Sexuality
172 theses under this subject heading
Cinsel içerikli reklamlarda üçüncü kişi algısının hedonik ve faydacı ürünlerde satın alma niyeti üzerine etkisi: Kültürlerarası bir karşılaştırma
Tüketiciler hergün çok fazla sayıda ve çok çeşitli reklam mesajlarına maruz kalmaktadır. Bu reklam mesajlarını değerlendirme süreçlerinde ise pek çok kişisel, psikolojik ve toplumsal faktör rol almaktadır. Öte yandan, reklamverenler (firmalar, kamu kurum ve kuruluşları, STKlar vb.) reklamları daha hatırlanabilir, akılda kalıcı ve dikkat çekici yapmak adına farklı stratejileri devreye sokarak ürün ve reklam mesajının etkinliğini ve hatırlanırlığını artırmaya çalışmaktadırlar. Bu kapsamda reklamda kullanılan cazibe unsuru ve bu unsurun hedefi tarafından nasıl algılandığı reklamverenler açısından son derece önemli bir husustur. Bu çalışmada iki farklı kültürde (Kanada ve Türkiye), iki farklı ürün çeşidine verilen tepkileri karşılaştırmak amacıyla, dört farklı kurgusal reklam yardımıyla 2x2 faktöriyel bir deney tasarlanmıştır. Elde edilen veriler SPSS ve AMOS programı aracılığıyla yapısal eşitlik modellemesiyle test edilmiştir. Sonuçlara göre, üçüncü kişi algısı cinsel içerikli reklamlar kapsamında da söz konusudur. Ayrıca bu algı ürünün hedonik ya da faydacı olmasına bağlı olarak da değişmektedir. Ek olarak, üçüncü kişi algısı ve davranışsal sonuçları ürün tipi ve tüketicilerin içinde yaşadıkları kültüre bağlı olarak kamusal alanda cinsel uyarana maruz kalmaya yönelik tutum tarafından düzenlenmektedir. Çalışmanın üçüncü kişi algısının ölçülmesine yönelik olarak önerdiği alternatif yöntem ve cinsel içerikli reklamlarda üçüncü kişi algısının algısal boyutunun davranışsal bir sonuç olarak satın alma niyeti üzerine etkisi itibariyle literatüre önemli katkılar sunabileceği düşünülmektedir. Ayrıca reklamda kullanılan modelin ve deneğin cinsiyetinin üçüncü kişi algısı ve satın alma niyeti üzerine etkilerinin ürün grupları ve kültürler bağlamda değerlendirilmesi de bu çalışmanın önemli katkılarından birisidir. Anahtar Kelimeler: Cinsel içerikli reklamlar, üçüncü kişi algısı, hedonik, faydacı, kültür
Menopozun eşlerin evlilik ve cinsel uyumlarına etkisi
Bu araştırma, menopozun eşlerin evlilik ve cinsel uyumlarına etkisini belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini, 127 postmenopozal dönemdeki 127 evli kadın ve eşleri olmak üzere toplam 254 kişi oluşturmuştur. Veriler, kişisel bilgi formu (KBF), evlilik uyum ölçeği (EUÖ), kadın cinsel işlev ölçeği (KCİÖ) ve erkeğe ilişkin arizona cinsel yaşantılar ölçeği (ACYÖ) ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde Mann Whitney U, T, Kruskal Wallis ve Spearman's rho korelasyon testi kullanılmıştır. Araştırmaya katılan kadınların yaş ortalaması 55,94±5,51'dir. Kadınların EUÖ toplam puan ortalaması 35,55±9,04 olup, bu ortalamaya göre % 74,1'inin evlilik uyum düzeyi düşüktür. Kadınların KCİÖ toplam puan ortalaması, cinsel işlev bozukluğunu (CİB) gösteren 26,55 kesme puanının altındadır (11,02±9,80). Erkeklerde ACYÖ puan ortalaması CİB olduğu anlamına gelen >11 kesme puanının üstündedir (14,14±3,29). Kadınların % 91,3'ünde, erkeklerin % 87,4'ünde CİB tespit edilmiştir. Kadınların % 67,7'si menopozun cinselliği olumsuz yönde etkilediğini bildirmiştir. CİB'i olan kadınların % 55,8'i cinsel isteksizlik ve % 40,7'si cinsel ilişki sırasında ağrı yaşamaktadır. Kadınların yaş, evlilik süresi, gelir düzeyi, öğrenim düzeyi, çalışma durumu, eşin öğrenim düzeyi gibi bazı sosyodemografik özellikleri ve menopoz süresi, vajinal kuruluk, Menopozal hormon terapisi (MHT) alma durumu gibi bazı menopozal özellikler ile KCİÖ ve EUÖ puan ortalamaları arasındaki ilişki istatistiksel olarak önemsiz bulunmuştur (p>0,05). Spearman's rho korelasyon katsayına göre, KCİÖ ile EUÖ arasında zayıf ancak pozitif yönde (r=0,290; p= 0,001 ), KCİÖ ile ACYÖ arasında ise negatif yönde (r=-0,381; p=0,000) bir ilişki olduğu tespit edilmiştir (p<0,05). Sonuç olarak bu araştırmada menopozun eşlerin evlilik ve cinsel uyumlarının olumsuz yönde etkilendiği tespit edilmiştir.
İnfertilitenin eşlerin evlilik ve cinsel uyumlarına etkisi
Bu araştırma, infertilite nedeniyle Üremeye Yardımcı Tedavi Merkezi'ne başvuran infertil çiftlerde, infertilitenin eşlerin evlilik ve cinsel uyumlarına etkisini belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini, Hitit Üniversitesi Erol Olçok Eğitim ve Araştırma Hastanesi Üremeye Yardımcı Tedavi Merkezi'ne Kasım 2017-Ocak 2018 tarihleri arasında başvuran infertilite tanısı almış 18-60 yaş arasında, en az 6 aylık infertilite tedavi öyküsü olan, evli, okuma yazma bilen, yaşamı tehdit edecek kronik bir hastalık öyküsü olmayan, infertilite tedavisi öncesinde psikiyatrik bir tanı almamış olan 130 çift oluşturmuştur. Veriler, Kişisel Bilgi Formu (KBF), Kadın Cinsel İşlev Ölçeği (FSFI), erkeğe ilişkin Arizona Cinsel Yaşantılar Ölçeği (ACYÖ) ve Evlilikte Uyum Ölçeği (EUÖ) ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde Mann Whitney U, Kruskal Wallis ve Spearman's rho kolerasyon analizi kullanılmıştır. Araştırmaya katılan kadınların yaş ortalaması 29,00±5,69'dur. Kadınların eşlerinin yaş ortalaması 31,65±5,70'dir. Kadınların EUÖ puan ortalaması 46,65±7,61 olup, bu ortalamaya göre %33,1'inin evlilik uyum düzeyi düşüktür. Kadınların FSFI toplam puan ortalaması, cinsel işlev bozukluğunu (CİB) gösteren 26,55 kesme puanının üzerindedir (37,78±15,28). Erkeklerde ACYÖ puan ortalaması CİB olduğu anlamına gelen >19 kesme puanının altındadır (13,28±4,96). Kadınların % 23,1'inde, erkelerin ise %14,6'sında CİB bulunmuştur. Kadınların meslek (p=0,003; p<0,001) ve eğitim durumu (p=0,002; p<0,05) ile FSFI puan ortalamaları; kadın yaşı ile EUÖ puan ortalamaları (p=0,021; p<0,05); erkek eğitim durumu ile ACYÖ puan ortalamaları (p=0,001; p<0,05); erkeklerin evlilik uyum algısı ile FSFI (p=0,020; p <0,05) ve EUÖ puan ortalamaları arasındaki ilişki istatistiksel olarak önemli bulunmuştur (p<0,05). Çiftlerin yaşları ile FSFI ve ACYÖ puan ortalamaları; eğitim durumları ile EUÖ puan ortalamaları; meslekleri ile EUÖ ve ACYÖ puan ortalamaları; infertilite nedenleri ve tedavi süresi ile FSFI ve EUÖ puan ortalamaları arasındaki ilişki istatistiksel olarak önemsiz bulunmuştur (p>0,05). Spearman's rho kolerasyon katsayısına göre, FSFI ile EUÖ arasında pozitif yönde (r=0,351; p=0,001), ACYÖ ile EUÖ arasında negatif yönde (r= -0,235; p=0,011) bir ilişki olduğu bulunmuştur (p<0,05). Başka bir deyişle evlilik uyum düzeyinin çiftlerde CİB'e etkisinin olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak bu araştırmada, infertil çiftlerde kadınlarda erkeklerden daha fazla CİB geliştiği ve evlilik uyumu arttıkça daha az cinsel sorun yaşandığı bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Cinsel yaşam, Evlilik uyum düzeyi, İnfertilite
Evli diyabetik kadınlarda cinsel yaşam kalitesi ve etkileyen faktörler
Diyabetes Mellitus (DM), son yıllarda prevalansı salgın şeklinde artankronik sistemik bir hastalıktır. DM ile gelişen vasküler ve nörolojik komplikasyonlar cinsel işlevde ve cinsel yaşam kalitesinde bozulmalara yol açmaktadır. Cinsel işlev bozuklukları kadınlarda erkeklere oranla daha fazla görülmesine rağmen kadın cinsel sorunlarına yönelik yapılan çalışmaların sınırlı olması dikkati çekmektedir. Bu sebeple araştırmamız evli diyabetik kadınlarla cinsel yaşam kalitesi ve etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak planlanmıştır. Araştırma Hitit Üniversitesi Erol Olçok Eğitim ve Araştırma Hastanesinde yazılı izinler alınarak araştırma dahil edilme ve dışlanma kriterlerine uyan DM hastası 160 kadın ile yapılmıştır. Veriler araştırmacı tarafından hazırlanan 31 soruluk Kişisel Bilgi Formu (KBF) ve Cinsel Yaşam Kalitesi- Kadın (CYKÖ-K) ölçeği ile yüz yüze görüşülerek toplanmıştır. Verilerin istatistiksel analizinde; sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, Mann Whitney U, Kruskal Wallis Varyans Analizi ve Spearman's korelasyon testi kullanılmıştır. Kadınların CYKÖ-K puan ortalaması 34,53±30,36 olarak bulunmuştur. Kadınların yaşı, eğitim düzeyi, mesleği,evlilik yaşı, evlilik süresi, evlilik şekli ve cinsel ilişki sıklığı ile CYKÖ-K puan ortalaması arasındaki istatistiksel fark anlamlıbulunmuştur (p<0,05). Kadınların DM tipi ve alınan DM tedavi yöntemi ile CYKÖ-K puan ortalaması arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunurken (p<0,05), kadınların DM süresi, cinsel yaşamında sorun yaşama durumu ve yaşanan sorunlar ile CYKÖ-K puan ortalamaları arasında istatistiksel açıdananlamsız olduğu tespit edilmiştir (p>0,05). Sonuç olarak; DM kadın vücudunda olumsuz değişikliklere neden olarak cinsel yaşam kalitesini azaltmaktadır. Bundan dolayı DM hastası kadınlara hemşirelik yaklaşımı planlanırken;DM'nin sebep olduğu cinsel sorunlar, sebepleri ve çözüm yolları konusunda bilgilendirme ve danışmanlık içermesi gerektiği önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Cinsel Yaşam Kalitesi, Diyabet, Kadın Cinselliği
Ergenler ve genç yetişkinler için cinsel ve üreme güçlendirme ölçeğinin Türkçeye uyarlanması, geçerlik ve güvenirlik çalışması
Metodolojik tipte tasarlanan bu çalışmada Ergenler ve Genç Yetişkinler için Cinsel ve Üreme Güçlendirme Ölçeğinin Türkçeye uyarlanıp geçerlik ve güvenirlik çalışmasının yapılarak Türk toplumuna kazandırılması amaçlanmıştır. Çalışmanın evrenini Kastamonu Üniversitesinde eğitim gören 18-24 yaş aralığındaki lisans öğrencileri oluşturmaktadır. Örneklemi ise madde sayısına göre 250 olarak belirlenmiştir. Veri toplama araçları olarak Kişisel Bilgi Formu ve 23 maddeden oluşan 5'li likert tipte Ergenler ve Genç Yetişkinler için Cinsel ve Üreme Güçlendirme Ölçeği kullanılmıştır. Veriler 02.01.2023-23.01.2023 tarihleri arasında yüz yüze görüşme metodu ile toplanmıştır. Ölçeğin geçerlik aşamasında sırası ile dil geçerliliği, Davis tekniği kullanılarak uzman görüşlerinin alındığı içerik (kapsam) geçerliliği ve Doğrulayı Faktör Analizi ile Açıklayıcı Faktör Analizi kullanılarak yapı geçerliliği incelenmiştir. Ölçeğin güvenirlik aşamasında cronbach's alfa katsayısı ve madde toplam korelasyonu ile iç tutarlılık, test-tekrar test uygulaması ile zamana karşı değişmezlik incelenmiştir. Veriler, SPSS for Windows 22 paket programı ve LISREL 8.80 paket programı ile analiz edilmiştir. Ölçeğin kapsam geçerlilik indeksi 0,99 bulunmuştur. Kaiser-Meyer-Olkin testi 0,874 ve Barlett'in Küresellilik Anlamlılık Düzeyi Testi x2=3511.034, p=0.000 şeklinde tespit edilmiştir. Açıklayıcı Faktör Analizinde bütün maddelerin faktör yüklerinin 0,40'ın üzerinde olup açıklanan varyans %74,668 olarak tespit edilmiş ve ölçekten hiçbir madde çıkarılmamıştır. Doğrulayıcı Faktör Analizinde değerlendirilen uyum indeksi değerleri sırası ile x 2/SD:3,71 GFI:0,98 AGFI:0,97 CFI: 0,99 RMSEA: 0,074 SRMR: 0,053 ve PATH Diyagramı faktör yükleri 0.41 ile 0.91 arasında bulunarak tamamı kabul edilebilir aralıkta çıkmıştır. Ölçeğin cronbach alfa değeri 0,913 ve Spearman Rho kat sayısı 0,893 olarak bulunmuştur. Sonuç olarak, Ergenler ve Genç Yetişkinler için Cinsel ve Üreme Güçlendirme Ölçeğinin Türk toplumuna uygun, geçerli ve güvenirlik düzeyi yüksek bir araç olduğu saptanmıştır.
İstanbul Devlet Tiyatrolarında 1990-2000 yılları arasında sergilenen oyunlarda cinsellik ve erotizm kodlayıcılarının sunumu
Bu çalışmada derlem olarak anlatım olanaklarını gözlemleme açısından çeşitlilik ve verimlilik sağlayan senaryolar kullanılmıştır. Senaryolar, 1990-2000 yılları arasında, İstanbul Devlet Tiyatrolarında sergilenmiş ve İstanbul Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü Dramaturgi arşivlerinde bulunan tüm Türkçe metinlerle sınırlandırılmıştır. Gösterilmek üzere hazırlanan metinlerde bulunan parantez içi açıklamalar, talimatlar ve ön oyun adı verilen özetlerin cinsellik / erotizmin kodlanmasında en az dil birimleri kadar önem taşıdığı ön görüsüyle cinsellik / erotizm kodlayıcıların sunumu bu metinler üzerinden araştırılmıştır. Senaryolara has olan bu nitelikler, özellikle yasaklı addedilen kavramların açık açık sunulamadığı durumlarda vericinin elini güçlendirmekte; imalar, çağrışımlar ve bedensel temaslar üzerinden iletilmeye meyilli olan cinsellik / erotizmi yazılı metin üzerinden tespit edebilmeyi kolaylaştırmaktadır. Çalışmanın temelini oluşturan söz konusu kodlayıcılar hem dilsel hem dil ötesi ögeler dikkate alınarak tespit edilmiş, bağlam içindeki ve metin üreticinin yüklediği görev ve anlamları göz önünde bulundurularak değerlendirilmiştir. Dilin var olan imkânları içinde bir inceleme modeli oluşturulmuş olup cinsellik / erotizm kodlamada mevcut olanakların her birinden yararlanıldığı görülmüştür.
Peyronie hastalığı'nın greft ile cerrahi tedavisinde kullanılan greftlerin kısa ve uzun dönem seksüel sonuçlarının karşılaştırılması
Amaç: Çalışmamızda Peyronie Hastalığı'nın greft ile cerrahi tedavisinde otolog venöz greft, domuz perikard ekstraselüler matrix grefti, domuz intestinal submukozal esktraselüler kollajen matrix grefti ve sığır perikard ekstraselüler matriks greftin kullanımının kısa ve uzun dönem seksüel sonuçlarının karşılaştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda Ekim 2014–Şubat 2020 tarihleri arasında penil kurvatür nedeniyle üroloji polikliniğine başvuran, Peyronie Hastalığı izlenen 40 dereceden fazla penil kurvatür bulunan ve/veya kompleks penil deformitesi (kum saati deformitesi, menteşe etkisi, penetrasyonu engelleyecek ventral kurvatür) bulunan, eşlik eden erektil disfonksiyon şikayeti bulunmayan, yapılan kavernözometri ve penil renkli doppler ultrasonografi tetkiklerinde arteryel ya da venöz yetmezlik bulunmaksızın Peyronie plağı izlenmesi nedeniyle Peyronie Hastalığı'nın greft ile cerrahi tedavisi uygulanan hastaların retrospektif olarak değerlendirilerek, kullanılan greft materyallerine göre postoperatif sonuçların karşılaştırılması planlanmıştır. Hastalar uygulanan greft materyaline göre: otolog venöz greft, domuz perikard ekstraselüler matriks grefti, domuz intestinal submukozal ekstraselüler kollajen grefti ve sığır perikard ekstraselüler maktriks grefti olarak gruplandırıldı. Elde edilen gruplar preop komorbid hastalıkların cerrahi başarıya etkisi, operasyon süresi, postop kısa ve uzun dönem İİEF-5 skorları; ve postop kurvatür gelişmesi, yara yeri enfeksiyonu, hematom, insizyon kontraktürü, kavernöz kaçak, balonlaşma, kasık bölgesinde hipoestezi gelişmesi, ağrılı plikasyon sütürü, palpabl sütür, his kaybı ve penil uzunluk kaybı açısından karşılaştırılarak greft materyallerinin sonuçlarının retrospektif olarak değerlendirilmesi planlandı. Bulgular: Kliniğimizde Ekim 2014 - Şubat 2020 tarihleri arasında Peyronie Hastalığı' nın greft ile cerrahi tedavisi uygulanan 155 hasta saptandı. Gruplar arası dağılımına bakıldığında otolog venöz greft uygulanan 36, domuz perikard ekstraselüler matrix grefti uygulanan 40, domuz intestinal submukozal ekstraselüler kollajen matrix grefti uygulanan 36 ve sığır perikard ekstraselüler matriks greft uygulanan 43 hasta olduğu değerlendirildi. Karşılaştırılan parametreler açısından otolog venöz greft kullanılan hastaların operasyon süresi anlamlı olarak diğer greft gruplarından uzun izlendi (p<0.05). Kurvatür derecesi arttıkça, istatistiksel olarak anlamlı olarak his kaybının arttığı ve penil kısalmanın arttığı saptandı (p<0.05). Sonuç: Penil kurvatür derecesi ile his kaybı ve penil kurvatür derecesi ile penil kısalma açısından ve greft materyalleri arasında operasyon süresi açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur. Ekstraselüler matriks greftlerinin arasında seçim sebebi olacak belirgin fark izlenmemiş olup, daha geniş hasta grupları ile prospektif randomize kontrollü çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Peyronie Hastalığı, greft ile cerrahi onarım
Kontraseptif yöntem kullanımının bireyin cinsel fonksiyonuna etkisi
Bu araştırma, kontraseptif yöntemlerin bireylerin cinsel fonksiyonuna etkisini belirlemek amacıyla kesitsel olarak gerçekleştirildi. Bu çalışma İstanbul Avrupa Yakasında bir Eğitim ve Araştırma Hastanesinin Kadın Hastalıkları Polikliniğine başvuran evli kadınlar arasından çalışma kriterlerine uyan ve çalışmaya katılmayı kabul eden 350 kadın ile aynı hastanenin Göz Polikliniğine başvuran evli erkekler arasından çalışma kriterlerine uyan ve çalışmaya katılmayı kabul eden 150 erkek olmak üzere toplamda 500 kişi ile gerçekleştirildi. Araştırmanın verileri; Tanıtıcı bilgi formu, Kadın cinsel işlev ölçeği (FSFI), Uluslar arası elektril işlev formu (IIEF) kullanılarak toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde; frekans, yüzde, ortalama, standart sapma gibi tanımlayıcı istatistikler ile Mann Whitney U testi ve Kruskal Wallis testleri kullanıldı. Araştırmaya katılan kadınların %45,7' sinin 29-39 yaş arasında, % 75,4'ünün ilk ve orta öğretim mezunu, erkeklerin %56,7'sinin 29-39 yaş grubunda, %68,6'sının ilk ve orta öğretim mezunu olduğu saptandı. Kadın cinsel işlev ölçeği toplam puan ortalaması 18,28 ± 3,87 olup, kadınların %89,7'sinde cinsel işlev bozukluğu olduğu belirlendi. Erkeklerin Uluslar Arası Erektil İşlev Formu puanı ortalaması 61,40 13,38 olup, puan ortalamasına göre erkeklerde erektil disfonksiyon olmadığı belirlendi. Kadınların en az üç ayda çift olarak kullandıkları kontraseptif yöntemin en fazla %29,4 ile geri çekme, erkeklerin ise %38,7'i le kondom olduğu belirlendi. Kadınların %82,3'ü, erkeklerin ise %83,3'ü kullandığı yöntemin cinsel yaşamını olumlu yönde etkilediğini ifade etti. Geri çekme yöntemini kullananlarda kadınların uyarılma durumu, aylık iğneyi kullananlardan yüksek bulundu. Erkeklerde ise kondom ile korunanların cinsel istekleri, geri çekme ve eşleri mini hap kullanan erkeklerden yüksek bulundu. Çalışmada modern yöntemleri kullanan kadınların geleneksel yöntem kullananlara göre cinsel istek, uyarılma, doyumlarının daha iyi, ağrılarının daha az olduğu, geleneksel yöntem ile korunan erkeklerin cinsel isteklerinin modern yöntem ile korunan erkeklerden yüksek olduğu saptandı. Kadınların yaş, eğitim durumu, eş eğitimi, çalışma durumu, aile yapısı, en uzun yaşadığı yer, eş ile iletişimin, cinsel ilişki sıklığının, eşi ile cinselliği konuşabilme durumunun, kullanılan kontraseptif yöntemin ve kontraseptif yöntemden memnuniyet durumunun cinsel xiii fonksiyonlarını etkilediği belirlendi. Erkeklerin eş eğitiminin, eş ile iletişiminin, cinsel ilişki sıklığının, eşi ile cinselliği konuşabilme durumunun, kullanılan kontraseptif yöntemin ve kontraseptif yöntemden memnuniyet durumunun cinsel fonksiyonlarının etkilediği belirlendi. Anahtar Kelimeler: Kadın cinsel fonksiyonu, erkek cinsel fonksiyonu, kontraseptif yöntemler, FSFI, IIEF
Gebelerin cinselliğe karşı tutum ve risk algılarının belirlenmesi
Araştırma gebelerin cinselliğe karşı tutum ve risk algılarını belirlemek amacıyla tanımlayıcı kesitsel nitelikte yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini Çankırı Devlet Hastanesi Kadın Doğum Polikliniği'ne başvuran gebe kadınlar (n:255) oluşturmuştur. Araştırma verileri 13 Eylül 2021- 31 Ekim 2022 tarihleri arasında; Tanıtıcı Bilgi Formu, Gebelikte Cinselliğe Karşı Tutum Ölçeği (GCKTÖ) ve Gebelikte Risk Algısı Ölçeği (GRAÖ) kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde frekans analizi (sayı, yüzde, ortalama), Mann Whitney U testi, Kruskall Wallis H testi, Shapiro-Wilk ve Spearman korelasyon analizi kullanılmıştır. Araştırmaya katılan gebelerin GCKTÖ toplam puan ortalamalarının (116,07±21,26) orta düzeyde ve istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptanmıştır (p<0,05). Gebelerin 18-22, 23-27 ve 28-32 yaş gruplarında ve gebelikte riskli bir durum olduğunu belirtenlerde gebelikte cinselliğe yönelik inançlar ve değerler düzeyinin, 1. trimester döneminde olan gebelerin gebelikte cinselliğe karşı toplam tutum düzeyinin ve ikinci gebeliği olan gebelerin gebelikte cinselliği onaylama düzeyinin istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olduğu saptanmıştır (p<0,05). GRAÖ toplam puan ortalamalarının (34,02±22,05) orta düzeyde istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptanmıştır (p<0,05). Gebelikte riskli bir durumun olmadığını belirten gebelerin toplam risk algısı düzeyinin istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu bulunmuştur (p<0,05). Araştırmada gebelerin cinselliğe karşı tutum ve risk algıları arasında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde bir ilişkinin olmadığı saptanmıştır (p>0,05). Sağlık profesyonellerinin gebelikte cinsellik açısından risk algısı ve tutumuna yönelik danışmanlık faaliyetleri yürütmeleri ve eğitim programları organize etmeleri önerilebilir.
Tudy the levels of serum sexual hormones and sperm parameters in iraqi adults men patients with Coronavirus (Covid-19)
The coronavirus infection 2019 (COVID-19) connected to the SARS-CoV-2 outbreak spread rapidly in December 2019 and became a global pandemic. SARS-CoV-2 is largely a respiratory virus, however, it has been found in a variety of organs. COVID-19's possible influence on male reproductive function has been identified as a source of worry. In "this investigation, the levels of sex-related hormones were measured in 60 reproductive-aged males infected with SARS-CoV-2 and 30 age-matched controls. We also collected semen specimens from the same COVID‐19 patients to see the impact of the virus on semen through semen characteristics analysis. Our finding was less fertility in terms of semen, total and active sperm counts than healthy people. Also, the COVID-19 group had higher prolactin (PRL) and lower testosterone (T) levels in their serum. The serum levels of (LH) and (FSH) were identical to those in the control groups. COVID-19 infection, in our perspective, can be a stressful condition since male sex-related hormones are influenced by a variety of factors, including environmental and psychological factors. Finally, patients recovering from SARS-CoV-2 infection, particularly reproductive-aged men, should have their gonadal function assessed more thoroughly."
COVID-19 pandemi sürecinin kadın sağlık çalışanlarının cinsel yaşam kalitesi üzerine etkisinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, Covid-19 pandemi sürecinin kadın sağlık çalışanlarının cinsel yaşam kalitesi üzerine etkisini incelenmektir. Araştırma tanımlayıcı tipte olup, evrenini Ankara'da bulunan iki farklı hastanenin pandemi servisinde aktif olarak çalışan, 18-54 yaş aralığında olan ve cinsel partneri bulunan kadın sağlık çalışanları oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemini ise 110 kadın sağlık çalışanı oluşturmuştur. Araştırma Haziran-Aralık 2021 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Araştırmada verilerin elde edilmesinde Sosyodemografik Özellikler Görüşme Formu ve Cinsel Yaşam Kalitesi Ölçeği-Kadın (CYKÖ-K) Formu kullanılmıştır. Araştırma kapsamında toplanan verilerin analizinde frekans analizi (sayı, yüzde, ortalama), Mann Whitney-U ve Kruskal Wallis-H analizleri kullanılmıştır. Çalışmada kullanılan form ve ölçeklerin anlaşılabilir olup olmadığını test etmek amacıyla 20 hemşire ve 5 doktor ile ön uygulama yapılmıştır. Ön uygulama sonucu form ve ölçeklerin yeterli olduğu tespit edilmiştir. CYKÖ-K formu'na ait güvenirlik katsayısı Cronbach Alpha değeri (α) 0,941 bulunmuştur. Kadın sağlık çalışanlarının CYKÖ-K'den aldıkları ortalama puan 19,47±17,37'dir. Araştırmada, kadın sağlık çalışanlarının yaş, eş/partner mesleği ve evlenme şekli değişkenlerine göre cinsel yaşam kaliteleri arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişkinin olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Araştırma sonucunda, kadın sağlık çalışanlarının pandemi sürecinde cinsel yaşam kalitelerinin düşük olduğu saptanmıştır. Pandemi döneminde kadın sağlık çalışanlarının cinsel yaşam kaliteleri konusunda çalışmaların yaygınlaştırılması, gerekli önlemlerin alınması önerilir.
Postmenopozal kadınlarda cinsel yaşam kalitesinin değerlendirilmesi
AMAÇ: Çalışmamızda bölgemizdeki postmenopozal kadınların cinsel sağlıkları ile ilgili bilgi sahibi olmak, cinsel sağlığın, hem kadının hem de ailesinin yaşam dinamikleri, sağlık durumları ve ruhsal sağlıklarına etkilerini araştırmayı amaçladık.GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışmamıza Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Menopoz Polikliniği'ne başvuran evli ve postmenopozal dönemdeki 170 kadın alındı. Cinsel Fonksiyon Kalitesi (QSF; Quality of Sexual Function) Ölçeği kullanıldı. Çalışmaya alınan kadınların sosyodemografik verileri, herhangi bir sağlık sorunlarının olup olmadığı, alışkanlıkları, sürekli kullandığı ilaçlar, kaç yıldır menopozda oldukları, hormon replasman tedavisi alıp almadıkları ve cinsel sorunları için doktor veya konuyla ilgili uzmanlardan yardım alıp almadıkları sorgulandı. Anket uygulaması poliklinikte hasta ile yüz yüze uygulandı.BULGULAR: Kadınların yaş ortalaması 54,16±5,69 (34?73) yıl olarak bulundu. Çalışmaya alınan kadınların % 87,4'ü kilolu, şişman veya aşırı şişmandı ve % 40'nın hiçbir sağlık sorunu yoktu. Menopoz süreleri ortalaması 72,66±67,87 (3?360) ay, hormon tedavisi alan kadınların tedavi sürelerinin ortalaması 31,87±18,29 (6-60) ay olarak saptandı. Kadının eğitim düzeyi arttıkça, erkeğin cinsel birliktelik isteme oranı düşmekte, kadının ise cinsel ilişkiyi başlatma konusundaki cesareti artmaktaydı. Kadınların cinsel organlarının cinsel istek ve hayallerine normal yanıt verme durumu aylık gelir düzeyi yüksekliği ile doğru orantılı idi.SONUÇ: Menopoz dönemi ve bu döneme ait sorunlara yaklaşırken bakış açısının çok daha geniş olması gerektiği kanısındayız. Multidisipliner yaklaşımın gerekliliğini savunan çalışmaları dikkate aldığımızda, Aile Hekimliği disiplininin temel yeterliliklerinden olan kişi merkezli bakım ile birlikte biyopsikososyal ve varoluşsal modelin kullanımının gerekliliği sonucunu çıkarabiliriz.
Gebelik semptomlarının cinsel yaşam kalitesine etkisi
Araştırma, gebelik semptomlarının cinsel yaşam kalitesine etkisini belirlemek amacıyla tanımlayıcı ve kesitsel tipte planlanmıştır.Araştırmanın Yozgat Şehir Hastanesi Kadın Hastalıkları Servisi ve polikliniklerinde, 01/09/2019- 01/03/2020 tarihleri arasında yapılması planlanmaktadır. Hastanenin araştırma kapsamına alınma nedenleri; farklı sosyo-demografik özelliklere sahip gebelerin başvurması ve hastaneye başvuran gebe sayısının fazla olmasıdır. Araştırmanın evrenini Yozgat Şehir Hastanesi Kadın Hastalıkları Servisi ve Polikliniği'ne başvuran gebeler oluşturmaktadır.Araştırmanın örneklemini 01/10/2019- 01/04/2020 tarihleri arasında Yozgat Şehir Hastanesi Kadın Hastalıkları Servisi ve Polikliniklerine başvuran ve dahil edilme kriterlerini karşılayan gebeler oluşturacaktır. Veri toplama işleminin bitiminde güç analizi yapılarak verilerin yeterli olup olmadığı değerlendirilecek, yeterli olmadığı sonucuna varılması durumunda veri toplama işlemi yeterli güce ulaşana kadar devam edecektir.Veriler sosyodemografik ve obstetrik özellikleri sorgulayan Kişisel Bilgi Formu, Gebelik Semptom Envanteri ve Cinsel Yaşam Kalitesi Ölçeği ile toplanacaktır.
Gebeliğin üçüncü trimesterinde olan kadınların koitusa ilişkin görüşleri ve davranışları
Araştırma, gebeliğin üçüncü trimesterinde olan kadınların koitusa ilişkin görüşleri ve davranışlarını belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın evrenini oluşturan Kahramanmaraş İli Necip Fazıl Şehir Hastanesi Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Ek Hizmet Binasında jinekoloji polikliniğine başvuran 11001 kadından örnekleme alınacak kadın sayısı 240 olarak hesaplanmıştır. Anket yapmayı kabul eden 320 gebe kadına ulaşılmıştır. Veri toplama aracı olarak, anket formu kullanılmıştır. Anket formu iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde; kadınların sosyo-demografik ve obstetrik özelliklerine; ikinci bölümde ise kadınların gebelikte cinsel fonksiyon durumuna yönelik sorular yer almaktadır. Anket formu 1 Mart – 30 Haziran 2015 tarihleri arasında uygulanmıştır. Araştırmadan elde edilen veriler araştırmacı tarafından kodlandıktan sonra SPSS for Windows 15,0 (statistical program for social sciences) paket programı için hazırlanan veri tabanına kaydedilmiştir. Kategorik ölçümler sayı ve yüzde olarak, sayısal ölçümlerle ortalama ve standart sapma (uygun yerlerde minimum - maximum) olarak özetlenmiştir. Kategorik ölçümlerin gruplar arasında karşılaştırılmasında Ki-Kare ve Fisher Exact testleri kullanılmıştır. Kadınların gebelikte cinsel davranışları ile yaşı, mesleği, eğitim durumu, eşin eğitim durumu, aylık gelir düzeyi, evlilik süresi, gebelik haftası, toplam gebelik sayısı arasındaki farkın istatistiksel açıdan önemli olduğu belirlenmiştir (p < 0.05). Sonuç olarak, gebe kadınların gebelikte cinsel ilişkiyi sakıncalı buldukları, cinsel ilişki sıklığında azalma olduğu ve koitusa ilişkin yanlış bilgi ve davranışlarının olduğu saptanmıştır. Kadınların ve eşlerinin gebelikte bu yanlış düşüncelerinin ve davranışlarının değiştirilmesi yönünde eğitim verilmesi önerilmektedir. Anahtar sözcükler: Cinsellik, Davranış, Gebelik, Görüş, Kadın, Koitus, Trimester
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Polikliniği'ne başvuran erkek hastaların cinsel sağlığının SHIM sorgulama formu ile değerlendirilmesi (SHIM:Sexual health inventory formen)
Amaç: Bu çalışma ile polikliniğe başvuran 18 yaş üstü erkeklerde cinsel sağlığın değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntemler: Ocak 2014-Haziran 2014 tarihleri arasında 250 erkek hastaya SHIM (Sexual Health Inventory for Men) sorgulama formu uygulandı ve cinsel sağlığa etki eden farklı parametreler karşılaştırıldı. Verilerin istatistiksel analizinde SPSS 19.0 paket programı kullanılarak analiz edildi. Ki Kare test istatistiği kullanılmış olup tüm testlerde istatistiksel önem düzeyi 0.05 olarak alınmıştır. Bulgular: Tüm hastaların yaş ortalaması 45,19 ± 13,752 (min. 19 – maks. 78) idi. Cinsel sağlığa etki eden farklı parametreler karşılaştırıldı. Cinsel sağlığın, düzenli spor aktivitesi, cinsel ilişki, gece ve sabah sertleşmesi sıklığı ve az miktarda alkol ile olumlu etkilendiği; yaş, cerrahi özgeçmiş, sistemik hastalıklar ve ilaç kullanımı ile olumsuz etkilendiği saptanmıştır. Edinilen bulgular arasında, şiddetli düzeyde ED'u olan hastaların % 89,5'i 51 ve üzeri yaştaydı, % 42,1'inde sabah ereksiyonu hiç olmuyordu, % 84,2'sinde sistemik hastalık vardı ve % 47,4'ü kardiyovasküler ilaçlar kullanıyordu. Sonuç: Farklı değişkenlerin erkek cinsel sağlığına etkisi detaylı olarak incelenmiş, yaşam tarzı değişiklikleri ve alışkanlıkların genel sağlığı olduğu gibi cinsel sağlığı da etkilediği saptanmıştır. İstatistiksel değerlendirme ile SHIM parametrelerine göre ED oranlarının literatür ile uyumlu olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: erkek cinsel sağlığı, erken boşalma, sertleşme problemi, SHIM, üroloji
Adana genelevinde çalışan seks işçilerinin cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar konusunda bilgi, tutum, davranış ve depresyon durumlarının araştırılması
Giriş ve Amaç: CYBE'lar gelişmiş, özellikle de gelişmekte olan ülkelerde önemli halk sağlığı sorunlarından birini oluşturmaktadır. Genelev kadınları yaptıkları iş gereği, CYBE yönünden yüksek risk gruplarından birini oluşturmaktadır. Bu tez çalışmasının amacı; CYBE açısından yüksek risk altında olan Adana genelevinde çalışan kayıtlı seks işçilerinin CYBE ve korunmaya yönelik bilgi, tutum ve davranışlarını ve burada çalışan kadınların depresyon durumlarını saptamaktır. Bunun sonucunda da, bu alanda yapılan az sayıdaki çalışmalar nedeniyle bu konudaki sorunların tespit edilmesine katkı sağlamaktır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma Adana Genelevinde çalışan seks işçilerinin cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar konusunda bilgi, tutum, davranış ve depresyon durumlarını belirlemek amacıyla planlanmış tanımlayıcı bir araştırmadır. Araştırmanın evrenini Adana Genelevinde çalışan kayıtlı seks işçileri oluşturmaktadır. Çalışmada evrenin tamamına ulaşılması hedeflenmiştir. Araştırma sonucunda 108 seks işçisine ulaşılmıştır. 108 kadına sosyo-demografik özelliklerden oluşan 21 soruluk, cinsel özgeçmiş ve CYBE konusunda bilgi düzeylerini ölçmeye yönelik 52 soruluk ve depresyon durumlarını tespit etmeye yönelik 21 sorudan oluşan bir anket formu uygulandı. Verilerin analizi için SPSS 15.0 programı kullanıldı. Ki-kare, korelasyon ve lojistik regresyon analizi yapıldı. Bulgular: Katılımcıların yaşları ortalama 43,8 ± 8,3 yıl idi. Araştırmaya katılanların öğretim düzeyi ile kondom kullanımı arasında anlamlı bir ilişki bulundu (p<0,001) Araştırmaya katılanların, sektörde bulunma süresi ile kondom kullanımı arasında anlamlı bir ilişki bulundu (p<0,001). Yaş grupları ile kondom kullanımı arasında anlamlı bir ilişki bulundu.(p=0,007). Seks işçilerinin Beck Depresyon Ölçeği puan ortalaması 15,9 ± 11,6 , ortancası 16 idi. Katılımcılardan BDÖ 17 ve üstünde olanlar % 48,1 idi. depresif belirti görülme ile yaş arasında anlamlı bir ilişki bulundu (p=0,01). Ayrıca yaş ile BDP'nı arasındaki korelasyonu değerlendirdiğimizde, yaş ile BDP'nı arasında olumlu yönde orta ve anlamlı bir korelasyon vardı. (r=0,301 p=0,002). Katılımcıların eğitim düzeyi ile BDÖ puanı arasında anlamlı bir ilişki bulundu.(p=0,01). Çalışmaya katılan seks işçilerinin çalışma yıllarına bakıldığında 20 yıl ve daha fazla çalışanlarda depresif belirti görülme oranı daha yüksek bulundu. (p=0,01). Ayrıca mesleğe başlama yaşı düştükçe depresyon puanları artmaktaydı. Mesleğe başlama yaşı ile beck depresyon puanı arasında ters yönde zayıf düzeyde anlamlı bir korelasyon vardı. İkili karşılaştırmalar sonucunda p değeri 0,1'in altında bulunan değişkenler kullanılarak yapılan Lojistik Regresyon analizi sonucunda bireyin yaşındaki her bir yıl artışın depresif belirti görülme riskini 1,111 kat (%95 GA: 1,050-1,175) arttırdığı bulundu. Sonuç: Bu çalışmamızın sonucuna göre öğrenim düzeyi arttıkça ve sektörde bulunma süreleri ve yaşları azaldıkça seks işçilerinin kondom kullanma oranları artmaktaydı. Yine sektörde bulunma süreleri artıkça ve mesleğe başlama yaşları küçüldükçe depresif belirti görülme oranları artmaktaydı. Eğitim düzeyleri arttıkça da depresif belirti görülme oranları azalmaktaydı. Seks işçiliği toplumda cinsel yolla bulaşan enfeksiyonların (CYBE) yayılım hızını belirleyen en önemli etkenlerden biridir. Bu nedenle seks işçilerine CYBE'dan korunmaya yönelik bilgi veren, tutum ve davranış değiştirmeyi hedefleyen eğitimler yaygınlaştırılmalı ve seks işçilerine yönelik psikolojik destek programları uygulanmalıdır. Anahtar Kelimeler: Seks İşçisi, Cinsel Yolla Bulaşan Enfeksiyonlar (CYBE), Beck Depresyon Ölçeği.
Adet düzensizliği olan kadınların cinsel yaşam kalitesi ve evlilik uyumunun incelenmesi
Amaç: Bu araştırma, adet düzensizliği olan kadınların cinsel yaşam kalitesi ve evlilik uyumunun incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Materyal ve Metot: Tanımlayıcı olarak yapılan araştırma, Ağustos 2015- Eylül 2016 tarihleri arasında, Adana il merkezinde bulunan bir devlet hastanesinin kadın doğum polikliniğinde yapılmıştır. Araştırmanın evrenini hastanenin kadın doğum polikliniğine adet düzensizliği şikayeti ile başvuran kadınlar oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemini ise araştırma katılım kriterlerine uyan ve araştırmaya katılmayı kabul eden toplam 211 kadın oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında kadınların tanıtıcı özelliklerini içeren "Kişisel Bilgi Formu", "Cinsel Yaşam Kalitesi Ölçeği- Kadın (CYKÖ-K)" ve "Evlilik Uyum Ölçeği (EUÖ)" kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesi SPSS 16.0 paket programında yapılmıştır. Bulgular: Adet düzensizliği olan kadınların CYKÖ-K toplam puan ortalamasının 60,93± 14,61 ve EUÖ toplam puan ortalamasının 48,68±4,18 olduğu saptanmıştır. Kadınların tanıtıcı özellikleri (eşin çalışma durumu ve sosyal güvence durumu hariç) ve tüm obstetrik özellikleri ile CYKÖ-K puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu bulunmuştur (p<0.05). Kadınların tanıtıcı özellikleri (eşin çalışma durumu hariç) ve tüm obstetrik özellikleri ile EUÖ puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır (p<0.05). Kadınların menstrual özelliklerinden sadece adet düzensizliği şikayetlerini paylaşma durumu ile CYKÖ-K ve EUÖ puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır (p<0.05). CYKÖ-K ve EUÖ arasında, istatistiksel olarak pozitif yönde anlamlı bir ilişki saptanmıştır (r=0,589 p<0,001). Sonuç: Adet düzensizliği olan kadınların cinsel yaşam kalitesinin iyi düzeyde olmadığı ve çoğunun evliliklerinde uyum olmadığı belirlenmiştir.
Okul psikolojik danışmanlarının eşcinsellere yönelik tutumlurının ve homofobi düzeylerinin incelenmesi
Bu araştırma, İstanbul'da görev yapan Okul Psikolojik Danışmanlarının homofobi düzeyleri ve eşcinsel bireylere yönelik tutumlarının eşcinsel bireylerle tanışıklık düzeyleri ve okul psikolojik danışmanı olarak çalışma süreleri açısından farklılaşıp farklılaşmadığını incelemektedir. Araştırma, 2016 yılında İstanbul'da görev yapan 304 (230 kadın ve 74 erkek) okul psikolojik danışmanı ile yürütülmüştür. Çalışmada Kişisel Bilgi Formu, uyarlaması, güvenilirlik ve geçerlilik çalışması Sakallı ve Uğurlu (2001) tarafından yapılan Hudson ve Ricketts Homofobi Ölçeği ve uyarlaması, güvenilirlik ve geçerlilik çalışması Duyan ve Gelbal (2004) tarafından yapılan Lezbiyen ve Gaylere Yönelik Tutum Ölçeği kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre, Okul Psikolojik Danışmanlarının homofobi düzeyleri ve eşcinsel bireylere yönelik tutumları, eşcinsel bireylerle tanışıklık düzeyleri açısından farklılaşmaktadır. Tanışıklık düzeyi arttıkça homofobi düzeyi azalmakta ve eşcinsel bireylere yönelik tutumları daha olumlu hale gelmektedir. Danışmanların homofobi düzeyleri ve eşcinsel bireylere yönelik tutumları, okul psikolojik danışmanı olarak çalışma süreleri açısından farklılaşmamaktadır. Anahtar Kelimeler: Lezbiyen, gay, eşcinsel, homofobi, tutum, psikolojik danışman
Ortopedik ve görme engelli bireylerin özgüven düzeylerinin beden algıları açısından incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, ortopedik ve görme engelli bireylerin cinsel özgüvenlerinin beden algıları ve demografik özelliklere göre incelemektir. Araştırmanın örneklemi farklı illerde yaşayan, google form ve mail yoluyla katılan 52 ortopedik ve 44 görme engelli toplam 96 kişiden oluşmaktadır. Araştırmada kişisel bilgi formu, Çelik tarafından (2015) geliştirilen Cinsel Özgüven Ölçeği ve Secord ve Jourard tarafından (1953) geliştirilen ve Hovardaoğlu (1989) tarafından geçerlik çalışması tamamlanan Beden Algısı Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde parametrik yöntemlerden t testi ve değişkenler arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacı ile regresyon analizi yöntemleri kullanılmıştır. Parametrik olmayan yöntemlerden ise; Mann Whitney U ve Kruskal Wallis analiz yöntemleri kullanılmıştır. Tüm veriler 0.05 anlamlılık düzeyinde test edilmiştir. Araştırma bulgularına göre beden algısı iki engel grubunda cinsel özgüvenini anlamlı düzeyde yordamaktadır. Görme engellilerin cinsel özgüven puanlarının ortopedik engellilerden daha yüksek olduğu ortaya çıkmıştır. Bu farkın da cinsel özgüven ölçeğinin kendini açığa vurma ve cinsel farkındalık alt boyutlarında görme engelliler lehine olduğu ortaya çıkmıştır. Görme engelli erkeklerin beden algıları görme engelli kadınlardan daha yüksek çıkmıştır.
Gebelikte cinsel mitler ölçeğinin geliştirilmesi
Gebelik kadın hayatını çok yönlü etkileyen son derece farklı bir süreçtir. Bu süreç içerisinde fiziksel değişikliklerin yanı sıra pek çok psikolojik değişiklikler de ortaya çıkar. Cinsellik ve cinsel istek aslında insanın içinde doğuştan var olan içgüdülerden biridir. Bu güdünün amacı varlıkların kendi soyunu devam ettirme isteğidir. Gebelikte cinsel ifade yüksek derecede bireyseldir. Cinsel ilişki, emosyonel faktörlerden, gebelikte seks hakkındaki mitlerden, cinsel disfonksiyondan ve kadındaki fiziksel değişikliklerden etkilenir. Yapılan literatür taramasında gebelikte cinsel yaşam değişikliklerinin belirlenmesine yönelik çok sayıda çalışmaya rastlanmıştır. Gebelikte cinsel mitlerin belirlenmesine yönelik ise az sayıda çalışma bulunmakla birlikte bu alanda geliştirilmiş bir ölçeğe rastlanmamıştır. Bu çalışmanın amacı, "Gebelikte Cinsel Mitler Ölçeği'nin geliştirilmesidir. Araştırma, bir üniversite hastanesinin gebe polikliniklerinde 210 gebe ile gerçekleştirilmiştir. Elde edilen bulgular, istatistiksel analizler için IBM SPSS Statistics 22 ve SPSS AMOS 22 (IBM SPSS, Türkiye) programı kullanılarak değerlendirilmiştir. Araştırma sonucunda geliştirilen Gebelikte Cinsel Mitler Ölçeği, 25 madde ve "gebelik ve cinsellik", "bebeğe ilişkin endişe", "cinsiyet/cazibe" ve "gebeliğe ilişkin endişe" olmak üzere 4 alt boyuttan oluşmuştur. Ölçeğin toplam Cronbach's Alpha katsayısının 0,916, alt boyutların 0,717-0,913 arasında değiştiği saptanmıştır. Sonuç olarak; Gebelikte Cinsel Mitler Ölçeği'nin geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracı olduğu belirlenmiştir.
Postmenopozal dönemdeki kadınlarda cinsel mitlere inanma durumunun, menopoz tutum ve semptomları ile ilişkisi
Her kadının, menopoz semptomları ve menopoza yönelik tutumu, birçok farklı etmenden etkilenmektedir. Bu araştırmanın amacı, postmenopozal dönemdeki kadınlarda cinsel mitlere inanma durumunun, menopoz tutum ve semptomları ile ilişkisini incelemektir. Tanımlayıcı ve analitik tipteki araştırmanın evrenini, Zonguldak ili Çaycuma ilçesinde yaşayan 40-64 yaşları arasındaki 4361 kadın oluşturdu. Örneklemde, araştırmaya dâhil etme kriterlerine uyan 424 kadın yer aldı. Veriler kişisel bilgi formu, cinsel mitler ölçeği (CMÖ), menopoz tutum değerlendirme ölçeği (MTDÖ) ve menopoz semptomlarını değerlendirme ölçeği (MSDÖ)'ni içeren bir soru formu kullanılarak, öz-bildirim yöntemi ile toplandı. Bağımlı değişkenin CMÖ, bağımsız değişkenlerin MTDÖ ve MSDÖ olduğu araştırmada, verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler ve Spearman korelasyon analizi kullanıldı. Bulgular p<0,05 anlamlılık düzeyi ile yorumlandı. Araştırmada yer alan postmenopozal dönemdeki kadınların yaş ortalaması 57,12±5,60 olup, son adet yaşlarının ortalama 46,54±5,35 ve menopozda geçirdikleri sürenin ortalama 10,58±7,02 yıl olduğu, %84,0'ünün doğal yolla menopoza girdiği belirlendi. Kadınların CMÖ toplam puan ortalaması 92,28±17,80, MTDÖ toplam puan ortalaması 27,86±8,06 ve MSDÖ toplam puan ortalaması ise 17,11±9,43 olarak bulundu. Postmenopozal dönemdeki kadınların CMÖ, MTDÖ ve MSDÖ toplam puanları karşılaştırıldığında, CMÖ ile MTDÖ arasında bir ilişkinin olmadığı (r=-0,067, p=0,168), CMÖ ile MSDÖ arasında ise pozitif yönlü, anlamlı ve çok zayıf ilişki (r=0,125, p=0,01) bulunduğu saptandı. Sonuçlar, kadınların cinsel mitlere inanma düzeyinin orta seviyeden yüksek olduğunu, cinsel mitlere inanma durumunun menopoz tutumlarını etkilemediğini ancak menopoz semptomlarını ve şiddetini etkilediğini göstermektedir. Bu durum kadınların menopoz sonrası yaşadıkları semptomların ve şiddetinin azaltılabilmesi için cinsellikle ilgili yanlış bilgi ve inanışlarının düzeltilmesi gerektiğini göstermektedir. Cinsel sağlık/üreme sağlığının iyileştirilmesi için kadınlara her fırsatta cinsellikle ilgili doğru bilgiler verilmelidir.
Doğum şeklinin kadın cinsel işlevi üzerine etkisinin incelenmesi
Amaç: Bu çalışmada, doğum şeklinin kadın cinsel işlevi üzerine etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırma, tanımlayıcı ve kesitsel olarak yapılmıştır. Araştırmanın evrenini, Manisa ili merkez ilçelerdeki 1591 kadın, örneklemi araştırmanın yapıldığı aile sağlığı merkezlerine başvuran 9-12 aylık bebeği olan 315 kadın oluşturmuştur. Veriler, araştırmacı tarafından Anket Formu ve Kadın Cinsel İşlev Ölçeği (KCİÖ) kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde Frekans analizi, Independent Sample T-Test, Kruskal-Wallis, Mann-Whitney U Testi ve One-Way ANOVA kullanılmıştır. Bulgular: Araştırma kapsamına alınan kadınların yaş ortalamasının 23,69±3,88 olduğu, %93,0'ının 1-5 yıl evlilik süresine sahip, %82,2'sinin 1-2 gebelik yaşadığı, çoğunluğunun ilköğretim mezunu(vajinal doğum: %66,1, sezaryen doğum: %60,0) olduğu ve çalışmadığı(vajinal doğum: %94,4, sezaryen doğum: %89,6) belirlenmiştir. Vajinal doğum grubunda epizyotomi oranı %51,4'tür. KCİÖ puan ortalaması vajinal doğum grubunda 25,11±5,47, sezaryen doğum grubunda 25,36±5,47 bulunmuştur. KCİÖ cinsel istek, uyarılma, kayganlaşma, orgazm ve doyum alt boyut puan ortalamaları hem vajinal doğum hem de sezaryen doğum grubunda kesme noktasının üzerinde fakat ölçek ağrı alt boyut puan ortalaması her iki grupta da kesme noktasının altında bulunmuştur. Sonuç: Çalışma sonucumuza göre doğum sonrası uzun dönemde vajinal veya sezaryen doğum yapan kadınlarda genel olarak cinsel disfonksiyon saptanmadı. Doğum şekli ile kadın cinsel işlevi arasında bir ilişki olmadığı sonucuna varıldı. Anahtar Kelimeler: Cinsel sağlık, kadın cinsel işlevi, doğum şekli, kadın sağlığı
Diyabetes mellituslu hastalarda cinsel fonksiyonlarının değerlendirilmesi
Amaç: Diyabetes Mellitus, en yaygın görülen endokrin hastalıktır. Diyabetincinsel fonksiyonları olumsuz etkilediği bilinmektedir. Özellikle diyabetin süresi, glisemik kontrol, yaş ve kullanılan tedavinin cinsel fonksiyon bozukluğuile ilişkili olduğu bildirilmektedir. Bu çalışmada amacımız Diyabetes Mellitus ile takipli erkek ve kadın hastaların çoğunlukla göz ardı edilen cinsel fonsiyonlarının değerlendirilip, diyabetin süresi, tipi, komplikasyonlarının etkisi ve ek hastalıklarla olan ilişkisini karşılaştırmak ve sağlıklı bireylerle olan farkını ortaya koymaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Ekim 2019 – Nisan 2020 tarihleri arasında Endokrinoloji ve Metabolizma polikliniğimize başvuran 49kadın, 72 erkekdiyabetik hasta ve 42 kadın, 43 erkek sağlıklıbirey dahil edilmiştir.Demografik bulgular, diyabet komplikasyonları, komorbid hastalıklar ve kullanmakta oldukları tedaviler düzenlediğimiz forma kaydedildi. Tüm erkek hastalardan FSH,LH,Prolaktin,testosteron, kadın hastalardan FSH,LH,prolaktin ve Estradioldüzeyleri ve her iki gruptan da rutinler bakıldı. Çalışmaya alınan tüm bireylere Golombok-Rust Cinsel Doyum Ölçeği uygulandı. Bulgular:Hastaların % 87'sinde, sağlıklıların % 34'ünde cinsel fonksiyon bozukluğu saptandı. Kadın hasta grubunda cinsel fonksiyon bozukluğu sıklığı%75,5 ve erkeklerde % 69,4 olarak bulundu. Tüm sonuçlar ele alındığında hasta bireylerde cinsel fonksiyon bozukluğu sıklığı istatiksel olarak anlamlı bulundu (p=0,000). Yaş, diyabetin süresi, HbA1c, vücut kitle indeksi ile cinsel fonksiyon bozukluğu arasında anlamlı ilişki bulunamadı. Kadın hastaların %36,7'sinde mikrovasküler komplikasyon, %44,98'inde hipertansiyon, %61,2'sinde hiperlipidemitespit edildi. Bu hastalarda cinsel fonksiyon bozukluğu anlamlı olarak yüksek bulundu (p=0,032) (p=0,005) (p=0,044). Kadınlarda FSH yüksekliği, Estradiol düşüklüğü ile cinsel fonksiyon bozukluğu arasında anlamlı ilişkiler bulundu (p=0,029) (p=0,011). Erkek hastalarda ise bakılan değişkenlerle cinsel fonksiyon bozukluğu arasında anlamlı sonuçlar elde edilemedi (p>0,05). Sonuç: Çalışmamızda literatür ile uyumlu olarak diyabetli hastalarda cinsel fonksiyon bozukluğu yüksek olarak belirlendi. Bu yöndeki çalışmaların sosyal faktörler nedeniyle yapılmasının zor olması, çalışmanın yapılabilirliğini etkilemektedir. Toplumun, diyabetin cinsel fonksiyonlar üzerine etkisi konusunda bilinçlendirilmesi ile daha geniş hasta gruplarına ulaşarak daha kapsamlı verilerin elde edilebileceği kanısındayız. Anahtar Kelimeler: Diyabetes Mellitus, Cinsel Fonksiyon Bozukluğu,Golombok-Rust Cinsel Doyum Ölçeği
Çukurova Üniversitesi aile hekimliği polikliniklerine başvuran öğrencilerin cinsel sağlık ile ilişkili tutumları
Amaç: Bu çalışmada, aile hekimliği polikliniklerinden hizmet alan üniversite öğrencilerinin cinsel sağlıkla ilişkili tutumlarının ve eğitim/danışmanlık gereksinimlerinin ortaya konulması amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışma evrenini 1 Kasım-31 Aralık 2019 tarihlerinde Çukurova Üniversitesi Aile Hekimliği Polikliniklerine başvuran üniversite öğrencileri (n=1482) oluşturdu. Evreni %95 güvenirlik ve %5 hata payı ile temsil eden en az örneklem büyüklüğü hesaplandı (n=306). Çalışmaya katılmayı kabul edenlere literatür taranarak oluşturulan ve 28 sorudan oluşan anket formu uygulandı. Bulgular: Yaş ortalaması 19,95±1,77 (17-30) olan 317 katılımcının% 73,8'i kadındı. Cinsel yönelimini % 1,6'sı biseksüel olarak tanımlarken % 26,2'si emin değilim yanıtını verdi. Katılımcıların % 11,4'ü cinsel ilişki yaşadığını ve ilişki yaşayanların % 14,3'ü gebelikten korunmak için hiçbir yöntem kullanmadığını bildirdi. Cinsel ilişki yaşama durumu erkeklerde daha yüksek oranda ve daha erken yaştaydı (p<0,05). Katılımcıların % 3,2'si daha önce cinsel sağlığıyla ilgili bir sorun yaşadığını, eğer bir cinsel sağlık sorunu yaşarsa % 65,3'ü bir sağlık kuruluşuna başvurabileceğini bildirdi. Cinsel sağlık ile ilgili hizmet veren sağlık kuruluşlarına kolaylıkla ulaşıyor musunuz sorusuna katılımcıların % 20,5'i "Hayır", % 35,6'sı "Bu hizmeti nereden alabileceğimi bilmiyorum" yanıtını verdi. Katılımcıların % 77,3'ünün herhangi bir cinsel sağlık eğitimi almadığı, % 49,2'sinin cinsel sağlık ile ilgili bilgi düzeyini yetersiz bulduğu, %56,8'inin cinsel sağlıkla ilgili eğitim almak istediği saptandı. Cinsel sağlık eğitimi alma oranı kadınlarda ve ailesiyle kalan öğrencilerde daha düşüktü (p<0,05). Kadınların, cinsel sağlık eğitimi almadığını bildirenlerin ve cinsel sağlıkla ilgili bilgi düzeyini yetersiz bulanların cinsel sağlık hizmeti veren kurumlara ulaşma oranı daha düşük bulundu (p<0,05). Sonuç: Üniversite öğrencilerine hizmet veren aile hekimlerinin bu çalışmada saptanan bulguları göz önünde bulundurmaları, disipline özgü ilkelerden yararlanarak fırsatları değerlendirmeleri ve uygun eğitim/danışmanlık hizmetlerini vermeleri önerilir.