Divan şiiri
356 theses under this subject heading
Sünbülzâde Vehbî'nin kasideleri ve kasideciliği
Bu çalışma Sünbülzâde Vehbî'nin kasidelerinin tür ve şekil bakımından değerlendirilmesine ve kasideciliğinin konumunun belirlenmesine yönelik bir çalışmadır. Çalışmanın amacı, 18. yy. divan şairi olan Sünbülzâde Vehbî'nin kasidelerinin gelenekle olan münasebetini ortaya koyarken gelenekten ayrılan yönlerini de tespit etmektir. Sünbülzâde Vehbî Divanı'nda "kasâîd" bölümünde bulunan 63 şiir tür veya şekil bakımından kaside olarak değerlendirilmiştir. Geriye kalan şiirler (kıta, tahmis, tercî-i bend, muhammes gibi.) tür veya şekil bakımından kaside özelliği göstermediğinden incelemenin dışında tutulmuştur. Kasideler şekil bakımından değerlendirilirken tablo, grafik ve istatistiksel verilerden faydalanılmıştır. Sünbülzâde Vehbî'nin kasidecilik anlayışı, 13. yy'dan 18. yy'a kadar yapılmış olan kaside çalışmaları etrafında karşılaştırılarak değerlendirilmiştir. Bu değerlendirmede şaire has olan unsurlarla gelenekle olan bağı ortaya konmuştur. Çalışmanın diğer bölümlerinde dil ve anlatım, muhteva ve sosyal hayat unsurları incelenmiştir. Şekil bölümünden sonra deyim ve atasözlerinden iktibaslara, konuşma dili ve kalıp ifadelerden edebî sanatlara farklı konulara yer verilmiştir. Muhtevada da kasidelerde zikredilen şahıs kadrosu ile şairin sıradışı kasideleri incelenmiş ve örneklendirilmiştir. Son bölümde ise Vehbî'nin kasidelerinde öne çıkan sosyal hayat unsurları ele alınarak açıklanmıştır. Çalışmanın sonucunda Sünbülzâde Vehbî'nin gelenekten kopmadan kendine has şiirler yazarak yenilik peşinde olduğu, kasideyi hem şekil hem de tür olarak algıladığı sonucuna ulaşılmıştır. ANAHTAR KELİMELER Sünbülzâde Vehbî, Kaside, Kasidecilik Geleneği, Kasidecilik Anlayışı
Taşlıcalı Yahya Bey Dîvânı'nda Bezm u Rezm
Divan şairleri içinde yetiştikleri toplumun ve kendi yaşam alanlarının izlerini şiirlerinde yansıtmışlardır. On altıncı yüzyıl şairlerinden Taşlıcalı Yahya Bey de bu şairlerden biri olarak divan şiirinin sınırları içinde kalmış, mesleğinin etkisini şiirlerine konu edinmiştir. Yahya Bey asker bir şair olarak şiirlerinde hem bezme hem de rezme dair unsurları sıkça kullanmış bir şairdir. Şairin mesleğinin askerlik olması rezme dair kullanımları belirgin kılarken rint anlatıcı kimliğiyle şiirler yazması ve tasavvufa intisab etmesi de bezme dair unsurları kullanmasını sağlamıştır. Bu çalışmada öncelikle Yahya Bey Dîvânı'nda bezme ve rezme ait ögeler taranmıştır. Yapılan taramada bezm ve rezm kavramlarıyla ilgili unsurlar tespit edilerek fişlenmiş ve tasnif edilmiştir. "Yahya Bey Dîvânı'nda Bezm u Rezm" adlı çalışmanın girişinde şairin hayatı, sanatı, eserleri hakkında genel bilgiler verilmiştir.. Çalışma iki ana bölüm etrafında şekillenmiştir. Çalışmanın birinci ve ikinci bölümünde şairin şiirlerinden yola çıkılarak bezme ve rezme dair unsurlar tespit edilip açıklanmıştır. Bezme dair unsurlarda şair bezmin tasavvufi anlamlarını dikkate almıştır. Bunda yaşamının son dönemlerinde askerlikten ayrıldıktan sonra tercih ettiği yaşam biçimi etkili olmuştur. Aynı zamanda asker bir şair olan Yahya Bey'in rezme ait unsurları da sıkça kullandığı ve şiirlerinde bizzat katıldığı savaşlardan bahsettiği görülmüştür. Bu yönüyle Yahya Bey'in şiirlerinde bezmin ve rezmin belirleyici bir yönünün olduğunu söylenebilir. Sonuç olarak asker bir şair olan Yahya Bey'in mesleğinin ve askerlik mesleğinden sonraki yaşamının divanında etkisinin olduğu tespit edilmiştir. Şairin divanındaki şiirlerinde tasavvufun etkisi, rezmle ilgili bölümde ise askerlik mesleğinin etkisi olmuştur. ANAHTAR KELİMELER Divan Şiiri, Bezm, Rezm, Yahya Bey.
Nuruosmaniye Kütüphanesi No:4959'da kayıtlı şiir mecmuası (İnceleme-metin)
Bu çalışmanın konusu, Nuruosmaniye Kütüphanesi No: 4959'da kayıtlı olan ve 595 varaktan oluşan şiir mecmuasıdır. Varak sayısı ve derkenarlarıyla hacimce dikkatleri çeken bir mecmuadır. Mehmed Fennî Efendi'nin (?–1715) ferağ kaydına göre 1102/1690-91'de tamamlanmış olan bu mecmua ta'lik hattıyla yazılmıştır. Mecmuadaki şiirlerin büyük çoğunluğu Türkçedir. Bu şiirlerle birlikte mecmua, Arapça ve Farsça şiirler de içermektedir. Türkçe manzumesi bulunan, özellikle 17. yüzyıla ait şairlere yer verilmiştir, ayrıca 15 ve 16. yüzyıl şairleri ile yaşadığı dönem belli olmayan şairler de mecmuada yer almaktadır. Bu çalışma, mecmuada yer alan toplamda 3612 adet Türkçe manzumenin transkripsiyon harfleri ile yeniden yazımından oluşmaktadır. Mecmuadaki ilk 144 manzume Nev'î-zâde 'Atâyî'ye aittir. Bunun dışında mecmuada Âlî (Hüseyin Ali Çelebi), 'Âli Efendi (Gelibolulu Mustafa), Arzî (Mehmed Dede), Azmi-zâde Hâletî, Bağdatlı Rûhî, Bahâyî (Şeyhülislam), Bâkî, Beyânî, Cem'î (Mehmed Efendi), Cevrî (İbrahim Çelebi), Dânişî, Dîvânî (Semâî), Fâsih, Fehîm-i Kadîm, Fennî Çelebi, Fevrî (Ahmed), Feyzî Çelebi (Topkapılı-zâde Mustafa Çelebi), Feyzî (Ebû Sa'id-zâde Feyzullah Efendi), Firâkî, Fuzûlî, Gani-zâde Nâdirî, Gubârî, Güftî (Edirnevî), Hâşimî (Bursevî), 'Îdî (Bayram), İlâhî, 'İsmetî (Mehmed İsmet Çelebi), Kaf-zâde Fâ'izî, Mezâkî, Münîrî, Nâbî, Nâilî-i Kadîm, Necâtî, Nefèî, Nehcî (Seyyid Mustafa Dede), Nesîb (Seyyid Yûsuf), Neşâtî, Nihânî (Nacak Fâzıl), Nûşî, Riyâzî, Rızâyî (Mehmed Ali Çelebi), Rüşdî (Mehmed Efendi), Sâbir Pârsâ, Seyyid Sabrî (Mehmed Şerif), Sabûhî (Şeyh Ahmed Dede), Senâ'î, Sırrî Çelebi (İbrahim Efendi), Subhî (Bursalı Mehmed Ali), Şehrî (Malatyalı Ali), Şeyhülislam Yahyâ Efendi, Şi'rî Beg, Tıflî, 'Ulvî (Derzi-zâde), Va'dî (Ahmed Efendi), Vecdî, Veysî, Zekî ve Zihnî olmak üzere toplam 59 şaire ait manzumelere yer verilmiştir.
Moralı Azîz Dîvânı: İnceleme-metin
Moralı Azîz, XVIII. yüzyılda yaşamış Divan şairlerimizdendir. Şairin bir divanı vardır. Bu çalışma, Moralı Azîz ve Dîvânı üzerine yapılan ilk çalışmadır. Moralı Azîz Dîvânı'nın tek nüshası vardır. Divanda 220 gazel, 1 mesnevi, 2 kıt'a, 6 rubai, 43 müfred ve 3 tarih bulunmaktadır. Divan üzerine yapılan incelemede, Moralı Azîz'in şiirlerini klâsik üslûpta oluşturduğu ve şiirlerinde âşıkane konuları işlediği görülmüştür.Anahtar SözcüklerMoralı Azîz, Divan şiiri, XVIII. yüzyıl, metin.
Çorum Hasanpaşa Kütüphanesi 19 hk 25231 numarada kayıtlı mecmû'a-i eş'âr adlı eserin transkripsiyonu, incelenmesi ve MESTAP'a göre tasnifi (1b-34b)
Arapça cem' (toplama) kökünden gelen mecmûa kelimesi "düzenlenmiş, biriktirilmiş unsurların tamamı" anlamında kullanılmaktadır. Mecmûalar; yazıldıkları döneme ait edebî zevki yansıtma, divan ve cönklerde yer almayan bazı şiirleri içerme, bilinmeyen şâirleri ortaya çıkarma gibi özelliklere sahiptir. Bu çalışmada, Mecmû'a-i Eş'âr'ın (1b-34b) varakları arasındaki şiirlerinin transkripsiyonu ve incelemesi yapılmıştır. Eserin tamamı 106 varaktan oluşup müstensihi ve istinsah tarihi belli değildir. Mecmû'a-i Eş'âr'ın incelenen kısmında 82 şâire ait 193 adet şiir tespit edilmiştir. İki şiirin şâiri tespit edilememiştir. Şiirler genel olarak 15-20. yy. arasında yaşayan divan ve halk şâirlerine aittir. Ancak ağırlık olarak 19. yy.'da yaşayan şâirlerin şiirlerinden oluşmaktadır. Çalışmamıza esas olan bölümde (1b-34b) 119 gazel, 5 müseddes, 4 müstezad, 2 muhammes, 2 murabba, 1 terkîb-i bend, 3 kıt'a; 56 koşma ve 1 semai yer almaktadır. Ayrıca şiirlerin arasına yazılmış, bazıları anonim bazılarının şâiri belli 15 beyit bulunmaktadır. Mecmû'a-i Eş'âr'daki şiirlerin şekil ve içerik özellikleri incelendi. Daha sonra ise metnin transkripsiyonuna yer verildi. Yapılan inceleme neticesinde Mecmûa'da; Fuzûli gibi zirve şâirlerin şiirlerinin yanı sıra Nâzî, Haşmet, ǾAynî gibi daha az bilinen şâirlerin şiirlerine de yer verildiği görülmüştür. Ayrıca ismine kaynaklarda rastlayamadığımız şâirler de (Farık, Muhlis vb.) tespit edilmiştir. Bu çalışmalar neticesinde, gün yüzüne çıkarılan bu Mecmûa'nın dönemin şiir zevki ve şâirlerin sanat anlayışları hakkında fikir vereceği ve Türk edebiyatı tarihi bakımından aydınlatıcı olacağı düşünülmektedir. Anahtar Kavramlar: Mecmû'a-i Eş'âr, mecmûa, klasik Türk şiiri, Türk halk şiiri
Divanlarda çocuk tasavvuru (14.-20. yüzyıllar)
Toplumun en küçük bireyi olan çocuk, insan hayatının vazgeçilmez bir unsuru olup evliliğin en önemli amacıdır. Fıtraten her insan, bir aile kurup neslinin sürmesi için çocuk sahibi olmak ister. Çocuk dünyaya göz açtıktan büyüyünceye kadar toplum hayatıyla ciddi bir bağ kurar. Kendi ailesi başta olmak üzere çevresindeki herkesin odak noktası haline gelir. Gerek aile hayatında gerekse toplumsal yaşantıda oldukça önemsenen bir varlık olan çocuk, edebî metinlerde de kullanılan bir unsur olmuştur. Nitekim çocuk teması, Türk edebiyatının yaklaşık altı asırlık uzun bir evresini oluşturan klasik Türk edebiyatı ürünlerinde de işlenmiştir. Bu çalışmanın başlıca amacı, divanlarda çocuk temasının tespiti, tasnifi ve tahlilidir. Çalışmada ilk olarak çocuk kavramını karşılayan sözcükler incelenmiş, bu sözcüklerin şiirlerdeki kullanım sıklığı tespit edilmiştir. Daha sonra çocukla ilgili edebî yaklaşımlara yer verilmiş olup; çocuğu niteleyen özelliklerin, toplumsal hayattaki unsurların, çocuğa ilişkin atasözü ve deyimlerin, teşbih ve telmih unsuru olarak çocuğun beyitlere ne şekilde yansıdığı gösterilmiştir. Çalışmanın son bölümünde ise çocukların doğumu, ölümü ve sünneti gibi önemli olayları anlatan müstakil manzûmeler ortaya konmuştur. İncelenen divanlarda çocuk kavramını karşılamak üzere birçok sözcüğün kullanıldığı görülmektedir. Çocuk teması şairler tarafından somut ve soyut bir biçimde ele alınmıştır. Beyitlerde, çocuğa özgü mizaç ve davranışların, bebeklikteki özelliklerin, sosyal hayattaki unsurların, çocuk temalı atasözleri ve deyimlerin işlendiği; nebâti unsurlar, hayvanlar, kozmik unsurlar, çalgı aletleri, çeşitli araç, gereç ve eşyalar, soyut imgeler gibi birçok kavramın da çocuğa teşbih edildiği görülmektedir. Ayrıca divanlarda çocukların doğumu, ölümü ve sünneti gibi önemli olaylar üzerine yazılan müstakil manzûmeler de bulunmaktadır.
Yozgatlı Hüznî Dîvânı gazeller bölümü incelemesi [bağlamlı dizin ve işlevsel sözlük]
Yozgatlı Hüznî Dîvânı Gazeller Bölümü İncelemesi [Bağlamlı Dizin ve İşlevsel Sözlük] adlı çalışmanın amacı, günümüzde klasik Türk şiirinin şekil, anlam ve beslendiği kültürel mirasa uzak kalınması nedeniyle bu eserlerin anlaşılması ve yorumlanmasında ortaya çıkan birtakım zorlukları ortadan kaldırıp bu eserlerin daha geniş kitlelerce okunup anlaşılabilmesini sağlamaktır. Söz konusu çalışmayı oluştururken; Dîvân'ın söz varlığını tespit etmek, şâirin üslubu ve edebî kimliği hakkında bilgiler elde etmek, gazellerin anlamlarına hâkim olmak ve bu bilgilerle ilgili sistematik verilere sahip olmak amaçlanmıştır. Metinlerin kolayca sistemleştirilerek anlaşılabilmesini sağlayan Tebdiz Projesi -Türk Edebiyatı Metinleri Bağlamlı Dizin ve İşlevsel Sözlüğü- üzerinden hazırlanan çalışmada; Yozgatlı Hüznî Dîvânı'nda yer alan gazellerdeki sözcük ve terkiplerin bağlamsal anlamları belirtilerek metnin kapsamlı bir dökümü yapılmıştır. Ayrıca sözcüklerin sözlüklerde yer almayan anlamları da tespit edilmiştir. Yedi bölümden oluşan çalışmamızda birinci bölüm Dîvân'ın şâiri Yozgatlı Hüznî'nin hayatı ve edebî kişiliği, ikinci bölüm dil ve üslup özellikleri, üçüncü bölüm meşhur şahsiyetler, dördüncü bölüm kelimelerin anlam açısından değerlendirilmesi, beşinci bölüm dînî ve tasavvufî kavramlar, altıncı bölüm şekil incelemesi, yedinci bölüm ise tespitler ve yazım önerileridir. Çalışmanın asıl kısmı olan sözlük bölümünde de, metinde yer alan tüm sözcükler bağlamdaki yerleri ve işlevleriyle alfabetik olarak sıralanmıştır. Anahtar Kelimeler: Hüznî, Hüznî Dîvânı, Bağlamlı Dizin, İşlevsel Sözlük.
Elmastraşzâde Mustafa Hilmî'nin 2. dîvânı (İnceleme-metin)
Bu çalışmayla 19. yüzyılın ilk yarısında yaşamış âlim, mutasavvıf ve musikişinas bir şâir olan Elmastraşzade Mustafa Hilmî'nin ikinci dîvânını tanıtmak ve Türk Edebiyatına kazandırmak amaçlanmıştır. 48 varaktan ibaret olan bu dîvân Marmara Üniversitesi Kütüphanesi Nadir Eserler Bölümü'nde T 819.1 HİL numarasıyla kayıtlıdır. Aşk, musiki, Allah ve Hz. Muhammed sevgisi ağırlıklı konuları oluşturmaktadır. Diğer konular dünyanın geçiciliği, zamanının bozukluğu vs.dir. Kadirî tarikatine mensup şâirin şiirleri bu tarikatten izler taşır. Şiirleri, gerek dil ve üslûp gerekse edebî sanatlar bakımından dîvân şiirinin genel özelliklerini yansıtmaktadır. Çalışmamız üç ana bölümden oluşmaktadır. Girişte, Hilmî'nin yaşadığı dönem olan XIX. yüzyılın sosyal, idârî ve edebî ortamının genel özelliklerini belirtmeye çalıştık. Birinci bölümde Hilmî'nin hayatına, edebî kişiliğine ve eserlerine âit bilgilere yer verdik. İkinci bölümde Dîvân'ı ana hatlarıyla şekil, muhteva ve dil açısından incelemeye çalıştık. Üçüncü bölümde Dîvân'ın transkripsiyonlu metnini verdik. Anahtar kelimeler: Dîvân Edebiyatı, Dîvân Şiiri, Hilmî
Esîf Sıdkî Dede Divanı'nın mevlevîlik unsurları açısından incelenmesi
Bu çalışmada, 18. yüzyıl Tavşanlı Mevlevîhânesinin kurucusu ve aynı zamanda mutasavvıf şair Esîf Sıdkî Dede'nin "Esîfî Dîvânı" olarak bilinen eseri, Mevlevîlik unsurları açısından incelenmiştir. Esîf Sıdkî Dede 1698 ya da 1699'da Kütahya'nın Tavşanlı kasabasında doğmuştur. Esîf ve Sıdkî mahlaslarını kullanmıştır. Asıl adı Mehmed (Muhammed) olan şair, Halveti tarikatına mensup Bicaroğlu Arslan Bey ailesindendir. Aldığı eğitimler sonrasında Halveti olan Esîf Dede daha sonra Sâkıb Dede'ye intisap ederek Mevlevî olmuştur. Bir süre Sâkıb Dede'nin hizmetinde bulunduktan sonra Tavşanlı'da bir zaviye açarak burada şeyhlik yapmış ve burada vefat etmiştir. Mevlevî olan şairler bilindiği üzere düşüncelerini tarikat geleneği çerçevesinde şiir yoluyla ifade etmişlerdir. Bu gelenek birçok tarikatta görülmekle birlikte Mevlânâ'nın tüm dünyaca kabul görmüş şair kişiliğinin etkisiyle Mevlevîliğin en ayırt edici özelliği olmuştur. Mevlevî şairler Mevlevîlik felsefesini şiir yoluyla ifade etmişlerdir. Esîf Dede divan sahibi Mevlevî şeyhler arasındadır. Bu çalışmada öncelikle Mevlânâ ve Mevlevîlik konusu ele alınmış ardından "Esîf Divanı"nda Mevlevîlik unsurları araştırılmış ve Dîvân'da Mevlevîlik unsurları tespit edilmiştir. Dîvân gazel, murabba ve müseddes nazım şekilleriyle yazılmış yüz seksen yedi manzumeden oluşmaktadır. Bu çalışmada sözü edilen Dîvân şekil ve muhteva açısından incelendikten sonra Mevlevîlik unsurları incelenmiştir. Dîvân içerisinde kırk sekiz adet Mevlevî felsefesini yansıtan terim tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Mevlânâ, Mevlevîlik, Tasavvuf, Esîf Sıdkı Dede, Dîvân, Esîfî Dîvânı, Tavşanlı Mevlevîhanesi
Kadın dîvan şairlerinden Mihrî Hâtun, Leylâ Hanım ve Şeref Hanım dîvanları'nda sosyal hayat
Bu çalışmamızda Klasik Türk Şiiri'nde kadın Dîvan şairlerinden Mihrî Hâtun, Leylâ Hanım ve Şeref Hanım Dîvanları'nda sosyal hayat incelemesi ortaya koyulmuştur. Şairlerin dîvanları üzerine çalışılırken ?sosyal hayat? kavramının geniş bir alanı kapsadığını görmüş bulunduk. Bu durum bizi pek çok konu başlığı altında çalışmaya yöneltmiştir.Sosyal hayat ile ilgili yapılan çalışmalarda şiirlerin ortaya çıkarıldıkları dönem ile şairlerin yaşadıkları dönem özellikleri incelenen başlıklar arasındadır. İnsanların günlük yaşamlarından tutun, Osmanlı İmparatorluğu'nun sosyal ve siyasal işleyişine, gelenek ve görenekler, dil özellikleri, inanış ile ilgili kavram ve kurallar, yeme-içme, kılık-kıyafet, birçok alanda kullanılmış eşya, araç ve gereçler incelememizde yer almıştır.Kadın şairlerin dîvan şiirinde sayıca az olmaları onların ön plana fazlaca çıkamamalarına sebebiyet vermiştir. Buna rağmen onların yazdıkları şiirler dönemlerinde ve sonrasında kabul görmüştür. Yaptığımız bu çalışmayla kadın şairlerin dîvanlarını daha iyi anlama ve değerlendirme fırsatı bulmuş olmaktayız.XV. yüzyılda eser vermiş olan Mihrî Hâtun ve XIX. yüzyılda eser veren Leylâ Hanım ve Şeref Hanım ortaya koydukları eserleriyle, Osmanlı İmparatorluğu Dönemi'nin belki de tarih kitaplarında yer almayan farklı bakış açısıyla değerlendirilmesine büyük katkıda bulunmuşlardır. Onların eserleriyle günümüze taşıdıkları sosyal hayat unsurları bizim ve bizden sonrakiler için kaynak teşkil etmektedir. İşte bu çalışmamızda Kadın Dîvan şairlerinden Mihrî Hâtun, Leylâ Hanım ve Şeref Hanım'ın Dîvanları sosyal hayat bakış açısıyla incelenmiştir.Anahtar Kelimeler: Leylâ Hanım, Mihrî Hâtun, Şeref Hanım, Dîvan Şiiri, Dîvan Edebiyatı, Sosyal Hayat, Kadın Dîvan Şairleri.
Şeyhi Divanı`ndan seçilen elli gazelin şerhi
Yaptığımız bu çalışma, 15. Yüzyıl şairlerinden Germiyanlı Şeyhî dîvânından seçilen elli adet gazelin şerhinden oluşmaktadır. Çalışmamız, Dîvân şiirinin kurucularından olan Şeyhî'nin dîvânınındaki gazellerin öneminin gösterilerek edebiyatımıza kazandırılması, anlaşılabilmesi ve hak ettiği değere kavuşması bakımından önem arz etmektedir.Dîvân şiirinin kurucu şairlerinden Şeyhî'nin dîvânı 2003 yılında Halit BİLTEKİN tarafından doktora tezi olarak transkribe edilmiştir.Çalışmamızın ilk bölümünde Şeyhî'nin yaşadığı 15. yüzyılın tarihî ve edebî yönden genel bir değerlendirilmesi yapılmıştır. Ardından Germiyan kelimesi ve Germiyanoğulları hakkında bilgi verilerek Kütahya'nın konumu vurgulanmıştır. Daha sonra ise Şeyhî'nin hayatı, eserleri ve edebî şahsiyeti üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde de metin şerhine dair kısaca bilgiler verildikten sonra şerhe geçilmiştir.İkinci bölüm Şeyhî'nin elli adet gazelinin şerhinden oluşmaktadır. Bu gazelleri, Şeyhî'yi ve devrini yansıtacak şekilde seçmeye çalıştık. Genellikle yedişer beyitten oluşan gazellerin içinde beş beyitten oluşan gazeller olduğu gibi altı, sekiz ve dokuz beyitten oluşan gazeller de vardır.Gazel incelemesinde öncelikle bütün olarak gazelin tamamını verdik. Ardından beyit beyit incelemeye geçtik. Beyti önce nesre çevirip kelimelerin anlamlarını altına koyduk. Daha sonra da beytin açıklamasına geçilmiştir. Açıklamalarda, kelimelerin Dîvân şiirindeki kullanım alanları ve mânâları değişik kaynaklardan aktarılmıştır. Bundan sonra, bu anlamların ışığında şairin vurguladığı ve anlatmak istediği açıklanmaya çalışılmıştır. Kelimelerin ikinci anlamlarıyla oluşturulan anlam derinliklerine değinilmeye çalışılmıştır. Mümkün mertebe edebî sanatlar izâh edilmiştir.Çalışmamızda faydalandığımız eserler kaynakça kısmında belirtilerek dizin bölümü ve gazellerin eski metinlerinden örneklerle teze son verilmiştir.?Şeyhî Dîvânı'ndan Seçilen Elli Gazelin Şerhi? isimli çalışmam esnasında bana vermiş olduğu bilgi, destek ve yönlendirmelerinden dolayı tez danışmanım, Dumlupınar Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretim Üyesi olan saygıdeğer hocam Yrd. Doç. Dr. Kadir GÜLER'e teşekkürü bir borç bilirim. Ayrıca, yüksek lisans çalışmalarım sırasında bana verdiği destekten ve zamanını benimle paylaşmasından ötürü sevgili eşim Müjgen Yakut ÇALIŞKAN'a ve sabırlarından dolayı kızlarım Ayşe Beyza, Fatma Zehra ve Dilârâ'ya minnet ve şükranlarımı sunarım.Anahtar Kelimeler: 15. yüzyıl, Germiyan, Germiyanoğulları, Kütahya, Şeyhî, Şeyhî Divanı, Elli Gazel, Şerh.
Sabrî-i Şâkir Dîvânı
Sebk-i Hindî akımı XVII.yüzyıldan itibaren edebiyatımızda etkisini göstermeye başlamıştır. Bu edebiyat akımından etkilenen şair, eserinde akımın gereğini ustalıkla yerine getirmiştir.Dîvân edebiyatının çoğunlukla bol sanatlı olan dili bu akım nedeniyle daha karışık ve bilmeceyi andıran bir hale bürünmüş, bu dönemdeki eserlerin okunup anlaşılması güçleşmiştir. Sebk-i Hindî temsilcilerinden olan şâir eserlerinde Farsça'yı bolca kullanma geleneğini sürdürmüş; ancak dilinin sadeliğine önem vermiştir. Sabrî Şâkir, kıvrak dili ve şâirlikteki ustalığı nedeniyle IV.Murâd ve Nef'î'den övgüler almış, bu nedenle de devrinde kendinden bahsettirmeyi başarmıştır. Şâir, eserinde aruzun farklı vezinlerini ustalıkla kullanmıştır. Eserde şâirin belirgin bir hayal gücü olduğu görülmektedir. Çoğu Dîvân şâirinin tersine eserde somut bir aşk göze çarpmaktadır. Halkın bolca kullandığı atasözü ve özdeyiş niteliği taşıyan sözlerin de yer aldığı eser edebiyatımızda kendine has yapısıyla ayrı bir yer edinmiştir.Anahtar Kelimeler: Ruh, Aşk, Bülbül.
Kütahyalı Rahimi Divanı'ndaki kasidelerin şerhi
Osmanlı Devleti 16. yy'da siyasî olarak bir yükseliş dönemine girmiş, siyasî alandaki bu yükseliş sanat, edebiyat ve kültür alanında da kendini göstermiştir. Divan edebiyatı da bu gelişmelere paralel olarak bu yüzyılda yavaş yavaş klasik bir edebiyat görünümüne kavuşmaya başlamıştır. Divan şiirinin klasik şekilleniş bakımından vücut bulmaya başladığı bu döneme Fuzûlî, Bâkî gibi divan şiiri ustaları damga vurmuştur. Türk edebiyatının parlak dönemlerinin başladığı bu yüzyılın bir şairi de Kütahyalı Rahîmî'dir.16. yüzyılda yaşamış olan Rahîmî, bu yüzyılın Osmanlısında önemli kültür şehirlerinden olan Kütahya ile anılmıştır. Divan edebiyatının gerek kuruluş gerekse gelişmesinde önemli bir şehir olan Kütahya, aynı zamanda devrin önemli muhitlerindendir.Bu çalışmada, muhtelif eserlerde ?Kütahyalı Rahîmî? olarak anılan şairin Prof. Dr. Ahmet Mermer tarafından hazırlanan ?Kütahyalı Rahîmî ve Divanı? adlı eserinden yola çıkılmıştır. İki bölümden oluşan bu çalışmada Kütahyalı Rahîmî ve Divanı'ndaki kasidelerin şerhi üzerinde durulmuştur. Birinci bölümde 16. yüzyılda meydana gelen siyasî ve edebî gelişmeler ele alınmaya çalışılmış, ardından Kütahyalı Rahîmî'nin hayatı, sanatı ve eserleri hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde anlamı bilinmeyen kelimelerin sözlük anlamları verilmiş, daha sonra da beyit, nesre çevrilerek günümüz Türkçesiyle açıklanmıştır. Son olarak da beyitlerde geçen edebî sanatlara ve mazmunlara değinilmiştir.
Semiz-z?de Süleyman Rüşdî Efendi ve div?nı
Genel hatlarıyla XIX. yy divan şairlerinden olan Semiz-z?de Süleyman Rüşdî, Uşş?kî tarikatına mensuptur. İlk eğitimini mahalle mektebinde almıştır. Ardından Muhammed Zühdî adında bir uşş?kî şeyhinden dersler almış, olgunluk dönemine bu hocasının yanında erişmiştir. Hayatı hakkında oldukça derin bir çalışma yürüttüğümüz Rüşdî, tahminlerimize göre M. 1768 (H. 1181)'de doğmuş, M. 1855 (H. 1272) yılında da vefat etmiştir. Eğitim hayatına başladığı yıllardan itibaren sanata alaka duyan Rüşdî'nin bir divan eseri mevcuttur. Yaklaşık 4000 beyitten oluşan divanda 506 şiir bulunmaktadır. Uşş?kî Tarîkatının pîrlerini baştan sona sırasıyla sunan ?Silsile-i Tarîk-i Uşş?kî?, tıp ilmiyle alakalı ?Menafi'ün-n?s? isimli Nidaî Ankaravî tarafından istinsah edilen bir eseri vardır. Çalışmamızın muhteviyatını Rüşdî'nin divanı oluşturmaktadır.Çalışmamızın ilk bölümünde Semiz-z?de Süleyman Rüşdî'nin hayatı, edebi şahsiyeti ve eserleri hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde ise divanın şekil özelliklerine yer verilmiştir. Bu bölümde şairin 506 manzumesinin şekil, tür, vezin ve kafiye özellikleri belirlenmiş, bu bilgiler tablolarla daha somut hale getirilmiştir. Bununla şairin Klasik Türk Edebiyatı'ndaki yerinin tespitine çalışılmıştır. Üçüncü bölümde de divan, Osmanlı Türkçesi'nden günümüz Türkiye Türkçesine transkripsiyon harfleriyle aktarılmış, böylece okurun orijinal metine daha kolay vakıf olması amaçlanmıştır.Anahtar Kelimeler: Klasik Türk Edebiyatı, Rüşdî Divanı, Semiz-z?de Süleyman Rüşdî, XIX. yüzyıl.
XVI. yüzyıl klasik Türk şiirinde mevsimler
Divân şiirinde mevsimler ve mevsimsel unsurlar yani;bahâr, hazân, kış, yaz, seher, akşam, bahçe, çiçek, rüzgâr v.b. sıkça kullanılmaktadır. Divan şairleri, şiirlerinde çeşitli benzerlikleri ifade ederken tabiat unsurlarına başvurmuşlardır.Tabiat, Divân şiirinin ana konularındandır. Divan şairleri aşkı, sevgiyi, hüznü, sevgiliyi ve ayrılığı anlatırken tabiat unsurlarını kullanmışlardır. Divân şiirinde bahâr, coşkunluğun ve aşkın sembolüdür. Denilebilir ki; tabiat, insan psikolojisinin dilidir.Divan şairlerinin malzemesi tabiattır. Bu malzemeyi ustalıkla ve incelikle kullanırlar. Orijinal manalar oluştururlar. Bu manalar Divân şiirinin bir zeka oyunu oluşunu kanıtlamaktadır. Ya tabiatı olduğu gibi ya da onu, görmek istedikleri gibi kullanırlar. Divân şiirinde çiçekler de geniş yer tutmaktadır. Bunların başında gül gelir. Gül, sevgilidir. Gülün kokusu, sevgilinin kokusudur. Gülü, lale, sümbül, nergis, yasemin, menekşe gibi çiçekler izler.Anahtar Kelimeler: Osmanlı Divân şiiri, Mevsim, Bahâr, Orjinallik, Tabiat, Aşk, Çiçekler, İnsan Psikolojisi
Klasik Türk şiirinde zâhid algısı üzerine eleştirel bir bakış
Dinî-tasavvufî Türk edebiyatı ve Dîvân edebiyatı ürünlerinin temel şahıs kadrosunu sevgili, âşık, rind, zâhid ve rakip oluşturmaktadır. Bu tiplerden zâhid, dinî emirlere bütünüyle uyan, dünyâya rağbet etmeyip vaktini sürekli ibâdetle geçiren dindâr bir kişi olmasıyla olumlu özelliklere sahipken, zamanla hem zâhid hem de zâhidlik kavramına yönelik yaklaşımlar farklılık göstermiştir. Mutasavvıflar ve dîvân şâirlerinin zâhid algısının mukayeseli olarak incelendiği bu çalışmada, on mutasavvıf ve on dokuz dîvân şâirinin dîvânları esas alınarak zâhid kavramının karşıladığı anlam, eleştirilen zâhid tipinin edebî metinlere yansıyan özelliklerinin benzer ve farklı yönleri dîvânlardan örneklerle tespit edilip konularına göre tasnif ve tahlil edildi. Araştırmamız, zâhid kavramı ve zâhidliğin tarihî seyri hakkında muhtelif bilgilerin yer aldığı giriş bölümü ile zâhid eleştirisinin dîvânlarda işleniş yönlerinin sınıflandırıldığı yedi bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm, edebî metinlerde zâhid; ikinci bölüm, zâhidin şekilciliği, kıyafet ve eşyâları ile dış görünüş olarak tasviri; üçüncü bölüm, ilim; dördüncü bölüm, tasavvufî makâm ve hâllere ayrılarak zâhidin bu hususlarda dîvânlara yansıyan yönleri değerlendirildi. Zâhide isnâd edilen çeşitli sıfatlardan yola çıkılarak, onun fikir, söz, sohbet ve nasihatları hakkında yorumlar, mekân tasvirleri, zâhide karşı şiddet, bedduâ eğilimi ve teşbih edildiği çeşitli unsurlar son üç bölümde ele alındı. Çalışmanın sonunda da, incelenen şiirler genel bir değerlendirmeye tâbî tutularak bir sonuca ulaşılmaya çalışıldı. Anahtar Kelimeler: Klasik Türk Şiiri, Zâhid, Mutasavvıf, Dîvân Şâiri, Eleştiri
Kütahya Belediyesi Mustafa Hakkı Yeşil Kütüphanesi 24557 numaralı Dîvân-ı Lutfî (inceleme-metin-sözlük)
ÖZET KÜTAHYA BELEDİYESİ MUSTAFA HAKKI YEŞİL KÜTÜPHANESİ 24557 NUMARALI DÎVÂN-I LUTFÎ (İNCELEME-METİN-SÖZLÜK) DOLAT, Mustafa Yüksek Lisans Tezi, Türk Dili ve Edebiyatı Ana Bilim Dalı Tez Danışmanı: Yrd. Doç. Dr. Ersen ERSOY Ağustos, 2014, 247 sayfa Lutfî'nin kimliği hususunda kesin bilgilere sahip değiliz. Fakat divanda yer alan bilgilerden hareketle şairin, Mes'ûd Lutfî Efendi olduğunu düşünmekteyiz. Lutfî,'nin gayr-ı mürettep bir divanı vardır. Eserdeki şiirlerden hareketle tasavvuf ehli bir kişi olduğu anlaşılmaktadır. Çalışmamızın konusunu teşkil eden bu eserle ilgili yaptığımız araştırmalarda Lutfî Divanı'nın yalnız bir nüshasına ulaşılmıştır. Kütahya Belediyesi Mustafa Hakkı Yeşil Kütüphanesi 24557 arşiv numarası ile kayıtlıdır. Çalışmamızın amacı henüz gün yüzüne çıkmamış pek çok divandan bir tanesi olan Lutfî Divanı'nı bu alanla ilgilenenlerin dikkatlerine sunmak ve sanatkârın hak ettiği değeri kendisine teslim etmektir. Bu çalışmamız üç bölümden oluşmaktadır Birinci bölümde Lutfî'nin hayatı ve edebi şahsiyeti ortaya konuldu. Daha sonra Lutfî'yi edebi yönden etkileyen şairlere değinildi. Şairin, şiirlerini anlaşılır bir dille yazdığını, fakat yer yer Arapça ve Farsça terkipler kullandığı söylendi. Divanda çok sayıda ayet, atasözü ve deyimlerle karşılaşıldığı ifade edildi. Çalışmamızın ikinci kısmında divan, şekil ve bazı muhteva hususiyetleri açısından değerlendirildi. Şairin, özellikle gazel türünde daha başarılı olduğu vurgulandı. Vezin bakımından en çok mefâ'îlün/ mefâ'îlün/ mefâ'îlün/ mefâ'îlün kalıbının kullanıldığı belirtildi. Redif hususunda dikkatli olan şairin, daha çok Türkçe eklerle redifler oluşturduğu söylendi. Çalışmamızın son kısmını oluşturan metin bölümünde evvela metnin tavsifi verildi. Daha sonra metin kuruluşunda tutulan yol anlatıldı ve transkripsiyonlu metin verildi. Çalışmamızın sonunda divanda geçen kelimelerle ilgili bir başvuru sözlüğü yer almaktadır. Anahtar Kelimeler: Divan, Lütfi, gazel, muhteva hususiyetleri.
XIX. yüzyıl mutasavvıf şairlerinden Seyyid Süleyman Mahvi Divanı: İnceleme-metin
Bu çalışma, XIX. yüzyıl şairlerinden Seyyid Süleymân Mahvî'nin hayatı, sanatı ve edebi kişiliği, Türkçe Dîvânı'nın transkripsiyonlu metni ve incelemesinden oluşmaktadır. Mutasavvıf bir şair olan Seyyid Süleymân Mahvî, devrin özelliklerine uygun olarak sade bir dil kullanmış, yazdığı manzumelerle tasavvufi düşüncelerini açıklamıştır. Şair, şiiri kendisine bir amaç olarak değil, düşüncelerini anlatmak için araç olarak görmektedir. Türk kültür ve edebiyat tarihinde, geçmişten geleceğe ışık tutan birçok şair ve sanatçı henüz bilinmemektedir. Bu çalışmayla onlardan biri olan ve önemli mutasavvıf şairlerden biri olarak düşündüğümüz Seyyid Süleymân Mahvî'yi kültür ve edebiyat tarihimize kazandırmak istedik. Anahtar Kelimeler: Seyyid Süleymân Mahvî, Dîvân, XIX. yüzyıl, Tasavvuf, Transkripsiyonlu Metin
İsmetî Divanı (İnceleme-metin-dizin)
Bu çalışma, XVII. yüzyılda yaşamış olan Divan şairlerinden İsmetî'nin hayatını, edebî kişiliğini ve Divanı'nın tespit edilen on dört nüshasını esas almaktadır. Çalışma dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde İsmetî'nin hayatı hakkında bilgiler verilip edebî kişiliği incelendi. İkinci bölümde Divan'ın incelemesine yer verildi. İsmetî Divanı'ndaki nazım şekilleri ve türleri, ahenk özellikleri, dil ve üslup özellikleri ve muhteva özellikleri incelendi. Üçüncü bölümde metni oluştururken izlenen yol gösterildi. Tespit edilen nüshalar tanıtıldı. Dördüncü bölüm ise tenkitli metin ve dizini içermektedir. Hazırlanan bu yüksek lisans teziyle kaynaklardan yapılan araştırmalar ve Divan'ından hareketle İsmetî'nin Türk Edebiyatı içindeki yeri tespit edilmeye çalışıldı.
Ahmed-i Dâî'nin Ukûdü'l-Cevâhir'i inceleme-Tenkitli metin-sözlük
Ahmed-i Dâî, divân şiirinin kurucularından ve XIV. yüzyılın büyük şâirlerindendir. Divân şiirinin tekâmülünde önemli bir yere sahiptir. Edebiyat, tefsir, hadis, lugat, aruz, tıp, tarih, astronomi, inşâ, rüyâ tabiri gibi birçok alanda eser vermiş çok yönlü, ansiklopedist bir şahsiyettir. Bu tezin mevzûunu teşkil eden Ukûdü'l-Cevâhir, Ahmed-i Dâî tarafından yazılmış Arapça-Farsça manzûm bir sözlüktür. Eser, Ahmed-i Dâî tarafından öğrencisi II. Murad'a ithaf edilmiştir. Anadolu Türk edebiyatının kuruluş evresinde örneklerini gördüğümüz Arapça-Farsça manzûm sözlükler, sonraki yüzyıllarda yazılan Arapça-Türkçe ve Farsça-Türkçe manzûm sözlüklerin prototipleri olarak kabul edilmektedir. Bu sözlükler, tahsil çağındaki çocuklara kelime ezberletmek, aruz ve kâfiye gibi edebiyât bilgilerini öğretmek amacıyla yazılmış eserlerdir. Ukûdü'l-Cevâhir 13. ve 15. yüzyıllar arasında yazılmış benzerleri gibi manzûm-sözlük yazma geleneğinin ilk örneklerindendir. Ukûdül-Cevâhir üzerinde yapılan bu çalışma dört bölümden oluşmaktadır. Birinci Bölüm şâirin hayatı, edebî kişiliği ve eserleriyle ilgili kısa bir özetten oluşmaktadır. İkinci Bölüm Arapça-Farsça manzûm sözlük geleneğine dair bir girişten sonra Ukûdü'l-Cevâhir'in incelenmesine ayrılmıştır. Üçüncü Bölüm eserin Türkiye el yazma kütüphanelerinde bulunan beş nüshası karşılaştırılmak suretiyle hazırlanan tenkitli metindir. Dördüncü ve son bölüm ise metinde yer alan Arapça-Farsça ve satır altı Türkçe kelimelerin Türkiye Türkçesi karşılıkları da verilerek gösterildiği mukayeseli tablolardan oluşan sözlüktür. Anahtar Kelimeler: Ahmed-i Dâî, Ukûdü'l-Cevâhir, Arapça-Farsça, manzûm sözlük, tenkitli metin.
Edirneli Ahmed Rüşdî Dîvânı (Bağlamlı dizin ve işlevsel sözlük)
TEBDİZ (Türk Edebiyatı Bağlamlı Dizinleri ve İşlevsel Sözlüğü) projesi 2015 yılında Prof. Dr. İsmail Hakkı Aksoyak'ın öncülüğünde başlatılmıştır. Bu proje ile Klâsik Türk edebiyatının kelime ve bağlam dünyası ortaya konulabilmektedir. Tüm bunların yanında eserlerin yazılmış olduğu dönem, dil özellikleri, folklorik unsurlar ve daha birçok bilgiye ulaşabilmekteyizdir. 17. yy da yaşamış olan Edirneli Ahmed Rüşdî' ye ait olan "Edirneli Ahmed Rüşdî Dîvânı" tebdiz.com sisteminden faydalanılarak "Bağlamlı Dizin ve İşlevsel Sözlük" çalışması hazırlanmıştır. Çalışmamda ilk olarak "Edirneli Ahmed Rüşdî Dîvânı" adlı eseri Word'e yeniden TEBDİZ projesinin yazım kuralları çerçevesinde Gentium Plus yazı tipi ve transkripsiyon harfleri ile düzenlenip proje sistemine kaydedilmesinden itibaren çalışmaya sanal ortamda devam edilmiştir. 2037 beyit içeren bu eserde kelimeler şiirdeki anlamına uygun manaları ile verilip, internet veri tabanlı proje sistemine yüklenmiştir.
Edirneli Şeyh Kabûlî Mustafa Efendi Dîvânı'nın bağlamlı dizin ve işlevsel sözlüğü
Klâsik Türk edebiyatında, şiir geleneğine uygun olarak oluşturulan ilk dîvânlar 13. yüzyılda kaleme alınmış ve 19. yüzyıla kadar devam etmiştir. Altı asır boyunca sayısız şairler yer almış ve eserler verilmiştir. Bu şairlerden biri de Kabûlî Mustafa Efendi'dir. Kabûlî, 19. yüzyıl mutasavvıf şâirlerinden ve Rifâiyye tarîkatının son şeyhlerinden biridir. Mürettep Dîvân'ı bulunmaktadır. Çalışmamıza konu olan Kabûlî Dîvân'ı TEBDİZ (Tarih ve Edebiyat Metinleri Bağlamlı Dizin ve İşlevsel Sözlüğü) projesi sistemiyle ele alınmıştır. TEBDİZ, edebiyat metinlerinin bilgisayar programları yoluyla daha kolay ve hızlı bir şekilde bağlamlı dizin ve işlevsel sözlüklerinin hazırlanması amacıyla başlatılan bir projedir. Proje kapsamında eserin, anlam dünyasını ortaya çıkarmak, söz konusu eserin söz varlığını tespit etmek, üslup çalışmalarında gerekli verileri elde etmek için "Bağlamlı Dizin ve İşlevsel Sözlük" çalışması yapılmıştır. 172 adet şiir içeren bu dîvânda kelimeler tek tek anlamlandırılıp internet veri tabanlı proje sistemine yüklenmiştir. Bu çalışma; kelimeler, kelime grupları, terkipler, kalıplaşmış ifadeler, atasözleri, deyimler, Arapça ve Farsça ibareler ele alınarak oluşturulan bir sözlüktür. Böylece Kabûlî Dîvân'ının da yer alan dönemin zengin kelime hazinesini, kültürel arka planını ve anlam dünyasının tüm incelikleri sunulmaktadır.
Muhibbî Divanı (2000 – 2500. gazeller) (Bağlamlı dizin ve işlevsel sözlük)
Bu çalışma, 16. yüzyıl hükümdarı, Muhibbî mahlaslı Kanuni Sultan Süleyman'ın Divan'ının 2000-2500. gazellerinin bağlamlı dizin ve işlevsel sözlük çalışmasıdır. Çalışmanın amacı kelimelerin bulundukları cümleye göre aldıkları derin anlamlara yer verilerek şairin şirinin daha iyi anlaşılması ve dil zenginliğinin ortaya çıkarılmasıdır. Bu çalışma yapılırken verilerin elektronik ortama yüklenmesi sağlanmıştır. Bu durum da eserin bugün daha kolay ulaşılabilir olmasını ve geleceğe taşınmasını ayrıca birçok veriye aynı anda ve hızlı erişimini sağlamaktadır. Böyle kapsamlı bir işlev için de TEBDİZ ( Tarih ve Edebiyat Metinleri Bağlamlı Dizini ve İşlevsel Sözlüğü) projesi başlatılmıştır. Bu çalışma yapılırken Kemal Yavuz- Orhan Yavuz'un "Muhibbî Divanı-Bütün Şiirleri" adlı çalışması esas alışmıştır. Şairin 500 gazeli aracılığıyla şiir anlayışına ve şiirinin anlam derinliğine, dil zenginliğine, topluma bakış açısına, sosyal - dini mesajlarına, beşeri, coğrafi ve çeşitli alanlardaki bilgi birikimine yönelik zengin bir içerik sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Muhibbî, Kanuni Sultan Süleyman, Bağlamlı Dizin ve İşlevsel Sözlük, 16. yüzyıl
Mihrî Hâtun, Leylâ Hanım ve Âdile Suldan dîvânlarında tasavvufî müşterekler
Mihrî Hâtun, Leylâ Hanım ve Âdile Sultan dîvânlarında, mutasavvıf şâirlerin şiir ve hikmetlerinde zikrettikleri mananın, dîvân edebiyatının mefhum ve kalıplarıyla ifade edilmiş olması, dikkatimizi çekmiştir. Bu üç şâirimizin Halvetî, Mevlevî ve Nakşî dervişi olmalarının şiirlerindeki etkilerini görmek istememiz bizi bu çalışmayı yapmaya yöneltmiştir. Mihrî Hâtun, XV. yüzyılda Amasya'da yaşamış önemli bir dîvân şâirimizdir. Osmanlı şehzâdelerinin meclislerinde bulunmuş, ilim geleneği olan bir ailede yetişmiş, irfan sahibi bir hanımdır. Osmanlı topraklarında ilk Halvetî hareketini başlatan Pir İlyas, Mihrî Hâtun'un dedesidir. Çalışmamızda, Mihrî Hâtun'nun şiirlerindeki cesur ifadelerin Halvetî meşrep olmasından kaynaklandığına dair düşüncelerimiz kuvvet kazanmış ve Mihrî'nin bir Halvetî dervişi olduğuna dair deliller verilmiştir. Leylâ Hanım, seçkin bir aileden gelmiş, sarayla yakın ilişkileri bulunan, ilmî ve edebî birikime sahip, hüner sahibi şâirlerimizdendir. Mevlevî olan sûfî şâirimiz, Hz. Mevlânâ'ya atfen yazdığı şiirleriyle dikkat çekmiştir. Onun şiirlerindeki düzen, ahenk ve mûsiki Mevlevî dervişinin ruhundaki ilâhî raksın yansımalarıdır. Âdile Sultan, Osmanlı Sultanı II. Mahmud'un kızıdır. Saray içerisinde yetişmiş bir hanım sultandır. Kendisi Nakşibendiyye tarikatı müntesiplerindendir. Nakşîliğin ilme ve sohbete verdiği önemin yansımaları Âdile Sultan'ın şiirlerinde kendini göstermektedir. Yaptığımız çalışma neticesinde, Mihrî Hâtun, Leylâ Hanım ve Âdile Sultan dîvânlarında müşterek olarak kullanılan kavramların derin tasavvufî manalar içerdiği tespit edilmiştir. Günümüze kadar yapılan çalışmaların büyük bölümünde şâirlerimizin sûfî kimliklerinin göz ardı edildiği görülmüştür. Şiirlerinde kullandıkları tasavvufî metaforların, çoğunlukla dîvân edebiyatının mefhum ve remizleri çerçevesinde ele alınmasıyla, anlaşılması güç şerhlerin, zorlama açıklamaların yapıldığı ve şâirlerimiz hakkında asılsız iddiaların ortaya atıldığı anlaşılmıştır. Çalışmamızda, şâirlerimizin dîvânlarında sıkça kullandıkları kavramlar, tasavvufun ana kaynaklarından sayılan klasik eserlerimizdeki ana konular ve açıklamalar doğrultusunda ele alınarak şerh edilmeye çalışılmıştır. Şâirlerimizin şiirlerine, Halvetî, Mevlevî ve Nakşîliğin neşvesini aksettirdiği görülmüştür. Bu çalışmada sûfî şâirlerin neden metaforik anlatımı, sembolik ifadeleri kullanmayı tercih ettikleri tartışılmış, Mihrî Hâtun, Leylâ Hanım, Âdile Sultan ve bağlı oldukları Halvetîlik, Mevlevîlik, Nakşîlik hakkında kısaca bilgi verilmiştir. Mihrî, Leylâ ve Âdile'nin dîvânlarındaki müşterek kavramlar tasavvuf kapsamında inceleme tâbî tutulmuştur. Anahtar Kelimeler: Mihrî Hâtun, Leylâ Hanım, Âdile Sultan, Dîvân, Tasavvuf, Müşterek, Metafor