı doktora muayene olmak" aldı. SONUÇ: Bu araştırmada katılımcıların sağlık hizmeti tercihlerinin birinci basamak ağırlıklı olduğu görülmekle beraber genel olarak sağlık sistemi içinde birinci basamağın öncelikli olarak tercih edilme oranının beklenen ve istenen değerden düşük olduğu görülmektedir. Çalışmamızda ilk tercih edilecek kurumun yaş, cinsiyetten ve eğitim durumundan etkilenmediği, gelir seviyesi arttıkça özel sağlık hizmetlerinden yararlanmanın arttığı görüldü. Bu konuda daha kapsamlı ve nedenlerin irdelenmesine yönelik kalitatif çalışmalara ağırlık verilmesi gerekmektedir. ANAHTAR KELİMELER: Sağlık hizmetleri tercihleri, İnsani Gelişme Endeksi, Birinci Basamak Sağlık Hizmetleri
An examination of diabetes policy in Turkey: A qualitative documentary analysis
The World Health Organization (WHO) reports that Diabetes Mellitus is the 9th leading cause of death globally, accounting for about 2 million annual deaths as of 2019. Turkey is one of the countries with the highest prevalence of diabetes. Turkey's position in diabetes outcomes worldwide needs explanation as it has a relatively strong healthcare system and allocates a significant budget to the management of diabetes and its complications. In this context, this thesis explores the policy factors explaining Turkey's failure. Using Walt and Gilson's policy triangle framework, this thesis presents a comprehensive analysis of diabetes policy in Turkey by examining Turkey Diabetes Programme 2015-2020 and the transcriptions of Diabetes Parliament meetings held between 2015-2018. The thesis reveals a wide gap between policy and implementation, the lack of cooperation among diabetes actors and inadequate recognition of social determinants of health (SDoH) in Turkey's national diabetes programme. Turkey's adoption of a vertical-like, disease-centred, treatment-focused and group-based approach in the management of diabetes may have contributed to the failure of its diabetes policy.
Birinci basamak hekimlerinin çocuk istismarı ve ihmalinin belirti ve risklerini tanıma durumu
Birinci Basamak Hekimlerinin Çocuk İstismarı Ve İhmalinin Belirti Ve Risklerini Tanıma Durumu Giriş: Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) çocuk istismarını "Yetişkin biri kanalıyla kasıtlı veya kasıtsız olarak gerçekleşen ve çocuğun sağlığını, fiziksel, psikolojik ve sosyal gelişimini kötü etki eden davranışlar" olarak tanımlamaktadır. Birinci basamak sağlık hizmetlerinin sürekliliği sebebiyle çocuğa istismar ve ihmali tanıma ve riski değerlendirmede birinci basamak hekimleri ve diğer sağlık çalışanlarına büyük görev düşmektedir. Çalışmamızda birinci basamak hekimlerinin çocuk istismarı ve ihmalinin belirti ve risklerini tanıma durumunu, konu ile ilgili bilgi düzeylerini ve bunların sosyodemografik verilerle olan ilişkisini değerlendirmek amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı kesitsel olan çalışmamız, basit rastgele yöntemle yedi coğrafi bölgeden seçilen yedi ilimizdeki, aile hekimleri, aile hekimliği asistanları ve aile hekimliği uzmanlarını kapsamaktadır. Ağustos 2020 ile Aralık 2020 arasında, demografik özellikler ve çocuk istismarı ile ilgili eğitim ve mesleki tecrübelere ilişkin soruların yer aldığı "Bilgi Formu" ile "Çocuk İstismarı ve İhmalinin Belirti ve Risklerinin Tanılanmasına Yönelik Ölçek Formu'' online olarak uygulanmıştır. Bulgular: Hekimlerin 145'i (%63,9) mezuniyet öncesi, 80'i (%35,2) mezuniyet sonrası çocuk istismarı ve ihmali konusunda eğitim almıştır. Katılımcıların mezuniyet öncesi çocuk istismarı ve ihmali konusunda eğitim alma durumlarına göre ÇİİBRTYÖ puanları karşılaştırıldığında, genel ve alt ölçek puanlarının tümü eğitim alan grupta, almayan gruba göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0.05). Hekimlerin 195'i (%85,9'u) çocuk istismarı konusunda kendini yeterli bilgide görmemektedir. Sonuç: Hekimlerin çocuk istismarı ve ihmali konusunda bazı alanlarda yetersiz bilgi düzeyi ve farkındalığa sahip oldukları görülmektedir. Çocuk istismarı ve ihmali konusu tıp fakültesinden itibaren hekim adayı öğrencilere tıp eğitimi boyunca ve sonrasında sahada çalışan hekimlere düzenlenecek hizmet içi eğitim programları ile anlatılmalı, bu konudaki bilgi düzeyi ve farkındalık, üst seviyede tutulmaya çalışılmalıdır.
Birinci basamak sağlık kuruluşlarına başvuran yetişkinlerin deri kanseri hakkında bilgi düzeyleri ve güneş ışınlarından korunma durumları
Amaç: Bu araştırmada birinci basamak sağlık kuruluşlarına başvuran yetişkinlerin deri kanseri hakkında bilgi düzeyleri ve güneş ışınlarından korunma durumlarını belirlemek amaçlandı. Yöntem: Çalışma kesitsel tanımlayıcı tasarıma sahip olup Şubat-Eylül 2020 tarihleri arası arasında belirlenen dört ASM'ye herhangi bir neden ile başvuran, erişkinlere yapılmıştır. Anket sosyodemografik bilgiler ve fiziki yapı ile ilgili 12 soru, güneş kremi kullanma durumu ve güneş ışınlarının korunmayla ilgili 14 soru, Deri Kanseri ve Güneş Bilgi Ölçeğinin 25 sorusu olmak üzere toplam 51 sorudan oluşmaktaydı. Bulgular: Çalışmaya 815 gönüllü katıldı. Katılımcılardan 458 (%54.9) kişi kadın, 377 (%45.1) kişi erkek olup yaş ortancası 27 (min:18-maks:65) idi. Güneş kremi kullanan 319 (%38.2) kişinin 83'ü (%26) her mevsim düzenli kullanıyordu. 119 (%23.1) kişi pahalı olduğu için güneş kremi kullanmıyordu. Katılımcılardan 738 (%88.4) kişi güneşten korunmak için aldığı önlem gölgede durmaktı ve ortalama alınan önlem sayısı ise 3.32±1.33 idi. Deri Kanseri ve Güneş Bilgi Ölçeği puan ortancası 14 (min:3-maks:23) bulundu. Yaş ile ölçek puanları arasında negatif korelasyon olduğu görüldü (r=-0.185; p˂0.001). Gelir seviyesi iyi olanların ve üniversite/yüksekokul mezunlarının kendi kategorilerinde ölçek puanı yüksekti (p˂0.001). Kadınların 258 (%56.3) kişi, erkeklerin ise 61 (%16.2) kişi güneş kremi kullanıyordu (p˂0.001). Ayrıca gelir seviyesi iyi olanlarda ve üniversite/yüksekokul mezunlarında güneş kremi kullanma oranı daha fazlaydı (p˂0.001 ve p˂0.001). Cilt kanserine yakalanma fiziksel risk faktörü olmayan katılımcılardan 19 (%46.3) kişi 50 faktör ve üstü güneş kremi kullanmaktaydı. Sonuç: Toplumun, özellikle ileri yaş ve düşük öğrenim durumuna sahip kişilerin güneşin zararlı etkilerini bilme, güneşten korunma, cilt kanseri hakkında daha fazla bilgiye ihtiyaçları vardı. Ayrıca güneş kremi kullananlar da krem kullanımı hakkında yetersiz bilgiye sahipti. Anahtar kelimeler: Cilt kanseri, Güneşten korunma, Aile Hekimliği
Birinci basamak sağlık kuruluşlarına başvuran hastaların geleneksel ve tamamlayıcı tıp ile ilgili tutumu ve kullanım durumları
Amaç: Bu çalışmada birinci basamak sağlık kuruluşlarına başvuran hastaların geleneksel ve tamamlayıcı tıp ile ilgili tutumu ve kullanım durumlarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Materyal ve Metot: Bu araştırma Hatay İl Sağlık Müdürlüğü tarafından izin verilen dört Aile Sağlığı Merkezine 01 Haziran 2020 – 31 Ağustos 2020 tarihleri arasında herhangi bir nedenle başvuran 18-65 yaş arası hastalardan katılmayı kabul eden 303 hasta ile gerçekleştirildi. Çalışma anketimiz sosyodemografik bilgileri içeren 12 soru ve GETAT ile ilgili tutum ve kullanım durumu sorularını içeren 22 sorudan oluşturuldu. Bulgular: Katılımcıların yaş ortalaması 35,8±13,8 yıl olup, GETAT kullanan hastalar daha yaşlıydı (p=0,027). Katılımcıların %44,2'si (n=134) erkekti ve GETAT kullanımı her iki cinste de benzerdi (p=0,247). Çalışmada GETAT kullanma oranı %24,1'di (n=73). GETAT kullanımı sağlık çalışanlarında ve işsizlerde anlamlı olarak yüksek bulundu (p= 0,045). GETAT kullanımı ile öğrenim durumu, gelir seviyesi, sağlık güvencesi, medeni durum, ikamet yeri, sosyal alışkanlıklar, komorbidite ve ilaç kullanımı ile arasında anlamlı bir ilişki saptanmadı. GETAT ile ilgili bilgi kaynaklarının başında, %30,7 (n=93) ile sosyal medya ve %30,4 (n=92) ile arkadaş/komşu gelmektedir. En sık GETAT kullanma sebebinin, daha önce aynı şikayetlerle tekrarlayan doktor başvurusu (%76,6) olduğu tespit edildi (n=56). En sık kullanılan yöntemin %28,4 (n=86) ile fitoterapi ve %22,8 (n=69) ile sülük tedavisi olduğu saptandı. Olguların GETAT'a en sık kas iskelet hastalığı (%43,8) sebebiyle başvurduğu tespit edildi (n=32). Sonuç: GETAT yöntemleri modern tıbba yardımcı olarak kullanılabilecek yöntemler olup, GETAT ile ilgili olarak yapılacak çalışmalar ile kullanılan yöntemlerin geliştirilmesine katkıda bulunulması gerekmektedir. Anahtar kelimeler: Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp, Birinci basamak, Tutum, Aile Hekimliği
Güvenli ilaç kullanımı sürecine ilişkin hemşirelerin tutum ve bilgi düzeylerinin değerlendirilmesi
Bu çalışma, hemşirelerin güvenli ilaç kullanımı sürecine ilişkin bilgi düzeylerini ve bu sürece yönelik tutumlarını değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Bu nedenle, hemşirelerin bu konudaki bilgi düzeyleri ve tutumları, hasta güvenliğinin sağlanmasında belirleyici bir unsur olarak öne çıkmaktadır. Araştırma, özel bir hastanede görev yapan hemşirelerin demografik ve mesleki özelliklerini, ilaç hatalarını raporlama davranışlarını ve ilaç hatalarına yönelik bilgi düzeylerini detaylı bir şekilde incelemiştir. Araştırmanın bulguları, hemşirelerin büyük çoğunluğunun ilaç güvenliği eğitimi aldığını ve ilaç hatası raporlamanın sağlık hizmetlerinin başarısını artırıcı bir kriter olarak değerlendirildiğini ortaya koymuştur. Ancak, raporlama sürecinde bazı hemşirelerin ilaç hatalarını bildirmekten kaçındıkları, bunun da raporlamanın kişisel yetersizlik olarak algılanmasından ve iş hayatına zarar verebileceği endişesinden kaynaklandığı belirlenmiştir. Araştırmada ayrıca, ilaç güvenliği eğitimi almış hemşirelerin bilgi düzeylerinin daha yüksek olduğu saptanmıştır. Bu bulgu, ilaç güvenliği eğitimlerinin bilgi artırıcı etkisinin yanı sıra, raporlama davranışlarına olan etkisinin sınırlı olduğunu göstermektedir. Bu durum, raporlama süreçlerinin yalnızca bilgi düzeyi ile değil, aynı zamanda mesleki algılar, kurumsal politikalar ve iş ortamı gibi diğer faktörlerle de şekillendiğini ortaya koymaktadır. Ayrıca, hata raporlamanın kişisel eksiklik olarak algılanmasının önüne geçmek için, hastane yönetimi tarafından destekleyici ve güvenli bir iş ortamı oluşturulmalıdır. Bununla birlikte, ilaç hatası raporlamasında anonimlik sağlayan sistemlerin geliştirilmesi, hemşirelerin hataları çekinmeden bildirebilmelerini sağlayacaktır.
Birinci basamak hekimlerinin diabetes mellitus hastalığında akılcı tetkik isteme ve güncel tedavi kılavuzlarını takip etme konularındaki tutumları
Birinci Basamak Hekimlerinin Diabetes Mellitus Hastalığında Akılcı Tetkik İsteme Ve Güncel Tedavi Kılavuzlarını Takip Etme Konularındaki Tutumları Amaç: Ülkemizde ve dünyada en sık görülen kronik hastalıklardan biri olan diabetes mellitus ile ilgili daha sıkı bir mücadele yürütülmesi komplikasyonları azaltacaktır. Bunlara ek olarak ikinci ve üçüncü basamak sağlık kuruluşlarının iş yükü azaltılabilecektir.Bu çalışmada amaç birinci basamakta çalışan hekimlerin diabetes mellitus hastalığının tanı, tedavi ve takibinde akılcı tetkik isteme ve güncel tedavi kılavuzları takip etme konularındaki tutumlarını belirlemektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma 1 Haziran 2018 – 01 Aralık 2018 arasında Çorum ili merkez sınırları içerisinde yer alan 32 adet Aile Sağlığı Merkezi (ASM) ve Çorum'a bağlı 13 tane ilçede 43 adet ASM'de görev yapmakta olan hekimlerin katılımıyla yürütülmüştür. Bu çalışma kesitsel tipte bir çalışma olup, 78'i erkek (%75,7), 25'i kadın (%24,3) toplam 103 hekim ile yüz yüze görüşülmüş hekimlerin bazı tanımlayıcı özelliklerine göre oluşturulan gruplar arasında "diabetes mellitus (DM) tanı ve takibindeki bilgi ve tutumlarının değerlendirildiği anketten" aldıkları alt bölüm ve total puanlar karşılaştırılmıştır. Bulgular: Bu çalışmaya katılan hekimlerin %90,3'ü aile hekimi, %9.7'si aile hekimliği uzmanıdır. Çalışmaya katılan hekimlerin yaşa göre dağılımları incelendiğinde %52'sinin 40-49 yaş arasında, %24'ünün 30-39 yaş arasında olduğu gözlenmiştir. Katılımcıların tüm bölümlere ve alt bölümlere verdiği doğru cevaplar üzerinde yapılan karşılaştırmalar sonucunda kadın aile hekimlerinin total verdiği cevap sayısı ve puanı (p=0,008), aile hekimliği uzmanlarının tanı kriterlerini bilme puanları (p=0,019), güncel DM rehberlerini takip eden hekimlerin güncel rehber dışındakileri takip edenlere oranla tanı kriterlerini bilme puanları (p=0,001), HbA1c takibi puanları (p=0,045) ve toplam puanları (p=0,005) anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Sonuç: Dünyada en sık görülen kronik hastalıklardan biri olan DM'de aile hekimlerinin tutum ve bilgi düzeyleri artırılmalıdır. Mezuniyet sonrası hizmet içi eğitimler verilerek güncel rehberlerin hekimlerle paylaşılması DM hastalığı ve komplikasyonları ile ilgili daha etkili bir mücadele sürdürülmesini sağlayacaktır. Anahtar kelimeler: Diabetes Mellitus, Aile Hekimliği, Farkındalık
Invesigation of the effect of educational level on nutritional habits in individuals aged 18-35 apply to primary health care i̇nstitutions
This study was conducted to investigate the effect of the educational level of individuals between the ages of 18-35 who applied to a primary health care institution on their nutritional habits. The sample of the study consists of 356 individuals (198 women, 158 men) aged between 18-35 years, who applied to the Campus Family Health Center in Serdivan district of Sakarya for various reasons and agreed to participate to the research. The research was carried out between January 2018 and May 2018. The data were obtained by using a face-to-face interview technique with a data collection form that questions socio-demographic information and nutritional habits of individuals. The data obtained were analyzed with SPSS 25.0 package program. Significance was evaluated at the level of p <0.05. In the form, the participants' information such as age, marital status, education, and working status, height-weight information, body perceptions, physical activity status, current diseases, and their nutritional habits were questioned. The average age of the individuals participating in the research is 28,098 ± 5,128. The education levels of the individuals are grouped as literate/primary school, middle school / high school and university/master/doctorate. Body mass index (BMI) of 29.0% of the participants is overweight and obese according to the World Health Organization classification. A statistically significant difference was determined between the educational level of the participants and their BMI (p = 0.002). As the educational level of the individuals increased, a significant decrease was determined in their BMI. In our study, it was determined that individuals with high education level had breakfast more frequently, but they skipped lunch more frequently, they tried to buy food that they thought was good quality by considering labels, content, brands, and they gave importance to the expiration date. As the level of education of the participant's increases, the frequency of physical activity increases. All these factors are thought to be the cause of lower BMI in individuals with higher educational levels.
Elazığ il merkezinde bulunan birinci basamak sağlık kuruluşlarında zor hasta görülme sıklığı ve sağlık personeli üzerine etkisi
Sağlık personeli, sağlık hizmetlerinin niteliğinden dolayı sürekli gergin bir ortam içinde çalışmaktadır. Bu nedenle sağlık sektörü iletişim bozukluğu ve iletişim çatışmalarının çok yoğun yaşandığı bir alandır. İlişkinin niteliğinin belirleyicisi, bazen sağlık çalışanlarının özellikleri bazen de hastaların özellikleridir. Sağlık hizmeti için sağlık kurumlarına başvuran hastalar genellikle aldıkları tıbbi bakımdan memnun kalmamakta ve sağlık çalışanlarını zorlamaktadırlar. Zor hasta kavramı ile ilgili kesin bir tanımlama olmamakla birlikte, yapılan tüm tanımlar toplumsal olgular çerçevesinde farklılıklar ve çeşitlilikler göstererek, bu konuda geniş bir literatür bilgisi oluşturulmuştur. Literatürde karşılaştığımız en genel tanım, iletişimi engelleyen davranışları olan hastaların "zor hasta" olarak nitelendirilmesidir. "Zor hasta" ifadesi sağlık personelinin yapmış olduğu bir etiketlemedir. Zor hastaları öncelikle tespit etmek ve daha sonra geliştirilen baş etme stratejileri ile tedaviyi sürdürmek hem sağlık personeli, hem hastalar, hem de verilen sağlık hizmetinin niteliği açısından önem taşımaktadır. Bu kapsamda gerçekleştirilen araştırmanın amacı, sağlık personelinin en sık karşılaştığı zor hastaların sosyodemografik ve karakteristik özelliklerinin belirlenmesi, zor hasta karşılaşmaları süresince hastaların zorluk derecesi, personelin duymuş olduğu rahatsızlık, uyum ve iletişim sorunları ve sedüktif davranışlar boyutlarının değerlendirilmesi, zor hasta görülme sıklığının tespit edilmesi ve zor hastalar ile başa çıkma yöntemlerinin değerlendirilmesidir. Belirlenen amaç doğrultusunda, Hanh ve arkadaşlarının (1996) Zor Hasta-Hekim Anketi ve Kistler in (2011) Zor Hasta Etkileşim Anketi incelenerek 40 soruluk Zor Hasta Anketi oluşturulmuş ve Elazığ il merkezinde bulunan birinci basamak sağlık kuruluşlarında çalışan 248 sağlık personelline (hekim, ebe-hemşire ve diğerleri) uygulanmıştır(% 92,5). Etik ve gerekli izinler alınmıştır. Araştırma bulgularına göre, zor hastaların çoğunlukla erkek, genç-yetişkin yaş aralığında, ilk-ortaokul mezunu, orta sosyoekonomik düzeyde, ev hanımı, memur, evli ve kentten gelen hastalar olduğu belirlenmiştir. Ayrıca zor hastaların uğraştırıcı, yorucu, kişiliği zor, beklentileri mantıksız, sinir bozucu, agrasif, bakımları konusunda çok zaman alan, tedavi süresince gelişen semptomlara tepki veren, küçük problemlerle gelen, isteklerini yaptırmak için sağlık personelini yönlendirmeye çalışan hastalar olduğu gösterilmiştir. Elazığ il merkezinde bulunan birinci basamak sağlık kuruluşlarında zor hasta görülme sıklığı yaklaşık % 30 (29,5± 1,879) olarak tespit edilmiştir. Sağlık personelinin cinsiyet, meslek ve medeni durumlarına göre farklılık gösteren çeşitli baş etme yöntemleri oluşturdukları tespit edilmiştir.