Fiction

58 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Çocuk ve gençlik edebiyatında distopik kurgu incelemesi: Açlık Oyunları örneği

İstenilen ideal toplum düzenini ayrıntılı bir biçimde tasvir eden anlatılara ütopya adı verilirken; kaçınılan, olması istenmeyen, içerdiği baskı ve şiddet unsurları nedeniyle korku uyandıran toplum düzenlerinin anlatıldığı türe distopya adı verilir. Otoriter bir devlet veya bir başka bir güç unsurunun egemen olduğu kurgusal düzlemde; yönetilen, kurallara uyması beklenilen itaatkâr bir toplum yapısı bulunur. Yöneten ve yönetilen kesimin mücadelesi, kurguda olayların gelişimini sağlar. Distopik kurguya sahip eserlerde yanlış politikalar, ekonomik bunalımlar, salgın hastalıklar, doğa ve çevrenin tahrip edilmesi gibi toplumu derinden etkileyebilecek durumlar yer alır. Bu durumlara neden olabilecek olayların eleştirisi örtük bir biçimde yapılır ve bu eleştirilerin geleceğe dönük kaygılarla ilişkili olduğu görülür. Çalışmada dünya çocuk ve gençlik edebiyatı yazarlarından Suzanne Collins'in basit seçkisiz örneklem olarak seçilen "Açlık Oyunları" serisindeki "Açlık Oyunları", "Ateşi Yakalamak" ve "Alaycı Kuş" adlı telif eserler; kişiler, uzam (zaman ve mekân) sosyal kontrol, örgütlenme, direniş, sınıf ayrımı, gücü keşfetme/bireyselliği yeniden kazanma, manipülasyon ve tek tipleştirme kodlarına göre analiz edilmiştir. İçerik analizi tekniğiyle elde edilen veriler, distopik türün sınırları bağlamında değerlendirilmiştir. İçerik analizinde amaç, toplanan verilerde sıklıkla tekrarlanan olgulardan ortak kodlara ulaşmak ve seçilen örneklemi bu kodlar kapsamında incelemektir. Araştırma çocuk ve gençlik edebiyatındaki distopik kurgu incelemelerine kuramsal bir bakış açısı kazandırmak ve çocuk ve gençlik edebiyatında distopik türün özelliklerini tartışma amacı taşımaktadır.

Açlık OyunlarıCollins, SuzanneDistopya+3
Zehra Efe
Mersin University · Institute of Educational Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Tolkien fantastiğinin kadın kahramanlarının çağdaş illüstrasyon sanatında karakter tasarımlarına yansıması

İnsanlık tarihi boyunca iletişim kurma biçimlerini keşfetmiştir. İllüstrasyonlar iletişimimizi görsel olarak sağladığımız en önemli araçlardan birisidir. Tarihin ve teknolojinin ilerlemesi ile illüstrasyonlar kendine her zaman bir yer bulmuştur. İnsanların tarih boyunca anlattığı hikayeler illüstrasyonların eşlik etmesi ile daha kalıcı bir hale gelmiştir. Hikayelerdeki karakter tasarımlarının akılda kalıcı olması, hayal gücünün görsel olarak desteklenmesi illüstrasyonlar sayesinde gerçekleşmiştir. Fantastik kurgu ve karakter tasarımları illüstrasyonlarla beraber büyüyen alanlardır. Metne bağlı görsel hikayesi olan karakterlerin tasarımları bağlı bulunduğu çevre ile bütünsel olarak görselleştirilmesi bu alanların birbiriyle bağlı bir şekilde kullanıldığını gösterir. Bu tez çalışması üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde; araştırmanın amacı ve önemi, problem durumu, sayıltılar, sınırlılıklar ve yöntem, ikinci bölümde; illüstrasyon ve illüstrasyon teknikleri, illüstrasyonda karakter tasarımı ve tasarımda fantastik kavramı ile fantastiğin türleri, üçüncü bölümde; bulgular ve yorumlamalarda Tolkien'in evreninde kadın kahramanların illüstrasyonlarının sanatçılar kapsamında değerlendirmeleri yapılmıştır. Bu çalışmada varılan nokta çağdaş illüstrasyon tekniklerinden faydalanarak fantastik karakterlerin metne bağlı olarak görselleştirilmelerin uyumluluklarının değerlendirilmeleri amaçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: İllüstrasyon, Tolkien, fantastik, karakter tasarımı, kahraman

FantastikFantastik illüstrasyonKadınlar+7
Kevser Biçer
Necmettin Erbakan University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Sitcom türü dizilerde kültürel etkilerin konut temsilleri üzerinden incelenmesi

Mimari tasarımın sonuç ürünü olan mekân, görsel-işitsel medya ürünlerinin temel unsurlarından biri olarak kullanılmaktadır. Mimarlık izleyiciye sunulan mekân ile medyada temsil edilmektedir. Oluşturulan mekân temsilleri, oluşturulma biçimleri ve taşıdıkları göstergeler ile; karakterler, hikâyenin ritmi, atmosfer ve mekânın beslendiği kültür hakkında izleyiciye bilgi vermektedir. Çalışma, görsel-işitsel medyada mimari temsilin kültüre bağlı şekillenişini mekân kullanımları üzerinden incelemektedir. İnsan yaşamı için en temel mekân olan konutu ana mekân olarak kullanması ve günlük yaşam ile sıkı bir bağ kurarak izleyiciye yakın bir konumda bulunması sebebiyle medya türü olarak sitcom seçilmiştir. Sitcom, televizyon programları içinde erken dönem örneklerinden sayılabilecek ve günlük hayatı izleyiciye en komik haliyle sunan bir türdür. Sitcomlarda mekân genellikle dekor kurgu olarak tasarlanmakta ve kendisini üreten toplumun değerlerini, yaşam biçimini, günlük eylemlerini, beğenilerini ve trendlerini çeşitli temsiller ile aktarmaktadır. Çalışma kapsamında, Türkiye ve ABD'de üretilen sitcomlarda konut mekânlarının temsili ve iki toplumun kültürel normlarının bu temsillere yansımaları karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Bu bağlamda, Amerikan yapımı "The Nanny" ile yerli uyarlaması "Dadı" ve Amerikan yapımı "The Jeffersons" ile yerli uyarlaması "Tatlı Hayat" vaka analizi yöntemiyle ele alınarak, mekân uyarlamalarındaki kültürel etkiler ortaya konmuştur. Bu tez, sitcom türünde konut mekânlarının temsiline odaklanarak, mekânın kültürel ve toplumsal kodları nasıl yansıttığını ve iki farklı toplumdaki benzerlikler ve farklılıklar üzerine saptamalar ortaya koymaktadır. Bu bağlamda, çalışma, kültürün, mimarlık ve görsel medyanın ortak noktası olan mekân temsili üzerindeki etkilerinin anlaşılması ve iki kültürü kıyaslayarak kültürler arasındaki etkileşimleri ve dönüşümleri ortaya koyması açısından özgün bir yaklaşım sunmaktadır.

Durum komedisiGerçeklikKonut tasarımı+4
Rüveyda Müberra Kaplan
Eskişehir Osmangazi University · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Dönem sanatçı ve eser bağlamında Halit Ziya Uşaklıgil ve Peyami Safa romanlarının incelenmesi

Tanzimat dönemiyle birlikte Türk edebiyatına giren roman, kaynağını hayattan alan bir türdür. Bu nedenle de bir romanın tam olarak anlaşılması için yazma zamanı çok önemlidir. Kurgu oluşurken dönemin edebi akımları ve dönemin meseleleri romanın temel unsurları arasında yer alır. Bir roman, yazarının yaşadığı dönemden belli belirsiz izler taşımaktadır çünkü her roman belirli bir zaman içinde yazılır ve o zamandan bağımsız bir hal alamaz. Bu nedenle de çalışmamızda zamanın romanlara olan etkisi incelenmiştir. Bu bağlamda Servet-i Fünûn dönemi romancılarından Halit Ziya Uşaklıgil'in sekiz, Cumhuriyet dönemi romancılarından Peyami Safa'nın on iki romanını ele alınmıştır. Çalışmada zaman kavramı araştırılarak zamanın romanların oluşumda neden önemli olduğunu tespit edilmiştir. Çalışma alanının genişletilmesinin önemli olduğu düşünüldüğünde, edebiyat anlayışlarında karşıt görüşlere sahip bu iki değerli yazarı seçmeyi uygun gördük. Cumhuriyet dönemi öncesinde romanlar yazan Halit Ziya Uşaklıgil ile Cumhuriyet sonrası romanlar kaleme alan Peyami Safa ele alındı. Bu iki yazarın seçilmesindeki en önemli neden dönemlerinin en güçlü romancıları olmasından kaynaklanmaktadır. Cumhuriyetin ilanıyla birlikte edebiyat köklü bir değişime girmiştir. Toplumu derinden etkileyen bu değişim yazarların sanat anlayışlarına da etki etmiştir. Halit Ziya Uşaklıgil'in Cumhuriyet öncesi edebiyatın, Peyami Safa'nın ise Cumhuriyet sonrası edebiyatın izlerini romanlarına başarıyla yansıtmış olmaları bu iki kıymetli yazarı ele almamızdaki en önemli etkendir. Bu bağlamda elde ettiğimiz verileri kaynaklara göre analiz ettik. Anahtar Kelimeler: Dönem, edebiyat, kurgu, roman, zaman

Dönem analiziEdebiyatKurgu+7
Aybüke Şeyma Kozan
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Türk destan evreninde oyun üzerine bir inceleme

Bu çalışmada varyantlaşan Türk epik destanlarında oyun ve oyunla ilgili kavramlar ele alınmıştır. Çalışmanın amacı, Türk epik destanlarında geçen oyunların kültürel arka planını incelemek, tespit edilen oyunların bağlamını, yapısını, işlevini ve destan kurgusunda oyunun yerini belirlemektir. Çalışma "Giriş" ve yedi bölümden oluşmaktadır. "Giriş" bölümünde destan ve oyun kavramları, oyunun özellikleri ve unsurları, oyunun kamlık ve kültürel bellekle ilişkisi ele alınmıştır. Çalışmada, nitel araştırma yöntemlerinden doküman tarama ve karşılaştırma teknikleri kullanılarak Türk destanlarındaki oyunlar incelenmiştir. Bu çalışma, metin merkezli kuramlardan "Yapısalcı", "Bağlamsal" ve "İşlevsel" halkbilimi kuramlarını dâhil ederek destanlardaki oyunları analiz etmeyi amaçlamaktadır. "Destanlarda Adı Geçen Oyunlar" başlığında, destanlarda tespit edilen kırk farklı oyunun oynanma biçimleri verilmiştir. "Bağlam Açısından Oyunlar" başlığında, oyunlar; oynanma amacı, zamanı, mekânı ve oyuncularına göre ele alınarak sınıflandırılmıştır. Bu bölümde destanlarda geçen oyunlar, çocuk ve oyun ilişkisi yanında geçiş dönemlerinde, avda, konuk ağırlamada, mevsimlik bayramlarda, kağan tayininde ve savaşlarda tuttuğu yer açısından incelenmiştir. "Anlam Açısından Oyunlar" başlığında oyunlar, TDK'nin oyun tanımındaki anlamlarından yola çıkılarak eğlence, sınama ve yarış, kumar, hile, dans, tiyatro olarak değerlendirilmiştir. "Destanlardaki Oyunların Yapısı" başlığında; oyun adı, oyuncular, oyun araçları/oyuncak, oyunların icra ortamları, ödül ve ceza unsurları incelenmiştir. Destan metinlerindeki bağlamlarıyla sınırlı olmak üzere tespit edilen oyunların işlevleri "Destanlardaki Oyunların İşlevleri" başlığında verilmiştir. "Destan Kurgusunda Oyunun Yeri" başlığında oyunlar kişiler, olay, mekân, zaman, anlatıcı/dinleyici ve epik kurallar çerçevesinde incelenerek oyunun destan kurgusunda önemli bir yere sahip olduğu görülmüştür. Oyunların destan kurgusundan ayrı düşünülemeyecek bir rolü bulunmaktadır. Ayrıca destanlardaki oyunların bağlam, yapı, işlev açısından değerlendirilebileceği görülmüştür. Anlatıyı oluşturan yapının, oyuna da uygulanabileceği ve oyunun bağlamının, anlamı oluşturmada temel rol oynadığı sonucuna varılmıştır. Türk epik destanlarındaki oyunlar; oyun, yapı, bağlam, işlev açısından bir bütün hâlinde değerlendirilerek kurgu boyutunda oyunun destan ile ilişkisi ortaya konulmuştur. Oyunlar; destanlardaki olayı, ana karakterini, ana hikayesini etkilemektedir. Destan kurgusu, destan kahramanlarının oynadığı oyunlara bağlı olarak değişebilmektedir.

DestanlarKurguKültürel bellek+3
Zehra Bayır
Kastamonu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Güncel sanatta kavram ve kurgu olarak süsleme

Bu çalışma, modern dönem sanatında tartışmalı bir alana dönüşen süs ve süs unsurlarının, modern sonrası güncel sanat uygulamalarında yoğun şekilde kullanılmasını kavram ve kurgu ekseninde irdelemeyi amaçlamaktadır. Bu amaç doğrultusunda süs ve süs ögeleri, modern sonrası ortaya çıkan popüler kültür, eklektizm, çoğulculuk, cinsiyet, kimlik, beden gibi farklı kavramlar ekseninde ele alınmış ve sanatçıların uygulama yöntemlerinde, kültürel değer olarak ele aldıkları süs ve süs unsurlarını nasıl kavram ve kurguya dönüştürdükleri irdelenmeye çalışılmıştır. Çalışmada irdelenen veriler, görüşme, literatür taraması yöntemiyle elde edilmiştir. Elde edilen kaynak ve görsellerin kavram ve kurgu açısından anlamlandırma sürecine katkı sağlaması amacıyla günümüzün önemli sanatçıları ve eserleri doküman analiz yöntemi ile incelenmiştir. İnceleme felsefi, sosyolojik, estetik ve teknik açıdan ele alınarak anlamlandırılmaya ve kavramsal açıdan çözümlemeye çalışmıştır. Sonuç olarak, modern dönem sonrası güncel sanat uygulamalarında daha sık şekilde kullanılmaya başlayan yeni süsleme anlayışının, güncel sanat uygulamaları içerisinde farklı sanatçılar tarafından farklı şekilde sanatsal ürünlere dönüştüğü görülmektedir. Bu dönüşümün nesne ve mekân ile oluşturduğu birlikteliğin gereği izleyiciyi kavram ve dolayısıyla anlam üretmeye davet etmektedir.

Güncel sanatKavramlarKurgu+2
Şeyda Canpolat
Kastamonu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Sanatta kurgu ve gerçeklik bağlamında 1939 Erzincan depremi ve cezaevi müzeleri

Tezimizin amacı, insanlarda mahkumlara karşı var olan ön yargıları sorgulamak, suçlu da olsa, bu kişilere karşı yaptığımız haksızlıkların sanat aracılığıyla farkına varmamızı sağlamaktır. Dünyanın her yerinde, insanları suça iten ailevi, genetik, hukuksal, toplumsal, ekonomik, kültürel, eğitim ile ilgili sebepler vardır. Ne yazık ki, suç işlenmeden önce suça teşvik eden bu nedenler, cezaevi yaşam koşulları, cezaevinden çıktıktan sonraki topluma uyum süreçleri yeterince irdelenmemektedir. Mahkumların cezalarını bitirip dışarı çıktıktan sonraki toplumsal önyargı, bu insanların kendilerine yeni ve temiz bir hayat kurma şansını tanımamaktadır. İnsanlar eski bir mahkumla aynı apartmanda oturmayı, aynı işyerinde çalışmayı, aynı okula gitmeyi, istememektedirler. Oysa cezaevinden çıkan bir kişi, suçunun karşılığı olan cezayı çekmiştir ve diğer insanlarla aynı haklara sahiptir. Kendisine iyi ve dürüst bir hayat kurmak için önce bir işe ve gelire sonra da sevilip sayılacağı sosyal bir ortama ihtiyacı vardır. İş bulamayan, eski mahkum diyerek itilip kakılan bu insanlar belki de tek çareyi yine suç işlemekte bulmaktadır. Bu çalışma "suçluları kazıyınız, altından insan çıkar" sözünün doğruluğunu, suçlulara gerekli özen gösterilir ve imkan sağlanırsa onların da iyi birer insan olabileceklerini, toplumun bu soruna sırtını dönmesi yerine yüzleşmesi ve kendi sorumluluklarının farkına varması gerektiğine dikkat çekmeyi amaçlamaktadır. Tez konumuz, gerçek bir olaydan yola çıkılarak eser üretmekle ilgili olduğundan, çalışmamızda öncelikle, gerçek ile sanat ve bu iki kavramın birbirleriyle ilişkileri ve sanat akımları içerisindeki gerçeklik kavramı tartışılmıştır. İkinci bölümde kurgu ve sanat başlığı altında edebiyatta ve görsel sanatlarda kurgu anlatılmıştır. Bölümün sonunda, adalet kavramına ve hukuk alanında üretilmiş sanat eserlerine yer verilmiştir. Üçüncü bölümde, 1939 Erzincan Depremi ve deprem sırasındaki mahkumların akıllara durgunluk veren fedakarlık hikayesi fotoğraflarla desteklenerek anlatılmıştır. Bölümün sonunda, Sinop ve Ulucanlar Cezaevleri hakkında bilgi verilmiş ve ziyaretlerimiz sırasında çekilen fotoğraflarına yer verilmiştir. Tezin sonunda ise adalet, cezaevi, ölüm fermanı, yafta gibi hukuksal konularla ilgili bireysel çalışmalarımız ve sonuç bölümü bulunmaktadır. Anahtar Sözcükler: Gerçek, Gerçekçilik, 1939 Erzincan Depremi, Hukuk ve Sanat, Kurgu

Ceza infaz kurumlarıDeprem 13 Mart 1992 ErzincanDeprem+7
Şerife Sülek
Düzce University
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Zeynep Aliye'nin öykülerinde yapı ve izlek

Günümüz edebiyatı yazarlarından olan Zeynep Aliye, öykü, şiir, roman, söyleşi gibi pek çok türde eser vermiş olmasına rağmen özellikle öyküleriyle ön plana çıkar. Bireyi ve bireyin ruhsal bunalımlarını irdeleyerek, kadın ve kadın sorunlarına değinen yazar; bir imge ve kurgu ustası olarak eserlerinde felsefi ve psikolojik açılımlarda bulunur. Yazarın ontolojik anlamda kendini arayan insanın özellikle de kadının derinliklerine inerek en karanlık noktaya ulaşmadaki yetisi, erkek egemen anlayışın hâkim olduğu toplumda atılan önemli bir adım olarak kabul edilir. Öykülerde, mutsuzluk ve huzursuzluk itkisiyle görüngülenen kadınlar, özellikle kadın düşmanlarının güçlerini arttırmak amacıyla zayıf ve vasıfsız olarak nitelendirildikleri gibi namus ve bekâret olgusuyla da etki altına alınmaya çalışılan bir denetim aracına dönüşür. Bunalım/bunaltı ve karamsarlığın parçalanmış bireyin tüm yaşamına mercek tuttuğu öykülerde görülen özgürlük sorunu, yazarın yalnızlık, ölüm, intikam ve intihar izleklerine sıkça yer vererek eril iktidarın toplum üzerindeki etkisine ironik bir göndermede bulunmasıyla açımlanır.

Aliye, ZeynepBekaretHikaye+7
Semra Uzun
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Derviş Zaim sinemasında kurgu

Sinemanın doğuşu ile birlikte kurgu, sinemanın sanatı olmuştur. Sinemanın ilk yıllarıyla beraber kurgu da paralel olarak gelişimini göstermiştir. Bu bağlamda kurguya ilişkin çeşitli kuramcıların kuramları ile birlikte kurgu sürekli olarak gelişmiştir. Sinemanın ve kurgunun bu denli gelişimi ile ortaya çıkan "Auteur" kavramı sinemaya ayrı bir bakış açısı kazandırmıştır. "Auteur" kavramı ile yeni ve genç yönetmenler bağımsız sinema veya yönetmen sineması adı altında filmler üretmeye başlamışlar ve Yeşilçam döneminin ardından Türk sinemasında da bu etkileşim kendini göstermiştir. Yönetmen sineması olarak nitelendirilen bağımsız sinema bağlamında Derviş Zaim, sinema yapmaya ilişkin kaygıları taşıyan yönetmenlerden birisi olmuş ve Derviş Zaim Sineması'nı ortaya çıkarmıştır. Derviş Zaim'in tüm filmleri ulusal ve uluslararası ödüller almıştır. Hikâyesindeki dramatik gücünün ve oyuncu yönetiminin yanı sıra kurgu tekniğinin de önemli olduğu varsayılabilirdir. Bu bağlamda Derviş Zaim sineması sinemasal anlam yaratma aracı olarak kurgunun kullanımı incelenerek Derviş Zaim ve Türk Sineması'nda kurgunun kullanımı ile ilgili çalışmalara akademik katkı sağlayacak ve ileride yapılacak olan akademik çalışmalar için de kaynak olanağı düşünülmektedir.

KurguSinemaTürk sineması+1
Tevfik Kemal Özel
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Kurgusal diller, kültürel neolojiler ve çeviriyaratım: ingilizceden Türkçeye ve Almancaya aktarımlar

Yazarlar; eserlerinde oluşturdukları kurgusal dünyaları, okura daha gerçekçi sunabilmek için hikâye akışı içerisinde sözcüksel yabancılığı ve yaratıcılığıyla dikkat çeken ve kurgusal dünya karakterlerinin sosyal kimliklerini yansıtan, yalnızca bulundukları eserler için geçerli kurgusal diller oluşturmaktadır. Bu çalışma yazın eserlerindeki kurgusal dillerde yer alan özgün sözcükler, aktarma sözcükler ve türetilmiş sözcüklerin, yani kültürel neolojilerin Türkçe ve Almanca çeviriyaratımlarını "Kültürel Neoloji Çeviriyaratım Modeli" çerçevesinde incelemektedir. Çalışmanın amacı, kurgusal dilleriyle ünlü 17 eser, 42 kitap çevirisi, 10 kurgusal dil ve toplamda 3256 kültürel neoloji analiz birimi üzerinden kurgusal dillerin çeviriyaratımına bütüncül bir yaklaşım getirmek ve kurgusal dilleri olan eserlerin gelecek çevirilerine hem nitel analizler hem de nicel verilerle yol haritası sunmaktır. Çalışmanın tümevarım şeklinde sunulan bulgularına göre özgün kültürel neoloji çeviriyaratımlarında en sık kullanılan çeviri stratejisi %61,9 oranıyla Aktarım, kurgusal dil boyutunda ise Pravic, Anglo-Ubiq, Hressa-Hlab, Lapine, Fremen ve Elvish için Aktarım, San Lorenzo ve Newspeak için Erek Dil Neolojizmi ve Nadsat için İşlevsel Karşılık'tır. Aktarma kültürel neolojiler için %31,4 oranıyla Aktarım stratejisi yine merkez konumdadır. Kurgusal dil boyutunda ise San Lorenzo, Pravic, Anglo-Ubiq, Fremen, Newspeak, Lapine ve Elvish Dillerinde çeviri stratejisi olarak Aktarım kullanılırken; Nadsat ve Hardic'de ise İşlevsel Karşılık kullanıldığı belirlenmiştir. Türetilmiş kültürel neoloji toplam çeviriyaratımlarında %25 oranıyla Sözcüğüne Sözcüğüne Çeviri; San Lorenzo, Anglo-Ubiq, Fremen, Lapine ve Hardic için Sözcüğü Sözcüğüne Çeviri, Elvish Dilleri için Erek Dil Neolojizmi, Pravic ile Nadsat için İşlevsel Karşılık ve Hressa-Hlab için Betimleyici Karşılık en çok tercih edilen stratejiler olmuştur. Türk ve Alman Çeviri Edebiyatında kurgusal dillerin çeviriyaratımında en sık kullanılan çeviri stratejileri; %28,8, %16,4, %12,5, %11,5 ve %6,9 oranlarıyla, Aktarım, İşlevsel Karşılık, Doğallaştırma, Erek Dil Neolojizmi ve Sözcüğü Sözcüğüne Çeviri olarak belirlenmiştir. Bu anlamda kurgusal dillerin çeviriyaratımının, erek okura eşdeğer bir kültürleşme süreci sunabilmek için yazarın yaratıcılığından çevirmenin yaratıcılığına uzanan bir yolculuk olduğu görülmüştür.

AlmancaKurguTürkçe+5
Fatma Ülkü Kavruk
Ankara Hacı Bayram Veli University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Woman and love in medieval courtly literature: The real and the fictional

The purpose of this study is to examine the formal and thematic interaction of the poetry of medieval Arabs with Western literature through the Troubadour poets in France. In the love poetry of Arabs, where divine love is the central theme, the poet?s muse is sometimes described as an unattainable divine being, sometimes as a very beautiful woman with earthly qualities. This attitude to woman observed in the poems of Arab writers has had a significant influence, firstly on the Troubadour poets of Southern France, then through the French and the Italian writers on the English. In tracing this influence the present study also tries to draw attention on the paradoxes and dilemmas inherent in the presentation of courtly love and the image of the woman which arise from the unrealistic conditions of life in medieval Europe. In medieval Christian societies ?woman? was seen either as Eve, the temptress to be avoided by men or as Virgin Mary, the unreal, unattainable noble and virgin lady who could not be a wife and a beloved but a divinity to be adored. The present study argues that the courtly love poetry that had its sources in Arabic and Troubadour poems foregrounds the irreconcilability of fact and fiction concerning the medieval European man?s approach to the concepts of love and the ?woman?.In building this argument the study will analyze first the love poetry of three early medieval Arab poets namely: Ibn Hazm, Ibn Quzman and Ibn Arabi, who are considered the leading figures of Arabic literature; and then The Knight?s Tale of Geoffrey Chaucer and Le Morte Darthur of Thomas Malory as the two most well-known chivalric love romances of British medieval literature.

Arabian literatureLoveCourtly love+9
Evren Birkan
Doğuş University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessEN

Translating fictional identities: The case of to Kill a Mockingbird

It is a consensus among sociolinguists that one's linguistic choices represent his or her race, gender, social class, background, attitudes, and above all, character attributes. In other words, one's individual use of language, made up of his/her idiosyncratic syntactical and lexical choices, denotes his/her "identity". Similarly, fictional characters perform their identities by means of language, and thus, the best way to explore fictional characters' identities is to analyze their dialogues. Within the context of translated literature, reflection of these identities in the target text depends on the linguistic choices of the translator. This adds to the translation problems faced in literary translation, most of which have been addressed so far. A great number of literary translations, especially classics, have been analyzed, compared, and evaluated to see if and how successfully the target text could maintain the source text effect in terms of style, narrative technique, and literary devices. In this study, the dialogues of the characters in five Turkish translations, by five different translators, of the novel To Kill a Mockingbird, translated into Turkish as Bülbülü Öldürmek, are analyzed to find out if there are any linguistic shifts in the dialogues of the characters, and how these shifts affect the way readers perceive the identities of the characters. In other words, the purpose of this study is to see if the linguistic behaviors of the characters in five different translations titled Bülbülü Öldürmek represent the same identities as those in To Kill a Mockingbird do. Considering the distinct linguistic behaviors of the characters and the incompatibility between the source language and the target language, the analysis is expected to yield informative results on the (re)creation of fictional characters in literary translation, and the effect of translators' decisions on the formation of fictional characters.

LanguageLanguage choiceLiterature+4
Özlem Zorlu
Doğuş University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Figüratif resimde kurgu ile beden hareketi ilişkisi

Figüratif resimlerde sanatçının görselleştirdiği figürlerin espas ile beden hareketlerinin kurguya olan yansımalarının analiz edilmesinin amaçlandığı bu çalışmada, nitel araştırma yönteminin doküman incelemesi deseni tercih edilmiştir. Çalışma evreni kapsamında resmi ve sivil müze ve galeriler ile kitap, katalog, broşür vb. basılı kaynaklardan temin edilen figüratif resim görsel örnekleri kullanılmıştır. Bu görseller üzerinden, bir figüratif resimde en önemli unsur olan kurgu ve kurguyu oluşturan unsurlar olarak figürlerin biçim, konum ve pozisyonu, kurguyla ilişkisi bağlamında incelenip uygun kavram ve terimlerle betimlenerek yorumlanmıştır. Bu doğrultuda, Terry Barett'in Formal Analiz ve Edmund Burke Feldmann'ın Sürece Dayalı Sanat Eleştirisi yöntemlerinin kullanılmasıyla farklı dönemlerden seçilmiş figüratif resimlerin çözümlemeleri gerçekleştirilmiştir. Çözümlemelere konu olan bu figüratif resimlerde; hareket, vurgu, denge, bütünlük ve armoni gibi temel sanat ilkeleri, çalışma görselleri üzerinden kılavuz çizgileri yardımıyla, sanatçı tarafından gerçekleştirilen eserin kompozisyon yapısı incelenerek figürlerin beden hareketleri ile kurgu arasında oluşan bağ ifade edilmeye çalışılmıştır. Çalışma kapsamında elde edilen verilerin yapılan analizlerinde, figüratif resim yapan sanatçıların resimlerinde kullandıkları figürleri kendi sanat anlayışlarına uygun belirledikleri bir kurgu şemasına göre kompoze ettikleri ortaya konulmuştur.

BedenFigüratif resimFigüratif sanat+3
Sevgi Yaşa
Dicle University · Institute of Educational Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Angelopoulos sinemasında kamera rejisi ve kurgu

Bu çalışmada bir sanat yapıtı olan Sinema, Sinemada kurgu, Kurgunun gelişmesi, Eisenstein kuramının kurgu üzerindeki etkisi, Evrensel kurgu, Theo Angelopoulos Sineması, Kamerada kurgu çeşitleri ve Theo Angelopoulos sinemasında kamera rejisi üzerinde durulmuştur.Sinemada kurgunun işlenildiği ilk bölümde kurgunun gelişimi, Eisenstein kuramının sinema üzerindeki etkisi, yaratıcı kurgunun sinemaya olan etkileri, sanatsal kurgunun sinema üzerindeki etkileri, Eisenstein kurgu çeşitleri, kurgu kuramları ve genel hatları ile kurgu çeşitleri incelenmiştir.Theo Angelopoulos' un hayatının işlendiği ikinci bölümde ünlü yönetmenin yaşadığı zaman ve o günlerindeki siyasal durum, sinemasının dönemleri, sinemaya bakış açısı ve felsefesinin sinemaya olan etkileri incelenmiştir.Theo Angelopoulos'un filmleri ve tekniğinin işlendiği son bölümde ise, yönetmeni bir çok yönetmenden farklı kılan sekans plan çekim tekniği, yönetmenin kurgu ve müzik seçimi ve son dönem çektiği üç önemli film incelenmiştir.Bu araştırmanın sonucunda başlangıcından bu güne kadar olan Sanatsal Sinema Kurgusunun gelişimi incelenmiş olup, sinemanın Otör (Auteur) yönetmen kavramı ile anılan Theo Angelopoulos' un bütün kurgu kuramlarından etkilenip, kendi çekim tekniği olan Plan Sekans'ı geliştirdiği ve tüm filmleri bu şekilde oluşturduğu görülmüştür.Anahtar Kelimeler: Kurgu, Kamera Rejisi

Angelopoulos, TheoKameraKurgu+3
Samim Umut Şener
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Soğuk Savaş döneminde Türk istihbarat kurgusu

Bu yüksek lisans tezi, İkinci Dünya Savaşı'nın bitmesiyle başlayan Soğuk Savaş döneminde Türkiye'nin istihbarat anlayışı ve kurgusunun ne şekilde değişime uğradığını ortaya koymaktadır. Türkiye'nin ABD ile müttefik olmasının ve NATO'ya üye olmasının ardından Türkiye'nin istihbarat kuruluşlarında yaşanan değişiklikler irdelenmektedir. İlk Türk devletlerinden başlayarak Türk istihbarat sisteminin üzerine inşa edildiği temeller ve Kurtuluş Savaşı'nın ardından Türkiye'nin istihbarat teşkilatı Milli Emniyet Hizmetleri'nin kuruluş öyküsü de çalışmanın kapsamına girmektedir. Tezin esas konusunu oluşturan Türkiye'nin istihbarat kurgusunda değişikliklere yol açan tüm olay ve gelişmeler ayrıntılı olarak ortaya konulmaktadır.Çalışma, Türkiye ile Amerika Birleşik Devletleri ilişkilerinin gelişmesi ve Türkiye'nin NATO'ya kabul edilmesiyle Türk istihbarat kurgusunun büyük ölçüde komünizmle mücadele konseptine göre değiştiği savına dayanmaktadır. Sovyetler Birliği'ne sınır olması nedeniyle Soğuk Savaş'ın kilit ülkesi Türkiye olmuştur. Bu Türkiye'yi ABD için çok önemli kılmaktadır. Türkiye ise Sovyetler birliği tehdidine karşı ABD ile yakınlaşmıştır. Güvenlik kaygısıyla gelişen bu ilişkiyle birlikte Türkiye'nin istihbarat yapısı adeta evrim geçirmiştir. Milli İstihbarat Teşkilatı ve Emniyet İstihbarat yeniden yapılandırılmıştır. Türk Silahlı Kuvvetler bünyesinde de Özel Harp Dairesi kurulmuştur. Türkiye, bu dönemde başta ABD olmak üzere Batılı ülkelerin istihbarat servisleriyle ortak çalışmalar yürütmüştür.Anahtar Kelimeler: MAH, CIA, KGB, Özel Harp Dairesi, Seferberlik Tetkik Kurulu, Milli İstihbarat Teşkilatı, Soğuk Savaş

CIAGüvenlikKurgu+6
Ecevit Kılıç
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Gözetim çalışmaları temelinde Black Mirror dizisi: Gerçek ve kurmaca hayat ilişkisi

Gözetim pratikleri tarih boyunca olduğu gibi günümüzde de tartışmaya açık bir konudur. Yeni iletişim teknolojilerinin gelişimi ve özellikle sosyal medya kullanımının artmasıyla beraber daha fazla görünürlük kazanan gözetim uygulamaları, gün geçtikçe daha da gelişmekte, yaygınlaşmakta ve içselleştirilmektedir. Günümüzde bu durumu konu eden sanat eserleri, özellikle sinema filmleri ve televizyon dizileri bulunmaktadır; 2011 yılında yayınlanmaya başlayan Black Mirror dizisi de bunlardan birisidir. Dizi kurgusal bir gelecekte iletişim ve gözetim teknolojilerinin insan hayatı üzerindeki etkilerini bir distopya olarak sunmaktadır. Bu çalışmada yeni iletişim teknolojilerinin eleştirisini yapan Black Mirror dizisinin kurgusal evreni ile gerçek hayat örnekleri karşılaştırılmış, dizinin içeriği analiz edilerek belirli temalar üzerinden bir analiz sunulmuştur. Bu amaçla çalışmada gözetim çalışmaları literatürü incelenmiş, gözetim ve yeni iletişim teknolojileri ile ilgili kavramlar araştırılmıştır. Çalışmanın son bölümünde ise, Black Mirror dizisinin kurgusal evreni ile gerçek hayat örnekleri belirlenen temalar üzerinden karşılaştırılmıştır. Yapılan bu analiz sonucunda görülmektedir ki Black Mirror dizisinin kurgusal evreninin gerçek hayatta da örnekleri mevcuttur. Bu noktada her ne kadar yeni iletişim teknolojilerinin faydalı etkileri olsa da, gözetim mekanizmasına hizmet ettiği unutulmamalıdır. Black Mirror dizisinin yarattığı distopya günümüzde çoktan yaşanmaya başlamıştır.

BenzetimBlack MirrorGözetim+7
Eylül Ersoy
Başkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Sophie Calle örneğinde kamusal alanda sanat ve mahremiyet olgusu

20. yüzyılın başlarında, toplumsal yaşam ve insan ilişkilerinin modern kentlerde içi içe geçtiğini görmekteyiz. Kalabalıklar içerisinde sıkışıp kalan insanlar, ne yaşadığının farkında değildir. İnsanın çevresiyle ve algısıyla olan ilişkisini güçlendiren bu durum, kişinin kendisine yeni yaşam kurguları oluşturmasına olanak tanır. Böylece, dünyaya ait anlatıları olduğu gibi yansıtma durumunda ise sanat, gerçeklikten ayrılamayacak bir durum haline gelebilmektedir.Anonim kent olgusu içerisinde kimliksizleşen birey, alışmış olduğu dünyasında bir `öteki' haline gelir. Her gün tekrarlanan ritüeller, yeni küçük eklentiler ve farklı çözüm arayışlarıyla şekillenen modern insan, bir yandan `fark edilen' bir yandan da `izole edilmiş' konumdadır. `Öteki' lerin birbirleriyle iletişime geçme veya hayatlarına girme teşebbüsü ise mahremiyetin sınırlarını ortadan kaldırır. Bu durum, insanın kendi yaşantısını başkalarına göstermek ya da diğerleri diye nitelendirebileceğimiz kişileri ortak hikayeye dahil etme isteğini doğurur.Anlatı oluşturma arzusu, modern çağın insanını kişisel deneyimler çerçevesi içerisinde keşfe çıkarır. Günümüz yaşamında sıkça karşılaştığımız bu merak duygusu, metropolleşmiş şehirler altında yatan hikayeyi sanat nesnesi haline dönüştürür. Bu noktada sanat deneyimi hakikatten beslenerek, kendi anlatısını oluşturur.Zorunlu olarak yaşamak durumunda olduğumuz kamusal alanda hem aşina olduğumuz hem de hakkında hiçbir şey bilmediğimiz yabancılar, kentin görünmez yüzleridir. Toplumsal yaşamda takip etme isteği uyandıran ?onlar? diye tabir ettiğimiz bu kitle, sanat arayıcılığıyla ortak döngüye dönüşmektedir.

Calle, SophieGözetimKamusal alan+5
Duygu Süzen
Dokuz Eylül University · Institute of Fine Arts
2010
00
Master'sOpen AccessFR

"Mustafa" film documentaire, à la quête de la réalité et de la fictionnalité, et son application à l'enseignement du FLE

Knowledge spreads freely all over the world despite the geographical boundaries. Therefore, the education of foreign languages becomes more important than ever. People have to communicate more effectively to capture knowledge. At this point, the importance of French language education, which is the subject of our study, cannot be neglected. In this study, we tried to analyze documentary/semi-documentary cinema in detail under the general concept of cinema by recognizing the importance of the role it plays in transfer of culture and ideology. In this process, while trying to analyze the meaning processes of the movie ?Mustafa? shot on the life of Mustafa Kemal Atatürk on one hand, on the other hand we tried to present suggestions on how it can be used in French education.The use of cinema language (fiction or documentary) makes the education process more dynamic by motivating students with its attention taking structure. The use of cinema in a French language class triggers the development of written and verbal expression skills of students. From this perspective, this study aims to improve the quality of the education process by suggesting the use of cinema in the education of French language.In our study we first analyzed the linguistic and non-linguistic communication systems. Afterwards, we discussed the meaning construction processes of cinematic communication systems by comparing ordinary language whose main indicator is words with cinema language which?s main indicator is image. While doing this, we tried to analyze the role of voice-over in the meaning construction process of the cinema, as the main differentiator of documentary cinema and fiction cinema. This guided us in understanding the strategies in the supporting arguments and in analyzing the implicit discourse. With this study, we are expecting to open new frontiers in the foreign language education process by proposing strategies on the use of documentaries in French language education.

Çağlar Yıldırım
Dokuz Eylül University · Institute of Educational Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessEN

Film tekniklerinin sinematik sanal gerçeklikteki hikaye anlatımına etkisinin incelenmesi

This thesis focuses on analyzing the usage of traditional film techniques and their effects on storytelling in cinematic virtual reality (CVR) or 360° films. Since virtual reality is an emerging technology, creating content for it is still an ongoing process and an open-ended discussion. Throughout this work, existing cinematic virtual reality contents are viewed and analyzed to seek answers for the following questions: "How does CVR function differently from traditional cinema?", "What is the essence of CVR?" and "Can we define the rules of production of a successful CVR film?". The chosen CVR films are analyzed by the following five main criteria to answer these questions: the first-person view vs. ghost view, still viewing or moving viewing position, the existence of a guiding content, space and time transitions, and vertical-horizontal movements. At the end of the study, a guideline is presented for virtual reality filmmakers and researchers about creating CVR content that would achieve a standardized storytelling approach.

Digital storytellingFilmFilm analysis+4
Burak Sakallıoğlu
Özyeğin University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Proficiency in ArtOpen AccessTR

Güncel sanat pratiklerinde kurgusal mekân ve yeni öykü kurma stratejileri

Mekânı deneyimleme biçimlerimiz ile dili kullanma becerilerimiz arasında bir benzerlik vardır. Sözcükleri seçmek, konumlandırmak, anlamı oluşturmak, bazense bozmak ve farklılaştırmak arayışındaki dil oyunları, tıpkı mekân deneyimlerine benzer şekilde duraksamalar, hareketlilikler, sıçramalar ya da kopuşlar yaratmaktadır. Bu nedenle öykü ve mekân deneyimleri aşağıda adımların bir araya geldiği ve dağıldığı güzergahlarda başlar. Bu güzergahlarda mekânı ören ve ona kimlik kazandıran adımlar, tıpkı bir metni ören sözcükler gibi yan yana dizilerek anlamı inşa etmeye soyunmaktadırlar. Dil ve imge düzeyinde mekânı aramak ise mekanla kurulan fiziki bağın düşsel olana geçit verdiği bir aralık sunmaktadır. Sözcüklerin sayfaya yerleşerek mekanlarını bulması gibi imge de tuval yüzeyi, sanatçının atölyesi, galeri mekânı ya da kamusal alan ve doğa mekânı gibi ortamlara yerleşerek bu ortamları anımsamalar ve bellekle ilişkilenen yerlere dönüştürmekte bir anlamda onları mekânlaştırmaktadır. Mekânın dünyadaki fiziki varlığımıza yer açıyor oluşu gibi sanat eserleri de mekanlar aracılığıyla varlık sınırlarını belirlemekte ve böylelikle gündelik hayatın akışındaki yerini alabilmektedir. Gündelik dile sızan ve burada farklı anlam oyunları üreten sanat eseri, mekanlardan anlatılara taşınarak, eserin çoğul bir dil üstlenmesini sağlamaktadır. Anlatının mekânı bu çoğullaşmayı sağlayan ve eseri farklı okumalara maruz bıraktıran yer olarak belirmektedir. Anlatı düzlemi, galeri mekânı, sanal ortam gibi farklılaşan mekân kurgularıyla çoğullaşan eser her yeni aktarımda farklı bir dil kurgusuna kavuşmaktadır. Böylelikle kendi varlık alanını canlı tutabilen eser, gündelik hayatın bir parçası olarak sosyolojik bir nesne konumuna da kavuşmaktadır.

DilGüncel sanatHikaye+7
Özge Yağcı
Dokuz Eylül University · Institute of Fine Arts
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Günümüz Türk oyun yazarlığında "Bellek" ve "Kurgulanmış gerçeklik" (1980-2000)

Bu tez kapsamında, tiyatro sanatının temsil etmeye çalıştığı nesnenin, gündelik yaşam gerçekliğinin kendisi olmadığı, topluma egemen olan güç ve ideolojiler tarafından kurgulandığı dolayısıyla bir yapıntı olduğu tartışmaya açılmaktadır. Gerçeğin kurgusallığı üzerinden ilerleyen bu çalışma aynı zamanda bireyin de kurgulanabilir toplumsal bir fenomen olduğunu ve disiplinci iktidarın belirlediği normlarla inşa edildiğini bu tartışmaya dahil etmektedir. Bunun yanında postmodernizmle birlikte gerçeklik kavramında meydana gelen değişimlerin gerçeğin inşa sürecine bir etkisinin olup olmadığı araştırılmaktadır. Topluma egemen olan gücün gerçekliği nasıl kontrol altına aldığını somutlaştırma anlamında, 12 Eylül 1980 askeri darbesi, siyasal, ekonomik ve kültürel gerçeklikleri ve bireyi kurgulayan bir iktidar biçimi olarak mercek altına alınmaktadır. 1980-2000 yılları arasında yazılan ve 12 Eylül'ün belirlediği toplumsal gerçekliği ve bireyi temsil nesnesi olarak seçen bazı tiyatro oyunları, belirlenen bu gerçekliğe karşıt söylem üretme ve gerçeği kurgulama yöntemlerini görünür kılma bakımından incelenmektedir. Darbeyi toplumsal gerçeklik ve birey inşası temelinde anlamlandıran bu oyunların mevcut gerçeklikle egemen güçler arasında kurduğu ilişki "disiplinci iktidar", "söylem", "kimlik", "ideoloji", "hegemonya", "kolektif bellek" ve "tüketim" gibi çeşitli kavramlarla birlikte analiz edilmektedir. ANAHTAR KELİMELER: Toplumsal Gerçeklik, Birey, Kurgu, 12 Eylül, Disiplinci İktidar.

12 Eylül 1980 DönemiBellekBirey+7
Ayşe Sancak Deniz
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Belgesel fotoğrafçılıkta kurgusal yaklaşımlar

Fotoğrafçılık türlerinin en önemli ortak özelliklerinden biri, fotoğrafın daha etkili olması için yapılması gerekenlerin ne olduğudur. Bu sorunun en kabul edilen cevaplarından biri, fotoğrafın da resim gibi bir kompozisyona ve estetiğe sahip olması gerekliliğidir. İlk başta tezat gibi görünmesine rağmen, belgesel fotoğrafçılıkta da gerçekliğin bir kurgu ortamında yansıtıldığı çalışmalar olduğu son zamanlarda göze çarpmaktadır. Belgesel fotoğrafçıların günümüzde veya daha sonra öğrendiğimiz eski çalışmalarında, fotoğrafın daha etkili veya daha estetik olması adına çekim öncesi, çekim anı ve çekim sonrasında çeşitli tekniklerden yararlandıkları araştırmalar ile ortaya çıkmıştır. Bu çalışmanın amacı, fotoğrafçılığın ilk yıllarından günümüze kadar belgesel fotoğrafçılıkta uygulanan kurgusal yaklaşımları ele alarak, dünya tarihine büyük etkileri olan önemli belgesel fotoğraflarının nasıl yaklaşımlar ile oluşturulduklarını araştırmaktır. Belgesel fotoğrafların daha etkili olabilmesi için yapılan kurgu teknikleri ve yöntemleri incelenerek teknolojik ve tarihsel değişimlerinin yöntemlerde nasıl farklılıklar yaratığı sunulmuştur. Yöntem olarak, literatür taraması ve temel fotoğrafçılık eğitimi almış, devlet üniversitesi fotoğraf öğrencileri ile odak grup görüşmeleri yapılmıştır. Altı katılımcının bulunduğu odak grubu görüşmesinde, araştırmanın amacı doğrultusunda seçilen belgesel fotoğrafçıların kullandıkları kurgusal yöntemler üzerinden fotoğraflar incelenmiş, bir belgesel fotoğrafın gerçeği doğrudan yansıtıp yansıtmaması gerektiğine dair tartışmalar verilen örnek fotoğraflar ile birlikte tartışılmıştır. Gösterilen belgesel fotoğraflarda yapılan ve tercih edilen müdahaleler karşılaştırmalı bir şekilde katılımcılara gösterilmiş ve hangi fotoğrafın daha etkili olduğu sorulmuştur. İncelenen çalışmalar neticesinde, pek çok tarihe geçmiş önemli belgesel fotoğrafın aslında kurgusal bir yöntemle üretildiği göze çarpmaktadır. Bu sonuç ile birlikte günümüzde, belgesel fotoğrafta kurgunun kullanılmasının etik olup olmadığını tartışmak yerine fotoğrafın hangi kurgu yöntemi ile daha etkili olduğu ve yapılan bu müdahalelerin ne boyutta yapılması gerektiği sorusu pek çok belgesel fotoğrafçı için daha önemli bir durum haline gelmiştir.

Belgesel fotoğrafFotoğrafçılıkGerçeklik+1
Ozan Bal
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessEN

Anlatı ve kurguda uyum: Reha Erdem sinemasında farklılaşan oluşlar

This thesis aims to demonstrate the coherence between narrative and montage in Reha Erdem's cinema in dialogue with Deleuzian philosophy and cinema theory, and it analyzes the parallels and divergences between Erdem's cinema and Deleuzian concepts. In order to accomplish this aim, this thesis explores three films from Erdem's oeuvre by employing Deleuzian concepts clustered around "becoming". The three films are Kosmos (2010), What's a Human, Anyway? (2004), and Singing Women (2013), since they carry a thematic commonality in the narrative of the concept of becoming; and vary with diversified forms of this concept, such as becoming-animal, woman, and imperceptible in terms of form and narrative. Within this scope, the thesis reveals Gilles Deleuze's consistency between his philosophy developed with Félix Guattari and cinema theory by the agency of Erdem's cinema. In addition to underlining the parallels, the narrative and formal analysis also delve into Erdem's reinterpretations of and deviations from Deleuzian theory. Keywords: becoming-animal, becoming-child, becoming-imperceptible, Reha Erdem, the impulse-image

NarrativeErdem, RehaFiction+2
Suphi Keskin
İhsan Doğramacı Bilkent University · Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessEN

Hangi akış? Erken dönem bilinç akışı romanının asıl doğası

The term "the stream of consciousness" refers to two different notions: a philosophical psychology theory purported by William James ("the Stream"), and a genre in 20th-century fiction that deals with the conscious unfolding of its characters ("the Novel"). The received narrative, after philosopher and novelist May Sinclair introduced the term to the literary scene in 1918, is that the Novel is best read as a representation of the Stream. However, if the Novelists did in fact intend to represent the Stream, then it is unlikely that they would succeed for the three following issues: the Incommensurability Problem, the Overarching Problem, and the Anatomical Problem. The Incommensurability Problem is about the impossibility of transcribing some crucial aspects of the Stream into the Novel because of the respective natures of the Stream and transcription. The Overarching Problem is about how the chief techniques used in the Novels represent the views of other schools of thought. The Anatomical Problem is about why it is impossible to capture the form of the Stream. I argue that these problems ultimately present strong objections to the idea that the Novel is best read as a representation of the Stream. But, in light of these concerns, I also argue that we should not use the Novel's successful representation of the Stream as a criterion to judge the success of the Novel as an artwork.

Stream of consciousnessPhilosophy of literatureFiction+2
Kemal Doğukan Sağbaş
İhsan Doğramacı Bilkent University · Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00

Related subjects