Divan literature
516 theses under this subject heading
Aşçı İbrahim Dede Rūhu'l-Beyān'daki Farsça Tanıklar ve çevirisi (III/1-100)
Çalışmamız, Aşçı İbrahim Dede'nin dört ciltlik Tercemetü'l-Fârisiyye fî Tefsîri'l-Hakkiyye adlı eserinin üçüncü cildinin 1-100. sayfa aralığının akademik yöntemlerle Latin harflerine aktarılmasıdır. Söz konusu eserde İsmail Hakkı Bursevî'nin Rūhu'l-Beyân adlı eserinde geçen Farsça nazım ve nesir bölümlerinin şerhi Türkçeye çevrilmiş ve açıklanmıştır. İlim dünyasına katkıda bulunmayı hedeflediğimiz çalışmamız; Birinci Bölüm'de eserin müellifi olan Aşçı İbrahim Dede'nin hayatı ve eserleri, nüsha tavsifi, muhtevası, Farsça tanıkların istatistiği, izlenen yöntem ile dil ve imla özellikleri; İkinci Bölüm'de transkripsiyonlu metin ve Sonuç'tan oluşmaktadır. Anahtar Kelimeler: Aşçı İbrahim Dede, Rûhu'l-Beyân, Farsça, İsmail Hakkı Bursevî, Şerh.
Konyalı Âşık Şem'î Divanı'nda tabiat unsurları,
Âşıklık geleneği, İslamiyet öncesi Türk toplumunda önemli bir yer tutan Ozan-Baksı geleneğine dayanmaktadır. İslamiyet'in kabulü ve tarikatların ortaya çıkışıyla birlikte şekillenen bu gelenek, halkın dinî-tasavvufî duygularına tercüman olan âşıkların ortaya çıkmasına vesile olmuştur. Âşık tarzı şiir geleneği, 15. yüzyılın sonları ile 16. yüzyılın başlarında oluşmaya başlamış ve Anadolu coğrafyasında önemli bir yer edinmiştir. Bu şiir geleneğinin önemli temsilcilerinden birisi de asıl adı Ahmed olan Âşık Şem'î'dir. 18. yüzyıl sonları ile 19. yüzyıl başlarında Konya'da yaşamış olan Âşık Şem'î, döneminin meşhur Ayakçı ve Türbe Kahvehanelerinin önemli isimlerinden birisidir. Çocukluğundan itibaren Mevlânâ dergâhına yakın bir çevrede yetişen Âşık Şem'î, Mevlevî kültüründen derinlemesine etkilenmiştir. Dönemin Padişahı III. Selim, II. Mahmud ve Mevlevi Postnişi Hemdem Çelebi tarafından himaye edilen şair, Divanı'nda yer alan şiirlerini hece ölçüsünün yanında aruzla da yazmıştır. Divanı'nda siyasi ve sosyal hayattan, dini ve tasavvufi unsurlara, tabiat güzelliklerine kadar pek çok konuya değinen Âşık Şem'î zengin bir anlatım diline sahiptir. Bunun başlıca sebebi kahvehanelerde şiir söyleyen bir âşık olmasının yanında yapmış olduğu âşar memurluğu ve ihtisap ağalığı gibi görevlerde halkla içiçe olmasıdır. Bu çalışma girişi takip eden beş ana bölüm, sonuç ve kaynakçadan oluşmaktadır. Çalışma ile Âşık Şem'î'nin Divan'ındaki tabiat unsurları, kozmik alem, bitkiler ve hayvanlar ile ilgili olan bölümlerin kavramları tek tek belirlenerek beyitlerden hareketle tahlili amaçlanmıştır. Âşık Şem'î'nin hayatı, edebi kişiliği, tasavvufi şahsiyeti öz biçimde ele alınmıştır. Evren ve insanın yaratılışında temel rol alan ateş, hava, su, toprak gibi unsurlar işlenmiştir. İnsanın sosyal hayata bakışından hem etkilenen hem etkileyen kozmik alem, bitkiler ve hayvanlarda beyitlerle desteklenerek şairin hayal dünyası ortaya konmuştur. Anahtar Kelimeler: Âşık Şem'î, Âşıklık Geleneği, Tabiat, Kozmik Unsur, Bitki, Hayvan.
Milli Kütüphanede kayıtlı 06 Hk 3656 şiir mecmûasının MESTAP'a göre tasnifi (71-131)(İnceleme - metin)
Dîvân edebiyatının temelini oluşturan kaynaklar arasında dîvânlar, dinî metinler, siyerler, hadis tercümeleri, mesneviler, gazavatnâmeler, şehrengizler, şu'arâ tezkireleri, çeşitli biyografik eserler, tarihî metinler vb. yanında mecmûalar da önemli bir yer tutmaktadır. Köken olarak Arapça "cemʿ" sözcüğünden meydana gelen "mecmûʿa" sözcüğü, "toplanıp biriktirilmiş, tanzim ve tertip edilmiş şeyler bütünü" anlamına gelir. Bir edebî kavram olarak mecmûa, "farklı kişilere ait metinlerin/metin parçalarının bir araya getirildiği eserler bütünü" anlamına gelmektedir. Şiir mecmûaları, klasik Türk edebiyatı araştırmalarına geniş bir çalışma alanı sağlayan ve yazıldıkları dönemin zihniyetini, edebî zevkini içinde barındıran önemli kaynaklardır. Mecmûaların dîvânı bulunmayan şairlerin şiirlerini ortaya çıkarmak, dîvânlarda yer almayan şiirleri tespit etmek, şairin yaşadığı dönemin veya mecmûayı derleyen kişinin edebî anlayışını belirlemek vb. yönleri düşünüldüğünde neden ele alınıp incelenmeleri gerektiği açık bir şekilde anlaşılacaktır.
Gelibolulu Mustafa Âlî Divanı'nda ülke ve şehirler
Edebiyat; malzemesi dil olan bir güzel sanat etkinliğidir ve psikoloji, sosyoloji, tarih, felsefe, coğrafya gibi pek çok bilim dalıyla ilişkilidir. Edebiyatın ilişkili olduğu bu dalların en başta geleni ise coğrafya ve tarihtir. Çünkü içinde bulunulan coğrafya ve yaşanılan dönem insan yaşamını şekillendiren, etkileyen en önemli faktörlerdir. Edebi metinler; eseri meydana getiren şair ya da yazar hakkında bilgi verirken aynı zamanda yazıldığı döneme ve topluma ışık tutan bir ayna işlevi görür. Edebi eser, onu meydana getiren yazar ve toplumdan bağımsız değildir. Bu bağlamda yaşanılan yer/ coğrafya ve yaşanılan çağ/ dönem şairin/ yazarın hayatında önemli bir faktör olarak göze çarpar. Dış dünyayı, kurmaca anlatımla bir araya getiren şair/ yazarlar coğrafyaya ve ona dair unsurlara eserlerinde yer verirler. Edebiyatımızda XVI. yüzyılın önde gelen şairlerinden olan ve aynı zamanda tarihçi ve seyyah kimliğiyle de tanınan Gelibolulu Mustafa Âlî Dîvân'ında edebiyat- tarih- coğrafya ilişkisinin en güzel yansımaları görülür. Bu çalışmanın konusunu Gelibolulu Mustafa Âlî'nin bizzat gittiği ülke ve şehirler oluşturmaktadır. Ortaya konulan çalışma klasik Türk şiirinde ülke ve şehirlerin sadece bir şair değil, aynı zamanda bir seyyah ve tarihçinin kaleminden bakışını yansıttığı için önemli olup klasik Türk edebiyatının zenginliğini de göstermeyi amaçlamaktadır. Anahtar Sözcükler Dîvân şiiri, Gelibolulu Mustafa Âlî, coğrafya, edebiyat, seyyah.
Nev'izâde Atâyî'nin Sohbetü'l-Ebkâr mesnevisinde ahlâkî esaslar
Hayatın her alanıyla ilgili kuralları içeren ahlâk, felsefe ve edebiyatın en eski konularındandır. Ahlâkî ögeler barındıran eserler, sözlü edebiyatın başlangıcından bu yana var olmuştur. Divan edebiyatı, ahlâkî-öğretici eserler bakımından zengin bir geçmişe sahiptir. Divan edebiyatı geleneğinde, hem özellikle ahlâkî meseleler üzerine eğilen öğütlerden oluşan nasihat-nâme türündeki müstakil eserlere hem de başka türde eserlerin içlerine yereştirilmiş nasihatlere rastlanmaktadır. Nev'izâde Atâyî'nin Sohbetü'l-Ebkâr adlı eseri de dinî-tasavvufî ve ahlâkî konularda yazılmış öğretici bir mesnevidir. Bu çalışmada; Nev'izâde Atâyî'nin Sohbetü'l-Ebkâr'da işlediği ahlâkî esaslar incelenmeye çalışılmıştır. Çalışmada, mesnevide işlenen konular, ilgili konu hakkında eserden seçilen beyitler çerçevesinde açıklanarak anlatılmıştır.
XIX. yüzyıl divan şiirinde hiciv ve sosyal eleştiri
Sanatçının içinde yaşadığı toplumdan bağımsız düşünülmesi mümkün değildir. Toplumun bir ferdi olan sanatçı her ne kadar bireysel konular üzerinde yoğunlaşsa da kendisini sosyal hayattan tamamen soyutlayamaz. Bütün sanat eserleri için geçerli olan bu durum edebî eserler için de geçerlidir. Hep hayal aleminde olmakla itham edilen divan şairi de hayatla bağını koparmamıştır. Bu edebî geleneğin malzemesinin büyük çoğunluğunu içerisinde barındıran divan metinlerinde içtimaî hayata dair çokça unsur vardır. Bu bağlamda şair çevresinde karşılaştığı aksaklıkları dile getirmekten geri kalmamıştır. Şahıs, kurum veya bir topluluğa karşı yazılan şiirleri hiciv kavramı karşılamaktadır. Aksaklıklar hicvedilirken birtakım unsurlardan faydanılmıştır. Bunların başında edebî sanatlar ve mizah gelmektedir. Estetik değere sahip olan hicivlerin yanı sıra hakaret ve sövgüye dayalı hiciv örnekleri de mevcuttur. Bu çalışma ile XIX. yüzyıl divan şiirinin farklı bir cephesinin ortaya çıkarılması amaçlanmıştır. Bu çerçevede XIX. yüzyıl divanları hiciv ve sosyal eleştiri bağlamında taranmıştır. Ortaya çıkan malzeme değerlendirilip sınıflandırılarak son asır klasik Türk şiirinin divanlar özelindeki hiciv ve sosyal eleştiri tarafı ortaya konulmuştur.
Nef'î'nin kasidelerine semantik bakış
17. yüzyıl klasik şiirinde özellikle kaside alanında kendi dönemindeki ve kendisinden sonraki dönemde yaşayan şairleri etkilemiş olan Nef'î; övgü, yergi ve fahriyeleri ile meşhur önemli bir şairdir. Yapılmış olan çalışma, klasik şiirin mihenk taşı sayılan bu şairin kasideleri üzerinedir. Şaire ait divanın özellikle kaside kısmı irdelenerek şiirlerinde kullanmış olduğu kelimeleri, benzeyen kendisine benzetilen çerçevesinde soyut kavramlara nasıl bir somutluk yüklediği üzerinde durulmuştur. Birini anlamanın en güzel yolu onu dinlemekten ve kelimelerinin tuttuğu yol takip ederek söylediklerini tahlil edebilmekten geçer. Bu bağlamda yapılan çalışmada da kasidelerinde kullandığı kelimeler gözlemlenerek onun zihin dünyasını, döneminin psikolojisini ve sosyolojik durumunu şiirlerinde tercih etmiş olduğu kelimeler nispetinde anlamak hedeflenmiştir. Çalışmanın birinci bölümünde şairi, yaşadığı zamanı, onun edebî şahsiyetini anlamak maksadı ile hayatına dair genel bir çerçeve çizilmiştir. İkinci bölümde, kasideleri benzeyen- kendisine benzetilen çerçevesinde soyut kelimelerin yüklendiği somut manalar detaylı bir şekilde incelenmiştir. Üçüncü bölümde, bütün bunlar çerçevesinde şairin ruh dünyası, dönemine bakışı ve edebî görüşüne dair genel bir değerlendirme yer almaktadır. Son bölümde ise kullandığı kavramlar genel bir yargıya varılarak benzeyen- kendisine benzetilen listesi halinde alfabetik olarak sıralanmıştır. Anahtar Kelimeler: Nef'î, Kaside, Soyut Kavramlar, Klasik Şiir, Benzeyen- Kendisine Benzetilen
Süleymaniye kütüphanesi Ali Nihad Tarlan koleksiyonu 68 numarada kayıtlı Cemʿüˈn-nezâir isimli şiir mecmuası (1b-47b) (İnceleme, transkripsiyon, dil içi çeviri, sözlük)
Bu çalışmada Süleymaniye Yazma Eserler Kütüphanesi Ali Nihad Tarlan Koleksiyonu 68 numarada kayıtlı şiir mecmuasının 1b-47b sayfaları incelenmiştir. Mecmuanın sonunda yer alan "Tarihü'l-Kitâb" başlığı altındaki kayda göre mecmuanın müstensihi Dağıstanlı Seyyid Mehmed Said oğlu Seyyid Mehmed'dir. Mecmua Cemʿüˈn-nezâir adıyla 7 Ramazan 1151/1738 yılında yazılmıştır. Bu mecmuanın çalıştığımız kısmında, çoğunluğu XVI. yüzyılda yaşamış 55 şaire ait 209 şiir bulunmaktadır. Bu çalışma, 1b-47b sayfalarının transkripsiyonlu metni, dil içi çevirileri, fiziksel incelemelerinden oluşmaktadır. Mecmuanın ilgili kısmının transkripsiyonu ve dil içi çevirisi yapıldıktan sonra, ortaya çıkan metin içerik açısından da incelenmiştir. Çalışmanın sonuna çalışmamızda geçen kelimelerden oluşan seçme bir sözlük eklenmiştir. Anahtar Kelimeler: Mecmua, şiir, divan, şair
Millet Kütüphanesi Ali Emîrî Manzum 593 numaralı şiir mecmuası: İnceleme, metin, dil içi çeviri, mecmuaların sistematik tasnifi projesi'ne (MESTAP) göre tasnifi
Bu çalışmada Millet Kütüphanesi Ali Emîrî Manzum bölümünde yer alan 593 numaralı şiir mecmuası incelenmiştir. Îdî Çelebi tarafından tertip edilen söz konusu mecmua 73 varaktan ibaret olup 17. yüzyılda derlendiği tahmin edilmektedir. Çalışmanın giriş bölümünde mecmualar ve Mecmuaların Sistematik Tasnifi Projesi hakkında bilgi verilmiştir. Birinci bölüm inceleme konusu şiir mecmuası hakkında genel bilgilere, ikinci bölüm mecmuanın muhtevasının incelenmesine ayrılmıştır. Üçüncü bölüm ise mecmua metninin çeviri yazıyla tespiti ve dil içi çevirisini ihtiva etmektedir. Mecmuanın Mestap'a göre tasnifi ve tıpkıbasımı çalışmanın sonundaki ekler bölümünde yer almaktadır. Anahtar Kelimeler: mecmua, şiir, dil içi çeviri, Mecmuaların Sistematik Tasnifi Projesi, Mestap
Necâtî Bey Dîvânı'nın şahıslar kadrosu ve Ahmed Paşa Dîvânı'nın şahıslar kadrosuyla karşılaştırmalı incelenmesi
Necâtî Bey, klâsik Türk edebiyatının en meşhur şâirlerinden biridir. Ahmed Paşa ile 15. yüzyılın en büyük iki şâirinden biri olduğu konusunda gerek dönemin tezkire sâhibi müellifleri gerekse dîvân edebiyatı üzerine çalışmalar yapan günümüz araştırmacıları hemfikirdirler. Bu çalışmanın amacı Ahmed Paşa Dîvânı'yla karşılaştırmalı olarak Necâtî Bey'in, dîvânında yer verdiği şahısları, hangi münâsebetlerle ve ne sıklıkla andığını tespit ve örnek beyitlerle tahlil etmektir. Çalışmada, Necâtî Bey'in dîvânında andığı şahıslar, Ahmed Paşa Dîvânı'yla karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Necâtî Bey'in, dîvânında 125 (yüz yirmi beş) şahsa ve dîvân şâirlerince bir şahıs gibi tasavvur edilen varlığa yer verdiği tespit edilmiştir. Bu sayı Ahmed Paşa için 97 (doksan yedi)'dir. Tespit edilen şahıs ve varlıklar; dinî şahsiyetler ve varlıklar, târihî şahsiyetler, edebî eser kahramanları, târihî-efsânevî şahsiyetler ve mitolojik varlıklar olmak üzere dört bölümde incelenmiştir. Çalışma boyunca ele alınan şahıslar hakkında evvela bibliyografik bilgiler verilmiş, akabinde şahıslara dair Necâtî Bey ve Ahmed Paşa dîvânlarında yer alan örnek beyitler açıklanmış, her bölümün sonunda tablolar oluşturulmuş ve elde edilen bilgiler mukayese edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Necâtî Bey, Ahmed Paşa, dîvân edebiyatı, şiir, şahıslar
Karamanlı Sabûhî divanı (İnceleme, tenkitli metin ve dil içi çeviri)
Bu tezin amacı, 16. yüzyıl şâirlerinden Karamanlı Sabûhî'nin Divanı'nın tenkitli metnini transkripsiyon harfleriyle ve dil içi çevirisiyle beraber şekil ve muhtevâ özellikleri açısından inceleyip, şâirin hayatı ve edebî şahsiyeti hakkında bilgi vermektir. Bu doğrultuda, hazırlanan çalışmada tezkirelerden ve şâirin kendisi hakkında verdiği bilgilerden istifade ederek hayatı hakkında en güncel bilgi oluşturulmaya çalışılmıştır. Buna göre asıl adı Abdullah olan şâir Karamanlıdır ve Abdî-i Zarîf nâmıyla meşhurdur. Kaynaklardan edinilen bilgiye göre bilinen tek eseri Kanûnî Sultan Süleyman adına tertip ettiği divanıdır. Şâirin edebî şahsiyeti, kendi şiirleri hakkında yaptığı yorumlar göz önüne alınarak değerlendirilmiştir Divan, nazım şekli, vezin, kafiye, redif ve dil ve anlatım alt başlıklarıyla şekil ve üslup özellikleri yönünden değerlendirilmiştir. Muhtevâ özellikleri dinî unsurlar, tarihî, efsanevî ve mitolojik şahsiyetler, mekânlar, tabiat, sosyal hayat ve işlenen başlıca konular başlıkları altında ayrıntılı bir şekilde incelenmiştir. Sonuç kısmında ise Sabûhî'nin hayatı, eserleri, edebî şahsiyeti ve divanı hakkında elde edilen çıkarımlar verilmiştir. Son bölümde tenkitli metni hazırlarken kullanılan Medine ve Fransa nüshaları hakkında bilgi verilmiş, tenkitli metnin nasıl oluşturulduğu açıklanmıştır. Ardından, transkripsiyon alfabesi ile Latin harflerine aktarılan metin, dil içi çevirisiyle karşılıklı gelecek şekilde verilmiştir. Nüshaların tıpkıbasımı da çalışmanın sonuna eklenmiştir. Anahtar Kelimeler: Sabûhî-i Karamanî, Divan, şiir, 16.yüzyıl
Avnî ve Muhibbî divanlarında savaş ve savaş unsurlarının kullanım alanları
Osmanlı'nın her döneminde sanatçı ve şairler himaye edilmiş, sanatsal faaliyetler saray ve devlet büyükleri tarafından desteklenmiştir. Saray ve devletin merkezi olan padişahlar da şiirle meşgul olmuştur ve bir kısmının divanı bulunmaktadır. Divan tertip eden ilk şair-padişah Avnî mahlasını kullanan Fatih Sultan Mehmed'tir. 15. yüzyılın önemli şairleri arasında kabul edilen padişahın hacimli olmayan bir divanı bulunmaktadır. 16. yüzyılda yaşamış ve hanedanın diğer mensuplarına göre daha uzun süre hükümdarlık yapmış olan Kanunî Sultan Süleyman ise Muhibbî mahlası ile şiirler yazmıştır. Muhibbî Divanı klasik Türk edebiyatında tertip edilmiş en hacimli divanlardan biridir. Bu çalışmada; hayatlarının ciddi bir bölümünü savaş ve seferlerle geçiren Avnî ve Muhibbî'nin divanlarında savaş ve savaş unsurlarının kullanım alanları belirlenerek şairlerin bu unsurları şiirlerine yansıtma biçimleri tartışılmıştır. Bu doğrultuda beyitler tespit ve tasnif edilmiştir. Tespit ve tasnif edilen beyitler sıralanırken 15. yüzyılda yaşamış olması sebebiyle öncelik Avnî'nin beyitlerine verilmiştir. Daha sonra benzer bir kullanım varsa Muhibbî'nin beyitleri hemen ardına yazılarak beyitler mukayese edilmiştir. Beyitler mukayese edilirken söz konusu kavramın beyitte ne anlama geldiği ifade edilmiş ve içerdiği gerçek ve mecaz anlam katmanları değerlendirilmiştir. Değerlendirme yapılırken farklı ve benzer kullanım alanları göz önünde bulundurulmuş, kavramların Türk kültür ve edebiyatında edindiği konumları ve tarihsel arka planları araştırılmıştır. Her kullanım alanı kendisiyle ilgili içerdiği mazmunlar çerçevesinde açıklanmış ve iki şairin bu unsurları hangi açılardan ele alarak işlediği karşılaştırılarak sonuca gidilmiştir. Böylelikle şairlerin şiirlerinin savaşla olan bağlantısı gün yüzüne çıkarılmış; tarihsel gerçekliği olan beyitlerin açıklanmasıyla da padişahların şairlik ve hükümdarlıklarını şiirlerine ne ölçüde ve nasıl yansıttığı ortaya konmuştur. Anahtar Kelimeler: Avnî, Muhibbî, Divan, Klasik Türk Şiiri, Savaş.
Ahmedî, Kadı Burhâneddîn ve Seyyid Nesîmî divanlarında nebâtî unsurlar
Ahmedî, Kadı Burhâneddîn ve Seyyid Nesîmî bugün yazılı olarak bulabildiğimiz ilk divanların sahipleridirler. Bir devrin başlangıcını temsil eden bu divanlar elimizde bulunan en eski divan örnekleri olmaları hasebiyle bu dönemin sanat anlayışını inceleyebilmek adına en büyük yardımcılarımızdır. Çeşitli temalar çevresinde divanların tahlillerini yapmak dönemin anlayışını anlamlandırabilmek için önemlidir. Tema olarak içinde yaşadıkları hayatın vazgeçilmez bir parçası olan bitkiler tercih edilmiştir. O devirde şairin tabiata bakışı ve onu anlamaya çalışma şekli beyitler yoluyla tetkik edilmeye çalışılmıştır. Bu çalışmanın amacı elimizde bulunan ilk divanları inceleyerek klasik edebiyatın iptidai olarak adlandırabileceğimiz devresinde tabiata bakışın nasıl olduğunu anlamaya çalışmaktır. Bahsedilen üç divandaki nebâtî unsurlar karşılaştırılmalı olarak ele alınmıştır. Ahmedî divanında 130, Kadı Burhâneddîn divanında 100 ve Seyyid Nesîmî divanında 85 nebâtî unsura tesadüf olunmuştur. Belirlenen kelimeler çiçekler, ağaçlar, meyveler ve hubûbat olmak üzere dört bölümde ele alınmıştır. Şairlerimizi daha yakından tanıyabilmek için öncelikle hayatları incelenmiştir. Sonrasında nebâti unsurların toplumumuz için önemi aktarılmıştır. Dört ana başlık altında incelenen nebatlar kullanım sıklıklarına göre sıralanmıştır. Ele alınan bitkilerle ilgili önce sözlük bilgileri verilmiş daha sonra tasnife göre örnek beyitlerin gerekli durumlarda nesre çevirisi verilmiş yahut açıklama yoluna gidilmiştir. Son kısımda ise istatistiksel bilgi verilerek üç şairin nebâtî unsurları kullanım sıklığı arasında mukayese yapılarak analiz edilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Ahmedî, Kadı Burhâneddîn, Seyyid Nesîmî, klâsik Türk şiiri, bitkiler.
Aşk mesnevilerinde bulunan farklı nazım şekilleri, kurgudaki yeri ve işlevleri
Bu çalışmada, Batı Türkçesiyle kaleme alınan aşk mesnevilerinde "gazel, kıta, murabba, terci-bend" gibi farklı nazım şekillerindeki manzumelerin hangi sıklıkta ve nasıl kullanıldığı sorusunun cevabı aranmaktadır. Mesnevilerde bu gibi manzumelerin hangi ihtiyaca binaen ve ne ölçüde varlık gösterdiği, belirli bir hikâye anlatan bu tür eserlerde hikâyenin doğasına zarar vermeden kendisine nasıl yer bulabildiği, aynı konuyu anlatan birçok aşk mesnevisinin varlığı düşünüldüğünde bu manzumelerin eserin telif niteliğine ne ölçüde katkıda bulunduğu gibi sorular, mesnevilerde farklı nazım şekillerinin varlığı bahsinde akla gelen sorulardan bazılarıdır. Diğer yandan Türkçe aşk mesnevilerinde, İran edebiyatındaki seleflerinden farklı olarak bu tip manzumelerin oldukça sevildiği ve rağbet gördüğü bilinmektedir. Bu yüzden Türk mesnevi edebiyatının kendine özgü karakterini anlama yolunda, konunun ayrıntılarıyla ortaya konması ayrıca önemlidir. Dolayısıyla hem mesnevilerdeki bu gibi manzumelerin niteliklerini aşk mesnevileri örneğinde kapsamlı bir biçimde ele almak hem de klasik Türk edebiyatının bir ürünü olarak söz konusu manzumelerde tezahür eden edebî zevki tasvir edebilmek için bu çalışmada bahsi geçen manzumeler araştırma konusu edilmektedir. Çalışmanın ilk bölümünde, Batı Türkçesiyle kaleme alındığı tespit edilen aşk mesnevileri bu tip manzumelerin varlığı veya yokluğu bakımından incelenmektedir. Farklı nazım şekillerinde manzumeler ihtiva eden mesneviler, ayrıca bu manzumelerdeki nazım biçimi, vezin, mahlas kullanımı gibi yönlerden de incelenmektedir. İkinci bölümde ise aşk mesnevileri arasından seçilen 41 mesnevi, farklı nazım şekillerinde manzumelerin kurgudaki yeri ve işlevleri başlıca odak noktası olmak üzere yakından incelenmektedir.
Arşî Divanı'nda Hurûfîlik
Hurûfîlik, 14. yüzyılda İran'da ortaya çıkan mistik-felsefî bir akımdır. Bu akım; dini, ibadetleri, Allah'ı, insanı, yaratılışı, gezegenleri, yeryüzü ve gökyüzünü, kısaca her şeyi Arap alfabesinin yirmi sekiz ve Fars alfabesinin otuz iki harfiyle açıklar. Hurûfîliğe göre harfler her şeydir. Hurûfîliğin kurucusu Fazlullah Esterâbâdî'nin idamından sonra, Hurûfîlerden bir kısmı Anadolu'ya gelmiş, kendi inanç ve düşüncelerini burada yaymaya çalışmışlardır. Onların bu konudaki gayretleri sonucu, kısa bir süre sonra Osmanlı sahasında kendi eserlerini verebilecek bir Hurûfî zümre oluşmuştur. Firişteoğlu, Misâlî, Muhîtî ve Arşî bu zümrenin müellif ve şairleri arasındadır. Arşî, 16. yüzyılda yaşamış divan sahibi şairlerden biridir. Her ne kadar onun hayatı hakkında hiçbir tezkirede bilgi bulunmasa da, Divan'ından yola çıkarak şairle ilgili bazı şeyleri bilebiliyoruz. Muhîtî'nin müritlerinden biri olan Arşî, koyu bir Hurûfî'dir. Onun şiirlerinin önemli bir kısmı Hurûfîlik ile alakalıdır. Bu sebeple, Hurûfî Türk şairlerinden bahsedince akla ilk gelenlerden biri odur. Çalışmamızda Hurûfî şairlerden Arşî'nin Divan'ını Hurûfîlik açısından inceledik. Amacımız, Hurûfîlik öğretisinin Arşî Divanı'na ne kadar yansıdığını ortaya koymak ve Arşî'nin, klasik Türk edebiyatı geleneğinin anlam dünyasından oldukça farklı bir içeriğe sahip Hurûfî şiirlerini yorumlamaktır. Çalışmamız, Arşî Divanı'ndaki Türkçe şiirler ile sınırlandırılmıştır. Araştırma yöntemi olarak literatür taraması ve şerh yöntemi kullanılacaktır. Şerh yönteminde başvuracağımız temel kaynaklar; Fazlullah Esterâbâdî'ye ait Câvidânnâme ve Arşnâme kitaplarının Osmanlıcaya yapılan birebir çevirileri ile Diyanet İşleri Başkanlığı'nın hazırlamış olduğu Kur'an-ı Kerim Meâli'dir.
XVII. yüzyıl Divân şiirinde âdetler ve gelenekler: Şeyhülislâm Yahyâ, Nev'izâde Atâyî, Nef'î ve Azmi-Zâde Hâletî örnekleri
Şairler eserlerini oluştururken mensup oldukları toplumun sosyal hayatı ile âdet ve geleneklerini eserlerine yansıtırlar. Bu durum XVII. yüzyıldaki divan şairleri için de geçerlidir. Bu açıdan divan şiirine ilham kaynağı olan âdet ve gelenekler ile çeşitli hayat tecrübeleri dönemin zihniyetini yansıtır. "XVII. Yüzyıl Divân Şiirinde Âdetler ve Gelenekler: Şeyhülislâm Yahyâ, Nev'izâde Atâyî, Nef'î ve Azmî-zâde Hâleti Örnekleri" başlığı altında yapılan bu çalışmada bahsi geçen eserlerdeki âdet ve gelenekler tespit edilmiş ve bu âdet ile gelenekler, örnek beyitlerle açıklanmaya çalışılmıştır. Çalışmada ayrıca XVII. yüzyıl Osmanlı toplumunda mevcut olan âdet ve geleneklerin Şeyhülislâm Yahyâ, Nev'izâde Atâyî, Nef'î ve Azmî-zâde Hâletî divanlarına hangi mahiyette yansıdığı da belirtilmeye çalışılmıştır. Bununla birlikte tespit edilen âdet ve geleneklerin, günümüz toplumuna yansıyan örnekleri de belirtilerek Şeyhülislâm Yahyâ, Nev'izâde Atâyî, Nef'î ve Azmî-zâde Hâleti divanlarında yer alan âdet ve geleneklerin, şiirin anlaşılması bağlamındaki etkisi de açıklanmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda tespit edilen bütün unsurlar, tasnif edilmiş ve on bir başlık altında toplanarak ele alınmıştır.
Şeyhülislam Yahya, Şeyhülislam Esad ve Şeyhülislam İshak divanlarında tarih manzumeleri
Eski Türk edebiyatı metinleri çeşitlilik arz eder. Divanlarda ve şiir mecmualarında yer alan bu türlerin her biri farklı bir işleve yöneliktir. Bunlardan kaside bir kişiyi övmek ya da yermek amaçlı kaleme alınırken, gazel bir sevgiliye duyulan aşkı dile getirir. Mesneviler uzun ve tahkiyeli bir anlatımı karşılarken, rubailerde felsefi bir düşünce yer alır. Bunların dışında daha çok 17. ve 18. yüzyıllarda kaleme alınan kıt'a nazım şekli ise çoğunlukla tarih düşürme gibi bir tür için kullanılmıştır. Klasik Türk edebiyatı şairleri, ebced adı verilen hesaplama yöntemini kullanarak imar faaliyetine, doğum ve ölüm gibi olaylara, düğünlere, padişahların tahta çıkışına ve daha pek çok olaya tarih düşmüşlerdir. Şiirsel değeri olan bu tür manzumeler daha çok tarihi önem taşımaktadır. Bu bağlamda tarih düşürme, hem şair hami ilişkisini ortaya koyması hem de tarihi olayların şiirsel bir şekilde kayıt altına alınması bakımından oldukça önemlidir. Osmanlı Devleti'nin en önemli üç şair-şeyhülislâmı olan Şeyhülislâm Yahya, Es'ad ve İshak Efendilerin divanlarında da çok sayıda tarih manzumesi yer almaktadır. Bu çalışmada, bu üç şeyhülislâm şairin divanlarındaki tarih manzumelerinin yöntem bakımından çözümlenmesi ve şekilsel ve içerik yönünden incelenmesi amaçlanmaktadır. Ayrıca şairlerin hangi olaylara tarih düşürdüğünün tespit edilmesi de onların diğer şairlerden nasıl bir farkları olduğunun gözlemlenmesi açısından önem taşımaktadır.
Klâsik Türk şiirinde şeyhülislâmlara sunulan kasideler
Divan edebiyatında kaside sunma geleneği, bu edebiyatın ilk dönemlerinden itibaren görülmektedir. Şairlerin bir kişiyi övmek, yermek veya ondan himaye ummak gibi vesilelerle çeşitli devlet adamlarına sundukları kasideler belli bir maksatla kaleme alınmışlardır. Hemen her şairin divanında yer alan kasideler, divan şiirindeki şair-patron ilişkisini göstermesi bakımından da önem arz etmektedir. Belirli formlarda yazılan kasidelerde genel olarak tasvir mahiyetinde yazılan giriş bölümünün ardından medhedilecek şahsiyetin iyi vasıfları, güzel meziyetleri sıralanır ve aynı zamanda medhedilen şahsiyetle ilgili bir prototip oluşturulur. Bu bölümlerin ardından bazı kasidelerde fahriye ve tegazzül denilen bölümler de yer alır. Bu bölümlerden sonra da övülen kişiye dua edilen kısma geçilir. Burada da övülen kişinin vasıflarından bahsedilir. Kasidenin sunulduğu kişinin çoğu özellikleri, benzetildiği olağanüstü ve mitolojik varlık ve şahsiyetler, hayatı boyunca yaptığı iyi ve güzel işlerden hareketle o şahsiyetin divan şiirinde nasıl algılandığı ortaya konulur. Çalışmamızda, kaside ve kaside sunma geleneği, Osmanlı'da şeyhülislâmlık kurumu hakkında bilgi verilmiş şeyhülislâmlar tanıtılmıştır. Divan edebiyatında şeyhülislâmlara sunulan kasidelerden hareketle onların divan şairlerince nasıl algılandığının ve nasıl bir şeyhülislâm profilinin oluşturulduğunun ortaya konması amaçlanmıştır. Ayrıca ele alınan şiirler şekil ve içerik bakımından incelenmiştir.
Ravzî divanı'nda sosyal hayat
XVI. yüzyıl şâirlerinden Ravzî, bugün Balıkesir sınırları içinde yer alan Edincik'te yetişen ve edebiyatımızda önemli yeri olan şâirlerdendir. Şâirin mesleği, fiziki görünümü, devlet erkânı ile olan münasebetleri gibi konularda bilgiler oldukça kısıtlıdır. Eğitim durumu hakkında da sınırlı bilgilere sahip olduğumuz şâirin bir beytinde, kendisi için Yunuszâde ifadesine yer vermesi ve şiirlerinde kullandığı Arapça-Farsça kelime ve terkiplerin yoğunluğundan da yola çıkarak bu dillerde eğitim aldığı tahmin edilmektedir. Benimsediği Mahallîleşme akımının etkisi ile eserlerinde, mahallî çizgide yer alan birçok kelime ve söylem barınır, atasözleri ve deyimlerle birlikte halk deyişleri de bulunur. XVI. yüzyıl Divan şâirlerinden Ravzî'nin Divanı'ndaki sosyal hayat unsurlarını incelemeye yönelik çalışmamız iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Edincikli Ravzî ve XVI. yüzyıl toplum hayatı incelenmiştir. İkinci bölümde ise Edincikli Ravzî Divanı'ndan hareketle dönemle ilgili sosyal hayat unsurları ele alınmıştır. Çalışmada amaçlanan: XVI. yüzyılda toplumun yaşayış biçimine, bu dönemde kullanılan alet, eşya ve giysilere; deyimlere; âdet, inanış ve ritüellere yer vererek ve geçmiş dönemlerdeki kültürel unsurlar ortaya çıkarıp döneme ışık tutmak ve XVI. yüzyıl ile günümüz arasında bağ kurmaktır. Anahtar Kelimeler: Edincikli Ravzî Şâiri Şâiri, Sosyal Hayat
Neylî Dîvânı'nın tahlîli
Bilindiği gibi, Türk Edebiyatı birçok döneme ayrılır. Bu dönemlerin içinde en geniş ve en kapsamlı yere sahip olan dönem, dîvân edebiyatıdır demek mümkün. Dîvân edebiyatı da kendi içerisinde farklı zamanlara ayrılarak belli dönemlere bölünmüştür. Bu dönemler içerisinde XVIII. yy. dîvân edebiyatı'nın son merhalesini oluşturmaktadır diyebiliriz. XVIII. yüzyılda birçok şair yetişmiştir. Bunlardan biri de Mirzâ-zâde Ahmed Neylî 'dir. Çalışmamızda; Mirzâ-zâde Ahmed Neylî 'nin hayatı, edebi şahsiyeti ve eserleri hakkında bilgiler sunulmuştur. Ayrıca Neylî'nin dili, edebî yönü, şiirlerine yansıyan duygu ve düşüncelerini belirten nazımlardan örnekler sunulmuştur. Bunun yanı sıra Neylî'nin Dîvânı; Dîn-Tasavvuf, Cemiyet, İnsan ve Tabiat şeklinde incelenmiş ve tahlîl edilmiştir. Her bölüm de kendi içerisinde farklı bazı bölümlere ayrılmış, dîvân şiirine uygun gereken bilgi ve yorumlar verilmiştir.
Leylâ Hanım Dîvânı'nın tahlili
Divan şiiri tahlili, Eski Türk edebiyatı çalışmalarında önemli bir yer tutmaktadır. Divan şiirini anlama, açıklama, tanıtma ve değerlendirme amacıyla yapılan çalışmaların geçmişinin eskilere dayandığı bilinmektedir. Divan şiiri tahlili, divan edebiyatının kendi döneminden başlayarak, günümüze kadar gelmiş; günümüzdeyse geçmişin tanıtılması, dolayısıyla yaşatılması, geçmişle günümüz arasında bağlantı kurulması açısından büyük önem kazanmıştır. Divan şiiri tahlili çalışmaları, divan edebiyatı döneminde başlamıştır. Bunun yanı sıra metin açıklama, inceleme, değerlendirme çalışmalarının esas itibariyle günümüzde önem ve yoğunluk kazandığını da vurgulamak gerekmektedir. Biz de bu çalışmamızda 19. yy kadın şairlerinden olan Leylâ Hanım Dîvânı'nı tahlil etmeye çalıştık. Leylâ Hanım, lirik aşk şiirleriyle tanınan divan şairidir. İstanbul'da doğdu. Kazasker Moralızâde Hâmid Efendi'nin kızıdır. Hayatı hakkında fazla bilgi olmadığı gibi doğum tarihi de bilinmemektedir. Kendi şiirlerinden anlaşıldığı üzere dayısı Keçecizâde İzzet Molla'dır. Divanında kendisine şiirde yol göstermiş olan İzzet Molla'yı üstadı ve hocası olarak gösteren ifadelerin yer aldığı görülür. Leylâ Hanım, kültürünü içinde bulunduğu münevver aile çevresinden alarak yetişmiştir. Çalışmamızda Mehmet Arslan'ın hazırladığı Kitabevi Yayınları tarafından basılan Leylâ Hanım Divanı ve www.kulturturizm.gov.tr http://ekitap.kulturturizm.gov.tr internet adresinde aynı adla yayımlanan eserleri temel kaynak olarak ele aldık. Böylelikle Leylâ Hanım Dîvânı'nın daha iyi anlaşılması, değerlendirilmesi ve tanıtılmasına gayret ettik. Ayrıca Divan edebiyatı ve geçmiş kültürümüzün tanıtılması açısından da bu çalışmamız önem arz etmektedir. Anahtar Kelimeler: Leylâ Hanım, Dîvân Tahlili, 19. Yüzyıl, Din-Tasavvuf, Cemiyet, Tabiat, İnsan
Şükrî divanı (İnceleme-metin)
Şükrî 19. yüzyılda yaşamış, şiirlerinde dini-tasavvufi konuları işleyen tarikat ehli bir şairdir. Şükrî Divanı'nın metni hazırlanırken Ankara Milli Kütüphane yazma eserler bölümünde 06 Mil Yz FB 275 kayıt numaralı, 20 varaktan oluşan ve talik kırması yazı tipiyle yazılan nüshadan yararlanılmıştır. Yapılan araştırmalar sonunda Divan'ın başka bir nüshası tespit edilememiştir. Şükrî, şiirlerinde muhtevayı şeklin önünde tutmuştur. Muhteva olarak şair Allah sevgisi, peygamber sevgisi, vahdet, ayrılık, kavuşma gibi konularını sıklıkla işlemiştir. İçeriği önemseyen şair, dini-tasavvufi konuların dışına çıkmamıştır. Tasavvuf terimlerinden vahdet ve kesret sözcüklerine şiirlerinde fazlaca yer veren Şükrî, sözcük tekrarlarına sıkça başvurmuştur. Şairin şiirlerinde rindane ve şuhane söyleyişler bulunmaz. Şiirleri daha çok hikemi ve sufiyanedir. Şükrî'nin şiirlerinde aruz kusurları oldukça fazladır. Şükrî, 19. yüzyılda Divân edebiyatının ihtişamını yitirdiği bir dönemde şiirlerini kaleme almış ve şiirlerinde şekil kurallarına çok sıkı bağlı kalmamıştır.
15. yüzyıl divanlarında konuşma eğitimi
Bu çalışmada 15 yy divanlarında temel dil becerilerinden konuşma becerisine ilişkin beyitler tespit edilmeye çalışılmıştır. Tespit edilen beyitlerin Türkçe Dersi (6, 7, 8. sınıflar) öğretim programındaki kazanımlarla örtüşüp örtüşmedikleri konusunda fikir elde edilmeye çalışılmıştır. Araştırma tarama modeli ile 15. yy divanları içerisinde yer alan Çâkeri Divanı, Şeyhi Divanı, Ahmed Paşa Divanı, Ahmed-i Dâ'i Divanı ve Mesihi Divanında geçen konuşma becerisine ilişkin kavram, kelime, kelime grublarına ulaşılmaya çalışılmıştır. Araştırma ile ilgili olduğu düşünülen beyitler fişlenmiştir.İlgili olmadığı düşünülen beyitler araştırmaya alınmamıştır. Elde edilen beyitler belirli başlıklar altında sınıflandırılmıştır.Konuşma becerisi ile ilgili olan beyitler konuşma kazanımlarıyla örtüşüp örtüşmedikleri kontrol edilmiştir.İnceleme sonucunda beyitlerin konuşma kazanımlarıyla uyuştuğu görülmektedir.Bu tür eserlerin eğitim öğretim programlarında yer alması faydalı olacağı düşünülmektedir. Bu eserler sadeleştirme, basitleştirme gibi yöntemlerle kontrollü metin haline getirilerek okullarda okutulabilir. Böylece temel dil becerilerinin desteklenmesi sağlanır ve geçmişteki değerler günümüze taşınmış olur.
1957-2013 yılları edebiyat ders kitaplarında yer alan divan edebiyatı örneklerinin eğitim öğretim açısından incelenmesi
Bu çalışmayla 1957'den itibaren edebiyat müfredat programı çerçevesinde yayımlanan lise edebiyat ders kitaplarındaki divan edebiyatı örneklerinin tasnifini yapmak, buradan hareketle bu örneklerinin eğitimdeki kullanış biçimlerini ve ders kitaplarındaki örneklerin hem edebiyat hem de Türkçe eğitim ve öğretiminde daha verimli bir şekilde nasıl ele alınması gerektiğini belirtmek amaçlanmıştır. Kitaplarda yer alan divan edebiyatı örneklerinin, metnin kitaba alınış sebebi, hazırlık çalışmaları, sorular, sözcük çalışmaları ve açıklamalar gibi metin üzerinde yapılan çalışmalara göre değerlendirilmiştir. Bu eserlerin, incelenen ders kitaplarında nasıl ele alındığı, ne gibi çalışmalarla öğrencilere kavratılmaya çalışıldığı ortaya konulmuştur. Çalışma boyunca elde edilen bilgilerden yola çıkılarak, edebî metinlerin seçimi ve metin üzerinde yapılan çalışmalarla ilgili sonuç ve önerilere yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Türkçe, Edebiyat eğitimi, Ders Kitabı, Divan Edebiyatı.