Plant extract
188 theses under this subject heading
Bazı bitki özütlerinin antibakteriyel etkilerinin incelenmesi
Bu çalışmada lavanta (Lavandula officinalis), hatmi (Althaea officinalis), sarı kantaron (Hypericum perforatum), defne (Laurus nobilis), yeşil çay (Camellia sinensis), böğürtlen (Rubus fruticosus), zeytin yaprağı (Olea europaea) ve maydanoz (Petroselinum crispum) bitkilerinden farklı çözücülerde elde edilen özütlerin Escherichia coli, Pseudomonas aeruginosa, Staphylococcus aureus, Enterococcus faecalis bakterileri üzerindeki antibakteriyel etkileri ölçüldü. Bu bitkilerin doğal olarak kurutulmuş halleri aktardan temin edilerek soxhlet ekstraksiyonu ile ve etanol, saf su, hekzan çözücüleri kullanılarak ekstrakte edildi. Agar kuyu difüzyon yöntemi ile 3 tekrarlı olacak şekilde antibiyogram tekniği uygulandı. Referans antibiyotikle karşılaştırıldığında yeşil çay, sarı kantaron, defne yaprağı, zeytin yaprağı, hatmi özütlerinin bakteriler üzerinde inhibisyon etkisi olduğu tespit edildi. Yeşil çay için en etkili çözünün saf su, diğer bitkiler için ise etanol olduğu, hekzanın bu bitkiler için Soxhlet ekstraksiyonunda uygun bir çözücü olmadığı görüldü.
Reishi mantarı ekstarktının köftede heterosiklik aromatik aminlerin oluşumu üzerine etkisi
Heterosiklik aromatik aminler (HAA), öncüsü olan kreatin, kreatinin, amino asitler ve şekerlerin Maillard tepkimesi yoluyla oluşan pişirilmiş kas etlerinde bulunan karsinojenik ve mutajenik bileşiklerdir. Epidemiyolojik çalışmalar, HAA'lara yüksek oranda maruz kalmanın insanlarda kanser riskini artırabileceğini göstermiştir. Yapılan çalışmalar antioksidanların HAA oluşumu üzerinde inhibe edici özelliklerinin olduğunu göstermiştir. Bu çalışmada, reishi mantarı ekstraktının HAA oluşumunu önleyici etkisinin incelenmesi amaçlanmaktadır. Farklı konsantrasyonlarda (%0, %0,25, %0,5 ve %1) reishi mantarı ekstarktının farklı yöntemlerle (yüzeyine serpme ve içine karıştırma) köftelere eklenip, iki farklı pişirme sıcaklığında (150˚C ve 190˚C), derin yağda kızartma işlemi uygulanarak HAA oluşumunu azaltıcı etkisi incelenmiştir. Pişmiş köfte örneklerinde 2-amino-1-metilimidazo [4,5-f]-kinolin (IQ), 2-amino-3-metilimidazo[4,5-f]-kinokzalin (IQx), 2-amino-3,4-dimetilimidazo[4,5-f]-kinolin (MeIQ), 2-amino-3,4-dimetilimidazo[4,5-f]-kinokzalin (MeIQx), 2-amino-1-metil-6-fenilimidazo[4,5-b]-piridin (PhIP), 2-amino-3,4,8-trimetilimidazo[4,5-f]-kinokzalin (4,8-DiMeIQx), 2-amino-3,7,8-trimetilimidazo[4,5-f]-kinokzalin (7,8-DiMeIQx),3-amino-1-metil-5H-prido [4,3-b]-indol (Trp-P-2), 2-amino-9H-prido[2,3-b]indol (AαC), 2-amino-3-metil-9H-prido[2,3-b]indol (MeαC) ve 9H-prido[3,4-b]indol (Norharman) olmak üzere toplam 11 HAA analizi yapılmıştır. Köfte örneklerinde bulunan toplam HAA miktarı tespit edilebilir sınırın altında ile 2,92 ng/g arasında olduğu belirlenmiştir. Yüzeyine serpme yöntemi ile %0,25, %0,50 ve %1 konsantrasyonunda eklenen reishi mantarı ekstraktının toplam HAA oluşumunu %54,26-100 oranında önlediği görülmüştür. Anahtar kelimeler: Heterosiklik aromatik amin, resihi mantarı ekstraktı, köfte
Havacıva otu (Alcanna tinctoria L.) etanol ve su özütlerinin akciğer kanseri üzerine etkisinin in vıtro araştırılması
Polifenoller açısından zengin gıdalar ve bu gıdalardan elde edilen ürünler, sağlık açısından pek çok faydası bulunması sebebiyle tüketiciler tarafından ilgi görmektedir. Bu ilgi her geçen gün artmakta, bilimsel çalışmalar ile elde edilen veriler bu artışı desteklemektedir. Günlük diyette polifenollere yer vermenin organizmaya pek çok faydası bulunmaktadır. Nörodejeneratif hastalıklara, kansere ve kardiyovasküler hastalıklara karşı koruyucu rol oynaması, bağışıklık sistemini güçlendirmesi ve sindirim sistemini düzenlemesi gibi özellikler bu faydalardan birkaçıdır. Hücrelerin normal davranışlarını düzenleme fonksiyonuna sahip olan mekanizmalar bulunmaktadır. Kanser bu mekanizmaların bozulması sonucunda meydana gelmektedir. Hücreler kanser sebebiyle kontrolsüz bir şekilde çoğalmaktadır. Bu çalışmada halk arasında yara iyileşme, anti inflamatuvar ve anti mikrobiyal amaçlarla kullanılan havacıva otu köklerinin etanol ve su özütlerinin akciğer kanseri üzerindeki koruyucu ve tedavi edici özelliklerinin araştırılması amaçlanmaktadır. Bunun için in-vitro hücre kültürü çalışma tipi kullanılmıştır. Analiz yöntemi standardize olup moleküler çalışmalardaki temel yöntemlerdir. Çalışmamızda PPARgamma gen ifade değişim analizinde Beas2B (CRL-9609) sağlıklı akciğer kültürü ve A549 (CCL-185) akciğer kanser hücre hatları sırasıyla kontrol ve deney grubu olarak planlanmıştır. Hava cıva otunun akciğer kanseri hücre hattı üzerindeki etkisi ise özüt uygulanan dozlar deney grubu, herhangi bir madde uygulanmayan hücre kontrol grubu olacak şekilde düzenlenmiştir. Çalışmanın tüm aşamaları Haliç Üniversitesi Moleküler Araştırma Laboratuvarı'nda, Kasım 2021-Aralık 2021 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Çalışma örneklemi kanser hücre hattı olarak planlanmış ve hücre hattı olarak akciğer seçilmiştir. Hava cıva otu etanol ve su özütlerinin akciğer kanseri hücrelerinin canlılığı üzerindeki etkisi MTT testi ile analiz edilmiştir. (4,5-Dimetiltiyazol-2-yl)-2,5-difeniltetrazolium bromid, sarı tetrazol olarak bilinen MTT analizi, formazon boyalarının ya da MTT azalmasına bağlı olarak enzimatik aktivitenin kolorimetrik ölçümüne dayanan hücre çoğalma miktarının tespit edildiği yöntemdir. Ayrıca PPARgama gen ifade düzeyine bakılmıştır. Havacıva özütlerinin akciğer kanseri hücrelerinin metastatik davranışına etkisine yara iyileşme deneyi ile bakılmıştır. Veri toplama aracı olarak deneysel parametreler kullanılmıştır ve elde edilen sayısal veriler istatistiki olarak değerlendirilmiştir. Hücre canlılığı analizi sonucunda hem etanol hem de su özütlerinin 50, 100 ve 200 µg/ml konsantrasyonlarda hücre canlılığını azaltan etki gösterdiği bulunmuştur. PPARgama gen ifadesi ise kontrolle kıyaslandığında bu konsantrasyonlarda anlamlı bir değişim göstermemiştir. Yine bu konsantrasyonlarda yara iyileşme deneyinin sonucu olarak etanol özütlerinin etkisiz, su özütünün ise metastazı tetiklediği tespit edilmiştir. Yapılan analizler sonucunda havacıva bitkisinin akciğer kanser hücrelerinde daha ayrıntılı çalışmaların yapılması gerekliliğine ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Akciğer kanseri, Havacıva otu, Metastaz
Yüksek yağlı diyetle beslenen ratlarda goji berry ekstraktının biyokimyasal parametreler üzerine etkisi
Yıldız S, Yüksek Yağlı Diyetle Beslenen Ratlarda Goji Berry Eksraktının Biyokimyasal Parametreler Üzerine Etkisi. Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Biyokimya Anabilim Dalı, Veteriner Programı, Yüksek Lisans Tezi, Van, 2018: Lycium barbarum meyvesi olan goji berry bir çok biyoaktif metabolitler içerir ve fonksiyonel gıda ve doğal ilaç olarak yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. Obezite tedavisinde etkili olabileceği belirtilmektedir. Bu amaçla bu çalışmada yüksek yağlı diyetle beslenen ratlarda goji berry meyve ekstraktının serum lipidleri, alanin aminotransferaz (AST), aspartat aminotransferaz (ALT), glukoz ve insülin düzeyleri üzerine etkisi araştırıldı.40 adet erkek Wistar Albino rat her grupta 10 adet rat olacak şekilde 4 gruba ayrıldı. Birinci grup Kontrol grubu (KG) standart pelet yem ile beslendi, İkinci grup, yüksek yağlı diyet grubu (YYD), 100 gr pelet yem ile 45 gr tereyağı karıştırılarak hazırlanan yemler ile beslendi, üçüncü grup, yüksek yağlı diyet ile beslenip goji berry ekstraktı (100 mg/kg) verilen grup, dördüncü grup ise goji berry ekstraktı (100 mg/kg) ile beslenen grup. Sekiz haftalık deneyin sonunda ratlar sakrifiye edilerek kanları alındı. Alınan kanlar satrifüj edilerek serumları ayrıldı ve çalışma gününe kadar -20 °C'de saklandı. Çalışma gününde serumlardan AST, ALT, trigliserid, total kolesterol, HDL-kolesterol, LDL kolesterol, insülin ve glukoz düzeyleri çalışıldı. Yüksek yağlı diyetle beslenen ratlarda trigliserid, kolesterol ve LDL kolesterol düzeyi kontrol grubundan anlamlı olarak yüksek bulunmuştur. Yüksek yağlı diyetle beslenen gruba goji berry uygulanması trigliserid, kolesterol ve LDL kolesterol seviyelerini anlamlı olarak düşürerek kontrol grubuna yaklaştırmıştır. Aynı zamanda yüksek yağlı diyet ile beslenme kilo artışı sağlarken, goji berry uygulaması kilo alımını anlamlı olarak azalttığı saptandı.Sonuç olarak goji berryekstraktının uygulanmasının serum lipidlerini azaltarak ve kilo alımını engelleyerek obezite tedavisinde etkili olabileceği sonucuna varıldı.
Ceviz (Juglans regia L.) yeşil kabuğu özütü ve sentetikjuglonun fasulyede kök çürüklüğü (Rhizoctonia solani Kühn) vekömür çürüklüğü (Macrophomina phaseolina Goid.) üzerine etkisi
Bu çalışmada, juglone başta olmak üzere içerdiği fenolik maddeler sayesinde funguslar üzerinde toksik etkisi olduğu bilinen ceviz (Juglans regia L.) yeşil kabuğu özütünün (CYKÖ) ve sentetik juglonun (SJ) fasulyede önemli kök çürüklüğü (Rhizoctonia solani AG-4) ve kömür çürüklüğü (Macrophomina phaseolina) hastalık etmenleri üzerine etkisi araştırılmıştır. Böylece söz konusu patojenlerin oluşturdukları bitki hastalıklarıyla mücadelede pestisitlere alternatif olabilecek doğal preparatların kullanılmasına, insan sağlığına ve çevreye duyarlı yöntemlerin geliştirilmesine katkı sağlanması amaçlanmıştır. Çalışmada ceviz yeşil kabuğundan etanol yardımıyla bitki özütleri elde edilmiştir. CYKÖ ve SJ'un R. solani ve M. phaseolina etmenlerinin üzerinde gelişmeyi engelleyici veya öldürücü etkilerinin olup olmadığı incelenmiştir. Bu amaçla laboratuvar ortamında öncelikle bitki patojeni olan iki fungus (R. solani AG-4 ve M. phaseolina) Petri kaplarında geliştirmiştir. Funguslara CYKÖ için; %0 (saf su/negatif kontrol), %2, %4, %8, %16 ve %32'lik oranlarda hazırlanan ekstreler ve Captan 50 (2.5 g/l) etkili maddeli fungisit (pozitif kontrol); SJ için ise %0 (saf su/negatif kontrol), %0.2, %0.4, %0.8, %1.6 ve %3.2 g/l dozlarında ve Captan 50 (2.5 g/l) etkili maddeli fungisit (pozitif kontrol) beş tekerrürlü olarak iklim odası koşullarında saksılarda enfekte edilmiş fasulye bitkilerine uygulanmıştır. Değerlendirmeler bitkide toprak üstü ve kök aksamlarının yaş ve kuru ağırlıkları, kök uzunluğu, çiçeklenme sayısı, meyve (bakla) sayısı ve hastalık şiddetine bakılarak yapılmıştır. Petri kaplarında elde edilen sonuçlara göre CYKÖ'nün %4 ve üstü; SJ'nin ise %1.6 ve üstü oranlarında patojenin gelişimini tamamen engellemiştir. Saksı çalışmalarında ise CYKÖ %2'lik dozdan sonra kademeli olarak her iki patojenin de bitkideki hastalık şiddetini azaltmıştır. Ancak CYKÖ'nün %8'den sonraki dozları fasulyeye fitotoksik etki göstermiştir, doz arttıkça fitotoksik etki de kademeli olarak artmıştır. SJ'nin %8 ve sonraki dozları kök çürüklüğüne karşı etki gösterirken hiçbir dozu kömür çürüklüğü hastalığına etki etmemiştir. SJ'nin hiçbir dozunda fasulyelerde fitotoksiteye rastlanmamıştır. Sonuç olarak fasulyede her iki fungal hastalığın önlenmesinde CYKÖ, SJ'ye göre daha başarılı bulunmuştur. Ancak fitotoksite gelişmemesi açısından değerlendirildiğinde CYKÖ'nün de %2-4 arasındaki dozları tercih edilmelidir.
Proantosiyanidin'in dentin mikrosertliğine ve biodentin'in bağlanma dayanımına etkisinin değerlendirilmesi
Çalışmamızın amacı yeni bir irrigasyon solüsyonu olan Proantosiyanidin'in (PA) dentinin mikrosertliğine ve bariyer materyali olarak kullanılan Biodentin'in bağlanma dayanımına etkisini diğer irrigasyon ajanları ile karşılaştırmalı olarak incelemektir. Çalışmada 112 adet tek kanallı insan dişi kullanılmıştır. Dişlerin kronlarının uzaklaştırılmasını takiben, standart bir iç çap elde etmek için kök kanalları ProTaper eğe sistemi (F5) ve #1-6 numara Peeso reamerlar ile şekillendirilmiştir. Mikrosertlik testi için dişler, %1,5 NaOCl, %2 CHX ve PA (%25 GSE)'nın uygulandığı 3 deney (n=30) ve 1 adet (n=10) kontrol (DW) grubuna ayrılmıştır. Her kökün koronalinden 2 mm kalınlığında 2 dentin kesiti elde edilmiştir. Solüsyonların dentin mikrosertliğine etkilerini değerlendirmek için Vickers mikrosertlik test cihazı kullanılmıştır. Bağlanma dayanımı testi için 3 adet deney (n=54) ve 1 adet (n=18) kontrol grubu oluşturulmuştur. Solüsyonların uygulanmasının ardından tüm gruplara Ca(OH)2 yerleştirilmiştir. 2 hafta sonra Ca(OH)2 uzaklaştırılarak köklerin koronal kısımlarından 2 mm kalınlığında 2 dentin kesiti elde edilmiştir. Dentin kesitlerine Biodentin yerleştirilmiş ve bağlanma dayanımı Push-out testi ile ölçülmüştür. Ayrılma tipleri kaydedilmiştir. Tüm veriler IBM SPSS 23.0 yazılımı kullanılarak p<0.05 anlamlılık düzeyinde, tekrarlayan ölçümlerde varyans analizi (ANOVA) ve ikili karşılaştırmalar Bonferroni düzeltmesi kullanılarak analiz edilmiştir. DW, PA ve CHX grupları arasında mikrosertlik açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). NaOCl grubundaki mikrosertlik değerleri, istatistiksel olarak anlamlı düzeyde azalmıştır (p<0,05). PA grubunda bağlanma dayanımı, NaOCl grubuna göre anlamlı şekilde daha düşük bulunmuştur (p<0,05). CHX'in, NaOCl ve PA grupları ile arasında bağlanma dayanımı değerleri açısından anlamlı bir fark yoktur (p>0,05). Tüm gruplarda karışık tip ayrılma daha yüksek oranda gözlenmiştir. Adeziv tip ayrılma, en fazla PA grubundadır ancak diğer gruplarla arasında anlamlı fark yoktur (p>0,05). Koheziv tip ayrılma ise, en fazla kontrol grubundadır ve sadece PA grubu ile aralarından anlamlı fark görülmüştür (p<0,05).
Elektroeğirme tekniği ile yeşil nanoteknoloji temelli nanofiberlerin üretimi ve tıbbi uygulama alanlarının incelenmesi
Çoğu hastalığın tedavisinde bitkilerin kullanımı eski çağlardan beri araştırılmakta ve uygulanmaktadır. Günümüzde kullanılan yüzlerce ilacın temelinde bitki özütleri yer almaktadır. Ancak, bu ekstraktların medikal alanda farklı formlarda kullanılması ile ilgili fazla çalışma bulunmamaktadır. Pek çok bitki mikroorganizmalar için toksik etkisi olan kendisine özgü biyoaktif bileşenler içermektedir. Bitkilerin sahip oldukları fenol bileşikleri, alkaloidler ve terpenoidler gibi çeşitli fitokimyasalların antimikrobiyal özellikleri sayesinde nanoteknoloji alanında kendilerine yer edinmişlerdir. Elektroeğirme ile nanofiber üretiminde bitkilerin kullanılması yeni gelişen bir alandır. Bu yöntemle bitkilerin daha stabil bir yapıya katılması sağlanarak daha fazla etki kazanıldığı görülmüştür. Nanofiberlerin diğer tüm nanomalzemeler gibi yüksek yüzey alanı/hacim oranına, poroziteye, elastisiteye ve mekanik dayanıma sahip olması ve işlenebilirliği gibi özellikleri nanotıp alanında doku mühendisliği ve ilaç taşıma sistemleri için uygun bir malzeme olmasına yol açmaktadır. Sunulan doktora tezinde, antimikrobiyal ve antiinflamatuvar etki gösteren ve bu konuda fazla çalışması olmayan bitki özütlerinin nanofiber yapısındaki etkileri araştırılmıştır. Bu amaçla farklı derişimlerdeki soğan ekstraktları elektroeğirme yöntemi ile nanofiber haline getirilmiştir. Üretilen nanofiberlerin karakterizasyon (FTIR, EDX ve SEM) testleri yapılmış ve bunların sonucuna göre en iyi nanofiber davranışı gösteren üç derişim (1:50, 1:25 ve 1:12.5) seçilmiştir. SEM analizlerinde soğan ekstraktı derişimi arttıkça fiber çaplarının küçüldüğü (ort. 694,24 nm, 529,23 nm, 525,38 nm, 422,4 nm ve 377,7 nm) ve fiber morfolojisinin bozulduğu görülmüştür. Seçilen derişimlerdeki soğan ekstraktı örneklerine antibakteriyel etkileri bilinen bitkisel malzemelerden olan Baicalein ve propolis eklenmiş ve nanofiber üretimi yapılmıştır. Ayrıca bitki ekstraktında AgNP çöktürülmesi sağlanarak, AgNP içeren nanofiberler de üretilmiştir. Elektroeğirme ile üretilen soğan ekstraktı ve Baicalein, propolis, AgNP içeren nanofiberlerin FTIR, EDX ve SEM testleri yapılmıştır. Üretilen AgNP nanofiberlerinde soğan ekstrakt derişimi arttıkça yapıda yassılaşma görülmüş ve fiber çaplarında artış meydana gelmiştir (ort. 315,37 nm, 389,01 nm ve 481,92 nm). Baicalein içeren nanofiberlerde ise soğan ekstrakt derişimi arttıkça ortalama fiber çaplarında düşüş meydana gelmiştir (ort. 611,25 nm, 583,57 nm ve 476,47 nm). Propolis içeren nanofiberlerde de benzer şekilde gittikçe nanofiber çapında azalma görülmüştür (ort. 1179,01 nm, 731,87 nm ve 729,03 nm). Üretilen tüm nanofiberlerin VRE ve MRSA'ya karşı antibakteriyel testleri de gerçekleştirilmiştir. Soğan ekstrakt örneklerinde en yüksek derişimde (1:5) %100lük bir canlılık kaybı görülmüştür. AgNP, Baicalein ve propolis örneklerinde ise soğan ekstrakt derişimi arttıkça canlılıkta belirgin düşüşler gözlenmiştir. AgNP içeren nanofiber örneklerinde soğan ekstrakt derişimi max. iken VRE için %97,33 ve MRSA için %95,17 oranlarında bakteri giderimi sağlanmıştır. Baicalein içeren nanofiber örneklerinde ise soğan ekstrakt derişimi max. iken VRE için %98,50 ve MRSA için %99,67, propolis örneklerinde ise VRE için %70,83 ve MRSA için %71,83 oranlarında canlılık kaybı görülmüştür. Dolayısıyla soğan ekstraktının nanofiber formunda ilk defa antibakteriyel analizleri gerçekleştirilerek başarılı sonuçlar elde edilmiş olup Baicalein, propolis ve AgNP gibi malzemelerin de mevcut antibakteriyel etkisini arttırdığı görülmüştür. Elde edilen sonuçlar, özellikle medikal alanda, soğan ekstraktının tek başına veya bitkisel malzemeler ile birlikte yara örtüsü veya greft gibi nanofiber formunda kullanılabileceğini göstermiştir. Yapılan bu tez çalışması ile yeşil nanoteknoloji üretim yöntemleri ve bitkisel malzemelerin nanoteknolojide kullanımı konularında literatüre katkı sağlanacağı düşünülmektedir. Bu çalışma YÖK'ün 100/2000 Doktora Burs Programı tarafından desteklenmiştir.
Sıçanlarda valproik asit ile oluşturulan dalak hasarına Moringa oleifera'nın etkileri
Valproik asit (VA)'in, histon deasetilazların güçlü bir inhibitörü olması; epilepsi, kanser, bazı nörolojik ve psikiyatrik bozuklukların tedavisinde kullanılmasına olanak sağlamaktadır. VA, gen ekspresyonu üzerine olan etkilerinden dolayı bazı yan etkilere ve toksisitelere neden olmaktadır. VA'in kronik kullanımının; gastrointestinal reaksiyon, alerji, immünolojik fonksiyon bozukluğu gibi olumsuz etkiler açığa çıkardığı ve hiperinsülinemi, oksidatif stres, insülin direnci yaratarak metabolik sendromun gelişimini artırdığı tespit edilmiştir. Moringa oleifera, zengin fitokimyasal ve farmakolojik özelliklere sahip çok işlevli bir bitkidir. Moringa'nın yaprakları; vitaminler, mineraller, amino asitler, doğal antioksidanlar, flavonoidler, karotenoidler, saponinler, tanenler, ve fitatlar açısından zengindir. Bu çalışmada, sıçanlarda oluşturulan VA kaynaklı dalak hasarına karşı Moringa yaprak ekstresinin koruyucu etkileri araştırıldı. Sprague Dawley dişi sıçanlar rastgele dört gruba ayrıldı; Grup I: kontrol grubudur ve 15 gün boyunca %0.9 NaCl (1 mL), Grup II: sadece %70'lik etanollü moringa yaprak ekstresi (300 mg/kg/gün), Grup III: sadece sodyum valproat (500 mg/kg/gün), Grup IV: aynı uygulama prosedürleri ile (doz ve süre) ile sodyum valproat + moringa ekstresi ağız yoluyla verildi. Çalışmamızdan elde edilen sonuçlara göre, Moringa ekstresinin sodyum valproat grubuna uygulanması, çeşitli antioksidan, anti-inflamatuar ve terapötik özellikleri sayesinde sodyum valproatın yol açtığı biyokimyasal bozulmaları düzelttiği belirlendi.
Doğal antioksidan içeren propolis ve yaban mersini ekstrelerinin heterosiklik aromatik amin oluşumu üzerine etkileri
Protein içeriği yüksek et, tavuk, balık gibi besinlerin yüksek sıcaklıkta pişirilmesi ile oluşan Heterosiklik Aromatik Aminler (HAA'lar), karsinojenik, genotoksik ve mutajenik bileşiklerdir. HAA'ların sağlık üzerine olumsuz etkileri nedeniyle, besinlerde oluşumunun sınırlandırılması ve diyetle alımının azaltılması önerilmektedir. Bu çalışma, antioksidan içeriği yüksek propolis ve yaban mersini ekstrelerinin HAA oluşuma etkisini incelemek amacıyla planlanmıştır. Çalışmada, sığır ve tavuk etleri farklı konsantrasyonlarda (%0, 0,25, 0,5 ve 1) propolis ve yaban mersini ekstresi ile marine edilerek tavada pişirme yöntemiyle 150 ve 200ºC'de her iki yüzeyi 5 dakika olacak şekilde toplam 10 dakika pişirilmiştir. Örneklerin proksimet (nem, kül, protein ve yağ içeriği), kreatin ve kreatinin içeriği ile pH değerleri ve lipit oksidasyonu analiz edilmiştir. Örneklerin HAA düzeyleri (IQx, IQ, MeIQx, MeIQ, 4,8-DiMeIQx, 7,8-DiMeIQx, Norharman, Harman, Trp-P-2, PhIP, AαC ve MeAαC) tayin edilmiştir. Örneklerde, IQx 36,85 ng/g, IQ 1,84 ng/g, MeIQx 3,39 ng/g, MeIQ 10,93 ng/g, 7,8-DiMeIQx 3,04 ng/g, 4,8-DiMeIQx 0,82 ng/g, Harman 33,57 ng/g, Trp-P-2 3,62 ng/g, PhIP 1,61 ng/g ve AαC 5,28 ng/g düzeylerine kadar tespit edilmiştir. Örneklerin hiçbirinde Norharman ve MeAαC saptanmamıştır. Sığır ve tavuk etlerinin toplam HAA düzeyleri sırasıyla nd - 38,27 ng/g ve 0,11 - 47,26 ng/g seviyeleri arasında tespit edilmiştir. %0,25, %0,5 ve %1 konsantrasyonlarında propolis ekstresi eklenmesi toplam HAA düzeylerini sığır etinde sırasıyla %20 - 23,18, %15,36 - 56,35 ve %34,36 - 58,04 oranlarında; tavuk etinde sırasıyla %64,87 - 80,94, %61,91 - 85,07 ve %60,55 - 79,73 oranlarında azaltmıştır. Yaban mersini esktresinin %0,25, %0,5 ve %1 konsantrasyonlarında eklenmesinin toplam HAA düzeylerini sığır etinde sırasıyla %88,90 - 97,78, %90,67 - 100 ve %93,74 - 97,31 oranlarında; tavuk etinde sırasıyla %92,95 - 94,57, %87,28 - 88,41 ve %51,94 - 95,64 oranlarında azalttığı tespit edilmiştir. Bu çalışma, doğal antioksidan içeren propolis ve yaban mersini ekstrelerinin 150 ve 200ºC'de pişirilen sığır ve tavuk etlerinde HAA oluşumunu azaltıcı etkileri olduğunu göstermiştir. Sığır ve tavuk etlerinin pişirme öncesi antioksidan içeriği yüksek bileşenlerle marine edilmesi HAA düzeylerinin azaltılmasında etkili bir yöntem olarak kullanılabilir.
Yeni zelanda frenk üzümü özütü tüketiminin dinlenim ve egzersiz sırasında substrat oksidasyonu ve kardiyovasküler yanıtlara etkisi
Yeni Zelanda Frenk Üzümü (YZFÜ) antosiyanin içeriği yüksek olan bir meyvedir. YZFÜ özütünün 7 gün boyunca her gün tüketiminin yağ yakımını arttırdığı ve kardiyovasküler yanıtları desteklediği çalışmalarda gösterilmiştir, ancak bu etkileri en üst seviyeye çıkarmak için optimal YZFÜ özütü tüketiminin ne kadar süre ve sıklıkta olması gerektiği bilinmemektedir. Bu nedenle bu çalışmada farklı süre ve sıklıkta YZFÜ özütü tüketiminin dinlenik durumda ve tempolu yürüyüş sırasında yağ yakımına ve kardiyovasküler yanıtlara etkisi araştırılmıştır. Çalışma University of Chichester'da (İngiltere) 16 erkek birey üzerinden yürütülmüştür. Bireylerin ilk olarak antropometrik özellikleri, diyetle antosiyanin alım miktarları, fiziksel aktivite düzeyleri belirlenmiştir. Daha sonra bireylere 1 gün (akut doz), 7 gün boyunca her gün, 14 gün boyunca günaşırı ve 14 gün boyunca her gün içerisinde 210 mg antosiyanin bulunan YZFÜ özütü randomize çapraz geçişli dizaynla tükettirilmiştir. Bireylerin her bir tüketim sonrası Douglas Bag yöntemiyle yağ oksidasyon düzeyleri, Portapres cihazıyla kardiyovasküler yanıtları dinlenik durumda ve 30 dakikalık tempolu yürüyüş sırasında ölçülerek kaydedilmiştir. Dinlenik durumda yağ yakım düzeyi 14 gün boyunca her gün YZFÜ özütü tüketimi sonrası ön teste göre % 9,9 arttmıştır (p<0,05). Tempolu yürüyüş sırasında yağ yakım düzeyleriyse ön teste göre 7 gün boyunca her gün ve 14 gün boyunca her gün YZFÜ özütü tüketimi sonrası sırasıyla %10,3 ve %16,4 arttmıştır (p<0,05). YZFÜ özütünün 1 gün veya 14 gün boyunca günaşırı tüketimi yağ yakım düzeyini etkilememiştir (p>0,05). Bireylerin dinlenik durumda kardiyovasküler yanıtları ön testle karşılaştırıldığında 7 gün boyunca her gün, 14 gün boyunca günaşırı ve 14 gün boyunca her gün YZFÜ özütü tüketimi sonrası diyastolik kan basıncının sırasıyla 4 mmHg, 6 mmHg, 7 mmHg düştüğü, ortalama arter basıncının sırasıyla 4 mmHg, 5 mmHg, 6 mmHg düştüğü, kalp debisinin sırasıyla %10,1, %8,9, %8,5 arttığı ve total periferal direncin sırasıyla %12,2, %12,4, %13,6 düştüğü görülmüştür (p<0,05). Tempolu yürüyüş testi içinse aynı tüketimler sonrası diyastolik kan basıncının sırasıyla 5 mmHg, 5 mmHg, 8 mmHg düştüğü, kalp atım hacminin sırasıyla %7,7, %8,0, %9,9 arttığı ve kalp debisinin sırasıyla %8,7, %8,5, %10,1 arttığı saptanmıştır (p<0,05). Bu çalışmanın sonuçlarına göre yağ yakımının arttırılması için en ideal YZFÜ özütü tüketim şekli 14 gün boyunca her gün tüketim olarak bulunmuştur. Kardiyovasküler yanıtlar içinse 7 gün boyunca her gün, 14 gün boyunca günaşırı ve 14 gün boyunca her gün YZFÜ özütü tüketimi benzer olumlu etkilere sahiptir. Sonuç olarak en az 14 gün boyunca antosiyanin içeriği zengin olan besinlerin tüketilmesi dinlenik durumda ve egzersiz sırasında yağ yakımını arttırarak ve kardiyovasküler yanıtları destekleyerek sağlığın korunması ve geliştirilmesine yardımcı olmaktadır.
Nar (punica granatum L) kabuklarından elde edilen ekstre ile yarı katı formülasyon geliştirilmesi
Bu çalışmada kurutulmuş nar (Punica granatum L.) kabukları kullanılarak etanol ile bitkisel nar kabuğu ekstresi katı formda elde edilmiştir ve yara iyileşme tedavisinde kullanımına yönelik yarı katı jel formülasyonu geliştirilmesi amaçlanmıştır. Bitkisel ekstre içeriğindeki antioksidanlar ve nar kabuğuna özgü olan flavanoidler sayesinde, hazırlanan ekstrenin yara iyileşme tedavisinde aktif bir rol oynayacağı düşünülmüştür. Yara iyileşme tedavisinde kullanılabilmesi için yarı katı jel formülasyonu geliştirilerek karakterizasyon çalışmaları yapılmıştır. In vitro denemeler yapılarak nar kabuğu ekstresi için sitotoksisite düzeyleri ve yara iyileşmesi için uygun olan konsantrasyon değerleri bulunmuştur. Bu değerler ışığında hazırlanan etkin madde içeren jel ile dissolüsyon çalışması yapılarak salım kinetik değerleri hesaplanmıştır. Anahtar kelimeler: nar kabuğu ekstresi; yarı katı; yara iyileşmesi
Ginseng (Panax ginseng) ekstresi üzerinde kalite kontrol çalışmaları
Otların kralı olarak bilinen Ginseng (Panax ginseng) ekstresi üzerinde Avrupa Farmakopesi yöntemleri esas alınarak kalite kontrol çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Elde edilen verilerin farmakope doğrultusunda kabul edilebilir aralıklarda oldukları tespit edilmiştir. Ayrıca bu ekstreden infüzyon yoluyla hazırlanan kuru meyve preparatları ile eczaneden alınan kapsül kullanılarak miktar tayini analizleri gerçekleştirilmiştir. Panax Ginseng ekstresinin içerdiği ağır metaller incelenerek Avrupa Farmakopesi ve Türk Gıda Kodeksi Bulaşanlar Tebliği'ne göre karşılaştırma ve değerlendirme yapılmıştır. Panax ginseng ekstresinin içerdiği pestisit kalıntıları incelenerek Avrupa Farmakopesi ve Türk Gıda Kodeksi Pestisitlerin Maksimum Kalıntı Limitleri Tebliği'ne göre değerlendirme yapılmıştır. Panax ginseng ekstresinde Escherichia coli tayini yapılarak Avrupa Farmakopesi ve Türk Gıda Kodeksi Mikrobiyolojik Kriterler Tebliği'ne göre değerlendirilmiştir.
Mersin (Myrtus Communis l.) bitkisinin farklı ekstraktlarının fenolik içeriğinin belirlenmesi ve hücre kültüründe antioksidan – antiinflamatuar etkilerinin araştırılması
Mersin bitkisi (Myrtus communis L.), kırmızı meyveli üzümsü bir bitki olup, içerdiği fenolik bileşikler ve antosiyanidin bileşenlerinden dolayı güçlü antioksidan ve anti-inflamatuar özelliklere sahiptir. Bu çalışmanın amacı, mersin bitkisinin farklı ekstraktlarının antioksidan ve antiinflamatuvar etkilerini invitro belirlemek ve iyi bilinen bir antiinflamatuvar molekül olan ferulik asit içeriği en yüksek olan mersin ekstraktının invitro antiinflamatuvar etkisini araştırmaktır. Bu çalışmada mersin bitkisi yaprağı, kurutulmuş, kurutulmuş parçalanmış, ham mersin meyvesi, mersin çekirdeği ve çekirdeksiz mersin meyvesi kullanılmış, farklı zaman periyotlarında (1 dak., 3 dak., 5 dak., 10 dak.) demleme ve kaynama teknikleri ile ekstraktlar elde edilmiştir. Bu ekstraktlarda LC-MS/MS ile kateşin, etil ferrulat, gentisik asit, p-koumarik asit, sirinsik asit, kaempferol, epikateşin, rutin, kafeik asit ve ferulik asit gibi fenolik bileşiklerin miktarları belirlenmiş in-vitro antioksidan (FRAP, TEAC ve DPPH yöntemleri ile) ve antiinflamatuvar (hyaluronidaz inhibisyon miktar tayini ve WST-1 testi ile) aktivite testleri spektrofotometrik yöntemler ile gerçekleştirilmiştir. Ferulik asit içeriği ile antioksidan ve antiinflamatuvar aktiviteleri en fazla çıkan mersin bitkisi ekstraktlarının, makrofaj hücre kültüründe (human monocytic cell line, THP-1) sitokin seviyelerine (IL-1𝛼, IL-1𝛽, NF-κB, IL-6, IL-10, TNF-𝛼 ve IFN-𝛾) etkisi belirlenmiştir. Bu çalışma mersin bitkisinin demleme ve kaynama ekstraktlarının THP-1 hücre hattında antiinflamatuvar potansiyelini değerlendiren ilk çalışmadır. Çalışmanın ilk aşamasında demleme ve kaynama sonucu elde edilen mersin bitkisi ekstraktların LC-MS/MS analizlerinde en yüksek konsantrasyonlara genel olarak demleme ekstraktlarında 5. dakikada ulaşıldığı tespit edilmiş ve bu dakikadan sonra düşme veya artış yüzdelerinde azalmalar olduğu gözlenmiştir. Bu dakikalarda en yüksek konsantrasyonlara ferulik asit ve kaempferolün sahip olduğu tespit edilmiştir. Bu nedenle çalışmada 5. dakika süre seçilmiştir. Kurutulup parçalanmış meyvenin kaynaması ile elde edilen ekstrakttaki fenolik bileşiklerin konsantrasyonlarının diğer ekstraktlara oranlara daha fazla olduğu tespit edilmiştir. Bu ekstraktlarin TEAC, FRAP ve DHPP aktivitelerinin, LC-MS/MS sonuçlarına paralel olarak demleme ve kaynama süresi ile antioksidan aktivitelerde değişkenlik olduğu ve çoğunlukla artan zaman ile birlikte antioksidan aktivitelerde artış olduğu tespit edilmiştir. En yüksek aktivite gösteren mersin fraksiyonunun, kurutulup parçalanmış meyve ekstraktı olduğu ( TEAC (10,90 ± 0,36 - 18,53 ± 2,78), FRAP (0,67 ±0,05 - 3,45 ± 0,41) ve DHPP (22,32 ± 1,21 - 109,86 ± 0,52 ) tespit edilmiştir. Hyaluronidaz aktivitesinin inhibisyonu yüzdesinin demleme ve kaynama ekstraktlarının LC-MS/MS ve antioksidan sonuçları ile korelasyon gösterdiği ve bu korelasyonun en fazla kurutulup parçalanmış meyvenin 5. dakika ekstraktında olduğu tespit edilmiştir. WST-1 demleme ve kaynama ekstraktlarının inhibisyon yüzdelerinin LC-MS/MS ve antioksidan sonuçları ile korelasyon gösterdiği, çoğunlukla en yüksek inhibisyonların 5. dak ve 10. dakikalarda gözlendiği tespit edilmiştir. Çalışmanın 3. aşamasında in vitro antioksidan ve antiinflamatuvar etkileri en yüksek tespit edilen mersin bitkisi ekstraktı olan kurutulup parçalanmış ham meyvenin kaynama ve demleme ekstraktı ile ferulik asit'in; lenfosit hücre kültüründe inflamasyon üzerine etkileri belirlenmiştir. IL-1𝛽, TNF-𝛼 ve IFN-𝛾 sonuçları istatistiksel anlamlı olurken, NF-κB, IL-6, ve IL-1𝛼 düzeylerindeki düşüşler ile IL-10 düzeyindeki artış istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. Bu projeden elde edilen veriler mersin bitkisi ekstraktlarının antioksidan ve antiinflamatuvar etkili olup, kansere ve otoimmun hastalıklara karşı koruyucu olabileceğini işaret eder niteliktedir.
Endemik marrubium rotundifolium boiss. bitkisinin total ekstresinin kimyasal içeriğinin ve biyoaktivite potansiyelinin araştırılması
Marrubium L. (Lamiaceae) cinsinin dünyada toplam takson sayısı yaklaşık 40'tır. Bunların 21 tanesi Türkiye'de bulunup büyük çoğunluğu endemiktir. Anadolu'da "bozotu, bozkaşık, karaderma" olarak bilinen, Marrubium L. cinsinin farklı türleri ile yapılan etnobotanik çalışmalar sonucu, bu türlerin halk arasında idrar söktürücü, göğüs yumuşatıcı, soğuk algınlığında, antipiretik ve ağrı kesici olarak kullanımları ortaya konmuştur. Farklı Marrubium türlerinin analjezik, sitotoksik, antienflamatuvar, antioksidan ve antimikrobiyal etkileri bilimsel çalışmalarla gösterilmiştir. Marrubium türleri üzerinde yapılan fitokimyasal çalışmalar sonucunda ana bileşik grupları olarak diterpenler, flavonoidler, uçucuyağlar, fenilpropanoid esterleri ve feniletanoid glikozitleri izole edilmiştir. Marrubium rotundifolium Boiss. Ege Bölgesi'nde yayılış gösteren endemik bir türdür. Bu çalışmada bitkinin toprak üstü kısımlarıyla elde edilen metanol, etilasetat ve hekzan ekstrelerinin kimyasal bileşenlerini belirleyebilmek amacıyla; İTK (ince tabaka kromatografi), YBSK (yüksek basınçlı sıvı kromatografisi), ve GC-MS (gaz kromatografisi ve kütle spektroskopisi) kromatografik yöntemleri uygulanmış olup, ekstrelerin biyoaktivite çalışması yapılmıştır. İTK ve YBSK yöntemi ile karşılaştırma yaptığımız standart maddeler tespit edilememiştir. Uçucuyağ analizinde majör bileşikler olarak germakren-D (% 24.80), β-karyofillen (% 23.39), karyofillen oksit (% 16.69) tanımlanmıştır. Folin-Ciocalteu metodu ile toplam fenolik içerik tayininde n- hekzan ve etilasetat ekstresinde fenolik madde içeriği gözlenmemiş olup, metanol ekstresinde 20,62 ± 1,6 GAE µg/mg değerinde fenolik içeriği gözlemlenmiştir. Aluminyum klorid/potasyum asetat metodu ile yapılan toplam flavonoid içerik tayininde elde edilen sonuçlara göre, metanol ve etilasetat ekstrelerinde flavonoid içeriği sırasıyla 70,76 QE µg/mg ve 142,58 QE µg/mg iken en yüksek flavonoid içeriği n-hekzan ekstresinde gözlemlenmiş olup 168,63 QE µg/mg'dir. OH.- ABTS ve DPPH radikal süpürücü etki çalışmalarında M. rotundifolium metanol ekstresi daha düşük dozlarda yüksek etki değerleri göstermiştir (Sırasıyla; 0,277 ± 0,024, 3,21 ± 0,081, 0,033 ± 0,001 mg/ml). Bitki ekstrelerinin in vitro sitotoksisitelerini belirlemek amacıyla MTT yöntemi kullanılmış olup 3 adet kanser ( CaCo-2,SHSY5Y ve PC-3) ve 2 adet kanser olmayan hücre hattı (NIH-3T3, HK-2) üzerinde ekstrelerde anlamlı bir sonuç bulunamamıştır. Mikrodilüsyon yöntemi ile yapılan antimikrobiyal aktivite çalışmasında Staphylococcus aureus'a karşı sadece etilasetat ekstresi (128 µg/ml) antimikrobiyal aktivite göstermiştir. Enterococcus faecalis bakteri suşuna karşı hem etilasetat hem de hekzan ekstereleri aynı değerde aktivite göstermiş (128 µg/ml), Bacillus subtilis' e karşı metanol ve hekzan ekstreleri (her biri 128 µg/ml) antimikrobiyal etki göstermiştir. M. rotundifolium ekstreleri sadece Gram (+) bakteri suşlarına karşı etki göstermiştir. Sonuç olarak, bu çalışma M. rotundifolium bitkisinin fitokimyasal ve biyoaktivite özelliklerini inceleyen bir çalışmadır. Bitkinin antioksidan etki potansiyeli bulunmakla birlikte zayıf antimikrobiyal ve sitotoksik etkili olduğu gözlenmiştir. Yapılan İTK çalışmaları ile bitkinin tüm ekstrelerinin kimyasal içeriğinin çok zengin olduğu görülmüştür. Bu nedenle bitkideki bileşikleri tespit edebilmek amacı ile ileri fraksiyonlama ve saflaştırma çalışmaları yapılması planlanmaktadır. Anahtar Kelimeler: Marrubium rotundifolium; uçucuyağ; sitotoksisite; antioksidan; antimikrobiyal; flavonoid; fenolik asit
Hünnap ekstraktı ile levan'ın sağlıklı ve tip-2 diyabetli ratlar üzerindeki etkileri
Hünnap meyvesi, antidiyabetik amaçla yaygın bir geleneksel kullanıma sahiptir. Levan ise uzun ömür getirdiğine inanılan geleneksel bir Japon yemeği olan 'natto' ile özdeşleşmiştir. Fakat her ikisinin de etki mekanizması açıklığa kavuşturulmamıştır. Diabetes mellitus, hiperglisemi ile karakterize bir metabolizma hastalığıdır. Bu çalışmanın amacı; hünnap ve levan'ın tek tek ve beraber kullanıldıklarında, Tip-2 DM'a karşı koruyucu veya tedavi edici etkinliğini araştırmaktır. Bu tezde, ortalama 300 - 400 g ağırlığında 56 adet erkek Wistar ırkı sıçan kullanılmıştır. Streptozosin (STZ) modeli ile T2DM oluşturulan 4 diyabet ile 4 sağlıklı hayvan grubunda (toplamda 8 grup); levan ve hünnap ekstraktları, ayrı ayrı veya birlikte, 21 gün süreyle verilerek oluşturdukları etkiler in vivo incelenmiştir. Deney süresince, deneklerin canlı ağırlık ve kan glukoz düzeyleri ölçülmüştür ve son günde (21.gün) tüm sıçanlardan kan numuneleri alınmış, sonrasında biyokimyasal parametreler incelenmiştir. Karaciğer, böbrekler, pankreas alınarak histopatolojik olarak değerlendirilmiştir. T2DM oluşturulan grupta, belirgin bir kan glukoz düzeyi artışı ve canlı ağırlık kaybı gözlemlenmiştir. Hünnap ekstraktı ve levan, sağlıklı deneklerde anlamlı ölçüde kan glukoz değerini azaltmaktadır. Diyabetli gruplarda ise hünnap, hipoglisemik etki göstermemiş; levan'ın da istatistiksel olarak anlamlı olmayan bir düzeyde düşük etkili olduğu tespit edilmiştir. Hünnap ve levan'ın prebiyotik etkinliğe sahip oldukları, birlikte verildiklerinde ise bu yönde daha güçlü bir etkinlik gösterdikleri mikrobiyolojik analizler ile tespit edilmiştir.
Harpagophytum procumbens ekstraktı'nın deneysel rat kolit modelinde koruyucu etkilerinin araştırılması
Ülseratif kolit, kolonda nötrofil infiltrasyonu, epitel hücre nekrozu ve ülserasyon ile karakterize, etiyolojisi bilinmeyen kronik inflamatuar bir bağırsak hastalığıdır. Harpagophytum procumbens bitkisinin kökleri, Güney Afrika'da uzun yıllardır romatizma ve ağrı tedavisinde tamamlayıcı tıpta kullanılmaktadır. Çalışmada, ratlarda deneysel olarak oluşturulan kolit modelinde Harpagophytum procumbens ekstraktının proinflamatuar sitokinler, oksidatif stres, apoptozis ve antioksidan parametreler üzerine olası koruyucu etkileri araştırıldı. Toplam 40 adet erkek Wistar albino rat rastgele beş eşit gruba ayrıldı. Kontrol grubuna fizyolojik tuzlu su (FTS) 14 gün boyunca oral yolla 2 ml ve 14. günün sonunda intrarektal olarak 2 ml uygulandı. Harpagophytum procumbens (HP) grubu için; 14 gün boyunca HP 300 mg/kg dozunda 2 ml FTS'de oral olarak uygulandı. Kolit grubuna FTS 14 gün oral yolla 2 ml ve 14. gün sonunda 2 ml % 3'lük asetik asit intrarektal olarak uygulandı. Kolit+HP grubunda 14 gün süreyle HP 300 mg/kg dozunda 2 ml FTS içinde oral olarak uygulandı ve 14. günün sonunda % 3'lük asetik asitten 2 ml intrarektal olarak uygulandı. Kolit+Sülfasalazin (SS) grubuna 100 mg/kg sülfasalazin 14 gün oral, 14. gün sonunda ise 2 ml %3'lük asetik asit intrarektal infüze edildi. Her grubun son uygulamasından 24 saat sonra 4-5 ml kan örneği ve 5 cm distal kolon alındı. Bu çalışmada kolon doku kesitleri histopatolojik ve immunohistokimyasal (Bcl-2, Bax) olarak değerlendirildi. MDA, SOD, TAS, NO, TNF-α, IL-6, seruloplazmin ve sialik asit serumda analiz edildi. Kolit grubu kontrol grubu ile karşılaştırıldığında istatistiksel olarak MDA, NO, IL-6, TNF-α ve sialik asit düzeylerinde anlamlı bir artış, SOD, TAS ve seruloplazmin düzeylerinde anlamlı bir azalma olduğu görüldü. Kolit+HP grubunda ise Kolit grubuna göre azalan SOD, TAS ve seruloplazmin değerlerinde istatiksel olarak önemli bir artış, artan MDA, NO, IL-6, TNF-α ve sialik asit düzeylerinde istatiksel olarak önemli bir azalma belirlendi. Kolon dokusunun histopatolojik incelemesinde kolit grubunda; mukozal yapının kaybı, enflamatuar hücre infiltrasyonu, kript apse oluşumu, ödem, konjesyon ve goblet hücre deplesyonunda artış, Kolit+HP grubunda ise HP'nin ılımlı bir koruyucu etki gösterdiği belirlendi. İmmunohistokimyasal değerlendirme sonucunda Kolit grubunda Kontrol grubuna göre apoptozisin arttığı (Bcl-2 de düşüş, Bax da artış), Kolit+HP grubunda ise Kolit grubuna göre apoptozisin azaldığı gözlemlendi. Sonuç olarak; ülseratif kolitte Harpagophytum procumbensin oksidatif stres, proinflamatuar sitokinler, lipit peroksidasyonu, antioksidan ve apoptoz parametreler üzerine koruyucu etki gösterebileceği kanısına varıldı.
Hünnap (Zizyphus jujuba Mill.) meyvesinin farklı yöntemler ile yapılan ekstraksiyonlarında flavonoid, antioksidan ve eser element düzeylerinin tayini ve asetilkolinesteraz aktivitesine etkisi
Tıbbi bitkilerden olan hünnap (Zizyphus jujuba Mill.) meyvesinin içerdiği çeşitli metabolitler ve mineraller ile insan sağlığı üzerinde foksiyonel bir rol oynamaktadır. Bu tezin amacı da hünnapın içerdiği metabolitlerden olan flavonoidlerin, antioksidanların; su ve alkol ekstraktlarındaki miktarlarının ayrı ayrı hesaplanması ve içerdiği eser element miktarlarının ve çeşitlerinin saptanması; aynı zamanda hünnapın asetilkolinesteraz enzimine gösterdiği inhibisyon etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Hünnap meyveler 50 ºC'de fırınlanarak kurutuldu. Daha sonra liyofilizatör cihazı yardımıyla alkol ve su ekstraksiyonları hazırlandı. Hünnapın antioksidan miktarlarının hesaplanması için ticari olarak satılan TAS-TOS kitleri kullanıldı. Flavanoid madde miktarlarının analizi spektrofotometrik metot kullanılarak belirlendi. Hünnapın içerdiği eser element düzeylerinin belirlenmesi ICP-MS cihazı ile hesaplandı. Asetilkolinesteraz enzim inhibisyonu için Ellman yöntemi kullanılarak spektrofotometrik ölçüm sonuçları asetilkolinesteraz inhibitörü olan takrin ile kıyaslandı. Hünnapın flavanoid miktarlarının belirlenmesi için hünnapın su ve alkol ekstraktlarının ayrı ayrı 10'ar adet ölçümü yapıldı. Elde edilen sonuçlara göre hünnapın alkol ekstraktı toplam flavanoid miktarı ortalaması 0.71 µg/ml, su ekstraktı toplam flavonoid miktarı ortalaması 2.24 µg/ml bulundu. Su ekstraktında toplam flavanoid miktarı, alkol ekstraktından daha yüksek ve anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Hünnapın toplam antioksidan ve toplam oksidan miktarlarının belirlenmesi için su ve alkol ekstraktlarının 10'ar adet ölçümü yapıldı. Hünnap toplam oksidan seviyesi(TOS) su ekstraktında ortalaması 11.25 μmol/L, alkol ekstratı ortalaması 78.57 μmol/L; Hünnap toplam antioksidan seviyesi (TAS) su ekstraktında ortalaması 0.96 μmol/L alkol ekstratında ortalaması 2.87 μmol/L olarak hesaplanmıştır. Hünnapın toplam antioksidan ve toplam oksidan miktarı alkol ekstraktlarında daha yüksek ve anlamlı bulunmuştur(p<0.05). Hünnapın içerdiği eser element düzeylerinin belirlenmesi için ICP-MS cihazı kullanıldı. Su ve alkol ekstraksiyonlarının ayrı ayrı 2 farklı ölçümü alındı. Hünnapın 9 farklı eser element yönünden ölçümleri analiz edildi. 9 eser elementten kobalt hariç hünnapın su ekstraktlarındaki eser element düzeyleri alkol eser element düzeylerinden daha yüksek miktarda bulunmuştur. Kobalt elementi tespit edilememiştir. Asetilkolinesteraz inhibisyonunda hünnap etanol ekstraksiyonun AChE R2 0,9917, İc50:0,002962; hünnap su ekstraksiyonun R2 0,9945, İc50: 0,002254 bulunmuştur. Sonuç olarak yapılan analizlerin neticesinde hünnap bitkisinin meyvelerinin içerdiği metabolitler sayesinden fonksiyonel bir gıda işlevi gösterdiği ve enzim inhibisyon değerlerinin asetilkolinesteraz inhibitörü olan takrine kıyasla düşük olduğu bulunmuştur. Hünnapın içerdiği fitokimyasallar sayesinde insan sağlığı üzerinden yararlı etkilerinin bulunduğu ancak yapılan çalışmaların sayısının daha da detaylandırılarak arttırılmasına gerek olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Antioksidan, asetilkolinesteraz, eser element, flavanoid, hünnap
Beyaz ve siyah sarımsak ekstraktlarının 5-fluorourasil (5-FU) ile kombinasyonlarının CAACO-2 kolorektal adenokarsinom hücrelerinde antiproliferatif etkilerinin araştırılması
Kolon kanseri, son yıllarda yüksek prevalansı olan bir sindirim sistemi sorunudur. Doğal diyet ürünleri, kolon kanserinin önlenmesi ve yönetilmesinde geniş çapta araştırılmıştır. Sarımsak, kolon kanseri hücrelerine karşı etkili olan birçok biyoaktif bileşen içeren iyi bilinen bir baharat türüdür. Örneğin, siyah sarımsak ekstraktlarının PI3K/Akt yolunu inhibe ederek hücre döngüsü ve apoptozisini indüklediği bulunmuştur. Bunun yanında, ham sarımsak ekstraktları, mitokondriye bağımlı kaspaz-3 aktivitesi sayesinde kanser hücrelerinin apoptozisine katkıda bulunmuştur. Çalışmada BME, SET ve 5-FU tek başına ve kombinasyonlar halinde kullanılmıştır. Çalışmada en iyi antioksidan aktivite, toplam fenolik madde miktarı ve toplam flavonoid madde miktarı SSU'da; en düşük ise SET'de gözlenmiştir. Kaspaz-3 aktivitesi, BME, BME+5-FU, SET, SET+5-FU ve 5-FU uygulamalarında kontrole göre yüksek olmasına rağmen aralarındaki farklılık istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0,05). BME+5-FU kontrole göre en yüksek kaspaz 8 aktivitesi gösterirken; en düşük kaspaz-8 aktivitesi SET'de gözlenmiş olup, bu farklılıklar istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p˂0,05). BME, BME+5-FU, SET ve 5-FU uygulanan Caco-2 hücrelerinde NF-κB düzeylerinde kontrole göre artış; SET+5-FU uygulanan gruplarda ise NF-κB düzeylerinde kontrole kıyasla azalış gözlenmiştir (p>0,05). BME+5-FU uygulanan Caco-2 hücrelerinde COX-2 aktivitesinde kontrole göre artış; BME, SET+5-FU, SET ve 5-FU uygulanan gruplarIN COX-2 aktivitelerinde ise kontrole kıyasla azalış gözlenmiştir (p>0,05). BME, BME+5FU, SET+5FU ve 5-FU ya ait gruplarda yara açıklığında artış gözlenmiştir (p˂0,05).
Nar kabuğu ekstraktının yeni doğan buzağılarda performans, antioksidan kapasite ve bazı kan parametreleri üzerine etkileri
Bu çalışmada; meyve suyu sanayi yan ürünü olan nar kabuğu ekstraktı (NKE)'nin yeni doğan buzağılarda performans, antioksidan kapasite ve bazı kan parametreleri üzerine etkileri araştırıldı. Bu amaçla araştırmada 28 adet 3-7 günlük yaşta sağlıklı buzağılar 4 gruba ayrıldı. (Dişi erkek sayıları ana gruplarda eşit oldu). Kontrol grubu yalnızca ticari buzağı maması + konsantre yemle beslendi. Deneme grupları ise sırasıyla; Birinci Deneme Grubu: (Ticari buzağı maması + ilk 15 gün süreyle 4 ml/gün düzeyinde NKE) + (Konsantre yem), İkinci Deneme Grubu: (Ticari buzağı maması) + (Konsantre yem + %0,4 düzeyinde NKE), Üçüncü Deneme Grubu: (Ticari buzağı maması + ilk 15 gün süreyle 4 ml/gün düzeyinde NKE) + (Konsantre yem + %0,4 düzeyinde NKE) şeklinde beslendi. Deneme 60 gün sürdürüldü. Hayvanlar denemenin başında ve 15, 30 ve 60. günlerinde bireysel olarak tartıldı. Kuyruk sokumu yüksekliği, cidago yüksekliği ve göğüs çevresi ölçüldü. Hayvanların kuru madde tüketimi araştırmanın 15, 30 ve 60. günlerinde belirlendi. Dışkılar her gün izlenerek skorlandı. Deneme başlangıcında, 15 ve 60. günlerinde beslemeyi takiben 3. saatte her deneme grubundaki toplam 25 buzağıdan vena jugularisten kan alınarak; total protein, BUN, BHBA, Glikoz, İmmunglobulin G düzeyleri ve MDA belirlendi. Bu çalışmada, NKE ile takviye edilmiş rasyonlarla beslenen buzağıların ortalama günlük CAA ve yemden yararlanma oranı dahil olmak üzere performans indekslerinin kontrol grubu rasyonuyla beslenen buzağılarınkiyle karşılaştırılabilir olduğu bulunmuştur. Bununla birlikte, nar kabuğu ekstraktının rasyona takviyesi ile kuru madde alımında sınırlı bir düşüş olmuştur. Nar kabuğu ekstraktı takviyesinin kan biyokimyası, özellikle de vücudun antioksidan durumu üzerindeki etkisi bu çalışmada beklendiği kadar belirgin olmamıştır. Bununla birlikte, ishal insidansında gözlenen azalma, nar kabuğu ekstraktı takviyesinin buzağı sağlığı üzerinde potansiyel bir olumlu etkisi olduğunu göstermektedir. Nar kabuğu ekstraktının buzağılarda besin alımı ve sindirilebilirlik üzerindeki olumsuz etkilerini azaltmak için kullanılan kapsülleme tekniklerinin taşıdığı potansiyeli ortaya çıkarmak üzere daha fazla araştırma yapılması gerekmektedir.
Halk arasında geleneksel kullanımı olan sarımsak, zerdeçal ve üzüm çekirdeği ekstrelerinin farmakope analizleri ve bu ekstrelerden elde edilen karışımın antiproliferatif etkinliğinin değerlendirilmesi
Bu tez çalışması geleneksel olarak uzun bir kullanıma sahip sarımsak tozu, zerdeçal rizomu ve üzüm çekirdeği droglarının farmakope analizini yapmak ve bu droglardan elde edilen ekstrelerin hem ayrı ayrı hem de karışım halinde antiproliferatif etkinliğini değerlendirmek için yapılmıştır. Bu bitkiler üzerinde yapılan çok sayıda çalışma önemli farmakolojik etkilere sahip olduklarını doğrulamaktadır. Zerdeçal ve sarımsak numuneleri Türk Farmakopesi 2017'de yer alan monograflarına göre analiz edilmiştir. Fakat üzüm çekirdeğinin farmakopede monografı bulunmadığı için 'Genel Ekstre Monografı'na göre analiz edilmiştir. Yapılan farmakope analizleri sonucunda sarımsak tozu numunesi ve zerdeçal rizomu numunesi farmakopeye uygun bulunmamıştır. Üzüm çekirdeği numunesinin monografı olmadığı için net bir yorum yapılamamıştır. Bu bitkilerden hazırlanan ekstrelerin ve bu ekstrelerden oluşan karışımın insan kolon kanseri hücre hattı CaCO-2 hücreleri üzerindeki antiproliferatif etkisi ve hücre canlılığı MTT testi ile değerlendirilmiştir. Sonuçlara bakıldığında en yüksek antiproliferatif etkiyi sarımsak tozu numunesi gösterirken, zerdeçal rizomu numunesi ise etkisiz kalmıştır. Üzüm çekirdeği numunesi orta derecede etki göstermiştir. Ekstreler karışım halinde verildiğinde ise birbirlerinin etkisini antagonize etmiştir. Sarımsak tozu numunesi için umut vadeden sonuçlar ortaya çıkmıştır. Zerdeçal rizomunun daha önce yapılan çalışmaların aksine antikanser etki göstermemesi yeterli miktarda kurkumin içermemesine bağlanmıştır. Sarımsak İTK analizi dışında tüm farmakope standartlarını karşılamıştır. İTK analizi açısından farmakopeye uygun bulunmaması standart eksikliği, kullanılan malzemeler veya deneysel hatalara bağlanmıştır. Bitkiler, tedavide eski çağlardan itibaren kullanılmaktadır. İnsanlar bitkilerle tedavinin tamamen güvenli olduğunu düşünmektedir. Bu yüzden miktarına dikkat etmeksizin yaygın bir şekilde kullanmaktadır. Fakat bitkilerin, bu şekilde rastgele kullanılması insan sağlığı açısından güvenli değildir. Bireyler bitkisel ilaç kullanmadan önce; mevcut hastalıkları, kullandıkları ilaçlar, gebelik, alerji açısından değerlendirilmelidir. Bitkisel ürünler Sağlık Bakanlığı denetiminde olmalı, üzerinde gerekli preklinik ve klinik çalışmalar mutlaka yapılmalıdır. Tüm bitkiler için farmakopede monograf oluşturulmalı, taşıması gereken özellikler belirtilmelidir. Bitkilerle tedavinin tamamen zararsız olduğu düşünülmemeli, standardize ürünler kullanılmalı, güvenilir yerlerden alınmalı, hekim ve eczacıya mutlaka danışılmalıdır. Anahtar Sözcükler: Sarımsak, Zerdeçal, Üzüm çekirdeği, Farmakope, Antiproliferatif etki
Kayısı (Prunus armeniaca) çekirdeği yağı ve civanperçemi (Achillea millefolium) ekstraktı'nın mide kanseri hücre hattında hücre ölümü üzerindeki etkisinin araştırılması
Amaç: Bu araştırma kayısı çekirdeği yağı ve civanperçemi ekstraktı'nın MKN-28 mide kanser hücreleri üzerindeki etkisini incelemek amacı ile yapıldı. Gereç ve Yöntem: Mide kanser hücre hattı olan MKN-28 hücreleri hücre kültürü yöntemi kullanılarak çoğaltıldı. Belirlenen konsantrasyonlarda kayısı çekirdeği yağı, civanperçemi ekstraktı ve bunların kombinasyonlarıyla oluşturulan dozlar (kontrol dahil toplamda 9 doz grubu) uygulanarak MTT, annexin-V, kaspaz-3/7, hücre döngüsü ve klonojenik deney yapıldı. Elde edilen veriler SPSS programında değerlendirildi. Bulgular: Kayısı çekirdeği yağı için IC50 değerine yakın dozlar olan 1000 µg/ml ile 1200 µg/ml, civanperçemi ekstraktı için ise 5800 µg/ml ile 6000 µg/ml konsantrasyondaki dozlar kullanıldı. Klonojenik deneyde kayısı çekirdeği yağı, civanperçemi ekstraktı ve kombinasyon gruplarının tüm konsantrasyonlarında kontrol grubuna göre herhangi bir koloni oluşmadığı görüldü. Annexin-V deneyinde hücre canlılığında kontrol grubuna göre diğer tüm konsantrasyon gruplarında anlamlı bir azalma görüldü. Kaspaz-3/7 deneyinde hücre canlılığında kontrol grubuna göre diğer tüm gruplarda anlamlı bir azalma görüldü. S fazı % grafiğinde kontrole kıyasla diğer tüm gruplarda anlamlı bir azalma görüldü. G2/M fazının % grafiğinde kontrol grubuna göre anlamlı en fazla artış 1200 µg/ml +5800 µg/ml kombinasyon grubunda saptandı. Sonuç: Kayısı çekirdeği yağı ve civanperçemi ekstraktının MKN-28 hücreleri üzerinde hücre canlılığını azalttığını, hücre döngüsünü farklı safhalarda durdurduğunu ve anti-tümöral etki gösterdiği sonucuna varıldı. Anahtar kelimeler: Apoptoz, Civanperçemi Ekstraktı, Hücre Ölümü, Kayısı Çekirdeği Yağı, Mide Kanseri
Sıçanlarda oluşturulan karaciğer hasarında biberiye (Rosmarinus officinalis) uçucu yağı ile aronya (Aronia melanocarpa) ekstresinin etkilerinin değerlendirilmesi
Amaç: Çalışmamızda karbon tetraklorür ile oluşturulmuş karaciğer hasarında biberiye uçucu yağı ile aronya ekstresinin koruyucu etkilerini histolojik ve biyokimyasal yöntemlerle değerlendirmeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda ağırlıkları 250-300 gr arasında değişen 32 erkek Wistar albino sıçan dört gruba ayrılarak her grupta 8'er olacak şekilde rastgele dağıtılmıştır. Kontrol grubundaki sıçanlara herhangi bir işlem uygulanmadı. Karbon tetraklorür grubu: 14. gün tek doz 1 ml/kg karbon tetraklorür intraperitonel olarak uygulandı. Biberiye grubu: 14 gün boyunca her gün 10 ml/kg biberiye uçucu yağı gavaj yolu verilip 14. gün tek doz 1 ml/kg karbon tetraklorür intraperitonel olarak uygulandı. Aronya grubu: 14 gün boyunca her gün 0,45 ml/kg aronya ekstresi gavaj yolu verilip 14. gün tek doz 1 ml/kg karbon tetraklorür intraperitonel olarak uygulandı. Bulgular: Bütün gruplar arasında TOS (p=0,088) hariç tüm biyokimyasal parametrelerde istatiksel olarak anlamlı farklılık bulundu (p<0,05). Karbon tetraklorür grubu ile hem biberiye hem de aronya grupları arasında SOD, MDA, ALT ve AST değerlerinde istatiksel olarak anlamlı farklılık bulundu (p<0,05). Kontrol ile karbon tetraklorür grubu arasında TAS değerlerinde anlamlı farklılık varken TOS'da yoktu. Biberiye grubunda MDA ortalama değeri kontrol grubunun ortalama değerinden düşüktü. Aronya ve biberiye grupları karbon tetraklorür grubu ile kıyaslandığında oksidatif stres indeksini düşürmesine rağmen istatiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmadı (p>0,05). Histolojik kesitler incelendiğinde hem biberiye hem aronya gruplarında karaciğer dokusunda iyileşme kaydedilmiştir. Biberiye ile tedavi edilen grupta iyileşme alanlarının aronya grubuna göre daha fazlaydı. Sonuç: Yaptığımız çalışmada biberiye uçucu yağının antioksidan etkisinin aronya ekstresine göre yüksek olduğu bulunmasına rağmen her iki bitkinin karbon tetraklorür ile hasar oluşturulan karaciğer dokularında oksidatif stresi engelleyerek koruyucu etki gösterdikleri saptanmıştır.
Bazı bitki ekstrelerinin mast hücreleri üzerine etkilerinin in vivo araştırılması
Bu çalışmada, dişi-erkek Wistar albino sıçanları (Rattus Rattus norvegicus) deney hayvanı olarak kullanıldı. Yedi deney, yedi pozitif kontrol ve altı negatif kontrol olmak üzere üç gruba ayrıldı. Deney gruplarındaki hayvanlara intraperitonel olarak kekik uçucu yağı, pozitif kontrol grubundaki hayvanlara zeytinyağı ve negatif kontrol grubundakilere ise serum fizyolojik enjekte edildi. Kekik (Origanum onites L.)' in, bağ dokusu mast hücrelerini (CTMC) içeren deri ve mukozal mast hücrelerini içeren (MMC) mide fungus bölgesindeki mast hücrelerinin lokalizasyonları, morfolojileri, degranülasyonu ve mast hücre mediatörlerinin boyanması üzerine etkisi ayrıntılı olarak araştırıldı. Klasik histolojik yöntemler kullanılarak, mast hücrelerine spesifik farklı boyalarla boyanan preparatlarda, mast hücre mediatörlerinden heparin, histamin ve serotonin tespit edilmeye ve elde edilen özellikleri karşılaştırılmaya çalışılmıştır.Elde edilen bulgulara göre kekik uçucu yağı ve zeytinyağı verilen gruplardaki mast hücreleri negatif kontrol gruplarıyla karşılaştırıldığında, sayıca arttıkları, morfolojik ve kimyasal yapılarında farklılıklar olduğu, deney gruplarının degranülize ve granülize, zeytinyağı gruplarının ise sadece granülize oldukları tespit edilmiştir. Ayrıca midedeki mast hücrelerin histamin, deridekilerin ise heparin mediatörlerini salgılayarak işlevlerini yerine getirdikleri görülmektedir. Sonuç olarak, mast hücrelerinden salınan bu mediatörlerin sindirim ve bağışıklık sistemi üzerindeki olumlu etkileri göz önünde bulundurulup, daha ileri tekniklerle araştırılarak, kekiğin ilaç sanayinde hammadde olarak kullanılmasının araştırmaya açık bir konu olduğunu düşünmekteyiz.Anahtar Kelimeler: Origanum onites L., Mast Hücresi, Deri, Mide, Mast Hücre Mediatörleri
Arum italicum miller üzerinde farmakognozik araştırmalar
Günümüzde kardiyovasküler hastalıklardan sonra en çok ölüme neden olan hastalıkların başında kontrolsüz hücre çoğalması ile karakterize kanser gelmektedir. Kanser tedavisinde kullanılan ilaçlar kanserli hücreleri öldürmenin yanında sağlıklı hücrelere de sitotoksik etki göstermektedir. Hem kanserin oluşum mekanizmalarının kompleks oluşu hem de tedavide kullanılan ilaçların terapötik indekslerinin düşük oluşu nedeniyle tedavide kullanılabilecek yeni maddelerin araştırılması önemini korumaktadır. Bu nedenle başta doğal kaynaklı maddeler olmak üzere çeşitli maddelerin olası antikanser etkileri araştırılmaya devam etmektedir. Halk arasında kanserden korunma amacıyla yumruları tüketilen ve 'yılan yastığı' olarak bilinen Arum italicum Miller (Araceae) bitkisi dikkat çekmektedir. A. italicum bitkisi toksik olarak bilinmesine rağmen halk arasında gıda olarak ve tedavi amaçlı kullanılmaktadır. Kaynaklara göre, bazı yörelerde yumrulardan hazırlanan dekoksiyonun dâhilen kanser ve kadın hastalıklarında; balla karıştırılan dilimlenmiş yumruların ise peptik ülser ve kansere karşı kullanıldığı bilinmektedir. fitokimyasal araştırmalarda, saponin, alkaloit, steroidal bileşikler, neolignan ve furan türevi lignanlar gibi biyolojik olarak aktif sekonder metabolitleri A. italicum'dan tanımlanmıştır. Bu bilgilerden hareketle, yumrulardan hazırlanan ekstre 'biyolojik aktivite yönlendirmeli fraksiyonlama' yöntemi kullanılarak fraksiyonlanmış ve meme (MCF-7) ve akciğer (A549) kanser hücre hatları sitotoksik aktivitenin araştırılmasında kullanılmıştır. Elde edilen alt fraksiyonların sitotoksik etkilerini açıklayabilmek amacıyla flow sitometri ile apoptotik ve BrdU kolorimetrik kit ile DNA sentez inhibisyonları üzerine etkileri araştırılmıştır. Ayrıca, olası antioksidan, antikolinesteraz ve anti-LOX aktiviteleri in vitro olarak belirlenmiştir. Bulgular değerlendirildiğinde, E2 kodlu alt fraksiyon pozitif kontrol olan mitoksantron ile kıyaslanabilir ölçüde A549 akciğer kanser hücre hatlarına karşı kayda değer sitotoksik etki göstermiştir. E3 ve E6 kodlu alt fraksiyonların meme ve akciğer kanser hücrelerine karşı iyi sitotoksik etki gösterdikleri belirlenmiştir. Bu üç alt fraksiyonun farklı konsantrasyonlarda DNA sentez inhibisyonu yaptıkları ve hücreleri apoptoza sürükledikleri görülmüştür. Diğer aktivite çalışmalarında kayda değer sonuçlar elde edilememiştir. Her alt fraksiyonun kimyasal bileşimi YBSK/KS-KS yöntemi ile araştırılmıştır. Hidroksisinnamik asit türevleri, lignan türevleri, fenolik aminler, oksilipinler gibi sekonder metabolitler alt fraksiyonlarda belirlenmiştir.