Leptin

99 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Vitiligolu hastalarda serum adipokin düzeyleri (Leptin, adiponektin) ve insülin direncinin araştırılması

Amaç: Vitiligo patogenezinde inflamasyonun rol oynadığı düşünülmektedir. Son yıllarda, adipokin dengesindeki düzensizlik inflamasyon, metabolik sendrom ve takiben gelişen hastalıklar ile ilişkili bulunmuştur. Bu çalışma, vitiligo hastalarında metabolik sendrom (MetS) bileşenlerinin varlığını ve insülin direncini (IR) belirlemeyi ve sağlıklı kontrol grubuyla karşılaştırmayı amaçlamıştır. Ayrıca vitiligo hastalarında serum leptin, adiponektin, tümör nekroz faktörü-α (TNF-α) düzeylerinin belirlenmesi ve hastalık aktivitesi ve yaygınlığı ile ilişkilerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Bu prospektif çalışmaya Mustafa Kemal Üniversitesi Dermatoloji Polikliniğine başvuran 37 vitiligo hastası (20 erkek, 17 kadın) ve 32 sağlıklı birey (16 erkek, 16 kadın) dahil edilmiştir. Katılımcıların VKİ (vücut kitle indeksi) hesaplanarak, kan basıncı ve bel çevreleri ayrı ayrı ölçülmüştür. Serum HDL-kolesterol, trigliserid (TG), insülin, TNF- α, leptin ve adiponektin düzeyleri değerlendirilmiştir. IR, homeostatik model değerlendirmesi (HOMA) metodu ile belirlenmiştir. Bulgular: Vitiligo ve kontrol grupları arasında yaş, cinsiyet ve VKİ açısından anlamlı fark izlenmemiştir. Hasta grubunun %10,8'inde (n=4), kontrol grubunun %9,3'ünde (n=3) MetS saptanmıştır. MetS komponentleri açısından iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır. Leptin (9,07±3,44) ve insülin (8,54±5,09) düzeyleri ve HOMA-IR (1,82±1,23) değerleri vitiligo hastalarında anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur (sırasıyla p=0,004; p=0,041; p=0,041). Vitiligo hastalarında kontrol grubuna göre adiponektin düzeyleri düşük ve TNF-α düzeyleri yüksek bulunmuş olmasına karşın iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark tespit edilmemiştir (sırasıyla p=0,885; p=0,110). Hastalık aktivitesi ve yaygınlığı ile serum adipokin düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı korelasyon saptanmamıştır. Sonuç: Proinflamatuar etkili leptinin yüksek bulunması vitiligo patogenezinde inflamasyonun rol oynadığı hipotezini desteklemektedir. HOMA-IR değerlerinin ve leptin düzeylerinin her ikisinde de görülen yükseklik vitiligonun insülin direnci ile ilişkili olduğunu göstermiştir. Anahtar kelimeler: adiponektin, insülin direnci, leptin, metabolik sendrom, tümör nekroz faktörü, vitiligo.

AdipokinlerAdiponektinLeptin+5
Ebru Okyay
Hatay Mustafa Kemal University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Konversiyon bozukluğu hastalarında serum adiponektin,galanin,leptin ve ghrelin düzeyleri

a. Giriş ve amaç: Bu çalışmada çeşitli psikiyatrik bozuklukların etyopatogenezinde rolü olduğu ileri sürülen nöropeptitlerin konversioyon bozukluğu (KB) etyopatogenezindeki olası rolünün araştırılması amaçlanmıştır. b. Yöntem: Çalışma, Ekim 2010- Eylül 2011 tarihleri arasında Turgut Özal Tıp Merkezi psikiyatri polikliniğinde konversiyon bozukluğu tanısı alan hastalarda yapılmıştır. Çalışmaya 15-65 yaş arası 45 hasta ve hasta grubu ile yaş, cinsiyet ve eğitim düzeyleri açısından eşleştirilmiş 31 sağlıklı gönüllü katılmıştır. Olası karıştırıcı faktörleri dışlamak için DSM-IV?e göre başka bir eksen I ve eksen II tanısı olan hastalar çalışmaya alınmamıştır. c. Bulgular: Bu çalışmada KB olan hasta grubunda adiponektin düzeyleri anlamlı olarak yüksek bulundu. KB olan hasta grubu ve kontrol grubu arasında ghrelin düzeyleri açısından istatistiki olarak fark bulunmadı. Hasta grubunda leptin düzeyleri anlamlı olarak yüksek bulundu. Hasta grubunda galanin düzeyleri anlamlı olarak düşük bulundu.d. Tartışma: Stres dayanıklılığına (resilience) katkıda bulunan psikobiyolojik faktörlere bu çalışmayla yenileri de eklenmiş olabilir. Galanin ve ghrelin düşüklüğü KB hastalarının incinebilirliğinin (vulnerability) yüksek olduğunu destekliyor olabilir. Adiponektin ve leptin yüksekliğinin ise stres dayanıklılığını artırmak amaçlı geliştiğini düşündürmektedir. Adiponektin ve leptin yüksekliği kompansatuvar mekanizmanın çalıştığını ya da negatif geribildirim mekanizmasında bir sorun olduğunu gösteriyor olabilir. Anahtar kelimeler: Konversiyon, adiponektin, galanin, leptin, ghrelin, dayanıklılıkincinebilirlik.

AdiponektinGhrelinKonversiyon bozuklukları+3
Fatma Ayık Özdemir
İnönü University
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Yerli kara ve Doğu Anadolu kırmızısı ırkı sığırlarda calpastatin (CAST), leptin (LEP) ve büyüme hormonu reseptörü(ghr) genlerinin frekanslarının belirlenmesi

Bu çalışma, Yerli Kara (YK) ve Doğu Anadolu Kırmızısı (DAK) ırkı sığırlarda Calpastatin (CAST), Leptin (LEP) ve Büyüme Hormonu Reseptörü (GHR) gen polimorfizmlerinin frekanslarının belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışmada yaş ve cinsiyet ayrımı yapılmaksızın 50 baş YK, 50 baş DAK ırkı sığır kullanılmıştır. Alınan kan örneklerinden PCR-RFLP yöntemi ile genotiplendirme işlemi gerçekleştirilmiştir. CAST geni S20T polimorfizmi açısından CC, GC ve GG genotiplerine ilişkin frekanslar sırasıyla YK'larda %56, %40 ve %4; DAK'da ise sırasıyla %26, %40 ve %34 olarak belirlenmiştir. GHR geni S555G polimorfizmi açısından hem YK'da (%56) hem de DAK'da (%38) en yüksek frekansın AG genotipi olduğu tespit edilmiştir. LEP geni A80V polimorfizmi açısından ise incelenen tüm ırklarda sadece TT genotipi görülmüştür. Sonuç olarak, incelenen YK ve DAK ırkı sığırların hedeflenen CAST ve GHR polimorfizmleri açısından varyasyon gösteriği; ancak LEP-A80V polimorfizmi açısından ise monomorfik olduğu tespit edilmiştir. Et verim ve kalitesine etkili olduğu düşünülen CAST ve GHR genlerindeki polimorfik yapının, YK ve DAK ırkı sığırlarda fenotipi ne düzeyde etkilediğine ilişkin gerçekleştirilecek çalışmaların gerekliliği açıktır. Mevcut çalışmanın yerli gen kaynaklarının korunması açısından literatüre katkı sağlayacağı düşünülürken; söz konusu çalışmalara da temel oluşturacağı öngörülmektedir.

Doğu Anadolu bölgesiLeptinPolimeraz zincirleme reaksiyonu+1
Mehlika Er Onan
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Health Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Üzüm çekirdeği ekstraktının sıcak stresi altındaki holstein ırkı buzağılarda büyüne performansı ve oksidatif stres üzerine etkisi

Bu araştırmanın amacı, sıcak stresi altındaki Holstein ırkı buzağılarda üzüm çekirdeği ekstraktı (ÜÇE) takviyesinin; büyüme performansı, antioksidan aktivite, inflamasyon, kan metabolitleri, fekal uçucu yağ asitleri (UYA), hematolojik ve fizyolojik parametreler üzerindeki etkilerini araştırmaktır. Araştırmada 60 adet Holstein dişi buzağı (3 günlük) canlı ağırlık (40,6 ± 2,17 kg) ve kıl örtüsüne göre benzer dört gruba ayrılmıştır. Gruplardaki buzağılara sırasıyla 0 (KON, n=15), 25 (ÜÇE1, n=15), 50 (ÜÇE2, n=15) ve 100 (ÜÇE3, n=15) mg/kg canlı ağırlık dozunda sütle beraber üzüm çekirdeği ekstraktı içirilmiştir. Ağırlık artışlarını belirlemek için buzağılar 15'er gün aralıklarla tartılmıştır. Kan örnekleri 3, 33 ve 63. günlerde alınırken, fekal UYA'yı değerlendirmek için 33 ve 63. günlerde dışkı örnekleri alınmıştır. Rektal sıcaklıklar ve solunum sayıları haftada üç kez ölçülmüştür. Sıcaklık nem indeksi (SNİ) değerleri çalışma boyunca 73,2 ile 87,4 arasında değişmiş ve çalışma 63. günde sonlandırılmıştır. Çalışmanın 3-18 ve 33-48 günleri arasına en yüksek günlük canlı ağırlık artışı (GCAA) ÜÇE2 grubundaki buzağılarda gözlenirken, 18-33 ve 48-63 günler arasında en yüksek GCAA ÜÇE3 grubundaki buzağılarda görülmüştür (P<0,01). Ayrıca, en yüksek yem tüketimi ÜÇE3 grubundaki buzağılarda gözlenmiştir (P<0,01). Plazma malondialdehit (MDA), tümör nekroz faktör alfa (TNF-α) konsantrasyonları ve solunum sayısı ÜÇE takviyesi yapılan tüm gruplarda azalmıştır (P<0,01). KON grubuna kıyasla 33. günde ÜÇE3 grubundaki buzağılarda plazma toplam antioksidan kapasite (TAK) konsantrasyonu artmıştır (P=0,02). Öte yandan KON grubuna kıyasla ÜÇE2 ve ÜÇE3 gruplarında süperoksit dismutaz (SOD) konsantrasyonu artarken, bu gruplarda plazma leptin, insulin ve kortizol konsantrasyonları azalmıştır (P<0,01). ÜÇE takviyesi yapılan tüm gruplarda hematokrit, hemoglobin ve kırmızı kan hücrelerinin (RBC) miktarı artmıştır (P<0,01). Ek olarak ÜÇE3 grubundaki buzağılarda fekal toplam UYA konsantrasyonu artmıştır (P<0,01). Sonuç olarak, günlük 50 mg/kg canlı ağırlık dozunda ÜÇE takviyesinin, sıcak stresi altındaki buzağıların sağlık parametreleri ve performansları üzerinde faydalı etkiler yaratarak sıcak stresi etkilerinin hafifletilebileceği sonucuna varılmıştır.

AntioksidanlarBuzağılarLeptin+5
Emin Ürkmez
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Parkinson fare modelinde zorunlu egzersizin leptin ve nöropeptid Y üzerine etkisi

Parkinson hastalığı, substantia nigra pars compactadaki dopaminerjik nöronların ilerleyici kaybıyla karakterize yaygın bir nörodejeneratif bozukluktur. Parkinson hastalarında karakteristik olarak görülen semptomlar, hastaların yaşam kalitesini önemli oranda azaltmaktadır. Mevcut tedavi yöntemleri semptomatik rahatlamayı sağlayan dopamin nörotransmisyonunu arttırmayı hedeflemektedir ancak hala kesin bir tedavi bulunmamaktadır. Aerobik egzersizin Parkinson hastalığında motor semptomları azalttığı kanıtlanmıştır. Ayrıca, son zamanlarda Parkinson hastalığında leptin sinyallemesinin ve nöropeptid Y'nin nörotrofik ve nöroprotektif işlevlerine dair kanıtlar artmaktadır. Bu nedenle egzersizin Parkinson hastalığında Nöropeptid Y ve leptin üzerindeki etkisini histolojik, biyokimyasal olarak ve in vivo deneylerle araştırmayı amaçladık. Bu çalışmada, 8-10 haftalık C57BL/6 tip erkek farelere zorunlu egzersiz protokolü uygulanarak motor ve motor olmayan semptomlar; çubuk testi, rotarod testi, açık alan testi ve yükseltilmiş artı labirent testi ile değerlendirildi. Striatum dokusundaki hücreler hematoksilen-eozin boyama sonrası incelendi. Leptin ve nöropeptid Y seviyeleri enzime bağlı immünosorban aktivite tayini kitleri aracılığıyla ölçüldü. Parkinson hastalığındaki semptomatik değişimler araştırıldı. Sonuçlarımız, egzersizin PH'de NPY seviyelerini anlamlı şekilde değiştirmediğini gösterirken striatal leptin ekspresyonunun, sağlıklı kontrollere ve egzersiz yapmayan Parkinson grubuna kıyasla endojen olarak arttırdığını (p<0.05) kanıtladı. Anksiyete ve depresyon düzeyi, egzersiz yapmayan Parkinson grubunda en fazlaydı. Egzersiz yapan Parkinson grubunun hücreleri yapmayanlara kıyasla daha sağlıklıydı ve nörofibril kaybı daha azdı. Egzersizin nörokorumasına leptinin aracılık ettiğini, sağlıklı durumda egzersiz merkezi leptin ekspresyonunu anlamlı olarak değiştirmezken Parkinson hastalığında egzersizin leptin aracılı nörokoruyucu etki gösterdiğini bulduk. Anahtar Kelimeler: Parkinson Hastalığı, NPY, Leptin, Zorunlu egzersiz, MPTP

Antiparkinson ajanlarEgzersizFareler+4
Hatice Kübra Yiğit
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Oral yolla alınan capsaisinin yağ dokudaki adipokin ekspresyonu üzerine etkileri

Capsaicin, acı kırmızıbiberin etken maddesidir. Capsaicin alınımının hem lipolizi stimule ederek hem de lipogenezi engelleyerek yağ dokusunu azaltabileceği düşünülmektedir. Adipokinler hücreden hücreye sinyal taşıyıcı proteinlerdir ve yağ dokusundan salınırlar. Santral ve periferde görev almakla birlikte bu görevler santralde iştah ve enerji tüketimini düzenlemek iken periferde insülin duyarlılığı, oksidatif kapasite ve lipid alımını etkilemektir. Çalışmamızda, Capsaicinin sıçanlarda yağ dokusundaki bazı adipokinlerin ekspresyonu üzerine olabilecek etkilerinin immunohistokimyasal boyama yöntemi ile belirlenmesi amaçlandı. Deney grubu (n:10) % 0,04 oranında capsaicin içeren yem ile, kontrol grubu (n:10) ise standart sıçan yemi ile beslendi. Sıçanlar, 60 gün sonunda, canlı ağırlıkları tartılıp sırasıyla; deri altı, testiküler, visseral yağ dokusu ve kahverengi yağ dokusu örnekleri alındı. Tüm gruplara ait dokularda immunohistokimya yöntemi ile leptin, adiponektin, TNFα ve visfatin ekspresyonu yapıldı. Leptin için bakıldığında deney grubunda özellikle testiküler yağ doku (TY) ve visseral yağ dokuda (VY) kontrol grubuna oranla daha az boyanma görüldü. TNFα için, deney grubunda SY ve KY dokularında deney grubunun kontrol grubuna oranla daha yoğun boyandığı tespit edilirken, TY ve VY dokularında daha az boyanma görüldü. Adiponektin için, kontrol ve deney grupları arasında dikkate değer bir farklılık gözlenmemesine karşın sadece SY dokusunda deney grubunun daha fazla boyandığı tespit edildi. Visfatin için, KY dokusunda 2 grup arasında dikkate değer bir farklılık görünmezken, TY, VY ve SY dokularında deney grubunun kontrole oranla daha yoğun boyandığı görüldü. Sonuç olarak; Capsaicin, hem beyaz hem de kahverengi yağ dokusunu ve bu dokularda sentezlenen bazı adipokinleri (adiponektin, leptin, TNF- α ve visfatin) uyararak, ekspresyonlarında değişikliğe sebep olmuştur. Anahtar Kelimeler: Capsaisin, Adipokin, Beyaz yağ dokusu, Kahverengi yağ dokusu

AdipokinlerAdipokinlerAdiponektin+7
Merve Demiroğlu
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Normal ve fazla kilolu hastalarda diş hareket hızı, kemik metabolizması belirteçleri ve tükürük leptin seviyelerinin karşılaştırılması

Birçok metabolik hastalığı beraberinde taşıdığı bilinen obezite, her yaşta ciddi sağlık problemlerine yol açabilen prevalansı yüksek, yaygın bir sağlık sorunudur. Obez insanların serum leptin konsantrasyonları obez olmayanlara oranla oldukça yüksektir. Leptin, kemik remodelinginden sorumlu sitokin benzeri etkilere sahiptir, bu nedenle leptin seviyesinin ortodontik diş hareket hızı üzerinde bir etkisi olabileceği düşünülür. Bu kapsamda, bu çalışmanın amacı üst birinci premolar çekimi ve kanin distalizasyonu gerektiren normal ve fazla kilolu bireyler arasındaki ortodontik diş hareket hızını değerlendirmek, tükürük leptin konsantrasyonunu karşılaştırmak ve diş hareket miktarıyla leptin arasındaki korelasyonu araştırmaktır. Ayrıca dişeti oluğu sıvısından (DOS) elde edilen Osteoprotegerin (OPG) ve Reseptör Aktivatör Nüklear Faktör Kappa B Ligandı (RANKL) seviyelerinin diş hareketi süresince değişimi incelenecektir. Çalışma için ortodontik tedavi talebiyle başvuran 12-18 yaş aralığındaki adölesan hastalardan her grupta 10 kız 6 erkek olacak şekilde 32 hasta seçilmiştir. Hastaların yaş ortalaması 15,58±1,55'tir. Beden kitle indeksi (BKİ) verilerine göre 25-29.9 kg/m2 arası olan hastalar fazla kilolu tanımına uyduğu için çalışma grubunu, 18.5–24.9 kg/m2 arası olan normal kilolu hastalar ise kontrol grubunu oluşturmaktadır. Hastalardan ortodontik tedavi öncesi (T0), distalizasyonun başladığı gün (T1), distalizasyonun 1. günü (T2), 1. ay (T3) ve distalizasyon tamamlanana kadar takip eden her ay kayıt alınmıştır. Bu kayıtlar; ağız içi fotoğraflar, üst çene dental ölçüsü, randomize olarak seçilen sağ veya sol üst kanin dişin distalinden kağıt şerit ile alınan DOS örneği ve stimule edilmemiş tükürük örneğidir. Seviyeleme tamamlandıktan sonra 0.016 x 0.022 çelik teller takılarak kanin dişlerden birinci molar dişlere uzanan Nikel-Titanyum (NiTi) kapalı sarmak yaylar ile 150 gr kuvvet uygulanarak kanin distalizasyonu gerçekleştirilmiştir. Toplanan bütün tükürük ve DOS örnekleri biyokimyasal analizleri yapılana kadar -80°C'de saklanmıştır. Üst çene alçı modelleri dijital ortama aktarılmıştır. Dijital modeller üzerinde, en az değişiklik gösterdiği bilinen ruga bölgesinde, 3. rugaların medial uçları ve insiziv papillanın en posterior ucu işaretlenerek 3 boyutlu çakıştırma yapılmıştır ve diş hareket miktarı ölçülmüştür. Elde edilen veriler, bağımsız örneklem t testi, Mann Whitney U Testi ve Pearson korelasyon testi kullanılarak %95 güven aralığında istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. Analizler sonucunda BKİ değeri yüksek olan hastaların tükürük leptin düzeyi, normal kilolu hastalara göre yaklaşık 3 veya 4 katından daha fazla olduğu bulunmuştur. (p≤0,01) Leptin seviyesi yüksek olan hastaların diş hareket hızının azaldığı, tedavi süresinin uzadığı tespit edilmiştir. (p≤0,01) Fazla kilolu hastaların diş hareket miktarı (1,03±0,09), BKİ normal sınırlar içinde olan bireylere (1,25±0,13) göre düşüktür. (p≤0,01) Hem BKİ yüksek hem de normal değerlere sahip bireylerde diş hareket miktarı ve tükürük leptin seviyesi arasında, fazla kilolu bireylerde daha güçlü olmakla birlikte, yüksek korelasyon tespit edilmiştir. (p<0,05) Diş hareketi boyunca her iki grupta da DOS OPG seviyesinin önce azaldığı daha sonra hafif oranda yükseldiği tespit edilmiştir. Normal kilolu bireylerin OPG seviyesi tüm zaman dilimlerinde fazla kilolu hastalardan yüksek bulunmuştur. Diş hareketi süresince DOS RANKL düzeyinin ilk olarak artış gösterip daha sonra hafifçe azaldığı tespit edilmiştir. Normal kilolu bireylerin RANKL seviyesi tüm zaman dilimlerinde fazla kilolu hastalardan düşük bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: BKİ, Diş hareket hızı, Tükürük Leptin, DOS, OPG, RANKL

Diş hareketleriGingival oluk sıvıKemik ve kemikler+6
Nurper Madak
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2020
10
DoctorateOpen AccessTR

Twin blok tedavisi gören normal ve fazla kilolu hastaların tükürük leptin düzeylerinin iskeletsel ve dişsel değişime etkisinin karşılaştırılması

Sınıf II maloklüzyon; problemin kaynaklandığı çeneye göre farklı şekillerde tedavi edilebilir. Mandibular retrognati, Sınıf II maloklüzyonun en sık görülme nedeni olup, ideal tedavi hedefi mandibulanın büyüme ve gelişimini stimüle etmektir. Twin Blok apareyi, 2 parçadan oluşması sebebiyle hastalarda kullanım rahatlığı sunması, üst çenede aynı zamanda genişletme yapılabilmesi gibi avantajlarından dolayı en çok tercih edilen fonksiyonel apareylerden biridir. Twin Blok uygulaması ile yapılan fonksiyonel tedavide alt çene aşağı ve öne konumlandırılmakta, bu sayede alt çene kondilindeki liflerin gerilimesiyle endokondral kemikleşme stimule edilmektedir. Bu durum mandibula boyutunda artışa sebep olmaktadır. Literatürde endokondral kemikleşmeyi ve dolayısıyla tedavi etkinliğini değiştirebilen çeşitli faktörler bildirilmiştir. Bu faktörlerden biri olan leptin hormonu, yağ dokusunun fazla olmasına bağlı olarak kilolu hastalarda normalden fazla salgılanır. Bu sebeple, kilolu hastalarda endokondral kemikleşme miktarı leptin düzeyi artışına bağlı olarak artacağı düşünülebilinir. Endokondral kemikleşme modeli olarak farelerdeki mandibular kondilinin kullanıldığı bir çalışmada da leptinin kondildeki kondrosit popülasyonu üzerine doğrudan etkisinin olduğu görülmüştür. Literatürde leptin düzeyinin, osteoklastik aktivite ve endokontral kemikleşme üzerine olan etkisi ile ilgili çalışmalar mevcut iken, fonksiyonel tedavi etkinliğinde leptin miktarının etkisinin ölçüldüğü çalışma bulunmamaktadır Bezmialem Vakıf Üniversitesi, Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalına tedavi amacıyla başvuran 32 hasta; fazla kilolu ve normal kilolu olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. Fazla kilolu hastalar, Dünya Sağlık Örgütünün çocuk ve adolasanlar için belirlediği tabloda 85 persentil ve üzeri hastalardan, normal kilolu hastalar ise 85 ve 15 persentil arası bireylerden oluşturulmuştır. Boy Kilo İndeksine ek olarak, leptin düzeyi hastaların yağ dokusu mikarıyla da doğru orantılı olduğundan, tedavi başında 3. ayda ve tedavi sonunda hastaların yağ oranına da bakılmıştır. Hastaların yağ oranı Bezmialem Vakıf Üniversitesi dietetik bölümünde DEXA cihazı ile ölçülmüştür. Tedavide kullanılacak olan Twin Blok apareyleri Clark´ın 2002 yılında tanıttığı gibi dizayn edilmiştir. Kapanış kaydı sagittal aktivasyonu, mandibulanın en ileri pozisyonun yüzde 70'i kadar ileri alınarak; vertikal aktivasyonu, 2-4 mm istirahat aralığının üzerine çıkılarak yapılmıştır. Normal ve fazladan düzeltim yapıldıktan sonra tedavi sonlandırılmıştır. Endokondral kemikleşmeye bağlı kondil boyu artışı, tedavi başında ve sonunda lateral sefalometrik filmler aracılığıyla, lineer ölçümlerden oluşan Pancherz sefalometrik analiz yöntemi kullanılarak değerlendirilmiştir. Tüm hastalardan 5 farklı zamanda (tedavi başı, 1. ay, 3. ay, 6. ay ve tedavi sonu) stimule olmamış tükürük, invaziv olmayan pasif akıtma yöntemiyle alınmıştır. Tükürük örneği (5 ml) saat 9 ile 12 saatleri arasında yemekten en az 1 saat sonra alınmıştır. Örnekler hastalar dik oturtularak başları öne eğilecek ve tüp ağızının köşesine konularak tükürük tübe akıtılmıştır. Toplanan tükürük 15 dakika boyunca 4˚C'de boş kuru tüp içinde 15,000 x g´de santrifüj edilmiştir. Alınan süpernatant'ın 1 ml ´si cryotüplerde -80 ˚C'de derin dondurucuda leptin analizi yapılıncaya kadar saklanmıştır. Daha sonra tükürük örneklerinden ELISA kitleriyle leptin düzeyleri fotometrik olarak ölçülmüştir. Bu çalışmanın bulgularına göre, Sınıf II bölüm 1 malokluzyonu olan aşırı kilolu ve normal kilolu hastaların Twin Blok apareyi ile tedavilerinin sonucu başarıyla gerçekleştirilmiştir. Tedavi sonunda her iki grupta da Sınıf 1 molar ve kanin ilişki elde edilmiş, overjet ve overbite önemli miktarda azalmış, konveks profil ortadan kalmıştır. Aşırı ve normal kilolu hasta gruplarında maksillada istatiksel olarak anlamlı ciddi bir fark bulunamazken, mandibula uzunluğunda aşırı kilolu hastalarda normal kilolu hastalara göre istatiksel olarak (0,01Anahtar Kelime: Dental aygıtlar = Dental instruments ; Dişler = Teeth ; Kemik ve kemikler = Bone and bones ; Leptin = Leptin ; Maloklüzyon = Malocclusion ; Maloklüzyon-angle sınıf III = Malocclusion-angle class III ; Obezite = Obesity ; Tükürük = Saliva ; Vücut kitle indeksi = Body mass index ; İskelet = Skeleton

Dental aygıtlarDişlerKemik ve kemikler+7
Ece Karaer
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Leptin ile insülin hormonu arasındaki gelişmelerde bir işaret olarak tip 1 ve 2 diyabet mellitus arasındaki ilişki

Bu tez çalışmasında, tip 1 diyabetli (T1DM) kadınlarda ve tip 2 diyabetli (T2DM) kadınlarda leptin ve insülin arasındaki ilişki araştırılmıştır. Her diyabet hastalığından elli kadın çalışmaya alındı ve iki grup sağlıklı kadınla kontrol edildi; her grup, yaşla eşleşen ilgili hasta grubunu kontrol etti. Leptin, karşılık gelen kontrole kıyasla T1DM'li kadınların ve T2DM'li kadınların serumunda önemli ölçüde artmıştır. Ek olarak, insülin T1DM'li kadınlarda azalmış, ancak T2DM'li kadınlarda artmıştır. Her iki hasta grubunda da glukoz ve glikolize hemoglobin seviyeleri yükselmiştir. Ghrelin, T1DM'li kadınlarda ve T2DM'li kadınlarda azalırken, T2DM hastalığı olan kadınlarda lipid profili değişmiştir. Leptinin, T1DM'li kadınlarda insülin ile ilişkili olmadığı, ancak T2DM hastalığı olan kadınlarda insülin ile negatif ilişkili olduğu görülmüştür. Sonuç olarak, leptin ve ghrelin, T1DM ve T2DM hastalıklarının patofizyolojisinde önemli rol oynamaktadır.

Diabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 1Diabetes mellitus-tip 2+4
Hajır Adnan Dahham Maamer
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Association between leptin and nesfatin-1 with antioxidant capacity in obese Iraqi patients

This study was involved the exploration of nesfatin-1 and leptin association with the total antioxidant capacity (TAC) in obese males. The experimental part of the study has involved the analyze of nesfatin-1, leptin, TAC, triacylglycerol (TAG), total cholesterol (T.Ch), high-density lipoprotein-cholesterol (HDL-Ch), low-density lipoprotein cholesterol (LDL-Ch), very low-density lipoprotein-cholesterol (VLDL-Ch), urea, and creatinine in 60 obese males, and controlled with 60 lean males of comparable ages. Anthropometrics for obesity were calculated for all of the selected subjects including body mass index (BMI), waist circumference (WC), waist to hip ratio (WHpR), and waist to height ratio (WHtR). The results have expressed a significant (P<0.05) higher level of leptin with significant (P<0.05) lower levels of nesfatin-1 and TAC in obese males compared to lean males. Additionally, TAG, T.Ch, LDL-Ch, VLDL-Ch, and urea were greatly (P<0.05) higher in obese males than lean males, while HDL-Ch was greatly (P<0.05) lower. The differences in creatinine were non-significant (P>0.05). Leptin was associated directly with BMI and inversely with nesfatin-1 in obese males. On the other hand, nesfatin-1 was associated directly with TAC, and both were associated negatively with BMI in obese males. In conclusion, nesfatin-1 has important role in obesity condition, and it involved in the oxidative stress that developed in obesity.

Antioxidant capacityLeptinLipids+2
Mohammed Jaafar Mohammed Alı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Obez bireylerde leptin reseptörünün genetik varyasyonu

Çalışmanın amacı, obez yetişkinlerin bazı immünolojik ve fizyolojik özelliklerinin belirlenmesi ve bu bireylerin yaş, bel çevresi (WC), vücut kitle indeksi (BMI) ve cinsiyetleri arasındaki ilişkinin tespit edilmesidir. Ayrıca, obezite ile ilişkili olabilecek genetik mutasyonları araştırmak ve bazı aday genlerin DNA polimorfizmlerinin obezite (fenotip) ile ilişkili olup olmadığını belirlemek için PCR-SSCP dizileme yaklaşımı kullanılmıştır. Çalışmamıza Irak Babil Hastanesi Beslenme Bölümü'ne başvuran, yaşları 19-40 arasında değişenlik gösteren ve etnik kökenleri aynı olan elli iki obez hasta (13 erkek, 39 kadın) (kronik hastalığı olan vakalar hariç) ve kontrol grubunu oluşturmak üzere otuz yedi sağlıklı birey (19 erkek, 18 kadın) dahil edilmiştir. BMI'ya göre obezite grupları I, II ve III şeklinde üç kategoriye ayrılmıştır. Mevcut çalışma, Leptin, ROS, BMI ve WC gibi fizyolojik parametrelerin tahminini yapmak ve obezite ile ilişkili LEP gen polimorfizmlerini ve genetik olarak hastalığı aktaran bir mutasyon olasılığını incelemek için ikiye ayrılmıştır. Sonuçlar, kadınların obez hastaların çoğunluğunu oluşturduğunu ve obez grup ile kontrol grubu arasında yaş, cinsiyet, vücut kitle indeksi ve önceki obezite öyküsü açısından önemli bir fark olduğunu (P=0,05) göstermiştir. Obez gruplardaki leptin düzeyleri, kontrol gruplarındaki düzeylerden önemli ölçüde farklılık göstermiştir ancak aynı durum Reaktif oksijen türleri (ROS) için geçerli olmamıştır. Her iki grupta da leptin düzeylerinin kadınlarda erkeklerden anlamlı olarak daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. ROS serum düzeylerinde cinsiyetler arasında anlamlı bir fark bulunamamıştır. Bu arada sonuçlar, üç obezite kategorisi arasında serum, leptin ve ROS konsantrasyonlarında anlamlı bir fark olmadığını göstermiştir. Çalışma parametrelerinin korelasyonları, BMI ile insülin (obez gruplar) arasında ve ayrıca BMI ile ROS (obez kadın grupları) arasında pozitif bir ilişki olduğunu ortaya koymuştur. Mevcut edinimlere göre, yaş, cinsiyet, obezite kategorileri, vücut kitle indeksi, kan leptin konsantrasyonları ve LEP'deki genetik değişikliklerin dağılımındaki farklılıklar, obezite gelişiminin ana nedenleri olabilir.

Fizyolojik özelliklerGenetikLeptin+3
Halah Qahtan Abed Abed
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessEN

The effect of some biochemical variables on obese individuals in Kirkuk governorate

In this study obesity was investigated for serum leptin, malondialdehyde (MDA), and reduced glutathione (GSH), along with the lipid profile. The study included fifty obese people and controlled with fifty healthy lean people with similar ages. The results have shown a significant higher body mass index (BMI) in obese people compared to lean people. Leptin and MDA were elevated significantly in the serum of obese people compared to lean control, while the level of serum GSH was reduced significantly. Triglycerides, cholesterol, LDL, and VLDL were significantly higher but HDL was significantly lower in obese people compared to lean control. Furthermore, obese people have shown positive correlation between leptin and BMI, between MDA and triglycerides, between MDA and VLDL, and negative correlation between MDA and HDL. Leptin, MDA and GSH were showed excellent sensitivities in the prognosis of obesity. This indicates a progressive oxidative stress in obese people

GlutathioneLeptinLipids+2
Mohammed Neamah Husseın Husseın
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Assessment of leptin levels and lipid profile among type 2 diabetic patients in comparison to non type 2 diabetics

The current research aims to assessment in vitro the leptin levels and lipid profile among type 2 diabetic patients in comparison to non diabetics and the changes in leptin, lipid profile, Glucose and some biochemical tests with type 2 diabetic patients in comparison to non diabetics men. 110 Patients with T2DM and healthy persons (Controls group) were evaluated with looking into account age and weight, Group A (Control Group 55 without T2DM), Group B (55 With T2DM). The levels were studied Leptin, FBS, HbA1c, total cholesterol levels, HDL, LDL, VLDL, and TG in all blood serum samples of patients and controls for all cases. The results indicate the importance of leptin and the effect of its levels in patients with diabetes mellitus, which indicates the clinical importance of diagnosing leptin levels with age and triglycerides when directly treating these patients. The relationship between leptin levels and HOMA-IR was more pronounced and significant among obese T2DM subjects. All in all, it can be recommended that more studies should be conducted in more groups in order to fully reveal the relationship between leptin and other chemical tests in patients with diabetes mellitus. Inaddition, some tests must be added, especially the hormone insulin, in order to conduct a more important study.

Diabetes mellitus-type 2Blood specimen collectionLeptin+2
Zaınab Beram Jasım Hasen
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessEN

The study level of leptin, B12, glucose metabolism and some biochemical markers on patients with renal failure disease

In this study, males with renal failure disease (RFD) have been investigated for their systemic leptin and vitamin B12 levels. One hundred and forty male subjects were enrolled in this study, 70 males were diagnosed with RFD while the other 70 males were healthy and used as control. Along with leptin and vitamin B12, the blood of males was analyzed for glycated hemoglobin (HbA1c) and the serum of males was analyzed for fasting blood sugar (FBS), urea, creatinine, cholesterol, triglycerides (TGs), and lactate dehydrogenase (LDH) activity. There were no significant differences in age and body mass index between males with RFD and control. Serum leptin was increased significantly in males with RFD compared to control. Serum vitamin B12 level was decreased significantly in males with RFS compared to control. Moreover, urea, creatinine, cholesterol, TGs levels, and LDH activity were all increased significantly in the serum of males with RFD compared to control. Nevertheless, the levels of FBS and HbA1c were not changed significantly between males with RFD and Control.

CreatinineL-lactate dehydrogenaseLeptin+2
Sunbl Alı Mohammed Mohammed
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Koroner arter hastalığında Leptin ve hs CRP düzeyleri

Amaç: Koroner Arter Hastalığı (KAH) ülkemizde ve tüm dünyada mortalite ve morbiditenin başta gelen nedenidir. Vücuttaki inflamatuvar yanıtın erken bir göstergesi olarak düzeyleri yükselen C-reaktif protein (CRP) ile obezite etyolojisinde önemli yeri olan leptin ile KAH arasındaki ilişkiyi gösteren kısıtlı sayıda çalışmalar bulunmaktadır. Bu çalışma ile vücut enerji dengesi düzenleyicisi olan ve obezite patogenezinde rol oynadığı düşünülen leptin ve hs-CRP ile KAH arasındaki ilişki araştırıldı.Gereç ve Yöntem: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalında, koroner arter hastalığı (KAH) düşünülüp koroner anjiyografi sonucu pozitif olan 83 kişi hasta grubunu (1. grup), anjiyo sonucu negatif olan 17 kişi kontrol grubunu (2. grup) ve kardiyolojik açıdan sağlıklı olduğu düşünülen 40 kişi ise diğer kontrol grubunu (3. grup) oluşturdu. Hs-CRP nefelometrik yöntemle, leptin ise Eliza yöntemiyle çalışıldı.Bulgular: Anjiyografi sonucuna göre hasta olan grup (1. grup) ile anjiyografiye girmeyen kontrol grubu (3. grup) arasında hs-CRP düzeyleri karşılaştırıldığında, gruplar arasındaki fark istatistiksel olarak 1. grupta anlamlı derecede yüksek bulundu ( p=0,005). 2. grupta leptin ile hs-CRP düzeyi arasında pozitif yönde anlamlı bir korelasyon gözlendi (p= 0,034). Leptin düzeyi ise koroner arter hastası olan grupta, kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı yüksek bulundu (p<0,001). Yine anjiyo normal grupta kontrol grubuna göre leptin düzeyi istatistiksel olarak anlamlı yüksek bulundu (p= 0,012).Sonuç: Bu çalışma sonucunda hs-CRP' nin koroner arter hastalarında değerli bir belirteç olduğu gözlendi. Leptin düzeyleri ise anjiyografi sonucundan bağımsız olarak kardiyovasküler risk faktörleri olan ve herhangi bir sebeple kardiyoloji bölümüne başvurmuş bireylerde, kardiyolojik açıdan sağlıklı olduğunu düşündüğümüz bireylere göre anlamlı derecede yüksek bulundu. Sonuç olarak leptinin kardiyovasküler sistem üzerindeki etkisi, obezite ve kalp hastalıkları arasındaki ilişkiyi anlamamıza yardımcı olacaktır. Bu konuyla ilgili olarak daha fazla sayıdaki hasta gruplarıyla daha geniş çaplı çalışmalar yapılması gerekmektedir.

C reaktif proteinKoroner hastalıkLeptin
Sezen Özavcı Aygün
Çukurova University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Obez çocuklarda serum omentin-1, vaspin, leptin ve adiponektin düzeylerinin değerlendirilmesi

Omentin-1, vaspin, leptin ve adiponekin adipoz dokudan salgılanan ve obeziteyle ilişkili sitokinlerdir. Obezlerde ve insülin direnci gelişenlerde plazma omentin-1, vaspin, adiponektin düzeyleri azalmakta, leptin seviyesi artmaktadır. Çalışmamızda obez ve obez olmayan çocuklarda omentin-1, leptin, vaspin ve adiponektin düzeylerini ve insülin direnciyle ilişkisinin olup olmadığı araştırılmıştır. Çalışmamıza; Ağustos 2019- Aralık 2019 tarihleri arasında Çocuk polikliniğine ek bir şikayeti olmaksızın kontrol amacıyla başvuran 6-17 yaş arası toplam 81 çocuk dahil edildi. Bunlardan 49 obez ve 32 'si obez olmayan grupa dahil edilerek omentin-1, vaspin, leptin ve adiponektin düzeyleri ile klinik laboratuvar parametreleri karşılaştırılmıştır. Çalışmamızın sonucunda; omentin-1, leptin ve adiponektin düzeyleri obez olan grupta yüksek buldduk. Vaspin düzeyleri ise kontrol grupta obez gruptan yüksek bulduk.Obez grupta leptin ile insülin direnci arasında anlamlı olmamakla birlikte poztif korelasyon, adiponektin ile isnülin direnci arasında anlamlı olmamakla birlikte negatif korelasyon saptanmıştır. Gruplar açısından AST, trigliserid, HOMA-IR, leptin, omentin-1, vaspin, ve adiponektin düzeyleri açısından anlamlılıklar tespit edildi. Obez grubunda AST, trigliserid, HOMA-IR, leptin, omentin-1 ve adiponektin düzeyleri kontrol grubuna göre daha yüksek bulunurken, vaspin, düzeyi obez grubunda anlamlı olarak daha düşük tespit edildi. Hepatosteatoz derecesi ile laboratuvar bulgularımız arasında anlamlı bir ilişki tespit edilmezken, hepatosteatoz ile omentin-1, leptin ve adiponektin arasında anlamlı pozitif korelasyon görüldü.Omentin-1, vaspin ve adiponektin ile ilgili sonuçlarımızın literatürden farklı olmasının nedeni; Irk, yaş, genetik faktörler ve sigara kullanma alışkanlığı olabilir. Çocuklarda omentin-1, vaspin ve adiponektinin obezite ile ilişkisine dair daha ileri araştırmalara ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: obezite, omentin-1, vaspin, leptin, adiponektin, insülin direnci

AdiponektinAşırı yeme bozukluğuLeptin+7
Allahverdı Sadıgov
Yozgat Bozok University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Osteoartritli hastalarda biyolojik markerlarla kuadriseps kas gücü arasındaki ilişki

Amaç: Diz osteoartritli (OA) hastalarda biyolojik markerlar başta olmak üzere antropometrik veriler, kemik mineral yoğunluğu, radyolojik evre, ağrı ve fonksiyonel durum gibi değişkenlerin kuadriseps kas kuvveti ile ilişkisini değerlendirmek amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya 40-70 yaş arası primer diz OA tanısı alan 152 hasta dahil edildi. Hastaların diz grafileri Kellgren-Lawrence evrelemesi ve medial tibiofemoral eklem aralığı ölçümü evrelemesine göre evrelendi. Leptin, C-terminal telopeptid tip II kollajen, osteokalsin, C-terminal telopeptid tip I kollajen, 25-hidroksivitamin D gibi adipoz doku, kıkırdak ve kemiğe ait biyolojik markerlar enzim-linked immunosorbent assay (ELISA) metoduyla değerlendirildi. Kuadriseps kas kuvveti manuel olarak (MicroFET3 cihazıyla) ve bilgisayarlı izokinetik dinamometre ile ölçüldü. Hastaların ağrı ve fonksiyonel durumları Western Ontario ve McMaster Üniversiteleri Osteoartrit İndeksi (WOMAC) kullanılarak değerlendirildi. Bulgular: Hastaların %77'si obezdi. Biyolojik markerlardan serum leptin seviyeleri ile vücut ağırlığı, vücut kütle indeksi ve bel çevresi ölçümleri orta-iyi derecede koreleydi (sırasıyla r=0,52, r=0,61, r=0,43). Leptin seviyeleri ile kuadriseps kas kuvveti arasında (manuel MicroFET3 ve izometrik ekstansör kas kuvveti) zayıf negatif korelasyon bulundu. Vizüel analog skala, WOMAC ağrı, fonksiyon alt skalaları ve total skoru ile kas kuvveti parametreleri arasında zayıf negatif korelasyon saptandı. WOMAC ağrı alt skalası ise izometrik ekstansör ve fleksör, izokinetik 60°/sn ve 120°/sn ekstansör, izokinetik 60°/sn ve 120°/sn fleksör kas kuvvetleri ile zayıf negatif korelasyon gösteriyordu. Sonuç: Çalışmamızda diz OA'lı hastalarda kuadriseps kas kuvvetini belirleyen bağımsız bir faktör bulunamamıştır. Kuadriseps kas kuvvetini belirlemede hastaların ağrı ve fonksiyonel durumlarının etkili olabileceği yani kas kuvvetinin OA'ya bağlı ağrı nedeniyle azalmış olabileceği sonucuna varılmıştır. Anahtar Sözcükler: Diz osteoartriti, leptin, kuadriseps kas kuvveti, izokinetik test

Diz eklemiEgzersizEgzersiz testi+4
Neslihan Gökçen
Çukurova University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Metastatik olmayan meme kanseri hastalarında, vücut yağ dağılımının; adiponektin, leptin ve irisin düzeyleri ile ilişkisinin değerlendirilmesi

Amaç-hipotez: Meme kanseri ve obezite toplumsal bir halk sağlığı sorunu haline gelmiştir. Meme kanseri tümör hücrelerinin doğasını daha iyi anlayabilmek ve bu hastalığa sahip hastaları tedavi ederken elimizi güçlendirmek için fizyopatolojiyi ve risk faktörleri iyi belirlemek ve tedavilerinde ve takiplerinde yeni seçenekler oluşturulmasına katkı sunabilmek için meme kanseri hastalarında vücut yağ dağılımının adiponektin, leptin ve irisin düzeyeleri ile ilişkisini değerlendirmek istedik. Yöntem: Çalışmaya 2019-2020 yılları arasında Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi medikal onkoloji polikliniğine başvuran evre 4 olmayan 60 meme kanseri hastası, medikal onkoloji polikliğinde takiplerini sürdüren meme kanseri açısından kür olmuş izlemde olan 60 takip hastasını ve hastanemize herhangi bir sebeple başvuran ve kronik bir hastalığı saptanmamış sağlıklı 60 gönüllüyü dahil ettik. 180 kişilik çalışma grubununun uzman diyetisyenler gözetiminde Tanita BC-418 MA cihazıyla vucüt ağırlıkları, vücut yağ dağılımları ve abdominal yağ miktarı ölçüldü. Hastaların boyları ölçüldü ve BMI hesaplanarak hastaların sonuçlarının yazıldığı analiz kağıtları dosyalandı. Plazmadan adiponektin, leptin ve irisin düzeyleri bakıldı. İstatiksel değerlendirmede SPSS-18 programı kullanılmıştır. p değeri <0,05 anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen hastalardan meme kanseri yeni tanı grubunun yaş ortalaması 55,18, meme kanseri izlem grubunun 53,90, kontrol grubunun 49,36 olarak geldi. Meme kanseri grubunun ortalama VKİ: 29,52 kg/m2, Meme kanseri izlem grubunun ortalama VKİ:31,78 kg/m2, kontrol grubunun ortalama VKİ: 32,47 kg/m2 olarak saptandı. Adiponektin düzeyleri meme kanseri yeni tanı grubunda ortalama 4,03 mg/L, meme kanseri izlem grubunun 4,82 mg/L, kontrol grubunda 4,42 mg/L (p=0,363) olarak sonuçlandı. Leptin sonuçları meme kanseri yeni tanı grubunda 13,08 ng/ml, meme kanseri izlem grubunda 22,23 ng/ml, kontrol grubunda 17,73 ng/ml (p=<0,001) olarak sonuçlandı. İrisin düzeyleri meme kanseri yeni tanı grubunda 11,58 ng/ml, meme kanseri izlem grubunda 17,02 ng/ml ve kontrol grubunda 15,86 ng/ml (p=0,002) olarak sonuçlandı. Sonuç: Meme kanseri yeni tanı grubunda serum irisin düzeyleri meme kanseri izlem grubuna göre daha düşük saptanmış olup çalışma anlamlı sonuçlanmıştır. İrisin meme kanser i hastalarının takibinde kullanılabilirliği ve terapötik etkileri için daha geniş hasta gruplarında çalışılmalıdır.

AdiponektinAdipoz dokuLeptin+6
Güven Yıldız
Aydın Adnan Menderes University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Obezite, tip 2 diyabet ve alzheimer hastalığında (Tip 3 diyabet) serum asprosin, leptin, ghrelin, amilin ve çinko düzeyleri ile nörometabolik durum değerlendirilmesi

Amaç: Obezite ve tip 2 diyabet (T2DM), Alzheimer hastalığı (AD) gelişimi ile ilişkilidir, ancak insülin direncinin ortak moleküler mekanizması şu anda bilinmemektedir. Çalışmamızda fazla kilolu/obez prediyabetik, T2DM ve AD hastalarında asprosin, leptin ve ghrelin düzeylerinin incelemesi, bu belirteçlerin enerji homeostazındaki rolü ve ortak yönlerinin ortaya konması amaçlandı. Gereç ve Yöntemler: Amerikan Diyabet Derneği (ADA) sınıflamasına göre obez/fazla kilolu (Ob/Ow) gönüllüler, AD hastaları ve 40 yaş üstü sağlıklı gönüllü grupları çalışmamıza dahil edildi. Grup1:Ob/Ow normal glukoz toleransı(n=26), Grup2:Ob/Ow izole bozulmuş açlık glukozu(n=26), Grup3:Ob/Ow bozulmuş açlık glukozu+bozulmuş glukoz toleransı(n=26), Grup4:Ob/Ow T2DM(n=26), Grup5:AD(n=26), Grup6:Kontrol (n=28). Biyokimyasal analizler venöz kan örneklerinden gerçekleştirilmiştir. Gruplar arası kıyaslamalar SPSS'de One-way Anova (post-hoc Tukey) ve Kruskal-Wallis (Mann-Whitney U), tabakalı analizlerle ve korelasyon analizleri Pearson-Spearman testleriyle yapılmıştır. Bulgular: Asprosin düzeylerinin yaştan ve vücut kitle indeksinden (VKİ) bağımsız olarak Alzheimer (p<0,001) ve T2DM (p=0,01) grubunda, kontrol grubuna göre istatiksel anlamlı yüksek olduğu görülmüştür. Asprosin düzeylerinin yaş, 2.saat glukoz, HbA1c ve kreatinin düzeyleriyle pozitif ilişkili olduğu tespit edilmiştir. Kontrol grubuna göre istatiksel anlamlı olarak; leptin düzeyleri ilk 4 grupta yüksek, ghrelin düzeyleri ise grup 1'de düşük olarak saptanmıştır. Leptin kadın cinsiyet, VKİ, lipid profili, ALT, glukoz, insülin, C-peptid, Homa-IR, ve CRP düzeyleriyle pozitif korele bulunmuş, bel-kalça oranı ile ise korelasyon tespit edilememiştir. ADA sınıflamasında grup1'den grup4'e ilerledikçe leptin/ghrelin oranının azaldığı saptanmıştır. Sonuçlar: Asprosin insülin direncinden ziyade glukoz sekresyonu ile ilişkili olup ve leptin/ghrelin oranındaki azalma ise enerji-glukoz homeostazını bozarak; obezitede T2DM'deki patofizyolojide etkili olabilir. Asprosin düzeylerinin Alzheimer hastalığında yaştan ve VKİ'den bağımsız olarak kontrol grubuna göre yüksek olduğu, literatürde bilgimiz dahilinde ilk kez tespit edilmiştir. T2DM ve obezite ile ortak yönlerinden dolayı, Alzheimer hastalığını tip 3 Diyabet olarak tanımlamanın uygun olduğunu düşünmekteyiz. Anahtar sözcükler: Obezite, Alzheimer hastalığı, Tip 2 Diyabetes Mellitüs

Alzheimer hastalığıAmilinAsprosin+5
Ahmet Angın
Manisa Celal Bayar University
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Peripartum dönemde rasyona ilave edilen yağlı tohumların keçi ve oğlaklarda performans ve plazma adipokin konsantrasyonuna etkisi

Mevcut çalışmada peripartum dönemde rasyona ilave edilen yağlı tohumların (omega-6 yağ asiti olan linoleik asitce zengin aspir, omega-3 yağ asiti olan linolenik asitce zengin keten tohumu ve omega-9 olan oleik asit ve omega-6 olan linoleik asitce zengin susam) keçi ve oğlaklarda performans ve plazma adipokin konsantrasyonuna etkisi araştırılmıştır. Prepartum -4. haftada 42 baş Alman Alaca x Kıl melezi keçi dört gruba ayrılmış (Kontrol, Aspir, Keten, Susam) ve bazal rasyona ilave olarak 100 g yağlı tohumla (aspir / keten / susam) beslenmiştir. Aynı gruplar oğlaklamadan postpartum 6. haftaya kadar ise bazal rasyona ilaveten hayvan başına 200 g yağlı tohum almıştır. Haftalık olarak bireysel kan ve süt numuneleri toplanmıştır. Prepartum dönemde yağlı tohumların adiponektin, ghrelin, leptin konsantrasyonları üzerine etkisi saptanmamıştır (herbir değişken için P>0.05). Postpartum dönemde ise adiponektin konsantrasyonu etkilenmemiş, aspir ve keten ilaveleri ghrelin (P=0.03) ve leptin (P=0.03) konsantrasyonlarını artırmıştır. Prepartum ve postpartum dönemde yağlı tohum ilavesi canlı ağırlık değişimini etkilememiştir (P˃0.05). Ancak, prepartum ve postpartum dönemde susam ilavesi kuru madde tüketimini azaltmıştır (P˂0.01). Kolostrum IgG (g/L) düzeyi omega-3 kaynağı olan keten ilavesiyle yükselmiştir (P=0.05). Süt verimi, düzeltilmiş süt verimleri, süt kuru madde ve süt yağ düzeyleri yağlı tohumlardan etkilenmemiştir (P˃0.05). Yağlı tohum verilen gruplarda protein, kazein, laktoz (P˂0.01) ve üre konsantrasyonlarının (P=0.08) kontrol grubuna göre yüksek olduğu ve en yüksek düzeylerin susam grubunda bulunduğu tespit edilmiştir. Kontrol, aspir, keten ve susam gruplarından doğan oğlakların canlı ağırlık değişimi ve canlı ağırlık arasında istatistiksel fark saptanmamıştır (P˃0.05). Mevcut çalışma ile yağlı tohumların hayvanların enerji durumundaki değişiklikler yoluyla plazma leptin ve ghrelin konsantrasyonunu değiştirebileceği ortaya konulmuştur.

AdiponektinAspirGhrelin+2
Metehan Kutlu
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Stres bozukluğunun beslenme bozukluğuna ve serum leptin, ghrelin, adiponektin düzeylerine etkisi

Günümüzde çok sayıda stres etkeni ile sıkça karşılaşılmaktadır. Stres etkenleri, kişinin beslenme alışkanlıklarını etkilemektedir. Beslenme alışkanlıklarındaki değişim, beslenme bozuklukları denilen durumlara zemin hazırlamaktadır. Çalışmamızda stres bozukluğunun yeme bozukluğuna ve adipositokin düzeylerine nasıl etki ettiğini araştırmayı amaçladık. Hastanemizde çalışan, öğrenim gören ve polikliniklere başvuran 18- 30 yaş arası hergangi bir hastalığı bulunmayan 313 kadına yeme bozukluğu ve stres bozukluğunun tespiti için daha önceden tarafımızca geçerlilik çalışması yapılmış SCOFF ve PSS testleri uygulandı. 313 kişilik çalışma grubundan 120 kişiye rutin laboratuar tetkikleri ve adipositokin düzeyleri çalışıldı. Tetkik edilen 120 kişiden yeme bozukluğu olmayan ve VKİ 18.5 ile 25 arasında olan 40 kişi kontrol grubu, 80 kişi vaka grubu olarak alındı. Bu vaka grupları VKİ'ne göre 18,5 altı 25 üstü ve aradaki normal değerler olmak üzere 3 gruba ayrıldı. Elde edilen 4 grup stres bozukluğu olup olmamasına göre de ayrı ayrı gruplandırıldı. 313 kadında yeme bozukluğu sıklığı %46,6 ; stres bozukluğu sıklığı % 34,5 idi. Stres bozukluğu olanlarda (%54,1) olmayanlara (%45.9) göre daha yüksek oranda yeme bozukluğu saptandı. Oluşturulan 4 grupta rutin laboratuar tetkikleri çalışıldı, grupların homojen olduğu izlendi. Bu gruplarda adipositokin düzeyleri çalışıldı. Yeme bozukluğu olan ve VKİ 18.5'in altında olan grupta leptin diğer gruplara göre anlamlı olarak düşük; ghrelin ve adiponektin diğer gruplara göre yüksek bulunmuştur. Aynı VKİ'ne sahip yeme bozukluğu olan ve olmayan grupta anlamlı farklılık saptanmamıştır. 4 grupta stres açısından kıyaslandığında VKİ 18.5'in altında olduğu grubun stres bozukluğu olan alt grubunda leptinin düştüğü, ghrelin ve adiponektinin arttığı; VKİ 25'in üzerinde olduğu grubun stres bozukluğu olan alt grubunda ise leptinin arttığı ghrelin ve adiponektinin azaldığı saptanmıştır. (p<0,05) Son olarak yeme bozukluğu olanlarda olmayanlara göre adipositokinlerin hepsinde anlamlı olarak arttığı bulunmuştur. Çalışmamız sonucunda 18-30 yaş arasında kadınlarda yeme bozukluğu ile leptin, ghrelin, adiponektin arasında doğrudan ilişki bulunmuştur. Bununla beraber stresin hem yeme bozukluğuna katkıda bulunduğu, hem de adipositokin değerlerini etkilediği saptanmıştır.

AdipokinlerAdiponektinBeslenme bozuklukları+4
Barış Köksal
Manisa Celal Bayar University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tütün kullanım bozukluğu olan tıp fakültesi öğrencileri ve araştırma görevlilerinde craving ile oreksin-leptin düzeylerinin ve mizaç-karakter özelliklerinin ilişkisi

Amaç: Tütün kullanım bozukluğu olan bireylerde tekrarlayan sigara kullanımı, genellikle sigara içmeye karşı duyulan aşırı istek (craving) nedeniyle olmaktadır ve cravingin sigara tüketiminde relapslarda en önemli risk etmeni olduğu dile getirilmektedir. Bu nedenle craving durumunun pekişmesinde etkili olabilecek etmenlerin araştırılması önemlidir. Bu araştırmada tütün kullanım bozukluğu olan bireylerde cravingi etkileyebileceğini düşündüğümüz serum oreksin ve leptin düzeyleri ile mizaç ve karakter özelliklerini incelemeyi amaçladık. Yöntem: Örneklem grubunu, CBÜ Tıp Fakültesi öğrencilerinden ve Hafsa Sultan Hastanesi'nde görevli asistanlardan 80 kişi oluşturmuştur. İlk aşamada bu kişiler ile yapılacak görüşmede DSM-V tütün kullanım bozukluğu kriterleri göz önünde bulundurulmuştur. Kontrol grubu CBÜ Tıp Fakültesi öğrencileri ile Hafsa Sultan Hastanesi'nde görevli asistanlar arasından tütün kullanım bozukluğu grubu ile yaş, cinsiyet, vücut kitle indeksi ve eğitim düzeyi açısından eşleştirilmiş 40 sağlıklı gönüllüden oluşmuştur. Her iki gruba da sosyodemografik ve klinik Bilgi Formu, DSM-IV SCID-I Klinik Versiyonu, Madde Aşerme Ölçeği (MAÖ), Fagerstrom Nikotin Bağımlılık Ölçeği, Cloninger Mizaç ve Karakter Envanteri uygulanmış, plazma öreksin ve leptin düzeylerinin belirlenmesi için kan örnekleri alınmıştır. Bulgular:Sigara içen grupta TCI yenilik arayışı toplam puanı (p=0.003) ve NS3 (p=0.003), NS4 (p=0.002) alt ölçek puanları; sigara içmeyen grupta ise kendini yönetme SD2 (p=0.02), SD5 (p=0.01) alt ölçek puanları ve iş birliği toplam puanı (p=0.001) ve C4 (p=0.002), C5 (p=0.001) alt ölçek puanları daha yüksek bulunmuştur. Sigara içme süresi ile NS3 (p=0.03) ve NS-toplam (p=0.09) puanı arasında pozitif korelasyon saptanmıştır. Sigara içen grubun annelerinin daha fazla sigara içtiği saptanmıştır (p=0.024). Sigara içen grupta plazma oreksin düzeyleri daha düşük bulunmuştur (p<0.001). Her iki grupta da leptin düzeyleri kadınlarda daha yüksek bulunmuştur (sigara içen p=0.002, sigara içmeyen p<0.001).Sigara içen grupta oreksin ile TCI-RD1 (p=0.04) arasında pozitif; sigara içmeyen grupta ise oreksin ile HA4 (p=0.006) ve HA-toplam puanları (p=0.02) arasında negatif korelasyon saptanmıştır. Sigara içen grupta leptin ile TCI-NS2 (p=0.03) pozitif; RD1 (p=0.02) arasında negatif korelasyon saptanmıştır.Plazma oreksin düzeyi sigara içmeyenleri ayırt etmede iyi derecede başarı göstermiştir (p=0.001). Sonuç: Bu çalışmanın sonucu olarak sigara içen ve içmeyen gruplar arasında TCI ölçeği alt gruplarında ve oreksin açısından farklılık saptanmıştır. Bu sonuçlar sigaranın bırakılması sonucu ortaya çıkan craving ile mücadele için yol gösterici olacaktır. Ayrıca Türkiye'de sadece nikotin cravingini değerlendiren bir ölçeğin olmaması bir eksiklik olup, bu alanda çalışma yapılması önemlidir.

AşermeBağımlılıkDoktorlar+7
Kadir Aşçıbaşı
Manisa Celal Bayar University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Spondiloartritli hastalarda leptin, IL-6, hepsidin ve kemik metabolizma belrteç düzeylerinin, aerobik egzersiz ve hastalık aktivitesi ile ilişkisi

Amaç: Spondiloartritli hastalarda serum leptin, IL-6, hepsidin ve kemik metabolizma belirteçlerinden sklerostin ve dickoppf-1 düzeylerinin, aerobik egzersiz ve hastalık aktivitesi ile arasındaki ilişkisini değerlendirmek Gereç ve Yöntem: Bu çalışmaya 25 nonradyografik aksiyel spondiloartrit ve 25 ankilozan spondilit tanılı hasta ve 20 sağlıklı gönüllü dahil edildi. Ankilozan spondilitli 10 hastaya her seans 30 dk aerobik egzersiz ve sonrasında germe egzersizleri de olacak şekilde toplam 15 seans egzersiz programı düzenlendi. Hastaların egzersiz öncesi ve sonrası leptin, IL-6, hepsidin, sklerostin ve dickkopf-1 'i içeren kan örnekleri alındı, hastalık aktivitesi için C-reaktif protein ve eritrosit sedimentasyon hızı bakıldı, Bath Ankylosing Spondylitis Disease Activity Score (BASDAI), Bath Ankylosing Spondylitis Functional Index (BASFI), visüel analog skala (VAS) skorları hesaplandı. Vücut ağırlığı, boy, bel çevresi ve kalça çevresi ölçümleriyle antropometrik değerlendirmeleri yapıldı. Bu sonuçlardan vücut kitle indeksi ve bel/kalça çevresi oranı hesaplandı. Egzersiz almayan diğer gruplarda ise başvuruda birer kez biyokimyasal tetkikleri alındı ve antropometrik ölçümleri yapıldı. Elde edilen verilerle hasta gruplarıyla kontrol grubu arasında farklılıkların olup olmadığı değerlendirildi. Çıkan sonuçların hasta gruplarında hastalık aktivitesi arasındaki ilişkisi ve egzersiz alan grupta ise egzersiz öncesi ve sonrası karşılaştırmaları yapıldı. Bulgular: AS, nr-aksSpA ve kontrol grupları arasında serum leptin, IL-6, hepsidin düzeylerinde anlamlı farklılık saptanmadı. Serum sklerostin düzeyleri AS'li hastalarda nr-aksSpA'lı hastalara göre istatistiksel anlamlı yüksek saptandı (p=0,008). Semptomların başlama süresi de AS'li hastalarda nr-aksSpA'lı hastalara göre anlamlı yüksekti (p=0,007) ve sklerostin düzeyleri ile semptom süresi arasında pozitif korelasyon saptandı(p=0,039, r= ,293). Serum dkk-1 düzeyinde ise AS ve nr-aksSpA'lı hastalarda kontrol grubuna göre istatistiksel anlamlı olmayan yükseklik saptandı. Hastalık aktivitesi belirteçlerinden CRP ile hepsidin arasında pozitif korelasyon saptandı (p=0,11, korelasyon katsayısı= ,301). Egzersiz alan AS'li hastalarda ise egzersiz öncesine göre VO2 maks ve yürüme mesafesi anlamlı artış gösterdi (sırasıyla p=0,036, p=0,036), hastalık aktivitesi klinik belirteci BASDAI, BASFI'de istatistiksel anlamlı olmayan düşüş, VAS'ta istatistiksel anlamlı düşüş ile birlikte leptinde istatistiksel anlamlı azalma (p=0,047) gözlendi. Sonuçlar: Bu çalışmada aerobik egzersiz ile AS'li hastaların VO2maks ve yürüme mesafesinin arttığını gösterdik. Böylelikle hastaların kardiyopulmoner enduransında artış sağladık. Fakat aerobik egzersiz ile inflamasyon ve hastalık aktivitesi arasında açıkça bir ilişki gösteremedik. Aerobik egzersiz sonrası leptindeki düşüklük ile hastalık aktivitesi arasında ilişki olabileceğini fakat bu konuda kullandığımız yöntemlerin yetersiz kaldığını düşündük. Yapılacak daha iyi tasarlanmış çalışmalarla leptin ile hastalık aktivitesi arasındaki ilişkinin aydınlatılabileceğinin düşüncesindeyiz. Hastalık aktivitesini değerlendirmek için incelediğimiz inflamatuar olabilecek belirteçlerden serum IL-6, sklerostin, dickkopf-1 düzeyleri ile hastalık aktivitesi laboratuar ve klinik belirteçleri arasında herhangi bir ilişki saptamadık. Fakat akut faz reaktanı CRP düzeyi ile hepsidini pozitif korele saptadık. Böylelikle hastalık aktivitesini değerlendirmek için hepsidinin objektif bir belirteç olabileceğini düşündük. Bu konudaki sınırlı veri nedeniyle daha çok hasta sayılı çalışmalarla bu ilişki daha net ortaya koyulabilir. Nr-aksSpA ve AS'li hastalarda hem serum sklerostin düzeylerini hem de ilk şikayetlerin başlama sürelerini AS'li hastalarda istatistiksel anlamlı yüksek saptadık. Bunun sonucunda osteoproliferasyon inhibtörü olan sklerostin düzeylerinin, literatürdeki nr-aksSpA ile AS'nin aynı hastalığın farklı süreçleri hipotezini destekleyabileceğini düşünmekteyiz. Her ne kadar spondiloartritlerde inflamasyon ve yeni kemik oluşumu kısmen ilişkili gibi düşünülse de sklerostinin inflamasyondan bağımsız yeni kemik oluşumuna katkı sağladığı kanısındayız. Tüm bu bulduğumuz sonuçlar eşliğinde ileride yapılacak olan daha geniş hasta sayılı çalışmalarla hastalık aktivitesinde rol alan yolaklar ve bu yolaklar ile hastalık aktivitesinin egzersiz ile ilişkisinin daha net ortaya koyulabileceği kanaatindeyiz.

ArtritEgzersizHepsidin+5
Elmas Kuru Akyol
Manisa Celal Bayar University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Proliferatif, sekretuar ve hiperplazik endometrial dokuda leptin ekspresyonu

Amaç: Bu çalışmanın amacı proliferasyon fazı ve sekresyon fazı endometrium dokularında leptin ekspresyonu varlığını araştırmak ve ek olarak hiperplastik endometrium dokularında normale göre leptin ekspresyonu açısından fark olup olmadığını ortaya koymaktır.Gereç ve Yöntem: Hastanemizde 2002-2007 yılları arasında tanı almış 17 adet proliferasyon fazında endometrium, 23 adet sekresyon fazında endometrium ve 18 adet endometrial hiperplazi dokusu ele alındı. Bu örnekler leptin ekspresyonu açısından immünohistokimyasal boyama yöntemi ile değerlendirildi. Boyanmanın yoğunluğu ve dağılımı göz önüne alınarak endometrial bezler ve yüzey epiteli için 0: negatif, 1: minimal boyanma, 2: hafif boyanma, 3: güçlü boyanma, stroma için 0: negatif, 1: hafif boyanma, 2: güçlü boyanma olarak kabul edildi.Bulgular: Leptin ekspresyonu açısından en az boyanma erken PFE dokularında gözlendi. Boyanma derecesi orta PFE örneklerinde erken PFE tanılı örneklere oranla daha yüksek, geç PFE dokularında ise en yüksek olarak gözlendi. Boyanma derecesi erken SFE dokularında belirgin olarak düşüktü. En yüksek boyanma derecesi ise geç SFE tanılı örneklerde izlendi. Adet döngüsü sürecinde endometrial leptin ekspresyonunun erken proliferasyon fazından itibaren arttığı, geç proliferasyon fazında en yüksek dereceye çıktığı ve ovulasyon ile belirgin olarak azaldığı bulundu. PFE, SFE ve EH tanılı örnekler arasında leptin ekspresyonu açısından istatiksel anlamda bir fark tespit edilmedi (P<0.05).Sonuç: Leptin ekspresyonu, en yüksek geç proliferasyon fazında olmak üzere adet döngüsü boyunca tüm endometriumda gözlenmesine karşın hiperplastik endometrium örneklerinde anlamlı bir artış tespit edilmedi. Bu bulguların ışığında leptinin hiperplastik süreçte katkısının olmadığını düşünmekteyiz.Anahtar Kelimeler: Leptin, Endometrial hiperplazi, Adet döngüsü

Endometrial hiperplaziLeptin
Ali Özler
Manisa Celal Bayar University
2008
00

Related subjects